tuncerbio
28.12.2006, 18:09
ilk modeli eskişehir tabutluğu olan f tipi cezaevlerinin açılması gündeme geldiği günden beri gerek devrimciler gereksede birçok sivil toplum kuruluşu tarafından insan sağlığı,bireylerin sosyal yaşamları üzerinde oluşturacağı sonuçlar konusunda tolum aydınlatılmaya çalışılmış fakat konunun muhatabı olan adalet bakanlığı ve sağlık bakanlığı yetkilileri kulaklarını kapatmayı tercih etmişlerdir….
2000 yılında öo başladığında dönemin cezaevleri tevkif müdürü a.fuat ertosun ve şu anda Bilkent üniversitesinde öğretim görevlisi olan adalet bekanı hikmet sami türk her fırsatta f tiplerini güvenliği arttırılmış oteller olarak lanse etmeye çalışmış hatta dahada terbiyesizleşerek televizyonlardan sanki otel reklemı yapar gibi görüntülerini yayınlatmışlardır….
96 öo süreci 12 devrimcinin ölümü ve onlarcasının bedeninde ve zihninde kalıcı hasarlar oluşmasıyla souçlanmıştı…96 ölüm orucunda en sık rastlanan sağlık sorunları b vitamini eksikliğinden dolayı oluşan wernicke-korsakoff(hafıza yitirimi, çocuklaşma..),karaciğer ve pankreas enzim sisteminin bozulması ,böbrek enfeksiyonları ve daha birçok hastalık o dönemde Ali Ekber Doğan ve Havva Doğan ın şahsında basına şöyle yansıdı;
Onlar artık çocuk oldu
Girdikleri ölüm orucunun 230'uncu gününde kalıcı hafıza kaybı hastası olan Havva Ali Ekber çifti 6 ve 8 yaşlarına geri döndü. Çift oyuncaklarla oynayıp kavga ediyor
F Tipi cezaevlerine karşı başlatılan ve 266. gününe giren ölüm oruçlarında kalıcı hafıza kaybı hastası olan Havva ve Ali Ekber çifti yeniden çocukluk çağlarına döndü. Uzun süreli açlığa bağlı olarak oluşan tıptaki adı Wernicke Korsakoff olan hastalıkta hafıza belli bir yaşa kadar iniyor ve orada siliniyor. 1995'de 'yasadışı örgüt üyesi oldukları' gerekçesiyle tutuklanan Ali Ekber - Havva Doğan çifti de başladıkları ölüm orucunun 230. gününde bu hastalığa yakalandı. Tedavisi mümkün olmayan bu hastalık nedeniyle de şu anda 28 yaşında olan Ali Ekber 8 yaşına, 25 yaşındaki Havva ise 6 yaşına döndü. Ölüm orucuna başlarken, hafızalarının silinmesi riskini tahmin ederek "Ne olursa olsun, birbirimizi unutmayalım yeter" diye mektup yazan çift artık birbirlerini hatırlamıyor. Müdahaleden sonra yaklaşık bir ay boyunca hastanede tedavi gören çift, Adli Tıp Kurumu'nun "Hayati tehlikeleri yok. Ancak tedavisi olmayan ve cezavinde kalamayacak bir hastalıkları var""şeklindeki raporları üzerine CMUK''n 399. maddesi uyarınca tahliye edildiler. Tahliyeden sonra çiftin akrabaları onları aynı eve götürdü. Ancak Havva, Ali Ekber'i görünce ilk tepkisi "Bu amca da kim?" demek oldu. Anne ve babası hayatta olmayan Havva, dayısını babası sanıyor, akrabalarının 5 yaşındaki çocuğu Ekin Deniz ile birlikte oyuncaklarla oynuyor ve 'babasından' dondurma istiyor. Ali Ekber ise ilkokul 2'ye geçtiğini söylüyor. Ölüm orucundan dolayı şişen ayağı için de "Kerimgil top oynarken ayağıma vurdu. Ben iyi oynuyom ya o yüzden" diyor, evdekilere "Ne zaman top oynamaya gideceğiz?" diye soruyor.
