Orijinalini görmek için tıklayınız : Kızılbaş istemedikçe kimse ona bir tarih bahşedemez.


D-e-v-r-i-m-c-i
22.02.2007, 02:42
Hacı Bektaş Veli
Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selimin Çaldıran'da yaptığı savaş Alevilerin kaderini değiştirdi
Hacı Bektaş Veli, Anadolu Alevileri için büyük öğretmen (pir/mürşit) sayılır. Onun yaşamı 1209-1271 yılları olarak saptanmıştır. Kendisi Mevlana ile çağdaştır ve Yunus Emre'nin de öğretmenidir. Hacı Bektaş Veli, Türk geleneğini yaşatan Türkmenler içinde önder olmuş bir kişiydi. 1240 yılında isyan eden Türkmenler yenilince, Hacı Bektaş Veli bunların bir bölümünü almış ve bugün Hacıbektaş diye bilinen eski adıyla Sulucakarahöyük olan köye getirmiştir.
Burada bir okul yaratan Hacı Bektaş Veli, Türk kimliğini ve halkçı karakterini yaygınlaştırmıştır.
O gündelik hayatta olduğu gibi ibadette de Türkçeyi kullanan bir aydındı. Hacı Bektaş Veli 1277 yılında Konyayı ele geçiren Karamanoğlu Mehmet Bey'in fikir önderi sayılır. Bu hareket sonucunda devlet dairelerinde mabetlerde ve iş yerlerinde Türkçeden başka dil kullanılamayacağı belirtilmiştir.
Hacı Bektaş Veli'nin, Ahmet Yesevi (ölm. 1166) dervişi olduğu bilinmektedir. Bunlar Anadolu'ya Horasan üzerinden geldikleri için Horüasan Erenleri olarak da bilinirler.
Osmanlıya Etkisi
Hacı Bektaş Veli, Anadoluda çalkantıların olduğu bir dönemde yaşadı. Moğollar Anadolu'yu işgal etmişlerdi. Halk, hem beyler hem Moğollar tarafından eziliyordu. Osman Gazi, Türkmenleri bir güç haline getirip fetihçi anlamda kullandı. Hatta Yeniçeri ordusunu da Hacı Bektaş Veli geleneğine göre şekillendirdi. Orhan Bey zamanında Yeniçeri askerleri 'Pirimiz Hünkarımız Hacı Bektaş-ı Veli' diye dua ediyorlardı.
Osmanlı Devleti ile Alevi Türkmenler arasındaki ilişkiler ara sıra gerginleşse bile Yavuz Sultan Selim zamanına kadar dengeli biçimde sürdü geldi.
Günümüzde, Hacı Bektaş Veli Anadolu Alevileri için en önemli sembol haline gelmiştir. Kendisi her yıl 16 ağustosta uluslararası etkinlikle anılmaktadır.
Şah İsmail (Hatayi)
İran'da, Türk boylarına dayanarak Safevi devletini kurmuş olan Şah İsmail (Alevilerde bilinen adıyla Hatayi), güçlü bir ozan olarak Alevi edebiyatında önemli bir yere sahiptir
1486 yılında doğup 1524 yılıda ölen Şah İsmail, Erdebil Şeyhi diyebilinen Safiyüddinin soyundan gelir. Bu yüzden de Şah İsmail'in kurduğu devlete Safevi Devleti denilmiştir. Şah İsmail, Safevi Devletini 1501 yılında 15 yaşında kurmuş ve en genç imparator olmuş birisidir.
Şah İsmail Güneydoğu Anadolu'dan Türkmenistan'a kadar olan yerleri kısa sürede ele geçirmişti.
