Orijinalini görmek için tıklayınız : KÜrt Sorunu Ve KomÜnİst Tutum Üzerİne


sendiren
31.01.2007, 00:40
KÜRT SORUNU VE KOMÜNİST TUTUM ÜZERİNE



Kürt ulusal sorunu onlarca yıldır bu toprakların en sıcak gündem maddelerinden biri olmuştur ve de hala olmaya devam etmektedir.Bu toprakların en eski halklarından olan Kürtlerin hala kimlik sorunu yaşamasını tartışmak dururken orta yerde hala bu kimlik mücadelesinin sonuçları tartışılıp durulmaktadır.Demokratik geleneklere sahip olmayan ve demokrasinin bir yaşam biçimi haline dönüşmediği ülkelerde genelde yaşanan sorundur bu durum.Nedenlerle uğraşılıp tartışılmaz ve ortadan kaldırılmaya çalışılmaz.Sonuçlar ile uğraşılır ve tartışılır.Kürt ulusal sorunu açısından da durum aynen böyledir.
Ortadoğunun bu en eski ve yerleşik kültürü olan halkı ne acıdır ki , hala kimliksel tanıma sürecinde bulunmaktadır.Ve de kendini baskı altında tutan,toprakları işgal altında olan egemen ulus ve devletlerce.Sömürgeciliğin en katmerlisini yaşayan ve yaşamakta olan bu halkın aşağı yukarı 150 yıla yakın bir süredir bağımsızlık mücadelesi verdiği bilinmektedir.Bugüne kadar irili ufaklı onlarca isyan üretmiş ve yaşamış olan bu halk en son isyanını en azından Anadolu toprakları üzerinde 1980 li yıllarda kitlesel kalkışmalara da varabilecek bir düzeyde yaşamıştır.Hala bu isyan ve kalkışma bugün yani 2007 de de sürmektedir.
Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı sorunları aşağı yukarı 70-80 yıldır yine bu ülke ilerici-devrimci demokratları ve komünistlerince tartışılmaktadır.Ama sorunu dar bir çerçeve de ele almak onu darlaşma ve sığlaşmaya doğru sürükleyebilir.Öte yandan sorunu sadece bu sınırlar çerçevesinde görmek ve de emperyalist kapitalizmin rolü ve parçalara bölünmüşlükten uzak tartışmaya kalkmak yine aynı düzeyde sorunu anlayamamıza ve darlaşmaya neden olabilir.Bu açıdan soruna her bakışta ister yukardan ister aşağıdan bakalım bu ön tespitleri yapmak zorunludur.
Giriş

Kürtler yukarda da belirttiğimiz üzere bu toprakların en eski halklarındandır.Aynı zamanda yerleşik halklarındandır.Mezopotamya dan başlayıp kuzeyde Ermenistan –Gürcistan’a kadar çok geniş bir saha da yerleşmiş olan bu halk Müslümanlaştıktan sonra ve sonrasında Anadolu’nun Türkleşmesi ile birlikte tipik feodal kültürün getirdiği koşullarda ulusal anlamda sorun yaşamamışlardır.Hatta Osmanlı ile birlikte sunni mezhebinden olmalarından dolayı koruyup kollanmışlar ve özellikle Osmanlının doğu seferlerinde temel vurucu gücü olmuşlardır.Bu anlamıyla ulusal uyanış ve kapitalizmin ulusal ve uluslar arası ölçekte gelişimine kadar özerk yapısını korumuş bir idari-mali yapıya sahiptir Kürdistan.Ne zaman ki, Osmanlı çöküş sürecine girmeye başlamıştır ve başta Avrupa yakasında ulusal kurtuluş hareketleri gelişmeye başlamış ve tek tek başarılar elde edilmeye başlanmıştır, Kürtlerinde bu uyanış ve bağımsızlık mücadelesinde yer alma sürecine başlamıştır.Emperyalist kapitalist entegrasyon içine dahil olan Osmanlı Kürtler üzerine mali-idari açıdan daha fazla gitmeye başlamıştır ki,bu ulusal uyanışın baskıya karşı direnişle at başı gitmesini koşullamıştır.
Arap ulusal hareketlerinin de Osmanlıyı zorlamaya başlaması ve emperyalistlerin bu hareketleri desteği karşısında giderek daralmaya ve çöküşe giden imparatorlukta İslami motiflerin yerini ulusal motifli İttihat Terakki vs güçler almaya başladıkça ulusal hareketlerin daha bir kendini hissettirmeye başladığını karşılıklı görmek mümkündür.Her ne kadar yine de büyük Osmanlı düşleri kurulsa da zamanla bunun yerini mevcudu korumak kaygısına dönüştüğünü görüyoruz.Büyük Osmanlı düşünün bir parçası ve adımı olarak girilen 1. emperyalist paylaşma savaşından yenilgiyle çıkan Osmanlı ve onu temsil eden İttihat Terakki hareketi , artık Osmanlıyı bitmekten kurtaracak son güç olacaktır.Onun devamcısı kadrolar ve filizlenmeye ve semirmeye başlamış burjuvazi artık mevcutla yürümeyeceğini anlamıştır.Beri yandan açık emperyalist kuşatma ve işgal bir ulusal kurtuluş hareketini koşullamıştır.
Bütün bu süreçte ,Kürdistan’ın gerek ekonomik-mali ve gerekse de idari bağımsızlık ve özerkliğini yitirdiğini görmekteyiz.Osmanlının son 60-70 yıllık tarihiyle birlikte başlayan bu süreç emperyalist paylaşım savaşı sonrası hemen hemen tamamıyla özerkliğin yitirildiğini ve ardından Dersim harekatıyla ve kıyımıyla bu sürecin yani sömürgeci zulmün tamamlandığını görmekteyiz.

Sömürge nedir?Kürdistan neden sömürgedir?

Otonomi ya da özerklik tanımıyla başlamakta yarar vardır konuya.Otonomi ya da özerklik,kendi iç hukuk ve maliyesinde bağımsız bir yapıya sahip olup,belli genel bakımdan bir üst devlete tabi olmayı tarif eder.Kürdistan’da Osmanlının son dönemlerine kadar durum aynen böyle idi.Kürt feodal bey ve ağaları , vergi toplayabiliyor,kanun koyabiliyor,mahkeme yapabiliyor vs idiler.Ama dış işlerinde Osmanlıya tabi idiler.Gerek askeri gerek mali gerekse idari anlamda Osmanlı ile bağımlı idiler.Osmanlı tarafından açık askeri-siyasi bir ilhak söz konusu değildi.Bu anlamda Kürdistan,Osmanlının sömürgesi değildi;Osmanlıya bağlı otonom bir yapıya sahipti.
Sömürge ise ,siyasi ve ekonomik ilhak altında olmak demektir.(Klasik sömürge)(Yarı ya da yeni sömürgecilikle karıştırmamak gereklidir.Zira zamanımız emperyalist kapitalizminin temel sömürgeci biçimi yeni sömürgeciliktir.Ya da ekonomik-siyasi bağımlılık yaratarak işbirlikçi tekelci kapitalistleri ve devleti aracılığıyla sömürgeci ilişkileri yürütmek yani görünürde siyasi-ekonomik bağımsızlığa sahipmiş gibi görünüp gerçekte her açıdan emperyalist metropollere bağımlılık ilişkisi.Gerçi klasik sömürgeciliğin devri hala kapanmamıştır ve kapanmayacaktır.Irak,Afganistan,Somali ya da bir başka ülkenin işgali,yağmasını bizzat emperyalist metropollerce birinci elden yapmaktadırlar.Bu aslında klasik sömürgeciliğin bittiğini iddia edenlere de tokat gibi bir yanıt olmuştur.)Klasik sömürgecilik ilişkisinde bir bağımlılık astlık-üstlük ilişkisi yoktur.Yeraltı-yerüstü tüm zenginlik kaynaklarıyla birlikte siyasal anlamda tam bir hakimiyet ve yerinde yönetim vardır.Egemen devlet ,tüm kurum ve yapısıyla sömürgeleştirdiği ulus ya da devletin tepesindedir.Her türlü belirleyicilik hakkı egemen devlete aittir.Aracıya ihtiyaç duyulmaz yeni sömürge ya da yarı sömürgeci ilişkilerde olduğu gibi.Gerek kaynakların yerinde elde edilmesinde ve gerekse de bölüşüm-dağıtılmasında,gerekse hukuku ve yönetimiyle ezilen devletin ya da ulusun hiçbir hukuk ve kuralı-belirleyiciliği yoktur.
Kürdistan ve Kürtler ,cumhuriyetin kurulması sürecine aktif katılım sağlamış asli unsurlardan olmuşlardır.Emperyalist paylaşım savaşı sürecinden sonra Kürdistan fiili olarak aslen 4 ana büyük parçaya bölünmüştür.(Ermenistan ve nispeten Gürcistanda kalan parçaları göz ardı ettik şimdilik )Emperyalist çıkarlar gereği sınırların masa başında belirlenmesinden sonra herhalde en büyük kayıp Ortadoğu da Kürtlerin olmuştur.Kuzey de kalan kısımda Anadolu da asli kurucu olan Kürtler , sonrası süreçte tamamen dışlanmış olup bu dışlanmanın sonucunda Şeyh Sait,Ağrı-Zilan ve de en son olarak ta Dersim ayaklanması ile varlıklarını dile getirmeye çalışmışlar ve bu isyanlar kan,şiddet ve kıyımlarla bastırılmıştır.O günlere kadar cumhuriyetin kazanılması uğruna verilen mücadelede Türkiye’nin Türk ve Kürtlerin ortak kurduğu vurgusu yapılan resmi tüm kayıtlar yok edilmiş ya da unutturulmuş olup,
En son Dersim ile birlikte ekonomik ve siyasi ilhak ya da egemenlik-işgal tamamlanmıştır.Kuzey Kürdistan ,Türk egemen sınıflarının ekonomik ve siyasi ilhakı altındadır ve TC nin sömürgesidir bu anlamda.Güneş-dil teorileri ile tek ulus-tek devleti zorla dayatmaya çalışan TC egemen sınıfları ve devleti asli unsur Kürtleri ve de kısmen alevi-kızılbaşları kuruluştan sonra öcü ilan etmiş olup,onlar tarafından gelen tüm talep ve istemleri anti-demokratik yöntem ve biçimlerle ortadan kaldırmaya çalışmıştır.Yok saymak ve tek tipleştirme politikası halen de sömürgeci faşist devletin temel politikasıdır.Bir çok noktada adımlar atılmış olmasına rağmen(ki bunda son Kürt ayaklanmasının zorlayıcılığı temeldir)Kürdistan’ın tüm ekonomik değerlerinin varlığı ve yönetimi ve de öte yandan siyasal yönetimi tümüyle Türk faşist devletinindir.Sonuç olarak Kürdistan,Türk işbirlikçi tekelci kapitalistlerinin ve onların kolektifi olan faşist devletinin sömürgesidir.

sendiren
31.01.2007, 00:41
Kürt Ulusal Sorununun Bugünü

Ulusal sorunun kendisini özetle ve alıntılara boğmadan aktarmanın yanında bugüne de bakış açısı sunmak gereklidir.Bugün on yılların ve yüzyılların birikimiyle üst üste binişmiş sorunlar yumağındaki topraklar üzerinde kürt ulusal uyanışının son 30-40 yıla özel olarak damgasını vurduğunu söyleyerek ilerleyelim.Hangi önderlikler altında olurlarsa olsunlar kürt kimlikli hareketlerin başta Kürdistan olmak üzere batıda da kürt nüfusun olduğu her yerde taban bulup örgütlendiği ve de kendini ifade edecek kanallar yaratıp ilerlediğini görmekteyiz.Son siyasal ve silahlı kalkışma hareketinin kökeni ise 80 Eylülü öncesine dayanmakta ise de esas meyvelerini 80 li yıllar ile birlikte vermeye başlamıştır ve de bu toprakların en çok tartıştığı sorun olmuştur.Bu sorunu gündeme oturtan ve yıllarca da gündemde de tutan elbette ki PKK dir.Bugün artık bu silahlı mücadele sonucudur ki,kürt sorunu uluslar arası gündeme de taşınmış ve öte yandan emperyalist odaklarında biricik gündemlerinden biri olagelmiştir.PKK yi Anadolu için ifade etmiş olsak ta diğer parçalarda özellikle güney Kürdistan da feodal ağa ve beylerce de yılardır yürütülen mücadele ve yine doğu Kürdistan da nispeten daha cılız mücadeleninde uluslar arası gündeme oturmasında özel rolleri olduğunu teslim etmek gereklidir.Zira Saddam ve sonrasın da da Irak işgali ve Irak taki son gelişmeler ve emperyalist merkezlerin uzun vadeli çıkarları fiili bir Kürdistan oluşumunun da önünü açmıştır.Ama biz yine konumuza yani kuzey Kürdistan merkezli değerlendirmelerimize geri dönelim.

PKK nasıl bir harekettir?

