Orijinalini görmek için tıklayınız : D.Bakir Türkmen Alevilerinde irsad, kusanma töreni yerlesik durumu ve nüfus durumu


karadagli
14.01.2007, 09:34
Degerli canlar, bu yaziyi aktarmamdaki asil neden bazi alevi canlarimizin tarihleri hakkinda daha fazla bilgi edinmeleri acisindan aktariyorum.veya ne kadar dogru oldugu konusunda diyarbakirli canlar yardimci olurlarsa sevinirim.

saygilarimla

Bektas Eren
Ahmet TAŞĞIN
Diyarbakır Türkmen Alevilerinde İrşat ve Kuşanma töreni makalenin konusunu oluşturmaktadır. Diyarbakır ve çevresinde yerleşik ve farklı ocaklara mensup olan Türkmen Alevilerinin hepsinde İrşat ve Kuşanma uygulanmaktadır. Makale, İrşat ve Kuşanma törenini kayıt altına almayı amaç edinmektedir. Bu bakımdan da makalede elde edilen veriler alan araştırmasına dayanmaktadır.

GİRİŞ
Diyarbakır ve çevresi (şehir merkezi Amid) Türkmenler ve özellikle de Aleviler açısından özellikli bir yerdir. Doğrusu bugüne kadar Diyarbakır’ın Alevilik açısından önemi üzerinde fazla durulmamış veya Diyarbakır ve Alevilik konusu hemen hiç gündeme gelmemiştir (Başaran, 1969; Gençler, 1974; Gençler, 1978; Elmacı, 1976; Elmacı, 2002). Oysa Diyarbakır bölgesi Anadolu Aleviliğinin önemli yerleşimlerinden olduğu gibi (Taşğın, 2003) Anadolu Aleviliğinin önemli tarihî şahsiyetleri açısından da önemli bir merkezdir (Aksüt, 2004).
Diyarbakır Anadolu Alevileri üzerinde etkili olan Erdebil Tekkesi şeyhlerinin de merkezlerinden sayılabilir. Çünkü Şeyh Cüneyd uzun bir süre Diyarbakır’da Akkoyunlu sarayında kalmıştır.
Diyarbakır’ın Osmanlı Devleti hâkimiyetine girişi Çaldıran Savaşı sonrası 1517 yılıdır. Şah İsmail’in önemli komutanlarından Mehmet Ustaclu’nun kardeşi Karahan Ustaclu komutasındaki Safevi ordusunun Dede Kargın mevkiinde Yavuz Sultan Selim’in komutanlarından Bıyıklı Mehmet Paşa’ya yenilmesinden sonra Diyarbakır Osmanlı hâkimiyetine girmiştir.
Diyarbakır ve çevresindeki Türkmen Alevi köylerinin isimlerine Osmanlı hâkimiyetinden sonra yapılan ilk Diyarbekir Tahrir Defteri’nde rastlanmaktadır. Düzenlenen bu Tahrir ise Akkoyunlu (kısa süreli Safevi) tahririnin devamıdır ve bu da “Hasan Padişah Kanunnamesi” (Taş, 2004) olarak isimlendirilmektedir. Bu da gösteriyor ki en azından bu köyler daha evvelki yıllardan itibaren bulunmaktadır.
Bunun yanı sıra burada bulunan ocaklara bakıldığında Ağu İçen ve Dede Kargın gibi büyük ve yaygın ocakların yer aldığı gözlenmekte; diğer yandan da Beyazıt Bostan, Ersefil, Güzel Şah gibi Anadolu’nun başka yerinde görünmeyen ocaklara da rastlanmaktadır.
Diyarbakır şehrinin değişiminden birebir etkilenen Türkmen Alevileri, modernleşme sürecinde daha fazla imkânlardan yararlanmanın yollarını aramaya başlamışlardır (Taşğın, 2004). Bu imkânlar arasında özellikle göç gelmektedir. Göçün başladığı yıllarda başta Diyarbakır il merkezi olmak üzere, yurtiçi ve yurtdışına, özellikle Almanya’ya gitmişlerdir. Şehir merkezine göçlerin son yıllardaki hızlılığındaki ana sebeplerden en önemlisi Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşanan terör olaylarıdır. Dolayısıyla Alevilerin yerleşik olduğu bazı köylerde yaşayan kalmadığı gibi bazılarında da nüfus son derece azalmıştır. Göç nedenleri arasında sayılması gereken bir başka nokta ise eğitim faktörüdür. Eğitim hem bir başka şehirde okumayı zorunlu hâle getirmekte hem de memuriyete uç vermektedir. Kendi köyünde doğan bireyler bir başka yere zorunlu olarak göç etmektedir.


