Emrah_dersim
20.01.2007, 16:22
Anayasa ile korunan tek ders:
Din kültürü ve ahlak bilgisi
Milli Eğitim Bakanı’nın canı sıkılsa; matematik, hayat bilgisi gibi dersleri kaldırabilir. Ama Anayasa değişikliği olmadan din dersini kaldıramaz. Bakanı’nın hayatın her alanında gerekli olan dersleri kaldırma yetkisi varken, din derslerini kaldıramayışının nedeni din dersinin Anayasa’da güven altına alınmış tek ders olmasıdır.
Sorun sadece Alevilerin sorunu değildir. Demokrasiden yana, emekten yana, geleceği aydınlık bir Türkiye ve çocuklarına aydınlık bir ülke bırakmak isteyen her yurttaşımız, zorunlu din eğitimi cenderesinden kurtulabilmek için, mülki amirliklerine başvurmalı, bu dersin verilmemesini talep etmeli ve devamında da dava açmalıdır
EMRAH ÖNER
Son zamanlarda sıkça duymaya başladığımız “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganını 12 Eylül’ün aziz hatırası 82 Anayasası’ndan bize el sallayan bir madde çoktan önemsizleştirmiş, gereksizleştirmiş durumda. “Türkiye laiktir, laik kalacak” demek olmayacak bir duaya amin demekten daha lüzumsuz. Çünkü Amerikancılıklarıyla Dolar yeşiline, İslamî tutumlarıyla da türbe yeşiline bulanmış 12 Eylül darbecilerinin yaptığı 82 Anayasası’nın 24. maddesindeki “Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır” hükmü “Türkiye laiktir...” lafını temelden dinamitliyor, sıradan bir temenni haline getiriyor gibi.
Temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan zorunlu din dersi uygulamasının iptal edilmesi, sona erdirilmesi için yıllardır mücadele eden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Av. Kazım Genç ile konuştuk. Zorunlu din dersinin iptali konusunda iç hukuk yolları tükenince dava AİHM’e taşındı ve 3 Ekim’de duruşması yapıldı.
Zorunlu din dersi uygulaması konusunda genel bir değerlendirmenizi alabilir miyiz?
Türkiye Cumhuriyeti devleti laik bir ülke ise devletin din işleriyle asla ilgilenmemesi gerekir. Çünkü laik devletin her inanç sahibine ve inançlara eşit mesafede olmak gibi bir zorunluluğu vardır. 24. maddeye baktığımızda açıkça, “Herkes din ve vicdan hürriyetine sahiptir. Hiç kimse din ve vicdan hürriyetini açıklamaya zorlanamaz” denildiğini görürüz. Bu şekilde düzenlemeler olmasına rağmen Anayasa’nın 24. maddesinde bir hüküm var: “Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi ilköğretim okullarında okutulan dersler arasında yer alır.” Yani din kültürü ve ahlak bilgisi dersi zorla okutulacak diyor. Buna birkaç açıdan bakmak gerekiyor. Birincisi laiklik ilkesine aykırı olduğu için bu maddenin, bu bendinin olması asla doğru değildir. İkincisi Anayasa’da din kültürü denilmesine rağmen din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri müfredatını incelediğimizde orda din kültürü verilmediğini görürüz. Din kültürü denilmesine rağmen bir inancın eğitimi yapılmaktadır. O inanç da Sünni İslam eğitimidir. Yani İslam inancının eğitimi, onun bir mezhebinin eğitimidir.
Din kültürü eğitimi yapılacaksa eğer, nasıl olmalıdır?