Bu sırada Anadolu'daki Osmanlı Devleti'nin başına Yavuz Sultan Selim geçti. Yavuz, 1512de tahta geçince, Alevileri karşı saldırı başlattı ve saptanılan Alevilerin çoğunu öldürttü. Sonra da İran seferine çıktı. Şah İsmail ve Yavuz Sultan Selim 1 ağustos 1514'te Çaldıran'da karşılaştılar. Yapılan savaş, Şah İsmail'in yenilgisiyle sonuçlandı.
Türk Kültürünü Yaşattı
Şah İsmail zamanında, İrana, Türk kültürü egemen oldu. İran'da sarayın resmi dili Türkçe oldu. Devletler arası yazışmalarda Türkçe kullanıldı. Sarayda halk ozanları bulunuyor; bunlar Türküler okuyorlardı. Şah İsmail'in yazdığı şiirler Türkçenin gelişmesine büyük katkıda bulunmuştur. Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim 16. yüzyılda dünyaya sığmayan Türk gücünün birbirini kırmasının sembolü olmuştur.
Osmanlı Türkleri, Batı dünyası ile ilişkiye girmiş, teknikte, bilimde daha ileriye gitmişlerdi. Doğu Türklerini temsil eden Şah İsmail ise milli özellikleri oldukları gibi yaşatan bir devletin kurucusu idi.
Çaldıran, iki Türk gücü arasındaki bir çatışmadır ve yenen de yenilen de Türktür.
Günümüzde Çaldıran'dan Alevi-Sünni birlikteliğini pekiştirecek olumlu sonuçlar çıkartmak gerekiyor.
Osmanlı Bakışı
16. yüzyılda Anadolu kırsal nüfusunun çoğunluğu Alevi yolundandır. Osmanlı yönetimi, bu çoğunluğun baskı altında tutulması için gizli ve açık bütün baskı yöntemlerini kullanmıştır. Saraydan yazılan bir buyrukta diyor ki: (29 Numaralı Mühimme Defteri; tarih: 1576, Belge No: 488)
'Zülkadir Beylerbeyine hüküm: İran ile ilişkisi bulunan Rafızileri (Alevileri), başka bir nedenle suçlayarak toplayıp öldürün.
Aynı defterdeki, 489 numaralı ferman özeti:
Bosyan ve Bozyan Beyi Behlül Beye hüküm: İran ile alakası bulunan Alevileri gizlice araştırın. Bunları başka bir bahane ile idam edin...'
Anadolu'daki bütün yöneticilere bu tür fermanlar yollanmış bulunuyor. Aleviler; geceleri evlerinden gizlice alınıyor; bir çuvala konulup ucuna taş bağlandıktan sonra Yeşilırmak, Kızılırmak gibi sulara atılıyorlar, boğuluyorlardı.
Öldürün Emri
Padişah fermanlarından başka din adamları da Alevilerin katledilmeleri için din kanıt gösterilerek fetva (dinsel buyruk) yayınlamıştır.
İşte Şeyhülislam Ebussuud Efendinin 16. yüzyıldaki bir fetvası:
Soru: Kızılbaş topluluğunun, dine göre topluca öldürülmesi helal midir? Bunları öldürenler gazi, bu öldürme sırasında ölenler de şehit olur mu?
Cevap: Kızılbaşların topluca öldürülmeleri elbette dinimize göre helaldir. Bu, en büyük, en kutsal savaştır... Bu yolda ölmek de şehitliğin en ulusudur.
İşte Osmanlı din adamı budur. Bunun gibi Müftü Hamza, İbn Kemal de Alevilerin katledilmeleri yönünde fetvalar vermişlerdir.
Bu durumda Aleviler kendilerini gizlemişler, kırsal alanlara çekilmiş ve özel köyler oluşturarak yaşamaya çalışmışlardır.