I-Diyarbakır Ve Çevresindeki Türkmen Alevilerinin Yerleşik Oldukları Yer Ve Nüfus Durumları:
Aşağıdaki rakamlar, Diyarbakır ve çevresindeki Türkmen Alevilerinin yerleşik oldukları yerler ile son yirmi yıl içerisindeki nüfus durumlarını gösteren verilerden oluşmaktadır.1
Bu rakamlar, Devlet İstatistik Enstitüsü ile araştırma süresince elde edilen veriler ışığında hazırlanmıştır:
Yıl : 1980 1985 1997 2003
Diyarbakır Merkez :
Nahırkıracı (Şerabi) : 349 391 324 -
Büyükkadı : 418 352 499 10
Bismil Merkez :
Bakacak (Seyyithasan) : 673 621 294 150
Aşağıdarılı (Türkdarlı) : 955 1022 141 5
Türkmenhacı : 1437 1606 946 850
Çınar:
Şükürlü : 1135 1224 750 45
Toplam : 4967 5216 2954 1060


Diyarbakır Türkmen Alevilerinin ifadelerine göre çok eski zamanlarda Diyarbakır’daki Alevilerin nüfusu daha fazladır. Yine onlara göre Dicle nehri boyunca sağlı sollu sıralanan üç yüzün üzerindeki köy Türkmen Alevi köyüdür. Hatta nehir kıyısındaki Alevi köylerinin zamanla Sünnileştikleri ve nüfus olarak azaldıkları, Sünnileşmeyle beraber Kürtleştikleri de eklenmektedir. Günümüzde Türkmen Alevilerine komşu bazı köylerin Sünnileşmesi bunun en iyi örnekleridir ki, bu köyler yüzyılın başında Türkmen Alevi köyleridir. Bu köylerden Alevilerin cemlere katılmak üzere bugün hâlen mevcut Alevi köylerine geldiklerini, günümüzde dahi bu köylerin tam anlamıyla Sünnileşmedikleri, fakat Aleviliklerinden de bir şey kalmadığını, yani Sünnilikle Alevilik arasında kaldıkları, sadece Türkmenliklerini koruduklarını, kendilerinin de bunu bildiklerini belirtmektedirler (Konyar, 1936: 54-55). Özellikle bunlar arasında Ayneto, Tilalo, Ali Bardak, Mitrani, Köseli, Altunakar2, Hüseynik3 sayılabilir.