PKK,kurulduğu yıllarda ML olduğunu iddia eden bir ulusal kurtuluş hareketi olarak doğmuştur.kurulduğu yıllardan itibaren dar milliyetçi bakış açısının verdiği tüm handikapları devrimci-demokrat ve komünist hareketlere de yansıtmış olup,ciddi bir devrimci iç çatışmanın da haksız ve hukuksuz taraflarından biri olmuştur.Sığ milliyetçi bakış açısı zaten kendi başına anti-Marksist Leninist olduğunu tanıtlamaya yeterde artar bile.Ulusal kurtuluş hareketi olmak,sınıf mücadelesini red etmek ya da proleter devrimci bir hareket olmayı yadsımak anlamına gelmez.Ama PKK de bu kapsayıcılık sınıf hareketinden uzaklaşmanın ya da sınıf hareketi olamamanın gerekçesi haline getirilmiştir.
PKK aslında iddia ettiği gibi hiçbir zaman komünist olmadı ve olamaz.Gerek kurulduğu zaman ve gerekse de sonraki pratiği de bunun kanıtıdır.Devrimci hareketlerle yarış içine girmekle hatta yer yer çatışmalara girmekler beraber ;yer yer toprak ağaları ve çeşitli aşiretlerle kurduğu yatay ve dikey ilişkiler aslında bugünün işaretlerini vermekte idi.Sosyalist devrimci hareketin dünya çapında revaçta olduğu ve de Anadolu’da da rağbet gördüğü yıllarda gerek söylem ve gerekse de proğram olarak bu zemini temel alması çokta şaşırtıcı değildir aslında.80 eylülünün buldozer misali işçi sınıfı ve emekçi hareketini düzeltmesi ve de aynı zamanda kürt hareketini de hedeflemesi kaçınılmaz idi.Zira 24 ocak kararlarının ve İ
MF direktiflerininin başka türlü uygulamaya konulması olanaksızdı.Faşist darbe devrimci hareketi biçtiği gibi ulusal hareketi de biçti.Ama bundan en az yara alan hareket zamanında konumlanmış olan PKK oldu.
Cezaevi direnişleri ve bunun dışarıda yansımaları ile Ağustos atılımı Kürt ulusal kurtuluş hareketi açısından dönüm noktası oldu.Bu hareketin kıvılcımı ve ateşinin bu derece yükselebileceği ve yankı bulacağı sanırız faşist devletin bile hesap edemediği ve küçümsediği birt mecradan buralara kadar geldi.Bunda elbette mevcut koşulların ve uluslar arası koşullarında payı olduğunu söylemek gereklidir.Bu ciddi devrimci çıkış ,yığınsal karşılığını da bulmakta da gecikmedi.Faşist devletin hareketin kendisini ciddiye almaması ve kayıtsızlıkla karşılaması da hareketin gelişmesinde en az Kürtlerin on yıllarca ezilmelerine karşılık ve karanlığın ucundaki ışığa yönelmeleri de etkili oldu.Hareketin bu kadar geniş yankı bulması sadece faşist devlet tarafından şaşkınlıkla karşılanmadı.Bizzat PKK de bu kadar yoğun ilgi beklemiyordu sanırız.Ki sonraki süreçte bunu doğrulayan açıklamalara rastlamak olanaklıdır.
Bu olumsuz koşullarda ki bu çıkış tüm devrimci kamuoyunun takdirini kazandı.PKK ye özel bir saygınlık kazandırdı.sonraki yıllarda bunun çok olumsuz etkilerine karşılık buna tavır üretilmemesi gibi sakat yaklaşımlar doğdu.Öte yandan güce tapınmanın sonuçlarıdır aynı zamanda durum.PKK,zaman içinde gerçekten enine boyuna ciddi bir evrim süreci geçirdi.90 lı yılların başı PKK de ciddi kırılmaların yaşandığı yıllar oldu.O zamanda çeşitli vesilelerle dile getirdiğimiz gibi PKK devrimci proğram ve değerlerinden taviz vermeye ,reformist söylemleri derinleştirmeye,söylemde de olsa devrimci-sosyalist değerleri terk etmeye ve adım adım proğramından da uzaklaştırmaya girişti.PKK başından beridir ki pragmatist ve makyavelist bir niteliğe sahipti.Ama bu yıllar PKK nin gerçek niteliğini teorik-politik-ideolojik anlamda sınandığı yıllar oldu.Azınlıkta kalmış bir avuç insanın PKK nin gerçek niteliği üzerine yaptığı çalışmalar ve değerlendirmeler devrimci çevrelerce küçümsendi,kabul görmedi.Fantastik sayıldı.Ama süreç bu bir avuç insanın haklılığını ve doğruluğunu kanıtladı ne yazık ki..Sovyet Rusya’da aslında çok önceleri başlamış dejenerasyon ve geriye dönüş bu yıllarda açık bir biçim kazandı.Tüm dünyada küçük burjuva devrimcilerinde ve sosyalizme eğilimli ulusal kurtuluş hareketlerinde ciddi savrulmalar yaşandı.dünyada ML ve sosyalizm prestij kaybına uğradı.PKK bundan en ciddi düzeyde etkilenen hareketlerden biri oldu.PKK zaten omurgasız bir siyasal ideolojik yapıya sahipti.Şimdi tamamen boşlukta kalmıştır.Ve de liderlerinin ağzından sosyalizm tahlilleri yapılmaya başlanır.Bu sosyalizm tahlilleri o kadar kabadır ki,geriye dönüşler sorunu bile ciddiyetle ele alınmadığı içindir ki Rusya örneğinde olduğu gibi çark etmek o kadar da kolaylaşmıştır.Perestroika ve Glastnost sanki PKK için gerekli imiş gibi bir değerlendirme yapmış olsak şaşırtıcı olmamalıdır.PKK artık her şeyi sorgulamaya ama nasıl sorguladığına bakmaksızın sorgulamaya başlamıştır.Din sorunundan tutalım da kadın sorununa,sosyalizmden sınıf hareketine kadar ciddi savrulmalar ve kırılmalar başlamıştır artık.Artık PKK gerçek ve reel tek harekettir.Ondan ötesi boş ve hiçtir

sendiren
31.01.2007, 00:41
PKK bu süreçten sonra sosyalist-devrimci söylemi tamamen bırakmıştır.Arada ifade etmeleri bir yana ve de proğramlarından sonradan çıkaracakları bir iki söylem dışında.Din sorununa pragmatizmin damgasını vurduğu bir söylem ve pratik vardır artık.Dine yaklaşım ve egemenlerin dini kullanma çabasını boşa çıkarmak adına şekillendirdikleri politikalar dini nasıl egemenler kullanıyorsa kendilerinin de kullanma haklarının olduğuna ilişkindir.Bunun için özel örgütler kurmuşlardır bile.Kürdistan İmamlar Birliği vs gibi.Diğer devrimci sosyalist komünist örgütlere yukardan bakış egemen anlayış olagelmiştir.(Gerçi bu durum 84 lü yıllardan sonra egemen anlayıştır ama ,90 lı yıllarda derinleşmiş ve bir çizgi halini almıştır.)Dini siyasal sömürgeci egemenler gibi kullanma adına yer yer dinsel motifli karektere bürünmekten kaçınmayan bir harekettir PKK artık.Hatta dini daha doğru bildikleri ve de Muhammed’in devrimciliğini vurgulayan yazı ve makalelere bile rastlanır olmaktadır.
PKK’deki bu kırılma noktalarından en önemlisi belki de 90 lı yılların sonu ve yeni bir yüzyılın başlangicinda ortaya çıkmıştır.PKK artık yakalanan önderini kurtarmanın peşindedir.Ve de diğer yandan gerek programında ve gerekse pratik politikalarındaki temel vurgusu demokratik konfederalizm gibi ne idüğü belirsiz bir program yerini almıştır.Artık bağımsız birleşik devrimci Kürdistan proğramının terk edildiği yıllara meydan okurcasına ,reformizm egemenliğini tamamen açığa çıkarmıştır.Artık silahlar daha net olarak reformlar uğruna patlatılacaktır.Aslında bağımsız birleşik devrimci Kürdistan programına başından beridir inanmayan PKK açısından sorun çözülmüştür.

Silah Reformlar uğruna kullanılabilinir mi?

Bunu PKK örneğinde adım adım izleme olanağımız oldu aslında.PKK aslında en yakın deneyimdir.Uzaklara gitmeye gerek yoktur.PKK demokratik konfederalizm söylemini 2000 li yıllarda üretmemiştir.Bunun kaynağı ;PKK nin kendisidir.PKK aslında genel olarak sosyalist devrimci kimliğe hiçbir zaman sahip olmamıştır.PKK nin pragmatist yapısı söylemlerine birebir yansıdığından yükselen değerler sistematiği ne ise,PKK ona doğru eğilip bükülmüştür.PKK tarihine kısaca bir göz atmak bunun için yeter de artar bile.Rüzgarın yönüne göre yelken açmakta usta olamamış olsa idi PKK eminiz ki bugünlere gelmesi kolay olmazdı.
PKK silahı reformlar uğruna kullanan bir harekettir.Bu durum çok net bir biçimde açığa çıkmıştır.Silahlı her hareket devrimci değildir.Yada sisteme yönelen her hareket devrimcidir gibi bir değerlendirme yapılamayacağı gibi silah kullanan her hareketin devrimci olacağı gibi bir yanılsama içinde olunmamalıdır.Bizler bunu 90 lı yıllarda söyleyince herkes bize gülüyordu.PKK nasıl olurda bir yandan silahlarıyla sisteme darbe vuracak öte yandan bırakınız sosyalist-devrimci olmayı reformist olacak.Ama tarih bizi haklı çıkardı.Bugünkü gelişmelere baktığımızda devrimci hareketler cüretle ve açıkça ifade edemeseler de,bizimle aynı kanaati paylaşmaktalar.Zira silah kullanmak devrimin-devrimciliğin tek ve net göstergesi değildir.(Komünistlik-sosyalistlikten değil devrimcilikten bahsediyoruz)Bunun bir çok örneği var dünyada.Örneğin silahla kazanılan Nikaragua devrimi seçimle karşı-devrime teslim edilmişti.(bugün onun sanki telafisi oluyormuş gibi seçimi sandinistler kazandı!!!)Silahlar ya da silahlı mücadele aslında demokratik konfederalizm gibi düzen içi çözümlenecek bir programa endekslenirse yanıt nettir.Yada silahlı mücadeleyi Saddam rejimine karşı yıllarca özerklik-otonomi için kullanan güneyli Kürtleri düşünün bir kez.Silahlı mücadele , bir hareketin devrimci olup olmadığını tek başına belirlemek için yeterli bir kanıt sayılamaz.Bir bütün olarak program,strateji,taktikler,eylemsel içerik ve aktiviteler vs vs her biri diyalektik bütünlük içinde ele alınıp değerlendirilmek zorundadır.Bunların hepsi yan yana getirildiğinde ve değerlendirildiğinde PKK nin bugün dün olduğu gibi bugün de silahları bağımsız birleşik devrimci Kürdistan gibi devrimci bir talep için değil ;reformist hedefleri için kullandığı açığa çıkacaktır.Tüm söylemleri ve programatik degisimleri bizim için yeterli bir kanıt sunmaktadır.
Demokratik konfederalizm sistem içi halledilebilecek bir hedeftir.PKK bugün silahları bunun için patlatmaktadır.Demek ki , silahlar reformist düzen içi talepler için kullanılabilir imiş.

PKK ve Kürt Ulusal Mücadelesi Aynımıdır?

Kürt Ulusal mücadelesi ve PKK aynı şeyler değildir.Yada daha doğru deyişle ulusların kaderini tayin hakkı temel prensibine birebir karşılık gelmemektedir PKK.Kürtler ve onların ulusal kurtuluş mücadelesi sadece PKK ye endeksli değildir ve olmamalıdır.En başta nihai kurtuluş amacına yönelmiş olan komünist devrimciler açısından bu kesinkes böyledir.Ezilen ulus komünistleri devrimci komünist birlikte mücadeleden yana tavır koyarak ve de ezen ulus komünistlerinin de ayrılma hakları dahil her türden hak ve hukuku varsayarak mücadeleye dahil olmaları şarttır.PKK bugün görünen biçimiyle Kürtlerin genel ulusal temsilcisi gibi görünse de Kürt proletaryası ve emekçilerini temsil etmediği,Kürt ulusal burjuvazisi ve kısmi olarak küçük burjuvazisini temsil ettiği düşünülürse geniş emekçi kesimlerin temsilci boşluğu taşıdığı söylenebilir.zira Kürt proletaryası ve ezilenlerinin ezici çoğunluğunun batıda değişik milliyetlerden sınıfla kaynaştığı düşünülürse söylediğimiz daha da netleşecek ve anlaşılır olacaktır.Kürt emekçi sınıflarının temsilcisi değildir PKK ve olamazda.PKK silahlı reformist,pragmatist,makyavelist bir orta ve küçük burjuva sınıf hareketidir.Doğal olarak kürt proletaryasının gelecek hareketi olamaz.Bu anlamda Kürt ulusunun gerçek kurtuluşunun temsilcisi değildir ve olamaz da.
Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını tanımak ve destek olmak ile pratik politik bir hareketi desteklemek arasında farklar vardır.Açı farkı vardır.Politik hareketleri desteklemek kayıtlı ve koşulludur.Daha önceki makalelerimizin çoğunda bunu belirttiğimiz ve destek koşullarını ortaya koyduğumuzdan yeniden belirtmeden PKK’nin bugün bu anlamda faşist devleti geriletmek ve ona darbe vurmak dışında özel desteklenebilir bir yönü olduğunu düşünmekteyiz.Ama bu söylediğimizi Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkını savunmak ve onun destekleyicisi olmak ile eş anlamlı olmadığını söylemeliyiz.PKK ve güney Kürdistan temsilcileri aynı potada ve yerde olmasalar dahi emperyalizmin dolaylı etki alanlarına girdiklerini söylemekte boyun borcudur devrimci komünistler açısından.

Özcesi Komünist Tutum Ne Olmalıdır?

Aslına bakarsanız yukarıdaki değerlendirmelerimiz de kendi başına neler yapılması gerektiğini ve tutumumuzun ne olması gerektiğini ele vermektedir.Kürt sorunu daha öncedekinden daha bir çetrefilli bir hal almış olmaktadır.Şimdi sorunun kendisini güney ya da doğu kürdistandan bağımsız düşünmek ve ele almak kesinlikle olanaksız hale gelmiştir.Emperyalist kapitalizm ve başta ABD olmak üzere Kürtler ve sorun üzerinden daha uzun süre politikalarını yürütmeye çalışacak gibi görünüyor.Bu anlamda gerek güneyde gerekse de kuzey kürdistan’da ulusal ve uluslar arası düzeyde komünist devrimci liderliğin önemi daha da öne çıkmış bulunuyor.Bu liderliği dar milliyetçi,reformist ve kolayca güdülebilecek hareketlerin yapamayacağı açıktır.Komünist devrimcilerin billur , net bakış açılarına daha çok ihtiyacın olduğu kesinlikle gün gibi açıktır.
Ulusal hareket ve onun şu anda görünürdeki temsilcileri ile emperyalist kapitalizm ve küçük burjuva devrimciliği ile yürütülen ideolojik-teorik mücadelenin önemi tartışılmazdır.Bugün bu daha çok öne çıkmış bulunmaktadır.Zira gerek gelişmeler ve gerekse de sorunun yakıcılığı ve liderliklerin durumu bu anlamıyla daha fazla rol biçmektedir komünist devrimcilere.Nihai çözüm yolu ile birlikte yürütülecek ideolojik-teorik-politik tartışmaların önemini kavrayarak ilerlemek mutlak zorunluluktur.Gerçek kurtuluş ve nihai çözüm sosyalizm ve komünizmdedir.









www.anadoluisyani.tr.cx


sendiren

Devrimci Marksist
31.01.2007, 12:12
Burada yazılanların hepsi doğru bile olsa Türk Devletine faşist diyerek makale tüm inandırıcılığını yitiriyor. Marksist olmaya çalışanlar kendilerini geliştirmezse ne marksizm ne toplum gelişir. Türkiye'yi Pinochet Şili'siyle ya da Hitler Almanya'sıyla aynı kefeye koyana gülerler, ancak ben devrimci dostlarıma gülmeyi değil onlarla diyaloğu tercih ederim. lütfen düşmanlarımızı güldürmeyin, saygılar.

Bakır
01.02.2007, 15:43
sayın sendiren pkk marxist-leninist ve ateist olsa desteklermiydin?

çok merak ediyorum doğrusu...

birde kürt sorununa türk komünistleri mi yoksa kürt komünistlerimi ya da her ikisi de beraber mi öncülük etmeli?
TKP şeyh sait isyanını gerici ilanı edip kınamış ve ezien kürt ulusunun değil T.C. devletinin yanında yer almışdır.o yüzden soruyorum?

