heviznur
21.01.2007, 22:26
AŞIK İBRETİ
1920-1976 KAYSERİ-İSTANBUL
Aşık İbreti 1920 yılında Kayseri Sarız ilçesinde doğmuştur. Asıl adı Hıdır Gürel olan Aşık İbreti'nin dedeleri Malatya'nın Akçadağ ilçesinden kalkmış, Kayseri'nin Sarız ilçesine bağlı Kırkısrak köyüne gelip yerleşmiş, babasının adı Ali annesinin adı Sultandır. Babası o günün zor koşullarında, at sırtında köy köy dolaşıp meyve ve öteberi satarak geçimini sağlarmış. Rumi 1336, miladi 1920 doğumlu olan Aşık İbreti'ye Hıdır adı konulmuş. Üç yaşına gelince annesini kaybetmiş ve öksüz kalmış, babası evlendiği Hatice isimli ikinci annesinden Ali, Rıza, İbrahim, Sultan, Meryem, adlarında beş kardeşi dünyaya gelmiş. Bunlar halen hayatta olup yaşamlarını İstanbul'da sürdürmektedir. İbreti henüz on yedi on sekiz yaşlarındayken evlenir, hanımı teyzesinin kızı Sultandır. Köşkerlik (ayakkabı tamirciliği) yapar ve giderek ayakkabı üretimiyle geçimini sağlar.
Askere gider 3 yıl askerlik yapar askerde iken babasını kaybeder. Askerlik dönüşü Maraş'ın Afşin ilçesine giderek on sekiz gün gibi kısa bir zamanda biçki, dikiş öğrenen İbreti Sarız'a döner bu sanatını da on sekiz yıl devam ettirir. Bu arada saza söze büyük ilgi duyar okuma merakı artar. Geceleri gaz lambasının ışığında sabahlara dek okuduğu günler olur kendini yetiştirir.
İbreti, bu gayretli çalışmasının yanı sıra peş peşe altı çocuk sahibi de olur, sırasıyla Sultan, Haydar, Hüseyin, Hıdır, Kemal, Gülbeyaz, İbretinin hanesinde yer alır. Ancak kendi adını taşıyan Hıdır henüz 34 yaşında 1992 yılında, eşi Sultan 2000 yılında, büyük oğlu Haydar 2001 yılında Hakk'ın rahmetine kavuşurlar. Diğer çocuklarından Hüseyin İstanbul'da, Sultan Almanya/Altınoluk'ta, Kemal Kanada'da ve Gülbeyaz İngiltere'de yaşamlarını sürdürmektedir.
Çok çocuklu İbreti, geçim darlığı çektiği için çeşitli mesleklere atılır. Saz yapıp satmak, diş çekmek, madencilik, en son fotoğrafçılık gibi işler yapar. Madencilikte yaptığı kazılarda yüzde seksen isabet kaydetmesine karşın ekonomik yetersizlikler nedeniyle bu işi sürdüremiyor. Bulduğu krom, gümüşlü kurşun, madenleri toprak altında kalıyor. Son olarak fotoğrafçılık hizmeti yapmakta olan İbreti Sarız'da elektrik olmadığı için işini zor sürdürüyor.
Daha sonra Elbistan'a göçüyor, burada fotoğrafçılık mesleğini sürdürürken 1967'de patlak veren Elbistan Olayında Alevilere saldıran fanatik bir gurubun saldırısından İbreti de nasibini alıyor. Dükkanı tahrip ediliyor kendisi ise canını zor kurtarıyor tekrar Sarız'a dönüyor ancak geçim darlığı nedeniyle İstanbul'a göçüyor ve 5 Kasım 1976 tarihinde vefat etmiştir.
Aşık İbreti'nin başlıca eserleri şunlardır;
AVAZIM BENİM
Kaşın mihrabımdır, kabem yüzündür
Söylerim çıktıkça avazım benim
Benim kıblegahım iki gözündür
Her vakit sanadır niyazım benim.
Cemalin var iken gerekmez cennet
Cennet için asla eylemem minnet
Sana gönül vermek farz ile sünnet
İşte budur vakit namazım benim.
Tuba dedikleri güzel boyundur
Huri melek derler, senin soyundur
Aşıka cevretmek eski huyundur
Dişi inci, dudak kirazım benim.
Nice aşıkların aklını aldın
Nicesin aşk ile sevdaya saldın
Yer ile bir ettin, benide buldun
Üst üste yıkarak enkazım benim.
