Orijinalini görmek için tıklayınız : lütfen okuyun hz.FATIMA(sa) bazı yönleri


malikester
10.02.2007, 23:26
ALLAH TEALA HZ. FATIMA'NIN SOYUNA ATEŞİ HARAM ETMİŞTİR

1 - Hakim, sahih senetle Abdullah ibn-i Mes'ud'dan rivayet etmiştir ki: Allah'ın Resulü şöyle buyurdu:

Fatıma, iffetini kamil olarak korudu. Bu yüzden Allah onun soyuna ateşi haram kılmıştır.

Hakim, "Bu hadisin senedi sahihtir." demiştir. Bu hadisi Ebu Nuaym, Hilyet-ül Evliyâ'da, Muttaki, Kenz-ül Ummâl'da, Bezzaz ve Ebu Ya'la'dan naklen rivayet etmişlerdir. Yine bu hadisi Muhibbuddin Taberî, Ebu Temam'dan naklen rivayet etmiştir.

2 - Muttaki, Kenz-ül Ummâl kitabında Taberani vasıta-sıyla İbn-i Abbas'tan rivayet etmiştir ki: Allah'ın Peygam-ber'i, Fatıma'ya (selam’ullahi aleyha) şöyle buyurdu:

Allah sana ve evlatlarına azap etmez.

3 - Yine Muttaki, Taberî tarikiyle İbn-i Mes'ud'dan rivayet ediyor ki:

Gerçekten Fatıma, kamil olarak iffetini korudu ve bu yüzden Allah onu ve evlatlarını, cennete dahil eder.

Bu kitabın birinci ve üçüncü bölümlerinde "Allah Teala'nın Fatıma'yı (aleyha selam), onun soyunu ve dostlarını ateşden kesmiş, ayırmış” olduğunu bildiren hadisler geçti.

KAYNAKLARI
1 - Müstedrek-üs Sahihayn, c.3, s.152. Hilyet-ül Evliyâ, c.4, s.188. Kenz-ül Ummâl, c.6, s.219. Zehâir-ül Ukbâ, s.48.

2 - Kenz-ül Ummâl, c.6, s.219.

3 - Kenz-ül Ummâl, c.6, s.219.


PEYGAMBER (S.A.A), "FATIMA'NIN (A.S) ÇOCUKLARININ BABASI BENİM…" DİYE BUYURURDU

1 - Hakim Müstedrek-üs Sahihayn'de, Cabir'den naklen Resulullah'ın (salla’llâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem) şöyle buyurduğunu yazıyor:

Her annenin çocukları, çocukların babasına nisbet edilir; ancak Fatıma'nın iki oğlu (Hasan ve Hüseyin) hariç. Çünkü ben onların velisi ve nisbet edilmeleri gereken babasıyım.

Hakim, bu hadisin senedinin sahih olduğunu söylemiştir.

KAYNAKLARI

1- Müstedrek-üs Sahihayn, c.3, s.164.



HZ. FATIMA (A.S) İLE BABASININ ARASINDA OLAN SEVGİ VE MUHABBET
1- Müslim kendi Sahih'inde, İbn-i Mes'ud'un şöyle dediğini naklediyor:

Resulullah (salla’llâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem) Beytullah'ın; (Kâbe'nin) yanında namaz kılıyordu, Ebu Cehil ve dostlarıda bir kenarda oturmuşlardı. Bir gün önce de orada dişi bir deve kesilmişti. Ebu Cehil, "Sizlerden hanginiz kalkıp bu devenin işkembesini alıp Muhammed'in (s.a.a) boynunun üzerine koyabilirsiniz?" dedi. Onların içerisinden en şaki (kötü) olan kalkıp onu aldı ve Resulullah (salla’llâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem) secdeye gittiğinde boynunun üzerine koydu. On-lar, birbirlerine bakıp gülüşmeye başladılar. Ben de durup bakıyordum. Eğer gücüm olsaydı, onu Re-sulullah'ın (salla’llâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem) üzerinden alırdım. Peygamber (salla’llâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem) öylece secde halinde durmuş, başını kaldırmıyordu. Bir kişi gidip Fatıma'ya haber verdi. O, küçücük bir kız idi. Hz. Fatıma (aleyha selam) gelip onu bir kenara attı ve sonra o adamlara yönelerek onları ayıplamaya ve kınama-ya başladı. Peygamber (salla’llâhu aleyhi - ve alihi- ve sellem) namazını bitirince, sesini yükselterek