karadagli
14.01.2007, 09:38
II-İrşat ve Kuşanma4
Diyarbakır ve çevresi Türkmen Alevileri İrşat ve Kuşanma töreni, farklı faktörlere bağlı olarak neredeyse uygulanamaz hâle gelmiştir. Eğitim, göç, teknolojik gelişmeler vb. faktörlerin sonucu Aleviliğin temel öğretisi ve kurumlarına ilişkin yeni bir bilinç kazanılmış ve aynı doğrultuda bu konularda yapılan açıklamalar hem Aleviliğe ilişkin bilgilere hem de Alevilik kurumlarına yeni bir tanım kazandırmıştır. Bu durum doğal olarak Aleviliğin geleneksel yapısından farklı olarak Alevilerin sosyal-dinî yapılarında değişim meydana getirirken Alevilik kurumlarının da işlev kaybına neden olmuştur.
Bu çerçevede Kuşanma; Aleviliğin öğretilmesi, sürdürülmesi ve yola bağlı bireylerin oluşmasının temeli olarak görülmekteyken; bu durum kazandırılan yeni anlam ve içeriğiyle İrşat ve Kuşanma’ya gerek kalmadığı, esas olanın Alevi anne-babadan doğmanın veya uygulama yerine öğretinin bilinmesinin gerektiğine bağlanmıştır. Oysa dede-talip ilişkisi açısından dahi önemli bir eşik olan İrşat ve Kuşanma, dedelik kurumunun korunması ve işlevini sürdürmesini sağlamaktadır. Bu aynı zamanda taliplerin yola bağlılıkları ve yolun kurallarını yerine getirmekle mümkün olduğu, bu bağlılık neticesinde dedenin taliplerinin yıllık “görgü”lerini yapması gerekliliği gibi temel prensiplerin yerine getirilmemesine neden olmuştur. Bu durum doğrudan dede etrafında temsil edilen Alevi kurumlarının da işlevsiz hâle gelmesiyle sonuçlanmış ve dedenin taliplerini kontrol etme imkânını zorlaştırırken, dedeliğin işlevini de önemli ölçüde ortadan kaldırmıştır.
İrşat ve Kuşanma töreni Diyarbakır ve çevresindeki Türkmen Alevileri arasındaki gözlemlere dayanılarak hazırlanmıştır. Bu tören Diyarbakır merkez ve çevresindeki yerleşik Alevilerin hepsi tarafından uygulanmaktadır.
Kuşağın Alevilerin dinî-sosyal yaşamlarında önemli bir yeri var ve birçok uygulamalarda da karşılarına çıkmaktadır. İrşat ve Kuşanma’nın dışında kuşak; evlilik, musahiplik ve cenaze hazırlığında da kuşanılmaktadır. İrşat ve kuşanma için kullanılan kuşağın herhangi bir özelliği yok ve evde bulunan herhangi bir yazma kuşak için kullanılabilmektedir.
Yedi yaşına gelmiş erkek çocuklara İrşat ve Kuşanma töreni yapılmaktadır. İrşat ve Kuşanma yapılan çocuklar tören esnasınca “kuzu” diye çağrılmaktadırlar. Genel olarak yedi yaşına gelmeyen çocuklara erkekler için “sebil”, kızlar için “sebilat” denilmekte ve bu çocuklar “masum-ı pak” olarak kabul edilmektedir. Bu tören, sadece erkek çocuklarına uygulanırken kız çocuklarına uygulanmamaktadır; çünkü kızlar, hayatlarının bütününde er kişiye bağlıdırlar. Bundan dolayı onlara kuşak kuşandırılmamaktadır.5 Kuşak, bağlılık anlamına gelmekte; kuşakla er kişi dedeye, yola, on iki imamlara bağlılığı gerçekleştirmektedir. Kızlar, bu bağlılıklarını kocaları aracılığıyla yapmış olurlar.