İbreti, kapında her zaman kulum
Asla eteğinden kesemem elim
Görmezse gözlerim lal olsa dilim
Senden ayrılamaz bu özüm benim.
GÖRDÜM DE GELDİM
İlme hizmet edip uykudan kalktım
Sarık seccadeyi elden bıraktım
Vaizin her günkü vaazından bıktım
Ramazanı sele verdim de geldim.
Karnım acıktıkça kederim arttı
Hele Hac kaygısı ayrı bir dertti
Paralılar hemen hac'oldu gitti
Şeytanı taşlarken gördüm de geldim.
Dört kitabı koyup torbaya astım
Cennet hurisinden ilgimi kestim
Muskacı hocaya sanmayın sustum
Agzının payını verdim de geldim.
Aklım ermez ahret eğlencesine.
Saygım var insanın düşüncesine
Hayal cennetinin has bahçesine
Yobaz sürüsünü sürdüm de geldim.
İbreti emelim insana hizmet
Eşim bana huri, evim de cennet
Hacıya, hocaya kalmadı minnet
İrbiği, tesbihi kırdım da geldim.
DEĞİLİZ
Minareye çıkıp bize bağırma
Haberimiz vardır, sağır değiliz
Sen kendini düşün bizi kayırma
Sizlerle kavgaya uğur değiliz.
Her yerde biz Hakk'ı hazır biliriz
Olgun insanları Hızır biliriz
Bundan başkasını sıfır biliriz
Tahmininiz yanlış, biz kör değiliz.
Eğer insanlıksa doğru niyetin
Nefsini ıslah et varsa kudretin
Bize lazım değil senin cennetin
Huriye gılmana esir değiliz.
Arapça duaya değiliz mecbur
İster müslüman bil istersen gavur
İnsanı hor görmek en büyük küfür
Buna inanmışız, münkir değiliz.
İbreti, bu hale insan acınır
Ham sofular bu sözlerden gücenir
Aslına ermeyen elbet gocunur
Onu avutmaya mecbur değiliz.
Aşık İbreti'nin bu şiirlerinin üstüne söylenecek söz var mıdır bilinmez!!
Aleviliğin felsefesini çok yerinde anlatmış...
eserlerini dikkatle okumanızı tavsiye ediyorum...
1920-1976 KAYSERİ-İSTANBUL
Aşık İbreti 1920 yılında Kayseri Sarız ilçesinde doğmuştur. Asıl adı Hıdır Gürel olan Aşık İbreti'nin dedeleri Malatya'nın Akçadağ ilçesinden kalkmış, Kayseri'nin Sarız ilçesine bağlı Kırkısrak köyüne gelip yerleşmiş, babasının adı Ali annesinin adı Sultandır. Babası o günün zor koşullarında, at sırtında köy köy dolaşıp meyve ve öteberi satarak geçimini sağlarmış. Rumi 1336, miladi 1920 doğumlu olan Aşık İbreti'ye Hıdır adı konulmuş. Üç yaşına gelince annesini kaybetmiş ve öksüz kalmış, babası evlendiği Hatice isimli ikinci annesinden Ali, Rıza, İbrahim, Sultan, Meryem, adlarında beş kardeşi dünyaya gelmiş. Bunlar halen hayatta olup yaşamlarını İstanbul'da sürdürmektedir. İbreti henüz on yedi on sekiz yaşlarındayken evlenir, hanımı teyzesinin kızı Sultandır. Köşkerlik (ayakkabı tamirciliği) yapar ve giderek ayakkabı üretimiyle geçimini sağlar.
Askere gider 3 yıl askerlik yapar askerde iken babasını kaybeder. Askerlik dönüşü Maraş'ın Afşin ilçesine giderek on sekiz gün gibi kısa bir zamanda biçki, dikiş öğrenen İbreti Sarız'a döner bu sanatını da on sekiz yıl devam ettirir. Bu arada saza söze büyük ilgi duyar okuma merakı artar. Geceleri gaz lambasının ışığında sabahlara dek okuduğu günler olur kendini yetiştirir.
İbreti, bu gayretli çalışmasının yanı sıra peş peşe altı çocuk sahibi de olur, sırasıyla Sultan, Haydar, Hüseyin, Hıdır, Kemal, Gülbeyaz, İbretinin hanesinde yer alır. Ancak kendi adını taşıyan Hıdır henüz 34 yaşında 1992 yılında, eşi Sultan 2000 yılında, büyük oğlu Haydar 2001 yılında Hakk'ın rahmetine kavuşurlar. Diğer çocuklarından Hüseyin İstanbul'da, Sultan Almanya/Altınoluk'ta, Kemal Kanada'da ve Gülbeyaz İngiltere'de yaşamlarını sürdürmektedir.