BİRBİRLERİNİN SAÇINI ÇEKİYORLAR
Havva ve Ali Ekber artık oyun arkadaşı olmuşlar. Havva ayağı şiş olduğu için yatan Ali Ekber'in ayağını gıdıklıyor; "Yata yata saçı düşmüş bunun" diye. Ali Ekber de Havva'ya kızıyor ve onun saçını çekiyor. Çiftin yakalandığı kalıcı hafıza kaybı hastalığı da denilen Wernicke Korsakoff, açlığa bağlı olarak B1 vitamininin azalması, bunun da hücrelerin boşalmasına yol açmasıyla oluşuyor. Doktorlar ölüm orucundaki mahkumlara B1 vitamini almalarını tavsiye etmişti. (sabah gazetesinden alınmıştır)
2000 de başlayan ölüm orucunda 96 nın da bizlere öğrettiği bazı tecrübelerden yararlanarak devrimciler çesitli vitaminlar aldılar fakat tecrit koşullarının ağırlığı ve bazı tutsakların bakacak bir oda arkadaşının dahi olmamsaı ,çıkanların gerekli tedaviyi sağlamada zorlanması (ki tihv elinden geleni yapmaktadır),tedavi alması gereken tutsaklar bunun için ek süre tanınmaması vb birçok neden şartları dahada olumsuz hale getirmiştir…
bizim görevimiz bu konuları gündemde sıcak tartışılır kılarak insanların duyarlılığını arttırmaktır….konu son dönemdeki en büyük mağduru olan savaş kör ile bir kez daha gündeme gelmiştir…savaş kör kmdir?ne gibi tehlikeyle karşı karşıyadır
Metnin sonraki kısmı aşağıdaki linkte mevcuttur….
http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=23754&highlight=sava%FE+k%F6r
Wernicke-Korsakoff hastası olan Savaş Kör, F Tipi cezaevlerindeki tecrit uygulamalarına karşı girdiği ölüm orucundan sonra yakalandığı hastalığın etkisiyle iki gözünü kaybetti. Tedavisi yapılmadan uzun yıllar cezaevinde tutulan Kör, 'cezası' bittiği için serbest bırakıldı ancak dışarıda da tedavi için başvurduğu bütün kapılar yüzüne kapandı.
Savaş Kör (30), Türkiye Komünist Partisi/ Marksist Leninist örgütüne üyelik iddiasıyla 1997'de tutuklandı. 26 Eylül 1999'da Ulucanlar Cezaevi'ne düzenlenen operasyonda sol elinin 3 parmağını kaybetti. Ulucanlar katliamının etkisini üzerinden atmaya çalıştığı dönemlerde F Tipi cezaevlerinin inşaası gündeme geldi. Kör, diğer siyasi tutuklularla birlikte F Tipi cezaevlerine ve tecrit uygulamalarına karşı ölüm orucuna girdi. Devletin, ölüm orucunu sona erdirmek için 19 Aralık 2000'de cezaevlerine 'Hayata Dönüş' adıyla yaptığı operasyon sonrasında, eyleminin 153'inci gününde Ankara Numune Hastanesi'ne kaldırılan Kör'e 'zorla' müdahale edildi. Daha sonra Wernicke-Korsakoff hastalığına yakalandı. Cezaevi idaresince tedavisi yapılmayan Kör, 2001'de tahliye edildi ancak hastalığı onu dışarıda da yalnız bırakmadı.
Dışarıdayken de yargılanması devam eden Kör, hastalığı nedeniyle duruşmalar için mahkemeye gidemedi, hüküm giydi ve aranır duruma düştü. Hastalığı yüzünden evden dışarı çıkamayan Kör'ü devlet, evinden alarak Kandıra F Tipi Cezaevi'ne götürdü. Cezaevi koşulları nedeniyle hastalığı daha da ilerledi.