onlara bedduâ etmeye başladı. Peygamber dua ettiğinde veya Allah'tan bir şey istediğinde dua ve hacetini üç defa tekrarlardı. Şöyle beddua etti: "Allah'ım! Sen Kureyş'i cezalandır!" Bu sözü üç defa tekrarladı. Onlar, Peygamber'in sesini işitince gülmeleri kesildi ve kalplerine korku düştü. Sonra Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Allah'ım, Hişam oğlu Ebu Cehil, Rabia oğlu Utbe, Rabia oğlu Şeybe ve Utbe oğlu Velid, Halef oğlu Ümeyye ve Ebu Muit oğlu Ukbe'yi sen ceza-landır!" Başka bir isim de söyledi ama ben unutmuşum.

"İbn-i Mes'ud diyor ki: "And olsun Muhammed'i (s.a.a) hak peygamber olarak gönderene ki, Bedir savaşında, ismi söylenenlerin hepsinin öldürülüp sonra cenazelerinin kuyu-ya atıldığına şahit oldum."

Bu hadisi, Buhârî de kendi Sahih'inde nakletmiştir.

2- Sahih-i Müslim'de, Ebu Hâzım'ın şöyle dediği nakledilmiştir:

Sehl ibn-i Sa'd, Resul-i Ekrem'in (salla’llâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem) Uhud savaşında aldığı yara hakkında sorulan bir soruya şöyle cevap verdi:

Resulullah'ın (salla’llâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem) yüzü yaralanmış, azı dişi kırılmış ve başındaki miğferi ezilmişti. Resulullah'ın kızı Fatıma, (salam’ullahi aleyha) Peygamber'in yüzün-deki kanı yıkıyor ve Ali ibn-i Ebi Talib de (a.s) kalkanıyla su döküyordu. Fatıma, (aleyha selâm) suyun kanı daha da artırdığını görünce bir hasır

parçasını yaktı ve külünü alıp yaranın üzerine sürdü, böylece kan kesildi.

Müslim, bu hadisi başka bir senetle de Ebu Hâzım'dan naklediyor. Müslim'in bu nakline göre hadisin başı şöyledir:

Sehl ibn-i Sa'd'den Resulullah'ın (s.a.a) yaralan-ması hakkında sorulunca onun şöyle cevap verdiğini duydum: “Andolsun Allah'a ki, ben, Resulullah'ın (s.a.a) yarasını yıkayanı ve ona su dökeni tanıyorum ve ne ile tedâvi edildiğini biliyorum…”

Sonra da hadisi yukarıda zikrettiğimiz şekilde naklet-miştir. Buharî de bu hadisi Sahih'inde nakletmiştir.

3- Ebu Nuaym, Hilyet-ül Evliyâ'da, Ebu Sa'leb el-Haşenî'den şöyle rivayet etmiştir:

Resulullah (salla’llâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem) her yolculuktan döndüğünde mescitte iki rek'at namaz kılmayı severdi. Mescitten çıktıktan sonra, hanımlarının yanına gitmeden önce mutlaka Hz. Fatıma'yı (aleyha selâm) görmeye giderdi.

Resulullah, (s.a.a) yine savaşlardan birinden dönmüştü, mescide gidip iki rekat namaz kıldı; sonra da Hz. Fatıma'yı görmeye gitti. Fatıma (aleyha selâm), Resulullah'ı (s.a.a) karşılayarak Peygamber'in yüzünü ve gözlerini öpmeye ve ağlamaya başladı. Resulullah (s.a.a) "Seni ağlatan nedir?" diye sordu. Fatıma, (a.s) "Senin renginin sarardığını görüyorum (bu yüzden ağlıyorum)." dedi.

Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: "Ey Fatıma, Allah (azze ve celle) babanı öyle (önemli) bir iş için meb'us etmiştir ki; Allah, o iş sebebiyle yeryüzünde her bir çadır ve kulübeye izzet veya zillet sokar. Bu işin kapsayışı gecenin her tarafı kapsaması gibidir."

Kenz-ül Ummâl'da, bu hadisin naklinden sonra şu sözler kaydedilmiştir: "Bu hadisi, Taberanî, el-Kebir'de naklet-miştir. Keza; bu hadisi, Heysemî Mecma-üz Zevâid'de nakletmiştir."

Heysemî'nin nakline göre hadisin orta kısmı şöyledir:

…Resulullah (s.a.a) "Neden böyle ağlıyorsun?" buyurdu. Fatıma, "Senin bitgin ve yorgun, eski bir elbise içinde olduğunu gördüğüm için ağlıyorum." dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Ağlama! Gerçekten Allah (azze ve celle)…”

."