Din kültürü dendiğinde hali hazırda 3600 dinden 5 tane temel din olarak kabul edilen İslamiyet, Hıristiyanlık, Musevilik, Budizm, Hinduizm dinleri hakkında genel bir bilgi verilmesi anlaşılmalıdır. Biz bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) açtığımız davada ders kitaplarını sunduk. O ders kitapları üzerinde mahkeme inceleme yapıldı. Mahkeme yaptığı tespitte diyor ki ilköğretim okullarında 4, 5, 6,7, 8 sınıflarının ders kitapları üzerinde yapılan incelemede tamamen İslam eğitimi ve ahlak bilgisiyle yüklü olduğu, sadece 7. sınıfın kitabında 15 sayfalık bir bölüm farklı dinlerle ilgili bilgileri içeriyor (ama incelemelerimizde bunun 9 sayfadan ibaret olduğunu gördük.) Dinler hakkında genel bir bilgiye gerek var mıdır? Yok mudur? Bunun bir ihtiyaç olup olmadığının tespitine çocukların ve ebeveynleri karar vermelidir. Din eğitimi konusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) Ek 1 Nolu Protokol’ünde ve keza Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde bu yönde hükümler vardır. Biz Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak içinde Alevilik olsa dahi, devletin din eğitimi yapmaması gerektiğine inanıyoruz. Aile eğitim istiyorsa eğer eğitimde nelerin olacağı na ve nelerin programlanacağınına da aile ile birlikte karar vermek zorundadır. Yani o dersin okutulmasını isteyen velilerle program hazırlanacaktır. Eğer aileler Alevilik okutulsun diyorsa Alevi örgütleriyle paylaşacaksın. O müfredata neler olsun diyorsa yer vereceksin ki, inancına uygun olsun. Avrupa’daki uygulamalarda öğretmenleri de örgütler ve kurumlar tespit etmekte, maaşını devlet ödemektedir. İlkesel olarak baktığımızda laik hukuk devletinin din eğitimi yapmaması ve devletin din eğitiminden elini çekmesi gerektiğidir. Maalesef Türkiye’de bu böyle değil.
Laik devletin insanları zorunlu din eğitimine tabi tutma çelişkisinin giderilmesi için yeterli çaba göremedik. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tabi bunu sadece çelişki olarak görmemek gerekiyor. Çelişkiden ziyade devletin programlı, planlı Alevileri asimile ederek bir inanca taşımak ve Türkiye’de tek inancı hakim kılmak projesinin bir parçasıdır. 12 Eylül öncesi bu dersler seçmeliydi. 12 Eylül sonrası askeri yönetimi tarikatlara bu tavizi verdi ve %92 oy aldı. Yeşil kuşak projesi kapsamında, din eğitiminin Türkiye’de yerleşmesinin zemini yaratıldı ve bayağı da başarılı oldular. Alevi örgütleri, Alevi ve aynı zamanda demokratik kitle örgütü niteliğinde olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği bunun mücadelesini veriyor. Ama ne yazık ki siyasi partiler ve parlamento, bu soruna asla kulak asmıyor. 82 Anayasası’nda şimdiye kadar en az 50-60 değişiklik yapıldı. Ama parlamentoya zorunlu din dersinin kaldırılması noktasında bir tek değişiklik önergesi dahi getirilmedi.
Bu noktada hukuki mücadele daha fazla önem kazanıyor. AİHM süreci nasıl gelişti? Son durum nedir?
Aileler çocuklarının nelerle karşılaşacağını bilmedikleri için bu konuda ürkek davranıyorlar. Donkişotluk olarak değerlendirebileceğimiz bir şekilde, bir yurttaşımız başvuru yaptı İstanbul’da ve dedi ki “Ben Alevi bir aileyim, okutulan din eğitimi benim inancım değildir, çocuğuma okutulmasın”. Buna cevap bile verilmeyince mahkemede dava açtı. Mahkeme davayı reddetti. Davcı H.Z’nin temyizi üzerine dava Danıştay’a gitti, Danıştay da mahkeme kararını onadı ve Türkiye’de iç hukuk yolları bitmiş oldu. 2003 yılının Eylül-Ekim aylarında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne, yani bize başvurdu. Biz bu davayı sahiplendik. Ve AİHM’e taşınması gerektiğine inandık. 3 Ekim günü AİHM’de duruşma yapıldı. Biz de görüşlerimizi sunduk. Çok enteresandır, hükümet orada çok zorlandı ve dedi ki “Evet bizim ülkemizde din eğitimi zorunludur, ama biz verdiğimiz din eğitimine çocukların inanmasını zorunlu kılmıyoruz, ister inanın ister inanmayın, diyoruz” dediler. Keza mahkemenin bir yargıcı “Dinsizlerle ilgili bir düzenlemeniz var mı?” diye sorduğunda “Hayır o konuda bize başvuru yok” dediler. Bunlar başvuru ile ilgili şeyler değil devletin bunları düzenlemesini ve her inancın özgürce yaşayabileceği hatta inançsızların da özgürce yaşayabileceği bir düzenleme ortaya koymak zorunda. Maalesef ki bunların hiçbiri yoktur. Bu dava öyle sanıyorum ki, 3-5 ay içinde karar bağlanır.
