thunderstorm
11.12.2005, 10:42
Madımak, Kebapçı ve Müze
Vahit Aslan
Sivas, Anadolu’nun orta yerinde büyük bir kenttir… Ozanlar diyarıdır. Yanık türkülerin mekânı… Zalime el pençe divan durmayan, zalimden medet ummayan, Pir Sultan’ın diyarı… Bir yanı orman, öte yanı bozkır… Hep iki yüzü olmuştur bu şehrin. Bir yüzü kavgayla, direnişle, zalime karşı savaşla, isyanla, yiğitlikle şekillenen; öte yüzü lanetlenmiş… Derler ki, bir başka şehir daha yoktur böyle Anadolu’da, akla karanın bir arada anıldığı… Sevginin ve nefretin en üst düzeyde hissedildiği… Sırf Pir Sultan’ı doğurduğu, büyüttüğü için bile aşık olunur Sivas’a… Bir de lanetlenir, neden sevilmez ki, Sivas bir yandan?
Terazi’ye koyup, Sivas’ı tartmak değil meramımız… Kuşkusuz, cennet vatanın diğer illerinde de sevilen, nefret edilen ya da coşkulanıp öfke duyulan yanlar mevcut. Ama Sivas bir başkadır… Dedik ya akla karadır Sivas’ın iki yüzü… Yakışmıyor işte Pir Sultan’ın yanına Madımak… Yakışmıyor Pir Sultan’ın yiğitliğinin yanına 2 Temmuz ‘93’ün kahpeliği… Zalime isyana durulan toprakların üstünde, Madımak’ta diri diri yakılan otuz beş canın mezar taşı yakışmıyor... Tarihin onurlu sayfalarına, onca güzel şeyler ekleyen Sivas’ın adının yanına “katliam kenti” deyimi hiç yakışmıyor!
2 Temmuz; Pir Sultan’a gönül verenlerin, onun türkülerine sevdalıların yakıldığı tarihtir. 2 Temmuz; otuz beş canın külünün havaya savrulduğu tarihtir. Kara bulutların şehrin üzerinden hiç gitmediği bir gündür. 2 Temmuz; öfkenin, acının, lanetin ve ihanetin adıdır. Gericiliğin, yobazlığın, halktan ve insandan yana tüm güzel değerlere düşmanlığın şaha kalkışının tarihidir.
O gün Madımak’ta sıcak yürekler bir aradaydı. Pir Sultan üzerine sohbete oturmuşlardı. Bir anda toplanıvermişti alıcı kuşlar gibi Madımak’ın önüne gerici – faşist güruhu.
Emanet canlara kıymak, tek “suçu” insan olmak, doğrudan, haklıdan, mazlumdan yana olanları yakmak için gelmişlerdi. Yaktılar… “La yakın la, yakın la!” böğürtüleriyle… Madımak’ı kor alevlerin içine atıp, yaktılar otuz beş canı diri diri… Kül yağmurları yağdı kanlı Sivas’ın üzerine günlerce… Âşık külü, ozan külü, semah külü, insan külü…
***
12. yıldönümüydü Madımak katliamının, gerici faşist güruhunun “Şanlı Sivas Kıyamı”nın… Öfkenin, lanetin yüreklerde iyice korlaştığı koskoca 12 yıl geçmişti aradan… Yüreklerinin ta orta yerinden dağlananlar bir araya gelip, sonuna dek haklı bir talepte karar kıldılar… Hangi akla, hangi vicdana sığınıp da otuz beş canın kavrulduğu Madımak’ın bir kebapçı dükkânına çevrilmesine karşılık, “Hayır! Burası müze olmalı!” dediler… Diyenler Alevi Bektaşi Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’ydu.
