opis-01
13.01.2007, 12:21
tecumanda yazan yavuz bülent bakilerin yazısı
yorum sizin?
BANA göre, dünyanın en yanlış, en hazin, en dehşet verici ve zaman zaman en vahşi çekişmesi, dövüşmesi, sövüşmesi, vuruşması... Alevi-Sünni toplumu arasında. Peki bu iki Müslüman camia arasındaki gerginlik niçin? Benim çok yakın Alevi dostlarım var. Bu sorumun cevabını şöyle veriyorlar:
- “Hazret-i Peygamberin vefatından sonra, halifelik, yani devlet başkanlığı, Hz. Ali’nin hakkı idi. Hz. Ali, Peygamberin cenaze işleriyle uğraşırken birtakım kimseler, işi bir oldu bittiye getirdiler. Tutup Halifelik makamına Ebubekir’i oturttular. Alevi, Hz. Ali’nin tarafını tutanlara verilen isim. Şia da taraf demektir. Şia-i Ali, Ali’nin taraftarları demek. Biz, o seçimde, Hz. Ali’ye haksızlık yapıldığına inanıyoruz!”
Alevi dostlarıma anlatmaya çalışıyorum ki, bu iddianın hiçbir akli, mantıki tarafı yoktur. Bir kere, böyle bir inanış, önce Hz. Ali’ye çok büyük bir hakarettir. Hatta zulümdür. Cesaretiyle, yiğitliğiyle, bilinen Hz. Ali, kendisine bir haksızlık yapıldığına inansa idi, kılıcını çeker, Hz. Ebubekir’in karşısına dikilirdi. “Ya Ebubekir! derdi, ben varken halifelik makamına sen nasıl oturabilirsin? Çekil bakalım ordan!”
Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki: “Haksızlık karşısında susan dil şeytandır.” Hz. Ali, hâşa, haksızlık karşısında susacak adam değildi. Okunduğu zaman görülecektir ki, Hz. Ali’nin ilk üç halifeye karşı hiç bir kırgınlığı yoktur. Bırakın kırgınlığı, Hz. Ali’nin çocuklarından birinin adı Ebubekir, birinin adı Ömer, birinin adı Osman’dır. Hatta Hz. Ömer, aynı zamanda, Hz. Ali’nin damadıdır. Peki Hz. Ali, korkusundan mı çocuklarına o isimleri koydu? Korkusundan mı kızını Hz. Ömer’e verdi? Şimdi bizim Alevi kardeşlerimiz, ilk üç halifeye buğz ediyorlar. Yani onlara düşmanlık duyuyorlar. İsimlerini öfkeyle anıyorlar.
Cafer-i Sadık’ın babası Muhammet Bakır diyor ki: Birtakım kimseler, bize bağlı olduklarını söyleyerek ilk üç halifeye buğz ediyorlarmış. Allah’a yemin ederim ki, o kişiler elimize geçse onları katlederim.
Alevi dostlarıma diyorum ki:
- Ben, halifelik konusunda, kat’iyyen sizin gibi düşünmüyorum. Ama 1400 yıldan beri devam edegelen bu çekişmeden, sövüşmeden, döğüşmeden de çok üzgünüm. Şimdi siz gidin Hz. Ali’yi alıp getirin; biz de Hz. Ebubekir’i, Hz. Ömer’i ve Hz. Osman’ı bulalım. Halifelik makamını onlardan alıp Hz. Ali’ye verelim ve Allah aşkına bitirelim bu yersiz kavgayı!
Bana diyorlar ki: “Bu mümkün değil. Çünkü hepsi ölüp gitmişlerdir!”
- Peki mümkün değilse neyin kavgasını yapıyoruz? Yani biz bu Alevi-Sünni çekişmeleriyle neyi halledeceğiz? Suya, delik açmaya çalışıyoruz. Veya havaya yazı yazıyoruz. Faydası ne?
Şimdi bir sorum daha var: Sevgili Peygamberimiz 632 yılında vefat etti. Aleviler’e göre de, Hz. Ali’ye 632 yılında haksızlık yapıldı. Bir an için kabul edelim ki bu iddialar doğru. Peki kim yaptı bu haksızlığı Hz. Ali Efendimize? Bu haksızlıkta, bizim milletimizin milyarda değil, trilyonda bir bile kusuru yoktur. Çünkü biz, Peygamberin vefatından 318 yıl sonra Müslüman olduk. İslam’da da, diğer dinlerde de, modern hukukta da kan dâvâsı kat’iyyen yoktur. Yani 632 yılında, Medine’de bir kısım Arap, Hz. Ali’ye bir haksızlık yapacak ve sanki biz, o haksızlık yapanların soyundan geliyormuşuz gibi Alevi kardeşlerimiz 1400 yıl sonra, kalkıp Yezid diye bizim yakamıza yapışacaklar.
