Orijinalini görmek için tıklayınız : Alevi Jenosidi (Soykırımı) Hakkında Düşünceleriniz?


Balta
24.12.2006, 21:04
Geçmişten günümüze kadar Aleviler gerek katliamlarla gerekse Asimilasyon dediğimiz dönüşü olmayan dejenarasyona tabii tutulmuşlardır.

Hiç bahsetmediğimiz yada değinmediğimiz konu bunun bir Jenosid olup olmadığıdır.

Jenosid (Soykirim) kavraminin fikir babasi Raphael Lemkin’dir. Polonya dogumlu bir Yahudi olan Lemkin, Naziler’in elinden zor kurtularak ABD’ye kaçmis, orda soykirim kavramini icad etmisti. Ona göre ‘soykirim’, kisaca bir etnik veya dinsel azinligin güçlü bir devlet veyahut fiîli bir iktidar tarafindan sistematikmen yokedilmesini içerir. Genelde uzun bir dönem süren kitlesel öldürme operasyonlarini kapsayan fakat sadece bunlardan ibaret olmayip, bir etnik veya dinsel grubun topyekûn tasfiyesine yönelik eylemler de soykirim sayilmakta.
Bir soykirimin gerçeklesmesi kolay degildir, tarihdeki meshur örnekler sayisi de 8 ilâ 10 arasindadir. Bir grup insanin ugradigi takibat sürecinin veya katliamin ‘soykirim’ sifaatini kazanmasi için birtakim kosullarin ve olgularin olmasi gerekmektedir. Herseyden önce aktörler genelde iki grup olur: bir tarafta güçlü ve büyük bir devlet, öbür tarafta o devletin topraklarinda yasayan güçsüz ve düzen dışında olmalı. Bu iki kutuplu yaklasim her zaman geçerki olmasa bile (örnegin Kizilderili soykiriminda), genel anlamda bu tablo geçerli oluyor. Yani yüzbinlerce, genelde milyonlarca insan sözkonusu. Fakat soykirimin kriterleri nicel degil niteldir, kaç kisinin öldürülmüs olmasi önemsizdir. Bahsi geçen devlet-azinlik senaryosunda takibat ve zulmün artmasi sonucu, devleti teskil eden insanlarin azinlik sorununu çözmek için fiziksel imhayi seçmeleri soykirima denk düsmektedir. Devlet elitinin bu seçimi neden tercih etmesi ayri bir konudur.

Bu nedenle BM 9 Aralik 1948 de Jenosid'i tanımlamış ve imzalanmistir

Sözleşmeci Taraflar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 11 Aralık 1946 tarihli ve 96(I) sayılı kararında soykırımın, Birleşmiş Milletlerin ruhuna ve amaçlarına aykırı olan ve uygar dünya tarafından lanetlenen, uluslararası hukuka göre bir suç olarak beyan edilmesini dikkate alarak, tarihin her döneminde soykırımın insanlık için büyük kayıplar meydana getirdiğini kabul ederek, insanlığı bu tür bir iğrenç musibetten kurtarmak için uluslararası işbirliğinin gerekli olduğuna kanaat getirerek, aşağıdaki hükümlerde anlaşmışlardır:
...
Madde 2
Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden her hangi biri, soykırım suçunu oluşturur.

a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;
b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek;
d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;
e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek

Bu maddelerden biri yada birçoğu Alevilere karşı kullanılmıştır. Madelere göre tarihi olayları tartışmak isterim.

Bu anlamda Alevi Jenosidi varmıdır Yokmudur?

Zahir
24.12.2006, 21:20
Madde 2
Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden her hangi biri, soykırım suçunu oluşturur.



Bu bağlamda Alevi kimliğine; Ulusal, etnik, ırksal, yada dinsel bir kimlik belirlemek lazım.

Şahsımca soykırımlar yapılmıştır. Yapılan soykırımlar daha çok dinsel kimlik göz önünde bulundurularak gerçekleştirilmiş olabilir.

Selamlar
(Zahir)

MeRaLiNa
24.12.2006, 22:14
kesinlikle soykirim olmustur Alevilere karsi

bunun icin bir cok kanitta var üstelik, osmanli belgelerinden bugüne kadar

benim merak ettigim, bir gün Ermeni soykirimi tartismalari gibi Alevi soykirimi katliamlari gündeme gelince neler olacak... Aleviler olarak ne kadar dayanikli ve organize olacagiz bu tartismalara ve hakkimizi nasil alacaz, bu tartismalari körükleyenler ortaya atanlar kimler olacak... vs vs

Aleviler yok sayiliyor ve son zamanlarda dahada hizini almis asimilasyon politikalari var gibi, herkes Alevileri bir yerlere cekmek istiyor yada degerlerimizin yaptiklarini carpitarak sünni gibi göstermeye calisiyorlar... sannedersem AB süreci ve Alevilerdeki AIHM ile baslayan kipirdamadan rahatsizlar...

Türkiyedeki politika bu tür konularda hep masumlari oynar ve baskalarinda suc bulur... birde Alevi gercegi ile karsilasmaktan korkuyorlar bence....

MareNostrum
24.12.2006, 22:36
jenosit; çok hassas bir kavram.alevi soykırımı olması için topyekün,her alevi bireyini hedef alacak şekilde,gayet sistematik bir toplu yok etme/baskı altına alma gerekir.üniversitelerde soykırım konusu genelde toplumun gözü önünde olandan çok daha farklı şekilde tartışılır.dünyada kabul görmüş tek soykırım yahudi soykırımıdır ki yahudi lobisi; bunun tek ve yahudi kıyımı için özel bir isim olması için çaba sarfetmektedirler.

yukarıda sayılan maddelerin geçerli olabilmesi için en önemli olgu bu girişimin sistematik bir şekilde,devletçe politika olarak belirlenmiş ve hiçbir aleviyi ayırd etmeden uygulamaya konmuş olması gereklidir.bu uygulama tüm ülke topraklarında yerel halk ile işbirliği içinde olması gereklidir.yukarıdaki maddelerin geçerli olabilmesi için olayın bunları da sağlıyor olması gereklidir.

ama aleviler; böylesi bir şeyle karşı karşıya kalmamışlardır.zannımca dağlara kaçtıkları için kurtulmuşlardır.yani elde imkan olsa soykırıma uğrayabilirlerdi.

ama tanımı jenosit veya değil,bu zulümün varlığını tartışmak yersizdir.

esas sorun alevilerin; ermeniler gibi soykırım iddiasıyla ortaya çıkıp çıkmayacaklarıdır.

halitseyfi
24.12.2006, 22:40
Soykırımın kesin olarak olmuş demek için bu amaca yönelik bir planın olması lazımdır.

Eğer maraş,malatya vb sonyıllarda yapılan saldırıların incelenmesi durumunda planlı ve proğramlı bir saldırı ve katliamların olduğu görülmektedir.

Bu katliamlara soykırım dememek için bir sebebin olduğunu sanmıyorum.

Balta
24.12.2006, 22:51
jenosit; çok hassas bir kavram.alevi soykırımı olması için topyekün,her alevi bireyini hedef alacak şekilde,gayet sistematik bir toplu yok etme/baskı altına alma gerekir.üniversitelerde soykırım konusu genelde toplumun gözü önünde olandan çok daha farklı şekilde tartışılır.dünyada kabul görmüş tek soykırım yahudi soykırımıdır ki yahudi lobisi; bunun tek ve yahudi kıyımı için özel bir isim olması için çaba sarfetmektedirler.

Osmanlı döneminde her birey hedef alınmıştır. O günden son yıllara kadar da insanlar Alevi olduklarını saklamışlar ve yakın tarihe kadar ibadetlerini gizli yapmışlardır.


yukarıda sayılan maddelerin geçerli olabilmesi için en önemli olgu bu girişimin sistematik bir şekilde,devletçe politika olarak belirlenmiş ve hiçbir aleviyi ayırd etmeden uygulamaya konmuş olması gereklidir.bu uygulama tüm ülke topraklarında yerel halk ile işbirliği içinde olması gereklidir.yukarıdaki maddelerin geçerli olabilmesi için olayın bunları da sağlıyor olması gereklidir.

Soykırımın maddelerinden önce tanımında şu ibare de vardır.

Genelde uzun bir dönem süren kitlesel öldürme operasyonlarını kapsayan fakat sadece bunlardan ibaret olmayıp, bir etnik veya dinsel grubun topyekûn tasfiyesine yönelik eylemler de soykırım sayilmakta.

ama aleviler; böylesi bir şeyle karşı karşıya kalmamışlardır.zannımca dağlara kaçtıkları için kurtulmuşlardır.yani elde imkan olsa soykırıma uğrayabilirlerdi.

Aleviler böyle bir şeyle karşı karşıya kaldıkları için zaten dağlara kaçıp saklanmış ya da kimliklerini saklamışlardır. Oysa bu bile soykırım için sebeptir.

c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek;


ama tanımı jenosit veya değil,bu zulümün varlığını tartışmak yersizdir.

esas sorun alevilerin; ermeniler gibi soykırım iddiasıyla ortaya çıkıp çıkmayacaklarıdır.

Bunu tarih belirleyecektir. Ve bu anlamda bizler burda ilk kez bunu gündeme getiriyoruz.

MareNostrum
24.12.2006, 22:55
Soykırımın kesin olarak olmuş demek için bu amaca yönelik bir planın olması lazımdır.

Eğer maraş,malatya vb sonyıllarda yapılan saldırıların incelenmesi durumunda planlı ve proğramlı bir saldırı ve katliamların olduğu görülmektedir.

Bu katliamlara soykırım dememek için bir sebebin olduğunu sanmıyorum.

ben kendi fikrimi söyledim can.bildiğim,okuduğum,hocalarla tartıştığım kadarıyla alevilere yapılmış eylemler soykırım tanımına girmiyor.

ama bence bu ermenilerin soykırım dalgasına çok kapılmış görünüyoruz.soykırım olsun veya olmasın ortada yıllardır devam eden bir zulüm var,bunun hesabı elbette sorulmalıdır.lakin bazı maddeleri çekerek kendimizi kandırmayalım.birleşmiş milletler alevi soykırımını tanımaz istediği kadar işine gelse bile.dikkatlice okuyalım bu sadece bir tanım meselesi.soykırım kulağa çok acıklı geliyor,dinlediğimiz,gördüğümüz,yaşadığımız acılar bizi hassas olmaya sürüklüyor.saydığın katliamlarda yakınlarını kaybetmiş birisiyim ben de ama önce aramamız gereken gerçek.

biz; birbirimize ermeni diasporası gibi "soykırım" gibi karanlık bir şeyle bağlı değiliz.biz birbirimize dört kapıyla kırk makamla bağlıyız.

eğer olmayan bir şeyi neden olmuş gibi gösterelim,ihtiyacımız mı var buna?neden kendimizi dahi kandıralım.her ermeni çocuğunun beyni bununla yıkanır çünkü o halkın tutunabileceği,bir araya gelmelerini sağlayacak tek bir şey var o da soykırımdır.

ama bizim buna ihtiyacımız mı var? zulüm olduğunu bilmiyor muyuz? iftiralar atıldı,taşlar atıldı,kurşunlar atıldı...vurdular,boğazladılar,yaktılar.ama bizi birbirimize sadece bunlar mı bağlayacak?yoksa onlardan ne farkımız kalır?

bu tanım işini kendimi de geriye çekerek işin uzmanı tarihçilere bırakalım derim.ben sadece kendi görüşümü söyledim,eğer yarın çıkıp ermeni soykırımını kabul eden halil berktay "evet alevi soykırımı vardır" dese dahi benim görüşlerim değişmeyecek.

ne değişecek bunu kullanmaya kalksak? tüm batı bizim başımıza üşüşecek.bizi kullanmaya çalışacak.daha maraş'ın,sivas'ın hesabı sorulmadı kökeni 500 yıl evvele dayanan bir zulümü mü soracağız?

türkiye öyle bir ülke ki ayrılıkçı örgütü de devleti de yüzünü batıya dönmüş.biz kendimize bakalım.ne diye daha bu ayrılık?

ahmakça bir iyimserlikle yazmıyorum,zaten bilirim ki eden bulur elbet.onlarla bir olmaya gerek yok.doğru neyse kardeşlik neyse ortadadır,buna zarar verecek hiç bir şeye gerek yok.

