ehlibeyt
13.02.2007, 11:32
YAHUDİ OYUNU
Bilindiği gibi, Hz. Osman'ın hilafetinin sonu acıdır. Bu hususta birçok yanlış anlaşılmalar mevcuttur. Ben, bütün bu meseleleri hallettiğimi iddia etmiyorum; fakat uzun zaman bu meseleyi araştırdım. Sonuçta edindiğim kanaat şudur ki bütün bu hadiseler, yahudilerin çevirdiği bir oyun, bir komplodan başka birşey değildir. Hz. Osman'ın katli, Hz. Ali ile Hz. Aişe ve daha sonra Hz. Muaviye ile olan savaşların hepsi, bir yahudi oyunu (komplo) idi. Bu komplonun idarecileri, kendilerine müslüman diyen Yahudilerdi. Taberi tarihinin bu mevzudaki rivayetleri, dikkatlice okunacak olursa mesele daha iyi anlaşılır.
Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında Müslüman olmayan, Hz. Ömer zamanında ve belki de daha sonra müslüman olan, ibn Sebe adında bir Yahudi vardı. O'na aynı zamanda ibn Sevda da deniliyordu. İbn Sebe, müslüman olduktan sonra, İslam devletinin her tarafına seyahat eder: Suriye, Irak, Mısır, Türkistan, Medîne gibi. Gittiği her yerde, kendisine arkadaşlar bulup bunlara belli vazifeler verir. O zamanlar uçak gibi vasıtalar olmadığı için, İbn Sebe'nin seyahati bir kaç sene sürer. O aynı zamanda, çok iyi müslüman görünen, namaz kılan, camiye giden ve fakat içten içe İslam düşmanı Yahudileri seçer ki, bu da kolay bir iş değildi. İbn Sebe'nin işi bitince, yani her tarafta kendisine uygun arkadaşları bulunca, onlara sinyal (işaret) verirdi ve hep beraber, kendilerine verilen işe başlarlardı. İbn Sebe'nin başlattığı iş, çok enteresandı.
Mısır'dan, Medîne'ye bir mektup gelir. Şüphesiz bu mektup, bir yahudiden, diğer bir yahudiye yazılmıştı. Mısır'dan yazan yahudi, Medîne'deki yahudiye şöyle yazıyordu: «Bizim memleketimiz olan Mısır'da, İslamiyet namınahiçbir şey kalmadı, valimiz şarap içiyor, namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, zina yapıyor, islam'ın yasakladığı bütün işleri yapıyor ve birçok müslüman da valinin yaptığı şekilde hareket ediyor».
Mısır'dan bu mektubu yazan yahudi, aynı mektubu, Suriye'ye, Irak'a, Basra'ya, Türkistan'a vs. yazıyor. Şam'daki yahudi de aynı mealde, yani «bizde İslamiyet kalmadı, vali kafirdir vs.» gibi yazdığı mektupları, bütün İslam alemine gönderir. Aynı şekilde Medîne'deki yahudi de her tarafa: «Halifemiz kafirdir, şarap içiyor, namaz kılmıyor... vs. mealinde mektuplar yazar. Böylece, bütün İslam devletinde aynı haberler dolaşır. Ve bu mektupları alan yahudiler, onları kendi bölgelerindeki camilerde okuyorlar. Ve bu, bir sefer olmaz; mektuplar devam eder.
Mesela; Medîne'deki yahudi, aldığı mektubu namazdan sonra camide okur ve «Bu ne korkunç şeydir? Halifemiz uyuyor mu?» deyip, halkı kışkırtır. Ertesi gün, aynı mealdeki mektubu, «Şam'dan aldım», «Basra'dan aldım» şeklinde okur ve işine devam eder.
Hergün aynı haberlerin geldiğini tasavvur edin, neticesi ne olur, ne anlaşılır? Ve neticede de diğer müslümanlar bu haberlere inanır.
Medine müslümanları düşünmeye başlarlar: «Suriye, Irak, Mısır kafir olsa da elhamdülillah, bizde hala İslamiyet var. Herkes ibadetini yapıyor» Mısır müslümanları da aynı şekilde düşünür: «Ehamdulillah Mısır müslüman kaldı, Medine ve diğer yerler kafir olmuş...» Ve böylece, her bölge, müslüman kaldığını düşünmeye başlar. İşte bu, ibn Sebe'nin idare ettiği şeytanî propaganda idi.
