Orijinalini görmek için tıklayınız : İbrahim Kaypakkaya


deniz_kizi
30.12.2006, 13:01
Kominist önder İbrahim kaypakka'nın hayatı


1949 yılında yoksul bir ailenin çocuğu olarak Çorum'un bir köyünde dünyaya geldi.Babası yoksul bir emekçiydi. Annesi ve babası İbrahim 2-3 yaşlarında iken ayrıldılar.
ilkokul 1. ve 2. sınıflarını Karamahmut köyünde, 3. sınıfı Ortakışla köyünde,
4.ve 5. sınıfları da Alacahöyük'te okudu.

İbrahim Kaypakkaya daha çocukluk yaşlarından itibaren her şeye meraklı idi. Bilgi açlığını gidermek için önüne çıkan her fırsattan yararlanıyordu. Verilen her işi yapmaya çalışıyor, sorumluluk almaktan korkmuyordu. Okulundan arta kalan zamanlarda bütün işlerde ailesine ayrdım ediyordu, koyun gütmeye giderken bile yanına defter, kalem, kitap almayı unutmazdı. Daha o yaşlarda bile yaşıtları arasından sıyrılıyordu. Fakat o bunu hiç bir zaman kuruntu kaynağı yapmaz, arkadaşlarını küçümsemezdi. Arkadaşları araında da çalışkanlığı, bilgisi, ağırbaşlılığı,yardımseverliği ve fedakarlığı ile sayılıp sevilirdi.

İlkokulu bitirince öğretmen olmayı kafasına koydu.Devlet parasız-yatılı sınavlarına girip kazandı ve Anakara Hasanoğlan Öğretmen Okulu'na yatılı öğrenci olarak alındı. Yatılı okulda okurken yazları ve ara tatillerde köyüne dönüyor ve ailesine yardımcı oluyordu. Çalışırken yorulmak nedir bilmezdi. Köydeki diğer öğrenci arkadaşları köylüye karışmaz, işe katılmazken o elinden ne iş gelirse ailesine ve köylüye yardım ederdi. Öğrenci oluşunu köylünün yaptığı işleri yapmamak anlamında bir ayrıcalık olarak görmezdi.

İbrahim kaypakkaya, ilk devrimci düşüncelerle Hasanoğlan Öğretmen Okulu'nda tanıştı. Araştırıyor, soruyor, okuyordu. Siyasal olarak geliştikçe davranışları ve ilişkileride değişiyordu.

Bu gelişme sayesinde İbrahim kaypakkaya'nın adı çevre köylerde bile duyulur oldu. Tabi gericilerin yobazların gözüne batmaya da başlamıştı. Okulda "yeşili sevmiyorum" başlığı ile yazdığı bir kompozisyon yüzünden öğretmenlerden biri ona çok kızmış ve "peki kızılı mı seviyorsun" diye hayli eziyet çektirmişti.

İbrahim Kaypakkaya, Hasanoğlandan "pekiyi" derece ile mezun oldu ve sınavları kazanarak istanbul Çapa Yüksek Öğretmenokuluna kayıt oldu. Bu okula başladığında devrimci fikirler karakterinin bir parçası olmuştu bile. Buradaki siyasal gelişimi çok hızlı bir seyir izledi, kısa zamanda devrimci öğrenciler arasında sivrildi. Onlarla tartışan, onlara öğreten, onları güçlendiren ve örgütleyen bir devrimci olarak ön plana çıktı. Fakat o köylüyle olan ilişkisini hiçbir zaman kesmedi, her fırsatta köye döndü. Oraya dergi, gazete, kitap götürdü. Yeni dostluklar ve ilişkiler kurdu.Bu faliyeleri neticesinde Kaypakkaya polis tarafından fişlendi.

O, artık Çapa'daki devrimci çevrenin önde gelen liderlerinden biriydi. İlk bildirisini, Çetin Altan'a bir gezi sırasında gericiler tarafından saldırılması üzerine kaleme aldı. Ve onun devrimci saflardaki ilerleyişi günbegün hızlanan bir tempo izledi. Nerede bir konferans, açık oturum, forum, tartışma, seminer varsa İbrahim oradaydı. Dinliyor, not alıyor, sorular soruyordu. ders çalışmaya az vakti olmasına rağmen başarılı bir öğrenciydi.

Arkadaşlarını eğiten İbrahim, onları okuldaki çalışmayı örgütlü yürütme konusunda ikna etmişti. Bunun sonucunda Fikir Kulüpleri Federasyonu'na bağlı olarak Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü kuruldu ve İbrahim başkanlığa seçildi. İbrahim Kaypakkaya derneğin kuruluş bildirgesini kaleme aldı ve bu bildiri okulda dağıtıldı. Bu bildiri ile okuldaki bütün yurtsever, devrimci ve ilericiler, yobazlara ve faşistlere karşı birlik olmaya ve mücadeleye çağırılıyordu. Buna karşı okul yönetimi hemen harekete geçti. İbrahim ve diğer kurucu üyelere "bir ay okuldan uzaklaştırma" cezası verildi, bununla da yetinmeyip İbrahim ve arkadaşları savcılığa ihbar edildi.

İbrahim bu bir ay sırasında arkadaşlarının evlerinde kaldı.bütün zamanını devrimci mücadele için kullanıyordu. Bütün davranışlarında önder bir devrimcinin alçakgönüllülüğü hakimdi.

Artık dergilere yazılar yazmaya başlamıştı. Öğrencilik dönemi boyunca sırasıyla Forum, Ant, Türk Solu, Aydınlık gibi dergilerde yazıları çıktı. FKF'nin
2. kurultayı'na Çapa'dan delege olarak katıldı. bu gelişmeyi okul yönetimi ve gericiler her türlü yöntemle engellemeye çalışıyorlardı. Gericilerin taşlı sopalı saldırıları artmıştı. İbrahim bu gelişmelere karşı bildiriler yazdı ve dağıtımında bizzat görev aldı. Bu olay üzerine okul disiplin kurulu toplandı, İbrahim ve arkadaşlarının "Parasız Yatılı Öğrenci"lik hakları ellerinden alındı. İbrahim ve arkadaşları bu gerici kararı tanımadıklarını ve buna uymayacaklarını açıkladılar. Bunun üzerine faşist gericiler dışarıdan takviye alarak okulun önünü kestiler, İbrahim ve arkadaşlarına saldırdılar. Bu olayda faşistler silah da kullandı, buna rağmen İbrahim ve arkadaşları faşistleri püskürtüp okula girdiler. Bunun üzerine müdür polis çağırıp İbrahim ve arkadaşlarını okuldan attırdı.

İbrahim Kaypakkaya okuldan atılınca bir süre otelde çalıştı. Patronla kavga edince oradan ayrıldı. Geçimini matematik dersleri vererek sürdürmeye çalıştı.
Tüm bu zor şartlara rağmen geçimini sağlayacak parayı kazandıktan sonra gerisine aldırmıyor, zamanını ve enerjisini devrimci çalışma için kullanıyordu.

İbrahim Kaypakkaya, 6. Filo2ya karşı eylemler ve Kanlı Pazar gibi olaylarda en önde yürüyor, fabrika ve köylerde örgütlenme çalışmaları yürütüyordu.
69-70 yıllarında Türk Solu dergisinde işçi ve köylü eylemleri ile ilgili bir dizi haber ve yorum yazdı.

Okuldan atılma ile ilgili kararı Danıştay bozmuştu, buna göre İbrahim ve arkadaşları okula geri alınmalıydılar. Atılan dokuz öğrenci okula geri alındı fakat yönetim bu kararı İbrahim için uygulamadı.

70 yılı mücadelenin daha da geliştiği ve sertleştiği bir yıl oldu şehirlerde ve kırlarda kitlerin devrimci mücadele ruhu gittikçe yükseliyordu. İbrahim Trakya
Değirmenköy'de toprakları için ağaya karşı mücadele eden köylülerin arasındaydı. İbrahim ve bu direnişte yer alan diğer devrimci önder Cihan Alptekin, bu direnişten dönerken polis tarafından tutuklandılar ve işkenceden geçirildiler.

Yükselen mücadele 15-16 Haziran'da doruğa ulaştı. İbrahim Kaypakkaya, bu büyük direnişin sıra neferlerinden biriydi. Gece sabahlara kadar bildiri basıyor, gündüz kavganın en yoğun olduğu yere koşuyordu. Demir-döküm, Sungurlar,Horoz Çivi, Petriks, Ege Sanayi, EAS Akü, Gıslaved, Gamak, Singer, Derby.... işçileri, bu büyük devrimciyi yakından tanıyorlar ve kendilerinden biri olarak görüyorlardı. 15-16 Haziran büyük işçi mücadelesi İbrahim Kaypakkaya'nın siyasal mücadelesi açısından önemli dönüm noktalarından biri oldu. Bu mücadeleden çıkarılması gereken dersler bağlamında yürütülen tartışmada, İbrahim Kaypakkaya o döneme kadar içinde buluduğu örgütün
-PDA/TİİKP- merkezi ile ters düştü. Tartışmalar içinde merkezin Halk Savaşı çığlıkları ile üzeri örtülen reformist-legalist bir çizgi izlediğini gördü.

deniz_kizi
30.12.2006, 13:02
İbrahim Kaypakkaya, 71 başlarında Çorum ve köylerinde araştırma çalışmalarına çıktı. bu tarih aynı zamanda 12 Mart Faşist cuntasının tezgahlandığı tarihti.Yükselen devrimci başkaldırışı durdurmakta yetersiz kalan göstermelik parlamenter araçları bile çok gören faşist devlet, kolları sıvadı ve sıkı yönetim ilan edildi.Grevler, kitle eylemleri, mitingler yasaklandı. Bütün devrimci dergiler, kitle örgütleri kapatıldı. Devrimci avına başlandı, binlerce devrimci tutklandı, onlarcası katledildi. İbrahim Kaypakkaya'da arananlar arasındaydı. 12 Mart'ın değerlendirilmesi konusunda yürütülen tartışmada da, İbrahim Kaypakkaya TİİKP'nin merkezindekilerin revizyonist bir hat çizdiklerini açıkça gördü.

İbrahim Kaypakkaya, bir süredir Çorum'daydı. Bu bölgedeki uzuzn çalışmaları sonucu "Çorum İlinde Sınıfların Tahlili" konulu bir inceleme hazırladı. İbrahim sıkı yönetim sonrası çekildiği bu bölgede arkadaşları ile sürekli okuyup tartışıyor, kafasında yeni bir örgüt taslağı oluşturuyodu. Sonra bu bölgeden ayrılıp Kuzey Kürdistan'a geçmeye karar verdi.

İbrahim 72 yılı başlarında TİİKP revizyonisteri ile örgütsel bağları koparıp TKP/ML'nin kurulmasına önderlik etti.

Bu dönemden sonra yakalandığı gün olan 24 Ocak 1973'e kadar esas olarak Malatya, Tunceli, Antep yörelerinde devrimci mücadeleyi örgütledi. Yorulmak bilmez bir enerji ile köy köy dolaşıyor,yoksul köylüler ile uzun sohbetler ediyor, onlara destansı bir üslupla Çin, Vietnam ve ekim devrimlerini anlatıyordu. Dolaştığı bütün bölgelerdeki yoldaşlarının en küçük sorunlarıyla bile ilgileniyordu,
onlara sorunları çözmede yol gösteriyordu, Kürtçeyi çat-pat sökmüştü. Malatya yöresinde kitlenin ileri kesimlerine hitap eden "okuma grupları" oluşturmuştu.

Sıkı yönetim tüm ağırlığı ile devam ediyordu. Direnenler de vardı teslim olanlarda. İbrahim, sıkı yönetim işkencelerinden başeğmeden çıkan Ömer Ayna'nın resmini yoldaşlarına gösterip "Devrimci olmanın ilk koşullarından birinin işkenceye dayanmak olduğunu" söylüyordu. Malatya yöresinden yürüttüğü çalışmalar neticesinde tuttuğu notları sistemleştirip "Malatya'da Sınıfların Tahlili" başlıklı bir inceleme hazırladı.

72 yılı mayıs ayının altısında Deniz ve arkadaşları idam edilmişlerdi. İbrahim Kaypakkaya'nın çalışma yöresinin yakınlarında da THKO'dan Sinan Cemgil ve iki arkadaşı gidikleri çatışmada şehit düşmüşlerdi. İbrahim bu olaydan sonra çevre köylerde araştırma yaptı ve Kahyalı Köyü muhtarı Mustafa Mordeniz'in ihbarcı olduğunu ortaya çıkardı. Bu ihbarcı İbrahim Kaypakkaya ve iki yoldaşı tarafından tutuklanıp sorgulandı, suçlu görülerek kurşuna dizildi. Böylece devrim adaletinin iki elinin devrim düşmanı ihbarcıların yakasında olduğu, ihbarcıları affedilmeyeceği dosta düşmana gösterildi. Çevredeki köylülerin ve tüm devrimcilerin büyük coşkusu ile karşılanan bu eylem sıkı yönetimin azgınca sürdüğü bir dönemde gerçekleştirilmişti. Bu eylem İbrahim Kaypakkaya'nın devrimci dayanışmadan ne anladığını, onun silahlı mücadele çizgisini, silahlı eylem hedefleri konusundaki görüşlerini de pratikte gösteren bir eylemdi.

İbrahim bu olaydan sonra Tunceli yöresine geçti, aynı bölgeye can yoldaşı Ali Haydar Yıldız ve Muzaffer Oruşoğlu da gelmişlerdi. İbrahim Kaypakkaya bu bölgede yoldaşları ile eğitim çalışmaları yaptı, onlara geliştirdiği yeni görüşlerini aktardı ve onlarla tartıştı.

Aynı günlerde İbrahim ve arkadaşlarının bu bölgede olduğu haberini alan Fehmi Altınbilek yönetimindeki faşist devlet güçleri köy köy, dağ taş İbrahim ve arkadaşlarını arıyorlardı. Bu bölgedeki devlet güçleri takviye edildi, halkın üzerinde tam bir faşist terör estiriliyordu. İbrahim bir ara İstanbul'a döndü, sonra Malatya'ya uğrayıp tekrar Tunceli yöresine geçti.


O güne kadar faşist kolluk güçlerinin sürdüğü hiç bir iz sonuç vermemişti. Halk İbrahim ve arkadaşlarıını kendilerinden biri olarak gizliyordu.İbrahim ve arkadaşları her fırsatta halkın üzerindeki baskıları teşhir ediyorlardı. Ali Haydar, 20 Ocak 73'de gece yarısı dağdan tunceli'ye inmiş, Karakolu ve Lojmanı bombalamıştı.
23 Ocak akşamı Süleyman ve Ali Haydar ekmek ve yiyecek almak için Vartinik'teki köyden ayrıldılar,akşama geri döneceklerdi. Ama yollar aalabildiğine karlı olduğundan dönüşleri gecikti. Ancak sabah doğru köye varabildiler. Az uzakta parolayı çaldılar, fakat karşılık gelmedi, parolayı tekrarladılar yine karşılık gelmedi. Çevreyi süzmeye koyuldular ve uzaktan jandarmanın köyü sardıklarını gördüler, köy kuşatılıyordu.
1973 yılının ocak ayının 24. sabahıydı. Ali Haydar ve Süleyman yoldaşlarını uyarmak için köye fırladılar, kuşatma yarımay şeklindeydi. Ali Haydar köyü en son terketti, ne yazıkki seti aşamadı, orada vuruldu kaldı. İbrahim ateşten sıyrılıp kaçmaya çalışıyordu fakat o da vurulmaktan kurtulamadı, boynunun her yanı saçma dolmuştu, hemen cebindeki adresleri çıkarıp yok etti. Muzaffer, Süleyman ve Hüseyin kuşatmanın boş tarafından kaçmayı başarmışlardı. Jandarmalar İbrahim ve Ali Haydar'ı bırakıp kaçanların peşine düştüler.