'bir içsavaşda proleteryanın ideal partisi SAVAŞAN Partidir' LENİN.

tuncerbio
01.02.2007, 16:36
sendiren güzel bir yazı olmuş ama p-- ile ilgili yazı yazmak forum kurallarınca yasak bence oradan p-- yi silip silahlı mücadele eden kürt grubu ya da yapısı yazabilirsin....
Burada yazılanların hepsi doğru bile olsa Türk Devletine faşist diyerek makale tüm inandırıcılığını yitiriyor. Marksist olmaya çalışanlar kendilerini geliştirmezse ne marksizm ne toplum gelişir. Türkiye'yi Pinochet Şili'siyle ya da Hitler Almanya'sıyla aynı kefeye koyana gülerler, ancak ben devrimci dostlarıma gülmeyi değil onlarla diyaloğu tercih ederim. lütfen düşmanlarımızı güldürmeyin, saygılar.

tc faşist karakterli bir devlettir ve faşizan karekterin en büyük olgusu ordusudur...örneğin tüm devrimciler 80 darbesini afc (askeri faşist cunta) olarak nitelendirir...milli güvenlik kurulu,devlet güvenlik mahkemesi ,yaş gibi kavramlar sadece bu tip ülkelerde görülen kurumlardır demokratik değillerdir...yine devletin temel ideolojisini oluşturan kemalizm sol karekterlerini tamamen yitirmiştir....vb...kısacası tc faşist tir bunu bu konuda tarışmayalım istersen topik aç istersen özelden tartışalım...

devrimciler bu sorunda kürt ulusal hareketinin ilerici yönlerinin desteklenmesi gerektiği fakat kurulacak ülkede yine ezen -ezilen çelişkisinin ortaya çıkacağı için gerçek çözümün sınıf mücadelesinde olduğunu belirtirler...(aşağıdaki yazıyı foruma daha önce eklemiştim kaypakkayının hayatıyla ilgili topiğe)
‘’kürt milli hareketi ,ezilen bir ulusun hakim bir ulusun hakim sınıflarına karşı mücadelesi olarak ilericidir ve demokratik bir muhteva taşır biz bu muhtevayı kayıtsız şartsız destekleriz……..fakat öte yandan kürt burjuvasinin ve küçük toprak ağalarının gerici ve milliytçi emlerine karşı mücadele ederiz.türk hakim sınıfı lehine her türlü eşitsizliğe ve imtiyaza ,milli azınlıklara yönelen her türlü baskı ve zulme karşı mücadele ederken ;milli azınlığın burjuva ve toprak ağalarının milliyetçi emelleriyle mücadele edilmezse ,bu kez başka bir milliyetçilik ,kürt milliyetçiliği güçlendirilir;kürt proletaryasının sınıf bilinci burjuva milliyetçiliğinin sisleriyle karartılır.kürt işçileri ve köylüleri miliyetçiliğin kucağına itilir kürt ve türk emekçileri arasındaki dayanışma baltalanır….’’ ( Kaypakkaya seçme eserler 196)
__________________

bolşevik
01.02.2007, 16:52
kürt sorununa türk komünistleri mi yoksa kürt komünistlerimi ya da her ikisi de beraber mi öncülük etmeli?TKP şeyh sait isyanını gerici ilanı edip kınamış ve ezien kürt ulusunun değil T.C. devletinin yanında yer almışdır.o yüzden soruyorum?

'bir içsavaşda proleteryanın ideal partisi SAVAŞAN Partidir' LENİN.

Türk komünistleri bu konuda hadlerini bilmeli ve buna öncülük edenler tabiki Kürt komünistler olmalıdır. Bizim ne haddimize onlara bir ülke sunmak. Hem böyle bir şey öznel irade ister ve bunu da gerçekleştirecek olanlar Kürt komünistlerdir.Bize düşen ise onları desteklemektir...

SAYGILAR

spartacus
01.02.2007, 16:54
sayın sendiren pkk marxist-leninist ve ateist olsa desteklermiydin?

çok merak ediyorum doğrusu...

birde kürt sorununa türk komünistleri mi yoksa kürt komünistlerimi ya da her ikisi de beraber mi öncülük etmeli?
TKP şeyh sait isyanını gerici ilanı edip kınamış ve ezien kürt ulusunun değil T.C. devletinin yanında yer almışdır.o yüzden soruyorum?

'bir içsavaşda proleteryanın ideal partisi SAVAŞAN Partidir' LENİN.

Ulaş kardeş. Eğer senin açından bir sakınca yoksa istersen ben sana cevap vermeye çalışayım.
Türkiyeli komünist veya devrimci parti(lerinin) isim olarak Türkiye ile başlamasında bir sakınca görmüyorum. Burda kastım TKP değildir, genel manada bakış açısı sunuyorum.
Merkezi devlet sisteminin olduğu ülkelerde ulusların kendi milliyetlerine göre örgütlenmesi yerine ortak bir örgüt altında sınıf kardeşliğine göre örgütlenmesi doğrudur. Bu anlamda mesele kürt veya türk komünisti olma meselesinden çıkıyor. Bir örgütün adının Türkiye ile başlaması o örgütün Türk olduğu manasına gelmez. Çünkü komünist partiler enternasyonal boyutta bir coğrafyayı temsil ederler. Komünizme giden yolda her ülkenin komünist partisi faşizmin ve kapitalizmin zincirini kendi bulunduğu coğrafya da kırıp ortak bir hedef yönelirler. Sonra sınırlar, diller, dinler sönüp gidecektir. Küçük bir not düşmekte yarar vardır. BuŞeyh Sait isyanının iki muhtevası vardır. Bir tarafı ilerici yan öbür tarafı gerici yön. İlerici olan bir ulusun üzerindeki baskılara karşı çıkıp o hakları isyanla araması demokratik muhteva taşır. Ancak kurmak istediği sistemin dini öğeler taşıması ise gerici yandır. İngiliz emperyalizmiyle dirsek temasında bulunması onun gerci yanıdır. Bu yanların ise amansız düşmanı oluruz.

KomünistAlevi
01.02.2007, 17:26
sayın sendiren pkk marxist-leninist ve ateist olsa desteklermiydin?

çok merak ediyorum doğrusu...

birde kürt sorununa türk komünistleri mi yoksa kürt komünistlerimi ya da her ikisi de beraber mi öncülük etmeli?
TKP şeyh sait isyanını gerici ilanı edip kınamış ve ezien kürt ulusunun değil T.C. devletinin yanında yer almışdır.o yüzden soruyorum?

'bir içsavaşda proleteryanın ideal partisi SAVAŞAN Partidir' LENİN.

Ulaş Yoldaş,

Şeyh Sait isyanını kendine yakın görmen açıkça beni çok şaşırttı...Şeyh Sait isyanı gerici bir isyandır bunu inkar edemeyiz...Şeyh Sait isyanında Dini içeriklerin önemini hepimiz çok iyi biliyoruz...Bu isyanı savunmak Marksist-Leninist düşünceye nekadar yakındır?

Kürtlerin herzaman için ezilen bir ulus olduğunu biz Devrimciler dile getirdik bu forumda ve halende bu düşüncemizi savunuyoruz...Ama Şeyh Sait isyanı benim için hiçbirşey ifade etmiyor...Ayrıca sevgili Yoldaş Spartacusunda belirtmiş olduğu gibi İngiliz Emperyalizmine yakın olmak ve işbirliği yapmak sana nekadar samimi geliyor? Ayrıca; isyan sırasında kullanılan silahların hepsi hamidiye alaylarından kalma silahlardır..Bu da İngizler'in bu isyani desteklediklerini, yardımda bulunduklarını net bir sekilde ortaya koymaktadır...

Ayrıca,
PKK nın bugünkü halinin Marksist-Leninist bir çizgi ile alakası yoktur...Marksist-Leninist fikirlerden ayrıldıklarını kendileride beyan etmişlerdir...

Ayrıca,
Kürt halkının kaderini ve geleceğini ancak İbrahim Kaypakkaya' nın görüşleri ile çözebileceğimize inanıyorum...Ülkemizde ki her kökenden,milletten olan Bilinçli proleter yığınları ile bu sorunu hallediceğimize inanıyorum...Kürt ,Türk önemli değil, önemli olan bilinçli Türkiye proletaryasının hareketidir...

Saygılarımla...

tuncerbio
01.02.2007, 18:36
sayın sendiren pkk marxist-leninist ve ateist olsa desteklermiydin?

çok merak ediyorum doğrusu...

birde kürt sorununa türk komünistleri mi yoksa kürt komünistlerimi ya da her ikisi de beraber mi öncülük etmeli?
TKP şeyh sait isyanını gerici ilanı edip kınamış ve ezien kürt ulusunun değil T.C. devletinin yanında yer almışdır.o yüzden soruyorum?

'bir içsavaşda proleteryanın ideal partisi SAVAŞAN Partidir' LENİN.

ulaş ın şeyh sait isyanı gibi gerici bir zihniyetin savunması garibime gitti ,o dönemde var olan ayaklanmalarda islami tarikatlarin özellikle nakşilerin ve nurcuların rolü açıktır ve ilerici hiçbir talepleri yoktur..

Türk komünistleri bu konuda hadlerini bilmeli ve buna öncülük edenler tabiki Kürt komünistler olmalıdır. Bizim ne haddimize onlara bir ülke sunmak. Hem böyle bir şey öznel irade ister ve bunu da gerçekleştirecek olanlar Kürt komünistlerdir.Bize düşen ise onları desteklemektir...

SAYGILAR


komünistleri türk ya da kürt olarak nitelemek zaten komünizmin enternasyonal vasfına karşı duruştur...biz türkiyeli komünistler ya da devrimciler demeyi daha uygun görüyoruz....

bolşevik
01.02.2007, 19:36
Zaten öyle ; ama gaflet anıma gelmiş olsa gerek, hoş olmamalıydı çünkü unutulmayacak bir şey, galiba arkadaşın yazısı aklımda kalmış, öyle demişim. Çünkü esas olan öncelikle komünistlerin birliği ve sonrasında işçilerin...

Bakır
01.02.2007, 19:50
BuŞeyh Sait isyanının iki muhtevası vardır. Bir tarafı ilerici yan öbür tarafı gerici yön. İlerici olan bir ulusun üzerindeki baskılara karşı çıkıp o hakları isyanla araması demokratik muhteva taşır. Ancak kurmak istediği sistemin dini öğeler taşıması ise gerici yandır. İngiliz emperyalizmiyle dirsek temasında bulunması onun gerci yanıdır. Bu yanların ise amansız düşmanı oluruz.

güney kürdistanda şex mahmud'un önderliğinde ingiliz emperyalizmine ve arap monarşisine karşı ve doğu kürdistan'da pehlevilere karşı sımko liderliğindeki isyanlarda mı ingilizlerin desteği ile çıkdı????fransız ve ingilizler güney kürdistandaki kürtlerle bağlantı kesilsin diye demiryollarını ve sınırları kapatmışlardır.yani onlar türkiye safındaydı...

Ulaş Yoldaş,

Şeyh Sait isyanını kendine yakın görmen açıkça beni çok şaşırttı...Şeyh Sait isyanı gerici bir isyandır bunu inkar edemeyiz...Şeyh Sait isyanında Dini içeriklerin önemini hepimiz çok iyi biliyoruz...Bu isyanı savunmak Marksist-Leninist düşünceye nekadar yakındır?

koçgiri ve dersim isyanında da dini öğeler var.kürt alevi isyanlarını meşru sünni kürt isyanlarını haksız göstermek kürt halkını bölmekden başka bir işe yaramaz...koçgiri isyanını başlatan nuri dersimi ve baytar nuride şeyh sait gibi kürt teali cemiyetindendir ki bu daha cumhuriyet kurulmadan öncedir,bu hareket ilk kıvılcımdır ve şeyh sait ve dersim isyanın ön müfrezesidir...
Kürtlerin herzaman için ezilen bir ulus olduğunu biz Devrimciler dile getirdik bu forumda ve halende bu düşüncemizi savunuyoruz...Ama Şeyh Sait isyanı benim için hiçbirşey ifade etmiyor...Ayrıca sevgili Yoldaş Spartacusunda belirtmiş olduğu gibi İngiliz Emperyalizmine yakın olmak ve işbirliği yapmak sana nekadar samimi geliyor? Ayrıca; isyan sırasında kullanılan silahların hepsi hamidiye alaylarından kalma silahlardır..Bu da İngizler'in bu isyani desteklediklerini, yardımda bulunduklarını net bir sekilde ortaya koymaktadır...

oğuzhan kardeş sen şu olayı biliyormusun... kürt teali cemiyeti örgütünün hukuki işlermlerinin bitmesinden sonra başkan seyit abdulkadir,emin ali bedirhan saidi nursi ve mehmet şükrü sekban,istanbuldaki amerikan.fransız ve ingiliz komiserliklerini ziyaret ederek örgütün amacı hakkında görüşmeler yaparlar.
saidi nursi ve amerikan komiseri arasında öz olarak şu konuşma geçer:''saidi nursi kürdistanın dış dünya ile irtibatının sağlanabilmesi için denize bir kıyısı olması gerektiği düşüncesindedir.amerikan komiseri wilson prensiplerine göre bunun mümkün olamayacağını zira kürdistanın büyük bir kısmını içine alan bir ERMENİSTAN Cumhuriyeti kurulacağını bildirir.
saidi nursinin cevabı ilginçtir.''kürdistan eğer sahillerde bulunsaydı drinotlarızla bu kararı tatbik edebilirdiniz.ama kürdistan dağlarına sizin drinotlarınız çıkamaz''
yoldaş,güney kürdistanda şex mahmud'un önderliğinde ingiliz emperyalizmine ve arap monarşisine karşı ve doğu kürdistan'da pehlevilere karşı sımko liderliğindeki isyanlarda mı ingilizlerin desteği ile çıkdı????
resmi tarihe göre dersim isyanın arkasında da sovyetler vardı bunadamı inanıyorsun???

yoldaş TKP nin şeyh sait isyanını kınaması onun t.c. devleti tarafından illegalleştirilmesine engel olmamışdır ki ben o yüzden o örneği verdim peki onlarca kürt isyanı yaşandı diğerlerine neden destek olmadı da kendisini karanlığa iten devletin yanında olup onu güçlendirdi.

ulaş ın şeyh sait isyanı gibi gerici bir zihniyetin savunması garibime gitti ,o dönemde var olan ayaklanmalarda islami tarikatlarin özellikle nakşilerin ve nurcuların rolü açıktır ve ilerici hiçbir talepleri yoktur..

o zaman alevi kürt isyanlarına da gericidir senin mantığına göre.nakşi ve nurcu kürtlerin bağımsızlık ve özgürlük tutkuları yokmudur?sana göre bağımsızlık ve özgürlük birşey ifade etmiyorsa saygı duyarım.

spartacus
02.02.2007, 00:03
Sevgili Zaza ulaş.
Ulusal meseleleri irdelerken konuya iki açıdan yaklaşmak gerekir. Bir demokratik boyutu iki gerici boyutu. Demokratik muhteva taşıyan yönler desteklenmeli, diğer gerici yönler ayıklanmalıdır.
Şeyh Said isyani en ciddi Kürt isyanlarından biridir. Ulusun üzerindeki baskılara karşı ve ulusal uyanış anlamında demokratik istemleri vardır. Ama buna rağmen ne olursa olsun, kürt isyanı olması sebebiyle sınıf bilinçli proleterya bu isyanın gerici yönlerini görmemesi manasına gelmez.

