Orijinalini görmek için tıklayınız : Bence 8 Mart Dunya Kadinlar Gununun hic anlami yok


Gülom
23.02.2007, 01:59
KADIN

Kimi der ki kadin
uzun kis gecelerinde
yatmak içindir.
Kimi der ki kadin yesil bir harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir. Kimi der ki ayalimdir. Boynumda tasidigim vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoguran.
Ne o, ne bu, ne dösek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarým, bacaklarým. Yavrum, annem, karim, kiz kardesim hayat arkadasimdir.

Nazim Hikmet

Bu gün bir Dünya Kadın Günü olmasını sağlayan tarihteki bazı önemli kilometre taşlarını aşağıda veriyorum:

- 1857 New York: kadinlar 12 saatlik günlük çalışma saatine, düşük ücrete karşı yürüyüşler yaptılar. Polis tarafından dağıtıldılar. 140 Isci kadin hayatini kayipetti.
- 1908 New York: 15.000 kadın daha kısa çalışma saati, daha iyi gelir ve oy hakkı için yürüdü. Doğum izni istediler. Kullandıkları slogan "Ekmek ve Gül " idi. Ekmek yaşama güvencesi, karın tokluğunu, gül ise daha kaliteli yaşamı simgeliyordu.
- 1909 İlk Kadın Günü 28 Şubat ta kutlandı. Avrupa'daki kadınlar da Şubat ayının son pazar gününü Kadın Günü olarak kutladı.
- 1910 Clara Zetkin isimli bir Amlan sosyalist kadın, kadın Sosyalist Enternasyonelinde Dünya Kadınlar Günü olmasını önerdi ve kabul edildi.
- 1911 Kophenag kararından sonra ilk kez 19 Mart ta Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre de kutlandı. Yüz binlerce kadın ve erkek değişik aktiviteler yaptılar. Oy verme, seçme seçilme hakları yanısıra meslek edinme ve mesleki eğitim görme haklarını istediler.
- 1917 Rus kadınlar " ekmek ve barış" için grev yaptılar. Yaşam koşullarının kötülüğünü protesto ettiler. Bu olay 8 Mart ta olmuştur ve daha sonra bütün Avrupa ülkeleri tarafından da kabul görmüştür.
- 1977 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü olarak 8 mart'ı kabul etti.


GUNUMUZDE NE DEGISTI?
- 100 kadından 2’si yükseköğrenim görüyor. Türkiye'de 8 milyon kadın okuma-yazma bilmiyor, eğitim gören 100 kadından ise sadece 2 tanesi yükseköğrenim görüyor.

- Kadınların yüzde 40’ı görücü usulüyle evlenirken, yüzde 30’unun dini nikahla, yüzde 20’sinin ise nikahsız yaşıyor. Kadınların yüzde 55’inin doğum kontrolünü uygularken, Yüzde 64’ü hamilelik döneminde doktor yüzü görmüyor, yüzde 65’i eve gelen konuğa görünmüyor, ki bu özellikle kırsal kesimde çok yaygın. Anne olmak için ülkemizde yılda 2 bin 500 kadın yaşamını yitiriyor. Berdel, başlık parası, töre ve namus cinayetleri, dayak, baskı ve gelenekler kadını hedef almaya devam ediyor. Yani 21. yüzyılda Türkiye’de hala kadının adı yok

- Doğu ve Güneydoğulu kadınlar üzerine araştırmalar yapan eğitimci Neşe Doster, TBMM’de kadınların temsil oranın 1930’lu yıllarla karşılaştırıldığında çok düşük olduğunu vurguladı.

- Kadınların sivil toplum örgütlerine katılımının yüzde 24, partilere yüzde 13, sendikalara ise yüzde 6 civarında bulunduğunu anlatan Doster, bu oranların Avrupa ülkelerine göre son derece düşük olduğuna değindi. Türkiye’deki iş kollarında erkeklerin yönetici, kadınların ise yardımcı konumunda bulunduğuna dikkati çekiyor.

- Çukurova Üniversitesi (Ç.Ü) Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adil Türkoğlu da, kadınların eğitim olanaklarının erkeklere oranla daha kısıtlı olduğunu söyledi. Türkoğlu, okuma yazma bilmeyen erkeklerin vatani görevlerini yaparken bu imkana kavuşabildiklerini, oysa kadınlar için bunun söz konusu olmadığını belirtti.

- Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi ve Ç.Ü Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Gaye Erbatur da kadınların hak ettikleri konuma erişemediklerini, bunun en önemli nedeninin kadınların siyasette ikinci planda bırakılmalarının olduğunu söyledi. Erbatur, 1950’li yıllardan sonra parlamentoda kadınların temsil oranının yüzde 1’lere kadar düştüğünü, bugün ise yüzde 4’te kaldığını belirterek, “Siyasete katılmazsak, sorunlarımızı çözemeyiz” dedi. Kadınların dünyada hak ettikleri konuma geldikleri tek ülkenin İsveç olduğuna dikkati çeken Erbatur, şöyle konuştu: “İsveç parlamentosunda kadınların temsil oranı yüzde 43’tür. Bakanlar kurulunun da yüzde 55‘i kadınlardan oluşmaktadır. Ülkemizde de aynı tabloyu görmek istiyoruz. Bugün ülkemizin içinde bulunduğu durum, erkeklerin bu işi beceremediklerini göstermektedir. Bu nedenle kadınların siyasette aktif rol almaları zorunluluk haline gelmiştir.”