AİHM’den nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?
Bu davayı AİHM’e götürdüğümüzden dolayı mutlu olduğumuzu sanmasınlar. Biz bunun Türkiye sorunu olduğuna ve Türkiye dinamikleri ile çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Ama son tahlilde gittiğimiz AİHM’de devletin mahkûm olacağını düşünüyoruz. Hükümet itiraz ettiğinde bir üst daireye taşınacaktır. Büyük daireye gittiğinde de bir yıllık bir süre içerisinde bu konuda devletin mahkûmiyetine ilişkin bir karar çıkacağına inanıyoruz.
Alevi insanlarımız neler yapmalı peki?
Ne yazık ki Alevi yurttaşlarımızın, bu konuda yeteri kadar hukuksal mücadeleye katkı sunmadıkları ortadadır. Türkiye’de 25 yıldır zorunlu din dersi uygulaması olmasına rağmen hali hazırda açılmış 3 dava vardır. İç dinamikler dediğimizde bunu sadece Alevilerin sorunu olarak görmeyip, Türkiye’de demokrasiden yana, emekten yana, geleceği aydınlık bir Türkiye ve çocuklarına aydınlık bir ülke bırakmak isteyen her yurttaşımızın, bu zorunlu din eğitimi cenderesinden kurtulabilmek için, yerellerinde, mülki amirliklerine başvurarak bu dersin verilmemesini talep etmeleri ve devamında da dava açmaları gerekmektedir. Çok açık söylüyoruz bu tür dava açmak isteyenlere hem Alevi Bektaşi Federasyonu, hem Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak hukuksal desteği vereceğiz.
Bir de nüfus cüzdanlarındaki ‘din’ hanesi var...
Vatandaşlık Kanunu’nun 43. maddesinde nüfus kâğıdında din hanesi yer alır. Bu konuda İzmir de bir yurttaşımız mahkemeye başvurdu. “Ben Aleviyim nüfus kâğıdımda İslam değil Alevi yazılsın” dedi. Bu davada da mahkeme Diyanet’ten görüş aldı. Ve Diyanet “Hayır, Aleviler de Müslüman’dır. Bir ayrım yoktur” dedi. Ve talep reddedildi. Burada şunun altını çizmek istiyorum. Türban ile ilgili AİHM’ de dava açmış olan Leyla Şahin davayı kaybettiğinde, Başbakan buna, mahkemenin değil ulemanın karar vermesi gerektiğini söylemiştir. Bilinçli bir biçimde söylenmişti bu. Çünkü Diyanet’i ulema olarak görüyorlar. Ne yazık ki, mahkemelerde Diyanet’ten gelen görüşler doğrultusunda kararlar var.
Din hanesi davasında mahkeme davayı reddetti, Danıştay da onadı. Bu davayı da AİHM’e taşıdık. Davadan sonra Vatandaşlık Kanunu’nda değişiklik yapıldı. Din hanesi kaldırılmadı ama isteyen istediği dini yazdırabilir ibaresi eklendi. Bunu doğru bulmuyoruz. Çünkü Anayasanın 24. maddesi diyor ki “Hiç kimse dini ve vicdani kanaatini açılamaya zorlanamaz”. Ben bir devlet kurumuna kimliğimi verdiğimde açıklamış oluyorum dolayısıyla.