Talep, haklı olmasına haklıydı ama… Evet, “ama”sı vardı işin. Ve bu, olayın mihenk taşıydı. Madımak’ta yakılan otuz beş canın acısını yüreklerinde hissettiklerinden kuşkumuz yok “taliplerin”. Başta tüm Aleviler olmak üzere, vicdanı olan herkes Madımak’ın acısını duyuyor yüreğinde. Duymalı! Ancak otuz beş canın acısı, hasmından icazet dilenmeyi değil, aksine hasmına öfkeyi, kini getirmeli beraberinde. Oysa karşılaştığımız manzara çok farklıdır. Yaşanan, İsa Peygamber’in “sana bir tokat atana, öbür yanağını çevir” sözünü anımsatan bir şey de değil. Yaşanan, düpedüz otuz beş canın yanıp kül olmasında birinci derecede rol oynayanlardan icazet dilenmek, yakılan canlarımıza sadakatsizliktir.
Çoktandır Alevi toplumunu devletle “barıştırmak” isteyenler, şimdi de Madımak’ı, 2 Temmuz’u, otuz beş canı kendilerine malzeme yapmaya çalışıyorlar, amaçlarını gerçekleştirmek için. Kim verdi size bu hakkı. Otuz beş canın mirasına böyle mi sahip çıkılır? Ve böyle mi sorulur 2 Temmuz’un hesabı? “Barış ve Kardeşlik Müzesi” öyle mi? Sormazlar mı, “ne barışı, kiminle barış” diye. En başta Madımak şehitleri sorar bunu. Niye mi? Çünkü koltuk aynı koltuktur. Yalnızca üzerinde oturanlar değişmiştir. Makam aynı makam, kafa aynı kafadır. Ve aynı kanlı ellerdir, bugün “barış” talebiyle uzanılan. “Güvenlik güçleriyle halkı karşı karşıya getirmeyin” demişti dönemin başbakanı. “Madımak Oteli’nin önünde birikenleri dağıtmayacak mısınız?” diye soranlara bu cevabı vermişti. Bugün aynı mantık oturuyor o makam koltuklarında. Alevi Bektaşi Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu huzura çıkıp bunlardan icazet dilenircesine “Madımak müze olsun” talebinde bulunuyor.
Talebin haklılığı sonucu değiştirmiyor işte. Asıl mesele, talebin kimden ve hangi amaçla istendiğindedir. Her iki federasyonun mantığı, amacı bellidir. Pir Sultan, Hızır Paşa’yla barışmamışken, İmam Hüseyin Kerbela’da Yezid’e biat etmemişken, yani kısacası hesap hiçbir zaman divana kalmamışken Madımak’ı içinde otuz beş canla birlikte yakıp kül edenlerin iplerini elinde tutanlardan icazet dilenmenin adı nedir? Sorun Madımak’ın müze olup olmaması da değildir yani. Sorgulanması gereken; geçen yıl 2 Temmuz arifesinde Hürriyet’teki köşesinde “Madımak’ı artık kanla, gözyaşıyla, kinle, nefretle anmayalım. Barış, kardeşlik, dostluk mesajlarıyla analım. Hatta hiç anmayalım, unutalım o kara günü. Belleklerimizden tümüyle çıkaralım.” diyen Ertuğrul Özkök’le hemen hemen aynı şeylerin söylenmesidir.
12 yıldır ortada sorulmamış bir hesap var. 35 canın külleri hala sımsıcak, elimizi yakmaktadır. Her yıl acımız, öfkemiz daha bir korlanırken; yüreklerimiz her yıl dağlanıp dururken ve son dönemde Trabzon’da, Adana’da, Eskişehir’de yeni yeni 2 Temmuz’ların zeminini hazırlayan gelişmeler yaşanırken oturup daha ciddi düşünülmesi gerekmiyor mu? Gerekiyor ki, hem de nasıl!