- Kadınların en yoğun çalıştıkları meslek alanları tekstil, öğretmenlik ve tıpla ilgili alanlar olarak sıralanıyor. Ayrıca kadınları artık bankacılık, borsa, gıda, madencilik, otomotiv, tarım, tekstil, medya, turizm, enerji, ulaşım, sigorta, inşaat, bilişim, ilaç, reklam, danışmanlık, üniversite, hukuk, basın gibi hayatın pek çok alanında görmek mümkün.

- Türk-İş Kadın İşçiler Bürosu Uzmanı Şule Özkuzukıran’ın “Türk kadınının iş yaşamındaki yeri” konulu araştırmasına göre, günümüzde Türk kadınının üçte biri iş yaşamında yer alıyor. Sektörlere göre tekstil, öğretmenlik, tıp ile ilgili meslekler kadınların çoğunlukta olduğu ya da kadın erkek sayısının birbirine yaklaştığı alanlar olarak göze çarpıyor. Çalışan kadınlar, uzmanlık gerektirmeyen mesleklerde yoğunlaşırken, işgücü piyasasındaki kadınlar, genelde kısmi çalışma, geçici çalışma ve evde çalışma gibi atipik ve kayıtdışı istihdam biçimlerinde ağırlıklı olarak yer alıyor.
Bu tür emek-yoğun işlerin başında dokumacılık, konfeksiyon ve evde yapılan parça başı işler geliyor. Kadınlar kentlerde düşük, kırsal alanda oldukça yüksek oranlarda çalışıyor. Kırsal alanda “ücretsiz aile işçisi” olarak çalışan genç kız ve kadınların oranı yüzde 62.6 düzeylerinde bulunuyor.
Hizmet sektöründe kadın işgücü oranı yüzde 57.5 ile en önde yer alıyor. Kadınlar, ilmi ve teknik elemanlık alanında çalışanların yüzde 24’ünü, üst kademe yöneticisi olarak çalışanların yüzde 1’ini, idari personel olarak çalışanların yüzde 23’ünü, ticaret ve satış personeli olarak çalışanların yüzde 4’ünü, hizmet işçisi olarak çalışanların yüzde 13’ünü, tarım sektöründe çalışanların yüzde 9’unu oluşturuyor. Tarım dışı üretim işçisi olarak çalışanların arasında kadınların oranı ise yüzde 25 düzeyinde bulunuyor.
Araştırmaya göre, dünya genelinde ve Türkiye’de aynı iş için erkeklerden yüzde 25 daha az ücret alan kadınlar, çocuk bakımı ve ev işleri içinse erkeklere oranla beş kat daha fazla vakit harcıyor. Kadınların, okuma yazma bilen nüfus içindeki payı yüzde 44.2 olarak gerçekleşirken, üniversite mezunu kadınların nüfusa oranı yüzde 3.2’de kalıyor.

SiDET

Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı “Yok Edilen Kadınlar” adlı raporda dövülen, tecavüze uğrayan çok sayıda kadın ve genç kızın tanıklıklarına yer verildi. Uluslararası Af Örgütü hazırladığı bir raporda, dünyada her 5 kadından birisinin işkence gördüğünü bildirdi. “Yok Edilen Kadınlar” adı verilen raporda, işkencenin kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmasını reddeden ve şiddeti meşrulaştırmaya çalışan tüm kültürlerde kökleşmiş durumda olduğu belirtildi.
Dövülen, tecavüze uğrayan çok sayıda kadın ve genç kızın tanıklıklarına yer verilen raporda Af Örgütü, “işkencecilerin bazen devlet görevlileri ya da silahlı örgütlerin üyeleri olduğunu” kaydetti. Af Örgütü tarafından hazırlanan 80 sayfalık raporda, “işkencecilerin çoğunlukla aile ya da toplum üyelerinden veya işverenler arasından çıktığı” belirtildi. Aile ocağının zaman zaman “terör yeri” olduğu belirtilen raporda, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde bir subayın eşi olan “K”nın düzenli, bazen çocuklarının önünde işkence gördüğü, ülkesinde polisten istediği yardıma yanıt gelmeyen kurbanın ABD’den sığınma hakkı istediği ifade edildi. Uluslararası haklar gereği, devletlerin işkenceyi yasaklamak ve önlemek zorunda olduğu vurgulanan raporda, hükümetlerin de bu suça ortak oldukları ve suçluları sakladıkları ya da destekledikleri savunuldu.

FİZİKSEL ŞİDDET

Dünya Bankası verilerine göre, 5 kadından birinin fiziksel şiddet ya da cinsel saldırı kurbanı olduğunu ve bu oranın Mısır’da yüzde 35, Hindistan’da yüzde 40’a kadar çıktığı belirtilen Af Örgütü raporunda, evlerde çalışan kadınların işverenlerinin kötü muamelesine maruz kaldığı vurgulandı. Raporda, 1993 yılında Suudi Arabistan’a çalışmaya giden Endonezyalı Nasiroh örneği hatırlatıldı. Raporda, kendisine tecavüz eden patronunu öldürmekle suçlanan Nasiroh’un 2 yıl süreyle gözaltında Suudi polisinin işkencesine maruz kaldığı ve hiçbir Endonezya diplomatik temsilcisinin bu süre boyunca kadının durumundan endişe duymadığı kaydedildi. Uluslararası Af Örgütü, raporunda ayrıca, aralarında Irak, Ürdün, Pakistan ve Türkiye’nin de bulunduğu çok sayıda ülkede “namus cinayetleri işlendiğini ve kadınların alınıp satıldığını ileri sürdü. Raporda, kadınların, “eğitici rollerinden ve toplumlarının sembolleri olmalarından ötürü” silahlı çatışmalarda da sürekli işkenceye maruz kaldıkları belirtildi.

