Orijinalini görmek için tıklayınız : Alevilik Nasıl Doğdu?
doctorctf 14.01.2007, 20:17 Aleviliğin kökeni genel olarak Hz. Muhammed’in vefatı sonrasında yaşanan gelişmelere dayanmaktadır. Ancak Anadolu Aleviliği ele alınırken islamöncesi ve sonrası birçok farklı dinsel ve kültürel unsuru da gözden kaçırmamak gerekmektedir.Önce Aleviliğin doğuşuna yolaçan gelişmeleri görelim:
Hz. Muhammed’in vefatı sonrasında ortaya çıkan kimin halife olacağı sorunu, Alevi-sünni meselesinin ilk tohumlarını atmıştır. Hz. Muhammed daha sağlığında birçok kez Hz. Ali’nin halefi olacağını vurgulamıştı. Hz. Muhammed’in soyu, kızı Hz. Fatıma’yı eş olarak verdiği Hz. Ali’den devam etmişti.Hz. Muhammed Mekke’ye Hicret ettiği zaman da ailesine ve işlerine bakmak üzere Hz. Ali’yi yerine bırakmıştı. Üstelik Peygamber Hz. Ali’nin katıldığı hemen hemen bütün savaşlarda onu komutan olarak atamıştır.
Bilindiği üzere Hz. Muhammed Veda Haccı dönüşünde (632) Gadîru Hum adlı yerde beraberindeki müslümanlarla konaklayarak bir konuşma yapmış ve bu konuşmasında kendisinden sonra amcasıoğlu ve damadı Hz. Ali’nin müslümanlara önder yani halife tayin olduğunu ifade etmişti. Orada aralarında İkinci Halife Ömer’in de bulunduğu müslümanlar bundan dolayı Hz. Ali’yi kutlamışlardı.
Ölmeden önce Hz. Muhammed “Bana bir kalem ve kağıt getirin size bir vasiyet yazdırayım ki, benden sonra ihtilafa düşmeyesiniz.” demiş ancak bu isteği yerine getirilmemiş ve Peygamber vasiyetini yazamadan vefat etmişti. Daha sonra Hz. Ali ve diğer aile üyeleri Peygamberin defin işleriyle uğraşırken, Ebu Bekir ve Ömer’in de aralarında bulunduğu ensar ve muhacirin ileri gelenleri iktidar kavgasına başlamışlardı bile. Bu iktidar mücadelesi Ebu Bekir’in halife olması ile sonuçlanmış, daha sonra sırasıyle Ömer ve Osman halife olmuşlardır. Sonuç olarak bu üç kişinin halifelikleri, deyim yerindeyse Peygamberin Ehli Beytine rağmen gerçekleşmiş, bu nedenle yüzyıllardır tartışılagelmiştir. Hz. Ali ve Hz. Fatıma bu halifelikleri onaylamamakla birlikte, iktidar uğruna gerginlik yaratmaktan da kaçınmışlar, bu haksızlığı sineye çekmeyi uygun görmüşlerdir.
Alevi-Sünni meselesinin ilk çıkışı özetlemeğe çalıştığımız bu halifelik meselesine dayanır. Ehli Beytin başına gelenler ve bunlardan en önemlisi Kerbela Olayı ise Aleviliğin siyasal ve düşünsel bakımlardan daha da olgunlaşmasına ve Araplar dışındaki diğer uluslar arasında da yayılmasına neden olmuştur.Şimdi bu gelişmeleri görelim:
Osman’ın halifelik dönemi (644-656), daha önce tohumları ekilmiş bulunan bölünmelerin, problemlerin su yüzüne çıktığı bir dönem olmuştur. Halife Osman’ın yönetiminde akrabalarına, yani Emevi ailesine gösterdiği aşırı yakınlık ve valiliklere onları tayin etmesi ve diğer suistimaller ona karşı Irak, Mısır, Hicaz ve Surite’de yoğun bir hoşnutsuzluk duyulmasına yolaçmıştır. Valileri halka kötü davranıyor olmalarına rağmen onları koruyucu bir tutum takınmış, sonuçta Mısır, Basra ve Kûfe’den yola çıkan gruplar Halife Osman’ın evini kuşatarak onu öldürmüşlerdir.(656)
Üçüncü Halife Osman’ın öldürülmesi sonrası Hz. Ali halifeliği sahabenin ısrarları üzerine kabul etmiştir. Hz. Ali iç karışıklıkların çok yoğun olduğu bir dönemde ve bu karışıklıkları sonlandırmak amacıyla halifelik görevini kabul etmiştir. Daha önce Osman’ın aleyhinde bulunmuş olan Hz. Muhammed’in eşlerinden Ayşe, Talha ve Zübeyr, Hz. Ali’nin halife olması sonrasında onu Osman’ın ölümünden sorumlu tutarak Cemel savaşına yolaçmışlardır. Cemel Savaşı Hz. Ali’nin galibiyetiyle sonuçlanmıştır. Hz. Ali bu olaydan sonra Şam’da hüküm sürmekte olan ve kendisine biat etmeyi reddeden Şam Valisi Muaviye sorununun çözümüne girişti. Muaviye, Hz. Ali’yi Osman’ın ölümünden sorumlu tutuyor ve Şam’da bunun propagandasını yapıyordu. Hz. Ali’nin uyarıları sonuçsuz kalınca Hz. Ali ve Muaviye Orduları arasında Sıffin Savaşı (657) başlamış oldu. Hz. Ali’nin ordusu savaşı kazanmak üzereyken, Muaviye’nin yakın adamı Amr İbn-ül As’ın, askerlerin mızraklarının ucuna Kuran sayfalarını bağlatarak “Allahın kitabı sizinle bizim aramızda hakem olsun.” diye bağırtması sonucu Hz. Ali’nin ordusu saldırıyı durdurdu. Bu şekilde Amr’ın hilesi işe yaramış ve iki taraftan hakemler seçilmiş, bir sonuca ulaşılamamıştır. Burada Hz. Ali’nin ordusundan ayrılan bir grup da Hariciler adını almışlardır. Böylece müslümanlar Hz. Ali yandaşları, Muaviye yandaşları ve Hariciler olmak üzere üçe bölünmüş oluyorlardı. Hz. Ali vefatından önce Haricilere yönelik askeri bir harekat düzenlemiş, önemli bir bölümünü yok etmişti. 24 Ocak 661’de ise Hz. Ali, İbn Mülcem adlı bir harici tarafından uğradığı saldırı sonucunda şehid olmuştur.
Bu şekilde Emevi hükümdarı Muaviye iktidara yönelik siyasal amaçlarını ne pahasına olursa olsun elde etmeye uğraşmış, Sıffin’de Hz. Ali’ye yenileceğini anlayınca hileye başvurmuş ve Hz. Ali’nin vefatı ile Emevi saltanatını kurma amacına ulaşmıştır. Hz. Ali’nin vefatı sonrası Şam ve Mısır dışında bütün eyaletler Hz. Hasan’a biat etmişlerdi. Muaviye kendi iktidarı için tehlikeli saydığı Hz. Hasan’ı zehirletmekten de çekinmedi. Muaviye, Ehli Beyte ve Hz. Ali yandaşlarına her türlü eziyeti yaptırmış, camilerde Hz. Ali’ye lanet okutmuş ve kendisinden sonra oğlu Yezid’in halife olmasını sağlamak yoluna gitmişti. Hz. Hasan’ın zehirletilmesiyle Yezid’in önünde en büyük engel olarak Hz. Hüseyin bulunmaktaydı.