"1925 Şeyh Sait İsyanı “milli” karakterlerinin yanında, bir de feodal karakterleri vardır: O zamana kadar kendi başlarına hükümran olan feodal beyler, merkezi otoritenin bu hükümranlığı tehdit etmeye başlaması üzerine, bu otoriteyle çatışmışlardır. Feodal beyleri merkezi otoriteye başkaldırmaya iten esaslı etken budur. Kürt burjuvazisinin “kendi” iç pazarına hakim olma arzusu ile feodal beylerin kendi başlarına hükümranlık arzusu, Türk hakim sınıflarının elinde tuttuğu merkezi otoriteye karşı birleşmiştir. Köylü kitlelerinin geniş ölçüde bu hareketlere katılmalarının sebebi ise, amansız milli baskılardır." (Kaypakkaya Seçme eserler)
Şeyh Said'in kurmak istediği sistem modeli sosyalist bir devlet değildi. Said Nursi fikri temelinde bir devlet biçimi tasarlıyordu. Nakşibendicilik temelinde yükselen bu hareketin bu gerici yönü nasıl inkar edilebilir? En ufak ilerici yanı olmayan Nakşibendiciliği devrimcilerin savunması düşünülemez. Sırf kürt hareketi olduğu için, bu isyanın gerici yönleriyle uzlaşmak ezilen ulus milliyetçiliğine götürür. Sınıf bilinçli proleterya, 17 Ekim devriminden sonra ezilen ulusların kurtuluşunu komünist saflarda görür. Yani burjuva devrimlerinde olduğu gibi ulusal sorunları artık burjuvazi çözümlemez. Dolayısıyla böylesi bir isyanın gerici yönü gözlerden uzak tutulamaz. İngiliz emperyalizmiyle dirsek teması söylemime gelince, burda kullandığım sözcüğe çok dikkat etmen gerekirdi. Dikkat edersen ingiliz emperyalizmi destekli demek yerine dirsek teması sözcüğünü kullandım. Çünkü bu dönem içerisinde İngiliz emperyalizmi Kürdistan üzerine önemli hesap kitap yapmaktadır. Bu doğrultuda Şeyh Sait'e silah yardımı yaptığı iddia edilir. Bu ilişki ingiliz emperyalizmi destekli olmaktan ziyade, karşılıklı bir pragmatizmdir. Yani karşılıklı çıkar ilişkisidir. İmralı çizgisinden sonra PKK ile ABD arasındaki dirsek temasıda bu şekilde zuhur etmiyor mu? Bütün bu ilişkiler ulusal hareketlerin doğasında vardır. Ulusal hareketleri emperyalizm çağından sonra komünist hareket gibi algılamak doğru değildir.
Sonuçta Şeyh Sait isyanı feodal aşiret beylerinin, mollaların, şeyhlerin ve toprak ağalarının merkezi devlet otoritesine karşı baş kaldıran harekatıdır. Köylü kitleleri geniş ölçüde bu harekete katılmalarının sebebi amansız milli baskılardır. Sınıf bilincinden mahrum bir isyanın ingiliz emperyalizmiyle dirsek temasında bulunması bu hareketin tabiatına aykırı değildir.
Kemal Burkay da şöyle diyor:
“Feodal beyler, eski hükümranlık iddialarını terketmişler; yani onlar, artık bazı küçük krallıkların tek hakimi olma inatçılığını bırakmışlar, buna karşılık burjuvaziyle ekonomik ve politik alanda işbirliği kurmuşlar. Ağalar, ağa-dedeler, hatta şeyhler ticaret yapıyorlar, topraklarını traktörle işletiyorlar, banka kredilerinde aslan payı onların. Encümen azası, belediye başkanı, mebus, bakan da oluyorlar. Partiler, onların avuçlarında. Şimdi ‘Kürdistan Emirliği’ davası güden bir Şeyh Sait yok; ama meclislerde grup sözcülüğü filan yapan ‘doçent şeyhler’ var... ”

SivanA SimyacI
02.02.2007, 10:54
TKP artık İP gibi Türk Milliyetçisi olma yolunda hızla ilerliyor yolu açık olsun.

Bakır
02.02.2007, 12:53
sayın spartacus ben o isyanın devrimci ve sosyalist olmadığını ve feodal nitelikde olduğunu biliyorum.ondan öte o isyanın ulusal ve milli özelliklerin yanında dini nitelikleride vardır.baskın olanlarda bunlardır ve bunlar görmezlikden gelinemez.önder ibrahim kaypakkya keşke 1925'lerde yaşasaydıda feodal kürt ulusuna rehber olsaydı...

1.si ben şeyh said isyanına ilerici,devrimci ve sosyalist demedim.
2.sözlerimi çarpıtdınız.ben sadece o kürt isyanını örnek verdim,TKP kınadı ve devletden yana tavır aldı diye ki zaten TKP kürt isyanlarının hiçbirinde kürt halkının değil biricik devletinin yanında olmuşdur.
3.sü ben şuan ki türk komünistlerini değil o zamanın türk komünistlerini hedef aldım.
4.sü şeyh said isyanında dış mihraklar yokdu.
1925'de şeyh said'in oğlu ali rıza tebriz'de ki britanya konsolosluğuna giderek bağımsız kürdistan meselesini görüşmek için londra'ya gitmek istemişdir.
britanya elçisi konsolosluğa şu yazıyı gönderir.''kuşkusuz bağımsız bir kürdisan devletinin kurulmasıyla veya özerkliği teşvik etmesi veya bunu sorumluluğunu almanın majestleri hükümetinin politikası dahilinde olmadığının farkındasınızdır!'' zaten 1929 yılında ırak başbakanı kürtlere özerklik talebini ırakdaki ingiliz yöneticiler reddetmişdir.ingilizlerin düşüncesi o zamanlarda türkiyedeki kürtlerin bağımsız olmaları durumu ırakdaki kürtleri etkileyeceği düşücesidir o yüzden destek olma söz konusu bile değildir.günümüzde de tam tersi ırakda ki kürtlerin bağımsızlığı diğer kürtler üzerinde etki oluşturacağına inanlılıyor.
5.si bu isyan sonrası kürt halkı üzerinde asimile ve yok etme politikasına hız verilmiş birsürü kürt sürgünlere yollanmış çoğuda yollarda ölmüşdür.işte TKP t.c. devletinin bu yaptıklarına karşı sürekli onun yanında olup bunları kınamazken t.c. devletinin kürtler üzerindeki politikasını desteklemiş.İbrahim Kaypakkaya'ya kadar türkiye solu bunlarlan hesaplaşmamışdır.belkide bunda en öncü etken türk solunun kemalizm ile bağlarının İbrahim Kaypakkya'ya kadar kesilmemiş olduğudur.
6.sı ortada mazlum bir kürt halkı var TKP ve diğer türk komünistlerinin(TİKKO hariç) bir kürt sorunu olduğu PKK kuruldukdan sonramı akıllarına geldi??
7.si konuyu bir daha okudum ve arkadaşa boşuna soru yöneltdiğim anladım.çünkü 2002 seçimlerinde Mihri Belli ve bir çok türk sosyalisti ve komünisti Dehap listelerinden aday olarak girmişlerdi.bu da kürt sorununa komünist tutumu göstermişdir.diğer arkadaşların yersiz kaygılarına ve heyecanlarına anlam veremiyorum doğrusu...
8.si TKP'nin tutarsızlığı günümüzde halen devam ediyor.kürt katliamcısı saddama antiemperyalist diyorlar.TKP filistin ve ırak sorununa yaklaştığı gibi kürt sorununada o ölçüde yaklaşsa ne de güzel olur...

KomünistAlevi
02.02.2007, 13:30
Ulaş kardeş öncelikle ben hiçbirzaman T.C nin resmi tarihine göre hareket etmedim etmemde...Resmi tarihe göre bakarsak benim isimim yani Komünist olmam benim bir vatan haini olduğumun ispatıdır...Ben bildiklerimi, inandıklarımı savunurum...Senin Şeyh Sait ayaklanmasında ki İngiliz Emperyalizminin yardımını görmemezlikten gelmen beni pek şaşırtmadı...Senin anlattığın sözlerin geçerliliği neyse benimkide odur...

Farkındaysan hiçbir ayaklanmaya sınıfsal proleter boyutta bakmadın...Hep Kürdistan isteği ile baktın...Gerici ayaklanmalara bile saygı duyarım açıklamalarını dile getirdin...Feodal olsun, şu olsun ,bu olsun beni ilgilendirmez dedin...Yeter ki o ayaklanma bir Kürdistan ayaklanması olsun dedin...

Kürdistan hayallerine gerici ayaklanmalar ile asla ulaşamazsın..Ulaşsan bile fotığrafında ki Leninist fikirler ile Kürdistanı yürütemezsin...Kesin ve net tavrını koymalısın dostum...Gerici-İlerici diyebilmelisin, olaya sınıfsal boyutta yaklaşmalısın olayın iç yüzünü araştırmalısın...

Bakır
02.02.2007, 14:01
1806, Baban Aşireti, Abdurrahman Paşa İsyanı

1833-1837, Mir Muhammed (Soran) İsyanı

1843, Bedir Han İsyanı

1855, Yazhan Şer İsyanı

1878-1881, Şeyh Ubeydullah Nehri İsyanı

1919-22, Simko (Ismail Ağa) İsyanı

11 Mayıs 1919, Ali Batı İsyanı

21 Mayıs 1919, Mahmut Berzenci İsyanı

6 Mart 1921, Koçgiri İsyanı

4 Eylül 1924, Beytüşşebab İsyanı

13 Şubat 1925, Şeyh Sait İsyanı

10 Haziran 1925, Nehri İsyanı

7 Ağustos 1925, Reşkotan-Raman İsyanı

Kasım 1925, 1. Sason İsyanı

16 Mayıs 1926, 1. Ağrı İsyanı

21 Ocak 1926, Hazro İsyanı

7 Ekim 1926, Koçuşağı İsyanı

26 Mayıs 1927, Mutki İsyanı

13 Eylül 1927, 2. Ağrı İsyanı

7 Ekim 1927, Bıcar İsyanı

6 Temmuz 1929, İt Resul İsyanı

20 Eylül 1929, Tendürek İsyanı

26 Mayıs 1930, Savur İsyanı

20 Haziran 1930, Zilan İsyanı

21 Temmuz 1930, Oramar İsyanı

7 Eylül 1930, 3. Ağrı İsyanı

24 Ekim 1930, Pülümür İsyanı

Eylül 1930, 2. Mahmut Berzenci İsyanı

Kasım 1931, Şeyh Ahmed Barzani İsyanı

Ocak 1937, 2. Sason İsyanı

21 Mart 1937, Dersim İsyanı

15 ağustos 1984, PKK

oğuzhan ben kürt milliyetçisi falan değilim.abdullah öcalan'da şeyh said meselesinde sizinle aynı fikirde,bunu savunma metninde görebilirsiniz...peki yukarıdaki isyanların hangisi gerici ve ilerici söylermisin?

spartacus
02.02.2007, 14:39
Ulusal hareketler kapitalizmin şafağında olgunlaşmıştır. Esas hedefleri kendi pazarın hakim olmaktır. Genel olarak ulusal hareketlerin hemen hemen hepsi burjuva bir hale bürünür. Her anlamda köşeye sıkışmış olan milli burjuvazi, pazara hakim olmak için kendi taleplerini halkın talepleri gibi gösterip kendi halkını da arkasına alır.
Şeyh Sait isyanında bunu net olarak görebiliyoruz. Feodal mollalar ve aşiret ağaları kurtuluş savaşındaki aldatılmışlığın ardından merkezi otoritenin dayatılmasından rahatsızlık duymuşlardır. Zaten dikkat edilirse tüm Kürt isyanları verilen sözlerin yerine getirilmemesi üzerine ceryan etmiştir. Ve hepsi üç aşağı beş yukarı aynı süreçte patlak vermiştir.
Emperyalizm çağında ulusal hareketlerde değişimler görülmüştür. Kapitalizm döneminde olduğu gibi tek başına konulara vakıf olamıyor. Dolayısıyla ulusal hareketler Milli Demokratik Devrim perspektifiyle ancak tam bağımsız bir karekter kazanabilir. Emperyalizm milli burjuvaziyi de baskı altında tutmaktadır. Milli burjuvaziyi başkan Mao kendi arasında iki kategoriye ayırmaktadır. Buna göre Şeyh sait isyanı milli burjuvazinin sağ kanadını oluşturmaktadır. Bu anlamda anti emperyalist bir hal kazanmamaktadır. Buna göre ingiliz emperyalizmiyle dirsek temasına bulunması yadırganacak bir olay değildir. Şeyh Sait'in anti emperyalist bir tutumuna şu ana kadar rastlamış değilim. İngilizlerle bir takım dialokları ve yazışmaları mevcuttur. Zaten o da çok iyi biliyor ki, onların rızası alınmadan böylesi bir devletin kurulması hayaldi. İngiltere o süreçte bir kürdistan'ın kurulması fikrine sıcak bakmadığı için oyalamacı tutum sergilemiştir.
Şeyh Sait isyanı tartışılırken meselenin demokratik ve gerici yanları tartışılmalıdır. Meselenin bir başka ayağı olan ingilizle ilintisinin ön plana çıkarılması gerekmez. Kaldı ki, kimse yüzde yüz bir şey söyleyemiyor. Zaten bu tür dirsek temasları protokoller üzerine bir imzayala karara bağlanmadığı için ispatlanması da zordur. Şu an siz PKK ile ABD arasındaki dirsek temasını yüzde yüz açıklayabilir misiniz? Ama fiili duruşları veya aralarındaki dolaylı ilişki (PKK'nin gel bu sorunu çöz demesi) bu teması hissettirir. Şeyh Sait'in duruşu da böyledir. Kaldı ki, meseleyi bu boyutda tartışmak Türk şövenizminin işine yarar. Ulusal mücadelelerin haklılılığını karartmak amacıyla bu tür ilişkileri "dış mihraklar" olarak adlandırıp meselenin özünü saptırır.

usLanmaz62
02.02.2007, 15:44
Dönem itibariyle dini öğeler üst düzeydedir.

Peki dini olguları yüksek olan bir milletin özgürlüğe hakkı yokmudur?