SÜNNET EDİLEN KADINLAR

Öte yandan Dünyada her gün olduğu gibi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde de, 4 ila 12 yaşındaki 6 bin kız çocuğu ve yeni yetme sünnet edileceği açıklandı. Fransa Uluslararası İnsani Plan örgütünden yapılan açıklamada, dünyada halen sünnetli 130 milyon kadının bulunduğu ve bu sayının her yıl 2,2 milyon arttığı belirtildi. Açıklamada, gelenek ve ataerkil yapı gereği Somali, Sierra Leone ve Mali’nin aralarında bulunduğu 43 ülkede her yıl 1,2 milyon çocuğun sunnet oldugunu. Kadınların sünnet edilmesinden sonra sıklıkla sağlık sorunları yaşandığına dikkat çeken sivil toplum örgütü, gelişigüzel ve hijyen şartlarının sağlanmadığı ortamlarda yapılan bu müdahaleden sonra septisemiye varan enfeksiyon hastalıkları görüldüğünü bildirdi. Bu uygulamaya çok rastlanan ülkelerde geniş bir bilgilendirme kampanyası başlatıldığı ve Mali’de 25 sünnetçinin bistürilerini bırakmayı kabul ederek, Mali Kadın Müzesi’ne sergilenmek üzere gönderdikleri belirtildi

BENIM DUSUNCEM

Kadinlarimiza her zaman icin birseyler yapmaliyiz, yoksa 8 Mart Kadinlar gunu hic bir sey ifade etmiyor artik. Son donemler daha cok eglence amacli. Birde yokmu sadece kadinlarnan yapmalari.. kendi kendimize haklarimizi savunuyoruz..

Saygilarimla

Canan58
23.02.2007, 02:12
Sadece bir gün adı var ama anlamı yok :innocent: :innocent: :innocent:
Bu yılda dileğimiz ve umutlarımız kadının asıl kimliğini bulması, değerlerini daha fazla kaybetmemesi...

Diliyorumkii, Erkek cinsi bayana şiddet uygularken, onların haklarına ve bedenine tecavüz ederken, onları aldatırken,üzerken ağlatırken, gerçek değeri ve sevgiyi göstermeyip kırıp inicitirken unutmasınlar bunu yapanlar birgün analarına ve bacılarıda aynı davranışı yaşayabilirler. Anlayana...

Gülom
23.02.2007, 02:21
Sadece bir gün adı var ama anlamı yok :innocent: :innocent: :innocent:
Bu yılda dileğimiz ve umutlarımız kadının asıl kimliğini bulması, değerlerini daha fazla kaybetmemesi...

Diliyorumkii, Erkek cinsi bayana şiddet uygularken, onların haklarına ve bedenine tecavüz ederken, onları aldatırken,üzerken ağlatırken, gerçek değeri ve sevgiyi göstermeyip kırıp inicitirken unutmasınlar bunu yapanlar birgün analarına ve bacılarıda aynı davranışı yaşayabilirler. Anlayana...

Haklisin Canan58, ama bence bunu yapan erkekler zaten bacilarina ve annelerine deger vermiyorlardirki, yoksa bunlari yapmazlar. Yoksa kafalari o kadar da mi calismiyor?

Saygilarimla

sausen
23.02.2007, 02:22
Dünya Kadınlar Günü Değil...

Dünya Emekçi Kadınlar Günü...

Gülom
23.02.2007, 02:30
Dünya Kadınlar Günü Değil...

Dünya Emekçi Kadınlar Günü...

Duzeltigin icin tesekur, ama gorusunuz ne?

fatmalioglu
23.02.2007, 02:45
Kadın Özgürlüğü > Sosyalizmde kadın
Women's Liberation Struggle in Turkey



Kadınlar kurtulmadan sosyalizm olmaz, sosyalizm olmadan kadınlar kurtulmaz

Gülom
23.02.2007, 03:02
Kadın Özgürlüğü > Sosyalizmde kadın
Women's Liberation Struggle in Turkey



Kadınlar kurtulmadan sosyalizm olmaz, sosyalizm olmadan kadınlar kurtulmaz

Bence kadinlar kurtulmadan gercek anlamda sosyalizm olmaz, ama kadinlar kurtulmasi sadece sosyalizmde degildir...

aytek
23.02.2007, 03:03
bunun ve diğer bu tarz günlerin hiç bir anlamı yok.

Gülom
23.02.2007, 03:06
bunun ve diğer bu tarz günlerin hiç bir anlamı yok.