Bu, taşları bile çatlatacak bir insafsızlıktır. Hz. Ali’nin kemiklerini sızlatacak bir dehşetli zulümdür. Yezid’in Allah milyon kere belâsını versin. Bizim Yezid’le, Yezidiler’le ne alâkamız var? Diyorlar ki: “Alevilik hoşgörü demektir! Alevi, eline, beline, diline sahib olan kişidir” Elbette doğru. Bunlar Kur’an’ın, yani İslam’ın ortaya koyduğu güzel hükümlerdir. Ama ne olur, Allah aşkına, Hz. Ali aşkına Aleviler, yalnız bir gün, sadece bir gün bu güzel kurallara uyarak etraflarını, Sünni camiayı bir araştırsınlar; bir öğrenmek zahmetine katlansınlar, Türkler, Müslüman olduktan sonra Hz. Ali’ye ve onun Ehl-i Beyt’ine yapılan zulmü benimsemişler mi, benimsememişler mi? Yani Sünni camia içerisinde adı Yezid olan bir tek kişi var mı? Yok mu? Muaviye olan bir tek kişi var mı? Sünni Türkler, Yezid kelimesini hakaret olarak kullanıyorlar, kızdıklarına köpek, eşek, hayvan dercesine Yezid diyorlar. Ama beri yanda milyonlarca Sünni Türk Ali, Hasan, Hüseyin, Cafer, Ali Rıza, Mehdi, Zeynel Abidin, İmam... isimlerini gururla taşıyorlar. Hal böyle iken ne Aleviler Sünniler’e, ne de Sünniler Aleviler’e karşı hoşgörülüdürler. Çünkü mes’elenin kökünde, Kur’an’ın oku emrine rağmen, dehşetli bir cehalet var. Cehalet olmasaydı, Pir Sultan Abdal, bütün Türk Sünnileri kast ederek:
“Kalkın dostlar bir olalım / Münkir’e kılıç salalım
Hüsey’nin kanın alalım / Tevekkeltü tealallah” der miydi?
Sünni Türkler de, hem kan kardeşleri, hem de din kardeşleri olan Aleviler’in üzerine yürürler miydi? Cehalet, en büyük düşmanımızdır
yorum sizin?
BANA göre, dünyanın en yanlış, en hazin, en dehşet verici ve zaman zaman en vahşi çekişmesi, dövüşmesi, sövüşmesi, vuruşması... Alevi-Sünni toplumu arasında. Peki bu iki Müslüman camia arasındaki gerginlik niçin? Benim çok yakın Alevi dostlarım var. Bu sorumun cevabını şöyle veriyorlar:
- “Hazret-i Peygamberin vefatından sonra, halifelik, yani devlet başkanlığı, Hz. Ali’nin hakkı idi. Hz. Ali, Peygamberin cenaze işleriyle uğraşırken birtakım kimseler, işi bir oldu bittiye getirdiler. Tutup Halifelik makamına Ebubekir’i oturttular. Alevi, Hz. Ali’nin tarafını tutanlara verilen isim. Şia da taraf demektir. Şia-i Ali, Ali’nin taraftarları demek. Biz, o seçimde, Hz. Ali’ye haksızlık yapıldığına inanıyoruz!”
Alevi dostlarıma anlatmaya çalışıyorum ki, bu iddianın hiçbir akli, mantıki tarafı yoktur. Bir kere, böyle bir inanış, önce Hz. Ali’ye çok büyük bir hakarettir. Hatta zulümdür. Cesaretiyle, yiğitliğiyle, bilinen Hz. Ali, kendisine bir haksızlık yapıldığına inansa idi, kılıcını çeker, Hz. Ebubekir’in karşısına dikilirdi. “Ya Ebubekir! derdi, ben varken halifelik makamına sen nasıl oturabilirsin? Çekil bakalım ordan!”
Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki: “Haksızlık karşısında susan dil şeytandır.” Hz. Ali, hâşa, haksızlık karşısında susacak adam değildi. Okunduğu zaman görülecektir ki, Hz. Ali’nin ilk üç halifeye karşı hiç bir kırgınlığı yoktur. Bırakın kırgınlığı, Hz. Ali’nin çocuklarından birinin adı Ebubekir, birinin adı Ömer, birinin adı Osman’dır. Hatta Hz. Ömer, aynı zamanda, Hz. Ali’nin damadıdır. Peki Hz. Ali, korkusundan mı çocuklarına o isimleri koydu? Korkusundan mı kızını Hz. Ömer’e verdi? Şimdi bizim Alevi kardeşlerimiz, ilk üç halifeye buğz ediyorlar. Yani onlara düşmanlık duyuyorlar. İsimlerini öfkeyle anıyorlar.
