Orijinalini görmek için tıklayınız : kimlik mi sınıf mı?


sendiren
11.02.2007, 17:10
KİMLİK Mİ SINIF MI?


Sınıf mücadeleleri tarihe mi karışıyor acaba?Çağımıza ve sonrasına damgasını vuran ana eksenli mücadele sınıf mücadelesi dışında esasen kimlik mücadeleleri mi olacak?Son 20 yıl içinde ortaya çıkan gelişmelere bakıp bu tarz bir değerlendirme yapmak aslına bakarsanız ;eğer Marksist değilseniz ve tüm olagelenlere bilimsel bir bakışın ötesinde güncel gelişmeler ışığında bakıyorsanız hiç te şaşırtıcı değildir.Hiçte abartılı değildir.Zira bugün öne çıkarılmış öğelere bakarsanız çarçabuk bu tarz değerlendirmeler yapmanız hiçte yanlış gibi görünmeyebilir.
Marksizme ve sınıf mücadelesine çoktan sırtını dönmüşler zaten çoktan bunun teorisini ve pratiğini yapmaya başladılar bile.Dinsel,ulusal,mezhebi örgütlenmeler aldı başını gidiyor.Tam da emperyalist kapitalizmin istediği ve hedeflediği üzere.Bu iki ucu da keskin bıçağa mecbur emperyalist kapitalizmin elbette ki hemen hazırda tuttuğu başka bir yedek politik ve askeri fragmanı bulunmamaktadır.Zira epeyden beridir bütün barutunu tüketmiş bulunmaktadır.Halkların ezilen ve sömürülen milyon ve milyarlarının bir araya gelmesi hiç te istediği bir durum değildir.Olamaz da.Bu açıdan onlar arasına aşılmaz duvarlar örmek en iyi çözümdür onun için.Halkları birbirine düşmanlaştırmak dostlaştırmaktan daha kolaydır tarihsel deneyimlerin ışığında.Bunu en iyi analiz edenler elbette ki emperyalist kapitalizm ve onun temsilcileridir.
Özellikle modern revizyonizm ve bürokratik devlet kapitalizmi olup aslında tekelci devlet kapitalizminden başka bir şey olmayan doğu bloğu ülkelerindeki çözülme ve de yine aynı tarzda kimliksel ayrışmanın(yine temel nedeninin ve kaşıyıcısının sınıf mücadelesinin ihtiyaçları daha doğrusu tekelci kapitalizmin ihtiyaçları olduğunu söyleyelim.) bu süreci derinleştirdiğini ve dünya çapında bu tarzda ayrışma ve çatışmaların tetikleyicisi bir işlev gördüğünü belirtmeliyiz. Zira bu tarzda kimliksel çatışmaların ulusal devlet oluşumlarının hemen tamamen tamamlandığı süreçten sonra kitlesel ve ağır koşullarda yaşandığı enteresan bir dönemdir bürokratik tekelci devlet kapitalizminin dağıldığı süreç sonrası.Her yabancılaşma ve onun ağır sonuçlarının yarattığı kriz ortamının sonuçlarındandır bu durum
.bu anlamda da yadırganmaması gereklidir.Zira sınıf ve halklar adına hareket etiğini iddia eden toplumsal(sözüm ona)sistemler sonrası bu tarz yabancılaşmanın yaşanması doğaldır.
Kendini gerçekleştirmekten uzak toplumlar ya da kurumlar ya da insanlar yabancılaşmanın ya da kendinden uzaklaşmanın o cazip kollarından kurtulamazlar.O uzaktan albenisi olan ama gerçekte iflah olmaz fahişeler misali müthiş cazibesi,çekiciliği karşısında bu gelişmelerin evrimi hiçte yadırgatıcı sayılmamalıdır.Gerçek yüz her zaman gizlenmiştir emperyalist kapitalizm tarafından.