Dersim'de İklim gazetesi (http://www.dersimdeiklim.com)
Din kültürü ve ahlak bilgisi
Milli Eğitim Bakanı’nın canı sıkılsa; matematik, hayat bilgisi gibi dersleri kaldırabilir. Ama Anayasa değişikliği olmadan din dersini kaldıramaz. Bakanı’nın hayatın her alanında gerekli olan dersleri kaldırma yetkisi varken, din derslerini kaldıramayışının nedeni din dersinin Anayasa’da güven altına alınmış tek ders olmasıdır.
Sorun sadece Alevilerin sorunu değildir. Demokrasiden yana, emekten yana, geleceği aydınlık bir Türkiye ve çocuklarına aydınlık bir ülke bırakmak isteyen her yurttaşımız, zorunlu din eğitimi cenderesinden kurtulabilmek için, mülki amirliklerine başvurmalı, bu dersin verilmemesini talep etmeli ve devamında da dava açmalıdır
EMRAH ÖNER
Son zamanlarda sıkça duymaya başladığımız “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganını 12 Eylül’ün aziz hatırası 82 Anayasası’ndan bize el sallayan bir madde çoktan önemsizleştirmiş, gereksizleştirmiş durumda. “Türkiye laiktir, laik kalacak” demek olmayacak bir duaya amin demekten daha lüzumsuz. Çünkü Amerikancılıklarıyla Dolar yeşiline, İslamî tutumlarıyla da türbe yeşiline bulanmış 12 Eylül darbecilerinin yaptığı 82 Anayasası’nın 24. maddesindeki “Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır” hükmü “Türkiye laiktir...” lafını temelden dinamitliyor, sıradan bir temenni haline getiriyor gibi.
Temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan zorunlu din dersi uygulamasının iptal edilmesi, sona erdirilmesi için yıllardır mücadele eden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Av. Kazım Genç ile konuştuk. Zorunlu din dersinin iptali konusunda iç hukuk yolları tükenince dava AİHM’e taşındı ve 3 Ekim’de duruşması yapıldı.
Zorunlu din dersi uygulaması konusunda genel bir değerlendirmenizi alabilir miyiz?
Türkiye Cumhuriyeti devleti laik bir ülke ise devletin din işleriyle asla ilgilenmemesi gerekir. Çünkü laik devletin her inanç sahibine ve inançlara eşit mesafede olmak gibi bir zorunluluğu vardır. 24. maddeye baktığımızda açıkça, “Herkes din ve vicdan hürriyetine sahiptir. Hiç kimse din ve vicdan hürriyetini açıklamaya zorlanamaz” denildiğini görürüz. Bu şekilde düzenlemeler olmasına rağmen Anayasa’nın 24. maddesinde bir hüküm var: “Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi ilköğretim okullarında okutulan dersler arasında yer alır.” Yani din kültürü ve ahlak bilgisi dersi zorla okutulacak diyor. Buna birkaç açıdan bakmak gerekiyor. Birincisi laiklik ilkesine aykırı olduğu için bu maddenin, bu bendinin olması asla doğru değildir. İkincisi Anayasa’da din kültürü denilmesine rağmen din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri müfredatını incelediğimizde orda din kültürü verilmediğini görürüz. Din kültürü denilmesine rağmen bir inancın eğitimi yapılmaktadır. O inanç da Sünni İslam eğitimidir. Yani İslam inancının eğitimi, onun bir mezhebinin eğitimidir.
Din kültürü eğitimi yapılacaksa eğer, nasıl olmalıdır?