Yezid ilk iş olarak Medine Valisi ve akrabası Velid’e bir mektup yazarak, özellikle Hz. Hüseyin’in muhakkak kendisine uymasının sağlanmasını, bunu reddederse öldürülmesini emrediyordu. Doğal olarak Hz. Hüseyin’in Yezid gibi bir zalime itaat etmesi mümkün değildi. Hz. Hüseyin, Muhammed Hanefi’nin de tavsiyesiyle 4 Mayıs 680 gecesi, bütün aile fertlerini yanına alarak Mekke’ye gitti. Ayrıca, Hz. Hüseyin’in Yezid’e biat etmediğini ve Mekke’ye gittiğini öğrenen Kûfeliler de Hz. Hüseyin’e elçiler göndererek Kûfe’ye davet ile kendisini halife olarak tanıyacaklarını bildirdiler. Bunun üzerine Hz. Hüseyin amcaoğlu Müslim’i uygun bir ortam sağlamak için Kûfe’ye gönderdiyse de Müslim Yezid’in adamlarınca yakalanarak idam edildi. Hz. Hüseyin Mekke’den Kûfe’ye doğru yola çıktığı sırada Müslim öldürülmüştü.
Hz. Hüseyin ve beraberindekiler Kerbela’ya geldiklerinde hem susuz bırakılmış, hem de binlerce kişilik ordu tarafından sarılmış durumdaydılar. Yezid’in Kûfe valisi Ubeydullah, Hz. Hüseyin’in geri dönmek, Yezid’le görüşmek veya islam sınırlarından birine gitmek isteklerinden hiçbirini kabul etmedi. Esasen onun görevi Yezid’in emrini yerine getirmek, yani Hz. Hüseyin’i öldürmekti. Çünkü biliyordu ki Hz. Hüseyin yaşadığı sürece efendisi Yezid’e rahat yoktu. Sözde müslümanlardan oluşan koskoca bir ordu iktidar uğruna kendi dinlerini kuran Peygamberin torununu ve ailesini katletmeye kararlıydı.
Nihayet 10 Ekim 680 (Hicri 10 Muharrem 61) günü Hz. Hüseyin son hazırlıklarını yaptı ve Yezid’in ordusuna yaklaşarak hitab etmek istediyse de, bu anlamlı konuşma Yezid’in ordusunu pek etkilemedi. Çok dengesiz bir şekilde başlayan savaşta Hz. Hüseyin’in 23 süvari ve 40 piyadeden oluşan savaşçıları öğleden sonraya gelindiğinde gittikçe azalmış bulunuyordu. Hz. Hüseyin de bu az sayıda insanla yaya olarak savaşıyordu. Sonunda Şimr’in emriyle her yandan hücum edilerek Hz. Hüseyin şehid edildi.Sonra çadırlar yağma edildi, hasta olan İmam Zeynel Abidin de öldürülmek istendiyse de engellendi. Bu çirkin savaşın en küçük kurbanı ise daha altı aylık bir bebek olan Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Asgar’dı. Hz. Hüseyin tarafında şehid olanlar yetmiş iki kişi idi.
Kerbela olayı yüzyıllara damgasını vurmuş bir tarihsel olaydır. Bu olay o zamanki müslüman memleketleri halklarını o kadar etkiledi ki Emevi saltanatı kökünden sarsıldı. Kerbela Olayı İran ve Hicaz’da duyulunca halkta Emevilere karşı büyük bir kin oluştu ve isyan hareketleri başgösterdi. Yezid’in Mekke ve Medine’ye saldırması ise bardağı taşıran son damla oldu. Özet olarak , camilerde Hz. Ali’ye küfür ettirilmesi, önce Hz Hasan’ın daha sonra da Hz. Hüseyin ve ailesinin ki Peygamberin soyu onlardan devam ediyordu, acımasızca öldürülmeleri, Emevi Hanedanına karşı muhalif bir düşünsel ve siyasal temeli olan bir harekete yolaçtı. Bu harekete Hz.Ali yandaşlığı veya Alevilik demek mümkündür
Kaynak:Alevi-Bektaşi Tarihi
divriğili_genç 14.01.2007, 23:19 Alevilik islam dininin yayılmasıyla birlikte Arapların dışındaki uluslara da Abbasiler döneminde Türkler ve İranlılar özellikle orduda yoğun olarak yeralmaktaydılar.Örneğin daha hicri IV. Yüzyılda Maveraünnehir’in oldukça uzağında yaşayan Buğraç Türkleri eski inançlarındaki Gök Tanrı’nın yerine Hz. Ali’yi geçirmişlerdi. Zaten Emevi döneminden (661-750) bu yana Hz.Ali ve soyunun başlarına gelenler ve özellikle de Kerbela olayı Alevilerce her tarafa yayılmaktaydı. Sosyal ve siyasal ortam da bu düşüncelerin yaygınlaşmasına elverişliydi. Hz.Ali’ye ve ehl-i beyte muhabbet, o dönemde gittikçe fazlalaşan tarîkatlerde oldukça yaygındı. Hazret-i Ali’nin kahramanlıkları ve Kerbela Olayına ilişkin menkıbeler Anadolu, İran, Irak ve Horasan bölgelerinin sözlü ve yazılı edebiyatında en eski zamanlardan itibaren, çok sevilen ve yaygın bir konudur ki bunun etkilerini bugün bile gözlemlemek olanaklıdır. Demek ki İslam dünyasındaki siyasal ve dinsel bölünmelere kaynaklık eden bu olaylardan Araplar’ın yanısıra, Türkler, İranlılar ve diğer uluslar da doğal olarak etkileniyorlardı. Yeni müslüman olan uluslar arasında Hz.Ali bir sembol halini alıyor ve onun savaşçılık, yiğitlik ve velilik yönleriyle bezenmiş menkıbeleri her yere yayılıyordu. Hz.Ali’nin sembolleşmesinin yanısıra, bütün muhalif hareketlerin kalkış noktası olan Kerbela Olayı da aynı şekilde, hatta daha derin izler bırakıyordu.. İşte bu etkilerin bir sonucu olarak Alevilik ve batınilik, İslam dünyasının her yanına yayılan tasavvuf akımına nüfuz etmiş ve Alevi-batıni eğilimli birçok tarikat ortaya çıkmıştır. Anadolu ve İran bölgelerinde de ortaya çıkan bu tarikatlerden konumuz bakımından en önemlileri Yesevilik, Kalenderilik, Vefailik, Hurufilik, Hayderilik adlı tarikatlerdir. Daha çok göçebe ve köylü topluluklar arasında etkili olan bu heterodoks yani resmi din anlayışına aykırı tarikatler, doğaldır ki, yaygın oldukları çevrelerdeki koşullara uygun olarak şekillenmiş bir İslam anlayışını yaymaktaydılar.Sünni çevrelerde yoğun tepkiler gösterilen ve eski kaynaklarda da yer alan, bu tarikatlere mensup şeyh ve babalara yönelik suçlamaların en bilinenleri şu şekildedir: Bu dervişlerin, dinsel yükümlülüklere/yasaklara uymamaları ve kadınların da dinsel törenlere katılmaları. Basit halk kitleleri, işte bu adetleri nedeniyle yoğun tepkiler alan ve hiç şüphesiz telkinleri kendilerine daha uygun gelen bu tür babaların ve şeyhlerin etkileri altındaydılar. Bu heterodoks şeyh ve dervişler adeta alevi-batıni düşüncelerin yayıcılarıydılar. Alevi Dedelerinin soyları da onlara dayanır.
Türkler'in İslamlaşması.
Türkler İslam’ı doğrudan Araplar’dan değil, İran kültürünün merkezi Horasan yoluyla almışlardı.