Yedi yaşından sonra çocuklar davranışlarından sorumlu tutulmaya başlanır ve böylece çocuklar bu törenle gruba dâhil edilirken grubun kurallarını da öğrenerek uygulamaları da yavaş yavaş başlatılmış olmaktadır. Çocukları aileler getirdiği gibi çocuklar kendileri de bunu talep etmekteler; çünkü İrşat ve Kuşanma olmayan çocuk hiçbir etkinliğe dâhil edilmeyince toplumda her geçen gün alanı daralmaktadır. Doğal olarak çocuğu bu işaret ve daralma İrşat ve Kuşanma’ya hazır hâle getirmektedir.
İrşat ve Kuşanma, dede olsun talip olsun herkese uygulanır. Bir başka deyişle yol ve bel evladı olan herkese yapılmaktadır. Yol evladı, ehlibeytten olmayan ve ehli beyte bağlı kimselerdir. Bel evladı ise, On İki İmamlar’ın soyundan gelenlerdir. İrşat ve Kuşanmada kimseye ayrım yapılmamakta ve herkes kuşandırılmaktadır.
İrşat ve Kuşanma olan kişi grubun doğal üyesi olarak kabul edilmekte; İrşat ve Kuşanma olmayan kişi de Alevi olarak kabul edilmemekte, nikâhı kıyılmamakta, cenaze namazı kılınmamakta ve kazandığı helal kabul edilmemektedir, yani Aleviler için belirleyici olan ibadetlerin hiçbirine dahil edilmemektedir. Buna cem de kurban tekbirlenmesi de dahildir.
Tören, İrşat ve Kuşanma isminden de anlaşıldığı gibi iç içe iki isim ve iki bölümden oluşmaktadır. İrşat ve Kuşanma töreninin önce rehber, ardından Dede tarafından yönetilen iki aşaması bulunmaktadır. Yola girecek kuzular önce rehber tarafından “irşat” edilir. Yolun temel esasları kendilerine anlatılır ve bundan geri dönmenin mümkün olmadığı üzerinde durulur. Daha sonra benzeri bir konuşmayı dede/pir/mürşit de yapar. Böylece kuzular önce yol hakkında aldıkları geniş bilgiyle irşat edilir. Bunu kabul eden kuzu, kuşanma aşamasına gider. Bu aşama kuzunun kuşağı hak ettiği aşamadır; yani irşatta kendisine söylenenleri kabul etmese, kuşak kuşanmayı hak etmiş olmamaktadır. Böylece Kuşanma törenine de dahil edilmemektedir.
Kuşak ilk defa Kırklar Cemi’nde Hz. Muhammed tarafından Hz. Ali’ye kuşandırılmıştır. Kırklar Cemi’ne binbir zorlukla gelen Muhammed, Kırklar’ın kimler olduğunu öğrendikten sonra kendi elleriyle ezdiği üzüm ve Cebrail’in yardımıyla Kevser suyundan oluşan karışımı dağıttıktan sonra semaha durdu ve başından sarığı düştü. Daha sonra başından düşen sarığı Ali’nin beline doladı. Bu şu anlama gelmekte: Kuşak hak edene kuşandırılmaktadır. Muhammet de kuşağı Ali hak ettiği için sadece onun beline bağlamıştır. Ayrıca başındaki sarığı kırkların tamamına bölüştürüp kırkının beline bağlayabilirdi, fakat kırklar içerisinde bayanların da olması nedeniyle bunu yapmadı. İşte bundan dolayı da bayanlara kuşak kuşandırılmaz.