İbrahim belli bir süre sonra kendine geldi, kafası saçma yaralarından kan içindeydi, biraz ileride yerde yatan Ali Haydar'ı gördü. Can yoldaşını kaybetmenin hüznü ile içi burkuldu ve bir intikam yemini edip sendeleyerek oradan uzaklaşmaya çalıştı. Bir mağara buldu ve iki gün burda kaldı. Köylerde terör estiriliyordu. İbrahim bu süre içinde değişik köylere uğradı, bazılarından yardım alamadan geri döndü, bazılarında sıcak ilgi ve yardım ile karşılaştı. Vurulduğunun beşinci günü uğradığı köyün öğretmeni azılı bir gericiydi, İbrahim'i ihbar etti, ev kuşatıldı ve İbrahim tutuklandı....

İbrahim Kaypakkaya, Gökçe Karakolu'na kadar buzlu derelerin içinden yaya sürüklendi, ilk ifadesi karakolda alındı, faşistler hemen onu konuşturup işini bitirmek istiyorlardı. Fakat İbrahim hiç bir örgütsel konuda ifade vermedi. Bundan sonra bitmek bilmeyen işkenceler başladı. İbrahim Şubat başında Tunceli'ye ordanda Elazığ'a, oradan da Diyarbakır'a götürülüp Savcı Yaşar Değerli'ye teslim edildi. İbrahim Kaypakkaya, burada gittikçe ağırlaşan yaraları yüzünden ölüm tehlikesinin belirmesi sonucu askeri hastahaneye yatırıldı. İbrahim, burada donmadan kaynaklanan kangren sonucu iki ayağını da kaybetti. Şubat ayı başlarında iyileştikten sonra tekrar sorgular başladı, onu konuşturabilmek için akla gelebilecek her türlü işkence yönteminin deniyorlardı. Fakat tüm çabaları boşa çıktı.İbrahim şaşmaz bir kararlılıkla hiç bir örgütsel faliyeti hakkında bilgi vermedi. İşkenceciler bu durum karşısında çılgına dönüyorlardı.
Mayıs ayı başlarıydı, nedense bir kaç gündür işkence yapmıyorlardı.Bir defter kalem istemiş onu da getirmişlerdi. "Herhalde sorgulamalar bitti" diye düşünüp savunmasını hazırlamaya başladı. Savunmasını hazırlarken bazen duyguları yoğunlaşıyor, bunları da yazdığı şiirler ile dile getiriyordu.

deniz_kizi
30.12.2006, 13:17
" DEVRİM İÇİN HER ZAMAN ÖLECEKLER BULUNUR "


..... gider ..... gider, nice koçyiğitler

Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir

Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki

Yüreğimiz kabına sığmamakta

Örsle çekiç arasında yoğrulduk

Hıncımız derya gibi kabarmakta






İbrahim Kaypakkaya, bazı özel istekler yüzünden babasına mektup yazmıştı.Babası oğlunun mektubunu alınca çok sevinmişti, aylardır haber alamadığı oğlu demek ki yaşıyordu. Hemen onun istediği şeyleri yerine getirip 19 Mayıs günü Diyarbakır'a doğru yola çıktı. bundan önce de Diyarbakır'a gitmiş fakat onu İbo'suyla görüştürmemişlerdi. Fakat Ali Kaypakkaya'yı Diyarbakır'da oğlunun ölüm haberi karşıladı. Oğlunun intihar ettiğini söylediler. Tabi ki o bu palavralara inanmadı, onun tanıdığı oğlu intihar etmezdi. Oğlunun cesedini almaya gittiğinde cesedin üzerindeki kurşun izlerini gördü, bunların ne olduğunu sorduğunda suskunlukla cevap verdiler. İbrahim kaypakkaya'yı konuşturamayacaklarını anladıkları için onu 18 Mayıs günü kurşuna dizmişlerdi.

İbrahim Kaypakkaya, genç yaşta cellatlar tarafından kurşuna dizildi. O işkencelerde ser verip sır vermedi, o bir komünist olarak yaşadı ve bir komünist olarak öldü..........

tuncerbio
30.12.2006, 13:54
teşekkürler can ....yalnız devrimcilerin biyografileri için bir sayfa açılmıştı....

Kaypakkaya nın köyü çorum-sungurluya bağlı Karakaya köyüdür yazına eklersende sevinirim...hayatını ve mücadelesini öğrenmek isteyenlere bir kitap tavsiye edeyim ;bir komünistin biyografisi Nihat Behram

suyunsesi
30.12.2006, 15:49
İŞKENCELERDE

Ceryana zincire boyun eğmedik
Direndik direndik işkencelerde
Halk uğruna bundan daha evveli
Ölenleri andık işkencelerde

Kimimiz yaralı kimimiz öldük
Kimimiz bilinmez yere gömüldük
Kimimiz faşizme zevke sunulduk
Kucaklara konduk işkencelerde

Kimimiz zindana kimimiz dara
Yürüdük yürüdük hep iktidara
Kızıl ışık serptik karanlıklara
Alev alev yandık işkencelerde

Emekçi'yim gündüz geceden öte
Şafakla kavuşur halk hürriyete
Halka onur, korku verdik devlete
Yenilmedik yendik işkencelerde


Emekçi

spartacus
30.12.2006, 17:36
18 yaşında bir genç gibi, gelişmektedir karanlıkta
Kimilerine göre kötüdür ölüm
Kimilerine göre ecel
Kimilerine göre 90 gün örülen direniş
Ölüm, canlanan yasamdır KAYPAKKAYA´LARDA

Bir çağlayan,
ve yüreğimizin işi yani
ve bir alev, Munzur bile söndüremez bu yangını

Diyarbakir´da bir Kaya
Sanki yükselmiş aya
Diyarbakirda bir zindan
Zindanda, KAYPAKKAYA

Nasıl ki sevgiyle kucaklamışsa ölümü
Nasıl ki 90 kere 24 saat katlanmışsa acıya
Nasıl ki haykırmışsa kinini
Tükürmüşse suratlarına suskunluğunu
Bizede anmak düşer, coşkuyla onu
Vurdu gövdesini karanlığın zembereğine
Ve doğdu ışık, yürek penceresine
Ey benim cevahirim
Ey benim dişleri kenetlim, suskun ırmağım
Ser verip, sır vermeyenim
Durmadı coşkun akan ırmagın
Ve namlusuna yüreğini sakladığın

Ne o zindandaki sesin
Ne de nefesin
Hala gitmiş değil hücre karanlığından

Her düşen, düstüğün yere, çıktı göğüsünü gere gere
Kesilince bileklerin, sökülünce tırnakların,
Ödü koptu puştların.

Her Mayis´ta vurdular bizi
Yinede yaşattık kendimizi,
Attılar bizi hasretin koynuna,
Boğmak istediler hasrete

Oysa ne kadarda güzeldir
Bizimle hasret sürmüş, filiz vermiş içimizde sevda

Hani kurşun sıksan parcalanır gece
Hani uzatsan elini aya gölge düşer

İste güçlenerek, kıvılcımlara yürüyen mazin
Ve halkın boynunda bir incir gibi,
Büyüyüp gelişmektedir ZAFER.
Bizde gördük küçük adamları,
Köhnemiş silahlarıyla saldıranları
Bizde yasadık acıları sevince boğan direnişleri
Elbette vardır bir diyeceği, yaptığımız tarihin
Elbette unutulmaz direnişin senin

Cünkü büyüyüp gelişmektedir ZAFER
Bir yangın gibi taşayıp durduk, zulamızda cevahirini
Sanki, okyanusta damla, iskencede denizdir.
Ey günü uyandıran, toprakla söyleyen rüzgar
Ey halkımın yaralı gülü, sol yanımın kıvılcımı
Ey gökteki ay, dağdaki kaya
IBRAHIM KAYPAKKAYA

Onlar yoruldu 90 günü saya saya,
Bıkan onlardı, onlar şaşırdı, can çekiştikçe yaşamaya

Bulutlar yağmura, karanlıklar aydınlığa,
Bugünler yarınlara, yarınlara mahkumdur.
Ve yüzleri gülmez, vurduklari ölmez.
Gökteki ay, dağdaki kaya
IBRAHIM KAYPAKKAYA
Devran geriye dönmez....

Bu şiir Sağmacılar Hapishanesinde Dev-yol dava tutsağının şiiridir.
Yazarın adını hatırlayamadım. Eğer hatırlayan arkadaş varsa eklemek isterim.

Partizan62
02.01.2007, 00:26
Selam olsun apaydınlık günlere
Kazma ile kürekle yürüyenlere
Selam olsun halk için ölenlere
Silah elde toprağa düşenlere bin selam

18 Mayısı unutmam
Unutmam 18 Mayısı
İşçinin köylünün kurtuluş ordusu
Devrimci erleriz
Ölümlerle yeniden doğar
Ölmeyen devrimci erleriz

Bir vücut, bir yumrak ve bir baş
Bağımsızlığa kadar savaş
Önderimiz İbrahim yoldaş
Korkmayan devrimci erleriz

Unutmam 18 Mayısı, 18 Mayısı unutmam
Ali Haydar yıldızımızı vuranlar
Korkutamazlar bizi
Vuruldukça artırdık hızı
Durmayan devrimci erleriz
18 Mayısı unutmam, unutmam 18 Mayısı

Bağımsızlık gelene dek
Ellerden düşmeyecek tüfek
İbo, Haydar, Muharrem çiçek
Solmayan devrimci erleriz


KOMÜNIST ÖNDER IBRAHIM KAYPAKKAYA ÖLÜMSÜZDÜR!
ÖNDERIMIZ IBRAHIM,IBRAHIM KAYPAKKAYA!

spartacus
02.01.2007, 00:56
Kaypakkaya'yı ülkemizdeki burjuva ve burjuva-demokrat aydınlar özellikle "yok" sayar. O'nu ısrarla görmemezlikten gelirler. Bunun tek nedeni vardır. O da, hiç kuşku yoktur ki, Kaypakkaya'nın proleter devrimci çizgisidir.

doctorctf
02.01.2007, 01:37
dilerim böyle olaylar bir daha yaşanmaz.yıllardır yaptığımız hatayı tekrarlayıp duruyoruz.eğer birşeyleri değiştirmek istiyorsak sistemin başına gelmeliyiz.dağlarda bayırlarda saklanarak,kaçarak değil aklımızla,eğitimimizle birşeyleri elde etmeliyiz.bu işler kahve köşelerinde oturarak,akşama kadar saz çalıp türkü söyleyerek olacak işler değil.tamam bizim kültürümüz elbette sahip çıkacağız,yaşayacağız,yaşatacağız ama bu yeterli olmuyor hiçbir zaman.

suyunsesi
02.01.2007, 01:53
Aşık Mahsuni Şerifin bir ağıtı vardı İbrahimin üzerine tam hatırlayamadım
aklımdan kaldığı kadarıyla şöyleydi.



...dökmüşler direm direm tırnağını çekmişler...
zindanın içinde yatar bir yiğit..
İbom ölüyor benzi soluyor...
düşman gülüyor ah limineey...

kreşmir
02.01.2007, 03:04
onlar ki dünyanın son umudu,soyları tükenmeyen birer şahindiler....

sesleri sesimiz oldu bugün,haykıralım sonuna kadar aşk için,bağımsızlık için,devrim için.sesimiz umut olsun yarınlara daha güzel gelecek günler için....


kaypakkaya bizlere mücadelenin ne kadar zor olsa bile yılmadan devam ettirileceğini ve cesaretli olmanın son ana kadar devam etmesi gerektiğini göstermiştir....bu yolda dönenlerin aksine o ve o nun gibiler taviz vermez tutumları ile örnek olmuşlardır.

ölümüne sevdaya tutunanlara bin selam olsun

puduhepa
02.01.2007, 03:43
"Ali Kaypakkaya oğlundan aldığı mektup üzerine Diyarbakır'a doğru yola çıktığında, oğlunun paramparça edilmiş cesediyle karşılaşacağından habersizdir.
Diyarbakır'a ulaşan babaya oğlu gösterilmez. malum o kapı senin bu kapı benim dolaştırılır önce. ardından da oğlunun hücresinde intihar ettiği söylenir Ali Kaypakkaya'ya...

Ali Kaypakkaya oğlunun intihar ettiğini söyleyenlere "hayır benim oğlum öldürüldü, oğlumu öldürdünüz, onu öldürdünüz, onu döve döve öldürdünüz, oğlumu siz öldürdünüz" diye yanıt verir.

ölüm haberini alan Ali Kaypakkaya için henüz 24'ünde yitirdiği oğlunun cenazesini alıp memleketine götürmek kalır. önce bu talebine de olumsuz yanıt verilir. diretmesi sonucu, oğlunun parça parça edilmiş bedeni Ali Kaypakkaya'ya teslim edilir.

önce 70 liraya kefen alır. sonra, morgda bulunan oğlunu görmeye gider. Ali Kaypakkaya kafadan kesik, karnı, kolları, bacakları, kaba etleri yarılmış, parça parça edilmiş oğlunu görünce, "otopsi"den yanıtını alır. "peki ya delikler?" sorusu ise yanıtsız kalır...

Ali Kaypakkaya oğlunun parça parça edilmiş cesedi karşısında dona kalır. dal gibi incecik oğlunun yerinde kesilmiş delik deşik edilmiş insan parçaları vardır. İbrahim'in parça parça edilmiş cesedini tabuta yerleştiren hamal gördükleri karşısında ağlamaya başlar. Ali Kaypakkaya, tabuta yerleştirdiği oğlunun parça parça edilmiş bedenini yanına alarak memleketine doğru yola çıktığında yol boyunca ona eşlik edenler eksik olmaz..."(Alıntı)

Kırmızı Gül Buz İçinde:İbrahim Kaypakkaya'nın yaşamını konu alan belgesel film
yapımcı-yönetmen:Emrah Cilasun
müzikler:Ruhi Su/Aşık İhsani/Metin-Kemal Kahraman...

KomünistAlevi
02.01.2007, 12:18
İbrahim Kaypakkaya Türkiye Devrimcilerinin yüz akıdır ve büyük bir önderdir...

İbrahim Kayapkkaya Faşist Devlet tarafından yakalandığında türlü,türlü işkenceye maruz kaldı...Kesildi,biçildi ama hiç birzaman Örgüt hakkında bir sır bile vermedi...Ve onun adıda Ser verip Sır vermeyen bir Yiğit olarak kaldı..

Nihat Behram'ın Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit isimli kitabını okumanızı tavsiye ederim...Herşey çok açık ve net ortaya konulmuş...Faşist oligarşinin alçakca yaptığı pislikleri daha net bir biçimde okuyabilirsiniz...

İbrahim Kayapkkaya gibi bir Devrimci ile hemşeri olmaktanda büyük onur ve şeref duyuyorum...İbrahim Kaypakkaya'nın köyü bizm köyümüze yaklaşık 15-20 dakika uzaklıkta...Mezarıda bize çok yakın...

Selam Olsun Kaypakkaya'ya!
Selam Olsun Şanlı Proletaryamıza!
Selam Olsun Mayıs Güneşine!
Devrimci Şehitler Onurumuzdur!

İşte o yürekli insanın bir fotosu:

Lazoşa_62
02.01.2007, 12:57
İbrahim Kaypakkaya Türkiye Devrimcilerinin yüz akıdır ve büyük bir önderdir...

İbrahim Kayapkkaya Faşist Devlet tarafından yakalandığında türlü,türlü işkenceye maruz kaldı...Kesildi,biçildi ama hiç birzaman Örgüt hakkında bir sır bile vermedi...Ve onun adıda Ser verip Sır vermeyen bir Yiğit olarak kaldı..

Nihat Behram'ın Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit isimli kitabını okumanızı tavsiye ederim...Herşey çok açık ve net ortaya konulmuş...Faşist oligarşinin alçakca yaptığı pislikleri daha net bir biçimde okuyabilirsiniz...

İbrahim Kayapkkaya gibi bir Devrimci ile hemşeri olmaktanda büyük onur ve şeref duyuyorum...İbrahim Kaypakkaya'nın köyü bizm köyümüze yaklaşık 15-20 dakika uzaklıkta...Mezarıda bize çok yakın...

Selam Olsun Kaypakkaya'ya!
Selam Olsun Şanlı Proletaryamıza!
Selam Olsun Mayıs Güneşine!
Devrimci Şehitler Onurumuzdur!

İşte o yürekli insanın bir fotosu:


Alevikominist kardeşim. Dersimin dağları onun mekanı insanları ise ailesiyde . İbrahim yoldaş ben ilk okula giderken 2 veya üçünçü sınıfta idim. o dönemde dersim bölgesinde devrimci kadradaki gençlere Talebe derlerdi.