Alevilik islam dininin yayılmasıyla birlikte Arapların dışındaki uluslara da Abbasiler döneminde Türkler ve İranlılar özellikle orduda yoğun olarak yeralmaktaydılar.Örneğin daha hicri IV. Yüzyılda Maveraünnehir’in oldukça uzağında yaşayan Buğraç Türkleri eski inançlarındaki Gök Tanrı’nın yerine Hz. Ali’yi geçirmişlerdi. Zaten Emevi döneminden (661-750) bu yana Hz.Ali ve soyunun başlarına gelenler ve özellikle de Kerbela olayı Alevilerce her tarafa yayılmaktaydı. Sosyal ve siyasal ortam da bu düşüncelerin yaygınlaşmasına elverişliydi. Hz.Ali’ye ve ehl-i beyte muhabbet, o dönemde gittikçe fazlalaşan tarîkatlerde oldukça yaygındı. Hazret-i Ali’nin kahramanlıkları ve Kerbela Olayına ilişkin menkıbeler Anadolu, İran, Irak ve Horasan bölgelerinin sözlü ve yazılı edebiyatında en eski zamanlardan itibaren, çok sevilen ve yaygın bir konudur ki bunun etkilerini bugün bile gözlemlemek olanaklıdır. Demek ki İslam dünyasındaki siyasal ve dinsel bölünmelere kaynaklık eden bu olaylardan Araplar’ın yanısıra, Türkler, İranlılar ve diğer uluslar da doğal olarak etkileniyorlardı. Yeni müslüman olan uluslar arasında Hz.Ali bir sembol halini alıyor ve onun savaşçılık, yiğitlik ve velilik yönleriyle bezenmiş menkıbeleri her yere yayılıyordu. Hz.Ali’nin sembolleşmesinin yanısıra, bütün muhalif hareketlerin kalkış noktası olan Kerbela Olayı da aynı şekilde, hatta daha derin izler bırakıyordu.. İşte bu etkilerin bir sonucu olarak Alevilik ve batınilik, İslam dünyasının her yanına yayılan tasavvuf akımına nüfuz etmiş ve Alevi-batıni eğilimli birçok tarikat ortaya çıkmıştır. Anadolu ve İran bölgelerinde de ortaya çıkan bu tarikatlerden konumuz bakımından en önemlileri Yesevilik, Kalenderilik, Vefailik, Hurufilik, Hayderilik adlı tarikatlerdir. Daha çok göçebe ve köylü topluluklar arasında etkili olan bu heterodoks yani resmi din anlayışına aykırı tarikatler, doğaldır ki, yaygın oldukları çevrelerdeki koşullara uygun olarak şekillenmiş bir İslam anlayışını yaymaktaydılar.Sünni çevrelerde yoğun tepkiler gösterilen ve eski kaynaklarda da yer alan, bu tarikatlere mensup şeyh ve babalara yönelik suçlamaların en bilinenleri şu şekildedir: Bu dervişlerin, dinsel yükümlülüklere/yasaklara uymamaları ve kadınların da dinsel törenlere katılmaları. Basit halk kitleleri, işte bu adetleri nedeniyle yoğun tepkiler alan ve hiç şüphesiz telkinleri kendilerine daha uygun gelen bu tür babaların ve şeyhlerin etkileri altındaydılar. Bu heterodoks şeyh ve dervişler adeta alevi-batıni düşüncelerin yayıcılarıydılar. Alevi Dedelerinin soyları da onlara dayanır.
Türkler'in İslamlaşması.
Türkler İslam’ı doğrudan Araplar’dan değil, İran kültürünün merkezi Horasan yoluyla almışlardı.
Alevilik Türkmenliğin tekelinde değildir.. Bu tip açıklamaları, İrene Mikelof, Bakiz Öz, Cemal Şener gibi Türklük : Alevilik diyenler yapmaktadır..
Alevilik Anadolu Kökenlidir.
Alevilik Evrenseldir.
Aleviliğin İbadet Dilide Evrenseldir.
Alevilik sadece İslam değildir.
İslam Aleviliğin içindedir.Çünkü Alevilik Okyanuslar kadar geniştir.
Mesut Gündüz 14.01.2007, 23:38 Eğer alevilik islamiyetle beraber doğmuş olsa idi.
Şu an islamın içinde yerini almazmıydı.
İslamiyetle taban taban zıt olurmuydu.
Arkadaşlar bazı zincirleri kırın artık.
doctorctf 14.01.2007, 23:54 Eğer alevilik islamiyetle beraber doğmuş olsa idi.
Şu an islamın içinde yerini almazmıydı.
İslamiyetle taban taban zıt olurmuydu.
Arkadaşlar bazı zincirleri kırın artık.
bence alevilik islamın dışında değil.gerçek islamın alevilik olduğunu düşünüyorum.islamiyet adı altında arap kültürünü benimsemiş olan insanlar yüzünden sanki islamiyet sünnilikmiş gibi algılanılıyor
senin düşündüğün gibi aleviliğin evrensel bir kavram olduğuna ve bir felsefe,bir yaşayış tarzı olduğuna katılıyorum
pervane derviş 15.01.2007, 02:59 Sevgili can doctorctf senın bu yazdılakrının aleviligin dogosulla bi alakası yok.Çünkü senın bu yadıkların şiiligin dogusudur.Aleviligin dogusunun tam bir tarihi yoktur.Çünkü alevilik tek bir dinden oluşmamaktadır.Alevilik evrensel bir dindir.İçinde her inançtan bir serpinti bulabilirsin.Aleviligi sadece islmla kısıtlamak alevilige zarar verir.Alevilik öylesine geniş bir yelpaeye sahiptirki bundan 10 000 yıl öncedi unutulmuş bir inançtan bile birşeyler bulabilirsin.
Aleviligin temel inanç unsurlarını bir araştır aleviligin islamla nasıl taban tabana zıt oldugunu sende göreceksin.Alevilik senın için aleyi sevenler anlamına geliyo galıba.Sen alevi isminında burdan geldigini zannediyorsundur emının.Fkat araştır bunların hepsinin bir manası var ve her manada sana gösterecekki islamla alevilik taban tabana zıt.
Sana küçün bir örnek vereyim Alevilikte insan oglunun allahtan bir parça tasıdıgına inanılır ve bu baglamda insan oglunun nurdan yani ışıktan yaratıldıgına inanılır.Yani alevilikt burdan gelir Yani alev_i aleve benzeyen ısıga benzeyen insanlar alamını içerir Hz Ali ile bi alakası yoktur yani.Lütfen birazdaha araştır sende göreceksin Senın yazdıklarına göre aleviligi sadece islamın içine hapsedersek aleviligin evrenselligini yok ederiz ona zarar veriri
hak yoldasınız olsun...
doctorctf 15.01.2007, 19:45 Sana küçün bir örnek vereyim Alevilikte insan oglunun allahtan bir parça tasıdıgına inanılır ve bu baglamda insan oglunun nurdan yani ışıktan yaratıldıgına inanılır.Yani alevilikt burdan gelir Yani alev_i aleve benzeyen ısıga benzeyen insanlar alamını içerir Hz Ali ile bi alakası yoktur yani.Lütfen birazdaha araştır sende göreceksin Senın yazdıklarına göre aleviligi sadece islamın içine hapsedersek aleviligin evrenselligini yok ederiz ona zarar veriri
hak yoldasınız olsun...
anladığım kadarıyla aleviliği islamın dışında bir olgu olarak görüyorsunuz.ben alevi kelimesinin anlamını ''Ali yi seven'' olarak biliyorum.ama siz farklı birşeyden bahsediyorsunuz.yani benim bugüne kadar bildiklerim ve öğrendiklerim aleviliğin islamiyetin gerçek yorumu olduğu yönündeydi.sizin söylediklerinizi ilk defa duyuyorum.bilmiyorum bende yanılıyor olabilirim.acaba forumdaki herkes sizin gibi mi düşünüyor.çünkü böyle iddialı bir açıklama için kaynak sunmanız gerekiyor.
usLanmaz62 15.01.2007, 20:01 Ben bu konuda doctorctf ye katılıyorum.