karadagli
14.01.2007, 09:40
III-İrşat ve Kuşanma Töreni
İrşat ve Kuşanmaya karar veren çocuklar, tekkenin dışında bir başka yerde önce rehber tarafından irşat edilir. Rehber, çocuklara yola girmeden önce yol hakkında bilgi verir. Bu bilgiler ışığında da yoldan geri dönüşün olmadığını söyler. Eğer geri dönecekler ve yola girmeyecekler ise şimdiden karar vermelerini de sözlerine ekler. İrşat ve Kuşanma hakkında tören münasebetiyle gördükleri, bildiklerini kimseye söylememeleri, hatta boyunları bile gitse konuşmamaları gerektiği üzerinde durur ve çocuklardan bu konuda kararlı olduklarına dair söz alır. Bu sözü aldıktan sonra rehber, çocukların boyunlarına kuşağı atar, kuşağın iki ucundan tutar ve kuzuları, tekkeye dedenin huzuruna getirir. Kuzulardan yaşça büyük olanı rehberin sağında yaşça küçük olanı solunda durur.
Kuzuların tekkede İrşat ve Kuşanma olması için cemin başlamış olması gerekmektedir. Tekkede dede, “Arayı da Görmüş” olur. Ara görümü ise şöyle yapılır: Çerağcı: “Hak, hu” der ve çerağı uyandırır. Dede de, çerağın hizmet duasını verir. Ardından süpürgeci: “Hak, hu” der, orta temizliğini yapar. Dede de, Süpürgenin hizmet duasını verir. Böylece nurla aydınlatıp, orta temizliği yapmaktan amaç; müminlerin kalplerindeki maddi-manevi temizliği yaparak cemi başlatmaktır.
Rehber, gözcünün gözetiminde yanlarında kuşaklarından tuttuğu kuzular olduğu hâlde tekkeden içeri girer ve dört kapı-kırk makamı geçmek üzere izin ister. Tekke içerisinde bir iki adım atar ve durur.
Birinci Şeriat Kapısında Rehber durur ve “Hu” der, birinci şeriat kapısını selamlar ve pire: “Es-selamu aleyküm, ey ehl-i şeriat! Hak bildik, Hakk’a geldik, huzurunuza bir çift kuzu kurban can getirdik! Canlığa, kurbanlığa, kulluğa alıp kabul eder misiniz?”
Dede: “Hak-Muhammet-Ali, on iki imam, oturan canlar, cem-cemaat aldı kabul ettiyse, biz aldık kabul ettik!” der.
İkinci Tarikat Kapısında Rehber durur ve “Hu” der, ikinci tarikat kapısını selamlar ve pire: “Es-selamu aleyküm, ey ehl-i tarikat pirleri! Hak bildik, Hakk’a geldik, huzurunuza bir çift kuzu kurban can getirdik! Canlığa, kurbanlığa, kulluğa alıp kabul eder misiniz?”
Dede: “Hak-Muhammet-Ali, on iki imam, oturan canlar, cem-cemaat aldı kabul ettiyse, biz aldık kabul ettik!” der.
Üçüncü Marifet Kapısında Rehber durur ve “Hu” der, üçüncü marifet kapısını selamlar ve pire: “Es-selamu aleyküm, ey ehl-i marifet kâmilleri! Hak bildik, Hakk’a geldik, huzurunuza bir çift kuzu kurban can getirdik! Canlığa, kurbanlığa, kulluğa alıp kabul eder misiniz?”
Dede: “Hak-Muhammet-Ali, on iki imam, oturan canlar, cem-cemaat aldı kabul ettiyse, biz aldık kabul ettik!” der.
Dördüncü Marifet Kapısında Rehber durur ve “Hu” der, dördüncü hakikat kapısını selamlar ve pire: “Es-selamu aleyküm, ey ehl-i sırrı hakikat şahları! Hak bildik, hakka geldik, huzurunuza bir çift kuzu kurban can getirdik! Canlığa, kurbanlığa, kulluğa alıp kabul eder misiniz?”
Dede: “Hak-Muhammet-Ali, on iki imam, oturan canlar, cem-cemaat aldı kabul ettiyse, biz aldık kabul ettik!” der.
Rehber: “Bismillahirrahmanirrahim. Allah Allah, Yüzü yerde, özü darı Mansur’da, hak erenler meydanında, on iki imam, on dört masum-ı pak, on yedi kemer-best efendilerimizin, dostuna dost düşmanına düşman olmak, hak erenlerin vermiş olduğu nasihat ile amelle hareket etmek üzere, baş açık, yalın ayak, boynu bağlı, sinesi dağlı, yüzü üzere sürüne gelmiş, hak erenler meydanında, tarik-i ikrar vermek talebinde, ayn-i cem erenlerinin hüsnü rızası ile (filandan) bir çift veya tek kuzu kurbanımız var, emri mürşit buyururlarsa getirelim mi, şahım”, der.
Dede: “Hak-Muhammet-Ali, on iki imam, oturan canlar, cem-cemaat aldı kabul ettiyse, biz aldık kabul ettik!” der.
Her kapıda bir adım atarak ilerleyen Rehber, dört kapı kırk makamı geçtikten sonra kuzuların boyunlarındaki kuşaklarından tutar ve düvaz-deh imam okur:
Hata ettim Huda için bağışla
Muhmammed Mustafa için günahlarımı bağışla
Biliriz günahımız hadden aşıptır
Aliyye’l-Murteza için günahlarımızı bağışla!
Sofu nesli Cüneyd Haydar oğlu
İmam Sini nesli için günahlarımızı bağışla
Hatice çün mihrab oldu resule
Fatıma bi’l-Hayrunnisa için günahlarımızı bağışla