İbrahim Yoldaşla ilgili bir anım. Nazımiye sap köyünde oturuyoruz.Arazi orak geniş meşe ormanları ile kaplıydı. Annem Büyükbaş hayvanları ormanlığa götürürken elinde bir bohça gördüm."Anne bu ne " dedim anem biraz teredütlü bir sesle "Ekmek ve Çökelek yavrum,Açım yolda yiyicem" demişti.İnanmadım. Annem ormanlığa gidince arkasından saklanarak gittim. Bir on dakika sonra 4 tane abinin kayanın altında çıktığını gördüm.Annemin ellinden öptüler elindeki boyçayı aldılar.İçindeki Biri Ali Haydar Yıldız;Muharrem Çiçek ve İbrahim Kalpakkaya olduklarını 2 ay sonra ögrendim.Daha sonra bizim köyün 3km ötesinde bulunan ılısu köyü (Hemug)mezrasına gitmişlerdi.Burda bir ailenin ihparı üzerine kıl payı kurtularak vartinik mezrasına gittiler.

Çoçukluğumda uzaktan gördügüm o insanlar bugün hala devrimçi mücadelenin meşaleleri olarak ışıl ışıl karanlık türkiyenin yollarını aydınlatmaktadırlar.

KomünistAlevi
02.01.2007, 13:24
İnanamıyorum!

Demek İbrahim Yoldaşa anamız ekmek verdi ve sende onu canlı olarak gördün Haydar amcacım...

Çok farklı duygular oluşuyor içimde...Hemşerime bin selam olsun!

Sevgilerimle...

Ali Haydar Yıldız, Muharrem Çiçek Bin selam olsun sizlere...

puduhepa
02.01.2007, 13:28
"silah kucağında kanlar içinde
vurulmuş yatıyor ibrahim yoldaş
yiğitler ölür mü üç beş kurşunla
doğrulmuş kalkıyor ibrahim yoldaş

ali haydar yerde bak yüzü boylu
yiğitce can verir yiğidin oğlu
başı duman duman munzur’a doğru
tırmanmış gidiyor ibrahim yoldaş

işkenceler devam ediyor böyle
parça parça kesip diyorlar söyle, sırları söyle
sır vermeden ser veriyor seve seve
böyle can veriyor ibrahim yoldaş

halkımız arıyor seni her yerde
işçiler ocakta köylüler dağda
dökülen kanların kalmayacak yerde
hesap soracağız ibrahim yoldaş"

tuncerbio
02.01.2007, 13:30
http://www.youtube.com/watch?v=QQhuGxrPbv8

yukarıdaki lin ki tıklayın ilkaydan ibrahim yoldaş klip şeklinde...

kırmızı gül buz içinde belgeselini ekleyeceğim ama çok büyük olduğu için önce parçalamam gerekiyor en kısa zamanda elinizde olur...

spartacus
07.01.2007, 19:44
DİYARBAKIR ZINDANLARI

Ayağımız prangada, yüreğimiz sarp dağlarda
Vazgeçilmez bir sevdadır, uğruna can düşen sevda
Tarih neler yazacaktı, bir konuşsa duvarları
Duvarları kan boyalı, Diyarbakır zındanları

Sevdan senin bu Emekçi, feda olmak halktan yana
Kurban olmak yeter mi ki, savaşana savaşana
Tarih neler yazacaktı, bir konuşsa duvarları
Duvarları kan boyalı, Diyarbakır zındanları

spartacus
07.01.2007, 20:08
http://www.youtube.com/watch?v=QQhuGxrPbv8

spartacus
09.01.2007, 23:54
İşkencede Ser verip sır vermeyen Kaypakkaya'nın sorgusu 1
“Getirildiği görülen sanık İbrahim KAYPAKKAYA huzura alındı, hüviyet tespitinden sonra suç konusu olay ve örgütsel ilişkiler hatırlatılarak sanıktan SORULDU: Sanık cevaben: Ben yoksul bir ailenin çocuğu olarak, 6 yıllık Hasanoğlan İlköğretmen Okulu’nda yatılı okudum. Hasanoğlan’daki başarılı öğrenciliğim nedeniyle Yüksek Öğretmen Okulu’na gönderildim. Bir yıl hazırlık sınıfında okuduktan sonra İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na ve aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne girmiş oldum. Bundan sonra devrimci gençliğin demokratik ve devrimci eylemlerine katıldım ve devrimci düşüncemi geliştirdim. 1967 yılında 9 arkadaşla birlikte Çapa Fikir Kulübünü kurduk. O dönemde FKF (Fikir Kulüpleri Federasyonu)’nun ve TİP’in bir üyesi olarak, onların düzenlediği bütün toplantı, forum, miting ve gösterilere katıldım. 1968 yılında okulun gerici yönetimi tarafından önce muvakkat ve daha sonra da kati olarak uzaklaştırıldım. Buna karşı Danıştay’dan yürütmenin durdurulması kararı almama rağmen okulun faşist idarecileri bu karara uymadı. Benim düşünce yapım, katılmış olduğum eylemler ve gençlik örgütündeki çalışmalarım, okuldan uzaklaştırılmamın başlıca nedenleri olarak gösterildi. Hatırladığım kadarıyla o zamanlar katıldığım, NATO’ya Hayır ve Amerikan 6. Filosu’nu protesto eylemleri, Halk Aşıkları Gecesi düzenlemeye çalışma, bazı bildirilerin dağıtılması ve işçi yürüyüşlerine katılmam öğrencilik sıfatıma zarar getiren hareketler olarak telakki edilmişti. Oysa bunlar, yurdunu ve halkını seven herkesin, kendi inancı ve bilinci doğrultusunda sürdürmesi gereken ve kişisel sorumluluğu olan çalışmalardır.
Gelişen zaman içerisinde FKF gençlik örgütünde bazı görüş ayrılıkları belirmişti. Bu bir bakıma, ilerleyen bilincin ve edinilen tecrübelerin doğal sonucuydu. FKF içinde beliren başlıca iki görüş: birincisi, FKF yönetiminin öteden beri TİP’in parlamentocu ve reformcu görüşü, ikincisi, milli demokratik devrimi savunan aşamalı devrim tezi. Bu düşünceyi ilk zamanlar Türk Solu ve Aydınlık Sosyalist Dergi, daha sonraları PDA ve İşçi-Köylü de savunmaya çalıştı. Türk Solu ve Aydınlık Sosyalist Dergi bazı olumsuz yanlarına rağmen, devrimci kadroların bilincinin ilerlemesine ve devrimci düşüncenin kavranmasına yardımcı oldu. Çünkü TİP ve yönetici kadrosu, devrimci kadrolar, işçiler ve köylüler arasındaki devrimci düşüncenin, Marksizm-Leninizmin yayılmasını engelliyorlardı. Ben, TİP’in
yöneticilerini, kendilerine sosyalist adını veren reformcu orta burjuva aydınları olarak görüyorum. TİP’in çizgisi de, orta burjuvazinin radikal kesiminin tutarlı reformist çizgisiydi.
Ben bu ayrılıkta MDD (Milli Demokratik Devrim)’i savunan grup içerisinde yer aldım. Türk Solu ve Aydınlık Sosyalist Dergi çevresi, tam ve -kelimenin gerçek anlamında- devrimci mahiyette olmamakla birlikte, TİP’e göre, işçilerin, köylülerin, gençliğin ve diğer halk kitlelerinin demokratik ve devrimci anlamdaki eylemlerine biraz daha fazla ilgi göstermeye çalıştı.
Daha sonra 1969 yılında FKF’nin DEV-GENÇ’e dönüştüğü kurultayda, DEV-GENÇ ve Aydınlık Sosyalist Dergi içinde de ayrılık oldu: Ben bu ayrılıkta Proleter Devrimci Aydınlık ve İşçi-Köylü dergi ve gazetesi çerçevesindeki arkadaşların grubunda yer aldım. Bu dergi ve gazetenin çıkışına, dağıtımına yardımcı olmaya, savunduğumuz görüşleri işçiler, köylüler ve gençlik içerisinde yaymaya çalıştım. Yine bu arada Trakya’daki topraksız köylülerin, ellerinden toprağı jandarma gücüyle gaspetmiş büyük çiftlik sahiplerinin topraklarını işgal etmesi eylemlerine, İstanbul’da Demir Döküm, Sungurlar, Horoz Çivi, Pertriks, Ege Sanayi, EAS Akü, Gıslaved, Gamak, Singer ve Derby fabrikalarındaki işçilerin haklı grev ve direnişlerine yardımcı olmak için elimden geleni yaptım. 15-16 Haziran büyük işçi yürüyüşüne katıldım ve fırsat buldukça da faşistlerin üniversitelere yaptığı saldırılara karşı savunma mücadelesi veren devrimci gençliğin bu mücadelesine ve diğer demokratik eylemlerine katkıda bulunmaya çalıştım. Ben buraya kadar anlattığım şeyleri söylemekte bir mahzur görmüyorum. Bütün bunlar, o dönemdeki legal ve kanunen de suç olmayan faaliyetlerdi. Ben de, bir devrimci olarak bu faaliyetler içerisinde yukarda anlattığım çerçeve içerisinde yer aldım. Bu çalışmalarımı, Marksizm-Leninizme inanan bir komünist devrimcinin halkın kurtuluşu için yapması gerekli çalışmalar olduğu kadar, devrimci gençliğin örgütü DEV-GENÇ’in üyesi olan bir devrimci gencin halka ve gençliğe karşı sorumluluğunun gereği olarak da sürdürdüm. Ancak şahsımı ilgilendiren konular ve hakkımdaki isnatları taşan hususlardan gayri, gençlik örgütü ve çalıştığım devrimci gruplar içinde başkalarını etkileyebilecek bir beyanda bulunamam. Anlatmış olduğum şeyler, gençlik ve içinde bulunduğum devrimci gruplar saflarında kendi çalışma ve düşüncelerimle ilgili bulunmaktadır. Başkaları hakkında beyanda bulunmayı, kişisel sorumluluk sahamı aşan bir hareket sayarım. Sıkıyönetim ilanına kadarki faaliyetlerim bunlardı.
Sıkıyönetim ilanından hemen sonra ve özellikle İsrail Başkonsolosu Efraim ELROM’un öldürülmesi olayının arkasından şiddetlenen faşist baskılar ve bir yığın tutuklamalar sonunda birçok gençler ve aydınlar tutuklandılar. Hatta DEV-GENÇ içerisinde kayda değer bir faaliyeti
olmayanların dahi yakalanıp tutuklanmaları karşısında, benim de aranıp yakalanacağımı tahmin ederek uzun bir süre gizlendim. Gizlendiğim yer ve bu devredeki ilişkilerim konusunda herhangi birşey söylemeyi gereksiz buluyorum. Kaçak bulunduğum dönemde ve tahminen 1972 Nisan ayı sonuna kadar elime ŞAFAK adlı dergi ve ŞAFAK yayınları geçmekte idi. Bu yayınları bana kimin nasıl getirdiği konusunu önemli görmüyorum. ŞAFAK dergisinde ve yayınlarında demokratik halk devrimi açısından katılmadığım bazı görüşler yer almakla birlikte, bir devrimci çalışmanın varlığından ve sürdürülüyor olmasından memnuniyet duydum. Daha sonra bu yayın organını çıkaran örgütle herhangi bir ilişki kurmaksızın, bulunduğum yerde kendi olanaklarımla ve kendi düşüncem doğrultusunda propaganda ve bilinçlendirme çalışmaları yaptım. ŞAFAK yayın organının, Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) adlı bir örgüte ait olduğunu ve böyle bir örgütün varlığını bilmiyordum. Bunları daha sonraları, bu örgütle ilgili yakalama haberleri dolayısıyla radyo ve gazetelerden öğrendim. Ben, bu illegal örgütün yöneticisi olduğunu söylediğiniz Doğu PERİNÇEK ile sorgularınızda iddia ettiğiniz gibi bir ilişkide bulunmadım. Ve bana Doğu PERİNÇEK tarafından örgütsel veya başka bir görev verilmedi. Esasen Doğu PERİNÇEK’i de tanımam, sadece sıkıyönetimden önce adını duymuştum. Kendisini PDA’ya yazı yazan bir devrimci olarak biliyordum. Sizin deyiminizle, ŞAFAK örgütünün illegal organizasyonuna katılmadım. Bu devredeki çalışmalarımla ilgili herhangi birşey söylemeyeceğim. Çalıştığımı söylememin şahsi sorumluluğum açısından yeterli olduğu görüşündeyim. Ben sormuş olduğunuz şekilde Malatya ve Tunceli bölgelerinde faaliyet göstermedim. Çalışma alanım buralar değildi ve neresi olduğunu söylemeyi de gereksiz buluyorum; neresi olmadığını belirtmeyi yeterli görüyorum. Benim, bahsettiğiniz TİİKP adlı örgütle hiçbir bağıntısı olmayan kişisel nitelikteki faaliyetlerim, Türkiye Komünist Partisi (Marksist-Leninist) ve Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu saflarına katılmama kadar sürmüştür. Sonradan katıldığım bu örgütlere ne zaman katıldığımı hatırlamıyorum. Ve beni bu örgütlere kimin aldığını söylemeyi de gereksiz buluyorum. TKP(M-L) ve ona bağlı TİKKO örgütlerinin kimler tarafından kurulduğunu ve yönetildiğini bilmiyorum. Yalnız bu örgütlerin saflarına katıldığımı ve onların illegal üyesi ve taraflısı olduğumu saklamıyorum ve bu örgütlerin üyesi olmaktan büyük kıvanç duyuyorum. Bu örgüt içerisindeki çalışma yöntemim ve örgütün kuruluşuna esas olan düşünceler, bahsetmiş olduğunuz yazılarda geniş ölçüde yer almaktadır. Mensup olduğum bu örgütlerin “ŞAFAK REVİZYONİZMİ TEZLERİNİN ELEŞTİRİSİ”, “TÜRKİYE’DE MİLLİ MESELE”, “TÜRKİYE’DE KEMALİST HAREKET, KEMALİST İKTİDAR DÖNEMİ, İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARI VE 27 MAYIS HAREKETİ”, “BAŞKAN
MAO’NUN KIZIL SİYASİ İKTİDAR ÖĞRETİSİNİ DOĞRU KAVRAYALIM” başlıklarını taşıyan ayrı ayrı, uzun ve örgütün görüşlerini yansıtan tezleri ve düşünceleri kabul ediyorum. Bu başlıklar altındaki yazılara benim de görüşlerim diye imzamı atmaya hazırım, fakat bu yazılanların esas olarak kimin veya kimler tarafından kaleme alınmış olduğunu bilmiyorum. Ben bu görüşler doğrultusunda devrimci mücadele vermek üzere 1973 Ocak ayı başlarında, faşist güçler tarafından şehit edilen yiğit arkadaşım Ali Haydar YILDIZ ile Tunceli’ye gitmiştim. Köylüleri devrim için, halk ihtilali için örgütlemek amacıyla köylere gitmiştik. Buradaki çalışmalarımız 24 Ocak 1973 günü, kalmış olduğumuz Vartinik Mezrası’ndaki kömün basılmasına kadar sürdü. Bunlar dışında başka bir açıklamaya gerek görmüyorum.
Esasen biz komünist devrimciler, prensip olarak siyasi kanaatlerimizi ve görüşlerimizi hiçbir yerde gizlemeyiz. Ancak örgütsel faaliyetlerimizi, örgüt içinde bizimle birlikte çalışan arkadaşlarımızı ve örgüt içerisinde olmayıp da bize yardımcı olan şahıs ve grupları açıklamayız. Kişisel sorumluluğum açısından gerekeni zaten söylemiş bulunuyorum. Ben buraya kadar anlattıklarımı samimiyetle inandığım Marksist-Leninist düşünce uğruna yaptım. Ve sonuçtan asla pişman değilim. Ben bu uğurda her türlü neticeyi göze alarak ve can bedeli bir mücadeleyi öngörerek çalıştım ve neticede yakalandım. Asla pişman değilim. Birgün sizin elinizden kurtulursam gene aynı şekilde çalışacağım” dedi.
Başka bir diyeceği olmadığını söyledi ve birlikte tutulan işbu ifade zaptı, okunup imzalandı (21 Nisan 1973, Dava dosyası, Klasör No 3, Dosya No 1, Sıra No.4)