Doctorctf nin de dediği gibi alevilik islamın özüdür.Nasıl oluyorda 1400 yıl önce gelen islamiyetin bugünki islamiyet olduğunu düşünüyoruz?Kuran daki değişiklikleri bildiğimiz halde neden değişmemiş gibi davranıyor ve kurandan örnekler vererek İslamiyeti kötülüyoruz.Muaviye ve soyu islamın içini boşalttı diye neden İslamiyeti terk ediyoruz?İslamiyeti en iyi yaşıyan Hz. Ali efendimiz değilmidir?Hem ona taliplik yapıyoruz hem nasıl oluyorda onun yaşadığı dini dışlıyoruz.Aleviliğin İslamiyetten tek farkı kültürüdür!
pervane derviş 21.01.2007, 13:54 anladığım kadarıyla aleviliği islamın dışında bir olgu olarak görüyorsunuz.ben alevi kelimesinin anlamını ''Ali yi seven'' olarak biliyorum.ama siz farklı birşeyden bahsediyorsunuz.yani benim bugüne kadar bildiklerim ve öğrendiklerim aleviliğin islamiyetin gerçek yorumu olduğu yönündeydi.sizin söylediklerinizi ilk defa duyuyorum.bilmiyorum bende yanılıyor olabilirim.acaba forumdaki herkes sizin gibi mi düşünüyor.çünkü böyle iddialı bir açıklama için kaynak sunmanız gerekiyor.
Bunu bu forumda savunan sadece ben degilim.Benımgibi düşünen bir cok insanvar.Bundan emin ol.Benım bu söylediklerimi ilk defa duymuş olman inanki beni cok şaşırttı.Bu günlere bu forumda en cok tartısılan konulardan birydi bu konu.
"Alevilik İslamla yaylım Ateşte Buna Dur Demeliyiz." başlıklı topic e bakarsan ordakı tartışmaları daha yakından takıp edersin.Bu sayadede benden başkalarındanduymuş olursun
Benım savundugum sey alevilik islamla kısıtlanamayacak kadar kapsamlı bir din dir.Alevilik içinde bircok dinen iz tasır.Bunu kımse ınkar edemez.
Madem alevilik islamın özüydü peki bu gün neden sünnilik ile bukadar birbirine zıt.Sizin savundugunuza göre sünnilik islamın degişmiş dejenere olmuş yüzüdür.Bende sunu sormak istiyorum bir din nekadar degişmiş olsa bile özüitibariyle bazı şeylere genede baglı kalır.Biz alevilik ve islamıyete baktıgımız zaman bu öz iztibriylede birbirinen cok bagımsız ve taban tabana zıt oldugunu görüyoruz.Yanı ne olmuşta sünnilik bukadar islamıyetten uzaklaşmış ve islamın özü olan alevilik?le hiç bir bagı kalmamış.
Bunlar sorgulanması ve düşünülmesi gereken konular.Birde su mesela var Siz neren biliyorsunuz ki aleviligin islamın özü oldugunu ve sünniligin islamdan uzaklaşarak bozuldugunu Ya tam tersiyse bunun bi kanıtı varmı.
Serkan_Devrim 21.01.2007, 14:32 Ben bu konuda doctorctf ye katılıyorum.
Doctorctf nin de dediği gibi alevilik islamın özüdür.Nasıl oluyorda 1400 yıl önce gelen islamiyetin bugünki islamiyet olduğunu düşünüyoruz?Kuran daki değişiklikleri bildiğimiz halde neden değişmemiş gibi davranıyor ve kurandan örnekler vererek İslamiyeti kötülüyoruz.Muaviye ve soyu islamın içini boşalttı diye neden İslamiyeti terk ediyoruz?İslamiyeti en iyi yaşıyan Hz. Ali efendimiz değilmidir?Hem ona taliplik yapıyoruz hem nasıl oluyorda onun yaşadığı dini dışlıyoruz.Aleviliğin İslamiyetten tek farkı kültürüdür! İslamiyetin bugün kü İslamiyet olmadığı onun Emeviler tarafından boşaltıldığı konusunda sana katılıyorum. ancak;
Alevilik İslamiyetten önce de varolan ve içinde bir çok din, kültür barındıran bir inanç bütünüdür.
yani alevilik;
islami değerleriyle İslamın içinde,
Hıristiyan değerleriyle Hıristiyanlığın içinde,
Musevi değerleriyle Museviliğin içinde,
Sabii değerleriyle Sabiiliğin içinde,
Helenistik kültür değerleriyle, Helenizmin içinde,
Zerdüşt değerleriyle Zerdüştlüğün içinde,
vs vs vs
alevilik hiç bir dinin, ırkın, kültürün vb tekelinde değildir.
gelelim İslamiyeti en iyi yaşayan Ali'ye.
Alevilikte her peygamber ile bir Ali geldiğine inanılır. İslamiyeti de, Hıristiyanlığı da, Museviliği de, Zerdüştlüğü de, Sabiiliği de vb bütün dinleri en iyi yaşayan Ali idi. Ali İslam ile sınırlı değildir.
Mevlananın natı Ali kasidesinde bunu belirtir;
Cihan var oldukça Ali var olur
Cihan var olurken de Ali vardı.
http://www.aleviforum.com/showpost.php?p=51779&postcount=10
khorasantunceli 22.01.2007, 01:51 (medet Ya Alİ)İnsanim Adem'İm Hak Muhammed Alİ'yİm Ne Dİye Kendİmİ Yİyeyİm Ben Kİ DÜnya Elİne DÜŞmÜŞÜm DÜŞÜrÜlmÜŞÜm DÜŞÜnmÜŞÜm SeÇersem Şah Dİye Alİ Seversem Hak Dİye Alİ Seversem Yar Dİye Alİ GÖÇersem Bu DÜnyada Alİ Alİ Alİ (medet Ya Alİ) Allah,allah
doctorctf 28.01.2007, 01:17 Aleviliğin oluşumu ile ilgili olarak iki farklı görüş bulunmaktadır.
Birincisi ;
Aleviliğin İslamiyetle birlikte başladığı ve Hz.Ali ve onun soyundan gelen imamlarla birlikte Aleviliğin oluştuğu şeklindeki görüşdür.
Hz. Muhammed’ in , ölümünden sonra damadı ve amcasının oğlu olan Hz.Ali ‘ nin halife olmasını vasiyet ettiği bilinmektedir. Ancak bu vasiyetin uyulanmamasıyla başlayan sürtüşmeler Hz.Ali’ nin ve oğulları Hasan ile Hüseyin’ in öldürülmesinin de içerisinde yer aldığı olaylarla sürmüş ve İslamiyet deki büyük ayrılığı başlatmıştır.
Bir tarafta, Hz.Ali ve onun ehlibeytine bağlı olan insanlar ki bunlar Aleviler,
Diğer tarafda ise Muaviye ve onun oğlu Yezit tarafında yer alan sünniler yer almışlardır.
Yalnız burada Hz. Ali ve Ehlibeyt inin yanında yer alan ve İslamiyet içerisinde Şİİ olarak bilinen bir grup bulunmaktadır ki (Örn. İran) bunların İslamiyet, Hz. Ali ve Ehlibeyt e bakış açısı, yorumlama şekli ile Anadolu ve Balkanlarda bulunan Alevi-Bektaşilerin İslamiyete, Hz.Ali ve Ehlibeyt e bakış açıları ve yorumlama şekilleri birbirinden farklıdır. Örnek: Bir tarafta Şii olan ve katı İslam anlayışını uygulayan İran İslam Cumhuriyeti ve diğer tarafta Türkiye Cumhuriyetindeki uygulamaları bile reddeden, katı bulan Modern Anadolu Alevileri
İran örneğinde olduğu gibi Şiilerin İslamiyete bakış açıları bilinmektedir. Konuyu daha iyi anlamak için Alevi-Bektaşilerin İslamiyete bakış açılarını ve Anadolu Aleviliği konusundaki açıklamaları okumak gerekmektedir.