Hasan da aşk ile meydana indi
Hüseyn-i Kerbela için günahlarımızı bağışla
İmam Zeynelaba Bakır, Cafer, Musa Kâzım,
Rıza içün günahlarımızı bağışla


Severiz İmam Şah Taki ile ol bağ Naki’yi
Hasanü’l-Askeri lika içün günahlarımızı
Muhammed Mehdiyi Sahip Zaman
Eşiğinde yatan geda için günahlarımızı bağışla


Bir nurdandır er sultanım Hatayi
Yine âl-i aba içün günahlarımızı bağışla.
Düvaz-deh imam bittikten sonra Rehber kuzu canı getirir ve dedeye: “Yâ eyyühellezîne amenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ” diyerek teslim eder.
Dede kuzu canın kuşağından tutarak teslim alır. Sonra dede kuzu cana eteğinden tutturur ve ona rehberin yapmış olduğu irşadın aynısını yapar. Dedenin irşadını kabul eden kuzu can dedeye niyazda bulunur ve dedenin önünde edep erkân olarak oturur. Dede, kuzu cana eteğini tutturur ve ona: “Bu kimin eteği” diye üç kez sorar. Kuzu can da: “Pir eteği” der. Bunun üzerine dede kuşağı kuzu canın boğazından alır ve çok fazla sıkı ve düşecek kadar da gevşek olmamak üzere beline bağlar ve kuşağa üç düğüm atar. Her bir düğüm el, bel ve dil anlamına gelen irşat bağını atmış olur ve dede bunu da: “Elini, dilini, belini bağladım” diye yüksek sesle söyler. Ardından dede, kuzu cana irşat bağının ne anlama geldiğini anlatır. Kuzu can da kendisine yapılan irşadı anladığını gösteren cümleyle karşılık verir ve: “Elim eteğinde ikrarım sende” der. Dede de: “İkrarına bent olasın” der. Bunun üzerine kuzu can dedeye bent olur, yani beline sarılır ve: “Hak hu”, der.
Dede de düvaz-deh imam gülbenkini okur. Dede, kuzu canın başından başlar ve sırtına doğru dört kez sıvazlar, yani pervazlar ve ardından: “Bismillahirrahmanirrahim. Âdem-i Seyfullah, Nuh-i Nebiyyullah, İbrahim Halilullah, Muhammeden ya Resulullah,”der ve daha sonra; baştan selam alır: Tacı devlet, belden selam alır: Kemer-i best Ali, ayaktan selam alır: Halk-i turap”, der ve düvaz-deh imam okur: “Önümüz kıbleye, kıblemiz Muhammed’den Aliye, Car Muhammed Car Ali Sırrı Hüda, yek Hasan’dan yek Hüseyin’den, Sen bizi kılma cüda, Zeynel, Bakır, Cafer, Kâzım Musa Rıza, Taki, Naki, Hasanü’l-Askeri, Mehdiyi sahip zaman hakkı içün ki ey Hüda, gerçek biz kıldık hata, sen eyle ata, Selveri Ali’den sen kalıpsın yadigâr, La feta illa Ali La seyfe illa Zülfikâr, Her kaza her belalar kandan gelirse gelsin, Sen def eyle, halkı perver yadigâr, Çardayı masumpak, habdayı kemerbest, Düvazde imamda hatm oldu üstadı nefes, Tarikat iman, Erkâna meşayıh, erkansıza na, meşayıh, Nesrümün beşerden kalıpsan, Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali, Tacı Ali, Kem vilayet iken, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah, Selavat iken, Ya Muhammed, Ya Muhammed, Ya Muhammed, Bi nuru vilayet iken, Ya Ali, Ya Ali, Ya Ali, Edrikil Hasan, Edrikil Hüseyin, Hutbetü’l-Beyan, Turabı müşkül hâli hesap”, üç kere: “ya Allah, ya Muhammet, ya Ali” der, kuzu canın sırtını sıvazlar. Pençesini vurur gibi yaparken yani aşağı yukarı elini kaldırıp indirirken: “Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali, medet!” diyerek: “Pençe-i âli âbâ, sikke-i Dede Karkın6, destur Musa7” der. Böylece kuzu can pençelenmiş olur.
Kuzu can kuşak bağlandıktan sonra dedeyi, meydanı niyazlar ve geri çekilir. Geri çekilirken diz üzerinde dededen başlamak üzere seyitlerle ve cemde bulunan herkesle görüşür ve kuşandığını beyan eder.
Pençelenmiş kuzu canlar, büyük sağ küçük solda olmak üzere rehberin yanına geçerler, yani dedenin huzurunda önünde dururlar. Burada Rehberin kılavuzluğunda Şükürname’yi okurlar: “Bismillahirrahmanirrahim. Hamd ola ki ben oldum Hacı hüda, Hem çarkı Ali aba, Reyi zulmetten çıkıp, Doğru yola bastım kadem, Hâb-ı gafletten uyanıp, Can gözüm kıldım küşat, On iki imam bendesiyem, ben guruhu naciyem, Yetmiş iki fırkadan beri dahi oldum cuda, mezhebim hak Caferi’dir, Gayrılerden el yudum, Pir üstadım Hünkâr Hacı Bektaş Veli, deyip beli bağladım, üstadım Mustafa, rehberimdir Murteza, pir Cemal, Muhammed Kemal, İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali Rey ehline salavat!” Daha sonra rehber: “Hak, hu” der ve dededen hizmeti için hayır duasını almak üzere kuzular arkasında safta dara dururlar. Dede rehbere dua verir, böylece kuşanan kuzu canın da hayır duası okunmuş olur. Dede: “Hayır hizmetleri kabul olsun, marazları müşkülleri hallolsun, ahiretleri mamur olsun, hizmetlerinden şefaat bulsunlar, Hak evlatlarını bağışlasın, hizmetleri on iki imam defterine kayıt olsun, ikrarına bent olsun, başı devletli olsun, sikkeleri on iki imam hak defterine kayıt olsun, guruhu naci katarından kalkalar, kopmayalar, Selmani Pak’ın ruhu şad, batında bekçileri olsun, gerçeklerin demine hu, müminlere ya Ali!”
Böylece irşat olan ve kuşanan kuzu can, rehberi takip ederek dededen başlar, başta seyitler olmak üzere tüm cemaatle görüşür ve öpüşür. Hizmet tamam olduktan sonra dede arayı açar:
“Dar çeken didar görsün,
Erenler safasına ersin” der ve serbest olurlar.
Kuşak kuzu canın belinde üç gün kalır. Üç gün sonunda kuzu can Cebrail kurbanıyla beraber rehbere gelir. Rehber Cebraili alır, kuzu canın kuşağını açar, Kur’an’daki kısa dualardan birisini okur, “Elin, belin, dilin, bağlı kalsın” der. Kuzu canın getirmiş olduğu Cebrail kurbanından kuzu canın payını da verir.