spartacus
09.01.2007, 23:57
İşkencede Ser verip sır vermeyen Kaypakkaya'nın sorgusu 2
“İbrahim Kaypakkaya’ya, iddia edilen suç konusu olay anlatıldı ve huzurdaki şahıs gösterilerek soruldu. Sanık, “ben burada gösterdiğiniz şahsı ve Hacı ÖZDOĞAN’ı tanımıyorum. Sizlerin iddia ettiği gibi bu şahıstan nüfus cüzdanı filan da almış değilim. Üzerimden çıkan ve burada gösterilen şahsa ait olduğunu söylediğiniz hüviyet cüzdanını Malatya’da buldum. Sıkıyönetimce arandığım için, hüviyetimi gizlemek amacıyla, bulduğum bu nüfus cüzdanına kendi fotoğrafımı yapıştırdım. Ben proletaryanın ideolojisini benimsemiş, halkın kurtuluşunu savunan bir komünistim. Bir sınıf mücadelesi olan size karşı yürüttüğüm mücadelede böyle şeyleri doğal karşılıyorum. Karşımda bulanan ve üzerimde bulunan hüviyet cüzdanının kendisine ait olduğunu söylediğiniz kişiyi tanımıyorum; onun beni tanıyorum demesi, ya sizin işkence ve baskılarla zorlamanızdan, ya da yine aynı sebeple korkması dolayısıyla yalan söylemesinden ileri geliyor; bunun sebebini ben bilmem” dedi.
Sanık İbrahim Kaypakkaya’ya huzurdaki diğer üç kişi gösterilerek, suç konusu olay izah edilip soruldu. Sanık, ‘ben, burada bana göstermiş olduğunuz üç köylüyü tanımıyorum ve bu kişilerle hiçbir yerde karşılaşmış değilim; bu üç köylünün bana, baskından sonra yardım ettikleri iddianız da yalan ve uydurmadır. Ben, müsademe sırasında yaralanmış olduğum için ekmek dahi yiyemiyordum. Huzura getirilmiş olan bu üç köylü, benimle hiçbir ilişkileri olmadıkları halde, fiilsiz, sebepsiz ve haksız olarak buraya getirilmiş ve kendilerine baskı ve işkence ile gözdağı verilmek istenmiştir. Bu, faşizmin bir zulüm örneğidir ve faşistlerden halka zulmetmenin hesabı er geç sorulacaktır’ dedi. ( Dava dosyası, Klasör No 3, Dosya No 4, Sıra No 13/2)

puduhepa
10.01.2007, 00:26
Ölümlerden geliyorum,şarkı söyleyerekten,
Geliyorum yaşamak için,
Bırak ışıldayan bir yara bağışlasın bana sesini,
Yaramın üstünde yürümeyi öğretti bana celladın bıçağı,
Yürümeyi, hem de yorulmadan,
Direnmeyi öğretti,
Direnmeyi! ! !
(Alıntı)

huseyn
10.01.2007, 13:26
arkadaşlar "teori ve politika" dergisi "ibrahim kaypakkaya ve 71 devrimciliği" konusunu ele amış ve inanın kaypakkaya hakıında çok önemli portreler çizmiş. okumanızı tavsiye ederim

suyunsesi
10.01.2007, 14:56
arkadaşlar "teori ve politika" dergisi "ibrahim kaypakkaya ve 71 devrimciliği" konusunu ele amış ve inanın kaypakkaya hakıında çok önemli portreler çizmiş. okumanızı tavsiye ederim


Hüseyin arkadaş tavsiyen için teşekkürler yalnız teori ve politika dergisinin
kaçıncı sayısı olduğunuda yazsaydın iyi olurdu.
iyi forumlar.

aleveylem
10.01.2007, 15:01
İşkencede Ser verip sır vermeyen Kaypakkaya'nın sorgusu 2
“İbrahim Kaypakkaya’ya, iddia edilen suç konusu olay anlatıldı ve huzurdaki şahıs gösterilerek soruldu. Sanık, “ben burada gösterdiğiniz şahsı ve Hacı ÖZDOĞAN’ı tanımıyorum. Sizlerin iddia ettiği gibi bu şahıstan nüfus cüzdanı filan da almış değilim. Üzerimden çıkan ve burada gösterilen şahsa ait olduğunu söylediğiniz hüviyet cüzdanını Malatya’da buldum. Sıkıyönetimce arandığım için, hüviyetimi gizlemek amacıyla, bulduğum bu nüfus cüzdanına kendi fotoğrafımı yapıştırdım. Ben proletaryanın ideolojisini benimsemiş, halkın kurtuluşunu savunan bir komünistim. Bir sınıf mücadelesi olan size karşı yürüttüğüm mücadelede böyle şeyleri doğal karşılıyorum. Karşımda bulanan ve üzerimde bulunan hüviyet cüzdanının kendisine ait olduğunu söylediğiniz kişiyi tanımıyorum; onun beni tanıyorum demesi, ya sizin işkence ve baskılarla zorlamanızdan, ya da yine aynı sebeple korkması dolayısıyla yalan söylemesinden ileri geliyor; bunun sebebini ben bilmem” dedi.
Sanık İbrahim Kaypakkaya’ya huzurdaki diğer üç kişi gösterilerek, suç konusu olay izah edilip soruldu. Sanık, ‘ben, burada bana göstermiş olduğunuz üç köylüyü tanımıyorum ve bu kişilerle hiçbir yerde karşılaşmış değilim; bu üç köylünün bana, baskından sonra yardım ettikleri iddianız da yalan ve uydurmadır. Ben, müsademe sırasında yaralanmış olduğum için ekmek dahi yiyemiyordum. Huzura getirilmiş olan bu üç köylü, benimle hiçbir ilişkileri olmadıkları halde, fiilsiz, sebepsiz ve haksız olarak buraya getirilmiş ve kendilerine baskı ve işkence ile gözdağı verilmek istenmiştir. Bu, faşizmin bir zulüm örneğidir ve faşistlerden halka zulmetmenin hesabı er geç sorulacaktır’ dedi. ( Dava dosyası, Klasör No 3, Dosya No 4, Sıra No 13/2)

Ne kadar cesurca bir savunmadır bu...Gerçekten herşey göze almış ne pahasına olursa olsun dönmek yok denilerek yola çıkılmış....

Bakır
10.01.2007, 15:29
Kazanılacaksa Devrim
İbrahim Kaypakkaya
Ardından Yürüsün Proleterya
Maoist Güzergahta Parti Safında
Halk Savaşı İle İktidara,İKTİDARA!

İBRAHİM KAYPAKKAYA KAVGAMIZDA YAŞIYOR!

EŞİTLİK PARTİSİ
10.01.2007, 15:44
Değerli Canlar...

Arkadaşların naklettiği bu bilgiler gerçekten her insanın bilmesi gereken, öğrenmesi gereken bir tarih...
Evet Selam olsun diyoruz bu halk uğruna canlarını gözünü kırpmadan Canını veren başta İbrahim Kaypakkaya ve diğer önderlerimize.
Bu gün eğer bizler her türlü engellere rağmen, her şeye rağmen halk nezdinde SAYGIN durumda isek bu önderlerimzin mücadelesi sayesindedir.
Saygı ve Sevgilerimle...

Bektaş ÇELEBİ

Bakır
10.01.2007, 15:47
Önderimiz İbrahim İBRAHİM KAYPAKKAYA
FEDA OLSUN CANIMIZ HALK SAVAŞINA!

heval19
10.01.2007, 16:56
İbrahim Kaypakkaya'nın babasını ibo öldükten bir müddet sonra çalıştığı fabrikanın müdürü yanına çağırmış ve üzerini eliyle kapattığı bir kağıdı imzalamasını istemiş. Zavalla adam da onu işten atacaklarını onun için böyle bir şey yaptıklarını sanmış ve kovacaksanız kovun yeter artık deyip kağıdı imzalamış. Kağıdın üzerinde de oğlumun ölümünden kimse mesuld eğildir, eceliyle ölmüştür ve herhangi bir dava açmayacağımı beyan ederim yazıyormuş. artık düşünün o babanın halini...

Nihat
10.01.2007, 18:13
İbrahim Kaypakkaya'nın babasını ibo öldükten bir müddet sonra çalıştığı fabrikanın müdürü yanına çağırmış ve üzerini eliyle kapattığı bir kağıdı imzalamasını istemiş. Zavalla adam da onu işten atacaklarını onun için böyle bir şey yaptıklarını sanmış ve kovacaksanız kovun yeter artık deyip kağıdı imzalamış. Kağıdın üzerinde de oğlumun ölümünden kimse mesuld eğildir, eceliyle ölmüştür ve herhangi bir dava açmayacağımı beyan ederim yazıyormuş. artık düşünün o babanın halini...



evet ibrahım yoldaşın babası nerde bilebilirdiki bu kadar kahpece hazırlanmış br tuzağın varlığına.ve bu tuzağı hazırlayan zihniyet ne yazıkı hala var ve olacaklardır.önemli olan bu tuzakları bertaraf etmek tir .o yüzden artık gençliğimizin ve geleceğimizin sosyalizimde olması için okumanın önemini kavramak ve ona göre hareket kabiliyetlerinin artması ve hayatın her yerinde olmalıyızkı artık bu acıları yaşamayalım ve geleceğimiz olan gençlerimizi eğitimin bütün olanaklardan yararlandırmalıyız .ibrahim yoldaş ölmedi onun fikirleri her daim varolcaktır .yüreklerimizde.



Sizlere kanım kaynıyor çocuklar
Sanki bir yerden tanıyor gibiyim...
Fatsa sokaklarında Fikri Sönmez’in yanında mı gördüm desem,
Yoksa Hakan Şenyuva ile barikatın bir yanında,
Belki Karakoçan’da Orhan Bakır’la mavzer mavzere kurşun attınız,
Kimbilir belki de İstanbul/Gülsuyu’nda İsmail Hanoğlu ile faşistleri kovaladınız.
Belki Ziraat Fakültesinde Aynur Sertbudak’la birlikteydiniz,
Belki de İsmetpaşa’da Necdet Adalı ile faşistlerin korkulu rüyasıydınız.
Erdal Eren’le yanyana da görmüş olabilirim Kavaklıdere’de,
Sencer Acarbaş mıydı o korsan mitinge birlikte katıldığınız,
Yada Nevzat Bulut ile mi İstanbul’da gözaltına alındınız.
Belki Çiğlide; İbrahim, Ethem, Coşkun ile aynı fabrikada çalıştınız,
Belki de Yenimahalle'de Mahmut, İbrahim ve Sadi ile gece nöbeti tuttunuz.
Kiminiz canciğer arkadaşısınız Bahçelievler'de katledilen 7 gencin,
Belki de Diyarbakır’dan yoldaşısınız Kemal Pir’in.
Elazığ’da Nurettin Güler’i anmadan geçmeyelim,
Dilerseniz biraz da İstanbul’da Adil Can’dan bahsedelim...

Sizlere kanım kaynıyor çocuklar
Sanki bir yerden tanıyor gibiyim...
15/16 Haziranda işçi sınıfımız çıkmıştı sokaklara,
Biz daha çocuktuk kısa pantolonla dolaşıyorduk o ara.
Tariş direnişinde kuşattık her yanı,
Bir anda doldu taştı Gültepe meydanı.
“DGM’yi ezdik sıra mess’de” sloganlarıyla inledi fabrikalar,
aldığımızda işareti hedef Alibeyköy’de Sungurlar.
DİSK aldığında faşizme ihtar eylem kararını,
İşçiler yanı başlarında buldular 78’li yoldaşlarını.
Cevizli Tekel’de başladı direniş,
Antbirlik'te polis saldırdı çıktı nümayiş.
Karadeniz de üretici mitingleri düzenledik,
köylüler, ‘petrol benzin’ diye bağıra dursun
Biz, ‘Tek yol Devrim’ sloganlarımızı ısrarla yineledik.
1 Mayıs meydanları bizimle doldu taştı,
işçi eylemleri o dönemde hep zafere ulaştı.
Sivas'ta, Maraş'ta, Çorum’da katliamlar yaşadık,
Canımızı siper ettik ama halkımızı yaşattık.

Onlar unutturmaya çalışsalar da bizleri,
Duvarlardan yazılarımızı silebilirler ama,
hafızalardan silemezler izleri.
İşte gene çıktık meydanlara çıkacağız,
Onlar ne derse desin;
Biz vardık, varız, varolacağız...

ibrahim kızılırmak yoldaş tan

Nihat
10.01.2007, 18:16
ON SIKILI YUMRUK

Konumuz: KIZILDERE,
konumuz: Direniş,İsyan ve ölümüne bir kavga!
Konumuz: Fedakarlık, cesaret, direniş.
Konumuz:Türk ve Kürt Halkları uğruna ölümü kucaklama.
Konumuz: İçerdeki Dostlar için Dışarıdakinin kendini feda etmesidir.
Konumuz: Ölümüne dayanışma
Konumuz: işkencelerde direnme, ölümüne hesaplaşma..
Konumuz Ser verip sır vermeme!
Konumuz: MAHİR
Konumuz:DENİZ
Konumuz: İBRAHİM
Devrim cephesinde üç isim,
Üç isyan, üç direniş
Halkları uğruna ölümüne kavgada bilenmiş
Halkları uğruna ömrünü adamış üç adam.
Birisi deryalar kadar geniş
Deryalar kadar yürekli
İdamlarda haykırır halkların kurtuluşunu
Birisi Kurtarmak için yoldaşlarını
Ölümüne Kızıllaşır yüreği
Kan olur akar sığmaz derelere.
Birisi
Kırlardan kalkan mazlumun yüreklerdeki çığlığı
Prangalarda parçalanır parçalanır
Bitmez yüreği.
Serini verirken düşmana
Devrimci onuru
Devrimci umudu
Sır olur saklar
Kanlı ağzıyla
Tükürürken düşmana
Umudu ve direnişi
Taşır gelecek kuşaklara...
Konumuz uzun
Bir türkü ezik yüreklerde.
Binlerce yıllık tarihten gelen bir uzun koşu
Anlat anlat bitmez.
Ne Sehpada yarım kaldı türkü
Nede Kızıl derede yankılanan sevdalı dostluk,
Yoldaşça sevdalı bir direniş.
Mart ayı ile başlayan bir türküdür
Mayıslara uzanan.
Mart ayı ile başlayan bir uzun ağıttır
İbdida tomusa kadar uzanan
Uzun bir koşudur
Uzun bir haykırış
Uzun bir direniştir
Kızıldere’den Nurhaklara uzanan
Uzun bir dersler toplamıdır
Munzur’da dağlarda yankılanan
Konumuz ağır
Konumuz sancılı
konumuz güncel
Ve bir o kadar yakıcı
Mahir belki de diyorum
Bildiğim kadarıyla
Daha benzeri yok
DENİZLER Bir ilki gerçekleştirir Türkiye’de
İlktir silah alıp dağa çıkmak
Türkiye toprağında
Toplumsal bir kurtuluş uğruna.
İlktir MAHİRLER
Başka bir örgüt üyesi kişileri kurtarmak için
Kendilerin feda ederler
Yolları farklıda olsa amaçlar aynıdır
Yoldaşça bir dayanışma zamanıdır
İlktir Munzurlar da yakılır ağıdı
Ser verir sır vermez
Parça parça edilen yüreği
Dersimler dedir şimdi
Kara Deniz’de kurban edilir SUPHİLER
O GELENEĞİN
Tarihten gelen taşıyıcıları olurlar
DENİZ, İBRAHİM ve MAHİRLER
On mangallı yürek
On isyan
On devrimci duruş
On haykırış
Kızıl bir ırmak olmuş
Akar ülkem topraklarına.
Onuru, gururu
Ve
Yoldaşça dayanışmanın on sıkılı yumruğu ülkemin...

ramazan öncel yoldaş tan

Nihat
10.01.2007, 18:19
gelincikler süslenir bahara naz ederek
gönlüme bahar gelir marttan sonra giderek
bir öper bin koklarım ona niyaz ederek
ah gelincik gelincik ah şu endamın var ya...