Yeniçeri Nedir?
Osmanlı Devleti, Avrupalı Hıristiyan ailelerden topladığı çocukları yetiştirip onlardan bir ordu kurmuş, bu orduya da Yeniçeri adını vermiştir. Yeniçeri ordusu kendisine pir olarak Hacı Bektaş Veli'yi kabul etmişti. 1826 yılında Osmanlı padişahı 2. Mahmut, bu orduyu zorla dağıttı. Peşinden de Yeniçeriler Bektaşi sayıldığından Bektaşilere karşı bir saldırı başlatıldı. İstanbul'daki ve Anadolu'daki birçok dede ve Bektaşi Babası asıldı, tekkeler, dergâhlar kapatıldı veya Nakşibendilere verildi. Bu arada Alevilerin kitapları da yakılıp yok edildi. Bu saldırılar Cumhuriyetin kurulmasına kadar sürmüştür.
Neden Atatürk?
Aleviler Mustafa Kemal Atatürk'ü çok severler. Çünkü o, Alevileri yüzyıllar boyunca ezen Osmanlı Devleti'ni yıkmış ve yerine demokratik, insan haklarına saygılı bu cumhuriyet düzenini getirmiştir. Alevi toplumu cumhuriyetin kurulmasına gönülden katılmıştır. Ve tarihte en özgür hayatı cumhuriyet ile sürmeye başlamışlardır. Günümüzde Aleviler, cumhuriyete kaynaklık eden demokrasi, insan hakları, sosyal adalet ilkelere sahip çıkarak kendilerini geliştirmeye çalışmaktadırlar.
Erikli Baba Dergâhı
İstanbul'un Rumeli kesimindeki en eski dergâhlardan birisi de Erikli Baba Dergâhı'dır. Burası Zeytinburnu'ndadır. Erikli Baba 16. yüzyıl Alevi erenlerindendir. Erikli Baba'nın makamı, buradaki deri fabrikalarının kaldırılması ile yeniden ortaya çıkmıştı. Dergâhın son postnişini 1997de hakka yürüyen Turgut Koca baba olmuştur.
Burasını bölgedeki Aleviler bir dernek kurarak yeniden imar ettiler. Haydar Eroğlu dedenin önderliğinde Erikli Baba, bir Osmanlı konağı biçiminde yeniden yaratıldı.
3 dönümlük alan üzerine kurulu Erikli Baba Dergâhı'nda her hafta cem töreni yapılmaktadır. Burada kurbanlar kesilmekte, yoksullara yardımlar yapılmaktadır. Deniz manzaralı bu kültür kurumunda saz ve semah kursları da verilmektedir. Erikli Baba Dergâhı da vatandaşlarımızın bağışları ile yaşatılmaktadır.
Sivastaki gerici katliamdan (1993) sonra hızla Alevi dernekleri kuruldu. Hacı Bektaş ve Pir Sultan Abdal adına pekçok dernek ortaya çıktı. Bunların yanı sıra Alevi erenleri adına vakıflar oluşturularak bunların makamları dergâh haline getirildi. Alevi kitle şimdi bu dergâhlara akın etmektedir. Çünkü bu mekanlar, geleneksel Aleviliği şehir koşullarında yaşatmak ve geliştirmek için ciddi çalışmalar yapmaktadır. Buralarda Alevilik öğretilmekte, cem yapılmakta, değişik meslek kursları düzenlenmekte ve sosyal yardım çalışmaları yapılmaktadır. Bu yüzden Alevi dergâhları sadece cemevi değildir, buraları, tam bir çağdaş kurum gibi çalışmaktadırlar.
saygılarımla dostlar.eyvallah