Haklisin..sizce nasil olmasi gerekiyor?

ademce
23.02.2007, 03:10
Maalesef Türkiye de kışkırtılmış bir kadın kamuoyu söz konusu. Medeni kanunu açıp baktığınız da korkunç şekil de erkek aleyhine baştan çıkarıldığını görürsünüz, erkek devletin sosyal güvenlik politikalarından resmen dışlanmış durum da ve özellikle AKP dönemin de bu işin iyiden iyiye çivisi çıkmıştır. Kadınlar ise devamlı ağlıyor sızlanıyor şikayet ediyor ve durmuyor yeniden aynı şeyleri sürekli olarak yapmaya devam ediyor. Bir takım rakamlarla saptırmalar baştan beri hep söz konusu. Erkek ne yaparsa yapsın suçlu olmaktan bir türlü kurtulamıyor. Sokakta bir kadın madur olsa bu kadınların ne kadar ezildiği anlamına geliyor ama hemen hepsi erkek olan binlerce sokak çocuğu ya da evsiz ve yardıma muhtaç acze düşmüş erkeğin maduriyeti başta devlet dahil hiç kimsenin umrun da değil. Hemcinsleri de dahil buna. Hala şu durum da bile sızlanılıyor ve erkek hedef alınabiliyorsa ben diyecek başka söz bulamıyorum. Eşitlik konusu kadınlar tarafından sadece işlerine geldiği noktada kullanageldikleri bir jargondan öte onlar adına hiçbir şey ifade etmiyor maalesef iş sarpa sardımı bakıyorsunuz bir an da "Pozitif ayrımcılık" deyip çıkıveriyorlar işin içinden. Sanki onlarca yıldır eşitlik türküsünü kendileri çığırmamış gibi. Eşitlik, denilince buna riayet etmek lazım cinsel kimliği bir imtiyaz konusu haline getirirp onlarca örgüt dernek ve uluslararası blok ile koltuk teması ile topluma ve siyasete tehditler savurarak iktidarları baskı altına almak kısa zaman da sadece erkekleri değil kadınların da içinde bulunduğu tüm toplumu korkunç ve iflahsız bir açmaza götürebilir. Ben bu şekil de düşünüyorum ve kesinlikle "Neden erkekler kadınlardan ortalama 10 yıl daha az yaşıyorlar, neden intihar edenler kahir ekseriyetle hep erkek, neden anayasa da eşitlik sadece kaadınların işlerine geldiği noktada baz alınan bir kavram olarak ele alınıyor, neden erkek madur olunca bu cinsiyet bazlı bir isyana dönüşmüyor da kadın madur olunca bundan kadınların toplum da ezildiği düşüncesi çıkarılıyor, neden...neden...neden..." Eğer yazmaya kalksam sayfalar dolsusu sürer bu ama gerek görmüyorum. Maalesef batı dünyası içine düştüğü çukurdan kendilerinin de artık çıkamayacaklarını biliyor ve medeniyet sahnesinden bir kaç asır sonra kaybolacaklarını da (bu resmi rakamlarla da açıklanıyor. Örnek yaşlılar ülkesi olaral bilinen ve yaklaşık 65 milyon nufusu olan fransanın çok kısa zaman da nufusunun 10 milyonun altına ineceğinin bizzat kendileri tarafından da açıklanması gibi. Bir başka örnek amsterdam da yapılan bir alan araştırması ile ilgili ve homoseksulellik üzerine korkunç bir tespit ve mevcut durum.) ve yanların da giderken başka toplumları da beraberlerin de götürmek istiyorlar. Bu anlam da emin olunan milyonlarca dolar türkiye de ki bir takım deernek ya da örgütlere veriliyor ve bunlara stratejik destek sağlanıyor ve planlı bir kampanya ve psikolojik savaş veriliyor. Sakın kadınlar bu yazdıklarımdan alınmasınlar çünkü bu yapılan işlerin hiç biri kadınlara iyilik olsun diye falan da yapılmıyor. Günümüz de bayanların durumu çok daha beter. feminizim her zaman geleneksel kültürün bir takım olumsuzluklarını genelleştirip erkekleri bununla tanımlarken kahir çoğunluğun olumluluğunu da hep yoksaydı. Kendi akımlarının ve öngörülerinin unsurların da ise bunun tam tersini uyguladı. Gerçek anlam da sadece kendi sorunlu ve arıza beyinlerini diğer kadınların üzerinden erkeklere sataşarak ve hakaret ederek tatmin etmeye çalıştıklarını ben biliyorum. Yoksa kimse umurların da değil bu grubların. Ama maalesef bugün bir çok kadın bu akımın peşine takılmış durum da. Rakamlar deniyor şiddet deniyor. Hemen bir örnek veriyim de bilmeyenler de anlasın araların da 170 ülkenin de imzası olan BM ye bağlı CEDAW ın şiddet tarifine bir erkeğin evde bağırması bile gidiyor. Hani denir ya Şiddette uğrayanların oranı şu diye. İşte o oranda bunlar da var. Bu son örnek bile belki yukarıda yazılanlara da gerek bırakmayacak derece net ve açık. Bayanları kırdıysam özür dilerim ama gerçeğin dili maalesef acı ve keskindir. Ve bu gerçek kim ne derse desin herkesin lehinedir. Benden bu kadar.