karadagli
14.01.2007, 09:42
Sonuç:
Anadolu’daki Aleviler arasında çok fazla bilinmeyen İrşat ve Kuşanma Ritüeli Diyarbakır ve çevresindeki Türkmen Alevilerinde uygulanmaktadır.
Tören baştan sona dede, rehber eşliğinde ve cem törenin bir parçası olarak sürdürülmektedir. İrşat ve Kuşanma şeklinde isimlendirilmekte, ocak-zade-talip ayrımı yapılmaksızın herkese uygulanmaktadır. İrşat ve Kuşanma uygulanmayanlar, grubun üyesi kabul edilmemekte ve yola girmiş sayılmamaktadır. Kestikleri, kazandıkları helal kabul edilmemekte, nikâhları kıyılmamakta, cenaze namazı kılınmamaktadır.
Özet olarak irşat ve kuşanma olmayan kimseler, Aleviliğin inanç, ibadet ve kurumlarından hiçbirine dahil edilmemektedirler.


KAYNAKLAR
AKSÜT, Hamza. (2004). “Anadolu Aleviliğinin Oluşum Yerlerinden Biri Olarak Diyarbakır Yöresi” I. Uluslararası Oğuzlardan Osmanlı’ya Diyarbakır Bölgesi Sempozyumu 20-22 Mayıs 2004. Diyarbakır.
BAŞARAN, Fatma. (1969). Diyarbakır Köyleri Vaziyet Alışların (Attitudes) Değişmesiyle İlgili Psiko-Sosyal Bir Araştırma. Yayınlanmamış Doçentlik Tezi. Ankara: A.Ü. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Psikoloji ve Pedagoji Kürsüsü.
ELMACI, Nuran. (1976). Diyarbakır Kentinin Üç Farklı Köysel Grubunda Doğumla İlgili Değer ve Tutumlar. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Diyarbakır: Diyarbakır Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Kürsüsü Sosyal Antropoloji.
ELMACI, Nuran. (2002). “Doğum Gelenekleri: Bakacak Köyünün Dünü ve Bugünü” Folklor Edebiyat Alevilik Özel Sayısı II, 30: 329-346.
GENÇLER, Ahmet. (1974). Diyarbakır ve Çevresinde Sosyalleştirilmiş Sağlık Hizmetlerini Etkileyen Toplumsal ve Kültürel Faktörler. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Diyarbakır: T.C. Diyarbakır Ü. Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Kürsüsü.
GENÇLER, Ahmet. (1978). “Diyarbakır İlinde Farklı Köy Toplumlarının Etnografik İncelenmesi” Antropoloji, 8: 77-91.
KONYAR, Basri. (1936). Diyarbekir Yıllığı, Cilt 3, Ankara: Ulus Basımevi.
TAŞ, Kenan Ziya. (2004). “Hasan Padişah (Uzun Hasan) Kanunları Üzerine Değerlendirmeler” I. Uluslararası Oğuzlardan Osmanlıya Diyarbakır Bölgesi Sempozyumu 20-22 Mayıs 2004. Diyarbakır.
TAŞĞIN, Ahmet. (2003). Diyarbakır ve Çevresindeki Türkmen Alevilerinde Dini Hayat. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Ankara: A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü.
TAŞĞIN, Ahmet. (2004). “Yeni Ocağın Piri Kim? Diyarbakır Türkmen-Alevilerinde Alevi Kurumlarının İşlevi”. Alevilik. Haz. İsmail Engin / Havva Engin, İstanbul: Kitapyayınevi Yayınları.
