Öte yandan bu sürecin derinleşmesi ve ağırlaşmasında ve de bu kadar yaralayıcı ve ağır sonuçlar üretmesinde kimin ne kadar katkısı vardır?Bunun ciddi bir biçimde muhasebesi yapılmalıdır..Ki zaten yapılmış gibi görünen muhasebe gerçekte hiçbir zaman yapılmadı.Bunun ne kadar ağır sonuçlar üreteceği ile beraber emperyalist kapitalizmin bunun üzerine neleri bina ettiği süreç içinde görülmekle beraber kaba bir halkların kardeşliği sloganvari yaklaşımı dışında bir çare ve umar üretilmedi.Keza bu üretimsizliğin esas nedeni de herkesin bilebileceği üzere mevcudun değerlendirilmesindeki yetersizliklerdir.Yani geçmiş olumsuz deneyimlerden yeterli ve gerekli sonuçların çıkarılmamasıdır.
Daha önceki makalelerimizden birinde eleştiri ve özeleştirinin gerek tek tek bireylerde ve gerekse de hareket eden organizmaların tümünde ya da toplumlarda temel bir geliştirici öğe olduğunu anlatmıştık.Bir çok yönüyle bu anlamda süzgeçten geçirilmeyen bir olgu büyüye büyüye kucağına düştü kendini Marksist ve komünist sayanların.
Çağı,uluslar arası durumu,kapitalist restorasyon sürecini doğru kavrayamayan bu anlayış sahiplerinin yine bu ayrışma,parçalanma ve kimlik bunalımı ve yabancılaşmanın sonuçlarını doğru kavranması beklenemezdi,Nitekim öyle de oldu.Zira teorik olarak kendini sonlandırma uğruna mücadele vermesi gereken kurumların kendini mutlaklaştırması ve erişilmez kılması ; beri yandan eşitsizliklerin giderilmesi uğruna mücadelenin eşitsizlikleri ve bu eşitliksizlikler arasındaki makası açması bürokratik devlet yapısını üretti.Sönümlenmesi ve harakiri uğruna mücadele vermesi gereken devlet mekanizması ya da proletarya diktatörlüğü kendini güçlendirmek uğruna mücadele verdi yıllarca.Halbuki bu enerji dünya devrimci komünist hareketinin güçlendirilmesi uğruna verilmiş olsa idi belki durum ve sonuçlar farklı olabilirdi.(Devlet ve demokrasi konusu için Demokrasi,örgütlenme ve sorunları üzerine başlıklı makale ve incelememize bakılabilinir)Nihayetinde tatmin edilmemiş ve de öte yandan burjuva kapitalist düzenin albenili reklamları ve de diğer yandan ulusal,dinsel,mezhebi kaşıma faaliyetleri de birleşince halkların birbirlerine düşmanca ve yok etmeye yönelik ırkçı,şoven,faşist yaklaşımları ayyuka çıkmış olup bunun önüne geçilemeyince alternatif güçlerce olumsuz sonuçlar ortaya çıkmıştır.Ve de özellikle 90 lı yıllardan sonra tüm dünyada bu tarzda bir eğilimden öte pratik bir gerçekliğin ortaya çıktığını görmekteyiz.Sınıf mücadelelerinin gerilemeye başladığı 80 li yıllar bu anlamda temel kırılma noktasıdır.
Bir bütün olarak felsefi,teorik ve ideolojik bakımdan ayrıntılı değerlendirilmesi gereken bir konudur kimlik sorununun öne çıkması.Beri yandan artık kendi başına pratik sonuçları da tartışmalara konu olmak zorundadır.Zira bu çatışma ve arayışların halkları karşı karşıya getirmesi , pratik düşmanlıklara dönüşmesi ve kitlesel katliamların artık kanıksanır bir hal alması aslında konunun sınıf mücadelesi ve geleceği açısından sonuçlarının ne derece ağır olduğunun kanıtıdır.Sınıf mücadelesi verdiğini sananların bu süreci değiştirmeyi bir kenara koyalım olası gelişmelere seyirci kaldığını ve de çoğunda süreci doğru tarzda kavrayamadığına dahi tanık olduk.