Gülom
23.02.2007, 03:23
Maalesef Türkiye de kışkırtılmış bir kadın kamuoyu söz konusu. Medeni kanunu açıp baktığınız da korkunç şekil de erkek aleyhine baştan çıkarıldığını görürsünüz, erkek devletin sosyal güvenlik politikalarından resmen dışlanmış durum da ve özellikle AKP dönemin de bu işin iyiden iyiye çivisi çıkmıştır. Kadınlar ise devamlı ağlıyor sızlanıyor şikayet ediyor ve durmuyor yeniden aynı şeyleri sürekli olarak yapmaya devam ediyor. Bir takım rakamlarla saptırmalar baştan beri hep söz konusu. Erkek ne yaparsa yapsın suçlu olmaktan bir türlü kurtulamıyor. Sokakta bir kadın madur olsa bu kadınların ne kadar ezildiği anlamına geliyor ama hemen hepsi erkek olan binlerce sokak çocuğu ya da evsiz ve yardıma muhtaç acze düşmüş erkeğin maduriyeti başta devlet dahil hiç kimsenin umrun da değil. Hemcinsleri de dahil buna. Hala şu durum da bile sızlanılıyor ve erkek hedef alınabiliyorsa ben diyecek başka söz bulamıyorum. Eşitlik konusu kadınlar tarafından sadece işlerine geldiği noktada kullanageldikleri bir jargondan öte onlar adına hiçbir şey ifade etmiyor maalesef iş sarpa sardımı bakıyorsunuz bir an da "Pozitif ayrımcılık" deyip çıkıveriyorlar işin içinden. Sanki onlarca yıldır eşitlik türküsünü kendileri çığırmamış gibi. Eşitlik, denilince buna riayet etmek lazım cinsel kimliği bir imtiyaz konusu haline getirirp onlarca örgüt dernek ve uluslararası blok ile koltuk teması ile topluma ve siyasete tehditler savurarak iktidarları baskı altına almak kısa zaman da sadece erkekleri değil kadınların da içinde bulunduğu tüm toplumu korkunç ve iflahsız bir açmaza götürebilir. Ben bu şekil de düşünüyorum ve kesinlikle "Neden erkekler kadınlardan ortalama 10 yıl daha az yaşıyorlar, neden intihar edenler kahir ekseriyetle hep erkek, neden anayasa da eşitlik sadece kaadınların işlerine geldiği noktada baz alınan bir kavram olarak ele alınıyor, neden erkek madur olunca bu cinsiyet bazlı bir isyana dönüşmüyor da kadın madur olunca bundan kadınların toplum da ezildiği düşüncesi çıkarılıyor, neden...neden...neden..." Eğer yazmaya kalksam sayfalar dolsusu sürer bu ama gerek görmüyorum. Maalesef batı dünyası içine düştüğü çukurdan kendilerinin de artık çıkamayacaklarını biliyor ve medeniyet sahnesinden bir kaç asır sonra kaybolacaklarını da (bu resmi rakamlarla da açıklanıyor. Örnek yaşlılar ülkesi olaral bilinen ve yaklaşık 65 milyon nufusu olan fransanın çok kısa zaman da nufusunun 10 milyonun altına ineceğinin bizzat kendileri tarafından da açıklanması gibi. Bir başka örnek amsterdam da yapılan bir alan araştırması ile ilgili ve homoseksulellik üzerine korkunç bir tespit ve mevcut durum.) ve yanların da giderken başka toplumları da beraberlerin de götürmek istiyorlar. Bu anlam da emin olunan milyonlarca dolar türkiye de ki bir takım deernek ya da örgütlere veriliyor ve bunlara stratejik destek sağlanıyor ve planlı bir kampanya ve psikolojik savaş veriliyor. Sakın kadınlar bu yazdıklarımdan alınmasınlar çünkü bu yapılan işlerin hiç biri kadınlara iyilik olsun diye falan da yapılmıyor. Günümüz de bayanların durumu çok daha beter. feminizim her zaman geleneksel kültürün bir takım olumsuzluklarını genelleştirip erkekleri bununla tanımlarken kahir çoğunluğun olumluluğunu da hep yoksaydı. Kendi akımlarının ve öngörülerinin unsurların da ise bunun tam tersini uyguladı. Gerçek anlam da sadece kendi sorunlu ve arıza beyinlerini diğer kadınların üzerinden erkeklere sataşarak ve hakaret ederek tatmin etmeye çalıştıklarını ben biliyorum. Yoksa kimse umurların da değil bu grubların. Ama maalesef bugün bir çok kadın bu akımın peşine takılmış durum da. Rakamlar deniyor şiddet deniyor. Hemen bir örnek veriyim de bilmeyenler de anlasın araların da 170 ülkenin de imzası olan BM ye bağlı CEDAW ın şiddet tarifine bir erkeğin evde bağırması bile gidiyor. Hani denir ya Şiddette uğrayanların oranı şu diye. İşte o oranda bunlar da var. Bu son örnek bile belki yukarıda yazılanlara da gerek bırakmayacak derece net ve açık. Bayanları kırdıysam özür dilerim ama gerçeğin dili maalesef acı ve keskindir. Ve bu gerçek kim ne derse desin herkesin lehinedir. Benden bu kadar.