Bir müddet sonra Medîne müslümanları Hz. Osman'a gelerek: «Sen uyuyor musun? Suriye, Mısır, Irak kafir oldu, sen ne yapıyorsun?» dediler. Hz. Osman, onlara, «Sizin de güvendiğiniz birkaç kişi seçelim ve bu yerlere gönderelim. Onlar bunun doğru olup olmadığım bize bildirsinler» der. Bunu üzerine bir heyet seçilir ve İslam devletinin her tarafına yollanır. Bu heyet, birkaç ay sonra dönerek: «Bu söylenenler asılsızdır. Her tarafta İslam kanunu cari olup, valiler de çok iyi müslümanlardır, bunun bir tek istisnası var» diye rapor verirler.
Bu giden heyet içinde, Hz. Ebu Hureyre de vardı. O der ki: «Her tarafta İslamiyet caridir, valiler iyidir; Fakat Mısır valiinin iyi olmadığını duydum». Bu sırada ibn Sebe Mısır'da bulunuyordu.
İbn Sebe, hemen Ebu Hureyre'yi bulmuş ve istediğini ona anlatmıştı. Ebu Hureyre çok iyi bir müslüman, fakat biraz saf olduğu için ibn Sebe'ye inanmıştı. «Açık olarak, namaz kılan vali, muhtemelen gizli içiyor» diye bir kanaate varmıştır. Bunun için, Ebu Hureyre, Mısır vahşinin değiştirilmesini teklif etmiştir.
Burada, kaydedilecek iki nokta vardır: Birincisi, Medîne müslümanları, çıkan haberlerin asılsız olduğunu öğrenince memnun olmuşlar, fakat diğer vilayetler böyle bir resmi haber alamadıklarından, eskisi gibi düşünmeye devam etmişlerdir. Yani «bizden başka herkes kafir oldu» demekteydiler. îşte bunun için, Medîne dışındaki müslümanların hükümete karşı olan kötü tutumlan devam eder.
Bilindiği gibi, Hz. Osman'ın hilafetinin sonu acıdır. Bu hususta birçok yanlış anlaşılmalar mevcuttur. Ben, bütün bu meseleleri hallettiğimi iddia etmiyorum; fakat uzun zaman bu meseleyi araştırdım. Sonuçta edindiğim kanaat şudur ki bütün bu hadiseler, yahudilerin çevirdiği bir oyun, bir komplodan başka birşey değildir. Hz. Osman'ın katli, Hz. Ali ile Hz. Aişe ve daha sonra Hz. Muaviye ile olan savaşların hepsi, bir yahudi oyunu (komplo) idi. Bu komplonun idarecileri, kendilerine müslüman diyen Yahudilerdi. Taberi tarihinin bu mevzudaki rivayetleri, dikkatlice okunacak olursa mesele daha iyi anlaşılır.
Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında Müslüman olmayan, Hz. Ömer zamanında ve belki de daha sonra müslüman olan, ibn Sebe adında bir Yahudi vardı. O'na aynı zamanda ibn Sevda da deniliyordu. İbn Sebe, müslüman olduktan sonra, İslam devletinin her tarafına seyahat eder: Suriye, Irak, Mısır, Türkistan, Medîne gibi. Gittiği her yerde, kendisine arkadaşlar bulup bunlara belli vazifeler verir. O zamanlar uçak gibi vasıtalar olmadığı için, İbn Sebe'nin seyahati bir kaç sene sürer. O aynı zamanda, çok iyi müslüman görünen, namaz kılan, camiye giden ve fakat içten içe İslam düşmanı Yahudileri seçer ki, bu da kolay bir iş değildi. İbn Sebe'nin işi bitince, yani her tarafta kendisine uygun arkadaşları bulunca, onlara sinyal (işaret) verirdi ve hep beraber, kendilerine verilen işe başlarlardı. İbn Sebe'nin başlattığı iş, çok enteresandı.