Yanı başımız da verilen ulusal mücadele noktasında tamamen kuyrukçu ve bilindik klasik tespit ve pratikler dışında herhangi bir şey yapılmadığını onlarca yıldır izlemekteyiz.Sınıf hareketinin gerilediği ama ulusal pratiğini geliştiği yıllarda ,ulusal harekete yedeklenmeye çalışma gayretleri öne çıkarken;ideolojik-teorik ve pratik orta ve uzun vadeli sonuçlar düşünülmeden ve ulusal hareketin kimliği gerçekte tam ve doğru değerlendirilmeden öne çıkarılan öğeler , ajitasyon-propaganda ve örgütlenme faaliyetine yön veren esaslarda önemli yalpalamalar olmuştur.Çoğunda ulusal hareketin silahlı bir hareket olmasından hareketle onun devrimci bir kimliğe sahip olduğu gibi yüzeysel bir değerlendirme ,sınıf mücadelesi verdiğini iddia eden hareketlerde ciddi bir körlük ve de kişiliksizlik-bağımsız politika yürütemeyiş sonuçlarını üretmiştir.
Gündemi belirleyen ya egemen güçler ve sınıflar ya da ulusal hareket olmuştur.Bağımsız sınıf politikasından tamamen uzaklaşılmış;sınıfa ulaşma gayret ve çabaları zaman içinde günübirlik semt ve gençlik çalışmalarına indirgenmiştir ve ne idüğü belirsiz platformlar politikanın temel kaldıraçları haline getirilmiştir .Sürecin gerisinde kuyrukçu bir niteliğe bürünmüştür.Bu her açıdan Kürt sorunu noktasında tutarlı politikalar üretilmesini ve de ulusal hareketin değerlendirilmesi noktasında nesnel kriterlerin varlığını reddeden,güce tapınmanın ve kuyrukçuluğun egemen tarz haline geldiği bir dönem olmuştur.Ulusal hareketin niteliğinden tutalım da pratik ciddi yanlışlarına ve yer yer Kürt milliyetçiliğinin birlikte –ortak örgütlenme ve mücadelesinin önüne çıkarılmasının teorik-pratik nesnel altyapısının oluşturulmasına dayanak olmuştur.bugün gelinen nokta da ise, ciddi hiçbir özeleştiri dahi vermeden politik kırılmaların tartışılması adeta kendince yasaklanmıştır.Söz birliği edinmişçesine hemen tüm hareketlerde durum aynen böyledir.Şu anda doğru bir hatta durmamanın ve doğru pratik-eylem hattında olmamanın sancılarını halkların alttan alta düşmanlaşması ve de emekçiler açısından birliğin bir daha zor sağlanabileceği bir zemin oluşmasına dolaylı katkı sunulması sonucu ortaya çıkmıştır.Burada topu taca ya da egemen sınıflara ve onların politik-pratik tutumlarının belirleyiciliğine atmak kolaycılıktır.Marksizme yabancı bir tutumdur.
www.anadoluisyani.tr.cx

sendiren
11.02.2007, 17:11
Aynı gözlemi Aleviler-Kızılbaşlar sorununda da görmekteyiz.Yine aynı dönemler içinde ciddi bir kimliksel arayış ve kimliksel anlamda kendine dönüş süreci yaşayan bu kesime yeterli ışık tutulamadığı gibi,bu kesimlere ilişkin sınıfsal olmayan bir politik bakış açısıyla yaklaşılmış ve de bu yaklaşımlar sonucu gerek düzenin baskı-dayatma ve de gerekse de sınıfsal ayrışma ve de duruşları sonucu ,Alevilerin geneli düzene yedeklenmiştir.Zira şu anda ABD emperyalizminin yeşil kuşağının karşısında sahte laik devletin en önemli yedeği aleviler olmuştur.Sistemin çok yönlü propaganda ve örgütleme faaliyetleri sonucu geçmişin demokratik ilerici öğelerinin önemli bir potansiyeli olan kesimi şu anda hemen tamamen faşist devletin yedeğine alınmış gibidir.Burada Alevilerdeki sınıfsal ayrışmanın etkisini yadsımak ve görmemezlik etmek ciddi politik bir hata olur.Ama hakeza emekçi Alevilerin yine kimliksel arayışına ya da onların kendileriyle birlikte yani kimlikleriyle birlikte ortak birlikte mücadelenin altyapısının sağlanması görevi layıkıyla yerine getirilmiş değildir. Alevilerin yüzyılların birikimi baskı altına alınmışlıklarından kaynaklı göreli oratam içindeki çıkışları ve talepleri küçümsenmiş,bu taleplerin içeriğinin sınıfsal zemine kaydırılması yeterince duyarlı davranılmayarak sistemin kollarına itilmiştir.