Evet, Madımak müze olsun. 2 Temmuz, hafızalara hiç silinmemecesine kazınsın. Hiç unutulmasın! Hep hatırlansın. Ama nasıl? Kurtla kuzunun barıştırılmasıyla değil tabii ki! Eşyanın tabiatına aykırıdır çünkü. Ezenle ezilenin, zalimle mazlumun, haklıyla haksızın barışmasının mümkün olmadığı, olamayacağı gibi yani…
Son yıllarda Alevi dernek ve federasyonlarının düzenle daha iyi bir ilişki yürütme çabası göze çarpıyor. Alevi geleneğinde güçlüden yana olup mazlumu elinin tersiyle itmek yoktur. Aleviler, güçlünün koltuk değnekleriyle yürümemiştir hiçbir zaman. Bugün çok farklı bir yol izleniyor ve bu yol İmam Hüseyin’lerin yolu değildi. Mazlumdan yana olmak hiçbir şey kaybettirmedi Alevilere. Bundan sonra da kaybettirmeyecek.
Biz Sivas’ta, 2 Temmuz’da, Madımak’ta yananlardanız. Safımız bellidir. Onların anılarına, inançlarına, kavgalarına, geleceğe dair güzel düşlerine, miraslarına bağlıyız sonuna kadar. Bunları ortadan kaldıracak, bunları asıl özünden saptıracak her girişimin karşısında olacağız. Biz, 2 Temmuz’da elleri kolları bağlı olanları, yakıp kül edenlerle mahşere dek barışmayacağız! Kandan kına yakılmış ellerle hiçbir zaman tokalaşmayacağız! Otuz beş canın acısını, yüreklerinde hissedenlere, otuz beş canın anısını yaşatmak isteyenlere çağrımız Pir Sultan’ca olacaktır:
“gelin canlar bir olalım
münkire kılıç çalalım
hüseyn'in kanın alalım
tevekkeltü taalallah
özü öze bağlayalım
sular gibi çağlayalım
bir yürüyüş eyleyelim
tevekkeltü taalallah
açalım kızıl sancağı
geçsin yezid'lerin çağı
elimizde aş bıçağı
tevekkeltü taalallah
mervan soyunu vuralım
hüseyn'in kanın soralım
padişahın öldürelim
tevekkeltü taalallah
pir sultan'ım geldi cuşa
münkirlerin aklı şaşa
takdir olan gelir başa
tevekkeltü taalallah”
http://www.grupyorum.net/tavir/images/tavir.jpg (http://www.grupyorum.net/tavir/)
Vahit Aslan
Sivas, Anadolu’nun orta yerinde büyük bir kenttir… Ozanlar diyarıdır. Yanık türkülerin mekânı… Zalime el pençe divan durmayan, zalimden medet ummayan, Pir Sultan’ın diyarı… Bir yanı orman, öte yanı bozkır… Hep iki yüzü olmuştur bu şehrin. Bir yüzü kavgayla, direnişle, zalime karşı savaşla, isyanla, yiğitlikle şekillenen; öte yüzü lanetlenmiş… Derler ki, bir başka şehir daha yoktur böyle Anadolu’da, akla karanın bir arada anıldığı… Sevginin ve nefretin en üst düzeyde hissedildiği… Sırf Pir Sultan’ı doğurduğu, büyüttüğü için bile aşık olunur Sivas’a… Bir de lanetlenir, neden sevilmez ki, Sivas bir yandan?
Terazi’ye koyup, Sivas’ı tartmak değil meramımız… Kuşkusuz, cennet vatanın diğer illerinde de sevilen, nefret edilen ya da coşkulanıp öfke duyulan yanlar mevcut. Ama Sivas bir başkadır… Dedik ya akla karadır Sivas’ın iki yüzü… Yakışmıyor işte Pir Sultan’ın yanına Madımak… Yakışmıyor Pir Sultan’ın yiğitliğinin yanına 2 Temmuz ‘93’ün kahpeliği… Zalime isyana durulan toprakların üstünde, Madımak’ta diri diri yakılan otuz beş canın mezar taşı yakışmıyor... Tarihin onurlu sayfalarına, onca güzel şeyler ekleyen Sivas’ın adının yanına “katliam kenti” deyimi hiç yakışmıyor!