öyle bir güzelsin ki gözün dillere şayan
bu gün andım adını sana oldu mu ayan
az kaldı o günlere birazcık daha dayan
ah gelincik gelincik ah şu endamın var ya...

Yusuf Deniz Hüseyin bahara meyil gerilla
Mahir İbrahim yoldaşlar bitmedi vururya
dağlar duman duman tüter kanları dururya
ah gelincik gelincik ah şu endamın var ya...



Yusuf Ter/ İsviçre

heval19
10.01.2007, 18:58
dağlar benim duyun sesimi
uçtu kuşlar yurdumdan
hüzün aldı dört yanımı
tez usandım bu canımdan
dağıldı gül saçlarım bileklerim kan revan
yatarım yol ortasında kırık künyem koynumda

uy havar havar havar
pusu kurmuş cellatlar
gençliğinin baharında
toprak olmuş umutlar
uy havar ibrahimim pusu kurmuş cellatlar gençliğinin baharında
toprak olmuş umutlar...

kızılırlam havar

puduhepa
10.01.2007, 21:23
"sen kavgayı nakış nakış işledin
mutluluğu için halkın
silahların namlusunda
namluların gölgesinde
hedefini döğen kurşunda
kızıl kızıl şafakta
yaşıyor,yaşıyor
ölmedi o yaşıyor"

barısarock
11.01.2007, 09:33
kalpa kaya büyük yoldaşdı bu zaman kadar devrimci mücadele de en büyük katkısıda bu. ve onun dönemindeki devrimci yoldaşlar kemalizimden ayrışmamışdı ama kalpa kaya kemalizimi retetmişdi bundan dolayı aslında ne kadar. doru oldunu anıyoruz ön görüleri ve mücadele. biçimi,

spartacus
11.01.2007, 19:10
İbo’nun Antep şapkası, Haydar kimliği
Muzaffer Oruçoğlu

İbrahim 68 yükselişinin can alıcı çelişkilerini kendi ruhunda hararetle yaşayan bir insandı.

Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na başarılı bir öğrencilik sürecinden geçerek gelmişti. Oldukça zekiydi.

1967’de Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Şubesi kurucu üyeleri olarak 6. Filo’ya karşı yayımladığımız bir bağımsızlık bildirisinden dolayı okuldan ihraç edilip mahkemeye verildik. Bu olaydan sonra İbrahim, işçi ve köylü hareketleriyle yakından ilgilenmeye başladı.

1969’da Trakya’daki Değirmenköy toprak işgaline gittik. İbrahim toplanan köylülere bağımsızlık ve toprak sorununa ilişkin bir konuşma yaptı. İbrahim ve arkadaşları, işgalci köylülere toprak sorununa dair bir konferans vermesi için Dr. Hikmet Kıvılcımlı’yı götürmüşler. Bu olayı gülerek anlatıyordu. Doktorun elindeki küreği Selçuklu ve Osmanlı toprağına oldukça derin sapladığını, miri sistem, reaya, öşür, avarız akçesi, sipahi, hüccetiye, ihraziye, hüddamiye derken köylülerin esneme, kaşınma ve kestirme sürecine girdiğini ballandıra ballandıra anlatıyordu. Konferanstan sonra köylülerin ağzını yoklamış İbo. Bir şey anlamadıklarını, ama alimin ziyadesiyle derin olduğunu, köylerine gelmesiyle de onurlandıklarını, yalnız olmadıklarını, kendilerine olan güvenlerinin arttığını söylemişler.

12 Mart darbesi, bizi İstanbul’dan Fırat’ın ötesine savurdu. Yollarda, garajlarda, kasabaların kenar mahallelerinde, mağaralarında, kömlerde, aç alavan, kaçak, ayrıksı bir yaşama başladık. Bilinen Dev Genç’li tipi uzun boylu, parkalı, botlu, sarkık bıyıklı bir tipti. Arananların afişleri asılmış, kelleleri veya yakalanmaları mükafata bağlanmıştı. Biz kaşla göz arasında biçim ve künye olarak köylüleşmiş, yani aslımıza rücu etmiştik. Bunun en baş örneği de İbo’ydu. Kafada amca havasını veren bir Antep şapkası, çobanvari bir giyiniş ve lastik ayakkabılar. Koyun cebinde ise fotoğraf hariç herşeyi Haydar Macit’e ait olan bir künye. İbo biçiminden memnun ve iyimserdi. Kafasındaki asgari program, köylüye toprak, halka iş ve demokrasi, ülkeye ise bağımsızlık programıydı. Halkın bu programı darbe şartlarında kolayca destekleyeceğine inanıyordu. Görevine akıl almaz bir inançla sarılmıştı.

Durumumuz iyi değildi. İlişkilerimiz, kitle temelimiz yoktu. Cebimiz delikti. Ciddi bir beslenme ve barınma sorunuyla başımız dertteydi. Heybetli dağları aşıp kaldığım mağaraya geldiğinde, halkın durumunun, bizim durumumuzdan daha iyi olduğunu söyledim ona. Kiremit kızılına çalan yanakları, dağ ayazında patlayan kılcal damarların etkisiyle iyice kızarmıştı. Sağ yana yatarak sol elini ateşe doğru uzattı. “Yanılıyorsun” dedi. “Halkımız ve ülkemiz yoksul ve esirdir, biz ise özgürüz. Karanlık bir dünyaya karşı yürüyoruz. Sen aydınlanmayı karanlığın en koyu olduğu yerden başlattığının farkında değilsin. Şuraya bak.” Odun alevinin mağara karanlığındaki macerasına baktık birlikte. Duman ve çökelek kokusu çökmüştü kayalara. “Çin halkının kara kader ağı, ilk mağaranın ağzındaki örümcek ağının yırtılmasıyla başladı.” Dağlarda tek başıma bir değnekle gezdiğimi, vahşi hayvanlara karşı savunmasız olduğumu söyleyince güldü. “Cebinde her zaman kapağı kırmızı bir kitap taşımayı unutma.”

Son görüşmemiz kışın en şiddetli ayında, Ocak’ta oldu. Bir arkadaşıyla birlikte karlı uçurumlu dağları aşarak kaldığımız mağaraya gelmişti. Ateş yakmıştık, ama ısınamıyorduk, önümüzü kavuran, arkamızı savuran belalı bir kışa kaptırmıştık yakamızı. İçinde bulunduğumuz duruma ilişkin dikkatlice dinledi bizi. “Mağarayı temizleyelim, bir düzene sokalım” diye başladı. “Kışı içeri çeken delikleri kapatalım. Sıcak suyla bir temizleme mekanizması kuralım, beslenme kaynaklarını gözden geçirelim. Bir okuma, aydınlanma programı çıkaralım. Geceleri boş geçirmeyelim. Odun alevinde birisinin okuyacağı kitabı dikkatlice dinleyelim, tartışalım, türküler söyleyelim, fıkralar anlatalım, eğlenelim. Ve en kısa zamanda da halkın arasına dağılalım. Deniz kıyısında minnacık kaya yalakları olur, bazı balıklar o yalaklara düşüp çıkamazlar. Dalgaların yükselmesini beklerler denize açılmak için. Ama dalgalar bir türlü yükselmez. Güneş yalaklardaki suları kurutur. Balıklar yalakların dibine yapışıp kayalaşırlar. Bizim şu andaki durumumuz yalaklardaki balıkların durumuna benziyor. Haydin, şimdi hep beraber kalkıp işe koyulalım, bu mekanı üniversiteleştirelim. Yapacağımız en küçük iş çalışan insanlığın lehine olacaktır. Şu köşeye odun yığalım, herkes hemen kokmuş çoraplarını yıkasın.”

Mağara canlanmış, miskinliğinden sıyrılarak şen şakrak bir uğultuşla ayağa kalkmıştı. Dışarı çıktım. Yer gökle kaynaşmış, tipinin kırbaçladığı yaşam kör edici sonsuz bir beyazlığa teslim olmuştu.

*Yazarımızın 9 Mayıs 2002 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan yazısıdır.

muzaffer oruçoğlu

deniz_kizi
11.01.2007, 21:40
Mercan Vadisi Şehitleri Ölümsüzdürler


Bir gün
Getirip atarlarsa bedenimi köy meydanına
Hemde delik deşik edilmiş
Ağzı burnu kesilmiş
Gözünü o ölüye çevirme !
O yatan ben olamam !
Yönünü dağlara çevir !
Yıldızlara ve güneşe bak
Böylece görüşebiliriz

Islanmasın gözlerin
Sulanmasın yanakların
İşte sana son arzuhalimdir anne.....

suyunsesi
12.01.2007, 16:03
İbrahimin babası oğlunun ardında şöyle demiştir...

ankara'ya kesildi yolum
orada çevrildi hep sağım solum
ne yapsalar yıkılacak bu zulüm
işte geldik oğul bizim illere
anadolu'ya"

heval19
12.01.2007, 21:05
babası şöyle diyor ibrahim için: çok saf kalpli bir çocuktu. okuldan geldiğinde tarlada hiç erinmeden çalışırdı. onun yaşıtları, okullardan gelenler sadece eğlenirlerdi; ama işte o böyle güzel yürekliydi...

evet o çok güzel yürekli insana reva gördükleri ölüm böyle...
babası hiç bilmediği ankarada elinde çocuğunun cesedi memleketi çoruma gitmek için neler çekmiştir.

ibrahim ile ilgili bir sürü kitap var; ama diğer güzel yürekli insanları da tanımak isteyenlere aydın çubukçunun bizim 68 adlı kitabını tavsiye ederim.

SAYGILAR

suyunsesi
13.01.2007, 12:42
78'liler: İbrahim Kaypakkaya Dosyası Açılsın
78'liler Girişimi "İbrahim Kaypakkkaya dosyasının açılması için bilgi edinme yasası çerçevesinde İçişleri Bakanlığına talepte bulunuyor. 68 hareketinden olan Kaypakkkaya 33 yıl önce bugün öldürülmüştü.



--------------------------------------------------------------------------------
BİA Haber Merkezi
17/05/2006
--------------------------------------------------------------------------------
BİA (İstanbul) - 78'liler Girişimi, bugün (Çarşamba) yaptığı açıklamayla öldürülüşünün 33.yılında 68 kuşağından İbrahim Kaypakkaya dosyasının yeniden açılmasını talep etti.

78'liler Girişimi adına basın açıklamasını okuyan sözcü Celalettin Can, "Kaypakkaya'nın karanlıkta kalan ölümünün aydınlatılması için 'Bilgi Edinme Yasası' çerçevesinde İçişleri Bakanlığı'na başvurarak öldüğü tarihlerde askeri tutukevinde görevli tüm resmi-sivil güvenlik ve istihbarat görevlilerinin kimliklerinin tarafımıza bildirilmesini istiyoruz" dedi.

"Türkiye'nin en netameli konularında Kaypakkaya bir duruştu"

Sözcü Can "Yeni genç kuşaklar sorabilir, 'İbrahim Kaypakkaya kimdi?'diye " diyerek Kaypakkaya'yı şöyle tanımladı:

"Başta Kemalizm, Kürt meselesi olmak üzere, Türkiye'nin en netameli konularında duruştu. Ağırlıkla kentlerde ve öğrenci gençlikte yoğunlaşan 68 kuşağının, başından itibaren emekçi halka ve köylülere yönelen damarlarındandı. Mahirler Denizler'in idamını engellemek için Kızıldere'ye giderken, Sinanlar için Gölcük'e gidendi. Tüm 71 direnişi önderleri gibi, devrimci dostluk ve dayanışmanın adresiydi o."

huseyn
15.01.2007, 15:34
Hüseyin arkadaş tavsiyen için teşekkürler yalnız teori ve politika dergisinin
kaçıncı sayısı olduğunuda yazsaydın iyi olurdu.
iyi forumlar.

unutmuşum hatırlattığınız için teşekküğr ederim 41. sayısında

bolşevik
17.01.2007, 21:43
silah kucağında kanlar içinde
vurulmuş gidiyor ibrahim yoldaş
yiğitler ölür mü
üç beş kurşunla
doğrulmuş kalkıyor ibrahim yoldaş...

böyleleri ölmez...

suyunsesi
17.01.2007, 22:03
KASKETLİ FOTOĞRAF

ORAL ÇALIŞLAR (Turhan Feyzoğlu'nun "İbo" kitabından)

http://www.68dayanisma.org/?page=duyurularv&event=4&ID=90




Yıl 1971. 12 Mart askeri darbesinin ardından 26 Nisan 1971 tarihinde sıkıyönetim ilan edildi. Arananlardan birisi de bendim . İbrahim Kaypakkaya Ankara'daydı. Birlikte Güneydoğu'ya gidecek ve Aydınlık hareketini örgütleyecektik. Benim kimlik sorununu çözmek için İbrahim'in köyüne gitmeye karar verdik.

Önce İbrahim'lerin Ankara Mamak NATO yolu üzerindeki evinde birkaç gün kaldık. Sonra Çorum yakınındaki Karakaya köyüne gittik. İbrahim'in babaannesi bizi Karakaya köyünde ağırladı. Daha sonra örgütlenme çalışmaları yürütmek üzere Malatya'ya doğru yola koyulduk.

Malatya'da tanıdıklarımız sınırlıydı. Bunlardan birisi de daha önce siyasi nedenlerle tutuklanmış, tüm devrimcilerin dostu Süleyman Kırteke'ydi. Kırteke'nin bir akrabasının evinde kalırken onu çağırdık. Bize yardımcı olmasını istedik. Her ikimize de kılık kıyafet ayarlamak gerekiyordu. İbrahim'in, yıllarca poster olarak kullanılan ünlü kasketli fotoğrafı işte bu sırada çekildi. Süleyman Kırteke, şapkalı fotoğrafın öyküsünü şöyle anlattı:

''12 Mart askeri darbesinden sonraki günlerdi. Solun bilinen isimleri, Malatya'ya örgütlenmek ve gizlenmek için geliyorlardı. Biz de gelenleri önceden belirlediğimiz köylere ve mekânlara yerleştiriyorduk. Tam gününü hatırlamıyorum ama, sanırım Kürecik dağları kar alacasıydı İbrahim Kaypakkaya'yı Hallahort Mehmet Ali'nin evine götürdüğümüzde. Akrabalarımızdan İbrahim Erdoğan beni aramış ve evlerinde iki misafirimin olduğunu söylemişti. Oraya gittiğimde karşıma daha önceden tanıdığım Oral'la, Dev-Genç'in son kurultayında tanıdığım İbrahim Kaypakkaya çıktı. Sorun aynıydı. Önce tebdili kıyafet sonra kimlik . Ben üstümdeki elbiseleri Oral'la değiştirdim. Kaypakkaya'ya ise ilginç bir kıyafet denk düştü. O günlerde akrabam İbrahim (Erdoğan)'lerin evinde alacak-verecek meselesi nedeniyle İran'dan getirilip rehin tutulan bir İran'lı genç kalıyordu. Onun kıyafetlerini İbrahim'e uygun gördük. Gencin adını da hatırlıyorum: Feyzullah.

Feyzullah'ın üzerindekileri çıkarıp İbrahim'e giydirdik. O ünlü kasketi de kafasına geçirmişti, Malatya Mücelli caddesindeki evin hemen karşısındaki Foto Kemiksiz'e gittik. Fotoğraflar çekildi, kimlikler hazırlandı. Bundan sonra Mehmet isimli bir arkadaş İbrahim'i Hallahort Mehmet Ali'ye götürdü. Daha sonra sembol olan kasketli fotoğrafın kısa öyküsü bu. Dikkat edilirse Kaypakkaya'nın başındaki kasket Türkiye'deki kullanılan kasketlere benzemez. Sebebi o İran'lı Feyzullah'ın kasketi olmasındandır.'' *

spartacus
18.01.2007, 16:35
Kaypakkaya Diyarbakır zindanında direnirken babasına yazdığı bir mektupda ondan harita metod defteri istemiştir.
O deftere savunma taslağını yazdığı gibi aynı zamanda içindeki duyguları da şiire döküyordu. İşte onlardan biri.