Cezaevinin suyunu içmedi
Hastalığı için gerekli gıda ve ilaçları alamayan Kör'ün direnci git gide düştü, vücudu ve gözleri yaralar içinde kaldı. F Tipi 'hücre hapsi' Kör'ü kendi dünyasına hapsetti. Kör, hastalığı nedeniyle her iki gözünü kaybetti. Körlük, beraberinde psikolojik rahatsızlığı getirdi. Cezaevi görevlilerinin kendisini zehirleyip öldüreceklerine inandığı için görevliler tarafından kendisine verilen suyu içmedi, yemekleri yemedi.
Ailesi ve avukatları tarafından cezaevi idaresi ve Adalet Bakanlığı'na gönderilen birçok dilekçeye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılan başvurulara rağmen, hastalığı ileri boyutlara ulaşan Kör, serbest bırakılmadı.
Hastaneler tedavi etmedi
Kör, tüm çabalara karşın ancak 'cezası'nın sona erdiği 16 Kasım 2006'da serbest bırakıldı. Kör'ün dışarıdaki ilk durağı hastaneler oldu. İyileşmesi için uzun bir tedaviye ihtiyacı olan Kör'ü hastaneler kabul etmedi. Şişli Etfal Hastanesi 'hastane araç gereçlerinin yetersizliği' nedeniyle Kör'ü geri çevirirken, 'hastalığının gözlerinden beynine sıçrama riski' olduğu teşhisi koyan İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi ise Kör'ü Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne sevk etti. Daha önceleri tutuklu olduğu sırada 'rol yapıyor' gerekçesiyle Kör'ü cezaevine geri gönderen Bakırköy Hastanesi, bu sefer de tedavisini yapmadan evine gönderdi.
Kızını hatırlamıyor
Kör, Wernicke-Korsakoff nedeniyle hafıza sorunu da yaşıyor. Geçmişine yönelik soruları cevaplamakta zorlanıyor. Geçmişi unuttuğu için 12 yaşındaki kızı Simge'yi hatırlamıyor. Kör, 'Simge'nin kızım olduğunu söylüyorlar ama ben buna inanmıyorum' diyor.
Oğlunun bakımını üstlenen ve hastalığını üzüntüyle karşılayan Anne Aynur Kör ise, tüm olanlardan cezaevi yönetimini ve doktorları sorumlu tutuyor.
2000 yılında öo başladığında dönemin cezaevleri tevkif müdürü a.fuat ertosun ve şu anda Bilkent üniversitesinde öğretim görevlisi olan adalet bekanı hikmet sami türk her fırsatta f tiplerini güvenliği arttırılmış oteller olarak lanse etmeye çalışmış hatta dahada terbiyesizleşerek televizyonlardan sanki otel reklemı yapar gibi görüntülerini yayınlatmışlardır….
96 öo süreci 12 devrimcinin ölümü ve onlarcasının bedeninde ve zihninde kalıcı hasarlar oluşmasıyla souçlanmıştı…96 ölüm orucunda en sık rastlanan sağlık sorunları b vitamini eksikliğinden dolayı oluşan wernicke-korsakoff(hafıza yitirimi, çocuklaşma..),karaciğer ve pankreas enzim sisteminin bozulması ,böbrek enfeksiyonları ve daha birçok hastalık o dönemde Ali Ekber Doğan ve Havva Doğan ın şahsında basına şöyle yansıdı;
Onlar artık çocuk oldu
Girdikleri ölüm orucunun 230'uncu gününde kalıcı hafıza kaybı hastası olan Havva Ali Ekber çifti 6 ve 8 yaşlarına geri döndü. Çift oyuncaklarla oynayıp kavga ediyor