İkinci Görüş ;
Aleviliğin oluşumu hakkında ortaya atılan ikinci görüş ise, Orta Asya ‘ dan göçe başlayan şaman Türkler, yüzyılar süren bu göç esnasında karşılaştıkları yerlerdeki dinler ve kültürlerle birlikte Anadolu’ ya gelirler. Anadolu’ ya geldiklerinde burada bulunan yerli kültür ve dinlerin de etkisin içinde bulunduğu bir ortak Anadolu sentezi oluştururlar, buna da Anadolu Aleviliği denir. Bu oluşturulan sentezin içinde İslamiyetin şii unsurları ile birlikte, zerdüşlük, Budizim, Mani dini, Yahudilik ve çoğunlukla da şamanizm in etkileri gözükür. Orta Asya’ nın Kam’ı Anadolu’ da DEDE olur, Davulu SAZ olur. İkinci görüşe göre Alevilik, sadece bir inanç değil aynı zamanda bir kültür , bir yaşam biçimidir.
Kaynak:Hakder
Aleviliğin oluşumu ile ilgili olarak iki farklı görüş bulunmaktadır.
İkinci Görüş ;
Aleviliğin oluşumu hakkında ortaya atılan ikinci görüş ise, Orta Asya ‘ dan göçe başlayan şaman Türkler, yüzyılar süren bu göç esnasında karşılaştıkları yerlerdeki dinler ve kültürlerle birlikte Anadolu’ ya gelirler. Anadolu’ ya geldiklerinde burada bulunan yerli kültür ve dinlerin de etkisin içinde bulunduğu bir ortak Anadolu sentezi oluştururlar, buna da Anadolu Aleviliği denir. Bu oluşturulan sentezin içinde İslamiyetin şii unsurları ile birlikte, zerdüşlük, Budizim, Mani dini, Yahudilik ve çoğunlukla da şamanizm in etkileri gözükür. Orta Asya’ nın Kam’ı Anadolu’ da DEDE olur, Davulu SAZ olur. İkinci görüşe göre Alevilik, sadece bir inanç değil aynı zamanda bir kültür , bir yaşam biçimidir.
Kaynak:Hakder
İkinci görüş bir masal.. Alevilik Türklüğün kısacası tek bir Irk'ın tekelinde değildir.. Örnek verelim, Alevilikte Hızır İlyas İnancı vardır.. Fakat bizim Hızır İnancımız Sünnilerden farklıdır, Oruç tutar, Lokma dağıtırız..Bunu açıklayabilirim;
1- Hızır Kültü; Alevilikteki Hızır İnancındaki 3 günlük Oruç tutma, Ezidi Dininden Aleviliğe geçmiştir büyük ihtimalle.... Çünkü Ezidi Dininde Şubat Ayında 3 günlük Hızır Orucu tutulur.. Ayrıca Ermeni İnancında da Hızır, Surp Sarkis Adını alır ve onun için Oruç tutulur..
2- Enel Hak, bu Felsefe Hallacı Mansur ile girmiştir Aleviliğe.. Hallacı Mansur koyu bir Müslümanken sonradan Alevi yolunu benimsemiş ve Dar-ı Mansur ve Enel Hak Felsefesini yola kazandırmıştır... Mansur, eski bir Kürt / İrani Din'i olan Zerdüştilerle görüşmüş, incelemiş araştırmıştır.. Zerdüşt İnancında tüm yaratılanlar hakkın tecellisi, Hak, Güneş olarak, Ali olarak, kısacası canlı cansız tüm varlıklarda görünmüştür.. Tüm herşey Hakkın tecellisidir.. Bu Felsefe Şeyh Bedrettin ile de dile getirilmiş ve Müslümanlıkla uyuşmadığı için iki Pir'de katledilmiştir.
Şimdilik bu kadar.
doctorctf 28.01.2007, 22:35 bilimsel araştırmalar herşeyin kaynağının güneşten kopan H(hidrojen) atomu olduğunu,daha sonra suyun oluştuğunu,sudan da diğer tüm canlıların yaratıldığı yönünde hipotezler öne sürmektedir.yani herşeyin kökeni birdir,aynı maddedir.yaptığım araştırmalar kurban kesme olayının mantıki olarak güneş için yapıldığı yönündedir.ayrıca 5 vakit namaza bakarsak güneşin evrelerine göre belirlenmiş bir ibadet şeklidir.Allah kavramı her zaman yukarıdadır.Muhammed miraca çıkarken yukarı yükselmiştir.ilk insanlar doğa olaylarını kendilerine tanrı olarak görmüşlerdir.yıllar boyunca bir sürü iddia ortaya atılmıştır.insanlar sonra çok tanrıcılıktan tek tanrıcılığa geçmişlerdir.günümüzde kabul gören görüş şimdilik bu.ama bu görüşün de milyonlarca yıl sonra yine değişeceğine inanıyorum.zaten yavaş yavaş din kavramı ile bilim birbirine ters düşmeye başlamıştır.insan doğar büyür ve ölür.geldiği öze geri döner.canlılığın en yüce olan varlığı insandır.ve insan şu anda beyin fonksiyonlarının sadece %10 luk kısmını kullanabilmektedir.ve bu oran giderek artmakta.kafamı karıştıran tek olay günümüze kadar gelen deyişlerde anlatıldığı şekliyle bu söylediğim şeylerin Hz.Ali döneminde biliniyor olması.Muhammed miraca çıkıp Allah ı görmek istemiştir ama karşısına ALİ çıkmıştır.Muhammed döndüğünde Ali ye''eğer seni tanımasam,Ali olduğunu bilmesem Allah ın sen olduğunu düşünecektim'' demiştir.acaba bu kırklar semahı gerçek bir olay mı yoksa bir efsane mi??eğer bunu çözümü bulunursa,varolduğuna dair kanıt ortaya çıkarsa olay çözülmüş olacaktır bence
İmam Hüseyin, Hak-Muhammed-Ali yoluna inanmış Alevilerin "inanç direği"dir. Anadolu Alevileri onun başını verdiği Hak-Muhammed-Ali yoluna inanırlar ve o yola bağlıdırlar. Hz. İmam Hüseyin Yezid ordusu karşısına çıktığında da aynı şeyi söylemişti; "Ben inancım için buradayım"
Bir elinde babası Hz. Ali'nin kılıcı diğer elinde dedesi Muhammed Mustafa'nın sancağı vardı.
Aleviliğin oluşumu ile ilgili olarak iki farklı görüş bulunmaktadır.
Birincisi ;
Aleviliğin İslamiyetle birlikte başladığı ve Hz.Ali ve onun soyundan gelen imamlarla birlikte Aleviliğin oluştuğu şeklindeki görüşdür.
Hz. Muhammed’ in , ölümünden sonra damadı ve amcasının oğlu olan Hz.Ali ‘ nin halife olmasını vasiyet ettiği bilinmektedir. Ancak bu vasiyetin uyulanmamasıyla başlayan sürtüşmeler Hz.Ali’ nin ve oğulları Hasan ile Hüseyin’ in öldürülmesinin de içerisinde yer aldığı olaylarla sürmüş ve İslamiyet deki büyük ayrılığı başlatmıştır.
Bir tarafta, Hz.Ali ve onun ehlibeytine bağlı olan insanlar ki bunlar Aleviler,
Diğer tarafda ise Muaviye ve onun oğlu Yezit tarafında yer alan sünniler yer almışlardır.
Yalnız burada Hz. Ali ve Ehlibeyt inin yanında yer alan ve İslamiyet içerisinde Şİİ olarak bilinen bir grup bulunmaktadır ki (Örn. İran) bunların İslamiyet, Hz. Ali ve Ehlibeyt e bakış açısı, yorumlama şekli ile Anadolu ve Balkanlarda bulunan Alevi-Bektaşilerin İslamiyete, Hz.Ali ve Ehlibeyt e bakış açıları ve yorumlama şekilleri birbirinden farklıdır. Örnek: Bir tarafta Şii olan ve katı İslam anlayışını uygulayan İran İslam Cumhuriyeti ve diğer tarafta Türkiye Cumhuriyetindeki uygulamaları bile reddeden, katı bulan Modern Anadolu Alevileri
İran örneğinde olduğu gibi Şiilerin İslamiyete bakış açıları bilinmektedir. Konuyu daha iyi anlamak için Alevi-Bektaşilerin İslamiyete bakış açılarını ve Anadolu Aleviliği konusundaki açıklamaları okumak gerekmektedir.