DEVRİM İÇİN HER ZAMAN ÖLECEKLER BULUNUR


…gider …gider, nice koçyiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir

Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki
Yüreğimiz kabına sığmamakta

Örsle çekiç arasında yoğrulduk

Hıncımız derya gibi kabarmakta

İbrahim Kaypakkaya

spartacus
26.01.2007, 13:19
Kırmızı Gül Buz İcinde

Önce 70 liraya kefen alır. sonra, morgda bulunan oğlunu görmeye gider. ali kaypakkaya kafadan kesik, karnı, kolları, bacakları, kaba etleri yarılmış, parça parça edilmiş oğlunu görünce, "otopsi"den yanıtını alır. "peki ya delikler?" sorusu ise yanıtsız kalır...

Ali Kaypakkaya oğlunun parça parça edilmiş cesedi karşısında dona kalır. dal gibi incecik oğlunun yerinde kesilmiş delik deşik edilmiş insan parçaları vardır. ibrahim'in parça parça edilmiş cesedini tabuta yerleştiren hamal gördükleri karşısında ağlamaya başlar. Ali Kaypakkaya, tabuta yerleştirdiği oğlunun parça parça edilmiş bedenini yanına alarak memleketine doğru yola çıktığında yol boyunca ona eşlik edenler eksik olmaz...


İbrahim Kaypakkaya, Çorum'un Karakaya köyünden, yoksul bir köylü ailesinin oğlu olarak doğmuş, Hasanoğlan İlköğretim Okulu'nda okumuş, başarılı bir öğrenci olarak İstanbul Çapa Yüksek öğretmen okulu'na gönderilmiştir. İbrahim Çapa Fikir Kulüpleri Federasyonu'nda yer alır. 1967'de okulda bir bildiri kaleme alır. FKF tüzüğü'nü yayımlar. Bunun karşılığında İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşları siyasetle uğraştıkları gerekçesiyle, bir süre okuldan uzaklaştırılırlar. bir bildiri de bu nedenle yayımlarlar. Bildiride; öğrencilerin siyasetle uğraşıp uğraşmamalarına okul yönetiminin yetkili olmadığını dile getirirler.

1968 yılında, Türk Solu; Milli Demokratik Devrim ve Sosyalist Devrimciler olarak ayrışır. İlk başta Kaypakkaya da herkes gibi tip üyesidir ve tip'in FKF merkezindeki milli demokratik devrimcileri devirmek için Ankara'ya gelenler arasındadır.

Bir süre sonra okuldaki mücadele kaypakkaya'ya yetersiz gelir ve kararını vererek okuldan ayrılarak tüm zamanını ideallerini gerçekleştirmeye ayırır. Türkçe'ye çevrilen tüm klasikleri, yeni çıkan araştırma kitaplarını, bütün siyasi dergi ve gazeteleri okuyan, inceleyen, tartışan ve fikir üreten biridir İbrahim. ilk yazısı Türk Solu dergisinde yayınlanır. bu yazı aynı zamanda kaypakkaya'nın MDD saflarına katılışının da ilanıdır. Tarih 14 ekim 1969'dur ve ibrahim 21 yaşındadır.

O, kısa süre sonra köylülerin toprak mücadelesinde, İstanbul ve Ege Sanayii Fabrikasında işçilerin eylemlerinde yer alır.

MDD saflarında gerçekleşen ayrışmada, Mihri Belli'ye karşı, Perinçek'in Aydınlık'ında kalır. Bu tarihten itibaren de mao Zedung'un fikirleriyle daha çok haşır neşir olmaya başlar. mzd'ci ideolojik şekillenme de esasen bu süreçten sonra gerçekleşir. Artık o'nun savunduğu program, strateji ve taktik planlara mao Zedung'un demokratik devrim görüşleri ve çin devriminin deneyleri daha fazla yol göstermektedir. kuşkusuz bundaTtürkiye'nin yarı sömürge ve o'nun tahliliyle yarı feodal olması önemli bir etkendir. bir diğer etken ise, 1970'lere gelindiğinde vietnam devrimi'nin başarıları, çin'deki kültür devriminin sarsıntıları, Hindistan Komünist Partisi'nin halk savaşı pratikleri, Kaypakkaya'yı etkileyen iki ana kaynaktan biri olarak öne çıkmıştır.

15-16 haziran'dan sonra ilan edilen sıkıyönetimden sonra gençlik örgütü Dev-Genç içindeki ayrışmalar hızlandı. artık "barışçıl dönemlerin kapandığı" fikri yayılır. yeni örgütler bu fikri temel alarak örgütlenmeye ve bu doğrultuda pratiğe başlarlar. durum Kaypakkaya için de aynıdır. Kaypakkaya'nın PDK hareketiyle hesaplaşması da bu sırada ve bu temelde başlar. 12 mart darbesinden hemen sonra ankara'da toplanan kadroların önünde, PDA önderliğinin sadece şekli değişiklikler yaptığını açıklar. ideolojik-siyasi ayrılığının temellerini oluşturan fikirlerini o toplantıda, bir yazıyla sunar. bu toplantının ardından kaypakkaya faaliyetlerini TKİP Doğu Anadolu Bölge Komitesi üyesi olarak yürütür. çalışma alanları ise, Malatya, Antep ve Çorum'dur.

1971 yaz aylarından itibaren Kaypakkaya ile TKİP arasındaki ayrılıklar giderek netleşir. o, pda oportünizmine karşı muhalefetini geliştirmeye ve yaymaya başlar. daha onraki hareketine yol gösterecek bütün temel yazıları, henüz pda içindeyken aralık '71-'72 arasında yazar. bütün bu tezlere, şubat '72'deyazdığı dabk kararlarını ekler.

DABK kararları, iplerin örgütsel olarak da koparılmasından başka bir anlama gelmiyordu. TKİP önderliği, bu gelişme üzerine kaypakkaya ve yanındakileri tutuklama ve imha dahil komplo kurmaya girişir. fakat başarılı olamazlar.

Fırtınalı yıllarda "Bilinmeyen Yazılar" kitabının yazarının belirttiğine göre; 27 nisan 1972'de İbrahim Kaypakkaya 23 yaşındadır. 15 kadro ve 20 civarında sempatizanla, 7 kişilik koordinasyon komitesi ile TKP/ML 'yi kurar.

1973'ün ocak ayının 24'ünde Vartinik mezrasında Fehmi Altınbilek ve komutasındaki komandoların köye yaptıkları baskında Ali Haydar Yıldız yaşamını yitirirken İbrahim yaralı olarak oradan uzaklaşır.
İbrahim aç susuz ve donmak üzereyken bir köye sığındı. Köylüler onu öğretmenin evine götürürler. öğretmense ibrahim'i ihbar etmede hiçbir tereddüt göstermez. Elinden kaçırdığı ibrahim'i ikinci kez ele geçiren Fehmi Altınbilek o'nu yalınayak karlar üzerinde yürüterek Diyarbakır sıkıyönetim savcısına teslim eder.

Bundan sonra İbrahim için üç aya yakın sorgulu günler başlar.Ağır yaralı olmasına rağmen, bir dizi işkence metodu üzerinde denenir. ancak o, çalışmaları ve ilişkide bulunduğu kişiler hakkında bilgi vermeyi reddederek tarihe bir gelenek bırakır.

Takvim yaprakları '73 mayısına çevrildiğinde birkaç gün boyunca ona kimse ilişmemiş, yemekten yemeğe kapısını açıp karavanasını vermişler. Bir defter ve kalem istemiş onu de getirmişler. Bu durum 10-15 gün sürmüş.

Ali Kaypakkaya oğlundan aldığı mektup üzerine Diyarbakır'a doğru yola çıktığında, oğlunun paramparça edilmiş cesediyle karşılaşacağından habersizdir.
Diyarbakır'a ulaşan babaya oğlu gösterilmez. malum o kapı senin bu kapı benim dolaştırılır önce. ardından da oğlunun hücresinde intihar ettiği söylenir ali kaypakkaya'ya... ali kaypakkaya oğlunun intihar ettiğini söyleyenlere "hayır benim oğlum öldürüldü, oğlumu öldürdünüz, onu öldürdünüz, onu döve döve öldürdünüz, oğlumu siz öldürdünüz" diye yanıt verir.

Ölüm haberini alan Ali Kaypakkaya için henüz 24'ünde yetirdiği oğlunun cenazesini alıp memleketine götürmek kalır. önce bu talebine de olumsuz yanıt verilir. Diretmesi sonucu, oğlunun parça parça edilmiş bedeni Ali Kaypakkaya'ya teslim edilir.

Önce 70 liraya kefen alır. sonra, morgda bulunan oğlunu görmeye gider. Ali Kaypakkaya kafadan kesik, karnı, kolları, bacakları, kaba etleri yarılmış, parça parça edilmiş oğlunu görünce, "otopsi"den yanıtını alır. "peki ya delikler?" sorusu ise yanıtsız kalır...

Ali Kaypakkaya oğlunun parça parça edilmiş cesedi karşısında dona kalır. dal gibi incecik oğlunun yerinde kesilmiş delik deşik edilmiş insan parçaları vardır. ibrahim'in parça parça edilmiş cesedini tabuta yerleştiren hamal gördükleri karşısında ağlamaya başlar. ali kaypakkaya, tabuta yerleştirdiği oğlunun parça parça edilmiş bedenini yanına alarak memleketine doğru yola çıktığında yol boyunca ona eşlik edenler eksik olmaz...

Kaypakkaya'yı ihbar eden öğretmen 27 yıl sonra (2000) TIKKO tarafından öldürülmüştür.

Not: Yukarıdaki yazı alıntıdır.

bolşevik
26.01.2007, 22:39
İFADENİZ Mİ NEYİNİZ VARSA ALIN; OĞLUMUN CENAZESİNİ VERİN...

Binadan koşar adımlarla çıkan yarbay cipin yanına geldi. Ali Kaypakkaya'ya inmesini söyledi. Birlikte aynı binaya girdiler. Bir koridordan geçtikten sonra yarbay, Ali Kaypakkaya'yı bir odaya aldı.

İçeride beyaz önlüklü bir adam vardı. O adamı görünce bu kez Ali Kaypakkaya'nın içi kararmış "İbrahim belki de hasta, yine hastaneye yatırdılar, bu adamların telaşı bundan" diye düşünmeye başlamıştı.

Beyaz önlüklü adam, Ali Kaypakkaya odaya girince telaşlı ve tedirgin davranışlarla ona "otur şuraya, buyur sigara yak..." demiş paketinden sigara uzatmıştı.

Ali Kaypakkaya ne sigara aldı, ne de oturdu. Odada aşağı yukarı dolanmaya başladı.

O sırada birden kapı açıldı. Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Şükrü Olcay yanında bir albay, hastane müdürü ve bir-iki subayla içeri girdiler.

Şükrü Olcay yukarıdan aşağıya Ali Kaypakkaya'yı süzdü, "Sen İbrahim Kaypakkaya'nın babası mısın" diye sordu.

Ali Kaypakkaya "Evet" diye yanıtladı onu.

Sonra Şükrü Olcay kesin ve katı bir sesle "Bunu birdenbire söylemek olmaz, ama ben söyleyeceğim; İbrahim öldü...." dedi.

Ali Kaypakkaya'nın birden bütün kanı çekildi. "Anlayamadım..." diye kekeledi.

"Oğlun öldü diyorum" diye sözünü yineledi Şükrü Olcay.

Ali Kaypakkaya şaşkın ve birden bembeyaz olmuş yüzü altından "Neden ölsün benim oğlum, ölmez o..." diye karşılık verince... "Öldü diyorum, işte öldü o..." diye kesip attı Şükrü Olcay.

Ali Kaypakkaya bu kez garip bir şekilde hareketlenmiş ve sanki boğulmak üzere olan bir insanın çırpınışlarıyla bir yandan yutkunuyor bir yandan ceplerini karıştırıyordu. Sonra cebinden mektubunu çıkarıp "işte yazdığı mektup beni çağırıyor, ölmez benim oğlum, hasta değildi, sağlığım yerinde diye yazıyor" diye bağırmaya başlamıştı.

Şükrü Olcay "intihar etti, oğlun intihar etti..." diye bağırarak karşılık verdi ona. Ali Kaypakkaya ise kesik kesik yanan yüreğini dışarıya vuruyordu: "Hayır, hayır oğlum öldürüldü, oğlumu öldürdünüz, onu öldürdünüz, onu öldürdünüz, onu döve döve öldürdünüz, oğlumu siz öldürdünüz..."

Odadakilerden birisi "sus, yoksa haddini bildiririz" diye kesti Ali Kaypakkaya'nın yakarışlarını; gözdağı verdiler ona.

Ali Kaypakkaya bir aralık suskunluktan sonra, içli ve acılı bir sesle "verin benim cenazemi, ifadeniz mi neyiniz varsa alın; oğlumun cenazesini verin..." dedi.

İlkin "vermeyeceğiz, biz gömeriz" dediler. Bu söz üzerine birden yırtıcı bir sesle Ali Kaypakkaya "Cenazemi vermezseniz bir adım gitmem" diye diretti.

Şükrü Olcay bu sıra beyaz gömlekli adama dönerek "Şuna su verin" dedi. Ali Kaypakkaya "suyunuzu falan istemiyorum, oğlumun cenazesini istiyorum, onu dişimi tırnağıma takıp büyüttüm, bir gecekondum var, şimdi onu satıp oğluma harcayacağım, köyüme götüreceğim..." diye karşılık verdi.

Şükrü Olcay çevresindekilere "Muamelesini yapın" deyip döndü ve çıktı odadan.

Sonra Ali Kaypakkaya'yı getiren yarbay onu tekrar alarak dışarıya çıkardı. Oğlunu görmek için Diyarbakır'a ilk indiği gün kapısından çevirdikleri Askeri Hastane'ye geldiler.

Orada Ali Kaypakkaya'ya yapması gereken birtakım işlerden söz ettiler. O da gidip belediyeden bir "müsaade kâğıdı" aldı. 430 lira verip bir tabut seçti. 70 liraya kefen satın aldı.

Kefen katlanırken, yolda gelirken kurduğu düşleri, oğlunun çocukluğunu, gözü önüne gelen kundağını, onu kucağına alışını anımsadı.

Sonra bir hamal tutarak tabut ve kefeni ona verip hastaneye döndüler.

Belediye memuru "taşınabilir" diye bir kâğıt imzalayıp verdi ona. Bir yer gösterip oturup beklemesini söylediler.

Oğlu yaralı yattığı günlerde, yüzünü göstermedikleri koridorlarda, şimdi onu görmeyi bekliyordu.

Bir süre sonra İbo'yu buzdolabından çıkardılar. Ali Kaypakkaya'ya "işte oğlun hazır" dediler. Kafadan kesikti. Karnı, kolları, bacakları ve kaba etleri yarılmıştı. Parça parça edilmişti İbo. Gövdesi delik deşikti. "Otopsi" diye mırıldandı onu buzdolabından çıkaran adam. "Peki ya bu delikler ne?" diye söyledi Ali Kaypakkaya. Ses etmediler.

Oğlunun karşısında sanki kanı kurumuştu Ali Kaypakkaya'nın, Karşısında o yiğit, o dal gibi oğlu yerine, kesilmiş, delik deşik edilmiş insan parçaları duruyordu. Boğazı ve gırtlağı tamamen çürümüş ve simsiyahtı. Sanki çembere alınmış da sıkılmış gibiydi. Daha sonra da kesilip parçalanmıştı boğazı. Omuzlarında, göğsünde sürüyle delik vardı.

Görüntüler karşısında İbo'yu tabutuna yerleştiren hamal ağlamaya başlamıştı. Ali Kaypakkaya ona parasını vermek istemiş, adam almamıştı. "Bu bizim insanlık görevimiz" demişti. Nöbetçi erler ve hastabakıcılar Ali Kaypakkaya'yı yatıştırmaya çalışıyorlardı.

Gelirken İbo'ya vermek için yanına aldığı 1200 liradan 550 lira kalmıştı.

Gidip bir taksiyle pazarlık yaptı. Taksici parayı peşin istedi. Sonra Ali Kaypakkaya'ya "Uçağa götür" dediler. Arkasından hep birileri geliyordu.

Uçakta 240 lira tabut taşıma parası aldılar. Cebinde kalan diğer parayı bilete verdi. Çıkışmayan kısmı için "Arkasından gelenlerin" araya girmesiyle "sonra alırız" dediler.