1938 Dersim isyanı dini inançlardan ne kadar uzaktır?

KızılBant
02.02.2007, 16:21
Kürt ulusal hareketi artık günümüzde pkk hareketinin de etkisiyle gelişmiştir. Köylerde türbanla gezen Kürt kızları pkknin ulusal bilinci kuvvetlendirmesi ve sosyalizmi kısmende olsa (Sosyalizmi tam olarak öğretmedi hatta bu alanda çok eksiği var) öğrettiği için türbanını çıkardılar. Pek çok Kürt eskiden aşırı dinciyken ulusal hareket ile yurtseverlik bilinciyle dini değerlerin sömürü aracı olduğunu gördüler. Bu açıdan halkı aydınlatan bir hareket oldu Kürt halkını şekillendirip ulusal kimlik kazandırıldı.

Dersim, Ağrı, Sason gibi pek çok isyanlardan sonra en son 12 Eylülün baskıcı rejimine ilk darbeyi pkk hareketi tepkisini koydu faşist gerici rejime isyan byrağı açıldı ve kürt ulusal hareketindeki en son ve en etkili çağdaş tepkiyi gösterdiler.

Kemal Pir Ordu doğumlu Karadenizli ve Kürt değildir. Pkk nin kurucularındandır. Bugünde pek çok Türk kökenli gerilla mevcut ayrıca süryani, yezidi gibi halklardan insanlar ve ender de olsa değişik ülkelerden (Alman, İspanyol vs) enternasyonelist bilincde insanlar gerillaya katılmışlardır.

Ancak günümüzde marksizm-lenizmden uzaklaşmış ve ulusal kurtuluş hareketine dönüşmüştür ancak ginede sağ ve dinci gruplara mesafelidir.

Savunulmayacak yanlarıda var tabiki pek çok kez sert şekilde masum insanlarında canına kastetmişlerdir. Bunları savunmak doğru olmaz. Ancak herşey karşılıklı felsefesini benimseyen bir örgütün bu şekilde davranması yanlış olmakla birlikde doğaldır.

PKK yi desteklemiyorum, çözümünde Türk ve Kürt halklarının ortak mücadelesinden geçtiğini biliyorum. Ayrışma topluma fayda getirmez Türk ve Kürt halkları ortak şekilde faşizme karşı mücadele etmemiz gerekiyor. Bu açıdan Komünist partilere büyük görev düşüyor.

tuncerbio
02.02.2007, 16:27
Kemal Pir Ordu doğumlu Karadenizli ve Kürt değildir. Pkk nin kurucularındandır. Bugünde pek çok Türk kökenli gerilla mevcut ayrıca süryani, yezidi gibi halklardan insanlar ve ender de olsa değişik ülkelerden (Alman, İspanyol vs) enternasyonelist bilincde insanlar gerillaya katılmışlardır.

.

Kemal Pir ordu doğumlu aslen gümüşhaneli bir türktür ailesi halen orduda yaşar...yine Haki Karel aslen ordulu ve türktür ve p-- nın kurucularındandır...(yaklaşım olark iyi bir noktayı yakalamışsın ...)

KızılBant
02.02.2007, 16:35
Forumda bu konuları tartışmak yasak ancak şöyle bir durum var biz burada düzgün şekilde tartışabiliyorsak bu önemli bir gelişmedir. SOnuçta Türkiyenin bir gerçeğidir. Bu açıdan buradaki tartışma ortamındaki seviye güzel ve bende fikirlerimi beyan etmek istedim.

Halkların birlikde yaşadığı bir demokratik Türkiye herkesi mutlu edecektir.

Bakır
02.02.2007, 16:39
sonuç olarak pkk kimsenin adını ağzına bile almaya çekinip korkduğu bir ülkenin yurtseverliğini yapmış ve insanların adeta utanarak kaçtığı ulusal özelliklerinin gerçeğini ortaya çıkarmışdır.

pkk'nın en büyük hedefi türk burjuvazisinin kürdi bölgelerinde ki tek sosyal ve siyasal dayanağı olan türk olmayı sınıf çıkarına daha yatkın gören türkleşmiş hain kürtleri ortadan kaldırmakdı.örneğin susurluk kazasında sağ kurtulan ve bir çok seçimde faşist partilerden aday giren sedat bucak da bir kürtdür.pkk'ya karşı para karşılığında savaşan köy korucularıda kürtdür.işte bu tabaka kürt ulusunun mücadelesinde düşmandır.bu da pkk'nın ırkçı bir parti olmadığının göstergesidir

KızılBant
02.02.2007, 16:44
Osmanlı döneminde Hamidiye alayları vardı onlar günümüz Köy korucularıdır. Örgütlenme tarzı aynıdır. Bu açıdan pek çok pislik işi, köy yakmayı katliamları bizzat yapan Köy korucuları ve Özel Timlerdir. Hatta özel timler para karşılığı insan öldürdüklerinden bu adamlar gidip Kürt köylerini yakıyor ve olayların büyümesini istiyorlar.

KomünistAlevi
02.02.2007, 16:50
Dönem itibariyle dini öğeler üst düzeydedir.

Peki dini olguları yüksek olan bir milletin özgürlüğe hakkı yokmudur?

1938 Dersim isyanı dini inançlardan ne kadar uzaktır?

Dostum Dini duygular dediğin şeye Komünizm tarafından Marksist-Leninist görüş açısından bakıyoruz biz...Marksist-Leninist öğretide Din bir afyondur o konulara girmemize bile gerek yok...

Ayrıca,
Şeyh Sait isyanı Marksist-Leninist görüşlü Komünistlere göre ise gerici bir isyandır...

Elbette Kürt halkının ezilmesini istemiyoruz, elbette Kürt halkının yaşadığı yok sayılmalar, yaşadığı katliamları biliyoruz ama biz olaya sınıfsal boyutundan bakıyoruz...Yada bakıyorum diyim daha doğru olur...Şeyh Said isyanını savunan Sosyalist görüşlü arkadaşlara soruyorum acaba o ayaklanma başarılı olmuş olsa idi kendinizi Sosyalist ve daha sonrada Komünist bir sistemde mi bulucaktınız?

Bu Şeyh Said isyanını Kürt milliyetçileri savunabilir, dinci Kürt nüfusu bu ayaklanmayı savunabilir ancak bilinçli Sosyalistim diyen birisi bu ayaklanmayı savunamaz...Sırf ezilen halk bunlar diyipte böyle bir ayaklanmayı destekleyemez...Destekler ise ben buna Kürt Milliyetçiliği derim...Ve buda şu anki DTP 'de bulunan çoğu Kürt insanının görüşüdür...Yani her ayaklanmaya her isyana haydi Kürdistan haydi Kürdistan diyip sınıfsal boyutuna bakmıyor...Asıl amacı Kürdistan kurulsunda bizi sömüren olursa olsun, din ile uyutulursak uyutalım ağalar aşiretler olursa olsun görüşüdür...Ve ben bunada Kürt Milliyetçiliği derim...

Kürt sonuna en garanti çözüm ise İbrahim Kaypakkaya' nın yolundan gitmektir...Bilinçli Türkiye Proletaryası ile Komünistleri ile her etnik kökenden bilinçli emekçi yığınları ile bu işi kökünden çözebileceğimize inanıyorum...

KomünistAlevi
02.02.2007, 16:53
sonuç olarak pkk kimsenin adını ağzına bile almaya çekinip korkduğu bir ülkenin yurtseverliğini yapmış ve insanların adeta utanarak kaçtığı ulusal özelliklerinin gerçeğini ortaya çıkarmışdır.

pkk'nın en büyük hedefi türk burjuvazisinin kürdi bölgelerinde ki tek sosyal ve siyasal dayanağı olan türk olmayı sınıf çıkarına daha yatkın gören türkleşmiş hain kürtleri ortadan kaldırmakdı.örneğin susurluk kazasında sağ kurtulan ve bir çok seçimde faşist partilerden aday giren sedat bucak da bir kürtdür.pkk'ya karşı para karşılığında savaşan köy korucularıda kürtdür.işte bu tabaka kürt ulusunun mücadelesinde düşmandır.bu da pkk'nın ırkçı bir parti olmadığının göstergesidir

İlk satırda yazdıkların sanırım Apo'ya ait...(Abdullah Öcalana)

Hain kürtleri ortadan kaldırmak ise neden zorunlu askerlik görevini yerine getiren Erleri vuruyor PKK?

Yada köylerde bulunan öğretmenleri, doktorları neden vuruyor PKK?

Yani maksat hain Kürtleri yok etmek ise neden namlular askerlere,orda ki memurlara, yada orda ki Halklara döndü?

Merak ettiğim taraf budur...

Bakır
02.02.2007, 17:02
İlk satırda yazdıkların sanırım Apo'ya ait...(Abdullah Öcalana)

Hain kürtleri ortadan kaldırmak ise neden zorunlu askerlik görevini yerine getiren Erleri vuruyor PKK?

Yada köylerde bulunan öğretmenleri, doktorları neden vuruyor PKK?

asıl amcı odur.evet PKK genel başkanı Abdullah Öcalan'ın aklımda kalan sözleri...

erlerin içinde faşist mi var sosyalist mi PKK bunu nerden tespit etsin?? mümkünmüdür??erler gitmesin askere o zaman.öncekis sene bir er PKK safına geçmişdi zaten...isteyen istediği safda olabilir...

mit ve özel timin yaptıkları kadar ahlaksız değil.bizim sivasda halkın sevdiği bir çavuşu öldürecek kadar şerefsiz özel tim...o dediğin katliamların çoğunu devlet yapıp pkk'nın üzerine yıkmakdadır.hakimlerin evlerine bomba attıran bizzat komutanlardır..bunlar ispatlanmış şeyler

hangi olayı kastettin doktor ve öğretmen cinayetleri derken???

ben yazımda kürt ulusunun kendi iç çelişkisine dikkat çekdim...

usLanmaz62
02.02.2007, 17:07
O halde şöyle sorsam; Ben teistim,komünizmin bana getirisi nedir?Beni asimile edicek bir akımı ben neden destekliyim?

Şeyh Sait in ne kadar tutucu olduğunu bende biliyorum.Seyit Rızanın, Şeyh Sait ile yollarını ayırmasının sebebi de zaten bu tutuculuktur.

Filistindeki Müslüman direnişi desteklememeniz gerekiyor bu durumda.Çünkü Filistindeki mücadele Orta Doğunun en şeriatçı örgütleri tarafından yapılıyor.

ABD nin Afganistan ve Irak taki işgallerine seyirci kalmanız gerekiyor o zaman.Çünkü çağdaş dünyanın en gerici halkları arasında bu ülkelerin halkları bulunuyor.

Olası İran işgalinde duruma seyirci kalmanız gerekiyor o halde.Ülkedeki dini rejim Komünizme taban tabana zıt değilmi?

KızılBant
02.02.2007, 17:13
Gerçek komünistler dini insanların kişisel problemi olarak görür. İnsanlar aniden bu olguyu aşamazlar zaman içinde aşılır.

Ölüm oruçlarında ölüm orucunda olan bazı sünni kökenli devrimcilerin aileleri kara çarşaflı şimdi o insanları dışlamak doğru olmaz. O karaçarşaflı analar hepimizden daha devrimci ve eylemlere katılıyorlar. Gerekli mücadeleyi yapıyorlar Komünizmi destekliyorlar ancak dini inanclarıda var Allaha inanıyor ve namazları eksiltmiyorlar.

İnsanları kazanmaya bakmalıyız insanların dini inancları zenginliktire Komünistler insanları zorlamazlar ancak aydınlatmaya çabalarlar. Kürt hareketinde de islama önem verenlerin olması doğaldır ancak bu insanları kazanıp aydınlatmak önemlidir.

Bakır
02.02.2007, 17:15
arkadaşlar PKK barış istiyor.o yüzden ateşkes ilan etti.

kimin terörist olduğunu şemdinli'de gördük...

T.C devleti bu ateşkes sürecini görmezden gelerek türkiye halklarına en büyük kötülüğü yapıyor...BARIŞI yok ederek!türk ırkçılığını körükleyende devlettir

tuncerbio
02.02.2007, 17:22
O halde şöyle sorsam; Ben teistim,komünizmin bana getirisi nedir?Beni asimile edicek bir akımı ben neden destekliyim?

Şeyh Sait in ne kadar tutucu olduğunu bende biliyorum.Seyit Rızanın, Şeyh Sait ile yollarını ayırmasının sebebi de zaten bu tutuculuktur.

Filistindeki Müslüman direnişi desteklememeniz gerekiyor bu durumda.Çünkü Filistindeki mücadele Orta Doğunun en şeriatçı örgütleri tarafından yapılıyor.

ABD nin Afganistan ve Irak taki işgallerine seyirci kalmanız gerekiyor o zaman.Çünkü çağdaş dünyanın en gerici halkları arasında bu ülkelerin halkları bulunuyor.

Olası İran işgalinde duruma seyirci kalmanız gerekiyor o halde.Ülkedeki dini rejim Komünizme taban tabana zıt değilmi?

filistinde mücadele edilen şey dünyanın en tehlikeli gerici gücü olan siyonizmdir ve zaten bu yönüyle ilericidir...1950 ler itibariyle başlayan filistin israil savaşının ilk örgütleyicisi fhkp c ve fkö dür ki (aynı tabana hizmet ederler) sovyet destekli hareketler olup asıl yapılanmaları sosyalisttir bu dönemde türkiyeli devrimciler filistinde onlarla beraber savaşmış ve eğitim vermişlerdir ...bir halkın bağımsızlık savaşıdır ve desteklenmelidir bunu bugün hizbullahın yönlendirmesi tüm dünya devrimcilerinin eksikliğinden kaynaklanmaktadır...

ırakta olan şey işgalci emperyalistlere karşı bir direniştir ama ülke içinde etnik köken ve dini inanışlardan kaynaklı olarak iç savaş ortamı mevcuttur komünistler zaten yeterince bölgede güçlü olsaydı bütünlükçü demokratik ırak için gerekli adımlar atılırdı ki saddamın ırağında ya da bugün kü durumda sosyalist olduğunu açıkça ifade edip çalışma yapmanın zorluğunu siz düşünün...

önemli olan ülkedeki rejimin komünizme zıt olması değil ortamda insanlığa karşı işlenen bir suç olmasıdır eğer ülkede demokratik kurumlar mevcut değil ya da güç süz ise emperyalizme karşı duruşlarının desteklenmesi ve devrimci grupların güç kazanmasının sağlanması esastır....