Mısır'dan, Medîne'ye bir mektup gelir. Şüphesiz bu mektup, bir yahudiden, diğer bir yahudiye yazılmıştı. Mısır'dan yazan yahudi, Medîne'deki yahudiye şöyle yazıyordu: «Bizim memleketimiz olan Mısır'da, İslamiyet namınahiçbir şey kalmadı, valimiz şarap içiyor, namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, zina yapıyor, islam'ın yasakladığı bütün işleri yapıyor ve birçok müslüman da valinin yaptığı şekilde hareket ediyor».
Mısır'dan bu mektubu yazan yahudi, aynı mektubu, Suriye'ye, Irak'a, Basra'ya, Türkistan'a vs. yazıyor. Şam'daki yahudi de aynı mealde, yani «bizde İslamiyet kalmadı, vali kafirdir vs.» gibi yazdığı mektupları, bütün İslam alemine gönderir. Aynı şekilde Medîne'deki yahudi de her tarafa: «Halifemiz kafirdir, şarap içiyor, namaz kılmıyor... vs. mealinde mektuplar yazar. Böylece, bütün İslam devletinde aynı haberler dolaşır. Ve bu mektupları alan yahudiler, onları kendi bölgelerindeki camilerde okuyorlar. Ve bu, bir sefer olmaz; mektuplar devam eder.
Mesela; Medîne'deki yahudi, aldığı mektubu namazdan sonra camide okur ve «Bu ne korkunç şeydir? Halifemiz uyuyor mu?» deyip, halkı kışkırtır. Ertesi gün, aynı mealdeki mektubu, «Şam'dan aldım», «Basra'dan aldım» şeklinde okur ve işine devam eder.
Hergün aynı haberlerin geldiğini tasavvur edin, neticesi ne olur, ne anlaşılır? Ve neticede de diğer müslümanlar bu haberlere inanır.
Medine müslümanları düşünmeye başlarlar: «Suriye, Irak, Mısır kafir olsa da elhamdülillah, bizde hala İslamiyet var. Herkes ibadetini yapıyor» Mısır müslümanları da aynı şekilde düşünür: «Ehamdulillah Mısır müslüman kaldı, Medine ve diğer yerler kafir olmuş...» Ve böylece, her bölge, müslüman kaldığını düşünmeye başlar. İşte bu, ibn Sebe'nin idare ettiği şeytanî propaganda idi.
Bir müddet sonra Medîne müslümanları Hz. Osman'a gelerek: «Sen uyuyor musun? Suriye, Mısır, Irak kafir oldu, sen ne yapıyorsun?» dediler. Hz. Osman, onlara, «Sizin de güvendiğiniz birkaç kişi seçelim ve bu yerlere gönderelim. Onlar bunun doğru olup olmadığım bize bildirsinler» der. Bunu üzerine bir heyet seçilir ve İslam devletinin her tarafına yollanır. Bu heyet, birkaç ay sonra dönerek: «Bu söylenenler asılsızdır. Her tarafta İslam kanunu cari olup, valiler de çok iyi müslümanlardır, bunun bir tek istisnası var» diye rapor verirler.
Bu giden heyet içinde, Hz. Ebu Hureyre de vardı. O der ki: «Her tarafta İslamiyet caridir, valiler iyidir; Fakat Mısır valiinin iyi olmadığını duydum». Bu sırada ibn Sebe Mısır'da bulunuyordu.
İbn Sebe, hemen Ebu Hureyre'yi bulmuş ve istediğini ona anlatmıştı. Ebu Hureyre çok iyi bir müslüman, fakat biraz saf olduğu için ibn Sebe'ye inanmıştı. «Açık olarak, namaz kılan vali, muhtemelen gizli içiyor» diye bir kanaate varmıştır. Bunun için, Ebu Hureyre, Mısır vahşinin değiştirilmesini teklif etmiştir.
Burada, kaydedilecek iki nokta vardır: Birincisi, Medîne müslümanları, çıkan haberlerin asılsız olduğunu öğrenince memnun olmuşlar, fakat diğer vilayetler böyle bir resmi haber alamadıklarından, eskisi gibi düşünmeye devam etmişlerdir. Yani «bizden başka herkes kafir oldu» demekteydiler. îşte bunun için, Medîne dışındaki müslümanların hükümete karşı olan kötü tutumlan devam eder.