Cafer-i Sadık’ın babası Muhammet Bakır diyor ki: Birtakım kimseler, bize bağlı olduklarını söyleyerek ilk üç halifeye buğz ediyorlarmış. Allah’a yemin ederim ki, o kişiler elimize geçse onları katlederim.
Alevi dostlarıma diyorum ki:
- Ben, halifelik konusunda, kat’iyyen sizin gibi düşünmüyorum. Ama 1400 yıldan beri devam edegelen bu çekişmeden, sövüşmeden, döğüşmeden de çok üzgünüm. Şimdi siz gidin Hz. Ali’yi alıp getirin; biz de Hz. Ebubekir’i, Hz. Ömer’i ve Hz. Osman’ı bulalım. Halifelik makamını onlardan alıp Hz. Ali’ye verelim ve Allah aşkına bitirelim bu yersiz kavgayı!
Bana diyorlar ki: “Bu mümkün değil. Çünkü hepsi ölüp gitmişlerdir!”
- Peki mümkün değilse neyin kavgasını yapıyoruz? Yani biz bu Alevi-Sünni çekişmeleriyle neyi halledeceğiz? Suya, delik açmaya çalışıyoruz. Veya havaya yazı yazıyoruz. Faydası ne?
Şimdi bir sorum daha var: Sevgili Peygamberimiz 632 yılında vefat etti. Aleviler’e göre de, Hz. Ali’ye 632 yılında haksızlık yapıldı. Bir an için kabul edelim ki bu iddialar doğru. Peki kim yaptı bu haksızlığı Hz. Ali Efendimize? Bu haksızlıkta, bizim milletimizin milyarda değil, trilyonda bir bile kusuru yoktur. Çünkü biz, Peygamberin vefatından 318 yıl sonra Müslüman olduk. İslam’da da, diğer dinlerde de, modern hukukta da kan dâvâsı kat’iyyen yoktur. Yani 632 yılında, Medine’de bir kısım Arap, Hz. Ali’ye bir haksızlık yapacak ve sanki biz, o haksızlık yapanların soyundan geliyormuşuz gibi Alevi kardeşlerimiz 1400 yıl sonra, kalkıp Yezid diye bizim yakamıza yapışacaklar.
Bu, taşları bile çatlatacak bir insafsızlıktır. Hz. Ali’nin kemiklerini sızlatacak bir dehşetli zulümdür. Yezid’in Allah milyon kere belâsını versin. Bizim Yezid’le, Yezidiler’le ne alâkamız var? Diyorlar ki: “Alevilik hoşgörü demektir! Alevi, eline, beline, diline sahib olan kişidir” Elbette doğru. Bunlar Kur’an’ın, yani İslam’ın ortaya koyduğu güzel hükümlerdir. Ama ne olur, Allah aşkına, Hz. Ali aşkına Aleviler, yalnız bir gün, sadece bir gün bu güzel kurallara uyarak etraflarını, Sünni camiayı bir araştırsınlar; bir öğrenmek zahmetine katlansınlar, Türkler, Müslüman olduktan sonra Hz. Ali’ye ve onun Ehl-i Beyt’ine yapılan zulmü benimsemişler mi, benimsememişler mi? Yani Sünni camia içerisinde adı Yezid olan bir tek kişi var mı? Yok mu? Muaviye olan bir tek kişi var mı? Sünni Türkler, Yezid kelimesini hakaret olarak kullanıyorlar, kızdıklarına köpek, eşek, hayvan dercesine Yezid diyorlar. Ama beri yanda milyonlarca Sünni Türk Ali, Hasan, Hüseyin, Cafer, Ali Rıza, Mehdi, Zeynel Abidin, İmam... isimlerini gururla taşıyorlar. Hal böyle iken ne Aleviler Sünniler’e, ne de Sünniler Aleviler’e karşı hoşgörülüdürler. Çünkü mes’elenin kökünde, Kur’an’ın oku emrine rağmen, dehşetli bir cehalet var. Cehalet olmasaydı, Pir Sultan Abdal, bütün Türk Sünnileri kast ederek:
“Kalkın dostlar bir olalım / Münkir’e kılıç salalım
Hüsey’nin kanın alalım / Tevekkeltü tealallah” der miydi?
Sünni Türkler de, hem kan kardeşleri, hem de din kardeşleri olan Aleviler’in üzerine yürürler miydi? Cehalet, en büyük düşmanımızdır