Yani sizce kadinlar ezilmiyormu? Yani hayal kuruyoruz.. tecavuz edilmiyorlar, is yerlerinde ayrim gormuyorlar, is basvurusunda erkeklere onculuk verilmiyor, dayak yemiyorlar, namus cinayetleri olmuyor.. dogrusun kardes, bunlar olmuyor..olsada mutlaka hak etmislerdir... :no:

Duzeltme yapmak istiyorum, ben feminist degilim, cunki erkekleri dusman gormuyorum, erkekler beni dusman olarak gorse bile..

sidarta54
23.02.2007, 10:26
Dünya emekçi kadınlar gününün ortaya çıkışı


Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1800'lü yıllarda bir tekstil fabrikasında daha iyi çalışma koşulları için greve giden kadın işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamayarak ölmeleriyle gündeme geldi Kadınlar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 8 Mart'ta eşitlik isteklerini daha yüksek sesle dile getiriyorlar. 8 Mart'ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması, uluslararası düzeyde kabul gören bir hal alması 1970'lere rastlasa da, bu tarihe kaynaklık eden olay ve dünya kadınlarının ortak bir gün kutlama isteğinin gündeme gelişi 1800'lerin ortasını bulur. ABD'nin New York kentindeki Cotton tekstil fabrikasında çalışan işçi kadınlar, 1800'lü yılların ortalarından beri daha iyi çalışma koşulları, emeklerinin karşılığında hak ettikleri ücret ve daha iyi yaşam için mücadele vermektedir. Ama bunca yıllık mücadeleye karşın elde edebildikleri pek bir hak yoktur. En sonunda, 8 Mart 1908 günü, haklarını alabilmek için son çare olarak greve giderler. Ancak patronlar bu greve zalim bir şekilde müdahale ederler. Greve giden kadınlar fabrika binasına kilitlenirler. Patronlar bu yolla grevin başka fabrikalara sıçramasını engellemek isterler. Ancak beklenmedik bir şey olur ve fabrika yanmaya başlar. Ne yazık ki yangından fabrikada bulunan kadın işçilerden çok azı kaçarak kurtulmayı başarır Yanan fabrikadan kaçmayı ve fabrikanın çevresine kurulmuş olan barikatları aşmayı başaramayan 129 kadın işçi yanarak ölür. Aynı yıl diğer endüstri kollarındaki kadınlar da mücadeleye devam ederler. Kadınların yürüttükleri mücadelenin temelinde seçme ve seçilme hakkı, günlük çalışma saatlerinin, koşullarının ve ücretlendirmenin yeniden düzenlenmesi gibi konular bulunmaktadır. Dünya Kadınlar Gününde bugün de ilk başlarda yapıldığı gibi eşitlik için, bağımsızlık için, politik haksızlıkların ortadan kalkması için, daha iyi yaşama ve çalışma koşulları elde edebilmek için çalışılıyor...

buna benzer bir olayıda arkadaşım anlatmıştı kendi köylerinden bir grup kadın tarlaya çalışmaya giderken kadınları taşıyan traktör devriliyor ve köylerinde yaşayan kadınlardan bazıları ölüyor işte bu gün bu kadınların günüdür annelerimizin günüdür, emek veren evine koşturarak gelen çalışan kadınlarımızın günüdür evin tüm işini tek başına yürüten kadınların günüdür...