İkinci Görüş ;
Aleviliğin oluşumu hakkında ortaya atılan ikinci görüş ise, Orta Asya ‘ dan göçe başlayan şaman Türkler, yüzyılar süren bu göç esnasında karşılaştıkları yerlerdeki dinler ve kültürlerle birlikte Anadolu’ ya gelirler. Anadolu’ ya geldiklerinde burada bulunan yerli kültür ve dinlerin de etkisin içinde bulunduğu bir ortak Anadolu sentezi oluştururlar, buna da Anadolu Aleviliği denir. Bu oluşturulan sentezin içinde İslamiyetin şii unsurları ile birlikte, zerdüşlük, Budizim, Mani dini, Yahudilik ve çoğunlukla da şamanizm in etkileri gözükür. Orta Asya’ nın Kam’ı Anadolu’ da DEDE olur, Davulu SAZ olur. İkinci görüşe göre Alevilik, sadece bir inanç değil aynı zamanda bir kültür , bir yaşam biçimidir.
Kaynak:Hakder
İkinci görüş bir masal.. Alevilik Türklüğün kısacası tek bir Irk'ın tekelinde değildir.. Örnek verelim, Alevilikte Hızır İlyas İnancı vardır.. Fakat bizim Hızır İnancımız Sünnilerden farklıdır, Oruç tutar, Lokma dağıtırız..Bunu açıklayabilirim;
1- Hızır Kültü; Alevilikteki Hızır İnancındaki 3 günlük Oruç tutma, Ezidi Dininden Aleviliğe geçmiştir büyük ihtimalle.... Çünkü Ezidi Dininde Şubat Ayında 3 günlük Hızır Orucu tutulur.. Ayrıca Ermeni İnancında da Hızır, Surp Sarkis Adını alır ve onun için Oruç tutulur..
2- Enel Hak, bu Felsefe Hallacı Mansur ile girmiştir Aleviliğe.. Hallacı Mansur koyu bir Müslümanken sonradan Alevi yolunu benimsemiş ve Dar-ı Mansur ve Enel Hak Felsefesini yola kazandırmıştır... Mansur, eski bir Kürt / İrani Din'i olan Zerdüştilerle görüşmüş, incelemiş araştırmıştır.. Zerdüşt İnancında tüm yaratılanlar hakkın tecellisi, Hak, Güneş olarak, Ali olarak, kısacası canlı cansız tüm varlıklarda görünmüştür.. Tüm herşey Hakkın tecellisidir.. Bu Felsefe Şeyh Bedrettin ile de dile getirilmiş ve Müslümanlıkla uyuşmadığı için iki Pir'de katledilmiştir.
Şimdilik bu kadar.
Sores, doctorctf yazisinda Alevilik Türklügün tekelindedir demiyorki. Aleviligin olu$umundan bahsediliyor. Islam da Araplarin tekelinde degildir ama islamin olu$umunuda Araplarin rolü önemlidir. Aynisi da Anadoluya Orta Asyadan gelen Türkler/ Türkmenler icin de gecerli. O ikinci görü$ü de görü$ olmaktan cikip bilimsel temeli olan tezlerdir.
Doctorctf ikinci görü$te belirtmi$ orta Asya kültürünün Anadoludaki yerli kültür ve dinleri ile de harmanlandigini. Bu kültürün de zaten irkci bir yakla$imi yoktur.
Asil ikinci görü$ masal olup olmamasi tarti$ilir. O görü$te belirtilenler $ii dir. Aleviler $iilikten etkinlenmi$dir ve Hz. Ali yeri cok önemlidir ama bir $iinin Aleviye yakla$imi Sunni den farkli degildir. Müslümanligindan $üphe duyar.
Alevi muhalif kültürününün nisbeten çıkış noktası, bugünkü yapısının temeli; özellikle ve özellikle Anadolu ve İran ve bunların komşuları olan coğrafyalardır.
Bu yapının temellerini bu coğrafyada ve İran coğrafyasında kökleri derin ve görece döneminlerinde modern dinler olan; Zerdüştlük, Maniheizm, Hıristiyanlık, nisbeten Sabiiliğin İslamiyete karşı geliştirmiş oldukları teslim olmama refleksi oluşturmaktadır. Bu temel bilimsel-determinist,tarihsel diyalektik bir tesbitten kaynaklıdır.
Türklerin özellikle bu dinlerle ilişkilenmiş olanları; Alevi olabilmiştir. Bu yapıyla ilşkilenmemiş olanları -yani Şaman olanları- Şamanlıktan direkt İslama geçenleri ise; direkt Sünni olmuşlardır.
Bu gelişmiş dünya yorumuna sahip dinleri kendi yapıları içinde yaşayanlar; doğal olarak İslamiyete karşı, biraz da mağrur durumlarından Alevilik anlayışını; veya Dürzilik, Yezidilik hatta Mecusilik gibi tam muhalif anlayışları çıkartmışlardır.
Şaman anlayışının yaşandığı ana topraklarda -diğer dinleri çokça tanıyamamış sahalarda yaşayan nüfusta doğal olarak muhalif bir yapısal kurumlaşma -dini-mezhebi-öğretisi göremiyoruz-; dolayısıyla Alevilik hatta Şiilik göremiyoruz.
Bu muhalafeti İran Kültür Havzası ve ona komşu olan; Anadolu-Alevi- Bektaşi, Suriye-Nusayri ve Irakta-Şia, Balkanlar-Bektaşi; özellikle sığınak olması açısından dağlık-ormanlık alanlarda (ayrıca yakın denizaşırı; Umman-Şia, Katar-Şia, Hatta kısmen Yemen-Zeydilik dağlık coğrafyalarında) görmekteyiz.
Böyle köklü bir kültüre dayalı bir direniş; ancak ilkellik bakımından İslama direnebilecek gelişkinlikte dinlerle mümkün olabilirdi doğal olarak.
Ha, bu muhalif duruş İran coğrafyasında zamanla Şiiliğe evrilmiştir. Yemen gibi dağlık Arap Yarımadasında Zeydiliğe; Anadoluda Alevi ve Bektaşiliğe; Suriyenin sığınılabilecek sarp-ormanlık sahalarında Nusayriliğe dönüşmüştür.
Şamanizm tek başına İslam gibi zora ve az çok kuşatıcı gelişkinliğe sahip; bir yapıya karşı varolan yapısıyla doğal olarak direnemezdi ancak teslim olurdu. Nitekim arı Şamanizm yaşanan sahalarda Alevi değil sünni yapının tam eğemenliğinden bunu görebiliyoruz.
Aleviliği benimsemiş olan; veya Şii olan Türkler, Zerdüştiliği veya Mani dinini tanıyıp bir süreliğine yaşamış olanlar olabilirdi ancak. Şaman olanlar değil. (Bu, o itibarla kesinlikle bilimselliği çok zayıf bir tez olarak karşımızdadır)
Dinlerden yeni olanına en iyi direnenler bu dine karşı gelişmiş yapıda olanlardır. Dolayısıyla İslam Özellikle Zerdüşti, Maniheist, Hıristiyanlığın Gregoryen-Bogomil yorumlarının yaşandığı sahalarda reddeimkan veriyor; bu mümkün değilse muhalif bakışa( muhalif yandaşı olmaya kadar giden) evrilerek bu şemsiye altına girebiliyor. Şamanizmin öğretileri, böyle bir redde diğer dinler kadar temel oluşturamaz; bu açık.