Bakır
02.02.2007, 17:28
filistinde mücadele edilen şey dünyanın en tehlikeli gerici gücü olan siyonizmdir ve zaten bu yönüyle ilericidir...1950 ler itibariyle başlayan filistin israil savaşının ilk örgütleyicisi fhkp c ve fkö dür ki (aynı tabana hizmet ederler) sovyet destekli hareketler olup asıl yapılanmaları sosyalisttir bu dönemde türkiyeli devrimciler filistinde onlarla beraber savaşmış ve eğitim vermişlerdir ...bir halkın bağımsızlık savaşıdır ve desteklenmelidir bunu bugün hizbullahın yönlendirmesi tüm dünya devrimcilerinin eksikliğinden kaynaklanmaktadır...

doğru ama PKK'yı da unutmamak gerekir.çünkü PKK 1983 yılındaki israil in lübnan işgalinde 12 şehit vermişdir.bekaa vadisindeki kampları arap yoldaşlarla beraber savunmuşlardır ki zaten FHKC PKK ya demokratik ünvanı vermişdir...

spartacus
02.02.2007, 17:34
Gerçek komünistler dini insanların kişisel problemi olarak görür. İnsanlar aniden bu olguyu aşamazlar zaman içinde aşılır.

Ölüm oruçlarında ölüm orucunda olan bazı sünni kökenli devrimcilerin aileleri kara çarşaflı şimdi o insanları dışlamak doğru olmaz. O karaçarşaflı analar hepimizden daha devrimci ve eylemlere katılıyorlar. Gerekli mücadeleyi yapıyorlar Komünizmi destekliyorlar ancak dini inanclarıda var Allaha inanıyor ve namazları eksiltmiyorlar.

İnsanları kazanmaya bakmalıyız insanların dini inancları zenginliktire Komünistler insanları zorlamazlar ancak aydınlatmaya çabalarlar. Kürt hareketinde de islama önem verenlerin olması doğaldır ancak bu insanları kazanıp aydınlatmak önemlidir.

Din esaslarına göre devlet kurmakla, insanların allaha inanmalarını birbirlerine karıştırmamak gerekir. Bu hatayı İran sürecinde devrimciler ve komünistler yaşamadılar mı? Humeyni'nin anti-amerikancı olması nedeniyle devrimcilerin Humeyni'yi desteklemeleri çok ağır sonuçlar doğurdu. Humeyni iktidara geldiğindeki ilk icraatı komünistleri-devrimcileri asmak veya hapislere koymak olmuştur. Bugün Irak işgali sırasında Sadr'ın anti-amerikancı oluşu onun gerici yönleriyle uzlaşacağımız manasına gelebilir mi? Daha da kötüsü onun kuracağı rejim kapitalizmi mumla aratır.
O halde bir sorunu ele alırken ilerici ve gerici yanlarını ortaya koymak gerekir.
Kaldı ki, her ulusal hareket her şart altında desteklenir diye bir kural yoktur.
Örneğin Lenin Çeklerin 20.yüzyılın başındaki ulusal hareketini gerici bulduğu için desteklememiştir.

tuncerbio
02.02.2007, 17:35
doğru ama PKK'yı da unutmamak gerekir.çünkü PKK 1983 yılındaki israil in lübnan işgalinde 12 şehit vermişdir.bekaa vadisindeki kampları arap yoldaşlarla beraber savunmuşlardır ki zaten FHKC PKK ya demokratik ünvanı vermişdir...


zaten kimse anti demoktratik olduğunu iddda etmedi sadece milliyetçi çizgide hareket ettiğini söylüyoruz biz ...şatillada türkiyeli devrimciler üstüne düşeni yapmıştır zaten onlarcası çatışmalarda yaşamını yitirmiş tutuklanmış yada avrupaya kaçmak zorunda kalmıştır hatta mossad tarafından başına ödül koyulanlar dahi vardır...

usLanmaz62
02.02.2007, 17:36
filistinde mücadele edilen şey dünyanın en tehlikeli gerici gücü olan siyonizmdir ve zaten bu yönüyle ilericidir...1950 ler itibariyle başlayan filistin israil savaşının ilk örgütleyicisi fhkp c ve fkö dür ki (aynı tabana hizmet ederler) sovyet destekli hareketler olup asıl yapılanmaları sosyalisttir bu dönemde türkiyeli devrimciler filistinde onlarla beraber savaşmış ve eğitim vermişlerdir ...bir halkın bağımsızlık savaşıdır ve desteklenmelidir bunu bugün hizbullahın yönlendirmesi tüm dünya devrimcilerinin eksikliğinden kaynaklanmaktadır...

ırakta olan şey işgalci emperyalistlere karşı bir direniştir ama ülke içinde etnik köken ve dini inanışlardan kaynaklı olarak iç savaş ortamı mevcuttur komünistler zaten yeterince bölgede güçlü olsaydı bütünlükçü demokratik ırak için gerekli adımlar atılırdı ki saddamın ırağında ya da bugün kü durumda sosyalist olduğunu açıkça ifade edip çalışma yapmanın zorluğunu siz düşünün...

önemli olan ülkedeki rejimin komünizme zıt olması değil ortamda insanlığa karşı işlenen bir suç olmasıdır eğer ülkede demokratik kurumlar mevcut değil ya da güç süz ise emperyalizme karşı duruşlarının desteklenmesi ve devrimci grupların güç kazanmasının sağlanması esastır....

Benim bu konuların üzerinde durmamın sebebi Zaza_Ulaş ın aldığı tepkiden dolayıdır..

Bakın Zaza_Ulaş ne demiş:
TKP şeyh sait isyanını gerici ilanı edip kınamış ve ezien kürt ulusunun değil T.C. devletinin yanında yer almışdır

O halde TKP nin yaptığı bu tutuma yanlış dememiz gerekir.

hevall
02.02.2007, 18:23
Sendiren güzel bir makele olmuş

"....PKK silahlı reformist,pragmatist,makyavelist bir orta ve küçük burjuva sınıf hareketidir.Doğal olarak kürt proletaryasının gelecek hareketi olamaz..."

tespitine de sonuna kadar katılıyorum.

KomünistAlevi
02.02.2007, 18:50
asıl amcı odur.evet PKK genel başkanı Abdullah Öcalan'ın aklımda kalan sözleri...

erlerin içinde faşist mi var sosyalist mi PKK bunu nerden tespit etsin?? mümkünmüdür??erler gitmesin askere o zaman.öncekis sene bir er PKK safına geçmişdi zaten...isteyen istediği safda olabilir...

mit ve özel timin yaptıkları kadar ahlaksız değil.bizim sivasda halkın sevdiği bir çavuşu öldürecek kadar şerefsiz özel tim...o dediğin katliamların çoğunu devlet yapıp pkk'nın üzerine yıkmakdadır.hakimlerin evlerine bomba attıran bizzat komutanlardır..bunlar ispatlanmış şeyler

hangi olayı kastettin doktor ve öğretmen cinayetleri derken???

ben yazımda kürt ulusunun kendi iç çelişkisine dikkat çekdim...

Böyle sözler söyleyerek bir yere varamayız Ulaş kardeş...

Bu ülkede zorunlu olarak askerlik yapıldığını ve yapmak birisi zorunlu olarak askerliği yapmak istemediği zaman ne denli cezalara mahkum bırakıldığını hepimiz çok iyi biliyoruz...

Kendi ağzınla söyledin Türkiyede bulunan hain Kürtleri temizlemek için PKK kuruldu diye bende sana sordum ki: Neden askerlere(erleri) köylerde bulunan öğretmenlere, memurlara,hemşrilere ve halka kurşun sıkıyor ?

Ama senin verdiğin cevap pekte tatminkar ve doyurucu bir cevap değil...Sen gitmişsin bana özel harekatçıların,mit lerin, jitemlerin gerçekleştirmiş olduğu katliamları ,vahşetleri anlatmışsın....Sen beni hiç takip etmedin mi forumda ben bu sözleri yazdım diye beni topa tutan insanları Faşist kafalıları hiç görmedin mi?...Ben zaten biliyorum bu yapılanları...Mit,Jitem,Özel Harekatçılar ben biliyorum bu yapılanmaların ne mal olduğunu...

Bana sadece sorduğum 1 cümlelik sorunun cevabını ver...

Ayrıca PKK yı neden bukadar kendine yakın görüyorsun şu zamanda anlamış değilim:pinch: Marksizm-Leninizm desen eyvallah ama oda yok:)PKK nın Kürt Milliyetçiliğine varan terör hareketlerini nasıl olurda görmemezlikten gelebilirsin(iz)?

KomünistAlevi
02.02.2007, 19:16
KızılBant,
Gerçek komünistler dini insanların kişisel problemi olarak görür. İnsanlar aniden bu olguyu aşamazlar zaman içinde aşılır.

Ölüm oruçlarında ölüm orucunda olan bazı sünni kökenli devrimcilerin aileleri kara çarşaflı şimdi o insanları dışlamak doğru olmaz. O karaçarşaflı analar hepimizden daha devrimci ve eylemlere katılıyorlar. Gerekli mücadeleyi yapıyorlar Komünizmi destekliyorlar ancak dini inanclarıda var Allaha inanıyor ve namazları eksiltmiyorlar.

İnsanları kazanmaya bakmalıyız insanların dini inancları zenginliktire Komünistler insanları zorlamazlar ancak aydınlatmaya çabalarlar. Kürt hareketinde de islama önem verenlerin olması doğaldır ancak bu insanları kazanıp aydınlatmak önemlidir.

usLanmaz62,
O halde şöyle sorsam; Ben teistim,komünizmin bana getirisi nedir?Beni asimile edicek bir akımı ben neden destekliyim?

Şeyh Sait in ne kadar tutucu olduğunu bende biliyorum.Seyit Rızanın, Şeyh Sait ile yollarını ayırmasının sebebi de zaten bu tutuculuktur.

Filistindeki Müslüman direnişi desteklememeniz gerekiyor bu durumda.Çünkü Filistindeki mücadele Orta Doğunun en şeriatçı örgütleri tarafından yapılıyor.

ABD nin Afganistan ve Irak taki işgallerine seyirci kalmanız gerekiyor o zaman.Çünkü çağdaş dünyanın en gerici halkları arasında bu ülkelerin halkları bulunuyor.

Olası İran işgalinde duruma seyirci kalmanız gerekiyor o halde.Ülkedeki dini rejim Komünizme taban tabana zıt değilmi?

Sevgili Canlar inanın ikinizede ayrı ayrı cevap vermek isterdim ancak Spartacus nickli üyemiz gereken cevabı vermiş...Bende farklı şeyler yazamazdım zaten...Spartacusa çok teşekkür ediyorum.

Sosyalistlerin/Komünistlerin bu isyanı savunamayacaklarını dile getirmeye çalışıyoruz...Kürt halkını savunursunuz,Dünyadaki ezilen bütün halkları savunursunuz ancak yeni bir Devlet düzeni kurulurken Dini temelli bir Devlet düzenini savunamazsınız...

Uslanmaz62 arkadaş,
Dikkat ettiysen eğer topik başlığına Kürt Sorunu Ve Komünist Tutum diyor...Yani Sosyalist/Komünist ilkeler ile kurtulaşa ulaşabileceğini savunan insanların görüşleri bildiriliyor ve görüşülüyor...Komünistler gidipte Dini temelli bir ayaklanmayı yada feodal yapılı bir ayaklanmayı yada aşiretlerle dolu bir ayaklanmayı veya ayaklanmaları desteklemez...

Sevgili KızılBant,
Dediğin gibi Komünistler inanan insanları kendilerine birer düşman olarak görmezler (bende Hakka inanıyorum çünkü)...Ama gidipte Dini yönü ağırlıklı olan bir ayaklanmayı yani Şeyh Said ayaklanmasını yani Gerici ayaklanmayı Komünistler savunmaz...Çünkü bu ayaklanmayı savunurlar ise bu ayaklanmanın sahiplerinin kurucakları Kürdistanıda savunmaları gerekir...O Kürdistanın hangi sistem ile işleyeceğini ne siz sorun nede ben söyleyim:wink: :wink: :wink:
Ayrıca insanların ölüm oruçlarını savunmaları için illa ki Komünist olmaları gerekmez...Tecrit Bir İnsanlık Suçudur!....Komünistlerin büyük bir bölümününün Türban yasağını protesto etmeside Komünistlerin Dinci,Yobaz,Milli Görüşçü olduklarının anlamına gelmez...Kişisel bir Özgürlüktür diyebiliyorsa yasak İnsanlık Suçudur diyebiliyorlarsa Ölüm Oruçlarınada illa ki Solculuk kisevesi altından bakmamalıyız...

Herzaman söylediğim gibi Kürt sorununa sadece İbrahim Kaypakkaya'nın metodları ile iyi bir sonuca varabiliriz...

Lazoşa_62
02.02.2007, 19:32
sonuç olarak pkk kimsenin adını ağzına bile almaya çekinip korkduğu bir ülkenin yurtseverliğini yapmış ve insanların adeta utanarak kaçtığı ulusal özelliklerinin gerçeğini ortaya çıkarmışdır.

pkk'nın en büyük hedefi türk burjuvazisinin kürdi bölgelerinde ki tek sosyal ve siyasal dayanağı olan türk olmayı sınıf çıkarına daha yatkın gören türkleşmiş hain kürtleri ortadan kaldırmakdı.örneğin susurluk kazasında sağ kurtulan ve bir çok seçimde faşist partilerden aday giren sedat bucak da bir kürtdür.pkk'ya karşı para karşılığında savaşan köy korucularıda kürtdür.işte bu tabaka kürt ulusunun mücadelesinde düşmandır.bu da pkk'nın ırkçı bir parti olmadığının göstergesidir


Ulaş kardeşim, UKO ,Kawwa ve Kurtuluş örgütleri 1980 öncesi siyasi çizgileri kürt halkının devrim sürecine hazırlamak için faaliyete girdiler.Bu orgütler kendini ilk zamanlarda Türkiyede toplumsal devrimin tek kurtuluş yolu olduğunu savunan Marksist-Lenininst bir çizgide idiler.1980 sonra UKO(Ulusal Kurtuluş Ordusunun) Parti sürecine girmesi ve PKK nın açıklanması ile Diger kürt örgütler asamile edildi ve Marksist-Leninist birçizginin dışına çıktılar. Pkk ilk zamanlarda kürt halkı ile hareket etmekteyken sonradan halktan uzaklaşarak bireysel bir mücadele içine girdiler.

PKK 1985 yıllarından sonra Kendilerini Türkiyedeki Türk ve diger halklardan uzak durup,Kendilerini Bir Dine dayalı bir milliyetçilik içine attılar. 1990 yıllarında Türkiyedeki Kürt olmayan Devrimci hareketlere karşı tavır takınarak Türk solu diye bir kavram ortaya koydular.Çok açı birşeyki Dağlarda Türk solu olarak nitelendirdikleri Gerillalarla çatışmaya ve öldürmeye kadar gittiler. PKK Kürt halkının başımsızlık çizgisinin o kadar tersine düştükü kendi aralarında dahi büyük çatışmalara girip ve ılıman Liderlerini yok ettiler.