hevall
23.02.2007, 10:31
Maalesef Türkiye de kışkırtılmış bir kadın kamuoyu söz konusu. Medeni kanunu açıp baktığınız da korkunç şekil de erkek aleyhine baştan çıkarıldığını görürsünüz, erkek devletin sosyal güvenlik politikalarından resmen dışlanmış durum da ve özellikle AKP dönemin de bu işin iyiden iyiye çivisi çıkmıştır. Kadınlar ise devamlı ağlıyor sızlanıyor şikayet ediyor ve durmuyor yeniden aynı şeyleri sürekli olarak yapmaya devam ediyor. Bir takım rakamlarla saptırmalar baştan beri hep söz konusu. Erkek ne yaparsa yapsın suçlu olmaktan bir türlü kurtulamıyor. Sokakta bir kadın madur olsa bu kadınların ne kadar ezildiği anlamına geliyor ama hemen hepsi erkek olan binlerce sokak çocuğu ya da evsiz ve yardıma muhtaç acze düşmüş erkeğin maduriyeti başta devlet dahil hiç kimsenin umrun da değil. Hemcinsleri de dahil buna. Hala şu durum da bile sızlanılıyor ve erkek hedef alınabiliyorsa ben diyecek başka söz bulamıyorum. Eşitlik konusu kadınlar tarafından sadece işlerine geldiği noktada kullanageldikleri bir jargondan öte onlar adına hiçbir şey ifade etmiyor maalesef iş sarpa sardımı bakıyorsunuz bir an da "Pozitif ayrımcılık" deyip çıkıveriyorlar işin içinden. Sanki onlarca yıldır eşitlik türküsünü kendileri çığırmamış gibi. Eşitlik, denilince buna riayet etmek lazım cinsel kimliği bir imtiyaz konusu haline getirirp onlarca örgüt dernek ve uluslararası blok ile koltuk teması ile topluma ve siyasete tehditler savurarak iktidarları baskı altına almak kısa zaman da sadece erkekleri değil kadınların da içinde bulunduğu tüm toplumu korkunç ve iflahsız bir açmaza götürebilir. Ben bu şekil de düşünüyorum ve kesinlikle "Neden erkekler kadınlardan ortalama 10 yıl daha az yaşıyorlar, neden intihar edenler kahir ekseriyetle hep erkek, neden anayasa da eşitlik sadece kaadınların işlerine geldiği noktada baz alınan bir kavram olarak ele alınıyor, neden erkek madur olunca bu cinsiyet bazlı bir isyana dönüşmüyor da kadın madur olunca bundan kadınların toplum da ezildiği düşüncesi çıkarılıyor, neden...neden...neden..." Eğer yazmaya kalksam sayfalar dolsusu sürer bu ama gerek görmüyorum. Maalesef batı dünyası içine düştüğü çukurdan kendilerinin de artık çıkamayacaklarını biliyor ve medeniyet sahnesinden bir kaç asır sonra kaybolacaklarını da (bu resmi rakamlarla da açıklanıyor. Örnek yaşlılar ülkesi olaral bilinen ve yaklaşık 65 milyon nufusu olan fransanın çok kısa zaman da nufusunun 10 milyonun altına ineceğinin bizzat kendileri tarafından da açıklanması gibi. Bir başka örnek amsterdam da yapılan bir alan araştırması ile ilgili ve homoseksulellik üzerine korkunç bir tespit ve mevcut durum.) ve yanların da giderken başka toplumları da beraberlerin de götürmek istiyorlar. Bu anlam da emin olunan milyonlarca dolar türkiye de ki bir takım deernek ya da örgütlere veriliyor ve bunlara stratejik destek sağlanıyor ve planlı bir kampanya ve psikolojik savaş veriliyor. Sakın kadınlar bu yazdıklarımdan alınmasınlar çünkü bu yapılan işlerin hiç biri kadınlara iyilik olsun diye falan da yapılmıyor. Günümüz de bayanların durumu çok daha beter. feminizim her zaman geleneksel kültürün bir takım olumsuzluklarını genelleştirip erkekleri bununla tanımlarken kahir çoğunluğun olumluluğunu da hep yoksaydı. Kendi akımlarının ve öngörülerinin unsurların da ise bunun tam tersini uyguladı. Gerçek anlam da sadece kendi sorunlu ve arıza beyinlerini diğer kadınların üzerinden erkeklere sataşarak ve hakaret ederek tatmin etmeye çalıştıklarını ben biliyorum. Yoksa kimse umurların da değil bu grubların. Ama maalesef bugün bir çok kadın bu akımın peşine takılmış durum da. Rakamlar deniyor şiddet deniyor. Hemen bir örnek veriyim de bilmeyenler de anlasın araların da 170 ülkenin de imzası olan BM ye bağlı CEDAW ın şiddet tarifine bir erkeğin evde bağırması bile gidiyor. Hani denir ya Şiddette uğrayanların oranı şu diye. İşte o oranda bunlar da var. Bu son örnek bile belki yukarıda yazılanlara da gerek bırakmayacak derece net ve açık. Bayanları kırdıysam özür dilerim ama gerçeğin dili maalesef acı ve keskindir. Ve bu gerçek kim ne derse desin herkesin lehinedir. Benden bu kadar.


Yorumunuz çelişkilerle dolu. Öncelikle yorumunuza baştan sona katılmadığımı açıklamak isterim.
Yani sözüm meclisten dışarı biraz olaylara at gözlüğü ile bakıyorsunuz, öncelikle insan olarak yaşanları değerlendirin derim.
Evet Türkiye’de kadınlar eziliyor, bir çoğu haklarından habersiz, bir çoğu da haklarını bilse bile kullanamıyor. (Ortada tam anlamıyla hak olduğu da çelişki ama)
“Kadınlar hala sızlanıyor” demişsiniz…
Anlayamadım söyler misiniz kadınlar hangi durumda ki sızlanıyor… Çok mu güzel şartlarda yaşıyorlar. Kimse burada erkeği hedef almıyor. Feminist değilim ama bir hak kaybı söz konusu buna erkekte sahip çıkmalı bu sadece kadınların sorunu değil ki…
Türkiye’de kadın erkek eşitliğinden söz edebilir misiniz? Kadınların eşitliği işine geldiği gibi kullandığını söylemişsiniz hangi eşitliği…
Yorumunuzda: “Eşitlik, denilince buna riayet etmek lazım cinsel kimliği bir imtiyaz konusu haline getirip onlarca örgüt dernek ve uluslararası blok ile koltuk teması ile topluma ve siyasete tehditler savurarak iktidarları baskı altına almak kısa zaman da sadece erkekleri değil kadınların da içinde bulunduğu tüm toplumu korkunç ve iflahsız bir açmaza götürebilir.” İfadelerini kullanmışsınız…
Siz yaşadığımız yerde böyle bir durum olduğunu hiç gördünüz mü? Zira ben görmedim.
Olaylara tekrar vurgulamak istiyorum ki tek taraflı bakıyorsunuz.
Kadınlar olarak feminist derneklerin çığırtkanlığını yapmıyoruz. Ama ortada bir gerçek var kadın kadın olduğu için eziliyor, hor görülüyor, cinsel istismara uğruyor… Bu kaçınılmaz bir gerçektir ki bu maalesef ülkemizde çok bariz bir şekilde yaşanmaktadır. Lütfen sizde at gözlüğünüzü çıkartın…

deniz olmak
23.02.2007, 10:47
tamam bir anlamda sadece 1 günde kadınlarla ilgili bir gün olması ve bunun ertesi gün unutulduğu taktirde bir öneminin olmadığı doğru bir yaklaşım...
yani kadınların temel hak ve özgürlüklerinin her daim bilinmesi ve uygulanması gereklidir.