F Tipi cezaevlerine karşı başlatılan ve 266. gününe giren ölüm oruçlarında kalıcı hafıza kaybı hastası olan Havva ve Ali Ekber çifti yeniden çocukluk çağlarına döndü. Uzun süreli açlığa bağlı olarak oluşan tıptaki adı Wernicke Korsakoff olan hastalıkta hafıza belli bir yaşa kadar iniyor ve orada siliniyor. 1995'de 'yasadışı örgüt üyesi oldukları' gerekçesiyle tutuklanan Ali Ekber - Havva Doğan çifti de başladıkları ölüm orucunun 230. gününde bu hastalığa yakalandı. Tedavisi mümkün olmayan bu hastalık nedeniyle de şu anda 28 yaşında olan Ali Ekber 8 yaşına, 25 yaşındaki Havva ise 6 yaşına döndü. Ölüm orucuna başlarken, hafızalarının silinmesi riskini tahmin ederek "Ne olursa olsun, birbirimizi unutmayalım yeter" diye mektup yazan çift artık birbirlerini hatırlamıyor. Müdahaleden sonra yaklaşık bir ay boyunca hastanede tedavi gören çift, Adli Tıp Kurumu'nun "Hayati tehlikeleri yok. Ancak tedavisi olmayan ve cezavinde kalamayacak bir hastalıkları var""şeklindeki raporları üzerine CMUK''n 399. maddesi uyarınca tahliye edildiler. Tahliyeden sonra çiftin akrabaları onları aynı eve götürdü. Ancak Havva, Ali Ekber'i görünce ilk tepkisi "Bu amca da kim?" demek oldu. Anne ve babası hayatta olmayan Havva, dayısını babası sanıyor, akrabalarının 5 yaşındaki çocuğu Ekin Deniz ile birlikte oyuncaklarla oynuyor ve 'babasından' dondurma istiyor. Ali Ekber ise ilkokul 2'ye geçtiğini söylüyor. Ölüm orucundan dolayı şişen ayağı için de "Kerimgil top oynarken ayağıma vurdu. Ben iyi oynuyom ya o yüzden" diyor, evdekilere "Ne zaman top oynamaya gideceğiz?" diye soruyor.
BİRBİRLERİNİN SAÇINI ÇEKİYORLAR
Havva ve Ali Ekber artık oyun arkadaşı olmuşlar. Havva ayağı şiş olduğu için yatan Ali Ekber'in ayağını gıdıklıyor; "Yata yata saçı düşmüş bunun" diye. Ali Ekber de Havva'ya kızıyor ve onun saçını çekiyor. Çiftin yakalandığı kalıcı hafıza kaybı hastalığı da denilen Wernicke Korsakoff, açlığa bağlı olarak B1 vitamininin azalması, bunun da hücrelerin boşalmasına yol açmasıyla oluşuyor. Doktorlar ölüm orucundaki mahkumlara B1 vitamini almalarını tavsiye etmişti. (sabah gazetesinden alınmıştır)
2000 de başlayan ölüm orucunda 96 nın da bizlere öğrettiği bazı tecrübelerden yararlanarak devrimciler çesitli vitaminlar aldılar fakat tecrit koşullarının ağırlığı ve bazı tutsakların bakacak bir oda arkadaşının dahi olmamsaı ,çıkanların gerekli tedaviyi sağlamada zorlanması (ki tihv elinden geleni yapmaktadır),tedavi alması gereken tutsaklar bunun için ek süre tanınmaması vb birçok neden şartları dahada olumsuz hale getirmiştir…
bizim görevimiz bu konuları gündemde sıcak tartışılır kılarak insanların duyarlılığını arttırmaktır….konu son dönemdeki en büyük mağduru olan savaş kör ile bir kez daha gündeme gelmiştir…savaş kör kmdir?ne gibi tehlikeyle karşı karşıyadır
Metnin sonraki kısmı aşağıdaki linkte mevcuttur….
http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=23754&highlight=sava%FE+k%F6r
Wernicke-Korsakoff hastası olan Savaş Kör, F Tipi cezaevlerindeki tecrit uygulamalarına karşı girdiği ölüm orucundan sonra yakalandığı hastalığın etkisiyle iki gözünü kaybetti. Tedavisi yapılmadan uzun yıllar cezaevinde tutulan Kör, 'cezası' bittiği için serbest bırakıldı ancak dışarıda da tedavi için başvurduğu bütün kapılar yüzüne kapandı.