öfkeyle dolmaya gerek yok canlar.ne öfkeler gördü bu topraklar sonunda kendi kendini yedi.biz yolumuzu biliriz oradan gideriz.

politikaya aleviliği karıştırmaya gerek yok.tarihçilere bırakalım bu işi.

Şoreş
24.12.2006, 22:58
Biz Aleviler Anadolu Selçuklu Devletiyle beraber baskı altına girmiş ve Osmanlının İlk Padişahlarından sonra Soykırıma uğramış bir toplumuz..
Osmanlı Alevileri herzaman tehlike olarak görmüştür.. Yavuz tahta geçince kendini İslam Dünyasının Halifesi ilan etmiş ve Sünni Şeriatı daha kesin bir hal almıştır.. Bu dönemde Alevilere olan Dinsel baskılar artmış, Anadolunun çeşitli Bölgelerinde pek çok köy kökten yok edilmiştir..

Fatih Sultan Mehmet zamanında Cuma Namazı kılmak ve Ramazan Orucu tutmak zorunluydu.. Bunu uygulamayanlar ise Şeriat cezası ile cezalandırılıyordu.. Alevilik farklı olduğu için Sünni İslam'ın uygulamalarını doğal olarak uygulamıyorlardı.. Alevileri Fatihle beraber katledilmeye başlanıştır.. Yavuz İrana büyük bir sefer düzenlemiş ve Çaldıran Zaferinden sonra Merzifona gelmiştir.. Merzifona geldiğinde Askerlerine emir vererek Merzifondaki tüm Alevileri katlettirmiştir.. Osmanlı Doğudaki Alevileri tehlike olarak gördüğü için, İdrisi Bitlis ile anlaşıp Doğu Anadoluda, Anadolu sınırından Diyarbakıra kadar 300 Alevi Köyünü yoketmiştir... Alevilerin kelleleri kesilmiş, kellelerden tepecikler yapılmıştır.. Tüm bunlar yapılırken Müslümanların Şeyhülislam'ı olan Ebussuud Efendi tüm Camilerde Aleviler hakkında Vaaz verdirmeye başlamıştır.. Verilen Fetvalarda Alevilerin katli vacip olduğu, evladı zina olduklarını söyletip, Sünni halkı Alevilere kışkırtmayı başarmış ve Kızılbaş öldürene Cennetin Anahtarını vermiştir... Doğu Anadoludaki Alevi Nüfusun büyük kısmı yok edilmiştir... Katliamlar Çorum, Tokat, Amasya yöresinde de devam etmiştir.. Çorum Ovalarında binlerce Alevi Kılıçtan geçirilmiştir..


Dersimdeki Alevi Aşiretleri baskı altında tutulmuş, haklarında çirkin fetvalar çıkarılmıştır.. Karadenizdeki Çepni Alevilerini Sünnileştirmek için baskı uygulamıştır Osmanlı ve Çepnilerin yarısı Sünnileşmiştir... Buda bir katliamdır..
Alevi Cemevleri Sünni Tasavvufçulara devredilmiş, Alevilerin yazılı kaynakları, din adamları sürülmüş ve yok edilmiştir.. Kanuni zamanında Doğuda 100.000 üzerinde Alevi katledilmiştir.. Yavuz ise Alevi sayımı yaptırıp 40.000 Aleviyi katlettirmiştir.. Başkaldıran Aleviler ise zindanlarda yakılmıştır..

halitseyfi
24.12.2006, 23:06
jenosit; çok hassas bir kavram.alevi soykırımı olması için topyekün,her alevi bireyini hedef alacak şekilde,gayet sistematik bir toplu yok etme/baskı altına alma gerekir..

Bu dediğiniz kesinlikle olmuştur. Alevi olduğunu yıllarca saklayanlar bu sebeple, yani katliamlara veya öldürülmeye maruz kalmamak için saklamıştır.

yukarıda sayılan maddelerin geçerli olabilmesi için en önemli olgu bu girişimin sistematik bir şekilde,devletçe politika olarak belirlenmiş ve hiçbir aleviyi ayırd etmeden uygulamaya konmuş olması gereklidir.bu uygulama tüm ülke topraklarında yerel halk ile işbirliği içinde olması gereklidir.yukarıdaki maddelerin geçerli olabilmesi için olayın bunları da sağlıyor olması gereklidir...

Devlet kimdir veya nedir? kurumlarda çalışan makam işgal eden kişiler değilmidir. Bu kişiler Alevileri şu veya bu şekilde baskı altına almamışmıdır. Bu politikaları uygularken, Beyaz alevi, siyah alevi ayrımı mı yapmışlar. hiç sanmıyorum. Alevi olan herkes bu saldırı ve baskılarda nasibini almıştır.

Yerel halklara gelince, bu politikaların uygulanmasında "Katli vaçip" fermanları ve "Bİr alevi öldüren cennete gider" söylemleri kime karşı yapılamıştır,hangi kişileri toplu kıyımlar yapmaya teşvik etmiştir. Bu öldürülen kişileri devlet kademesindeki kişiler mi gelip öldürmüştür. Bunu yapanlar yerel halktan değilde kimlerdir.

ama aleviler; böylesi bir şeyle karşı karşıya kalmamışlardır.zannımca dağlara kaçtıkları için kurtulmuşlardır.yani elde imkan olsa soykırıma uğrayabilirlerdi.

ama tanımı jenosit veya değil,bu zulümün varlığını tartışmak yersizdir.

esas sorun alevilerin; ermeniler gibi soykırım iddiasıyla ortaya çıkıp çıkmayacaklarıdır.
Dağlara kaçamayan aleviler nerdedir? Emin ol can o imkanlar vardı ve çekinilmeden kullanıldı.

Alevilerin bu iddaile ortaya çıkıp çıkmayacaklarınıda sanırım zaman gösterecek. Bu birazda devletin Aleviliğe bakışıyla ilgili olacaktır.

Zahir
24.12.2006, 23:09
yukarıda sayılan maddelerin geçerli olabilmesi için en önemli olgu bu girişimin sistematik bir şekilde,devletçe politika olarak belirlenmiş ve hiçbir aleviyi ayırd etmeden uygulamaya konmuş olması gereklidir.bu uygulama tüm ülke topraklarında yerel halk ile işbirliği içinde olması gereklidir.yukarıdaki maddelerin geçerli olabilmesi için olayın bunları da sağlıyor olması gereklidir.



1) 1400 yıldır sistamtik şekilde egemen devlet sahip olduğu gerçekçi islami inançlarından dolayı sürekli alevileri öldürme eğiliminde olmuştur.

2) Ülkemiz için Diyanet İşleri şeklindeki bir kurumun politikası bellidir.

3) Egemen güç yaptırımlarında, uygulamlarında, katliamlarında hiç aleviyi ayırt etmemiştir.

4) Yapılan soykırımlar elbetteki faşizan halk kitleleri ile iş birliği içerisinde yapılmıştır.


1400 yıl önce başka bir ülkenin topraklarında sahip olduğu inançlarından dolayı kerbalada soykırıma giden zihniyet gerek ülkemizdeki cumhuriyetle gerekse oslamlı satanatı ilede aynı düşüncesini sürdürmüştür.

Elbetteki soykırımda belli bir sayı aramamak gerekir. 1400 yıldır Aleviler sahip olduğu islami inançlarından dolayı her dönemimde soykırıma maruz kalmışlardır.

Selamlar
(Zahir)

MareNostrum
24.12.2006, 23:09
sores;

anlattıklarından oldukça haberdarım.

ama sadece birşeyin altını çizeyim; burada sorun tanımdır.buna soykırım demek; size tokat atan birini bana yumruk attı diyerek şikayet etmeye benzer.

son zamanlarda herkesin dilinde bir soykırım var zaten.kazakistan'da dayak yiyen işçiler dahi "bize soykırım yapıldı" diyorlar.bu galeyana bizim kapılmamamız gerekiyor.

anlattıklarınızı gayet de iyi biliyorum zaten bu davranışınızı da olağan karşılıyorum.

soykırım tarihçiler arasında çok büyük bir tartışma konusudur ama genel kabul edilen görüş dünya tarihinde tek soykırımın yahudi soykırımı olduğu yönündedir.

sadece bu fikirlere hemen kapılmayın.soykırım tanımına da sokabilir belki bazı tarihçiler ama bu soykırım iddiası bizim üzerinden siyaset yapacağımız bir şey olmamalı.

sevgili halit seyfi;

yazını senin yaptığın gibi tek tek cümlelere ayırıp yanıtlamayacağım; sadece bilmen gereken bu iddiayı çok basitleştirmen.okuduğun maddeler "genel soykırım tanımı için yeterli değildir".ben de haksız çıksam dahi altını çizmek istediğim nokta şudur ki; izlediğin metod sağlıksızdır.en azından bunu biraz daha coşkuya kapılmadan araştırmanı dilerim.

MareNostrum
24.12.2006, 23:22
1) 1400 yıldır sistamtik şekilde egemen devlet sahip olduğu gerçekçi islami inançlarından dolayı sürekli alevileri öldürme eğiliminde olmuştur.

2) Ülkemiz için Diyanet İşleri şeklindeki bir kurumun politikası bellidir.

3) Egemen güç yaptırımlarında, uygulamlarında, katliamlarında hiç aleviyi ayırt etmemiştir.

4) Yapılan soykırımlar elbetteki faşizan halk kitleleri ile iş birliği içerisinde yapılmıştır.


1400 yıl önce başka bir ülkenin topraklarında sahip olduğu inançlarından dolayı kerbalada soykırıma giden zihniyet gerek ülkemizdeki cumhuriyetle gerekse oslamlı satanatı ilede aynı düşüncesini sürdürmüştür.

Elbetteki soykırımda belli bir sayı aramamak gerekir. 1400 yıldır Aleviler sahip olduğu islami inançlarından dolayı her dönemimde soykırıma maruz kalmışlardır.

Selamlar
(Zahir)


1. böyle bir şey yoktur,buna sistemli öldürme denemez.baskı altına alma önceliktir.

2.diyanet işleri esas olarak kemalist rejim tarafından şeriat tehlikesine karşı kurulmuştur.menderes döneminde ise tüm devlet sistemi muhafazakarlaştığı için böyle bir durum oluşmuştur.devlet eliyle tek tip insan yaratma profilinde etkisi vardır ama bu sadece alevileri hedef alan bir oluşum değildir ki olsa dahi bu soykırım tanımı için bir ispat sayılamaz.

3.ayırd etmemiştir demek etmiştir demekten daha barizdir.koçgiri,dersim gibi bölgeler dışındaki egede,akdenizdeki aleviler için böyle bir şey söylenemez.mesela koçgiri'de isyan üzerine zulüm uygulanmıştır.

4.hayır,her halk bireyinin buna tam destek verdiğini söylemek kendini kandırmaktır.

canlar rica ederim beni bu iddiaları tek tek cevaplamak durumunda bırakmayınız.sadece tarafsız bir şekilde araştırın bu konuyu.tarihçilerle görüşün,sağlam kaynakları okuyun.hatalı çevrilmiş soykırım gerekçe maddeleri ile hemen bu dalgaya kapılmayın canlar.

Şoreş
24.12.2006, 23:23
Belgelerle konuşalım..