Aslında daha çok şeylerde vardır ama ancak doğuda bir kürt olarak yaşamak lazım. PKK ne kadar devrimci ve ne kadar kürt halkının savunuculugunu yapmıştır bilemem ama bildiğim bir gerçek vardırki oda kürt halkı dahada çok ezilmiştir.

bolşevik
02.02.2007, 20:21
Ben bir şey sormak istiyorum: Şimdi biz Kürt sorunu ve Komünist Tutumu tartışıyoruz ve biliyorum ki bir komünistin en önemli ödevlerinden biri olanlardan ders çıkarmak ve bunları aklında tutarak geri adım atmamaktır. Peki kaç kişi Mahabad Cumhuriyeti'ni bilir merak ediyorum.Niçin adı hiç anılmaz, sebebi nedir 330 gün yaşaması mıdır, o zaman biz 1 ay süren Paris Komününü hiç konuşmayalım mı?

Şimdi olayı farklı bir konuma taşıdığımı düşünüyor olabilirsiniz; ama Kürdistan'da kurulan ilk cumhuriyettir bu. Neticede önemli diye düşünüyorum, yani dersler çıkarılabilir...Konuda Komünist tutum da olunca önemli bir yere konmalı diye düşünüyorum, yanlış mı acaba?

SAYGILAR

Bakır
02.02.2007, 23:32
size tek birşey diyeceğim PKK'yı ve kürt sorununu faşist Ağar ve Mit sizden daha doğru görüyor daha yerinde yaklaşıyor...

daha da yazmayacağım bu topiğe çünkü belgeleriyle sunduğum olaylar dahi çarpıtılıyor ki kendi görüşümü nasıl açıklayayım...

biji ağar! :(

aykudgöksun
02.02.2007, 23:33
pkk'nın devlet teröründen fazla şiddet uyguladığını düşünmüyorum.çapraz ateşte kalan biz oluyoruz.artık belli bir milleti değil bir sınıfı proleteryayı korumamız onun için savaşmamız gerekiyor.ama insanlar ya geçmişte yapılanları kabul etmiyor yada görmezden geliyor.bu durumda karşı tarafın milletini savunmak ve sınıf mücadelesini bırakmasından başka yol kalmıyor.her milletten burjuvaziye karşı bütün halkların işçileri, birleşin...

Lazoşa_62
02.02.2007, 23:46
Arkadaşlar.Türkiyede kürt sorunu ve kominizmi tartışıyoruzda, 1968 dönem kuşağı adı altında türkiyede devrim,halkların mücadelesi kavramlarını getiren ve bu düşünceler için canlarını veren devrimci liderlerdir. Doğuya baktığımızda,türkiyede doğuda komrador patronların ve toprak ağalarının sömürdüğü bir kürt halkı. Peki bu kürt halkını biliçlendirmek ve mücadeleye sürüklemek için mücadele veren yine Türk asıllı devrimci insanlar.

Doğu ve kürt sorununu kürt aydınlar uyurken türkiye gündemine getiren ve canlarını türkiye halkları için seve seve veren yine bu devrimciler.

Anlamadığım Türkiyedeki her Kürt hareketinin bir uyarnış gözüyle bakılması olayıdır.Osmanlı döneminen sonları ve türkiye kurtuluş savaşı sonrası yapılan kürt ayaklanmalarının arkasındaki gerçek yobaz,gerici ve dine dayalı hareketler olduğunu hepimiz bilmekteyiz.

Sadece Siyasi olarak daha doğrusu politik amaçlı bir isyan vardır Oda Dersim ve koçgiri bölgelerinde haksızlıklara baş kaldıran insanların isyanıdır.

Kürt sorunu nasıl çözülür.Kürt sorunu kürtlerin kendi başına ayaklanarak veya adam vurarak kazanılacağını iç birimiz inanmıyoruz.Ancak ve ancak kürt devrimcilerin tekrar ediyorum"Devrimci"lerin Türk solu veya türk devrimciler dedikleri insanlarla birlikte Milliyetçilik ve ırkçılıktan uzaklaşarak halkların kardeşligi ve gelecegi için verecekleri mücadele ile gerçekleşe bilir.

Lazoşa_62
02.02.2007, 23:59
size tek birşey diyeceğim PKK'yı ve kürt sorununu faşist Ağar ve Mit sizden daha doğru görüyor daha yerinde yaklaşıyor...

daha da yazmayacağım bu topiğe çünkü belgeleriyle sunduğum olaylar dahi çarpıtılıyor ki kendi görüşümü nasıl açıklayayım...

biji ağar! :(

Ulaş kardeşim birileri senin görüşüne veya benim görüşüme katılmak zorunda değil bunun içinde kızginliğindan dolayı "Yaşasın Ağar" sloganını yazman üzücü bir durum.

Mit ve Mehmet Ağar doğruyu söylemiyor.Onlar sadece batıda Türk aydın gençleri,demokratları ,devrimcileri doğudaki kürtlerin eylemleri sayesinde kazanmak istiyorlar.

Türkiyede neden Türkçülük ve ırkçılık 100% hortladı biliyormusun. Doğudaki Kürt milliyetçiliginin tırmanması ve buna misilleme olarak güdülen politikalarla batıdakı diger milliyetteki insanları aydınlıktan karanlık düşünceye çekmeleri oldu.

Ve neden Bir eylem yapıldığında veya bir Kürdistan kelimesi geçtiginde sokaktaki vatandaş alerji duyuyor biliyormusun. İşte Doğuda her ne amaçla yapılan veya kürt ismi ile yapılan her hareket batıda politika malzemesi olarak kullanılmış ve düzen ırkçı faşist zihniyetin güçlenmesine neden olmuştur.

aykudgöksun
03.02.2007, 13:23
devlet terörünün başlıca ismi faşist mehmet ağar onca yaptığından sonra bu dedikleri bir tek şeyle açıklanabilir.o da seçim propagandasıdır.geç bunları mehmet ağar biz senin gerçek yüzünü de biliyoruz...

spartacus
03.02.2007, 13:37
size tek birşey diyeceğim PKK'yı ve kürt sorununu faşist Ağar ve Mit sizden daha doğru görüyor daha yerinde yaklaşıyor...

daha da yazmayacağım bu topiğe çünkü belgeleriyle sunduğum olaylar dahi çarpıtılıyor ki kendi görüşümü nasıl açıklayayım...

biji ağar! :(

İbrenin ölçüsünü kaçırıyorsun Ulaş.
Ağzından çıkanı kulağın duysun. Böyle ipe sapa gelmeyen söylemleri nerden buluyorsun bir türlü anlamış değilim.
Burda Biji Ağar demeni kınıyorum. Başka bir söz bulamıyorum.

suyunsesi
03.02.2007, 14:20
size tek birşey diyeceğim PKK'yı ve kürt sorununu faşist Ağar ve Mit sizden daha doğru görüyor daha yerinde yaklaşıyor...

daha da yazmayacağım bu topiğe çünkü belgeleriyle sunduğum olaylar dahi çarpıtılıyor ki kendi görüşümü nasıl açıklayayım...

biji ağar! :(


(Biji Ağar) yaşasın Ağar sözü Devrimcilere yapılan bir ihanettir...
Belki sen bu sözü tepkisel söyledin ama çok hatalı ve yanlış bir söylem...
Mod arkadaşlardan rica ediyorum Ulaşın yazma hakkını versinler bu yazısını geri alıp özür dilesin...

suyunsesi
03.02.2007, 14:25
MEHMET AĞAR (1951 - )

MEHMET AĞAR haberleri



Kurum: TBMM
Görevi: Milletvekili
/Türkiye



Biyografisi

Mehmet Kemal Ağar, (1951 Elazığ) Emniyet eski Genel Müdürü, Adalet ve İçişleri eski Bakanı.

Ağar, 30 Ekim 1951'de Ankara'da babasının görev yaptığı Çankaya Köşkü'nde doğdu. Aslen Ardahan'dan Elazığ'a göç etmiş bir ailedendi.

Emniyet Müdürü olan babasının memuriyeti dolayısıyla 1957 yılında Urfa'da başladığı ilkokulu, Gümüşhane, Bolu, Adana, Ankara ve Erzincan'da; Erzincan'da başladığı ortaokulu, Kayseri, Diyarbakır ve Uşak'ta bitirdi.

Adana Emniyet Müdürü olan babası Zülküf Ağar, dönemin başbakanı Adnan Menderes ile arkadaşlık ilişkileri yüzünden 27 Mayıs sonrasında tutuklanmış ve meslekten uzaklaştırılmıştı.

1972 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü bursu ile okuduğu Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olan Ağar, polisliğe komiser muavini olarak başladı. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı Koruma Müdürlüğüne tayin oldu.

1976 yılında girdiği kaymakamlık sınavını kazanıp İznik, Torul, Selçuk ve Derince ilçelerinde kaymakamlık görevlerini sürdüren Ağar, Ocak 1980’de İstanbul Siyasi Şube Müdür Yardımcılığı’na atandı.

Bu dönemde İstanbul Emniyet Müdürü olan Şükrü Balcı ile birlikte çalışan Ağar, iddialara göre Balcı’nın yeraltı dünyasındaki kirli ilişkilerini de onunla birlikte yürüttü. Nisan 1981’de İstanbul Emniyet Müdürlüğü Personel Şube Müdürlüğüne getirildi.

1988 yılında MİT Raporu Olayı sonrasında tenzili rütbe sayılabilecek bir atamayla Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne getirildi. Dönemin Başbakanı Turgut Özal'a düzenlenen Suikastın soruşturmasını üstlendi. Semra Özal ile yakın ilişkisi yüzünden papatya bürokrat da denilen Ağar, daha sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 1992’de Erzurum Valiliği ve son olarak da Emniyet Genel Müdürlüğüne getirildi.

1992 yılında İstanbul Emniyet Müdürü iken yakalanan Bahçelievler Katliamı sanıklarından Haluk Kırcı‘yı serbest bırakmaları için baskı yaptığı ileri sürüldü.

Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde Özel Harekat Dairesi’nin kurulmasını ve PKK‘ya karşı polisin de kırsal alanda Jandarma ile birlikte operasyonlara katılmasını sağladığı için 'polisin genel kurmay başkanı' diye anılan Ağar, 24 Aralık 1995 genel seçimlerinde Doğru Yol Partisi’nden Elazığ milletvekili oldu.

1996 yılında kurulan 53. Hükümetde (ANAP-DYP Koalisyonu) Adalet Bakanı olarak görev aldı. Bu dönemde cezaevlerinde Ağar tarafından başlatılan yeni düzenlemeleri protesto etmek için başlatılan Ölüm Orucu 12 siyasi tutuklunun yaşamını yitirmesi kamuoyunda tartışmalara yol açtı. Aynı yıl kurulan 54. Hükümet (Refah-Yol Koalisyonu) bünyesinde ise İçişleri Bakanlığı görevinde bulundu.

Başbakan Necmettin Erbakan’ın Libya gezisini onaylamayan Ağar, Susurluk Kazası’nın ardından kamuoyunda ilişkilerden haberdar olduğu yolunda bir ortam doğunca, kızının sağlık problemlerini gerekçe göstererek 8 Kasım 1996 tarihinde görevinden istifa etti. 12 Kasım 1996’da TBMM genel kurulunda Susurluk Kazası ile ilgili araştırma komisyonu kurulması için kabul oyu kullandı.

20 Mart 1997 tarihinde mülkiye müfettişlerine verdiği yazılı ifadesinde kayıp silahlar olarak adlandırılan silahların nerede ve hangi amaçla kullanılacağını bildiğini ve bu konuda Korkut Eken’e yazılı bir emir verdiğini ancak konunun devlet sırrı kapsamında olduğunu ve bu nedenle daha fazla açıklama yapamayacağını belirtti.

Abdullah Çatlı ve Yaşar Öz’ün üzerinde bulunan sahte isimli Emniyet Uzmanı belgelerinde imzası bulunan ve kendisini suçlayan Birinci MİT Raporu’nu hazırlayan ekipte yer alan Korkut Eken, Tarık Ümit gibi isimlerle illegal bir örgütlenmeye girdiği iddia edilen Ağar, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller ile ters düşmesinden sonra partisinden istifa etti.

İstanbul DGM Başsavcılığı Ağar hakkında, Sedat Edip Bucak ile birlikte ‘Cürüm işlemek için çete kurmak, hakkında yakalama ve tevkif müzakeresi bulunan kişileri yetkili mercilere haber vermemek ve görevi kötüye kullanmak’ iddiasıyla 6 yıldan 12 yıla kadar ağır hapis cezasıyla dava açtı. 11 Aralık 1997’de dokunulmazlığı kaldırılan Mehmet Ağar, Anayasa Mahkemesinin itirazını reddetmesinden sonra, 10 Ocak 1998’de DGM’de üç saat süreyle sanık sıfatıyla ifade verdi. Ağar ifadesinde, kayıp silahlar konusunun devlet sırrı olduğunu ileri sürdü ve olayların meydana geldiği tarihte bakanlık görevini sürdürdüğü ve bu nedenle de ancak Yüce Divan tarafından yargılanabileceğini söyledi. DGM önce ‘görevsizlik’ ve 9 Temmuz tarihinde Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin kararı bozma kararından sonra da ‘yargılanmanın durdurulması’ kararlarını aldı.

Ağar, 15 Haziran 2000 tarihinde ise 'Suç işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak' iddiasıyla hakkında oluşturulan Meclis Soruşturma Komisyonu tarafından 8’e karşı 6 oyla Yüce Divan’a sevkine gerek olmadığına karar verilerek aklandı.

DGM ve TBMM Susurluk Kazası Araştırma Komisyonu’nda verdiği ifadelerinde sürekli olarak devlet sırrı savunmasının ardına sığınan Ağar 18 Nisan 1999 seçimlerinde Elazığ’dan 68.540 oy alarak bağımsız milletvekili seçildi. Aldığı oy Türkiye'de bir bağımsız adaya verilen en yüksek oy olarak tarihe geçti.

5 Ekim 2002’de Olağanüstü Hal Bölgesi eski Valisi Ünal Erkan ile birlikte, Susurluk Davasında 6 yıl hapis cezasına çarptırılan Korkut Eken’in yeniden yargılanmak için yaptığı başvuru kapsamında ifade verdi.

Bağımsız bir milletvekili olarak parlamentoda önemli bir etkinliği olmayan Ağar, 3 Kasım 2002 seçimlerinde de bağımsız milletvekili olarak seçildi.

DYP'nin 3 Kasım 2002 Milletvekili Genel Seçimlerinde Türkiye barajını aşamaması üzerine, 14 Aralık 2002'de yapılan DYP olağanüstü kongresinde Doğru Yol Partisi genel başkanlığına seçilen Ağar, 14 Mayıs 2005'te yapılan DYP 8. Olağan Kongresi'nde 1071 oyla bir kez daha Genel Başkanlık görevine seçildi. Halen bu görevi yürütmektedir.

İngilizce bilen Mehmet Ağar, 1974 yılında Emel Ağar'la evlenmiş, bu evlilikten Tolga Ağar (1975) ve Yasemin Ağar (1977) isimli iki çocuk babası olmuştur. Kızı Yasemin, uzun süre savaştığı beyin tümörüne yenilerek, 29 Ocak 1997'de vefat etmiştir.