LaDY
22.02.2007, 02:53
Günümüzde Aleviler, cumhuriyete kaynaklık eden demokrasi, insan hakları, sosyal adalet ilkelere sahip çıkarak kendilerini geliştirmeye çalışmaktadırlar.


Türkiye; Demokrasi; İnsan Hakları;Sosyal Adalet ben bu dörtü ile mantıklı bir cümle kuramadım. :pinch: hangi demokrasi?hangi insan hakları? hangi adalet? bir sürü soru belirdi beynimde.
ben bağlantı kuramadım rica etsem örnek vererek açıklayabilir misiniz?

D-e-v-r-i-m-c-i
22.02.2007, 03:30
yani şu denmek isteniyor lady.cumhuriyetten önce sindirilmeye çalışılan ve bayağı iftiraya maruz kalan alevi dostlarımız cumhuriyetin ilanıyla sosyo kültürel açıdan kendilerine yer edinip seslerini duyurdular.tamam haklısın ne kadar yer edindiler ve yer sağlandı oda tartışılır elbette.eyvallah.

LaDY
22.02.2007, 09:02
Türkiye; Demokrasi; İnsan Hakları;Sosyal Adalet ben bu dörtü ile mantıklı bir cümle kuramadım. :pinch: hangi demokrasi?hangi insan hakları? hangi adalet? bir sürü soru belirdi beynimde.
ben bağlantı kuramadım rica etsem örnek vererek açıklayabilir misiniz?

yani şu denmek isteniyor lady.cumhuriyetten önce sindirilmeye çalışılan ve bayağı iftiraya maruz kalan alevi dostlarımız cumhuriyetin ilanıyla sosyo kültürel açıdan kendilerine yer edinip seslerini duyurdular..

bir kaç örnekle cumhuriyet sonrası özellikle yakın zamanda bu ne kadar uygulandı açıklamanız mümkün mü? başka topikleri okuyup burayı gelince kurduğumuz cümleler acaba hayal mi kuruluyor düşüncesini ister istemez doğuruyor.(bu memlekette sosyo kültürüler açıdan hala susturulduğumuzu,hala iftiralara maruz kaldığımızı düşünüyorum. o yüzden örneklerle açıklamanızı istiyorum)

tamam haklısın ne kadar yer edindiler ve yer sağlandı oda tartışılır elbette.eyvallah.

tartışalım o zaman.

LaDY
22.02.2007, 14:55
cumhuriyet iyidir, demokratik çağdaş bir ülkede yaşıyoruz.

evet cumhuriyet iyidir buna laf etmedim. çağdaş ve demokratikliğini tartışmak istiyordum. ne kadar çağdaş ve demokratiğiz ki ismimizi bile açıklamaktan alanen korkuyoruz. bu da sanıyorum en başta kurduğum cümleleri doğruluyor. demokrasilerde insanlar kendilerini özgürce ifade edebilirler ve bundan bir zarar görecem diye korkmazlar. peki bizim yaşadığımız demokrasi nasıl bir demokrasi?

ercandost
22.02.2007, 15:40
evet cumhuriyet iyidir buna laf etmedim. çağdaş ve demokratikliğini tartışmak istiyordum. ne kadar çağdaş ve demokratiğiz ki ismimizi bile açıklamaktan alanen korkuyoruz. bu da sanıyorum en başta kurduğum cümleleri doğruluyor. demokrasilerde insanlar kendilerini özgürce ifade edebilirler ve bundan bir zarar görecem diye korkmazlar. peki bizim yaşadığımız demokrasi nasıl bir demokrasi?