Osmanlı Belgelerinden


Cuma Namazına Gitmeyenlerin Cezalandırılması
http://img125.imageshack.us/img125/4053/01cumahf6.gif



BEŞ VAKİT NAMAZ KILMAYANLARIN

CEZALANDIRILMASI
http://img419.imageshack.us/img419/3334/78osmanliwo5.gif




BEKTAŞİ BABALARI’NIN KATLİ ve SÜRGÜNÜ
http://img387.imageshack.us/img387/4853/75osmanlioa7.gif




ÇANKIRI ÇERKES’TEKİ KIZILBAŞLAR’IN

HAKLARINDAN GELİNMESİNE

http://img189.imageshack.us/img189/6900/50nx2.jpg

halitseyfi
24.12.2006, 23:36
ben kendi fikrimi söyledim can.bildiğim,okuduğum,hocalarla tartıştığım kadarıyla alevilere yapılmış eylemler soykırım tanımına girmiyor..
Sevgili Can
Alıntı yaptığınız yazıyı özellikle size yönelik yazmamıştım.

ama bence bu ermenilerin soykırım dalgasına çok kapılmış görünüyoruz.soykırım olsun veya olmasın ortada yıllardır devam eden bir zulüm var,bunun hesabı elbette sorulmalıdır.lakin bazı maddeleri çekerek kendimizi kandırmayalım.birleşmiş milletler alevi soykırımını tanımaz istediği kadar işine gelse bile.dikkatlice okuyalım bu sadece bir tanım meselesi.soykırım kulağa çok acıklı geliyor,dinlediğimiz,gördüğümüz,yaşadığımız acılar bizi hassas olmaya sürüklüyor.saydığın katliamlarda yakınlarını kaybetmiş birisiyim ben de ama önce aramamız gereken gerçek.

biz; birbirimize ermeni diasporası gibi "soykırım" gibi karanlık bir şeyle bağlı değiliz.biz birbirimize dört kapıyla kırk makamla bağlıyız..
Ermeni soykırımı dalgsına kapılmak terimi pek yerine oturmadı. Öyle bir rüzgara kapılarak düşünce üreteçek kişilerden değilim. Kimseninde böyle bir şeye kapılacağınada ihtimal vermiyorum

BM lerin bunu kabul etmesi kaygısında da değilim.

Haklısın bizi birbirimize bağlayan bu değildir, olmamalıdır.

..

ama bizim buna ihtiyacımız mı var? zulüm olduğunu bilmiyor muyuz? iftiralar atıldı,taşlar atıldı,kurşunlar atıldı...vurdular,boğazladılar,yaktılar.ama bizi birbirimize sadece bunlar mı bağlayacak?yoksa onlardan ne farkımız kalır?

bu tanım işini kendimi de geriye çekerek işin uzmanı tarihçilere bırakalım derim.ben sadece kendi görüşümü söyledim,eğer yarın çıkıp ermeni soykırımını kabul eden halil berktay "evet alevi soykırımı vardır" dese dahi benim görüşlerim değişmeyecek.

ne değişecek bunu kullanmaya kalksak? tüm batı bizim başımıza üşüşecek.bizi kullanmaya çalışacak.daha maraş'ın,sivas'ın hesabı sorulmadı kökeni 500 yıl evvele dayanan bir zulümü mü soracağız?.

Bak seninle şu konuda aynı fikirdenim.Kesinlikle emperyalist devletlerin eline bizleri kendi ülkemize karşı kullanmaları fırsatı verilmesi taraftarı değilim.

Yalnız yapılan katliamların sorumluları ortaya çıkartılıp, mutlaka hesabı sorulmalıdır. 500 yıl önce yapılan katliamların hesabı sorulmadığı için bu zamanda halen katliamlara maruz kalıyoruz.
yarın aynı katliamların olmaması için bu gün yapılan katliamların hesabı sorulmalıdır.

.. türkiye öyle bir ülke ki ayrılıkçı örgütü de devleti de yüzünü batıya dönmüş.biz kendimize bakalım.ne diye daha bu ayrılık?.

Yüzünü batıya dönmüş bir ülkede halen katliamlar yaşanıyorsa , bu katliamların sorumlularından hesabı mutlak ve mutlak sorulmalıdır.

.. ahmakça bir iyimserlikle yazmıyorum,zaten bilirim ki eden bulur elbet.onlarla bir olmaya gerek yok.doğru neyse kardeşlik neyse ortadadır,buna zarar verecek hiç bir şeye gerek yok.

öfkeyle dolmaya gerek yok canlar.ne öfkeler gördü bu topraklar sonunda kendi kendini yedi.biz yolumuzu biliriz oradan gideriz.

politikaya aleviliği karıştırmaya gerek yok.tarihçilere bırakalım bu işi.

alevilik öyle birşeyki tüm emperyalistlerin tüylerini ürpertiyor. hangi alevi katliamların tarihini yazan veya bu katliamların sorumlularını ortaya çıkartılması savunan yazar veya düşünüre nobel ödülü verirler ki.

Balta
24.12.2006, 23:39
canlar rica ederim beni bu iddiaları tek tek cevaplamak durumunda bırakmayınız.sadece tarafsız bir şekilde araştırın bu konuyu.tarihçilerle görüşün,sağlam kaynakları okuyun.hatalı çevrilmiş soykırım gerekçe maddeleri ile hemen bu dalgaya kapılmayın canlar.

Burda hatalı çevrilmiş soykırım gerekçeleri dediğin birlşemiş milletlerin resmi web sayfasından alınıp çevirilendir. İngilizcesi olanlar okuyabilir.

Ayrıca ben Genel Kurmayın resmi web sayfasındaki linkide vereyim aynen onlarda bu şekilde almıştır.

http://www.tsk.mil.tr/uluslararasi/ermenisorunu.htm

Yazının ortasında Soykırım nedir başlığında bu maddeleri aynen burdaki çevirisiyle göreceksin.

Burda tarafsız düşünmeye şimdi ben davet ediyorum.

Gülseren58
24.12.2006, 23:42
Aşağıda Baki Öz'ün derlediği ve Alevilik ile İlgili Osmanlı Belgeleri İsimli Kitaptan alınmış bir bölüm vardır.

Bu Belge bir şeyhülislam olan Ebussuud Efendi'nin söylemlerinden oluşmakta..
Şunu hatırlatayım..Osmanlı İmparatorluğunu oluşturan en önemli kurumlardan biri dindir. Ve şeyhülislam da bu kurumu temsil etmektedir. Yani aşağıdaki sözleri devlet söylemiştir..
Bakkal Osman efendi değil..

Soru:-Kızılbaş topluluğun dine göre topluca öldürülmesi helal midir? Bunları öldürenler gazi, bu öldürme sırasında ölenler şehit midir?

Cevap:-Kızılbaşların topluca öldürülmeden elbette dinimizce helaldir. Bu, en büyük, en kutsal görevdir. Bu yolda ölmek de şehitliğin en yücesidir.

Soru:-Kızılbaşların önderinin Muhammed'in soyundan olduğu söyleniyor. Bu durumda Kızılbaşları öldürmenin helal olduğundan kuşku duyulmaz mı?

Cevap:-Haşa...en küçük kuşku duyulmaz. Kızılbaşların yaptıkları kötü işler, o temiz peygamber soyuyla bir ilgilerinin olmadığını göstermeye yeter de artar bile..

Bu belge böyle sorular ve cevaplarla sürmektedir.

Başında da belirttim. Bu fetvayı veren devletin resmi temsilcisidir. Devletin resmi temsilcileri hangi çağda olursa olsun, ondan bağımsız böyle laflar edemezler. Devletin bağlayıcılığı vardır çünkü..

Bu topraklarda böyle fetvalar ile soykırımlar yapılmıştır. Ve Aleviler de bu soykırımlardan fazlasıyla zarar görmüşlerdir.

Soykırımları bazı mali hesaplar yaparak, Alevilerin devletten talepleri olur korkusuyla reddetmek bence insanlık adına utanç vericidir.

Balta
24.12.2006, 23:44
dünyada kabul görmüş tek soykırım yahudi soykırımıdır ki yahudi lobisi; bunun tek ve yahudi kıyımı için özel bir isim olması için çaba sarfetmektedirler.
.

Bu konudada yanılıyorsun;

1)Hollanda’nın Lahey kentindeki BM Savaş Suçları Temyiz Mahkemesi 1995 yılında Bosna-Hersek’in Srebrenitsa kentinde en az 7.000 Boşnak erkeğin öldürüldüğü katliamı 2004 yılında Soykırım olarak nitelendirmiştir.

2) Rwanda daki Tuti soykırımınıda kabul etmişlerdir.

MareNostrum
24.12.2006, 23:44
sordes;

belgelerin hepsinin doğruluğunu tartışmıyorum,yapılan zülmu tartışmıyorum.konuyu buraya çekmeyiniz.belgeleriniz sizin verdiğiniz tanıma uyabilir ama tarihçiler ve birleşmiş milletler nezdinde soykırım ifadesi için yeterli değillerdir.

demek istediğim şudur ki; bu yapılan tüm eylemler alevi zulmünün soykırım tanımına girmesi için yeterli değildir.

canlar daha fazla dil dökmeyeceğim; altını çiziyorum ben haksız da çıkabilirim ama soykırım tanımı için öne sürdüğünüz iddialar soykırımı sağlamamaktadır.bunu bilmek için alim olmaya gerek yoktur.

soykırım; literatürde çok farklı bir konuma sahiptir.birleşmiş milletler; her alevinin birfiil tüm devlet kademeleriyle sadece alevileri hedef alan bir şekilde özellikle her alevinin her türlü fiziksel (göç,işkence,katl...) saldırıya maruz kaldığını kabul etmez ve emin olun tarihçiler de etmez de.burada demek istediğim soykırımın çok basit bir şey olmadığıdır.kızılderililere yapılan katlin dahi soykırım tanımına girip girmediği (ki burada tartışanlar bağımsız tarihçilerdir,mihrakların etkisini geçersiz sayınız) tartışığı öngörülürse alevi zulmünün soykırım tanımına girdiğini iddia etmek yanlış olacaktır.

dikkatle düşünün ki; ığdır'dan edirneye tüm alevi bireyleri için sadece alevileri hedef alan tüm devlet kademeleriyle onların kökünü kurutmayı hedefleyen bir tamamiyle sistematik ve tüm halk destekli bir eylem mevcut mudur?

buna evet derken kendi ailenizin,çevrenizin acılarını bir köşeye attığınızdan emin olunuz ve mutlaka bunu tarihsel geniş çaplı bir araştırmaya dayanarak bunu kabul ettiğinizden şüphe etmeyiniz.

soykırım; günümüzde o kadar kolay dile alınan bir kelime oldu ki buradaki "evet" oylarının ezici üstünlüğüne emin olun şaşmıyorum.sanırım ki tek hayır oyu veren benim ve yalnız kalacağım.

"kitle psikolojisi" denilen olguya teslim olmayın.biz alevilere yapılan katl ve diğer baskıları tartışmıyoruz; tartıştığımız bunların bir olayı formülize etmekte kullanılan soykırım tanımına girip girmediğidir.

ayrıca altını çizdiğim diğer önemli bir nokta ise; bunun bir siyaset aracı olarak kesinlikle kullanılmaması gerektiği çünkü bunun bilimsel dayanağının olmaması.bir zulüm olarak bunu savunabiliriz ama soykırım çok daha derin ve hassas bir kavram.

sizlere bunu; bu konuyu az çok araştırmış,bahsedilen katliamlarda yakınları yitirmiş (mesela sivas katliamı)yine bahsettiğim ayaklanmalarda ataları görev almış (koçgiri isyanı) bir kardeşiniz olarak söylüyorum.buradan kısaca değerlendirmenizi yaparak karar vermeyin.

çok hassas bir konu,yanlış yapmayalım.

-----------------------------------------------------------------------

istanbul'daki üniversitelerce edindiğim bilgiler doğrultusunda "tarihçiler" nezdinde soykırım tanımına sadece yahudi soykırımı girmektedir.lahey adalet divanında ise kabul edilen soykırımlar üzerinde yine basına yansımayan bir dialog çerçevesinde bunun soykırım olarak adlandırılıp adlandırılamayacağı görüşülmektedir.yanılıyor da olabilirim ben bilgimi söyledim.

biz bu konuyu gidip hocaları,profesörleri karşımıza alarak konuşalım tartışalım derim.çünkü emin olduğum tek şey konunun gayet hassas olduğudur.beni ise sadece o literatürün bakış açısını anlatan biri olarak görün.

Servan
24.12.2006, 23:51
soykırım yok demek inkardır.aleviler yıllarca osmanlıllardan çektiğini ne yazık ki cumhuriyet sonrasında da görmüşlerdir.çoğu kişi yavuz sultan selimin soykırımlarını inkar ediyor ama herkes zamanında yapılan kıyımları biliyor; peki buna soykırım denmezse ne denir ,binlerce kişinin kılıçtan geçirilmesi ne demektir canlar cinayet mi?