Oradan Ali Kaypakkaya'yı havaalanına getirip polise teslim ettiler.

Havaalanında uçuş bekleme salonuna alınırken arama kabininde Ali Kaypakkaya'yı arayan polisler, onun ceplerinden oğluna getirdiği ve İbo'nun savunması için babasından istediği bildirileri buldular. Evirip çevirip bakıyorlar ve söyleniyorlardı. Ali Kaypakkaya "Onları oğlum istemişti, savunması için gerekiyormuş, ona getirmiştim" diye açıkladıysa da, polisler "Yok efendim yok, bunlar suçtur, yasaktır, madem oğlun öldü, yorgan gitti kavga bitti deyip bunları yırtacaktın, seni suçlu olarak alıkoymamız gerekiyor..." diye bağırdılar.

Ali Kaypakkaya bu davranış karşısında polislere "Oğlum ölmüş, bildiriyi nasıl düşüneyim, sabah beri bir dilim ekmek bir yudum su canıma girmemiş" diyerek kendisini bırakmalarını söylemiş, oradaki bir kadın polisin araya girmesiyle Ali Kaypakkaya'yı bırakmışlardı.

Uçak Ankara'ya indiğinde Ali Kaypakkaya'yı iki yüzbaşı karşıladı. Onunla taksi tutmaya çıktılar. İbo'yu taksiye yerleştirip bağladılar.

Önde İbo'nun bağlı olduğu taksi, arkada "takipçilerin" arabası evin önüne geldiler.

Babası İbo'yu evine taşıdı. O gece evinde onun başında bekledi. Başı avuçlarında düşündü durdu, yaşlandı durdu oğlunun başucunda. Sabah erkenden gidip bir minibüs tuttu. Ve oğluyla birlikte köylerine geldi.

İbo ile birlikte "takipçiler" de köye geldiler.

Çevre köylerden İbo'nun köye geldiği şaşılası bir biçimde kısa sürede duyulmuştu. Onu duyanlar öbek öbek uğurlamaya geliyordu. Evin çevresi bir anda köylülerle dolmuştu.

Mezarlığın karşısından geçen büyük yoldaki benzincinin lokantası önünde "takipçilerin" arabaları duruyordu. Takipçiler orada oturmuş uzaktan köyü ve mezarlığı gözlüyorlardı... *

NİHAT BEHRAM

Arkadaşlar bir babaya ve yiğide bu yapılmaz...

aykudgöksun
26.01.2007, 22:54
arkadaşlar benim bir sorum olacak çoğu insana sorsanız(solculardan tabiki) ibrahim kaypakkayayı severler.fakat kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunan bir düşünce içinde olan ibonun bu düşüncesini bilselerdi yine de severler miydi??(ayrıca kemalist devrimini de daha savaşın içindeyken emperyalistlerle anlaşmaya gitmiş onlara yaranmak için insanları katletmiş(zamanın komunistlerini) köylü-işçinin ezilmesine göz yummuş bir askeri diktatörlük olarak görüyordu.acaba ibonun bu düşüncelerini biliyor muydunuz)

KomünistAlevi
26.01.2007, 23:01
arkadaşlar benim bir sorum olacak çoğu insana sorsanız(solculardan tabiki) ibrahim kaypakkayayı severler.fakat kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunan bir düşünce içinde olan ibonun bu düşüncesini bilselerdi yine de severler miydi??(ayrıca kemalist devrimini de daha savaşın içindeyken emperyalistlerle anlaşmaya gitmiş onlara yaranmak için insanları katletmiş(zamanın komunistlerini) köylü-işçinin ezilmesine göz yummuş bir askeri diktatörlük olarak görüyordu.acaba ibonun bu düşüncelerini biliyor muydunuz)

Evet Yoldaş İbonun bu düşüncelerini çok iyi biliyoruz.

Hatta bundan 2 gün önce benimde aklıma geldi bu senin yazdığın satırları yazmak ve yoldaşların bu konuda ki fikir ve görüşlerini almak...

Konuya farklı bir boyut kattın...:)

Lazoşa_62
27.01.2007, 00:02
arkadaşlar benim bir sorum olacak çoğu insana sorsanız(solculardan tabiki) ibrahim kaypakkayayı severler.fakat kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunan bir düşünce içinde olan ibonun bu düşüncesini bilselerdi yine de severler miydi??(ayrıca kemalist devrimini de daha savaşın içindeyken emperyalistlerle anlaşmaya gitmiş onlara yaranmak için insanları katletmiş(zamanın komunistlerini) köylü-işçinin ezilmesine göz yummuş bir askeri diktatörlük olarak görüyordu.acaba ibonun bu düşüncelerini biliyor muydunuz)


Aykutgöksun kardeşim.Sen ibonun iki satır arasında bir sözcük çıkarıp ve geçmişteki solculara veya su an ibonun devrimsel düşüncesini savunan insanların kürt halkının kendi kaderini tayın hakkındaki görüşlerini ortaya koyuyorsun.

Sen şimdi ibonun kitaplarını açıkta okurken begenmedigin o benim gibi komunist görüşlü insanlar mum ışıgında iboyu okurlardı.

Ayrıca İbo kürt ırkçılığını ve kürt milliyetçiligini savunmamış olup, devrimsel süreç içinde kurtlerin kendi kaderlerini tayin etme tezini savunmuştur.

Sen İbrahim Kalpakkayanın o kitabını bir daha oku.İbo orda milliyetçilik ,ulusalcılık veya ırkçılık bazında olaya bakmıyor. İbo kürt halkının devrimden sonra kendi kaderini belirleme haklarını savunuyor.

Devrimci bir insan hangi çizgide olursa olsun ibonun bir devrimci lider olarakta savunmaya devam eder.

Kardeşime Rus devriminden sonrada Ulusların kendi kaderlerini tayın etme görüşü vardı.Ulusların kaderlerini tayin etme görüşüde J.Lenin dir.

spartacus
27.01.2007, 02:58
arkadaşlar benim bir sorum olacak çoğu insana sorsanız(solculardan tabiki) ibrahim kaypakkayayı severler.fakat kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunan bir düşünce içinde olan ibonun bu düşüncesini bilselerdi yine de severler miydi??(ayrıca kemalist devrimini de daha savaşın içindeyken emperyalistlerle anlaşmaya gitmiş onlara yaranmak için insanları katletmiş(zamanın komunistlerini) köylü-işçinin ezilmesine göz yummuş bir askeri diktatörlük olarak görüyordu.acaba ibonun bu düşüncelerini biliyor muydunuz)

Bence güzel bir soru sormuşsun. Çünkü konu Kaypakkaya'nın direnişçi ekseninden çıkıp, fikirleriyle yaşatma yönüne doğru gidiyor. Böylesi bir bakışında çok daha yararlı olacağını düşünüyorum. İbo'yu direnişçi yönüyle tanıdığımız gibi, onu düşünceleriyle de tanımalıyız.
Kaypakkaya'yı var eden onun ideolojisi ve politik sıçramasıdır. Kemalizm ve Kürt meselesi konusundaki çıkışı resmi ideolojiyi ve bir tabuyu parçalayıp komünist bir bakış sunuyor.
Bir ulus düşünün ki, o dönem ulus olduğunun farkında değilken, Kaypakkaya çıkıp ona ulus olduğunu hatırlatıyor ve bu eksende devrim strajesi çiziyor ve ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkını anlatıyor. Müthiş bir şey...
Kemalizm sorunu bugüne kadar hep milli burjuvazinin temsilcisi temelinde değerlendirilip devrimci görülürken, Kaypakkaya çıkıp karşı devrimci yönünü tahlil ediyor.
Şimdi sorunuza cevap arayalım.
Kaypakkaya'nın direnişçi yönüyle tanıyıp sevenler fikirlerini öğrenince sevgilerinin azalacağını sanmıyorum. Geri kitleler belki fikirlerine katılmazlar, ama bu ona olan saygınlık ve sevgisinde bir değişiklik yaratmaz. İleri kitlelerde ise, her halükarda bir sevgi azalması olmaz, bilhassa bu sevgi daha da yücelir. Fikirlerini sevmeyip düşmanlık besleyenlere gelince, bunlar direnişçi yönüyle de Kaypakkaya'yı sevmezler. Onlara göre devletine başkaldırmış bir "anarşistir."

Lazoşa_62
27.01.2007, 11:31
Canlar ; Sadece İbrahim degil diger devrimci önderlerde kürt ve diger ulusların gelecegi hakkında fikir ve yazıları var. Hepimiz ve hepiniz biliyorsunuzki Devrimci inanış ve düşüncesinde Halkların kurtuluş mücadelesi yatar.

Tabiiki kürt sorunu vardır ve başka küçükte olsa diger uluslarında sorunu da vardır. İbrahim Yoldaş Türkiyede Kürt sorununu o zamanda gündeme getirmesi 40 yıl sonra bu sorunun türkiyenin başını ağırtacağı gerçeginide ortaya koymuştur.

Ancak Devrimci önder İbrahim Yoldaş Kürt sorunun devrim çizgisinde uzak farklı bir ortamda çozülecegini hiç bir zaman vurgulamadı.Türkiyedeki Kürt sorunun ancak Türkiyeki halklarının yapacağı devrimle çözülecegini bir zat belirtmiştir.

Sadece sizlere önerim.Önder İbrahim Yoldaşın Irkçılık ve milliyetçilik üzerine kürt sorununu gündeme getirmedigini bilinmesini istiyorum.

İbrahim Yoldaşın Bu devrimsel düşüncesinin art ve çıkar amaçlı bir kürtçülük propağandasına dönüştürülmemesini istiyorum.

Ulusların kaderini belirlemesi ancak halkların verdigi ortak mücadeleyle çözülecegi gerçegidir.Saygılar ,İyi forumlar

aykudgöksun
27.01.2007, 13:45
şahan62 abim benim orda demek istediğim biraz yanlış anlaşılmış.sanki ben iboyu sevmiomuşum gibi bie görüntü ortaya çıkarmış.benim düşüncelerini benimsediğin iki devrimciden biridir.diğerleri de tabiki bizim devrimcilerimiz fakat ibonun yeri hep ayrı olmuştur bende.benim bu soruyu sormadaki amacım iboyu sevmemem değil, şimdiki resmi görüşten ayrılamayan,belli tabuları yıkamayıp babaları ne söylerse ona inanan,geçmiş devrimcilerin fikirleriyle değil isimleriyle uğraşan bu kitlenin ibrahim kaypakkayayı sahiplenmesine bi anlam veremiyorum ve tahammül de edemiyorum.

aykudgöksun
27.01.2007, 13:54
elbette ibonun bu yaklaşımı ırkçılık propagandası için harcanmamalı ama ibonun yazılarından gördüğümüz kadarıyla kürtlerin her zaman baskı altında tutulduğunu,ezildiğini,isyan ettiğini ve kanlı bir şekilde bastırıldığını görüyoruz.ve bu söylenenlere karşı çıkanlar nasıl olurda iboya sahip çıkarlar.iboyu bugüne getiren kara kaşı kara gözü değil fikirleri,devrim inancı ve kavgasıdır.saygılar..(arkadaşlar bu aslında denildiği gibi etrafımızı bütün o zamanki devrimcilerinin şimdi sadece tipine yada yaptığı bikaç olayı görüpte ona sahip çıkmak isteyen sahte devrimciler sarmıştır.bu hem o devrimcilere saygısızlıktır hem fikir düşmanlığıdır hem de sığ siyaset gütmektir.)

Lazoşa_62
27.01.2007, 16:52
şahan62 abim benim orda demek istediğim biraz yanlış anlaşılmış.sanki ben iboyu sevmiomuşum gibi bie görüntü ortaya çıkarmış.benim düşüncelerini benimsediğin iki devrimciden biridir.diğerleri de tabiki bizim devrimcilerimiz fakat ibonun yeri hep ayrı olmuştur bende.benim bu soruyu sormadaki amacım iboyu sevmemem değil, şimdiki resmi görüşten ayrılamayan,belli tabuları yıkamayıp babaları ne söylerse ona inanan,geçmiş devrimcilerin fikirleriyle değil isimleriyle uğraşan bu kitlenin ibrahim kaypakkayayı sahiplenmesine bi anlam veremiyorum ve tahammül de edemiyorum.

Abisi ben senin mesajını yanlış anlamadım.Yanlış bir şeyde yazmış değilsin.Ayrıca da teşekkur ederim kardeşime.Ben genel olarak ulusal sorun kavramının ve kürt kavramının ırkçılığa kaydırılmaması açısında genel bir cağrı yaptım.
Çünkü burda senin dile getirmek istedigin konu 1968 devrimci kuşağın kürt halkının sorunlarını gündeme getirmeleri.Tabiki hepimiz sadece iboyu değil Mahir,deniz,yusuf.hüseyin ve yüzlerce devrim savaşçımızı seviyoruz ve saygı ile anıyoruz.Onlar bir meşaledir anadolu topraklarında.

Onlar Canları pahasına bir bedel ödediler ve bu canlarını Türkiyenin ezilen halklarına adadılar. onların kanlarıyla,canlarıyla ve gördüklari işkenceyle bize yol açtılar,ortam hazırladılar ve devrim bayrağını onlardan aldık.

spartacus
28.01.2007, 02:31
Arkadaşlar. Irkçılık sorunu çok önemli bir konudur. Özellikle içinde geçtiğimiz süreçte, bu konunun incelenmesinin yararlı olacağını düşünüyorum. Mademki Kaypakkaya'nın siyasal düşüncelerine değindik, o halde onun bakışı üzerinde meseleye bir göz atalım.
Kaypakkaya ırkçılık meselesine çok güzel bir şekilde değiniyor. Meseleyi iki eksen üzerinde ele alıp biçimlendiriyor. Birincisi emperyalizmin ırkıçılık politikası, ikincisi ise yerli hakim sınıflarım ırkçılık politikası üzerinedir. Yerli hakim sınıflarım ırkçılık politikası onun sınıf karekterinden ve bunun faşizan bir hal almasından kaynaklanmaktadır. Ancak emperyalizmin ırkçılık politikası ise emperyalizmin dünyadaki kendi çıkar ilişkisine göre tespit edilmiş bir politikadan ibaret olduğu gerçekliği vardır. Emperyalizm bir yerde çıkarı gereği ırkçılığı desteklerken, bir başka yerde çıkarlarına ters düştüğü için desteklememektedir. Önce yerli hakim sınıflarının ırkçılık politikasına bir göz atalım. Bakın bu konu hakkında Kaypakkaya yoldaş ne diyor, ondan dinleyelim:
"Türkiye’de ırkçılık politikası, yerli hakim sınıfların politikasıdır; burjuvazinin siyasi bakımdan en geri kesimlerinin ve feodalizmin politikasıdır; feodal ve feodal-burjuva eğilimidir. Bu karakterinden dolayı ırkçılık politikası, tutarlı burjuva demokratizminin bile düşmanıdır. Türkiye’de bu akımın en aşırı temsilcisi, Hitler taslağı Türkeş ve onun partisidir. " ((İ.Kaypakkaya Seçme eserler 2 Sayfa 178)
Emperyalizmin ırkçılık politikası ise dünyadaki konjoktürel duruma ilişkin çıkar meselesine dayanır. Bir yerde ırkçılığı destekyelen emperyal güç, bir başka yerde tam tersini yapabilir.
Bakın Kaypakkaya yoldaş devamla ne demiş:
"Emperyalizm, menfaatlerine elverdiği yerde, bu sınıfların ırkçılık politikasını kışkırtır ve destekler; menfaatlerine elvermediği yerde bu politikanın karşısına çıkabilir. Mesela Türkiye’de hakim olan, Türk hakim sınıflarını kendisine bağlamış olan ABD emperyalizminin Türk ırkçılığını körüklemekte ve desteklemekte menfaati vardır ve bu görevini(!) seve seve ve fazlasıyla yapıyor. Mesela Sovyet sosyal-emperyalizmi bugün Türkiye’ye hakim olmadığı için, Türk ırkçılığının karşısındadır, ama Pakistan’da Bangladeş ırkçılığını şahlandırmakta katiyen tereddüt etmemektedir. Türkiye’de ise yarın, bütününe sahip olamazsa, parçayı koparmak üzere ve milletlerin kendi kaderini tayin hakkını ya da ezilen milletin kurtuluş mücadelesini destekleme maskesi altında, kendi denetiminde gerici bir Kürt milliyetçiliğini ya da ırkçılığını desteklemeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur.
Emperyalizmin bizzat güttüğü ırkçılık politikası ise bambaşkadır. Faşist Hitler köpeğinin, Alman ırkının dünyada en üstün ırk olduğu, dünyaya hükmetmek için yaratıldığı zırvaları, ABD emperyalizminin ve Sovyet sosyal-emperyalizminin güttüğü “büyük devlet şovenizmi”, dünyanın ezilen halklarını ve milliyetlerini küçümsemeleri ve onların içişlerine hayasızca burunlarını sokmaları, müdahale etmeleri; emperyalizmin ırkçılık politikasının tezahürleri işte bunlardır." (İ.Kaypakkaya Seçme eserler 2 Sayfa 178)

tuncerbio
28.01.2007, 13:26
Kaypakkaya ve onun yolunda ilerleyen hareketler kürt ulusal mücadelesinin ilerici yönlerini desteklerken , asıl sorunun çözümü olarak proleter devrimi görürler,devrim sadece kürt halkının değil tüm halkların sorunlarının çözümü için ortak paydadır......