Ama, İran halk inancı ve yaşamı olarak varolan bir çeşit Alevilik; devlete aidiyetini geliştirme sonucu bugünkü Şiiliğe evrilerek, Aleviliğe benzer yapısından 1600'lerden itibaren kopmuştur. Özellikle
Anadolu Aleviliği ve Nusayrilik ise, Şiilik gibi devlet dini -veya mezhebi artık ne derseniz deyin- haline dönüşmediğinden arı yapısını korumuştur.
Aynı şekilde Nusayrilik, temel aldığı Hıristiyan, diğer pagan anlayışlarla ilişkin algılamasından ötürü, az da olsa farklı bir yapı oluşturmuştur.
Alevi anlayışı, kendisini kendi içinde; özellikle Kürt-Arap-Türk hatta Balkanlarda (Balkanlardaki Bogomil anlayıştan ötürü) bir nevi varetmiştir. Bu yapısını kesinlikle köklü eski dinler ile pagan anlayışlardan temellendirmiştir.
Bu temelleri günlük yaşam içerisinde -sistematik boyutundan-kurumlarına- dünyayı yorumlamaya-ona karşı tutum almaya kadar- herşeyiyle görmek mümkündür.
[B]
Türklerin özellikle bu dinlerle ilişkilenmiş olanları; Alevi olabilmiştir. Bu yapıyla ilşkilenmemiş olan Şamanlıktan direkt İslama geçmiş olanları Sünni olmuşlardır.
Diger soylediklerin mantikli geliyor bana. Ek olarak, bu soylediklerin sadece Alevilik icin degildir, Hiristiyanlikta ve Yahudilerdede cesitli yolar ve kolar var. Bunlarda yore yore farklilik gosteriyor ve bu farkliliklar mutlaka kulturel farkliliktan olusmustur. Ama Samanliktan direkt olarak Islama gecmis olanlar Sunni olmamistir. Islamiyetin Arap milliyetcilgini kabul eden Sunni olmustur.
Peygamberin vefatindan sonra Arabistan yarimadasinda dogan Islam anlaysininda iki karsit gorus olmustur. Bunlardan birisi Arap milliyetciligini ve militarizmini on planda tutanlarin gorusu, digeri Islam dinin evrenseligini vurgulayanlarin gorusu idi. Omer ve Osman zamaninda Arap milliyetciligi on planda tutulmaya basladilar. Emeviler Turklerin yasadiklari bolgelere saldirmaya basladilar. Buna reaksiyon olarak Turkler, Islam dinini Arap baskisindan kurtarma cabasina girdiler. Hilafetin Emevilerin eline gctigi donemlerde Arap olmayanlara uyguladiklari zulum ve bunlari Mevali (azadli kole) namiyla kendilerinden asagi gormeleri, Tuklerin Islamiyete sicak bakmalarini engellemis. Islamiyet, evrensel bir dindi. Milliyet mefhumu ve sinir tanimiyordu. Bu evensel yolu mudafaa eden peygamber hanedani ve ona bagli olanlar Arap baskisindan kurtulmak icin Horasan'a kactilar. O devirde bir Turk yurdu olan Horasan sehri islamin evrenselligi esas alan dusuncenin merkezi olarak tasavvuf hareketlerinin baslica ocagi olmustur. Buradan Herat, Nisabur, Merv, Buhara, Semerkand ve Fergane'ye yayilan bu dusunus ve inanis buyuk bir ilgi gormustur. Islamiyet Arap yarimadasinda dogarken, buradaki halkin yasayis tarzi, inanclari, gelenek ve gorenekleri Turklerin Islamiyetle tanistiklari zamanki yasayis, inanc ve goreneklerinden cok farkliydi. Ondandirki Sunni ve Aleviler arasinda farkliliklar var. Ondandirki Aleviler ve Siiler arasinda farkliliklar var.
Saygilarimla
Tahrisel-bilimsel arastirmasi hangi seviyeye ulastigini bilmiyorum ama Türklerin $amanliktan direk sünnilige gecmesi pek mantikli gelmiyor. Cünkü Sünnilik yerlesik hayat biciminde ya$ama sartini gerektiriyor. Günde bes defa camiye gitmek, abdest almak, vs.
Aleviligin gezgin evliyalari, Haci,Pirleri ve Heterdoks inanc anlayisi ise Göcebe olan Türk/ Türkmen topluluklarin ya$am tarzlari tam bir uyum göstermektedir.
Bu baglamda Anadoluya gelen Türk/ Türkmen boylarin ilk ba$larda hepsinin bir nevi heterdoks bir islam anlayi$inin oldugu dü$ünelbilir.
Zaten Osmanli Alevilere baski yapmasinin sebepleri Safevi kizilba$ devletiyle olan ceki$mesinin yaninda devletle$me sürecinde bu göcebe boylari kontrol altina alabilmekti.
Cünkü bunlari yerlesik hayatta zorladigi zaman vergi alabiliyordu, kontrol edebiliyordu, vs.
Alevi muhalif kültürünün bircok etkenler vardir.
Ama bugün daha göcebe olan topluluklarda gözlenebilir bir olgu vardir:
hic kimseye hesap vermemek ve ne istedigini yapmak. Bunlar hayvanlarin sürüp kendini besleyebiliyor, kendince otonom ve bagimsiz bir hayat sürdürebiliyor. Bunun getirdigi özgüvenle her$eye sorgulamaktan ve ele$tirmekten hic ama hic cekinmiyor. A, B,... ne demis, hic önemli degil. Padisah olsa bile.
Simdi bu toplumlar yerlesik hayatta zorlanirsa bu kültürlerlerini birakmiyorlar.
Bu anlayi$ fazla hirar$ik düzenlerde zorlaniyor ve elestirmek, sorgulamaktan da hic cekinmiyor.
Bunlarin hepsi Alevi Kültür ve Tarihiyle örtüsmekte.
Değerli Serikli,
Nusayrilerin ataları Arap toplulukları içerisinde yerleşikliğe çok önceleri -hatta İslamın çok çok öncesinde- geçmişlerdir. Bunların Alevi anlayışına sahip oluşlarının temeli göçebe oluş değildir dolayısıyla. Alevi İslam yaşam biçimi -ki siz bunu vurgulamış oluyorsunuz- anlayışının temeli sırf göçebenin kural tanımaz doğallığıyla tanımlanamaz. Veya yaşam koşullarının ibadetlere ve boyun eğmeye elverişsizliğiylede tanımlanamaz. O zaman Müslüman Bedevi (Göçebe) Arapları nereye oturtacağız. Ki İslamda buna yönelik teyemmüm gibi; ibadethanenin şart olmayışı gibi pekçok kolaylık var bilmelisiniz ki İslam göçebe kültürünün yaygın ve belirleyici olduğu bir coğrafyada doğmuştur. Şafilik gibi Sünniliğin abdesti, ibadeti vd. boyutlarını kolaylaştırmış; göçebeye uyarlanmış mezhebi dahi var. Bu itirazın-muhalefetin kökleri bence daha derin temellerde aranmalı. Bu basit temelli bir muhalafetten ziyade alternatif sunabilme muhalefetidir, yani o temel altyapıya sahip olabilmek kaynaklıdır. Dolayısıyla böyle uzun erimli ve alternatif muhalefetin temelleri derin ve iddiaları olmak zorundadır. Kalıcı itiraz kesinlikle alt-ana argümanlara ve ileri temellere ihtiyaç duyar. Söylediklerinizi de tamamen reddetmemekle beraber; benim yazdıklarımın daha temel ipuçları içerdiğini söylüyorum.
serap_kerasus 20.02.2007, 19:02 Alevilik Türkmenliğin tekelinde değildir.. Bu tip açıklamaları, İrene Mikelof, Bakiz Öz, Cemal Şener gibi Türklük : Alevilik diyenler yapmaktadır..