MeRaLiNa
25.12.2006, 00:11
AB sürecini cok iyi degerlendirmeli kendi haklarimizi aramayi bilmeli ve sesimizi duyurmaliyiz, tabiki bu sürecte her zamanki gibi cakallar ortaya cikacak... hakaretler, degerlerimize saldirilar vs.... en cok ezilen biziz, daha 13 yil gecmis diri diri yakilali... yakin tarihin böyle insanlik sucu bir vahseti Alevi olmayan kac kisi biliyor?... o kadar alismisizki katliamlara, ölümlere karsisinda yaptigimiz susmak yada Türküler siirler yazmak o kadar... dislanmisliktan, katliamlardan iyice mazlumlasip kendi haklarimizi aramaya cok gec baslamisiz... Hümanistligimiz saflik olmus ve bize zarar veriyor... Kürtler bazi haklarini elde etti... bizde ezilen bir toplum olarak artik haklarimiz ve tarihte bize yapilanlar karsisinda agit söyleyip siir yazmaktan baska seyler yapmaliyiz...

ben artik aciyi bal etmek istemiyor, örümcek beyinlilere, insanliktan nasibini almamislara sevgidir bizim dinimiz gibi söylemlerle kendimi avutmak istemiyorum...

bazi Tabularimizi yikmaliyiz

Nesimi
25.12.2006, 00:35
Osmanlı döneminde Yavuz Sultan Selim halifesi ALevilere büyük bir soykırım uyguladı resmi kayıtlarda adı geçen tüm Alevilerin kesilmesini emretti kaçanlar dağlık yörelere sığındılar.

sibbara
25.12.2006, 00:47
a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;
b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek;
d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;
e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek


tarif buyken soykırım yok demek sizce kendimizi kandırmak olmaz mı acaba.fazlası var eksiği yok.aleviler tarih boyunca bu tür soykırımlara maruz kaldı.tarih katliyamlara defalarca kez şahit oldu.azınlık statüsüne tabi
i tutulan aleviler öldürüldü pisikolojik baskılara maruz bırakıldı özellikle devlet kademelerinde bu gün bile yaşamlarını sürdürmek için engellere maruz bırakıldı.bazı dinlerden kopan sapkın inanç olarak gösterildi asimilosyona uğratıldı.saldırılar evrimleşerek değişik yönleriyle alevileri vurdu.öyleki bir şekilde örtpas edildi.bizler inacımızı saklayarak direndik.bakın bu olay bile tek başına soykırımın tarifidir.
evet soykırım var.inkar boşuna

MareNostrum
25.12.2006, 15:16
peki canlar ben kıyım yok demedim ama soykırım tanımı verdiğiniz örnekler kadar basit değildir demek istemiştim.

bugün yine bir hocayla görüştüm.tarih bölümünde kendisine direk alevi soykırımı var diye soramadım,lakin mesela soykırım statüsüne girdiği söylenen bosna katliamı için tarihçilerin soykırım yerine "etnik temizlik" ifadesini kullandığını soykırımın çok çok özel durumlarda ancak sözkonusu olabileceğini söyledi.

ben söyleyeceğimi söyledim.siz fikrinizi tabi devam ettirebilirsiniz ama amacım aklınıza hakkımızı doğru başlık altında arıyor muyuz kuşkusunu bırakmak.

sorun sadece isim.bu isimle hak aramaya çalışırsak hiçbir şansımız olmaz çünkü bir kere tarih nezdinde böyle bir olay yok.500 yıllık bir periyodda olmuş bazı şeylerden bahsediyoruz.soykırım böyle bir şey değil.

katliam diyelim zulüm diyelim hakkımızı yine arayalım.

ben bu başlığa daha yazı yazmayacağım.paylaşım için teşekkür ederim.

Balta
25.12.2006, 16:38
peki canlar ben kıyım yok demedim ama soykırım tanımı verdiğiniz örnekler kadar basit değildir demek istemiştim.

Kıyımla kırım aynı şeylerdir. Başına soykıyım yada soykırım demek niye bu kadar zor. Haklısın çünkü bu ilk kez gündeme geliyor. Bu nedenle çok kişi kabul etmekte zorlanır hatta reddetmek için ne senaryolar yazılabilir. Oysaki Aleviler haklarını ve yapılanların kimsenin yanına kalmayacağını anlayıp meşru olan haklarını meşru olan tüm yolları kullanarak almayı bilmeyi öğrenmeye yeni başlıyor. Aleviler bugüne kadar tüm ezilenlerin yanında onların haklarınıda kendi hakları olarak bildi ve bu anlamda mücadele etti. Şimdi sıra diğer demokratik yapılanmalarda ve bu anlamda düşünmek lazım. Her nerden bakılırsa bakılsın bu bir soykırım tanımının bir veta birçok maddesine göre sabittir. Kaldı ki tanımda bir maddesi bile soykırım için geçerlidir demektedir.

Korkular yada endişelerle hak alma mücadelesi sürmez sürdürülemez. Bu anlamda açık yürekli olmalı ve mücadeleyi mevcut düzenin şirinliğine soyunmak değil, haklılığını ve meşruluğunu müdafa etmekte ve sürekli bir adım ileri atmakta olacaktır.

bugün yine bir hocayla görüştüm.tarih bölümünde kendisine direk alevi soykırımı var diye soramadım,lakin mesela soykırım statüsüne girdiği söylenen bosna katliamı için tarihçilerin soykırım yerine "etnik temizlik" ifadesini kullandığını soykırımın çok çok özel durumlarda ancak sözkonusu olabileceğini söyledi.
Sadece okuyan sen değilsin ve hocalarla profesörlerle konuşanda sen değilsin. Kaldıki Türkiyede Akademik ve Özerk bir eğitim anlayışı yok. 80 sonrası üniversite kürsüleri Türk-İslam sentezci kadrolarla doldurulmuş ve resmi ideolojiden bağımsız bir eğitim sözkonusu olmamıştır.

Bende Yurtdışında tarafsız birçok hocayla görüştüm. Ve hepsinin ortak düşüncesi bunun Soykırım olduğunu ve bu anlamda daha fazlasının olmayacağını zaten soykırım bir zamana ve bir tarihe bağlanamayacağı gibi, bir sayıya yada bir olayada bağlamanın doğru olmadığının altını ısrarla çizdiler ki 700 yıldan fazla süren yok sayma-imha-karalama-sürgün ve göçe zorlama-devlet imkanlarından mahrum bırakma ve birçok nedenlerin birleşimi de tek başına soykırım kriterlerinin belirleyicisi durumundadır.

ben söyleyeceğimi söyledim.siz fikrinizi tabi devam ettirebilirsiniz ama amacım aklınıza hakkımızı doğru başlık altında arıyor muyuz kuşkusunu bırakmak.

Alevilerde söyleyeceğini söyleyecek ve bu anlamda hep ileri adım atmak durumunda bu başka ülkelere bel bağlamak yada onlardan çare beklemek değil, Kendilerini ifade etmek ve bu anlamda tüm ilerici kamuoyuna özelde türkiye genelde dünyada sorunlarını ve haklı mücadelesini taşımaktır. Çünkü tek başına ve bir kenara ayrılmış haklılık birşey ifade etmemekte ve kimsede bu senin hakkınmış deyip bize haklarımızı vermesini beklememeliyiz.

Bu anlamda Aleviler bence çok fazla geç kaldılar.

sorun sadece isim.bu isimle hak aramaya çalışırsak hiçbir şansımız olmaz çünkü bir kere tarih nezdinde böyle bir olay yok.500 yıllık bir periyodda olmuş bazı şeylerden bahsediyoruz.soykırım böyle bir şey değil.

Bugün bilinen Yahudi soykırımı da kolay kabul edilmedi. İlk başka tüm uluslararası mahkemelerde davaları bile hemen kabul görmedi. Bu bir süreçtir. Mücadele etmeden karar vermek pasifize olmaktır.

Somut örnekler yaşanmıştır Türkiyede ve Dünyada bu konuda. En basiti polemik olmasın Kürt Realitesi ülkede ilk başta kabul görmüş müdür. Ne senaryolar ne tanımlamalar olmuştur oysa bugün artık Kürt kimliğini kimse reddedemiyor.

katliam diyelim zulüm diyelim hakkımızı yine arayalım.

Katliam ve zulum sözünü sadece bizler kullanıyoruz oysa bakın resmi kayıtlarda Sivas Olayları, Maraş Olayları diye geçer ve sanki kendiliğinden oluşmuş bir müsbet olaymış gibi lanse edilir.

ben bu başlığa daha yazı yazmayacağım.paylaşım için teşekkür ederim.

Paylaştığın için biz teşekkür ederiz umarım hocalar konusunda kaynak yerine daha detaylı araştırma yaparsınız

Zahir
25.12.2006, 16:51
Aleviler bugüne kadar tüm ezilenlerin yanında onların haklarınıda kendi hakları olarak bildi ve bu anlamda mücadele etti.

Bizlerde alevilerin bugüne kadar sahip olduğu inançlarından dolayı ezilmelerini, soykırıma tabi tutulmalarını,....... kendi hakkımız olarak biliyor ve bu bağlamda inanç mücadelelerinde yanlarında olduğunu söylüyoruz.

Bugün İslamdışı oluşturulan sunni emevi zihniyetine karşı nasıl Allahın aslanı mücadele etti ise bizlerde bu mücadele aynen alevilerin yanındayız.

Çünkü onun mücadele ettiği inanç itikati bugün görmek istediğimiz Gerçek İslamın ta kendisidir.

Ancak bu bağlamda Alevi dostlarımızın yaptığı hatalarıda sölemek gerekli diye düşünüyorum.

Selamlar
(Zahir)

Vapurmania
25.12.2006, 17:24
Alevi jenosidi olmamıştır. Ortada sadece bir katliam var. Yavuz Sultan selimin katliamını Türkiyeye mal etmek yanlıştır.

Cumhuriyet döneminde Tuncelili Kürtleri katletmişler sadece. Onların Alevi kimliğide var tabiki. Ama Türkiyeyi zor durumda bırakmamalıyız. Ermeni katliamınıda tanımalıyız Alevi katliamını tanırsak.

Atatürkü eskiden çok severdim ama Tuncelide yaptığı katliamları arkadaşımdan duymuştum. Alevi olmalarından dolayı üzülmüştüm ama mantıklı düşünmeliyiz. Şimdi o katliamları kabul edersek Ermenilerinkini de kabul etmemiz gerekir.

NOT:Aleviler tarihde çok acı çekmiştir ama şu an bu tarz olayları gündeme getirmemize gerek yok. Güçlü değiliz birde bunları yaparsak mahfoluruz

Balta
25.12.2006, 17:44
Alevi jenosidi olmamıştır. Ortada sadece bir katliam var. Yavuz Sultan selimin katliamını Türkiyeye mal etmek yanlıştır.
Sevgili Vapurmania
Soykırım sadece katliamla sınırlandırmak yanlıştır hala bunu anlamakta zorlanıyoruz sanırım. Hem olmamıştır diyorsunuz hem de katliamları örnek gösteriyorsunuz. Katliam ne için yapılır yoketmek için değil midir? Türkiye'ye mal etmeyelim diyorsunuz. Dersimi örnek veriyorsunuz. O da Türkiye iken yapılandır. Zaten olmamıştır derken bile nedeniniz olmadığından değil olmamış kabul etmenin işimize yarayacağını düşünmenizden ileri geldiğini görüyorum son parağrafta..

Cumhuriyet döneminde Tuncelili Kürtleri katletmişler sadece. Onların Alevi kimliğide var tabiki. Ama Türkiyeyi zor durumda bırakmamalıyız. Ermeni katliamınıda tanımalıyız Alevi katliamını tanırsak.

Ermeni Katliamı yada başka katliam ne farkeder varsa vardır. Bunun pazarlığı dahi olamaz olmamalı. Hangi nedenle birini redetmek için diğerini yoksaymak mantığı vardır.

Atatürkü eskiden çok severdim ama Tuncelide yaptığı katliamları arkadaşımdan duymuştum. Alevi olmalarından dolayı üzülmüştüm ama mantıklı düşünmeliyiz. Şimdi o katliamları kabul edersek Ermenilerinkini de kabul etmemiz gerekir.

