Orijinalini görmek için tıklayınız : Halk ozanı Feyzullah Çınar ''Çamşıhı'dan Gelen Gariban''


dnz_che
22.01.2007, 23:45
Çamşıhı'dan Gelen Gariban

Osmanlılar döneminde, Sivas-Divriği beylerinden İman Bey ile kardeşi Osman Bey tarafından Mahmut Ağa adında birine subaşılığı verilir. Bir vadi gösterilir; »bu vadide köyler oluştur, ziraat yaptır, devletin payını da ver« denilir. Mahmut Ağa, kardeşi ve dedesinin talipleri ile birbirine yakın köyler kurarak bu vadiye yerleşir. Vadiye, dönemin ünlü eşkıyası ve büyük dedeleri olan Eşkıya Karakesici çam ağaçları diktiğinden ötürü »Çamşıhı« derler. Gel zaman git zaman, o köylerde 70’lerden sonra halk müziğine önemli türküler kazandıran Aşık Ali Metin, Mahmut Erdal gibi büyük âşıklar yetişir. Hele Feyzullah Çınar adında bir ozan vardı ki... Çocukluğumda makaralı teyplerde durmadan çalınırdı Feyzullah Çınar’ın türküleri. Ruhi Su ve Aşık Mahzuni’yi de duyardık ama Çınar’da başka bir şeyler vardı sanki. Yumuşak mızrabıyla vururdu sazının döşüne, türkülerini tok ve gür sesiyle söylerdi. Ama bu, Ruhi Su’nun sesi gibi bir gürlük değildi, sanısınız ki nasihat ederdi karşısındakine. En önemli özelliği, deyişlerinin sözlerini eze eze, harf harf duyurmasıydı dinleyenine. Mahmut Erdal’ın dediği gibi, »deyişlerini sanki konuşur gibi söyler«di. Zülfü Livaneli’ye sorarsanız, »halk müziğimizin en güçlü temsilcisi« odur.

1937 yılında Çamşıhı’nın Çamağa köyünde doğdu Feyzullah Çınar. Bağlama çalmayı ve deyişleri cem törenlerinde »dede«lerinden öğrendi. Yöresinde çok sevilen âşıkların türkülerini ve usta malı deyişleri de çocukluğunda öğrendi. 1950’de Ankara’ya geldi. Hamallıktan bakkal çıraklığına kadar her işe girdi. 1966’da Alevi deyişleri o yıllarda fazla ortaya çık(artıl)masa da, bir plak şirketi buldu ve o dönemin »ağır« deyişlerinden »Fazilet«i okudu. »Fazilet« deyişi, yıllar sonra bile birçok halk müziği sanatçısının albümünde yer aldı. Plak epey satış yaptı. 1968’de Spor ve Sergi Sarayında düzenlenen Hacı Bektaş-ı Veli’yi anma gecesine Ruhi Su, Aşık Daimi, Haydar Ağbaba, Ali Ekber Çiçek, Davut Sulari gibi ozanlarla birlikte katıldı. Geceyi izlemeye gelen Paris Üniversitesi’nden Türkolog Prof. Irène Mélikoff, onca ozan arasından en çok Feyzullah Çınar’dan etkilendi. Feyzullah Çınar’la görüşmek istedi ve onu Fransa’ya davet etti. Melikoff, tüm masraflarını karşılayarak Çınar ile birlikte Paris, Bern, Basel, Berlin, Bonn gibi çeşitli Avrupa şehirlerinde konferanslar, radyo ve televizyon programları ile konserlere katıldı. 1971’de Strasbourg’da, »Chants Sacré d’Anotolie, Par Ashik Feyzullah Tchinar« adlı uzunçaları yayınlandı. Albüm, bugüne kadar çok fazla satış yaptı. Daha sonra Türkiye’ye döndü. »Ağır« deyişlerinden dolayı dört kez tutuklandı Çınar. Alevi deyişlerinin yanında yazdığı güncel sözler yüzündendi bu tutuklamalar:

»Feyzullah’ım deme şükür
Şükür diyen kaldı fakir
Ele altın bize bakır
Düştü sosyal adaletten«...