Tüm bunlarda elbette gerek ulusal ve de gerek se uluslar arası durumun etkileri olmakla beraber esasta ciddi ,tutarlı,geleceği gören bir politik iktidar hedefli mücadelenin olmayışının ve de buna önderlik edecek kapasitede bir hareketin olmayışının önemini yadsımak olanaklı mıdır?Kesinlikle hayır.Tam tersine özeleştirinin ya da en başta eleştirinin bu anlamda sivri ucunun yönelmesi gereken yer burasıdır.Gittikçe küçülen dünyada gittikçe büyümesi gereken hareketin daha da ulusala,yerele vs indirgenmesi ve de sınıf mücadelesinin önündeki engeller haline getirilmesi durumu ancak bununla başarılabilir.Geçtik ulusalcılığı şehircilik aşiretçilik vs bu anlamda arayışların karşılığı haline gelmektedir.Dünün devrimci-komünist ve sosyalistleri bugünün yerelcisi,ulusalcısı,mezhepçisi haline gelebiliyorsa burada tartışılacak çok şey var demektir.Ve de bir yerlerden başlanmak zorundadır.
Komünizm tüm farklılık ve ayrımların ortadan kaldırıldığı düzenin adıdır.Orada her şey insana sadece ve sadece insana endekslidir.sosyalizm ise bunun altyapısını hazırlamakla uğraşır.Komünist devrimciler ayrımları ortadan kaldırmak için uğraş verir ve mücadele ederken bu ayrımlar-farklılıkları kabul ederek ve de onarlı sınıf mücadelesinin geniş çerçevesi içinde eriterek ancak başarılı olabilirler.Komünist devrimciler hangi bakımdan olursa olsun bu farklılıkların farkında lığıyla ve bilinciyle hareket edip gerçek çözüm ve kurtuluşun adresini göstermekle görevlidirler.Farklılıkların ret ve inkarı yaşamın, doğanın diyalektiğinin reddidir.Bu farklılıkların sınıfsal mevzide buluşturulması ve örgütlenmesi ve tek amaca yönlendirilmesi ancak bu farklılıkların doğru kavranması ve doğru yaklaşılmasıyla olanaklıdır.Buna yön veren günübirlik çıkar ve hedefler değil genel çıkar ve stratejik hedeflerdir.
Kimlik mi sınıf mı sorusu bir kışkırtma sorusudur zihinsel jimnastik adına.Elbette ki bizim adımıza bunun yanıtı nettir ve açıktır.Ama kimliklerin reddi ile sınıf mücadelesinin başarısı olanaklı değildir.Aynen proletarya diktatörlüğünün savunusunda olduğu gibidir durum ya da benzeştir.Proletarya diktatörlüğü kurulduğu – inşa edildiği andan itibaren nasıl ki kendini sönümlendirmek uğruna mücadele ediyorsa,kimlik sorunlarına da ulusal,mezhebi,vs hangi bakımdan olursa olsun bu bakış açısının yönlendirmesiyle hareket etmek zorunluluktur.Komünist devrimciliğin gereğidir.Komünizm dediğimiz üzere hepsinin üzerinde insanlık düzeninin adıdır.




www.anadoluisyani.tr.cx