Eee duyduğunuz şey Soykırım değilmidir. Kaldı ki Dersim olayı başlı başına soykırımdır. Kıyımdan sonraki göçler bile soykırımın nedenleri arasında önemli bir maddedir. Ve hala Ermeni-Alevi pazarlığı sözkonusu.

NOT:Aleviler tarihde çok acı çekmiştir ama şu an bu tarz olayları gündeme getirmemize gerek yok. Güçlü değiliz birde bunları yaparsak mahfoluruz

Neden mahfoluruz bunuda açıklarsan sevinirim.

Vapurmania
25.12.2006, 17:57
Doğrusu siz yurtdışındasınız mesela Ermenilerinde çoğu yurtdışında bu yüzden rahatça çalışma yapıyorlar Türkiye aleyhinde. Ama biz çoğunluk Türkiyedeyiz. Şimdi soykırım oldu dedirtsek bile bunun bedelini gine biz ödemeliyiz. Maddi anlamda ülke borç batağına girer en çok da Alevi kesim etkilenir bundan

Ayrıca Alevilerin yaşam şartları daha da kötü olur bu soykırım kabul edilse.

Aslında açıkca konuşmak gerekirse evet soykırım yaptılar bize insan olarak düşününce çok insanımızı ktlettiler haklısınız bu açıdan ama şu anki durumu düşündüğümden soykırım olduğunu kabul ettirmek doğru gelmiyor bana.

Dünyada aborjinlere yahudilere kızılderelilere katliam yapılmış Türkiyede de Alevilere yapmışlar soykırımı haklısınız benim hayır oyu vermem biraz geleceği düşünerek oldu.

aytans
25.12.2006, 20:27
Soykırım demek bence belli bir topluluğu yok etmek amacıyla yapılan toplu katliamlardır.Dersim de,Maraşta,Sivas ta yapılan katliamlarda Alevi topluluğunu yok etmek için yapılan bir soykırımdır.Bana göre bu yapılanların başka açıklaması yoktur.

CeZaM
25.12.2006, 22:15
Sadece öldürmeklede kalınmıyor. Bizleri birbirimize düşürerek, bizlerin ortak noktası olan parçalardan ayırarak, her türlü asimilasyona maruz bıraktırarakta bizleri yok etme çabasındalar. Bugune kadar yapılanlar bunu gösterir. Bizlere hiçbir zaman layığıyla ne sahip çıkılmıştır ne de bizlerin düşünceleri dikkate alınmıştır. osmanlıdan gelen bir düzine baskı ve zulümleri yaşadık ve halende yaşıyoruz ve bize yaşatacaklarda tarih bize bunları gösterdi. Bizlere yapılanlar kesinlikle jenosiddir. Her türlü yönden toplumsal ve sistemin parçaları bizleri yok etmeye çalışıyor canlar bu çok açıktır. Bunlara karşı uyanık ve bilinçli olmalıyız. Değerlerimiz diye söylenilen herşeye sahip çıkılmalı sıkı sıkıya bağlı kalınmalıdır. Bizlerin güce ihtiyacı var umarım herkes kendine göre güçlü konuma gelirde jenosidlere maruz kalmayız. Özgür ve çağdaş bir ülkede yaşama ümidini hep içimizde taşımalıyız. Onlara inat halen ayakta durabiliyorsak, başarabiliyorsak, güçlü olabilmeyide başarabiliriz. Bizim tek eksiğimiz güçlerimizi birleştirememiz. Umarım birgün bu tam anlamıyla sağlanabilir. Saygılar..

LaDY
26.12.2006, 01:45
soykırım kelimesinin gramerine bakalım birde... iki kelimenin birleşmesindan oluşuyor---> soy+kırım...
soy=bir atadan gelen kimselerin topluluğu
kırım=savunmasız insanların veya tutsakların toplu olarak öldürülmesi, katliam

(soykırım olmamıştır diyenlere cevaben)
-Maraş'ta, Dersim'de.... yapılanlar soy kırım değil de nedir?
-hedef kitle sadece Aleviler değil midir?
-erkekleri öldürülüp kadınlarına tecavüz edilen toplulukların soyu kırılmış olmuyor mu?
-amaç bu toplulukları tüketmek değil midir zaten?

"ne yapılmalı?" sorularına gelince de, bence eğitime önem verilmeli. nasıl mı? örnek vereyim kendimden, ben Maraş Katliamının boyutlarını yeni öğrendim ( utanarak ve üzülerek söylüyorum :crying: ) burada suç benim mi peki? elbette var suçum 23 yılın uzun bir dönemini körü körüne inanmakla ve dünyaya at gözlüğünden bakarak geçirdiğim için ben de suçluyum ama asıl suç sözde beni korumak için bu olayları tüm çıplaklığıyla bana anlatmayan, sorularıma " geçmiş olaylar, sen okuluna bak, işine bak" gibi baştan savma cevaplar veren büyüklerimde...

şunu savunuyorum ben: etnik kimliği her ne olursa olsun bilinçlendirilen hiç bir insan, ister bana yapılan ister Ermenilere yapılan bu tarz vahşetleri gözardı edemez...

ibrahim-ch
26.12.2006, 02:01
Bence en gercekci cözüm yasadiginiz bölgeyi size vermek siz yönetin de terörde olmasin. Analar aglamasin.

Nesimi
26.12.2006, 02:07
Bence en gercekci cözüm yasadiginiz bölgeyi size vermek siz yönetin de terörde olmasin. Analar aglamasin.

ülke çok parçalı olur ozaman mesela bazı köylerde alevi sunni karışık o zaman köyü parçalara ayırmak gerekir. Bizim toprak talebimiz yok. Yönetimde eşit yurttaşlar olarak söz sahibi olmak istiyoruz. Alevilerinde Sunnilerle eşit hakları olması ve Alevilerin toplumda çekinmeden Aleviyim diyebileceği bir ortamda yaşamak istiyoruz. Analar ağlamasın kesinlikle haklısınız.

ibrahim-ch
26.12.2006, 02:12
zaten bu sorunlarda hep karisiklardan kaynaklaniyor.
bence karisik yasam yanlis. herkes kendi bölgesinde yasamali karsilikli irtibatlar olmamali zaten yeteri kadar düsmanliklar yaratilmis.
insanlar birbirlerinden uzak olmali ki eski acilar unutulsun.

Nesimi
26.12.2006, 02:34
zaten bu sorunlarda hep karisiklardan kaynaklaniyor.
bence karisik yasam yanlis. herkes kendi bölgesinde yasamali karsilikli irtibatlar olmamali zaten yeteri kadar düsmanliklar yaratilmis.
insanlar birbirlerinden uzak olmali ki eski acilar unutulsun.

Etkisi vardır tabi ama yanlış düşünüyorsunuz. Tuncelide Türk Kürt Ermeni Zaza milliyetinden Alevi Sunni Hristiyan insanlar bir arada kardeşçe yaşadılar. Ermeni olaylarında Tuncelide çok nadir problemler çıktı.

Veya kendimden örnek vereyim Benim Arkadaşlarımın çoğu Türk ve Sunnidir. Mahallede ise Çoğu Alevi ve Zaza veya Kürt. Karadenizlide iyi dostlarım var. Bir arada yaşamayı başarırsak bu önemlidir.

İnsanları ırka göre ayırmak farklı yerlerde yaşmaya zorlamak insanlığa sığmaz.

Özgür-Taylan
26.12.2006, 06:17
Tabii ki bir S O Y K I R I M... soyumuzu kurutmaya çalistilar.. ve hâlâ çaba harciyorlar!!
Taaaa Osmanli fetvalardan bu yana nice kan ve göz yasi akti.. bunun hesabini kim verecek?

on binlerce canimizi kaybettik.. bunun yaninda sürgünler, iftiralar, dislamalar..... ki bugün Anadolu'nun %25'i Alevi ise, unutmayalim ki Anadolu'ya göçlerin basladigi dönemde, bu topraklarda yasayan halkin %80'i Alevi'ydi!!!
bu bir soykirim degil de nedir peki?.. :confused1

Geçmisimizi asla unutmadik ve tüm acilari, matem günleri, katliamlari içten yasiyor hissediyoruz!!..


o soysuz yobazlarin suratini seytan göre hemiiiiii!! :devil:
lanet olaaaa yezideeeeeeeeee!!!!


saygilarr sevgilerrr

Nesimi
26.12.2006, 22:43
edit...

deniz_kizi
26.12.2006, 23:34
Tatlı anılar gibi acı anılar da kolay kolay unutulmaz. Dersim soykırımında, Kürtlerin “Tertele” dedikleri 1937 yılında dünyaya gelen bir çocuk, doğaldır ki bu acılı anılarla büyür. Oyuncaklar içinde mutlu, sorunsuz bir çocukluk değildi benimkisi. Çocuk gözlerle dünyayı algıladığım yıllarda, yani kırklı yılların başlarında; korku, açlık ve yoksulluk tüm hayatımızdı. Çok karın düştüğü, aylarca kar altında kaldığımız için, çocuklarının ilkbahara çıkamayacağından korkan annem açlığımızı öldürmek için avuçla un çıkarıp ekmek veya bulamaç yaparak bizi yaşatmaya çalışıyordu. Onun; “Korkarım çocuklarım bahara çıkamayacak!” deyip ağlaması, öleceğim diye beni korkuturdu.

Kar kalkıp ‘Helige’ dediğimiz ot çıkınca, o yıl kurtulduk sayılırdık. Sonra kenger, sıng gibi ot ve köklerini yiyerek ayakta durduğumuz bitkiler ve dut zamanına çıkınca artık bolluk başlardı. Askerlerin korkusu ve baskısı korkunç olmalıydı ki, erkekler ailelerini geçindirecek çift süremiyor, hayvan besleyemiyorlardı. Bacaklarına kurşun bağlanmış gibi yavaş hareket ediyorlardı. Galiba korku içinde olmalılardı. Kış gecelerimiz katliamın otantik öyküleriyle geçerdi. Bize komşu AREZU (Areyan) aşiretimizin küçük ağası USE MİRÇ bütün ailesiyle götürülüp katledilmişti. Hatta hizmetçi Kemiz’in kurtardığı bu aileden bir bebeğin, yapılan ihpar üzerine bulunup süngülendiği anlatılıyordu. Bu aileden yalnız bir ferdin Elazığ hapishanesinde hayatta kaldığı bir gerçeklikti. Katliam tanıkları olayları anlatırken, ağladıkları için, biz çocuklar da beraber ağlıyorduk.

Asker, kasabanın güneyine düşen mahallemize geldiği zaman herkes girecek bir delik arardı. Köylüler “Eskere Romi” dedikleri Türk askerinden nefret ediyorlardı. Su veya ayran isteyen askere verilen tas, ya kalaylanıyor, ya da kum ve külle defalarca yıkanıyordu. “Tırk” ve “Eskere Tırk” kelimeleri hakaret olarak kullanılırdı. Nefret Dersim dağları gibi yüceydi.

Biz Alevi Kürt olduğumuz için, Zerdüşt’ten gelen gelenekler sürdürülüyordu. Sabah güneşin ilk huzmelerinin düştüğü dal, taş veya duvar öpüldükten sonra uzun süre güneşe dualar yapılırdı. Dersimli Kürtler, bu dualarında “Önce diğer halkları kurtar, sonra da bizim çoluk çocuğumuzun elinden tut!” derlerdi. Alevi inancı ve Cem tutmak yasaklanmıştı. Ama her sene yine de cem tutulurdu. Ancak damlara ve tepelere nöbetçi koyarlardı. Babam “Amel” adını verdiği ve Arapça yazılı Kur’an benzeri bir dini kitabını deri torbanın içinde kalın taş duvara saklar sonra çamurla sıvardı. Bunun yasak olduğunu askerin görmemesi gerektiğini söylerdi.