Alevilik Anadolu Kökenlidir.
Alevilik Evrenseldir.
Aleviliğin İbadet Dilide Evrenseldir.
Alevilik sadece İslam değildir.
İslam Aleviliğin içindedir.Çünkü Alevilik Okyanuslar kadar geniştir.
alevilik tabiki türklüğün tekelinde değildir..ama anadoluya özgü değildir..Türk boyları anadoluya gelir gelmez mi alevi oldu? Şamanist ögeleri yok sayamayız. evet alevilik evrenseldir, çünkü evrensel unsurlar taşır..ama anadoluda türkçe var ise hala alevilik sayesindedir..alevilik bir sentezdir.anadoluya gelen bir çok türk boyu da alevidir.. Irkçılığa, illiyetçiliğe ben de karşıyım ama olan durumu da yok sayamayızki..alevilik türklüğe aittir, türkler dışında alevi olunamaz demek yanlıştır.. Ayrıca İrene melikof türkçü değil türkologdur.. iki kitabını okudum melikof'un, hiç de türklüğün tekeline almıyor alevilği..nesnel bir şekilde kökenine değinmiş..bu konuda saçma sapan yazıları da okudum.. gerçek üstü şeylerle bağdaştıran, kökenini lakasız yerlere bağlandıran yazılar vs.. aleviliğin en çok islamiyetten etkilendiği de yok sayılamaz..
alevilik tabiki türklüğün tekelinde değildir..ama anadoluya özgü değildir..Türk boyları anadoluya gelir gelmez mi alevi oldu? Şamanist ögeleri yok sayamayız. evet alevilik evrenseldir, çünkü evrensel unsurlar taşır..ama anadoluda türkçe var ise hala alevilik sayesindedir..alevilik bir sentezdir.anadoluya gelen bir çok türk boyu da alevidir.. Irkçılığa, illiyetçiliğe ben de karşıyım ama olan durumu da yok sayamayızki..alevilik türklüğe aittir, türkler dışında alevi olunamaz demek yanlıştır.. Ayrıca İrene melikof türkçü değil türkologdur.. iki kitabını okudum melikof'un, hiç de türklüğün tekeline almıyor alevilği..nesnel bir şekilde kökenine değinmiş..bu konuda saçma sapan yazıları da okudum.. gerçek üstü şeylerle bağdaştıran, kökenini lakasız yerlere bağlandıran yazılar vs.. aleviliğin en çok islamiyetten etkilendiği de yok sayılamaz..
Bu konu da, "siyasal kaygılarla" ve de çok çeşitli diğer sebeplerden "desteklerle" tek boyuta (Türk göçebeliğine aitlik) indirgenmiştir. Bu konuda benzer temellerden kaynaklı çok sayıda adeta fotokopya yüzlerce kitap yazılmış olması sizin algınızı gerçek kılmaya yetmez. Bu boyutu da diğer temel boyutlarla beraber varolmakla olmakla beraber; Aleviliği tetikleyip besleyen esas temellerin neler olduğunu o kitapları yazanların pek çoğu aslında çok iyide bilirler! Ama bunu, başta söylediğim nedenlerle es geçerler, gizlerler (miliyetçilik sorumluluğu ile). Böylesine enternasyonal bir öğretiyi temellendiren ana yapılardan haberdar olmamızı dahi istemezler. Çünkü, o zaman, gözlerden kaçırmak için yıllardan beridir uğraşıp kurguladıkları siyasi niyetlerinden kaynaklı telkinleri deşifre olacaktır, bunu bilirler. Çünkü, o zaman, arı-artniyetsiz bilim konuşmaya başlar; egemen ajitasyonları ile dezenformasyon çabaları dökülür, dolayısıyla sloganları susar. Alevilik pekçok halkın, İslamla ilişkilerinin de etkilerinden doğan muhalif yönü ağır basan sağlam bir enternasyonal-hümanist temelli (Türki, İrani, Kürdi, Arabi "özellikle Ortadoğulunun-Anadolulunun" öğretisidir.)evren algılamasıdır.
serap_kerasus 26.02.2007, 18:26 Bu konu da, "siyasal kaygılarla" ve de çok çeşitli diğer sebeplerden "desteklerle" tek boyuta (Türk göçebeliğine aitlik) indirgenmiştir. Bu konuda benzer temellerden kaynaklı çok sayıda adeta fotokopya yüzlerce kitap yazılmış olması sizin algınızı gerçek kılmaya yetmez. Bu boyutu da diğer temel boyutlarla beraber varolmakla olmakla beraber; Aleviliği tetikleyip besleyen esas temellerin neler olduğunu o kitapları yazanların pek çoğu aslında çok iyide bilirler! Ama bunu, başta söylediğim nedenlerle es geçerler, gizlerler (miliyetçilik sorumluluğu ile). Böylesine enternasyonal bir öğretiyi temellendiren ana yapılardan haberdar olmamızı dahi istemezler. Çünkü, o zaman, gözlerden kaçırmak için yıllardan beridir uğraşıp kurguladıkları siyasi niyetlerinden kaynaklı telkinleri deşifre olacaktır, bunu bilirler. Çünkü, o zaman, arı-artniyetsiz bilim konuşmaya başlar; egemen ajitasyonları ile dezenformasyon çabaları dökülür, dolayısıyla sloganları susar. Alevilik pekçok halkın, İslamla ilişkilerinin de etkilerinden doğan muhalif yönü ağır basan sağlam bir enternasyonal-hümanist temelli (Türki, İrani, Kürdi, Arabi "özellikle Ortadoğulunun-Anadolulunun" öğretisidir.)evren algılamasıdır.
Kardeş dediklerinde haklısın... alevilik hiç bir milletin tekelinde değildir.. ama bir olgunun ya da kültürün tarihsel sürecini değerlendirirken oluşum içerisinde yer aln ögelere yer vermek de gerekir.. aleviik içinde türklerin inancını da, kürtlerin inancını da, arapların inancını da, hristiyanlığıda, müslümanlığıda, şamanizmide, zerdüştlüğü de vs barındırıyor...Alevilik bir sentez olduğu için evrensel, özünde insan olduğu için..Coğrafya konusunda bence deiğiniz sınırlarında ötesinde..ha başladığı yerde tabiki adı alevilk değildi, aynı şekilde geliştiği coğrafyalarda olduğu gibi.. bir iki kaynakla yetinmemmek gerekir.. bir çok iddia var bu konuda..hepsini okumak gerekir.. ona göre akıl süzgecinden geçirmek..ben henüz çok yönlü bir şekilde okumadım bu konu üzerine...
Tokatlim_60 01.03.2007, 00:36 Aleviligin evrensel olduguna eminim ve öyle düsünen arkadaslara katiliyorum! Alevilik bence islamin icinde degildir aslinda daha cok islamdan izler alip kendini gelistirmistir ve daha baska dinlerden izler tasir!
Alevilik bir kere dogmatik degildir, Hiristiyanlik, Müslümanlik vs hepsi dogmatiktir! Alevilik cagimizin en gelismis en aydin en temiz dinlerinden birisidir!
Alevi Sunni ayrimi , Muhammed veya Ali olmasaydi bile olurdu bence! Cünkü o Alevilik Islamdan öncesine dayanir diye düsünüyorum! Aslinda ciddi bir arastirma olsada Aleviligi tam olarak define etseler, soy olarak, bilim olarak vs! ama iste Aleviligin Islamdan daha üstün oldugu ortaya cikarda kozlari elimizden veririz diye politik düsüncelerde eriyor benim bu istegim! Umarim ilerleyen yillarda hersey istedigimiz gibi olurda, kardesce bile yasayamasakta, kendi memleketimde özgürce yasamak istiyorum! Beni (Alevileri yani) kimsenin sevmesine gerek yok rahat biraksinlar yeter baska istegim yok! +
|
|