KAYNAKLARI
1- Sahih-i Müslim, Cihâd kitabı. Sahih-i Buhârî, Bid'ul Halk kitabı.

2- Sahih-i Müslim, Cihâd kitabı. Sahih-i Buhâri, Bid'ul Halk kitabı.

3- Hilyet-ül Evliyâ, c.2, s.3. Kenz-ül Ummâl, c.1, s.77. Mecma-üz Zevâid, c.8, s.262.

.




HZ. FATIMA’NIN (s.a) BAZI KERAMETLERİ


Sa’lebî, Kasas-ul Enbiya’da, Zemahşerî, Keşşaf’da “Kullema dehale aleyha Zekeriyya...”[1][1] ayetinin tefsirinde ve Suyutî, ed-Dürr-ül Mensur’da mezkur ayetin tefsirinde Ebu Ye’la vasıtasıyla Cabir’den şu rivayeti nakletmişlerdir. Sa’leb’inin nakline göre rivayetin metni şöyledir:

Abdullah İbn-i Hamit, Cabir İbn-i Abdullah’tan rivayet etmiştir ki:

Resulullah (salla’llâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem) birkaç gün yemek yemeden geçirdi. Bu durumdan meşakkete düşen Resulullah (s.a.a) (bir şey bulmak için) hanımlarının evlerinde yiyecek bir şey aradı, ama bir şey bulamadı. Bunun üzerine Fatıma’nın (selam’ullahi aleyha) yanına gelip: “Kızım, yiyecek bir şeyin varsa getir yiyelim; ben acım.” dedi. Fatıma: “Hayır, Allah’a andolsun (ki bir şey yoktur)...” diye cevap verdi. Hz. Resulullah (salla’llâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem) oradan ayrıldığında, Hz. Fatıma’nın komşusu iki tane ekmek ve biraz da et Hz. Fatıma’ya gönderdi. O da onları alıp bir kabın içerisine bırakıp üzerini örttü. Kendisi ve çocukları bir vâde yemeğe
muhtaç olmasına rağmen: “Resulullah’ı (salla’l-lâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem) kendim ve yanım-dakilere tercih edeceğim.” dedi.

Sonra, Hasan ve Hüseyn’i cedleri Resulullah’ın (salla’llâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem) peşi sıra gönderdi ve Resulullah geri döndü.

Fatıma: “Çocuklarım sana feda olsun, Allah bize bir şey verdi ve ben onu senin için ayırdım.” dedi. Peygamber de (s.a.a): “Getir.” diye buyurdu. Onu getirip üzerini açtığında kabın (ekmek ve et ile) dolu olduğunu gördü. Gördüğüne şaşırdı ve bunun Allah’ın bereketi olduğunu anladı. Bunun için Allah’a hamdedip Peygamber’e salavat getirdi.

Peygamber (salla’llâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem) “Bunu nereden elde ettin?” diye sorunca Fatıma: “Bunu Allah’ın indinden (gelen) bir nimettir, Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” dedi. Resulullah da (salla’llâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem) Allah’a hamdederek şöyle buyurdu: “Hamd olsun Allah’a ki, seni, Beni İsrail’in kadınlarının en üstünü olana benzetmiştir. Ona da Allah güzel bir rızık verince eğer o rızıktan sorulsaydı; Bu Allah’ın indindendir; gerçekten Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” derdi. Sonra Resulullah (salla’llâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem), Ali’yi (aleyhi’s-selâm) çağırdı. O da geldi. Resu-lullah (salla’llâhu aleyhi -ve alihi- ve sellem), Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin ve Peygamber’in bütün
hanımları o yemekten doyuncaya kadar yediler. Ama kap yine olduğu gibi dolu kalmıştı.

Fatıma (aleyha selam) demiştir ki: Ben o yemekten bütün komşularıma da verdim. Allah ona bereket ve kalıcı bir hayır vermişti. Kaptaki yemeğin aslı, iki tane ekmek ve bir parça etten ibaretti, geri kalanı ise Allah’ın verdiği bereket idi.

KAYNAKLARI

1- Kasas-ul Enbiyâ, s.513, Kaşşâf Tefsiri, Al-i İmrân suresinin tefsiri, 37 âyet, ed-Dürr-ül Mensur, Al-i İmrân suresinin tefsiri, 37. âyet.





--------------------------------------------------------------------------------

[1][1]- Al-i İmrân/37.