2 Temmuz; Pir Sultan’a gönül verenlerin, onun türkülerine sevdalıların yakıldığı tarihtir. 2 Temmuz; otuz beş canın külünün havaya savrulduğu tarihtir. Kara bulutların şehrin üzerinden hiç gitmediği bir gündür. 2 Temmuz; öfkenin, acının, lanetin ve ihanetin adıdır. Gericiliğin, yobazlığın, halktan ve insandan yana tüm güzel değerlere düşmanlığın şaha kalkışının tarihidir.
O gün Madımak’ta sıcak yürekler bir aradaydı. Pir Sultan üzerine sohbete oturmuşlardı. Bir anda toplanıvermişti alıcı kuşlar gibi Madımak’ın önüne gerici – faşist güruhu.
Emanet canlara kıymak, tek “suçu” insan olmak, doğrudan, haklıdan, mazlumdan yana olanları yakmak için gelmişlerdi. Yaktılar… “La yakın la, yakın la!” böğürtüleriyle… Madımak’ı kor alevlerin içine atıp, yaktılar otuz beş canı diri diri… Kül yağmurları yağdı kanlı Sivas’ın üzerine günlerce… Âşık külü, ozan külü, semah külü, insan külü…
***
12. yıldönümüydü Madımak katliamının, gerici faşist güruhunun “Şanlı Sivas Kıyamı”nın… Öfkenin, lanetin yüreklerde iyice korlaştığı koskoca 12 yıl geçmişti aradan… Yüreklerinin ta orta yerinden dağlananlar bir araya gelip, sonuna dek haklı bir talepte karar kıldılar… Hangi akla, hangi vicdana sığınıp da otuz beş canın kavrulduğu Madımak’ın bir kebapçı dükkânına çevrilmesine karşılık, “Hayır! Burası müze olmalı!” dediler… Diyenler Alevi Bektaşi Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’ydu.
Talep, haklı olmasına haklıydı ama… Evet, “ama”sı vardı işin. Ve bu, olayın mihenk taşıydı. Madımak’ta yakılan otuz beş canın acısını yüreklerinde hissettiklerinden kuşkumuz yok “taliplerin”. Başta tüm Aleviler olmak üzere, vicdanı olan herkes Madımak’ın acısını duyuyor yüreğinde. Duymalı! Ancak otuz beş canın acısı, hasmından icazet dilenmeyi değil, aksine hasmına öfkeyi, kini getirmeli beraberinde. Oysa karşılaştığımız manzara çok farklıdır. Yaşanan, İsa Peygamber’in “sana bir tokat atana, öbür yanağını çevir” sözünü anımsatan bir şey de değil. Yaşanan, düpedüz otuz beş canın yanıp kül olmasında birinci derecede rol oynayanlardan icazet dilenmek, yakılan canlarımıza sadakatsizliktir.
Çoktandır Alevi toplumunu devletle “barıştırmak” isteyenler, şimdi de Madımak’ı, 2 Temmuz’u, otuz beş canı kendilerine malzeme yapmaya çalışıyorlar, amaçlarını gerçekleştirmek için. Kim verdi size bu hakkı. Otuz beş canın mirasına böyle mi sahip çıkılır? Ve böyle mi sorulur 2 Temmuz’un hesabı? “Barış ve Kardeşlik Müzesi” öyle mi? Sormazlar mı, “ne barışı, kiminle barış” diye. En başta Madımak şehitleri sorar bunu. Niye mi? Çünkü koltuk aynı koltuktur. Yalnızca üzerinde oturanlar değişmiştir. Makam aynı makam, kafa aynı kafadır. Ve aynı kanlı ellerdir, bugün “barış” talebiyle uzanılan. “Güvenlik güçleriyle halkı karşı karşıya getirmeyin” demişti dönemin başbakanı. “Madımak Oteli’nin önünde birikenleri dağıtmayacak mısınız?” diye soranlara bu cevabı vermişti. Bugün aynı mantık oturuyor o makam koltuklarında. Alevi Bektaşi Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu huzura çıkıp bunlardan icazet dilenircesine “Madımak müze olsun” talebinde bulunuyor.