Din kültürü dendiğinde hali hazırda 3600 dinden 5 tane temel din olarak kabul edilen İslamiyet, Hıristiyanlık, Musevilik, Budizm, Hinduizm dinleri hakkında genel bir bilgi verilmesi anlaşılmalıdır. Biz bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) açtığımız davada ders kitaplarını sunduk. O ders kitapları üzerinde mahkeme inceleme yapıldı. Mahkeme yaptığı tespitte diyor ki ilköğretim okullarında 4, 5, 6,7, 8 sınıflarının ders kitapları üzerinde yapılan incelemede tamamen İslam eğitimi ve ahlak bilgisiyle yüklü olduğu, sadece 7. sınıfın kitabında 15 sayfalık bir bölüm farklı dinlerle ilgili bilgileri içeriyor (ama incelemelerimizde bunun 9 sayfadan ibaret olduğunu gördük.) Dinler hakkında genel bir bilgiye gerek var mıdır? Yok mudur? Bunun bir ihtiyaç olup olmadığının tespitine çocukların ve ebeveynleri karar vermelidir. Din eğitimi konusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) Ek 1 Nolu Protokol’ünde ve keza Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde bu yönde hükümler vardır. Biz Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak içinde Alevilik olsa dahi, devletin din eğitimi yapmaması gerektiğine inanıyoruz. Aile eğitim istiyorsa eğer eğitimde nelerin olacağı na ve nelerin programlanacağınına da aile ile birlikte karar vermek zorundadır. Yani o dersin okutulmasını isteyen velilerle program hazırlanacaktır. Eğer aileler Alevilik okutulsun diyorsa Alevi örgütleriyle paylaşacaksın. O müfredata neler olsun diyorsa yer vereceksin ki, inancına uygun olsun. Avrupa’daki uygulamalarda öğretmenleri de örgütler ve kurumlar tespit etmekte, maaşını devlet ödemektedir. İlkesel olarak baktığımızda laik hukuk devletinin din eğitimi yapmaması ve devletin din eğitiminden elini çekmesi gerektiğidir. Maalesef Türkiye’de bu böyle değil.
Laik devletin insanları zorunlu din eğitimine tabi tutma çelişkisinin giderilmesi için yeterli çaba göremedik. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tabi bunu sadece çelişki olarak görmemek gerekiyor. Çelişkiden ziyade devletin programlı, planlı Alevileri asimile ederek bir inanca taşımak ve Türkiye’de tek inancı hakim kılmak projesinin bir parçasıdır. 12 Eylül öncesi bu dersler seçmeliydi. 12 Eylül sonrası askeri yönetimi tarikatlara bu tavizi verdi ve %92 oy aldı. Yeşil kuşak projesi kapsamında, din eğitiminin Türkiye’de yerleşmesinin zemini yaratıldı ve bayağı da başarılı oldular. Alevi örgütleri, Alevi ve aynı zamanda demokratik kitle örgütü niteliğinde olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği bunun mücadelesini veriyor. Ama ne yazık ki siyasi partiler ve parlamento, bu soruna asla kulak asmıyor. 82 Anayasası’nda şimdiye kadar en az 50-60 değişiklik yapıldı. Ama parlamentoya zorunlu din dersinin kaldırılması noktasında bir tek değişiklik önergesi dahi getirilmedi.
Bu noktada hukuki mücadele daha fazla önem kazanıyor. AİHM süreci nasıl gelişti? Son durum nedir?
Aileler çocuklarının nelerle karşılaşacağını bilmedikleri için bu konuda ürkek davranıyorlar. Donkişotluk olarak değerlendirebileceğimiz bir şekilde, bir yurttaşımız başvuru yaptı İstanbul’da ve dedi ki “Ben Alevi bir aileyim, okutulan din eğitimi benim inancım değildir, çocuğuma okutulmasın”. Buna cevap bile verilmeyince mahkemede dava açtı. Mahkeme davayı reddetti. Davcı H.Z’nin temyizi üzerine dava Danıştay’a gitti, Danıştay da mahkeme kararını onadı ve Türkiye’de iç hukuk yolları bitmiş oldu. 2003 yılının Eylül-Ekim aylarında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne, yani bize başvurdu. Biz bu davayı sahiplendik. Ve AİHM’e taşınması gerektiğine inandık. 3 Ekim günü AİHM’de duruşma yapıldı. Biz de görüşlerimizi sunduk. Çok enteresandır, hükümet orada çok zorlandı ve dedi ki “Evet bizim ülkemizde din eğitimi zorunludur, ama biz verdiğimiz din eğitimine çocukların inanmasını zorunlu kılmıyoruz, ister inanın ister inanmayın, diyoruz” dediler. Keza mahkemenin bir yargıcı “Dinsizlerle ilgili bir düzenlemeniz var mı?” diye sorduğunda “Hayır o konuda bize başvuru yok” dediler. Bunlar başvuru ile ilgili şeyler değil devletin bunları düzenlemesini ve her inancın özgürce yaşayabileceği hatta inançsızların da özgürce yaşayabileceği bir düzenleme ortaya koymak zorunda. Maalesef ki bunların hiçbiri yoktur. Bu dava öyle sanıyorum ki, 3-5 ay içinde karar bağlanır.