Daha bu gün haberlerde iki vatandaş zeytinburnunda yıkılan evle ilgili belediye başkanı ve istanbul valisine serzenişte bulunuyorlardı ve saygı uslup çerçevesini de aşmadan,sonunda ne mi oldu dersiniz devlet büyüklerine???derdini anlatıp hakkını aramak isteyen vatandaşlar göz altına alındılar.Şimdi nerede halkını,köylüsünü bu milletin efendisi yapan onları başı onde eğilerek dinleyen Atatürk ün cumhuriyeti nerede bu günkü cumhuriyet uygulaması.Daha başbakanın derdini anlatmaya çalışan vatandaşını a..nı alda git diye terslemesi dün gibi gözümün önünde maalesef ki maalesef.Sanirim bizim yaşadığımız demokratik cumhuriyet Atatürk ün ektiği tohumlardan büyüyen cumhuriyet değil,yobazlar bu tohumdan buyuyen fidana aşı yapıp kendi rejimlerinin inanışlarının etkisinde dallanıp budaklanmak istiyorlar ama kök hep sağlam,istediklerini yapamayacaklar ve bu kökun en güçlü kollarından birisi de bizleriz can,bizler olduğumuz sürece yobazlar emellerine asla ulaşamayacaklardır,bunu bildiklerinden çağdaş ve demokratik insanlar ve Aleviler hep düşmanları olmuş ve iğrenç karalamaları asırlardır hiç bitmemiştir.Çağdaş ve demokratik bir yaşam için elimizden geleni yapmalıyız kanısındayım,bizler bunu çok fazla hakediyoruz.Bizlere sunulan demokratik cumhuriyette ismimizi korkarak saklamak değil haykırarak söyleme imkanı verilmiştir fakat bunun üstüne kara bir gölge gibi çöreklenmiş bazı yobazların karanlık gölgesinin etkisinden çıkmalıyız,bu güç bizim inanışımız içindeki parıldayan ve karanlıkları apaydınlık yapabilecek özde fazlasıyla bulunmaktadır dost,yani suç ne bizlerin yaşadığı cumhuriyette ne de demokrasidedir,suç bunun ışığını karartan kimselerdedir ve bu karanlığı aydınlatmakta bizlere düşer bence,saygılarımla..

D-e-v-r-i-m-c-i
23.02.2007, 17:05
bir kaç örnekle cumhuriyet sonrası özellikle yakın zamanda bu ne kadar uygulandı açıklamanız mümkün mü? başka topikleri okuyup burayı gelince kurduğumuz cümleler acaba hayal mi kuruluyor düşüncesini ister istemez doğuruyor.(bu memlekette sosyo kültürüler açıdan hala susturulduğumuzu,hala iftiralara maruz kaldığımızı düşünüyorum. o yüzden örneklerle açıklamanızı istiyorum)



tartışalım o zaman. Lady dost...ben bir kürdüm aynı zamanda bir alevi dostu ve aleviliğin yakın takipçisiyim.düşünün ki 1993 yılında kendi memleketim olan silvanda ki yine herkesin kürt olduğu bir ortamda yatılı okuyordum ve kürdüm demek en az 5 polis copuna eş değerdi.bu gün kürtçe şarkı haykırıyorum.yine o yıllarda bırakın kürt olmayı alevi olmak çok daha zordu.ve emin ol ki sindirilmeye çalışılan alevi yurttaşlarımız bugün üniversite oluduğum erzurumda bayan alevi dostlarımız zülfikar ve (HZ) Ali figürlü kolyeleri göğüslerini gere gere çok şükür ki gösterebiliyorlar.Lady dost bakmak ile bakıp görmek arasında çok fark vardır.Ben tabiki hala istenilen durumda olduğumuzu söyleyemiyorum.sizde çok iyi biliyorsunuz ki bu bayrağın altında yaşayıp da en çok çeken aleviler ve kürtlerdir.hani bazen biz kürtler yaramazlık yapıyoruz ve inatla da yapmaya devam edeceğiz peki siz bu ülkeyi herkesten daha fazla seven aleviler...sizden ne istiyorlar inanın bazen anlamakta güçlük çekiyorum.ama herşeye rağmen umutluyum.mecburen değişecek örümcek kafalar.bırakın iftira atmalarıyla kalsınlar bırakın konuşmaktan çatlasınlari zaten siz taktığınız sürece bu lafları onlara hep prim kazandıracaksınız diye diye diye birgün onlarda susacaklar elbet.siz yeterki muhattap olmayınve onların seviyesine inmeyin.SUSMAK BAZEN EN BÜYÜK DURUŞTUR..bak eskiden kim olduğumuzu söyleyemiyorduk bugün radyolarımız derneklerimiz var.ben umutluyum lady hemde çok umutlu...
Eyvallah dostlarım...lütfen biraz iyimser olalım...