Talebin haklılığı sonucu değiştirmiyor işte. Asıl mesele, talebin kimden ve hangi amaçla istendiğindedir. Her iki federasyonun mantığı, amacı bellidir. Pir Sultan, Hızır Paşa’yla barışmamışken, İmam Hüseyin Kerbela’da Yezid’e biat etmemişken, yani kısacası hesap hiçbir zaman divana kalmamışken Madımak’ı içinde otuz beş canla birlikte yakıp kül edenlerin iplerini elinde tutanlardan icazet dilenmenin adı nedir? Sorun Madımak’ın müze olup olmaması da değildir yani. Sorgulanması gereken; geçen yıl 2 Temmuz arifesinde Hürriyet’teki köşesinde “Madımak’ı artık kanla, gözyaşıyla, kinle, nefretle anmayalım. Barış, kardeşlik, dostluk mesajlarıyla analım. Hatta hiç anmayalım, unutalım o kara günü. Belleklerimizden tümüyle çıkaralım.” diyen Ertuğrul Özkök’le hemen hemen aynı şeylerin söylenmesidir.
12 yıldır ortada sorulmamış bir hesap var. 35 canın külleri hala sımsıcak, elimizi yakmaktadır. Her yıl acımız, öfkemiz daha bir korlanırken; yüreklerimiz her yıl dağlanıp dururken ve son dönemde Trabzon’da, Adana’da, Eskişehir’de yeni yeni 2 Temmuz’ların zeminini hazırlayan gelişmeler yaşanırken oturup daha ciddi düşünülmesi gerekmiyor mu? Gerekiyor ki, hem de nasıl!
Evet, Madımak müze olsun. 2 Temmuz, hafızalara hiç silinmemecesine kazınsın. Hiç unutulmasın! Hep hatırlansın. Ama nasıl? Kurtla kuzunun barıştırılmasıyla değil tabii ki! Eşyanın tabiatına aykırıdır çünkü. Ezenle ezilenin, zalimle mazlumun, haklıyla haksızın barışmasının mümkün olmadığı, olamayacağı gibi yani…
Son yıllarda Alevi dernek ve federasyonlarının düzenle daha iyi bir ilişki yürütme çabası göze çarpıyor. Alevi geleneğinde güçlüden yana olup mazlumu elinin tersiyle itmek yoktur. Aleviler, güçlünün koltuk değnekleriyle yürümemiştir hiçbir zaman. Bugün çok farklı bir yol izleniyor ve bu yol İmam Hüseyin’lerin yolu değildi. Mazlumdan yana olmak hiçbir şey kaybettirmedi Alevilere. Bundan sonra da kaybettirmeyecek.
Biz Sivas’ta, 2 Temmuz’da, Madımak’ta yananlardanız. Safımız bellidir. Onların anılarına, inançlarına, kavgalarına, geleceğe dair güzel düşlerine, miraslarına bağlıyız sonuna kadar. Bunları ortadan kaldıracak, bunları asıl özünden saptıracak her girişimin karşısında olacağız. Biz, 2 Temmuz’da elleri kolları bağlı olanları, yakıp kül edenlerle mahşere dek barışmayacağız! Kandan kına yakılmış ellerle hiçbir zaman tokalaşmayacağız! Otuz beş canın acısını, yüreklerinde hissedenlere, otuz beş canın anısını yaşatmak isteyenlere çağrımız Pir Sultan’ca olacaktır:
“gelin canlar bir olalım
münkire kılıç çalalım
hüseyn'in kanın alalım
tevekkeltü taalallah
özü öze bağlayalım
sular gibi çağlayalım
bir yürüyüş eyleyelim
tevekkeltü taalallah
açalım kızıl sancağı
geçsin yezid'lerin çağı
elimizde aş bıçağı
tevekkeltü taalallah
mervan soyunu vuralım
hüseyn'in kanın soralım
padişahın öldürelim
tevekkeltü taalallah
pir sultan'ım geldi cuşa
münkirlerin aklı şaşa
takdir olan gelir başa
tevekkeltü taalallah”
http://www.grupyorum.net/tavir/images/tavir.jpg (http://www.grupyorum.net/tavir/)