Kaynak: Wikipedia

bolşevik
03.02.2007, 14:39
Ben de Mehmet Ağar ile ilgili Ank. Hukuk Fakültesinde Prof olan birinin anısını anlatmak istiyorum:
Bir gün bir çocuk geldi yanıma, maddi durumu iyi değildi,Mahirler bu çocuğun da eyleme katılması için ısrar etmişler, sen de katılacaksın demişler. Fakat bu çocuk sadece okumak için geldiğini yoksa bu eyleme katılırsa başının derde gireceğini ağlayarak anlatmış.Bizim prof da Mahirlerle konuşmuş ve bu çocuğu bırakmalarını istemiş. Nereden bilsin bu adamın şimdiki Mehmet Ağar olacağını...
Belki inanmayanlarınız olabilir; ama bu prof şimdiki birçok milletvekilinin hocası. Şimdi diyor ki keşke de bıraksaydım, Mahirlere engel olmasaydım...:)

Lazoşa_62
03.02.2007, 15:54
(Biji Ağar) yaşasın Ağar sözü Devrimcilere yapılan bir ihanettir...
Belki sen bu sözü tepkisel söyledin ama çok hatalı ve yanlış bir söylem...
Mod arkadaşlardan rica ediyorum Ulaşın yazma hakkını versinler bu yazısını geri alıp özür dilesin...

Suyunsesi bende senin düşüncelerine katılıyorum. Burda daha önceki ulaşa yazdığım iletidede ulaşın bu kelimeyi bir anlık gösterdigi tepkiden dolayı kullandığına inanıyorum. Ulaşın Faşist bir zihniyete yaşasın diyecegine de hiç birimiz inanmıyoruz. Ben ulaşı gerek yazılarında gerekse bazı durumlarda azda olsa tarıyorum.

Yönetimdeki Mod arkadaşlardan ben aynı rıcada bulunuyorum.Zaza Ulaş kardeşimizin yazma hakının verilmesini istiyorum.

spartacus
03.02.2007, 23:06
Sanırım Mehmet Ağar'ın biri iki şekere bulanmış zehirli sözleri nedeniyle geçmişini unutmayacağız. Dün Ağar namlularla, bombalarla devrimcileri katletti bugünde şekere bulanmış mermilerle devrimileri ve kürtleri hedef tahtasına koymuştur. Mehmet Ağar'ın kim olduğunu hatırlamakta yarar vardır diye düşünüyorum.

Kimdir Mehmet Ağar?

20 Kasım 1980'de Hayrettin EREN'in kaybedilmesine Ahmet Karlangıç'ın işkenceyle katledilmesine adı karıştı.
Temmuz 1980 Sirkeci: Osman Korkmaz, Uğur Korkmazgil, Temmuz 1980 Topkapı: Talip Güldal,Yüksel Karan, İbrahim Karakuş’un infaz edilmelerinden sorumludur.
Eylül 1980: Faruk Tuna'nın işkenceyle katledilmesine adi karıştı.
18 Mart 1981: Bakırköy Abdullah Gözalan, 3 Nisan 1981 Karaköy Mehmet Selim Yücel, 3 Nisan 1981 Küçükköy Mustafa Işık, 7 Nisan 1981 Küçükköy Selçuk Küçükçiftçi, Haziran 1982; Maslak, Tahsin Elvan infaz edilmelerine adi karıştı.
Ekim 1987: Çengelköy'de Ali Demiralp'in infaz edilmesi, 30 Nisan 1988 İstanbul Salih Kul, Öztürk Acari'nin infaz edilmelerine adi karıştı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü sırasında Mehmet Ağar

Eylül 1990; Nevruz Türkdoğan' in işkencede çocuğunu kaybetmesinden sorumludur.
5 Ekim 1989'da TAYAD' ın Ankara Şubesi’nin kapatılması, sosyalist dergilerin büro baskınları, gözaltına alınmalar, işkence ve tutuklanmalarından sorumludur.

İstanbul Emniyet Müdürü Mehmet Ağar
Bebek katili Mehmet Ağar, 400 yeni araç, 10 binden fazla polis gücüyle takviye edilerek İstanbul’a gönderildi. Ankara işkence hanelerinde katlettiği 2,5 aylık, henüz doğmamış bebeğin kani ellerinde kurumadan geldi İstanbul’a.
1 Şubat 1991 saat 05.00'de binlerce asker-polis ile Küçük armutlu gecekondu bölgesini kuşatıp düşman topraklarına girer gibi saldırdı. Yaslı - genç demeden onlarca insan gözaltına alindi, işkence gördü, dayaktan geçirildi.
14 Mart 1991: İstanbul Belgrat kapı’da Yusuf Erişti ve 27 Ekim 1991 Kocamustafapaşa'daki evinin önünden alınan Hüseyin Toraman, Ağar'ın emriyle işkenceden geçirildikten sonra kaybedildiler.
Esma Polat, Halime Esmeray gözaltına alindi, işkence gördü, tecavüze uğradılar.
19 Mayıs 1991: İstanbul Hasanpaşa'da Hatice Dilek ve İsmail Oral katledildiler. Hatice Dilek'in 8 yasındaki oğlu Cihan, daha sonra gazetecilere polisin evi girdiğinde annesinin sağ olduğunu söyledi.
12 Temmuz 1991'de Nişantaşı, Balmumcu ve Dikilitaş semtlerinde üç ayrı yere düzenlenen operasyonlarda Niyazi Aydın, Zeynep Eda Berk, Yücel Simsek, Bilal Karakaya, İbrahim Erdoğan, Nazmı Türkan, Ömer Çoskunırmak, Hasan Eliuygun, Cavit Özkaya, İbrahim İlçi, Ağarcın emriyle katledildiler. Ağar katliamın emrini verirken bu devrimcilerin isimlerini dahi bilmiyordu.

Ağustos 1990 -Mart 1991 arası işkence, sokak infazları, sakat bırakmalar

Sakatlar Kültür Evi, EMEK- DER, IYÖ-DER, HAKAD, EMEKAD, ÇIKHAD, BAHKAD, GÜLKAD, PTT-ÇAYAD, TAYAD isimli dernek ve kuruluşlar kapatıldı. THD mühürlendi. Diğer dernekler sıksık basildi, gözaltılar yasandı.
16 Nisan 1991-27 Ocak 1992 tarihleri arasında Murtaza Kaya, Perihan Demirer, A. Haydar Alpdogan, Salih Çetin, Ahmet Kalamar, Rıfat Bahsut, Seher Şahin, Hasan Erdem, Burhan Remzi Kafadenk, Hüseyin Fidanoğlu, Cengiz Göznek, Servet Sanin, Mustafa Ateş Mehmet Ağarcın emrindeki polisler tarafından infaz edildiler. Ayni tarihler arasında Alaaddin Kürekçi, Salih Çetin ve Düzgün Ali Sanlı sakat bırakıldı. Hakan Polat, Nihat Sağlam yaralandı. Mehmet Ağar onlarca insanin katledlemesi ve tecavüze uğramasının, sakatlanmasının sorumluluğunu taşıyor. SUÇLUDUR!

Erzurum Valisi Merhmet Ağar

Valilik yaptığı süre içindeki her türlü baskı, saldırı ve katliamdan birinci dereceden sorumludur.
Emniyet Genel Müdürü Olan Mehmet Ağarcın Suç Dosyası
4 Eylül 1993: DEP Milletvekili Mehmet Sincar ve Metin Özdemir katledildi. Ankara DEP Genel Merkezi kapatıldı. İstanbul’da 1500 kişi gözaltına alindi. Ülke genelinde binlerce gözaltı..
8 Ekim 1993: Mehmet Sincar'in cenazesine gitmek isteyen A. Ü. Ö. P öğrencisi Engin Atay 8. kattan atılarak katledildi.
22 Eylül-26 Eylül 1993: Türabı Devrim Ünal, Turgay Dalyan; kaçırıldılar, her ikisine de muhbirlik teklif edildi.
21 Ekim 1993 günü Diyarbakır’ın Lice ilçesine tank, top ve makineli tüfek ateşleriyle yerle bir edildi. Yüzlerce savunmasız insan katledildi, yaralandı. 4 gün boyunca giriş- çıkışlar yasaklandı.
26 Ekim 1993: Ankara Balat’ta Yasar Yılmaz ve Tayyar Turhan Sayar isimli devrimciler katledildiler.
7 Kasım 1993: Bitlis'in Tatvan ilçesini basan çevik kuvvet ve özel tim, yüze yakın yurtsever, devrimciyi gözaltına aldı.
26 Kasım 1993: İstanbul Hasköy'de Erol Yalçın Ve Selma Doğan adli devrimciler katledildi.
4 Mart 1994: gözaltına alınan Velat Han Gülsenoğlu kurşunlanarak öldürüldü. 17 Mayıs 1994: Adana'da Maksut Polat minibüsten indirilerek infaz edildi.
4 Ağustos 1994: İstanbul Bağcılar'da bir eve baskın düzenleyen polis Hüseyin Arslan, Güner Sar ve Özlem Kılıç’ı katletti.
28 Eylül 1994: İstanbul Beşiktaş Arzum Kafe'de güpegündüz halkın gözleri önünde üç devrimci, Fuat Erdoğan, Yalçın Elmas, İsmet Erdoğan katledildiler.
8 Ekim 1994: İstanbul Sultançiftliği'nde polis Güler Ceylan ve İbiş Demir'i katletti .
14. 10. 1994: Adana'da polis Leyla Orhan ve Asim Aydemir'i katletti.
26 Ekim 1994:
Mersin Arpaçbahsis beldesinde polis Ahmet Öztürk ve Zeynep Gültekin'i katletti. Sevgi Erdoğan’ı yaraladı.
2 Aralık 1994: Ankara'da bürosundan çıkan avukat Faik Candan kaçırıldı. 14 Aralık günü Bala ilçesi yakınlarında cesedi bulundu.
12 Ocak 1995'de Diyarbakır’da TÖDEF'li öğrenciler Refik Horoz, Hüseyin Deniz, Reyhan Havva İpek ve Selim Yeşilova polisçe katledildiler.
Ocak 1995'de Ayşenur Simsek polis tarafından kaçırıldı, 21 Mart'da Hasan Ocak gözaltına alindi, ikisinin de daha sonra polisçe kurşunlanan ve boğulan cesetleri bulundu. Polisçe kaçırılan Rıdvan Karakoç'un 26 Mart tarihinde İstanbul Beykoz'da cesedi bulundu.

Gazi Katliamı

12 Mart aksamı Gazi Mahallesi'nde üç kahve ve bir pastanenin taranması sonucu, Halil Kaya adli dedenin öldürülmesinden sonra kahveyi tarayan katiller karakol önüne doğru kaçtılar. Bir resmi ekip kendilerine eslik etti. Katiller gaspettikleri taksinin şoförü Mesut Efe'nin boğazını keserek öldürmüşlerdi. Saldırganların kurt işareti yapmaları ve polisle işbirliği yapmaları, ayni gece Gazi Mahallesi'nde Gazi Osman Pasa İlçe Emniyet Müdürü ve Gazi Karakolu'nun polisleri denetiminde bir katliam gerçekleşti. Bu saldırıdan sonra polis bilinçli olarak gelmedi . Alevi- Sünni çatışmasını yaratmaya çalıştı. Bunun bilincinde olan Gazi halkı Gazi Karakolu'na yürüdü. Bunun üzerine saldırıya geçerek halkı hedef alacak şekilde 21 kişiyi katletti. Onlarca kişiyi yaraladı.
Gazi'deki katliamı protesto etmek için Ümraniye'de yürüyen halka ateş açan polis 5 kişiyi katletti. 12 Nisan 1995'da Ankara Batıkent'de polis Mustafa Selçuk, Şirin Erol ve Seyhan Ayyıldız adli devrimcileri infaz etti.
21 Eylül 1995 Buca cezaevine saldırı düzenlendi.. Turan Kılıç, Yusuf Bağ ve Uğur Sarıaslan isimli devrimcileri katletti. Onlarcasını da yaraladı.
6 Aralık 1995: İstanbul Kasımpaşa’da 52 yasındaki 6 çocuk annesi Zehra Baysal gördüğü işkenceler sonucu yaşamını yitirdi.
4 Ocak 1996: Ümraniye Cezaevi'ne düzenlenen saldırı sonucu Orhan Özen, Abdülmecit Seçkin, Rıza Boybaş ve Gültekin Beyhan isimli devrimciler katledildi. Onlarcası yaralandı.
8 Ocak 1996 günü Ümraniye'de katledilen Rıza Boybaş ve Orhan Özen'in cenazesine giden 2 bin kişi gözaltına alindi. gözaltına alınanlardan Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe gördüğü işkenceler sonucu yaşamını yitirdi.
9 Şubat 1996: İstanbul Bahçelievler'de bir eve baskın düzenleyen polis 10 dakika içinde Ayten Korkulu, Meral Akpınar ve Fuat Perk'i katletti.
Ayrıca 20 Ekim 93 ve21 Ekim 95 arası saptanabildiği kadarıyla Diyarbakır’da kaybedilenler: M. Sah Atala, Turan Demir, Bahri Simsek, A. Celil Yamak, M. Salih Akdeniz, Celil Aydoğdu, Ümit Tas, M, Şerif Aslan.

İstanbul'da Kaybedilenler:


Ali Efeoğlu, Lütfiye Kaçar, İsmail Bahçeci ve Düzgün Tekin.

İnfazlar:

Mersin: Şakir İbni, Celal Yanık.
Diyarbakır: Mehmet Ay, Abdülkadir Kadir, Necati Aydın.
İzmir: Ali Rıza Kurt...Ercan Özçeken

Adalet Bakanlığı dönemi

Adalet bakanı olduktan sonra kontrgerillanın adalet anlayışını uyguladı. Çıkardığı genelgelerle tutsakları teslimiyete, itirafçılığa zorlamaya çalıştı. Buna tavır alan tutsaklar, 20 Mayıs’ta SAG’ ne (Süresiz Açlık Grevi) başladılar. Açlık grevi 45. günden sonra Ölüm Orucu'na dönüştü. Bu süreçte kurulan Refahyol Hükümeti ile Mehmet Ağar İçişleri Bakanlığı’na kaydırıldı. baskı, işkence, katliam politikasını İçişleri Bakanlığı’nda da sürdürmeye devam etti. Ağarcın genelgesi ile başlayan Şevket Kazan’ın Adalet bakanı olmasıyla devam eden Ölüm Orucu sonucu 12 tutsak yaşamını kaybettikten sonra Refahyol Hükümeti ile tutsaklar arasında süren pazarlık anlaşmayla sonuçlandı. Tutsaklar bir kez daha yaşamları pahasına siyasi kimliklerinden, onurlarından taviz vermeden en doğal insani ve