Savaş Kör (30), Türkiye Komünist Partisi/ Marksist Leninist örgütüne üyelik iddiasıyla 1997'de tutuklandı. 26 Eylül 1999'da Ulucanlar Cezaevi'ne düzenlenen operasyonda sol elinin 3 parmağını kaybetti. Ulucanlar katliamının etkisini üzerinden atmaya çalıştığı dönemlerde F Tipi cezaevlerinin inşaası gündeme geldi. Kör, diğer siyasi tutuklularla birlikte F Tipi cezaevlerine ve tecrit uygulamalarına karşı ölüm orucuna girdi. Devletin, ölüm orucunu sona erdirmek için 19 Aralık 2000'de cezaevlerine 'Hayata Dönüş' adıyla yaptığı operasyon sonrasında, eyleminin 153'inci gününde Ankara Numune Hastanesi'ne kaldırılan Kör'e 'zorla' müdahale edildi. Daha sonra Wernicke-Korsakoff hastalığına yakalandı. Cezaevi idaresince tedavisi yapılmayan Kör, 2001'de tahliye edildi ancak hastalığı onu dışarıda da yalnız bırakmadı.
Dışarıdayken de yargılanması devam eden Kör, hastalığı nedeniyle duruşmalar için mahkemeye gidemedi, hüküm giydi ve aranır duruma düştü. Hastalığı yüzünden evden dışarı çıkamayan Kör'ü devlet, evinden alarak Kandıra F Tipi Cezaevi'ne götürdü. Cezaevi koşulları nedeniyle hastalığı daha da ilerledi.
Cezaevinin suyunu içmedi
Hastalığı için gerekli gıda ve ilaçları alamayan Kör'ün direnci git gide düştü, vücudu ve gözleri yaralar içinde kaldı. F Tipi 'hücre hapsi' Kör'ü kendi dünyasına hapsetti. Kör, hastalığı nedeniyle her iki gözünü kaybetti. Körlük, beraberinde psikolojik rahatsızlığı getirdi. Cezaevi görevlilerinin kendisini zehirleyip öldüreceklerine inandığı için görevliler tarafından kendisine verilen suyu içmedi, yemekleri yemedi.
Ailesi ve avukatları tarafından cezaevi idaresi ve Adalet Bakanlığı'na gönderilen birçok dilekçeye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılan başvurulara rağmen, hastalığı ileri boyutlara ulaşan Kör, serbest bırakılmadı.
Hastaneler tedavi etmedi
Kör, tüm çabalara karşın ancak 'cezası'nın sona erdiği 16 Kasım 2006'da serbest bırakıldı. Kör'ün dışarıdaki ilk durağı hastaneler oldu. İyileşmesi için uzun bir tedaviye ihtiyacı olan Kör'ü hastaneler kabul etmedi. Şişli Etfal Hastanesi 'hastane araç gereçlerinin yetersizliği' nedeniyle Kör'ü geri çevirirken, 'hastalığının gözlerinden beynine sıçrama riski' olduğu teşhisi koyan İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi ise Kör'ü Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne sevk etti. Daha önceleri tutuklu olduğu sırada 'rol yapıyor' gerekçesiyle Kör'ü cezaevine geri gönderen Bakırköy Hastanesi, bu sefer de tedavisini yapmadan evine gönderdi.
Kızını hatırlamıyor
Kör, Wernicke-Korsakoff nedeniyle hafıza sorunu da yaşıyor. Geçmişine yönelik soruları cevaplamakta zorlanıyor. Geçmişi unuttuğu için 12 yaşındaki kızı Simge'yi hatırlamıyor. Kör, 'Simge'nin kızım olduğunu söylüyorlar ama ben buna inanmıyorum' diyor.
Oğlunun bakımını üstlenen ve hastalığını üzüntüyle karşılayan Anne Aynur Kör ise, tüm olanlardan cezaevi yönetimini ve doktorları sorumlu tutuyor.