Çok çocuklu İbreti, geçim darlığı çektiği için çeşitli mesleklere atılır. Saz yapıp satmak, diş çekmek, madencilik, en son fotoğrafçılık gibi işler yapar. Madencilikte yaptığı kazılarda yüzde seksen isabet kaydetmesine karşın ekonomik yetersizlikler nedeniyle bu işi sürdüremiyor. Bulduğu krom, gümüşlü kurşun, madenleri toprak altında kalıyor. Son olarak fotoğrafçılık hizmeti yapmakta olan İbreti Sarız'da elektrik olmadığı için işini zor sürdürüyor.
Daha sonra Elbistan'a göçüyor, burada fotoğrafçılık mesleğini sürdürürken 1967'de patlak veren Elbistan Olayında Alevilere saldıran fanatik bir gurubun saldırısından İbreti de nasibini alıyor. Dükkanı tahrip ediliyor kendisi ise canını zor kurtarıyor tekrar Sarız'a dönüyor ancak geçim darlığı nedeniyle İstanbul'a göçüyor ve 5 Kasım 1976 tarihinde vefat etmiştir.
Aşık İbreti'nin başlıca eserleri şunlardır;
AVAZIM BENİM
Kaşın mihrabımdır, kabem yüzündür
Söylerim çıktıkça avazım benim
Benim kıblegahım iki gözündür
Her vakit sanadır niyazım benim.
Cemalin var iken gerekmez cennet
Cennet için asla eylemem minnet
Sana gönül vermek farz ile sünnet
İşte budur vakit namazım benim.
Tuba dedikleri güzel boyundur
Huri melek derler, senin soyundur
Aşıka cevretmek eski huyundur
Dişi inci, dudak kirazım benim.
Nice aşıkların aklını aldın
Nicesin aşk ile sevdaya saldın
Yer ile bir ettin, benide buldun
Üst üste yıkarak enkazım benim.
İbreti, kapında her zaman kulum
Asla eteğinden kesemem elim
Görmezse gözlerim lal olsa dilim
Senden ayrılamaz bu özüm benim.
GÖRDÜM DE GELDİM
İlme hizmet edip uykudan kalktım
Sarık seccadeyi elden bıraktım
Vaizin her günkü vaazından bıktım
Ramazanı sele verdim de geldim.
Karnım acıktıkça kederim arttı
Hele Hac kaygısı ayrı bir dertti
Paralılar hemen hac'oldu gitti
Şeytanı taşlarken gördüm de geldim.
Dört kitabı koyup torbaya astım
Cennet hurisinden ilgimi kestim
Muskacı hocaya sanmayın sustum
Agzının payını verdim de geldim.
Aklım ermez ahret eğlencesine.
Saygım var insanın düşüncesine
Hayal cennetinin has bahçesine
Yobaz sürüsünü sürdüm de geldim.
İbreti emelim insana hizmet
Eşim bana huri, evim de cennet
Hacıya, hocaya kalmadı minnet
İrbiği, tesbihi kırdım da geldim.
DEĞİLİZ
Minareye çıkıp bize bağırma
Haberimiz vardır, sağır değiliz
Sen kendini düşün bizi kayırma
Sizlerle kavgaya uğur değiliz.
Her yerde biz Hakk'ı hazır biliriz
Olgun insanları Hızır biliriz
Bundan başkasını sıfır biliriz
Tahmininiz yanlış, biz kör değiliz.
Eğer insanlıksa doğru niyetin
Nefsini ıslah et varsa kudretin
Bize lazım değil senin cennetin
Huriye gılmana esir değiliz.
Arapça duaya değiliz mecbur
İster müslüman bil istersen gavur
İnsanı hor görmek en büyük küfür
Buna inanmışız, münkir değiliz.
İbreti, bu hale insan acınır
Ham sofular bu sözlerden gücenir
Aslına ermeyen elbet gocunur
Onu avutmaya mecbur değiliz.
Aşık İbreti'nin bu şiirlerinin üstüne söylenecek söz var mıdır bilinmez!!
Aleviliğin felsefesini çok yerinde anlatmış...
eserlerini dikkatle okumanızı tavsiye ediyorum...