Her sene pir gelerek aileye konuk olur, dua eder ve koşullarımıza göre “Çılalıx” dediğimiz küçük yardımlar alırdı. Böylece hem aile mutlu olur, hem de pir görevini yapma huzuru ile ayrılırdı. Halk arasındaki sorunları cemaatle çözerdi. Komunal bir yaşam sürdürdüğümüzü söylesem abartmış olmam. İyi bilirim, yetişkin erkek sayısı bol olan komşular, hem çift sürmede, hem tarlaları biçmede zayıf olanlara yardım ederlerdi. Biz on aile kadardık. Her gün bir aile hayvanlardan sorumlu olurdu. Belli günlerde kurban kesilince, tüm ailelere dağıtılırdı. Bizden daha yoksul dul kadın akrabamıza, evimizde ne pişmişse mutlaka götürülürdü. Annem, o yemeden siz yemeyin derdi.

deniz_kizi
26.12.2006, 23:36
devamı....



Bizim kasabaya Kızılkilise (Nazımiye) derlerdi. Ermeni kilisesinin yıkıntılarını gördüm. Bütün Kürtçe ve Ermenice coğrafi isimler sonradan Türkçeleştirildi. Nazımiye’ye araba yolu yapmak üzere köylüler toplanıp zorla yol yapımında çalıştırılırlardı. Bunu “Yol vergisi” denen sanırım 16 TL olan parayı veremedikleri için yaptıklarını söylerlerdi. Ama izlenimim askerin güçlü erkekleri toplayıp götürdüğü yönündeydi.

Terteleden sonra bir mezarlık suküneti vardı. Kasabada ne hapishane, ne de doktor vardı. Sıtma, verem en çok can alan hastalıklardı. Ben sıtmaya yakalanmıştım. Günaşırı nöbetler geliyor, zangır zangır titriyordum. Anemmin tek erkek çocuğu olmam nedeniyle bizim bütün ziyaretleri dolaşmamız olanağı oldu. Sıcak bir yaz günü yine ateş basmış titrerken, ulu bir meşe ağacının gölgesinde üzerime bir yorgan atıp uyutmuştu. Sonra aşağıda derenin kenarında “Sıtma Çeşmesi” dedikleri yerden bir bakraç soğuk su getirip, yorganı üzerimden atmış, uyurken üzerime dökmüştü. Korkunç bir şok ile uyanmıştım. Bu da kar etmeyince, iyileşmem için bir koyun kesip derisini yüzmüş ve beni çıplak olarak bu sıcak derinin içine sokmuşlardı. Çok ender askeri doktorlar geldiği de olurdu. Bunlar sıtma için kinin ilacı veriyorlardı. Acı olduğu için tüm ısrarlara rağmen yutmuyor atıyordum. Bunlar da iyileştirmeyince annem DUZGIN BAVA dediğimiz kutsal dağa götürdü. “Eskete Celi” dedikleri yerde mağarada yatıyordum. Çok fena hastaydım. Gece uyandırdı ve cemi seyretmemi istedi. Büyük bir heyecanla yanan ateşin etrafında ceme duran Kürtleri ve ateş söndüren dervişi izledim. Buradan iyileşerek döndüm.

Alevi Kürtlerin inançlarında bu yüca dağlar kutsal görülür, onlara dualar yapılırdı. Dağlar kendi aralarında kardeş, bacı, mısayip, baba oğullardı. Her birinin bir öyküsü vardı. Bu yüce dağların karşısındaki tepelere veya göründükleri boğazlarda taş yığınları vardır. Dağı gördüğü yerdeki taş yığınına, geçen yolcu bir taş koyar, dualar yapardı. Hasta olanlar, dertli olanlar, çocuk doğuramayan genç gelinler, dağları ziyaret eder kurban keser, büyük bir umut ve iç huzuruyla dönerlerdi. Dağların Alevi Kürtlerin yaşamı üzerinde büyük etkileri vardı. Duzgın Bava’ya yemin eden doğruyu söylemek zorundaydı. Bunun yanında güneş, ay ve ateş kutsal sayılırdı. Alevi Kürtler, hayvanlara kötü davranana Allah kötü davranır düşüncesinden hareketle tüm canlı yaratıklara yaşama hakkı verirlerdi.

Yedi yaşında ilkokula gittiğim zaman Türkçe tek kelime bilmiyordum. Ama okulda Kürtçe konuşmanın yasak olduğu yukarı sınıf öğrencileri tarafından söylendi. Öğretmenimiz Sabahattin Ataöz adında bir Türktü. Oldukça sinirli ve elinde çubukla dolaşırdı. Kızdığına da sevdiğine de vururdu. Daha ilk gün bize:”Türküm, doğruyum çalışkanım....” andını tane tane içirtti. Eve dönünce Türkçeden başka dil konuşulmayacak diye tenbih ettiğini söylediler. Bu yıllarda çocuk kişiliğim iki parçalıydı. Bizimkiler Türkçe bilmedikleri için, biz çocuklar öğretilen türküler ve marşları bağırırken, Kürt çocuklarından ‘iyi Türk’ yapma çabası taban buluyordu. 1937/38 de halkımızın katliamında büyük rol oynayan kışlalar, bu kez asimilasyon için kullanılıyordu. Bir insana yapılan en büyük kötülük, o insanı anadilinden, kültüründen, sosyal çevresinden koparmaktır. Türk devleti, Dersimli Kürtleri katlettikten sonra, sağ kalanları da Türkleştirmek için uğraşıyordu. Okullar, yatılı kız ve erkek okulları, Kürdistan’daki Köy Enstitüleri biz Kürtleri devşirmek için hazırlanan kurumlardı. Bunda büyük ölçüde başarılı oldukları da söylenebilir. Sosyal köklerimizden koparılmıştık. Kürt olduğumuzu söyleyemiyor, Alevi olduğumuz için utanıyorduk, Kürtçe ise yasaktı. Zaten böyle bir dil yok diyorlardı. Öylesine bir eğitim bombardımanı altına alınmıştık ki, anne, babamızdan utanıyor, büyük bir değer eksikliği boşluğuna düşürüldükten sonra, Kürtlerin öz be öz Türk oldukları propagandasına inandırıldığımız için, kendimizi Türk görmekle adeta gurur duyuyorduk.

Çocukluk yıllarımda Kürtlerin kağıt oyunları oynadıklarını ve içki içtiklerini görmemiştim. Ancak okullardaki asimilasyona paralel devlet fabrikalarında üretilen rakı, şarap ve bira bolca sokularak, Kürtlerin içmeye alışmaları sağlandı. Türkçe bile bilmeyen, köyünden dışarı çıkmayan köylüler, poker oynamaya başladılar. Karısının bileziklerini rehin koyanlar, tarlasını, değirmenini kaybedenler oluyordu.

“Sulukule Ekibi” denen halkacılar kasabaya geliyor, sarhoş erkekler bu kadınlarla gönül eğlendirirken, daha fazla Türkleşiyorlardı. Düşürülme hayatın her dalında sürüyordu. Rakı, kadın, ve kumar girdikten sonra Dersimliler giderek özünü kaybetmeye başladılar.

Yetmişli yıllarda devlet sol siyasetleri Dersim’e sokarak, politik olarak Dersimlileri birbirine düşürdüler. Bu sol hareketler kutsal dağlarımıza, pir ve rayver kurumlarına, Kürtlüğe karşı durdular, hatta hakaret ettiler. Kürtlerin inançlarıyla dalga geçerken, aileleri, halkı bölmeye başladılar. Devlet katliam esnasında aşiretleri birbirlerine karşı kullanmıştı. Bu Türk sol örgütler de bir çeşit aşiretvari davranıyor, Kürtlerin Türk olduklarını gizli açık propaganda yapıyor, Kemalist rejimin devrimci ve ilerici olduğunu söylüyorlardı. Açık söylemeseler bile amaçları böyleydi. Dersimlilerin Kürt olmadıkları, öz be öz Türk olduklarını ve Horasan’dan geldikleri anlatılıyordu. Halk cahil bırakıldığı için bu menfi propagandalar oldukça geniş çevreler tarafından destekleniyordu.

deniz_kizi
26.12.2006, 23:36
devam...


1961 yılında doğup büyüdüğüm kasabada ortaokul müdürlüğü görevine getirilmiştim. Bir Pazar günü kahveye gitmiş, bir kaç arkadaşla radyonun önünde bir masada oturmuştuk. Ben radyoyu açınca, Erivan radyosunun Kürtçe müziği kahveye yayıldı. Bu sırada poker oynayan hakim Özdemir, yanında kaymakam, doktor ve malmüdürü de vardı, sert olarak: “Kapatınız onu Haydar Bey!”

“Neden kapatayım?”

“Yasak olduğu için kapatmanı istiyorum.”

“Sen Arjantin tangolarından hoşlanıyorsun, sana yasak değil, ben de bundan hoşlanıyorum, bana neden yasak?”

“Uzatma fazla, işte bu yasaktır.”

Derken iş inada bindiği için:

“Ben kapatmayacağım. İstersen kendin gel kapat!”

Hakim, Kürt düşmanı biriydi. Hemen kalkıp gelince çoğu Kürt olan kahve bir anda karışmaya başladı. Kavga çıktı ve bu devlet yetkileri kırık kafalarla dışarı çıkarıldılar.

Yine bu yıllarda ders verirken jandarma gelip sınıftan öğrenci götürmeye çalışınca, vermediğim için bana düşman giderek çoğaldı. Bazı Kürtleri kendi tarafına çeken hakim ve kaymakam, benim Barzanici ve komunist olduğumu şikayet ettirmişti. Tek çare askere gitmekti ve öyle de yaptım. Kürtler benden önceki müdürün önünde şapka çıkarıp yerlere kadar eğilirken, ben kendilerinden biri olduğum için bana değer vermiyorlardı. Sömürge psikolojisi halkımızın iliklerine işlemişti. Kürtten bir şey çıkmaz, Kürt adam olmaz, yaygın kanıydı.

Devlet hiç bir hizmet getirmediği halde çeşitli vergilerle halkı bunaltıyordu. Hayvan vergisi vermemek için insanlar hayvanlarını gizliyor, dağda bayırda tutarak tahsildardan kaçırıyordu. Babam ahırda gizli bir bölmeye hayvanlarını gizliyordu. Halkın parası olmadığı için bu vergileri veremiyordu. Askere alınan Kürt gençleri, döndüklerinde bozuk Türkçe konuşur, askerlik anılarını anlatırken, Türk subaylarından dayak yediklerini kahramanlık gibi gösteriyorlardı. Bunların Kürtlükten uzaklaştırıldıkları izlenirdi. Bu asimilasyon kurumları Kürt erkeklerini önemli ölçüde kapsadığı halde, Kürt kadınına henüz ulaşamamıştı. Bu durum TV ve yeni medya araçlarına kadar sürdü.

Türk devleti, Kürt toplumunun Kürtlerle, Kürtlükle ilgili tüm bağlarını koparıyordu. Bunun için sol örgütleri kullanıyor, toplum içinde bir değer eksikliği, kendisine yetmeme, zayıf olma psikolojisi geliştirirken, bir yandan da Kürdün tarihiyle bağlarını koparıyordu. Bu Maocu, Stalinist sol örgütleri kullanarak, Kürt diye bir milletin olmadığını propaganda ediyordu. Diğer yandan bu örgütler, Zazacılık teziyle ortaya çıkıyor, Kürtleri Zaza ve Kurmanc diye bölüyorlardı. Zaza ve Alevi olanları, Şafii Kürtlere karşı, Şafiileri de Alevi Kürtlerle karşıkarşıya getiren eylemler yaptırıyorlardı. Korkunç bir dezenformasyon ve depolitizasyon ile Kürtlerin ulusal bilinç kazanmalarını engelliyordu.

Makineliye tutulup öldürülen insanların cesetleri altından sağ olarak kurtulan birinin Kürtçe olan adı “Hıdır” ı değiştirip, Türkçeleştirdiğine bizzat tanık oldum. Bu adam devletin ispiyoncusuydu. Yine doğru dürüst Türkçe konuşamayan, Türkçe okur yazar olmayan bir Dersimlinin adı “Keko” yu bırakıp Türkçe isim aldığını biliyorum. Katliamın ardından doğan çocuklara “Kemal” ismi verilmesi ise, bu dezenformasyon ve düşürülmenin başka bir boyutuydu.