Ankara yıllarında pek çok sanatçıyla tanışmış, özellikle ressam, gazeteci Fikret Otyam’la, yıllar boyu sürecek sıkı bir dostluk kurmuştu. Tanışmalarını şöyle anlatıyordu Otyam: »Mustafa Timisi, yedek subaylığını yeni bitirmişti. Bir kutlama yapıyorlardı. O zamanlar Tuzluçayır’da gecekonduda oturuyordu. Beni de davet ettiler oraya. Yine teybimi kaptım, gittim. Beş altı insan ileride oturuyor, büyük bir salonda. Biz merdivenli bir yerde yukarıda oturuyoruz. Yukarıda oturan, saz çalan adam vardı. Dedeymiş... Çaldı biraz, sevmedim onu. Sonra »orada bir adam daha var« dedim. Öyle bıyıklı, çok güzel bir adam... Daha sazını filan duymadım. »Bu arkadaş da biraz çalsın« dedim. »Destur veriyor musun?« dediler. »He« dedim. Adam saza bir vurdu, fıttıracağım... Kasedi çevirdim. Tabii berikini de kırmak istemiyorum, ayıp olur. Ayrılırken bir ara dedim ki, »Sen kimsin kardeşim?«, »Ben Feyzullah Çınar’ım« dedi. »Ne iş görürsün sen« dedim »İtfaiyedeyim ben« dedi. Cebimden kartımı çıkardım, »Bir ara bana geliver« dedim. Bir gün geldi ve ölene dek bir dostluk kuruldu. Onunla kaydettiğim bantlar altmış saati buluyor.«...

Çınar’ın 1979’da kaydettiği »Hû Dost« adlı plağının kapağını hazırlayan Fikret Otyam, kapaktaki fotoğrafı, Feyzullah Çınar Ceyhan Cezaevindeyken, siyah-beyaz televizyondaki bir programdan çektiğini söylüyor. O günlerde telefonla konuştuklarında, hayatında ilk kez rahat ettiğini, dinlendiğini söylemiş Feyzullah Çınar. Hapisten çıktıktan sonra, Otyam’ın o yıllardaki çevresi sayesinde Ankara Belediyesinde temizlik işlerinde çalışmaya başladı. Hafta sonları türkülerini söylüyor, diğer günler çalışıyordu. Uzun yıllar böyle sürdü yaşamı. 1983 yılında, Kurtuluş Parkı’nda bir bankın üstünde, kalp krizi geçirerek öldü.

Feyzullah Çınar’ın sesi, Çamşıhı’nın en has sesiydi. Garibandı ama sesini duyurmasını bildi. Derviş Kemal’den, Ruhsati’den sakin ama yiğit deyişlerdi söyledikleri. Arguvan’ın yanık uzunhavalarından Alvar’ın güçlü deyişlerine giden yolda, bir deryaydı çaldıkları...

Ulaş Özdemir
Roll Dergisi, Sayı: 3 Ocak 1997

gözdecst
23.01.2007, 02:13
Çamşıhına vardım haraba olmuş
sordum çamşığının yiğidi nolmuş
hiç güzel kalmamışta divriğe dolmuş
sanki dersin divriği ankara olmuş

dilerim sevdiğim haktan bulasın
ellerinden gözlerinden olasın
duvarlar dibinde melül kalasın
ellerinden tutup gezdiren ben olam...

Naci
23.01.2007, 18:15
feyzullah çınarı nasıl tanımam. Kerbela denince aklıma gelen ilk ozandır.

Deli gönül çok açılıp şad olma. Kerbela’da Şah Hüseyin’e baksana. Az mı dinledim , takdir duymamın diğer bir sebebide o katliam dönemlerinde bunları söylemesi.

KoCGiRiLi_
23.01.2007, 22:08
duymamak olur mu Koca Dervişi .....

aykudgöksun
03.02.2007, 15:02
çocukluğum tuzluçayır'da geçti.ankaralılar bilirler tuzluçayırı orda feyzullah çınar parkı vardı ve de üstadın bir heykeli vardı.büyüyene kadar üstadın heykelinin yanında oynardık.sonrdan sonradan dinlemeye başladım .şimdi hep ne zaman çocukluğumu hatırlasam feyzullah çınarın o elinde sazla büyük heykeli gözlerimin önüne gelir.

rockçı turna
03.02.2007, 15:18
Aşık Yener öter dalda
Gönlüm yurtseverlik solda
Dönmez hak bildiği yolda
Kızılbaş mı karabaş mı :wink: