kayra
07.02.2007, 16:31
***Bazı arkadaşlar Türklerde Güneş ve Ay'a tapınma yoktur diyorlar. Halbuki Türk tarihini o içeriği boşaltılmış okul kitaplarından bile bilenler bilir ki; Hunlar sabah kalktıklarında çadırlarından çıkar çıkmaz Güneş'i selamlardı... Alttaki yazı da küçük bir örnek.
*** Kişisel düşünceme göre yazının başlığında geçen Nevruz bayramı Türklere İran/Farslılardan geçmedir.
KAZAK FOLKLORUNDA NEVRUZ
Şakir İBRAYEV *
Türkiye Türkçesine Aktaran : Medine AHMETOVA
Nevruz bayramının tarihi çok eski zamanlardan geliyor. Yeni gün, yeni yıl tabiatının kendi özellikleriyle bir uyum içinde bu mevsimden başlaması doğadan, hayatın özünden alınmıştır. Gün ile gece değişip, daha önce üstün olan gece, soğuk, karanlık, yani Kazakların "altı ay kış" dedikleri çekilip, yerini güneş, aydınlık, sıcaklık, yani "altı ay yaz" alıyor. Bu takvime göre, yılın başlaması, yılın ilk günü, "ulusun ulu günü - ulus günü"dür.
Tabiat yenilenerek, hayat ve ölü toprak canlandığında, doğayla iç içe yaşayan göçebeler, bu günü bayrama çevirdiler. Çevre bilgilerinde, mitolojide ve inançlarda bunun temelleri yeterliydi. Çok eskiden Sak, Hun ve Masagetlerin göğe, özellikle de güneşe taptıklarını biliyoruz. Bunun hakkında tarihî deliller de vardır.
Kazakların arasında Nevruz bayramıyla ilgili birçok mit ve efsane muhafaza edildi. Bunların kökleri Sak ve Hunların zamanına uzanıyor ve bunlar o devirlerden gelen geleneklerdir.
Kazaklar Nevruz gününde (bugünkü takvimimizde 21 Mart'ı 22 Mart'a bağlayan gece) sabah erkenden yüksek bir tepeye çıkıp, güneşi karşılardı. Kadınlar eğilip, "Nasılsın Güneşana" diye güneşe selâm verirdi.
Ulus gününde kurbanlık olarak at veya öküz kesilir, onun kanı çocukların alınlarına sürülürdü. Kazak topraklarında saklanmış neolitik devirden kalma taş eserlerde güneşe tapmanın izleri bulunuyor. Güneşin resmi veya güneşin işareti, solar at veya öküz resimleri yaygındır (resimler 1, 2, 4).
Çin yılnamesi Şitzi'de şöyle yazıyor: "Hunlar sabah güneşe tapar, güneş battıktan sonra aya sığınırlar".
Eski Yunan tarihçisi Heredot, Arap coğrafyacı İbn el-Esir, Avrupalı seyahatçı Plano Karpini, araş tırmacılar N. Y Biaurin, V Tizengauzen'in vs. eserlerine göre Sak, Hun, Masaget ve Üysünlerden Orta Çağ Türklerine kadar hepsinde güneşe tapma âdeti vardı. Kazaklarda güneşe tapma kalmalarını Ş. Vlihanov da göstermişti. Bunların bazılarının üzerinde duralım.
Kazaklarda "güneş batma sırasında yatmak (uyumak) olmaz" diye bir inanç var. Bunun üzerine böyle bir mit anlatılır : Eskiden İnsanlar Tan ve İnir diye iki Tanrı'ya taparmış. Gün battığında yatmak, İnir Tanrı'ya saygısızlık olarak gösterilirdi.
Kazaklar şimşek çaktığında ve gök gürültüsü duyulduğunda, "Kün kürkiredi", yani Tanrı öfkelendi diye anlayıp, eve kepçeyle vurup, "Süt çok, kömür az" derlerdi. Hasta olanlara da, gün batımında "hastalık - belâlar batan güneşle gitsin" diye söylerlerdi.
Tan ve İnir, Güneş ve Ay'ı ifade ediyor. Bunların ikisine de tapınma, bütün Türklerde, dolayısıyla Kazaklarda da yaygındı. Kazak efsanelerinde buna ait deliller çok fazladır.
Eskiden, çok eskiden, Güneş ve Ay diye iki güzel ikiz kız varmış. Birbirini kıskanıp, Güneş, Ay'ın yüzünü tırmıklamış. İşte bundan sonra Ay, Güneş'e yaklaşmadan, uzaktan onu kızdırıyordu. Ay yüzündeki lekeler, buradan geliyor. Kazaklarda, Ay'a uzun bakarsan, "kötü olacak" derler. Kazaklarda, biri uykuda iken, ay ışığı yüzüne değse, o adam hastalanacak, derler. Geceleyin, tırnak, saç kesmek, ağlamak olmaz.
Yeni ay doğduğunda,
"Ay kördük
Aman kördük
Jana ay, Jarılka,
Eski ay, esirke" denir. Bunun gibi, Ay'a tapmayı anlatan metinlere Kazak folklorunda çok rast'anır.
Eski göçebeler, Güneş'le Ay'ı bir kadın ve bir erkek olarak algılardı. Güneş - Ana, yeryüzüne sıcak ve iyiliği getiren, diriliğin simgesidir. Nevruz gününde, Kazak kadınları, Güneş doğar doğmaz, eğilip, ona selâm verir, kaynak (pınar)'lara yağ döküp, yeni dikilen ağaçlara ak boya sürerdi.
Nevruz bayramına toplanan halk, ortaya bir kızla bir delikanlıyı çıkarır (Âz Mırza ve Üt Bikeş), "kol tujak" oyunu oynatırdı. Daha büyük erkekle kadını çıkarıp, "almak - salmak" oynadığı teraziye oturturdu. Eğer kız veya kadın tarafı yense, halk bunu yeni yıl için iyiye, erkek tarafı yense ise kötüye yorumlardı.
Türklerin Umay Anası, Güneş'i ifade ediyor Yeni gelin eve girerken, sağ ayağıyla girip, "Ot-Ana, May Ana, Jarılka" derler. AraŞtırmacı T. Ömirzakov, "Burdaki Ot-Ana, Kazak mitolojisindeki Ut Bikeş, May Ana ise, Umay Ana'dır," diyor.
Nasıl olsa da, Güneş'in sembolü, bir kadının ateşe yağ dökmesidir. Ateşe Ana diyerek sığınma, Güneş'e tapmanın delilidir.
Ay'a gelince, Ay çoğunlukla erkek olarak algılanıyor. Ay yüzündeki lekeler, o erkeğin (delikanlının) yeryüzünden kaçırdığı bir kız imiş. Kızın elinde de bir kova varmış. (Kazaklarda, Karakalpaklarda, Hakaslarda, Kırgızlarda).
Ay ve Güneş'in karşılaştırması, birbirine karşı koyulması, Türklere yabancı değildir. Ay, gece sembolü, Güneş, aydınlık ve nurun, ateş ve sıcaklığın sembolüdür. Sabah ile akşam, kış ile yaz, gün ile gece, bunlar ikiz kavramlardır. Bunlardan hayat, dirilik doğar. Kaosun yerini uyumluluk alıyor. Nevruz bayramlarında aul (köy)lardan gelen, uzun kıştan çıkan erkekler ve kadınlar şöyle derler :
"Ulus on bolsın "Ulus baktı bolsın
Ak mol bolsın veya Türt tülik aktı bolsın"
Kayda barsa jol bolsın"
veya
"Ulus bereke bersin
Bale-Jalejerge kirsin" diye birbirine selâm verirlerdi. Bu günde birbirine küs olanların barışmaları gerekir. Kavgalı, küslü geçen yılın kışla gitmesi gerekiyor. Aydınlık, nurlu, iyilikle dolu zamanda Artık kötülüğe yer yok. "Ulus günü önüne gelse, dedesinin suçunu bile affet" denir Kazaklarda. Bu günde, küs akrabaları barıştırıp, boşananları birleştirip, yetimleri evlendirip, fakirlere mal verirlerdi. Kötü yollara düşenlere çoğunluk önünde doğruyu gösterirlerdi.
Gerçekten, uyum içinde olan bu kavramların arkasında uzun uykunun, soğuğun, ölü tabiatın belgisi olarak kabul edilip, yaz-gündüz güneşin uyanması, sıcaklığın, canlı tabiatının görülmesi de vardır. Buradan da İyilik ve Kötülük, Ölü ve Diri, Soğuk ve Sıcak, Kış ve Yaz kavramları hissî temelinde karşılıklı olarak kalıplaşmıştır.
Bunun Kazak folklorundaki yerini alan bir örnek, oyunlaştırılan Ölü ve Diri aytısıdır. Nevruz günü akşam üstü başlatılan aytıs, güneş batmasına yakın Ölü'nün yenilmesiyle bitiyor. ("Kış boyu beyaz örtüyü üstüne çekip ölüm döşeğinde yatan tabiatın, canlı - cansız her şeyin dirilişi herkesin gönlüne neşe vermesi doğaldır," diyor Mırcakıp Dolatov).
Nevruz'da üç gün boyunca Kızır-ata gezermiş. Mitolojiye göre, her İnsan hayatında Kızır'la (Hızır) üç defa karşılaşırmış. Fakat onu kolay kolay tanıyamazmış. Eğer tanısa, hayatı boyunca mutlu ve şanslı olurmuş. Kızır, Nevruz'da kama'sını kaldırdığı zaman, yerdeki karlar erir. Bundan böyle toprak yeşilleniyormuş. Kazakların inançlarına göre, mal sürüsünün önünden veya koyun sürüsünün arasından geçilmezmiş. Çünkü bunların yayılıp otladığı yerlerde Kızır gezermiş.
Kazaklarda Nevruz bayramının bir özelliği de, yukarıda belirttiğimiz gibi, kurban olarak at veya öküz kesilmesidir. At ve öküz motifleri de Kazak topraklarında taş resimlerde neolit devrinden başlayarak çok yaygındır. Motiflerin her birinin Güneş belgisiyle - solar işaretleriyle - bağlı olduğunu araştırmacıların çoğu kabul ediyor. Bunun için, Güneş'e kurban olarak At veya Öküz kesmek, eski Sak, Hun, Ûysûn devirlerinden devam eden bir âdettir. Atın güneş, yıldızlar vs. gök oluşumlarıyla bağlı olması, mitolojideki, inançlardaki yerinden bellidir. Gökte şimşek çaktığında Kazaklar "Gök aygırı (at) kişniyor," derler. Bu, atın tanrılık belgisinden kalan bir kavramdır.
Öküzün solar belgisi ise Kazakistan'daki Tanbalı ve Mantau'da bulunan taş resimlerinde açıkça görünüyor. (Gök öküz resmi). Gök öküzün Nevruz'da kesilmesi, Ülker yıldızıyla bağlı olduğunun fikri de var.
Nevruz ayında Güneş'in yolunun Ülker (Ürker) yıldızının üzerinden geçmesinden dolayı, Ülker görünmüyor. Ancak Orta Kazakistan'da Ülker'in ikili yıldızı batan Güneş'in iki yanında öküzün iki boynuzu gibi görünür, "Ülker" kelimesi ise Çuvaş dilinde "Vaher", Moğal dilinde "Uher" yani "Öküz" manasını verir.
Demek, Ülker'in Nevruz ayında ancak gökyüzünün eteğinde görülmesi, ondan sonra hemen hemen hiç görülmemesi özelliğine bakarak Kazaklar "Ülker'in yere inişi," "Ülker yere inmeyince yaz gelmez," derler. "R" harfinin kelime ortası veya sonunda telafi edilmemesine de Türk dillerinde çok rastlanır, diyor araştırmacı T. Ömirzakov.
Nasıl olduysa da, Güneş'e öküzün kurban olarak kesilmesi solar belgilerle bağlıdır.
İşte, kesilen at veya öküzün baş parçasını yedikten sonra, saygılı aksakallar Nevruz duasını (batasını) okurlar. Dua (bata)nın, Kazak folklorunda özel bir yeri vardır.
"Ulıs künü kazan tolsa "Ulus günü koyan dolsa
Ol jılı ak mol bolar O yıl ak çok olur
Ulı kışiden bata alsa Ulu kişiden dua alsa
Sonda ajalı jıl bolar. " O zaman o yıl mutlu olur."
KAYNAKLAR
AKATAYEV, S. N.
AKİŞEV, A., Sakların Sanat ve Mitolojisi, Almatı 1984.
AMANTURİN, S. B.
BİÇURİN, N. Y, Eserler, cilt I, M-V, 1950, s. 50.
DULATO, M., Koşgeldin, Navrız, Almatı 1993.
MİŞTAYUL, T., "Kazak eli Naurızdı kalay karsı algan," Koşkeldin, Navrız, Almatı, 1993, s. 19.
ÖMİRZAKOV, T., "Ulıstın ulı günü-Ulıs günü", Navrız, Almatı, 1991, s. 20.
ÖMİRZAKOV, T., Gösterilen Emek, s. 20.
VALİHANOV, Ş., Kazakların Şamanizmden Kalıntıları.
*** Kişisel düşünceme göre yazının başlığında geçen Nevruz bayramı Türklere İran/Farslılardan geçmedir.
KAZAK FOLKLORUNDA NEVRUZ
Şakir İBRAYEV *
Türkiye Türkçesine Aktaran : Medine AHMETOVA
Nevruz bayramının tarihi çok eski zamanlardan geliyor. Yeni gün, yeni yıl tabiatının kendi özellikleriyle bir uyum içinde bu mevsimden başlaması doğadan, hayatın özünden alınmıştır. Gün ile gece değişip, daha önce üstün olan gece, soğuk, karanlık, yani Kazakların "altı ay kış" dedikleri çekilip, yerini güneş, aydınlık, sıcaklık, yani "altı ay yaz" alıyor. Bu takvime göre, yılın başlaması, yılın ilk günü, "ulusun ulu günü - ulus günü"dür.
Tabiat yenilenerek, hayat ve ölü toprak canlandığında, doğayla iç içe yaşayan göçebeler, bu günü bayrama çevirdiler. Çevre bilgilerinde, mitolojide ve inançlarda bunun temelleri yeterliydi. Çok eskiden Sak, Hun ve Masagetlerin göğe, özellikle de güneşe taptıklarını biliyoruz. Bunun hakkında tarihî deliller de vardır.
Kazakların arasında Nevruz bayramıyla ilgili birçok mit ve efsane muhafaza edildi. Bunların kökleri Sak ve Hunların zamanına uzanıyor ve bunlar o devirlerden gelen geleneklerdir.
Kazaklar Nevruz gününde (bugünkü takvimimizde 21 Mart'ı 22 Mart'a bağlayan gece) sabah erkenden yüksek bir tepeye çıkıp, güneşi karşılardı. Kadınlar eğilip, "Nasılsın Güneşana" diye güneşe selâm verirdi.
Ulus gününde kurbanlık olarak at veya öküz kesilir, onun kanı çocukların alınlarına sürülürdü. Kazak topraklarında saklanmış neolitik devirden kalma taş eserlerde güneşe tapmanın izleri bulunuyor. Güneşin resmi veya güneşin işareti, solar at veya öküz resimleri yaygındır (resimler 1, 2, 4).
Çin yılnamesi Şitzi'de şöyle yazıyor: "Hunlar sabah güneşe tapar, güneş battıktan sonra aya sığınırlar".
Eski Yunan tarihçisi Heredot, Arap coğrafyacı İbn el-Esir, Avrupalı seyahatçı Plano Karpini, araş tırmacılar N. Y Biaurin, V Tizengauzen'in vs. eserlerine göre Sak, Hun, Masaget ve Üysünlerden Orta Çağ Türklerine kadar hepsinde güneşe tapma âdeti vardı. Kazaklarda güneşe tapma kalmalarını Ş. Vlihanov da göstermişti. Bunların bazılarının üzerinde duralım.
Kazaklarda "güneş batma sırasında yatmak (uyumak) olmaz" diye bir inanç var. Bunun üzerine böyle bir mit anlatılır : Eskiden İnsanlar Tan ve İnir diye iki Tanrı'ya taparmış. Gün battığında yatmak, İnir Tanrı'ya saygısızlık olarak gösterilirdi.
Kazaklar şimşek çaktığında ve gök gürültüsü duyulduğunda, "Kün kürkiredi", yani Tanrı öfkelendi diye anlayıp, eve kepçeyle vurup, "Süt çok, kömür az" derlerdi. Hasta olanlara da, gün batımında "hastalık - belâlar batan güneşle gitsin" diye söylerlerdi.
Tan ve İnir, Güneş ve Ay'ı ifade ediyor. Bunların ikisine de tapınma, bütün Türklerde, dolayısıyla Kazaklarda da yaygındı. Kazak efsanelerinde buna ait deliller çok fazladır.
Eskiden, çok eskiden, Güneş ve Ay diye iki güzel ikiz kız varmış. Birbirini kıskanıp, Güneş, Ay'ın yüzünü tırmıklamış. İşte bundan sonra Ay, Güneş'e yaklaşmadan, uzaktan onu kızdırıyordu. Ay yüzündeki lekeler, buradan geliyor. Kazaklarda, Ay'a uzun bakarsan, "kötü olacak" derler. Kazaklarda, biri uykuda iken, ay ışığı yüzüne değse, o adam hastalanacak, derler. Geceleyin, tırnak, saç kesmek, ağlamak olmaz.
Yeni ay doğduğunda,
"Ay kördük
Aman kördük
Jana ay, Jarılka,
Eski ay, esirke" denir. Bunun gibi, Ay'a tapmayı anlatan metinlere Kazak folklorunda çok rast'anır.
Eski göçebeler, Güneş'le Ay'ı bir kadın ve bir erkek olarak algılardı. Güneş - Ana, yeryüzüne sıcak ve iyiliği getiren, diriliğin simgesidir. Nevruz gününde, Kazak kadınları, Güneş doğar doğmaz, eğilip, ona selâm verir, kaynak (pınar)'lara yağ döküp, yeni dikilen ağaçlara ak boya sürerdi.
Nevruz bayramına toplanan halk, ortaya bir kızla bir delikanlıyı çıkarır (Âz Mırza ve Üt Bikeş), "kol tujak" oyunu oynatırdı. Daha büyük erkekle kadını çıkarıp, "almak - salmak" oynadığı teraziye oturturdu. Eğer kız veya kadın tarafı yense, halk bunu yeni yıl için iyiye, erkek tarafı yense ise kötüye yorumlardı.
Türklerin Umay Anası, Güneş'i ifade ediyor Yeni gelin eve girerken, sağ ayağıyla girip, "Ot-Ana, May Ana, Jarılka" derler. AraŞtırmacı T. Ömirzakov, "Burdaki Ot-Ana, Kazak mitolojisindeki Ut Bikeş, May Ana ise, Umay Ana'dır," diyor.
Nasıl olsa da, Güneş'in sembolü, bir kadının ateşe yağ dökmesidir. Ateşe Ana diyerek sığınma, Güneş'e tapmanın delilidir.
Ay'a gelince, Ay çoğunlukla erkek olarak algılanıyor. Ay yüzündeki lekeler, o erkeğin (delikanlının) yeryüzünden kaçırdığı bir kız imiş. Kızın elinde de bir kova varmış. (Kazaklarda, Karakalpaklarda, Hakaslarda, Kırgızlarda).
Ay ve Güneş'in karşılaştırması, birbirine karşı koyulması, Türklere yabancı değildir. Ay, gece sembolü, Güneş, aydınlık ve nurun, ateş ve sıcaklığın sembolüdür. Sabah ile akşam, kış ile yaz, gün ile gece, bunlar ikiz kavramlardır. Bunlardan hayat, dirilik doğar. Kaosun yerini uyumluluk alıyor. Nevruz bayramlarında aul (köy)lardan gelen, uzun kıştan çıkan erkekler ve kadınlar şöyle derler :
"Ulus on bolsın "Ulus baktı bolsın
Ak mol bolsın veya Türt tülik aktı bolsın"
Kayda barsa jol bolsın"
veya
"Ulus bereke bersin
Bale-Jalejerge kirsin" diye birbirine selâm verirlerdi. Bu günde birbirine küs olanların barışmaları gerekir. Kavgalı, küslü geçen yılın kışla gitmesi gerekiyor. Aydınlık, nurlu, iyilikle dolu zamanda Artık kötülüğe yer yok. "Ulus günü önüne gelse, dedesinin suçunu bile affet" denir Kazaklarda. Bu günde, küs akrabaları barıştırıp, boşananları birleştirip, yetimleri evlendirip, fakirlere mal verirlerdi. Kötü yollara düşenlere çoğunluk önünde doğruyu gösterirlerdi.
Gerçekten, uyum içinde olan bu kavramların arkasında uzun uykunun, soğuğun, ölü tabiatın belgisi olarak kabul edilip, yaz-gündüz güneşin uyanması, sıcaklığın, canlı tabiatının görülmesi de vardır. Buradan da İyilik ve Kötülük, Ölü ve Diri, Soğuk ve Sıcak, Kış ve Yaz kavramları hissî temelinde karşılıklı olarak kalıplaşmıştır.
Bunun Kazak folklorundaki yerini alan bir örnek, oyunlaştırılan Ölü ve Diri aytısıdır. Nevruz günü akşam üstü başlatılan aytıs, güneş batmasına yakın Ölü'nün yenilmesiyle bitiyor. ("Kış boyu beyaz örtüyü üstüne çekip ölüm döşeğinde yatan tabiatın, canlı - cansız her şeyin dirilişi herkesin gönlüne neşe vermesi doğaldır," diyor Mırcakıp Dolatov).
Nevruz'da üç gün boyunca Kızır-ata gezermiş. Mitolojiye göre, her İnsan hayatında Kızır'la (Hızır) üç defa karşılaşırmış. Fakat onu kolay kolay tanıyamazmış. Eğer tanısa, hayatı boyunca mutlu ve şanslı olurmuş. Kızır, Nevruz'da kama'sını kaldırdığı zaman, yerdeki karlar erir. Bundan böyle toprak yeşilleniyormuş. Kazakların inançlarına göre, mal sürüsünün önünden veya koyun sürüsünün arasından geçilmezmiş. Çünkü bunların yayılıp otladığı yerlerde Kızır gezermiş.
Kazaklarda Nevruz bayramının bir özelliği de, yukarıda belirttiğimiz gibi, kurban olarak at veya öküz kesilmesidir. At ve öküz motifleri de Kazak topraklarında taş resimlerde neolit devrinden başlayarak çok yaygındır. Motiflerin her birinin Güneş belgisiyle - solar işaretleriyle - bağlı olduğunu araştırmacıların çoğu kabul ediyor. Bunun için, Güneş'e kurban olarak At veya Öküz kesmek, eski Sak, Hun, Ûysûn devirlerinden devam eden bir âdettir. Atın güneş, yıldızlar vs. gök oluşumlarıyla bağlı olması, mitolojideki, inançlardaki yerinden bellidir. Gökte şimşek çaktığında Kazaklar "Gök aygırı (at) kişniyor," derler. Bu, atın tanrılık belgisinden kalan bir kavramdır.
Öküzün solar belgisi ise Kazakistan'daki Tanbalı ve Mantau'da bulunan taş resimlerinde açıkça görünüyor. (Gök öküz resmi). Gök öküzün Nevruz'da kesilmesi, Ülker yıldızıyla bağlı olduğunun fikri de var.
Nevruz ayında Güneş'in yolunun Ülker (Ürker) yıldızının üzerinden geçmesinden dolayı, Ülker görünmüyor. Ancak Orta Kazakistan'da Ülker'in ikili yıldızı batan Güneş'in iki yanında öküzün iki boynuzu gibi görünür, "Ülker" kelimesi ise Çuvaş dilinde "Vaher", Moğal dilinde "Uher" yani "Öküz" manasını verir.
Demek, Ülker'in Nevruz ayında ancak gökyüzünün eteğinde görülmesi, ondan sonra hemen hemen hiç görülmemesi özelliğine bakarak Kazaklar "Ülker'in yere inişi," "Ülker yere inmeyince yaz gelmez," derler. "R" harfinin kelime ortası veya sonunda telafi edilmemesine de Türk dillerinde çok rastlanır, diyor araştırmacı T. Ömirzakov.
Nasıl olduysa da, Güneş'e öküzün kurban olarak kesilmesi solar belgilerle bağlıdır.
İşte, kesilen at veya öküzün baş parçasını yedikten sonra, saygılı aksakallar Nevruz duasını (batasını) okurlar. Dua (bata)nın, Kazak folklorunda özel bir yeri vardır.
"Ulıs künü kazan tolsa "Ulus günü koyan dolsa
Ol jılı ak mol bolar O yıl ak çok olur
Ulı kışiden bata alsa Ulu kişiden dua alsa
Sonda ajalı jıl bolar. " O zaman o yıl mutlu olur."
KAYNAKLAR
AKATAYEV, S. N.
AKİŞEV, A., Sakların Sanat ve Mitolojisi, Almatı 1984.
AMANTURİN, S. B.
BİÇURİN, N. Y, Eserler, cilt I, M-V, 1950, s. 50.
DULATO, M., Koşgeldin, Navrız, Almatı 1993.
MİŞTAYUL, T., "Kazak eli Naurızdı kalay karsı algan," Koşkeldin, Navrız, Almatı, 1993, s. 19.
ÖMİRZAKOV, T., "Ulıstın ulı günü-Ulıs günü", Navrız, Almatı, 1991, s. 20.
ÖMİRZAKOV, T., Gösterilen Emek, s. 20.
VALİHANOV, Ş., Kazakların Şamanizmden Kalıntıları.