Doğup büyüdüğüm kasabada, devlet memuru olarak görev yapınca, bazı Kürtlerin; bunlar aşiret ağası veya nüfuz sahibi kişilerdi, verdikleri raporlarla devletten para aldıkları bana anlatılınca, şaşırmıştım. Hemen hemen her köy veya aşiretten birisi devlet için bilgi topluyordu. Kasabadaki eşraf, kaymakam, hakim ve diğer devlet memurlarıyla yan yana görünmek için çaba sarfediyorlardı. Kaymakamla kağıt oynayan veya hakimle rakı içen, Kürtlere tepeden bakarlardı. Devlet memurları ise, bunlarla dalgasını geçerdi. Kağıt oyununu seyreden bir yaşlı aşiret ağasına; “Anlat bakalım R.Efendi!” deyince o da bozuk Türkçesiyle: “Kaymaym Bey, biz Lozan’a telgraf çektik. Dedik ki, biz Türk kardeşlerimizi isterik.” Onların gülüşmeleri arasında ona bu tür şeyler anlattırılırdı.

Önceleri birbirine dayanan yardımlaşan Kürt toplumu giderek birbirlerini sevmez, birbirlerini ihpar eder konuma düşürüldüler. Katliam emrini veren Kemal Atatürk, birden peygamber mertebesine çıkartılıp, posterleri evlere asılıyordu. Bir bakıma bir Yahudinin Hitler posterini evine asması gibi bir düşürülmüşlük geliştirildi. Tüm suç Şafii Kürtlere yüklendi.

Köyenstitüsüne yazılmak için Elazığ devlet hastanesinden rapor almam gerekiyordu. Ruh doktoru Mutemet Yazıcıoğlu’na geldiğim zaman nereli olduğumu öğrendikten sonra, “Bak sen hayatta kaldın. Ama senin gibi binlerce çocuk ise katledildi. Ben o yıllarda Dersim’de doktordum.” dedi. 1962 yılında askerlik yaptığım Erzurum’da 52. Tümende yedek subaydım. Bir gün deli dolu at sürerken; bir çavuş, Tümen komutanının geldiğini söyleyince, attan düşmüştüm. Subay olduğum halde askerden korku bu kadar derindi. Yanıma gelen general: “Nerelisin?” diye sorunca, “Tunceliliyim.” Dedim. Bunu duyan General Ali Fethi Esener birden kızdı. Selamımı beğenmemiş görünerek, kolumu bükmeye başladı. Bunun tesadüfen yaşayan Dersimlilere bir nefreti olduğunu anladım, ama bir türlü yanıt bulamadım bu davranışına.

Bir gün kışlaya yakın köylere atla gezinti yaparken, duvarı dibinde dinlenen bir sofuyla sohbet ettim. Bu adam, kendisinin Dersim savaşına katıldığını, Hozat bölgesinde çok insan katledildiğini anlatınca, sorum üzerine, kendisinin hiç bir cana kıymadığını yemin ederek anlattı. O zaman emrinde olduğu Ali Fethi Esener’in katliamcı bir zalim olduğunu anlatınca, Generalin bana kinini anlamaya başlamıştım.

deniz_kizi
26.12.2006, 23:37
devam...

DERSİM SONSUZ BİR SEVDADIR !
Uluslararası komuoyu İkinci dünya savaşıyla meşgul olurken Dersim 1937/38 yılında, Türk devleti tarafından büyük bir katliamdan geçti. Halkın ezici ağırlığı kökenleri Zerdüştlüğe dayanan Alevi inancına mensup olup barışsever ve doğaya saygılıdır.
Değişime açık, çağdaş ve ilericidirler.Osmanlılardan Cumhuriyet dönemine kadar zora-zülme baş eğmediler. Sistemin çürümüşlüğüne ortak olmayı da reddettiklerinden daima hedef alındılar.
Dersim kesintisiz bir direnme diyarıdır. Her karış toprağında kefensiz yatan binlerce şehidi vardır.
Son yıllarda kimliklerine daha çok sahip çıkarak ulusal bilinç açısından daha çok gelişmişlerdir.
Dersim doğasıyla bir yeryüzü cennetidir desem abartmış olmayacağım. Yüce karlı dağlarından akan soğuk sularında, balıkların şahı olarak kabul gören alabalıkları vardır. Şellaleler, krater gölleri, binbir çeşit bitkisiyle, yabani hayvanlarıyla insanı büyüleyen bir coğrafyadır.
Halkın kolonyalistlerden çektiği acıları sözler anlatmaya, kalemler yazmaya yetmez. Bundan ötürü açlık, yokluk ve yolsuzlukla dize getirilip teslim alınmak istenmişse de; bu halk hiç bir zaman onurundan taviz vermemiştir. Dersim yanık bir kılamdır, bitimsiz bir destan ve sonsuz bir sevdadır



Kaynak: http://www.haydar-isik.com

Nesimi
26.12.2006, 23:38
Biz Alevi Kürt olduğumuz için, Zerdüşt’ten gelen gelenekler sürdürülüyordu. Sabah güneşin ilk huzmelerinin düştüğü dal, taş veya duvar öpüldükten sonra uzun süre güneşe dualar yapılırdı. Dersimli Kürtler, bu dualarında “Önce diğer halkları kurtar, sonra da bizim çoluk çocuğumuzun elinden tut!” derlerdi. Alevi inancı ve Cem tutmak yasaklanmıştı. Ama her sene yine de cem tutulurdu.

duygulanarak okudum teşekkürler. Cemleri yasakladılar, İnancımızı, dilimizi yasakladılar. Çoluk çocuk yaşlı demeden öldürdüler ama dimdik ayaktayız halen. Yapılanlar katliamdır. Bebekleri süngüleyen insanlar en barbar insanlardır.

Şoreş
26.12.2006, 23:49
Biz Alevi Kürt olduğumuz için, Zerdüşt’ten gelen gelenekler sürdürülüyordu. Sabah güneşin ilk huzmelerinin düştüğü dal, taş veya duvar öpüldükten sonra uzun süre güneşe dualar yapılırdı. Dersimli Kürtler, bu dualarında “Önce diğer halkları kurtar, sonra da bizim çoluk çocuğumuzun elinden tut!” derlerdi. Alevi inancı ve Cem tutmak yasaklanmıştı. Ama her sene yine de cem tutulurdu. Ancak damlara ve tepelere nöbetçi koyarlardı. Babam “Amel” adını verdiği ve Arapça yazılı Kur’an benzeri bir dini kitabını deri torbanın içinde kalın taş duvara saklar sonra çamurla sıvardı. Bunun yasak olduğunu askerin görmemesi gerektiğini söylerdi.

.


Yüreğine sağlık.. Yozlaştırılan geleneklerimiz geldi aklıma.. Saol, varol..

MeRaLiNa
26.12.2006, 23:49
ilerliyen yillar Alevi Soykirimi ve Aleviler tartismasinda nasil bir boyut getirecek gercekten merak ediyorum... cünki Ermenileri, Kürtleri her ne kadar acikca konusanlar hemen sig mantiklilar tarafindan "vatan haini" ilan edilselerde konusuldu, Türkiyenin gündemine geldi ve Kürtler artik kabul ediliyor ve bazi haklarinida almis durumdalar...

biz Aleviler o kadar kanitli Katliama ve hala yok sayilmamiza ragmen neden "Bizde variz, biz katledildik, bizde haklarimizi istiyoruz" diyemiyor ve gündeme gelemiyoruz... burda birazda öz elestiri yapmamiz lazim... burda hata sadece bize baski uygulayan sistemde degil...

Türkiye'de gerek Cumhuriyet gereksede osmanli tarihinde sucluluk duygusu yaygin degildir... hic bir katliama, aci yasanmis gerceklere karsi kendisini suclu hissetmez.... örnegin pkk konusunda oldugu gibi, bir an olsun düsünmek yok sartlar bu örgütü ortaya cikartti diye..

Türkiyeyi tanimlarken kullanilan deyimlerin icinin bos oldugu ortaya cikacak... Laiklik, 99% müslüman, ecdadimiz herkese hosgörülü zalim degildi gibi...

Türkiyelilerde Türkiyede yasanmis bütün insanlik suclari icin garip bir "rahatlik" duygusu var... Halkin ve devletin arasindaki kopuklukta buna bir etken... yapan kötü yapmistir ama bunda halkin sucu yoktur mantigi isin icinden ciktiklari bir bahane... en sıkıştıklari anda ise ezberledikleri baska bir bahaneye siginirlar: "cezalandirma"...

burda en önemli etken ise Islamdaki Kisas:

"Kim size saldırırsa, onun size saldırdığı kadar siz de ona saldırın" (Bakara Suresi, 194. Ayet)

ve bir takim diger Ayetlerdede yine ayni sekilde yazilar mevcut...

Sivas, Maras, Corum, Gazi ve diger bütün Alevi Katliamlarinda saten bu hava yaratilmak istenmistir... örnegin Aleviler Sivasta Caminin önünde zurna calip halay cekmisler gibi traji komik palavralar yada Aziz Nesini bahane etmek, yada dis gücler tarafindan bölmek icin oynanan oyunlar gibi basit ve eksik yaklasimlarda bu mantigin ürünü...

belki ilerliyen zamanda daha cok gündeme gelirse Aleviler, degerlerimize, inanc ve etnik kimliklerimize uydurduklari binbir yalan gibi Katliam sebeblerinede seneryolar uyduracaklardir kendilerini sucsuz göstermek adina... bu düsünce yaygin oldukca Türkiyede hic bir insanlik sucunu yargilayacak, düsünecek bir ahlak duygusu olmayacak insanlarda

Alevileri konusmaktan kacmalarinin bir diger nedeni ise bugüne kadar yaptiklari asimile cabalari hizini ve kandirma payini azaltacak... asimile olmus yada esiginde olanlarin tahminimce cogunda inanc kimliklerinden süphe duyma, inanc dünyalarinin alt üst olma tehlikesi ve kendilerini sorgulama dönemi basliyacaktir...

alevi_murat24
26.12.2006, 23:59
arkadaşlar ben şahsen dersim olaylarını fazla bilmiyorum. bu olaylar zamanın da başbakan ismet inönü ve genelkurmay başkanı fevzi çakmağın ne gibi bir rolü olmuştur.

Gülseren58
27.12.2006, 22:21
Sevgili Arkadaşlar,

Anadolu’yu kültürel kaygılar ile bir kez gezmeye başladınız mı, kendinizi ondan alamazsınız. Bunun nedeni bu topraklara birçok medeniyetin egemen olmasıdır kuşkusuz.
Beni en çok etkileyen gezilerden birisi de Likya gezisidir. O gezide hiç aklımdan çıkmayan küçük bir alan vardır Fethiye’de. Topu topu 50m2 lik olan o alanda hem bir Likya lahiti, hem bir Pers lahiti hem de az ilerinizde de Roma’lılara ait küçük bir tiyatro’yu bir arada görürsünüz.
Ben de ilk kez orada Pers’lilerin nereye kadar yayıldığını görüp, şaşırmıştım.

Devletlerin bu şekilde bir yerde egemenlik kurması hiç kuşkusuz sadece silah gücüyle, şiddetle gerçekleşebilecek bir olgu değil. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde bu şekilde esir edilebilecek toplum tabiatı yoktur. Bu yüzden başka unsurlar devreye girer, toplumları kullaştırmak için. Bu unsurların en başında da din gelir. Peki devletler dini kullanamazlarsa ya da daha doğrusu dinin etkilerini köstekleyecek bir unsurla karşılaşırlarsa ne yapması gerekir? O unsuru ortadan kaldırmaları gerekir değil mi?
İşte Alevilik çoğunlukla böyle bir unsur olmuştur. Çünkü içinde barındırdığı şey kulluk değil, tam tersi kulluğa ters düşecek şekilde insana verilen değerdir. Bu nedenle, hep söylüyorum, işgalci tüm devletler tarafından yok edilmeye çalışılmıştır.
Tahmini bir rakam var 13.YY başında Alevilere ilişkin. O da 13.YY (1200’lü yılların) başlarında Anadolu’da Alevilerin sayısının %60 civarında olduğudur.
Ancak bu sayı 16.YY’dan itibaren azalmaya başlamıştır. Neden?
Soykırım ile ilgili olarak tarihte çok fazla örnek var. Ama ben lafı uzatmamak için şunu sormak istiyorum.
Madem ki Alevilere yönelik sistemli bir kıyım ya da kırım yoktu, neden hala bazılarımız Alevi olduğumuzu gizlemek zorunda kalıyoruz.? Ya da bunu anladıkları zaman neden bazı insanlar tuhaf tuhaf yüzümüze bakıyorlar?
Neden bazı sunniler geçmişte kendi atalarının Alevi olduğundan ciddi şekilde şüpheleniyorlar?