‘’kürt milli hareketi genel demokratik muhteva taşır çünkü bir yönüyle ezan ulusun hakim sınıfların zulmune ,zorbalığına ,imtiyazlarına,bencil çıkarlarına yönelmiştir.Milli baskının kaldırılması milliyetler arasında eşitliğin sağlanması hakim ulusun hakim sınıfların imtiyazlarının kaldırılması ,dil üzerindeki yasaklamaların ve sınırlamaların son bulması ,her alanda uluslar arası eşitliğin ve ulusal devlet kurma eşitliğinin tanınması bütün bunlar demokratik ilerici taleplerdir’’…(bkz Kaypakkaya seçme eserler 190)

‘’her ezilen ulusun burjuva milliyetçiliği,zulme karşı yönelmiş olan genel demokratik muhteva taşır ve bizim ,ulusal imtiyazları sağlama eğiliminden bunu kesin olarak ayırt eder…kayıtsız şartsız desteklediğimiz işte bu muhtevadır..’’ (Lenin)

‘’milliyeti ne olursa olsun bilinçli Türkiye proletaryası işçi ve köylü yığınlarını kendi bayrağı altında toplamaya çalışacaktır,bütün emekçi sınıfların sınıf mücadelesine öncülük edecektir’’ (Kaypakkaya seçme eserler 192)

‘’kürt milli hareketi ,ezilen bir ulusun hakim bir ulusun hakim sınıflarına karşı mücadelesi olarak ilericidir ve demokratik bir muhteva taşır biz bu muhtevayı kayıtsız şartsız destekleriz……..fakat öte yandan kürt burjuvasinin ve küçük toprak ağalarının gerici ve milliytçi emlerine karşı mücadele ederiz.türk hakim sınıfı lehine her türlü eşitsizliğe ve imtiyaza ,milli azınlıklara yönelen her türlü baskı ve zulme karşı mücadele ederken ;milli azınlığın burjuva ve toprak ağalarının milliyetçi emelleriyle mücadele edilmezse ,bu kez başka bir milliyetçilik ,kürt milliyetçiliği güçlendirilir;kürt proletaryasının sınıf bilinci burjuva milliyetçiliğinin sisleriyle karartılır.kürt işçileri ve köylüleri miliyetçiliğin kucağına itilir kürt ve türk emekçileri arasındaki dayanışma baltalanır….’’ ( Kaypakkaya seçme eserler 196)

kadembey
03.02.2007, 13:38
ibrahim kaypakkaya nereli sanırım malatya kürecikli.zaten kürecikten devrim şehidi çok çıkmıştır.hatta malatya da devlete isyanın simgesidir kürecik.bende kürecikliyim ve bundan onur duyuyorum.sol devrimin kalesiyiz çünkü.ibrahim kaypakkaya da en önemli devrim önderimizdir.savunduğu görüşler çok değerlidir devrim yoldaşları için.

spartacus
03.02.2007, 13:56
ibrahim kaypakkaya nereli sanırım malatya kürecikli.zaten kürecikten devrim şehidi çok çıkmıştır.hatta malatya da devlete isyanın simgesidir kürecik.bende kürecikliyim ve bundan onur duyuyorum.sol devrimin kalesiyiz çünkü.ibrahim kaypakkaya da en önemli devrim önderimizdir.savunduğu görüşler çok değerlidir devrim yoldaşları için.

Dostum Kaypakkaya Çorum'ludur. Türk ve alevi kökenli bir ailenin çocuğu olarak 1949 yılında dünyaya merhaba dedi. Bir Türk olarak Kürt sorununa bakışı son derece can alıcı bir konudur.
Kaypakkaya mücadelesinin önemli bir kısmını Malatya'da geçirdi. Özellikle Akçadağ ve Kürecik'te uzun yıllar mücadele yürütmesi nedeniyle Kürecik'liler onu bağrına bastı. Hatta Kürecik'te sııfların tahlili diye bir yazısı vardır.
Sanırım bu sebepten ötürü kafanızda öyle bir şekil oluşturmuştur.

KomünistAlevi
03.02.2007, 14:01
Kaypakkaya Yoldaş Hemşerimdir...Çorumludur kendisi:)

Kaypakkaya'nın köyü, bizim köyümüze en fazla 20 dk uzaklıktadır:)

Selam Olsun İbrahim Yoldaşa!

bolşevik
03.02.2007, 14:25
İbrahim Çorum Alaca Karakaya Köyündendir, bize de çok yakındır bu köy. Ben bir şey sormak istiyorum:İbrahim'in babası oğluna bir şiir yazmış. çok uzun zaman önce okudum, kaynağı da hatırlıyorum; ama şiiri bulamadım, Bizim 68'teydi şiir. Kalk gidek oğul bizim illere Anadolu'ya diye bir şiirdi yanlış hatırlamıyorsam. Bilen varsa buraya yazarsa çok sevinirim.

suyunsesi
03.02.2007, 14:47
İbrahim Çorum Alaca Karakaya Köyündendir, bize de çok yakındır bu köy. Ben bir şey sormak istiyorum:İbrahim'in babası oğluna bir şiir yazmış. çok uzun zaman önce okudum, kaynağı da hatırlıyorum; ama şiiri bulamadım, Bizim 68'teydi şiir. Kalk gidek oğul bizim illere Anadolu'ya diye bir şiirdi yanlış hatırlamıyorsam. Bilen varsa buraya yazarsa çok sevinirim.



Sayfa 4 de yazmışim ordan okursun.
iyi formlar.

kadembey
03.02.2007, 15:04
[QUOTE=spartacus;348893]Dostum Kaypakkaya Çorum'ludur. Türk ve alevi kökenli bir ailenin çocuğu olarak 1949 yılında dünyaya merhaba dedi. Bir Türk olarak Kürt sorununa bakışı son derece can alıcı bir konudur.
Kaypakkaya mücadelesinin önemli bir kısmını Malatya'da geçirdi. Özellikle Akçadağ ve Kürecik'te uzun yıllar mücadele yürütmesi nedeniyle Kürecik'liler onu bağrına bastı. Hatta Kürecik'te sııfların tahlili diye bir yazısı vardır.
Sanırım bu sebepten ötürü kafanızda öyle bir şekil oluşturmuştur.[/QUOT

evet sanırım dediğiniz gibi aklımda öyle yer etti.köydeyken anlatıyorlardı ibrahim kaypakkayı bizim buralarda çok uğraştı dediler devrimle.bende ondan küreciklidir sanıyordum.olsun nereli olduğu farketmez önemli olan savunduğu görüşler.

spartacus
07.03.2007, 01:25
Ali Kaypakkaya ile Röportaj


"Devrimci mücadeleyi hayatından önde tutardı"


29 yıl önce 18 Mayıs'ta Komünist önder Ibrahim Kaypakkaya düştü toprağa. Onu katledenler bununla da yetinmediler. Başta O'nun düşücelerini savunanlara olmak üzere ailesine, köyüne, mezarına kısacası onunla ilgili herşeye saldırdılar/saldırıyorlar. I. Kaypakkaya'nın ölümünün 29. yıldönümünde babası Ali Kaypakkaya ile yaptığımız söyleşiyi yayınlıyoruz.



Bize İbrahim'i anlatır mısın?


İ brahim 1949'da Alaca'nın Karakaya köyünde dogdu. İbrahim birbuçuk yaşındayken annesiyle ayrıldım. Annesi teyzemin kızıydı. Annesi başka bir köye gitti, ben de köyün içinden evlendim. 1954'te ikinci eşim kalp krizinden öldü. Üçüncü eşimle evlendim 1955'te. İbrahim bu sefer de ikinci analığının yanında kaldı. Elimden geldiğince ezdirmemeye çalıştım. İbrahim çok zekiydi. Köyümüzde ilkokul yoktu. Ilkokulu Karamahmut, Alacahöyük, Çorum Merkez'e bağlı Ortaköy'de bitirdi. Hasanoğlan Ögretmen Okulu sınavına girdi. Ögretmen okulunu kazandı. Dersleri bayağı iyi gitti Hasanoğlan'da. Orada bazi siyasi sataşmalar oldu Ibrahim'e. Yazdığı şiirlerden dolayı; O dönem şiir yazıyordu. Böyle olmasına rağmen Çapa Yüksek Ögretmen Okulu'nu kazandı. Okul içinde Fikir Kulüpleri Federasyonunun Şubesini kurdu. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik-Matematik bölümünde okuyordu. 120 kredi üzerinden mezun oluyorlardı. 20 kredisi kalmıştı mezun olmak için. Yatılılığını kaldırdılar. Biz Danıştaya dava açtık. Danıştay yürütmeyi durdurdu. 60 gün içinde okula çagırdı. Danıştayın kararını uygulamadılar. Şevki Demirel diye Demokrat Parti zamanında il başkanı vardı Çorum'un. Onunla beraber okul müdürü Ayhan Doğan'a gittik. "İbrahim'e söyleyin siyasi görüşümden vazgeçtim desin. Bu fikir kulübünü de kaldıracağını söylesin. İmzalı bir dilekçe yazsın. Sen de babası olarak altını imzala. Ondan sonra okuluna dönebilir" dedi. İbrahim'le görüstüm. Söyledim müdürün dediğini. "Baba" dedi. "Ben FKF'nin şubesini kurmuşum. Bir sürü insanı ikna etmişim. Şimdi varacağım ben yanlış yapmışım, eylemimden, bu düsüncemden vazgeçiyorum mu diyeceğim, yapmam bunu" dedi. "Silahın varsa çek beni vur, hiç el kaldırmam ama bu teklifini yapamam" dedi. Yatılılığı da kaldı. Ta ki Diyarbakir'daki tutukevine girinceye kadar çağırmadılar. Danıştayın kararını uygulamadılar? Daha sonra İbrahim tutuklanınca okula dönebilir diye çağrıda bulundular. Ama dönmesi de mümkün değildi artık.


- Daha önceki tutuklanmaları nasıl olmuştu İbrahim'in?


Diyarbakır'dan önce Ayhan Doğan'in başına tabanca kabzası vurdu dediler. Tutukladılar. Sağmalcılara götürdüler. Silivri'nin Degirmenköyü diye bir köye gitmisti. Orada ağalarla köylüler arasında bir arazi kavgası varmış. Orada köylüleri desteklemiş. Yol kesmişler. Orada da yakalandı. 3-4 ay Sagmalcılar Hapishanesi'nde kaldı. Gölcük'te işçilerin boykotlarına katıldı. Yaptıkları, katıldığı eylemleri bir hayli çoktu.
Ben bir toplantılarına katılmıştım, Istanbul Üniversitesinde. Oradaki toplanti İşçi Partililer tarafından yapılıyormuş. İspanyol İç Savaşında adamlar öldürülmüş, onları gösteriyorlardı. Eleştiri istediler. İbrahim de orada bir eleştiri yaptı. Ibrahim'e bayağı sataştılar. Oradan birisi çikti. Robert kolejinde miymiş neymiş. "Siz çocuklarla mı konuştuğunuzu sanıyorsunuz? Karşınizdaki dev bir üniversiteli. Ne zannediyorsunuz?" diyerek İbrahim'e destek oldu. Sataşmalar oldu.


- İbrahim'in köydeki yaşamı, köylülerle ilişkisi nasıldı?


Geri dönüp Ibrahim'in köydeki durumuna baktığımız zaman Hasanoğlan'dayken İbrahim köye geldiğinde eğer nadas zamanıysa tarlada sabanı eline alıp çift sürüyordu. Eğer tırpan zamanı, orak zamanıysa tırpanı eline alıp ekin biçiyordu. İbrahim, bana çok yardımcı oluyordu. Diğer arkadaşları yarım kollu gömlek giyip başını açıp bahçelerde, bağlarda gezerlerken o devamlı çalışırdı. Ben de inşaat ustalığı yapıyordum, oralarda, tarlalarda, bağda, bahçede, evde nerede olursa olsun İbrahim'in işi bıraktığını ben hiç görmedim.


- O dönem devrimci düşüncelerini size aktarıyor muydu? Köye çalışmaya geldiğinde sizinle tartışıyor muydu?


İbrahim'le sürekli tartışıyorduk. İşçi köylü gazetesi o zaman da vardı. Köye o gazeteleri getiriyordu. Bazı dergiler getiriyordu. Alacahöyük'te, Karamahmut'ta, Keslik'te, Narlık'ta, Karadona'da, Yeniköy, Ortaköy'de tanıdıklarımız vardı. Gökçam'da annesi vardı. Oralara kadar da çalışmalarını sürdürüyordu, siyasi çalışmalarını. Aramızdaki sürtüşme, tartışma hiç durmamıştı zaten. İbrahim'in ikna gücü çok yüksekti. Anlatma kabiliyeti çok iyiydi. İbrahim için köyün içinde illa kızımızı verek diyenler, onu isteyenler çoktu. Fakat o, okulunu bitirmeyi bekliyordu. Öyle bir şey düşünmüyordu.
Üvey annesi: Kadınlarla duvarın dibinde oturur konuşurduk. İbrahim'e demişler ki evlen. Demiş ki benim geleceğim meçhul. Ben elin kızını alırsam belki dul kalacak demiş. Onun için ben evlenmeyi hiç istemiyorum demiş.
Devrimci mücadeleyi herşeyden üstün tutuyordu. Hayatından bile önde tutuyordu. İbrahim okulunda düşüncesiyle meşguldü, köye gelince işiyle meşguldü. Daha doğrusu düşüncelerini çevreye yaymaya çalışırken hem de evin işinden hiçbir zaman elini çekmemişti.

Devam edecek

spartacus
08.03.2007, 22:54
Ali Kaypakkaya ile Röportaj-2


"O inancından asla dönmedi"

Sonra malumunuz. Tunceli'de yakalandı. Cafer Atan diye birisi ihbar etti. Diyarbakır'a götürüldü. Diyarbakır'a iki kez gittim, görüşemedim. Üçüncüsünde mektubu gelmişti. "Görüşebilirsin, soruşturmam bitti. İstanbul'daki bir olayla ilgili savunmamı istiyorlar. Zaman uzadığı için olayı hatırlamıyorum. İstanbul'a git. Av. İbrahim Türk'ü bul. Bilinçli gel. Savunmamı bilinçli yapayım" diyordu. İstanbul'a gittim. Avukatla görüştüm. Diyarbakır'a gittim. 19 Mayıs 1973... Son gidişimdi. Diyarbakir'a 20'sinde vardım. Görüşmek için Nizamiye'ye gittiğimde "görüşemeyeceksin" dediler. İbrahimin "soruşturmam bitti" dediğini söyledim, mektubunu gösterdim. Neden görüşemeyeceğim dedim. "Suçu ağır da onun için" dediler. Orada kimlik tespiti yapan çavuşlar vardı. Sesimi yükseltip onlarla bayağı tartışınca hapishane müdürü Ahmet yarbay "ne oluyor" diye geldi. "İlle de görüşeceğim diyor" dediler. "Kimle görüşecek?" dedi Yarbay. İbrahim Kaypakkaya deyince "geç kulübeye" dedi. İkinci gittiğimde tartıştiğımız Mevl