Öyle müşkül hâldeyim ki çaresiz
Şah Hüseyin sen derdime derman ol
Dermansız derdime merhem sendedir
Şah Hüseyin sen derdime derman ol


Pir aşkıyla yanar benim yüreğim
Göster cemalini bir gün göreyim
Kul eyle kapında kurban olayım
Şah Hüseyin sen derdime derman ol


Yezit Ehl-i Beyte nasıl kıydınız
Biat verip sözünüzden caydınız
Şimir’in sözüne nasıl uydunuz
Şah Hüseyin sen derdime derman ol


Ehl-i Beytin ebet solmaz gülüsün
Erenlerin Evliyanın yolusun
Muhammed Ali’nin gerçek erisin
Şah Hüseyin sen derdime derman ol


DOKUYUCU Pir aşkıyla yanarım
Adını zikreder her dem anarım
Yaralı gönlüme derman umarım
Şah Hüseyin sen derdime derman ol...


Nesimi ŞAHİNDOKUYUCU






* Doç. Dr., Dicle Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Din Sosyolojisi Anabilim Dalı.
1 Diyarbakır ile Bismil ilçe merkezinde yerleşik olan nüfus dahil edilmemiştir; çünkü şehrin çeşitli yerlerinde dağınık oturmaktadırlar. Bu bakımdan da aileleri tek tek tespit etmek mümkün görünmemektedir. Buna karşın Alevilerin ifadelerine göre takriben beş yüz ailenin şehir merkezlerinde oturduğu tahmin edilmektedir.
2 Bu köyde Güzel Şah Ocağı’nın kurucusu Güzel Şah’ın türbesi bulunmaktadır.
3 Bu köy ile ilgili anlatılan bir hikâye dikkat çekicidir. Hüseynik köyünden bir Alevi Kadıköy’e ceme gelir ve o geldikten sonra çocuğu rahatsızlanır. Eşi Kadıköy’e gelir ve ona şöyle seslenir:
Bu demde bu demde
Sen ne oturuyorsun bu demde
Beşikte balan ölmüş
Sen ne oturuyorsun bu demde.
Bunun üzerine beyi de ona şu şekilde cevap verir:
Bu demden bu demden
Ben ayrılmam bu demden
Beşikte balam da ölse
Ben gene ayrılmam bu demden.
Bu cevap üzerine eşi de ona katılarak ceme devam etmiş. Cem bittikten sonra köylerine dönmüşler. Bir de ne görsünler; çocuk beşikte boncuk boncuk ter içinde, nefes nefese kalmış. Böylece inançlarının karşılığını almışlar. Kaynak kişi: Sultan Karkın, 1927 Kadıköy-Diyarbakır doğumlu.
4 Bu makalenin kaynak kişileri Naki ve Musa Karkın dedelere müteşekkirim: Naki Karkın, 1953 Kadıköy-Diyarbakır doğumlu; Musa Karkın, 1968 Kadıköy-Diyarbakır doğumlu.
5 Kızlara evlilik töreninde bağlanan kuşak da, kocaya bağlılık anlamına gelmektedir.
6 Burada İrşat ve Kuşanma yapan dede ocağı ve ona bağlı talip Dede Karkın Ocağı’ndan olduğu için onun ismi geçmektedir.
7 İrşat ve Kuşanma’yı yapan Dede Karkın Ocağı’ndan Musa Dede olduğu için onun ismi geçmektedir.


Not: 39. SAYI - Guz 2006

alinti:http://www.hbektas.gazi.edu.tr/portal/html/modules.php?name=News&file=article&sid=697

gülsün
14.01.2007, 14:46
işte atalarımız böyleydi