Neden hala Nizamülmülk zamanında üstümüze yapıştırılan ve hala bu çağda da sürdürülen mum söndü karalaması ile, yemeğimizin yenilmeyeceği iftiraları ile uğraşıyoruz?
Bu tür iftiraların bunca yıl devam etmesi için sistemin desteğine ihtiyaç vardır ve devletler el değiştirse de bence, bize yönelik bu saldırıların bir sistem içinde devam ettiğinin kanıtıdır bu durum aynı zamanda..

halitseyfi
27.12.2006, 22:58
Sevgili Canlar

Soykırım,asimilasyonla birlikte halen devam etmekte.

İki gün önce "Yeni Şafak " gazetesinde diyanet tarafından alevileri anlatan kitap yazıldığı haberini okuyunca "diyanet alevileri anlatamaz,zaten alevilere sapık gözüyle bakıyorlar bu zihniyet beni nasıl anlatır" diye tepki gösterince ,okulumuzda bulunan bazı öğretmenler benim tepkime bir anlam veremediler. Niye tepki gösterdiğime şaşırdılar. "Sünnilerde olduğu gibi alevilerdede sapık düşünceler var. bunlarıda söylemk kötü değildir." söylemine girdiler.

Eminimki bu tür olayları sizlerde yaşamış veya yaşayacaksınız. Türkiyede Hanifi süni olmayan tüm inançlar bunlar için "sapık inançlardır" ve sapık inançlarda yok edilmelidir. inancı devam etmektedir.

Peki devlet kimlerden oluşuyor? Çoğunluğu bu tür zihniyette olan insanlardan değilmi?

Şimdi soruyorum bu asimilasyonu yapan devlet mi? Yoksa...............

nesslimm
28.12.2006, 01:02
evet soykırım yapılmıstır ve bu alevilerin yasamıs oldukları zamandaki devletler tarafından gerçeklestirilmistir.osmanlı zamanındakiler dersim koçgiri maras çorum sivas gazi olayları bunlar aralıklarla yapıldıgı için mi soykırım sayılmıyor birileri tarafından.bu soykırımı seni yöneten insanların basındakiler yapmıs ve hiçbir suç almamıs ve her yaptıgı pisligin arkasına din i kullanarak geçmis. önem verdiklerini söyledikleri namus kavramını igrenç bir duruma sokarak geçmis.
bir inanıstaki insanları toptan öldürmek midir soykırım yoksa inançlarını yasamalarına engel olmak mı kimliklerini söylettirmemek mi asimile etmek için ugrasmak mı. yoksa bir din adamının kalkıpta alevilerde sünnidir.namaz kılmalı ve oruç tutmalıdır digerek asimilasyonu en üst noktaya tasıma cürretini gösterdigi noktamıdıır. yok etmeyi çok istemisler ama yapamamıslar çünkü bizler


bir ölür bin diriliriz.

http://www.aleviforum.com/attachment.php?attachmentid=9731&stc=1&d=1167259640


http://www.aleviforum.com/attachment.php?attachmentid=9730&stc=1&d=1167259644

MetinK
28.12.2006, 02:12
a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;
b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek;
d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;
e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek

Jenosid olmasi icin bu tanimlardan birisi ve birkacinin olmasi gerekiyor ve bunlarda olmustur.Örnekler de vererek aciklamaya calisacagim.

Gruba mensup olanlarin öldürülmesi:
Gerek Osmanli gerekse Cumhuriyet dönemlerine bakildiginda Aleviler devlet tarafindan öldürülmüstür.Özellikle Yavuz dönemindeki katliam yine Cumhuriyet dönemindeki Kocgiri,Dersim,Maras,Corum ve son olarak Sivas ve Gazi katliami devlet ve gerici-fasist cevrelerce organizeli sekilde yapilmistir.Binlerce insanimiz bu saldirilarda canini yitirmistir.

Osmanli dönemine ait bir fetva:Aziz Mahmut Hüdai Efendi Bedreddincilerin yola getirilmesine dair Osmanlı padişahı I.Ahmet’e 1600 yılında bazı tavsiyelerde bulunur:
“Kızılbaş köylerinden her birine bir imam nasb oluna, talim-i ilim ve sıbyan ve nisvan ve zekeran eyleye... Bunlar namakul vasıflarını ihtiyarlarıyla terk edip sünnet ve şeriat üzerine olurlar ise pek güzel. Aksi halde ortadan kaldırıla.”

Grubun mensuplarina ciddi suretle bedensel ve zihinsel zarar verilmesi:
Yillar hatta yüzyillar boyu Aleviler kimlikleri saklamak yada kacmak sureti ile yasamlarini sürdürmüslerdir.Aleviler hakkinda korkunc bicimde karalama kampanyalari düzenlenmistir.Cikarilan fetvalarla Alevilerin katledilmesi gerektigi aciklanmistir.Mum söndü vb. cirkin iftiralara ugratilarak toplum icinde yer bulmalari engellenmistir ve önyargiya muhatap kalmislardir.

Yasam sartlarini kasten degistirmek:
Alevi yerlesimleri özellikle geri birakilmis,egitim,saglik,is,ulasim gibi temel sorunlar cözülmemis yada yeterince yerine getirilmemistir.Yine Sürgün Kararnameleri Dersim Katlimi sonrasi yürürlüge girmis ve binlerce kisi baska baska yerlere gönderilmistir.Genelkurmay Kayitlarinda belgelenmistir. Günümüzde köy yakmalar ve bosaltmalarla devam etmis ve en cok göc uygulanan yerlerden biri de Alevi köyleri olmustur.
En bariz örneklerden biri batida en ufak birkac evden olusan köylerin yollari bile asfaltlanmisken Tunceli-Pülümür-Erzincan yolu Cumhuriyetin kurulusundan bugüne kadar birkez olsun asfaltlanmamistir.Hala tozlu-tasli yoldan saatlerce yolculuk yapmak zorunda kalmistir insanlar.
Özellikle 12 Eylül Darbesiyle beraber;Alevi köylerine camiler yapilmis ve Sünni Imamlar gönderilmis ve halkin camiye gitmesi,namaz kilmasi istenmistir.
Buna bir Alevinin anlatimindan örnek verirsem;
"Kaymakam köyden muhtarla yaşlılardan oluşan bir heyet çağırdı. Hoş beşten sonra, konuyu camiye getirdi. Neden sizin köyde cami yok? Diye sordu. Olmadığını söyledik. Kaymakam devam etti. Siz bu vatanın evladı değil misiniz? Siz kurtuluş savaşında şehit vermediniz mi? Siz vergi vermiyor musunuz? Hizmet almak sizin de hakkınız değil mi? Neden camisiz kalacaksınız, devletin görevi bu bir dilekçe verin görkemli bir cami yaptırtayım. Siz de bu Kızılbaş görüntüsünden kurtulun. Her bir hizmetten yararlanın dedi. Biz atalarımızdan böyle bir şey görmediğimizi, namaz kılmadığımızı, camiye ihtiyaç duymadığımızı, köyümüze hizmet edilecekse kanalizasyonumuzun olmadığını, bu konuda yardımcı olmasını rica ettik. O ayrı bu ayrı dedi kaymakam. Cami olmadan ben sizin için hükümetten talepte bulunamam, gidip düşünün bir kez daha 15 gün sonra gelip kararınızı açıklayın dedi. Çıkıp geldik, cevap da götürmedik. Bir ay geçmedi ki kaymakamlığın resmi aracıyla birkaç görevli geldi. Ellerinde hopörlerler, top top kablolar vardı. Telefon direklerine hoporlörleri monte edip, kabloları bağladılar, ta ilçeye kadar. Sonra da hopörlerleri ve kabloları devlet malı olarak muhtarın üzerine bir güzel zimmetlediler. İki gün sonra da o hopörlerlerden beş vakit ezan sesi verdiler. Yüzlerce yılın yabancısı bir ses değdi köyümüze, dağımıza taşımıza, tarlalarımıza. Bize eza, cefa olsun diye yaptılar bunu. Bizi biz olmaktan çıkarmak için, insan sıfatından çıkarmak için yaptılar bunu.”

Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek:
Yatili Bölge Okullari adi altinda köylerden toplatilan Alevi cocuklari Egitim-Ögretim adi altinda sistematik Asimilasyona tabii tutulmakta,Zorunlu Din dersleri adi altinda Alevi ögrencilere Sünni-Islam dersleri verilerek devsirme yapilmaya calisilmaktadir.Bu okullar hem Türkcülük hemde Sünni-Islam icin asimilasyon araci olarak kullanilmaktadir.

Iyi forumlar dilerim...

elcordobes
28.12.2006, 02:17
Merhaba Sevgili Dostlar, uzun zamandır bakamıyorum foruma öncelikle belirtmek isterimki böyle bir konunun ankete sunulması bile içimi burukluğa boğdu, konuyu ve anketi görür görmez EVET ledim Evet Evet Evettt tartışmasız anketsiz yorumsuz Kocaman bir EVET; soykırım, katliam, asimile hepsi ama hepsi varrr buna çok eminiz hepimizde 78 doğumluyum aklımın erdiğince Yaşağıdığım şehirde okuyan öğrencilerin açlık grevi eylemleri, seçimlerde çıkan arbadeler vede aklıma gelmeyen birçok ama birçok sıkıntıların canlı şahidi olan ben annemin babamın anlatıkları zor zamanların yanında hiçbirşey yaşamamışım hissi uyandırdı bende. Çorum 80 olaylarında kurşunlanan arabalar, bombalanan evler, yapılan işkenceler, diri diri ekmek fırınlarında yakılan insanlar, elektirk direklerinde derileri yüzülen insanlar,ışık görünmesin diye battaniyelerle kapatılan ev pencereleri, silah seslerinden ürkerek zırlaması susmayan biz bebekler koşuşturmalarla banyolara, çatı aralarına saklanan biz bebeklermişiz.... belkide ağlamak kadar güzel bi duygudan bu yüzde yoksunum bilmiyorum,belkide silah sesleri,belkide açım,belkide altıma işedim,ama tek bildiğim sümüklü sarı bir bebeydim... şuan aklımdan geçenleri olduğu gibi yazıyorum o yüzden anlatmakta zorluk çekebilirim özür dilerim. Sevgili Dostlar 1938 lerden anlatmışlar sakın yanlış anlaşılmasın çok güzel herkesin yüreğine sağlık ama gelin görünki 1980 de neler neler yaşanmış ki 38 lerde yaşananları inkar etmek yok saymak hiçe saymak ankete sunmak "Bektaşinin eşşeği bile yapmaz yahu :)" Affınıza sığınıyorum Saygı ve Sevgilerimle Sağlıcakla Kalın Dostlar!

doctorctf
03.01.2007, 19:43
daha nasıl olmasını bekliyorsunuz.yavuz selim 500 bin kişinin kafasını kestirip kuyulara attırmadı mı?maraşta aleviler sinema salonunu bombaladı diyip onlarca insanı katletmediler mi.(bombayı atan kişide mhp teşkilatında çaycılık yapan biriydi ve o günden sonra üst düzey bi yetkili oldu).sivası,gaziyi ne çabuk unuttunuz? bu sözlerim ankette hayır diyen %3 lük kesime

CaNCa
20.11.2007, 01:33
Yukarıdaki resimler, Maraş katliamından çekilen vahşetin görüntüleri.

Yavuz'un gerçekleştirdiği büyük kızılbaş katliamlarının adına ne derlerse desinler yaşanmış olan kıyımları inkar edemezler. Ve o zamandan itibarende parça parça devam eden katliamlarının görüntüleri ve izlerinide görmek mümkün..