AİHM’den nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?
Bu davayı AİHM’e götürdüğümüzden dolayı mutlu olduğumuzu sanmasınlar. Biz bunun Türkiye sorunu olduğuna ve Türkiye dinamikleri ile çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Ama son tahlilde gittiğimiz AİHM’de devletin mahkûm olacağını düşünüyoruz. Hükümet itiraz ettiğinde bir üst daireye taşınacaktır. Büyük daireye gittiğinde de bir yıllık bir süre içerisinde bu konuda devletin mahkûmiyetine ilişkin bir karar çıkacağına inanıyoruz.
Alevi insanlarımız neler yapmalı peki?
Ne yazık ki Alevi yurttaşlarımızın, bu konuda yeteri kadar hukuksal mücadeleye katkı sunmadıkları ortadadır. Türkiye’de 25 yıldır zorunlu din dersi uygulaması olmasına rağmen hali hazırda açılmış 3 dava vardır. İç dinamikler dediğimizde bunu sadece Alevilerin sorunu olarak görmeyip, Türkiye’de demokrasiden yana, emekten yana, geleceği aydınlık bir Türkiye ve çocuklarına aydınlık bir ülke bırakmak isteyen her yurttaşımızın, bu zorunlu din eğitimi cenderesinden kurtulabilmek için, yerellerinde, mülki amirliklerine başvurarak bu dersin verilmemesini talep etmeleri ve devamında da dava açmaları gerekmektedir. Çok açık söylüyoruz bu tür dava açmak isteyenlere hem Alevi Bektaşi Federasyonu, hem Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak hukuksal desteği vereceğiz.
Bir de nüfus cüzdanlarındaki ‘din’ hanesi var...
Vatandaşlık Kanunu’nun 43. maddesinde nüfus kâğıdında din hanesi yer alır. Bu konuda İzmir de bir yurttaşımız mahkemeye başvurdu. “Ben Aleviyim nüfus kâğıdımda İslam değil Alevi yazılsın” dedi. Bu davada da mahkeme Diyanet’ten görüş aldı. Ve Diyanet “Hayır, Aleviler de Müslüman’dır. Bir ayrım yoktur” dedi. Ve talep reddedildi. Burada şunun altını çizmek istiyorum. Türban ile ilgili AİHM’ de dava açmış olan Leyla Şahin davayı kaybettiğinde, Başbakan buna, mahkemenin değil ulemanın karar vermesi gerektiğini söylemiştir. Bilinçli bir biçimde söylenmişti bu. Çünkü Diyanet’i ulema olarak görüyorlar. Ne yazık ki, mahkemelerde Diyanet’ten gelen görüşler doğrultusunda kararlar var.
Din hanesi davasında mahkeme davayı reddetti, Danıştay da onadı. Bu davayı da AİHM’e taşıdık. Davadan sonra Vatandaşlık Kanunu’nda değişiklik yapıldı. Din hanesi kaldırılmadı ama isteyen istediği dini yazdırabilir ibaresi eklendi. Bunu doğru bulmuyoruz. Çünkü Anayasanın 24. maddesi diyor ki “Hiç kimse dini ve vicdani kanaatini açılamaya zorlanamaz”. Ben bir devlet kurumuna kimliğimi verdiğimde açıklamış oluyorum dolayısıyla.
Dersim'de İklim gazetesi (http://www.dersimdeiklim.com)