ama şu da varki 8 mart dünya emekçi dünya kadınlar günüdür
-kimi tarlada çalışır
-kimi evde çalışır (bu daha zordur evde çalışan kadının sırtından kötek karnından bebek eksik tutulmaz)
-kimi fabrikada

yani canan arkadaşımızın da dediği gibi horladığımız 2. sınıf insan muamelesine tabi tuttuğumuz insanlar birilerinin anası ve bacısı, kadını dövmek acizliktir...

dünya emekçi kadınlar günü kutlanmalıdır ; kadının bir mal olmadığı bazı beyinlere sokulmalıdır

saygılar

ankh
23.02.2007, 14:19
Katılıyorum arkadaşlar evet lafta kalıyor Dünya Emekçi Kadınlar Günü güzel bir başlık ama yanlızca başlık arkadaşlar kimsenin gözünün içine bişey sokmaya gerek yokki bilmiyorlarmı sanıyorsunuz her yıl 8 martta günün sonunda kendime bu sözü söyler buluyorum Hacı Bektaşı Veli'nin ''Ne ararsan kendinde ara'' gördüğüm kadarıyla herkes istiyor kadınların haklarını almalarını herkes kendi özeleştirisini yapsın kendi ailesinin içinde kadına ne kadar hak tanıyor hakkını aramasında yanında ne kadar yer alıyor sözlü söylemlerde ahkam kesmekle olmuyor bazı kadınların haklarından bile haberi yok ne yapıyoruz bunu değiştirmek için yada ne kadar istiyoruz değişmesini lütfen gerçekci olalım daha dün bir topik okuyordum eğlendim baya bayan ve erkek arkadaşlar atışıyordu tatlı sert espirilerle buda benim özeleştirim olsun güldüm ağlanacak halimize ve unutmadan söylemek istiyorum hep de söyleyecem
Bir Ülkenin Medeniyet Seviyesi Kadına verdiği değerle ölçülür

Gülom
23.02.2007, 22:34
Sınıf hareketinin tarihsel temelleri üzerinden ele alınması gereken 8 Mart, son yıllarda sınıf mücadelesinin geriye çekilmesiyle birlikte feminist oluşumlar tarafından cinsiyet temelinde ele alınan bir güne dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Kadın sorununun kaynağını erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakkümü olarak anlamlandıran bu anlayışın sonu erkeklere karşı mücadeleye varmaktadır. Söz konusu olan, erkeği ve kadını toplumsal ilişkiler içinde görmeyen, sınıflı toplumların ürettiği eşitsizliği cinsiyet temeline indirgeyen, kadın sorununun “tüm sınıfları kesen ve tüm toplumsal alanlarda” yaşanan bir sorun olduğunun kabulü üzerinde hareket eden; sınıfsal aidiyeti bir tarafa bırakarak kadınlık üzerinden ortaklık sağlamayı uman bir anlayıştır.

Kimi sol çevrelerde de hakim olan bu anlayış sol söylemler eşliğinde 8 Martlar'ı, tarihini unutturarak, devrimci içeriğinden arındırarak, şenlik havasında karşılamaktadır. Sınıfsal özünü karartarak, 8 Martlar'ı emekçi kadınların taleplerini haykırdığı, bu talepler için mücadeleyi yükselttiği bir gün olmaktan çıkarmakta, her sınıftan kadının yanyana geldiği uzlaşma platformuna dönüştürmektedir.

Saygilarimla

Kaynak: http://www.kizilbayrak.org/2006/sikb.06.06/sayfa_15.html

ankh
07.03.2007, 01:32
Bir çok insan gördüm sol söylemleri sarfeden 8 mart dünya emekçi kadınlar gününde sloganlar atan ama aileleri içinde kadına verdikleri değer 2 sınıf insan muamelesi ben feminist değilim kadın ve erkeğin eşit olduğuna ve eşit haklara sahip olması gerektiğine inanıyorum bu hayatın her alanında olmalı şunu biliyorum kaynağını belki bulamam ama okuduğum engelsin yazdığı bir kitaptı sanırım kadın haklarının verilmesiyle ilgili çekirdek aile içinde başlanması gerektiğiydi kimsenin oyuna alet olmam ne biliyorsam onu söylerim kimsenin kimseye nasıl tepki göstereceğiyle ilgili yaptırımı olamaz ben kadınım benim günüm ve kadının aile içinde saygı görüp eşit haklara sahip olmasını istiyorum ve inanıyorum ki çekirdek aile içinde başlarsa topluma yayılır yoksa körler sağırlar birbirini ağırlar

Tüm dünyadaki kadınların 8 mart dünya emekçi kadınlar gününü kutluyorum

Gülom
07.03.2007, 01:40
Bir çok insan gördüm sol söylemleri sarfeden 8 mart dünya emekçi kadınlar gününde sloganlar atan ama aileleri içinde kadına verdikleri değer 2 sınıf insan muamelesi ben feminist değilim kadın ve erkeğin eşit olduğuna ve eşit haklara sahip olması gerektiğine inanıyorum bu hayatın her alanında olmalı şunu biliyorum kaynağını belki bulamam ama okuduğum engelsin yazdığı bir kitaptı sanırım kadın haklarının verilmesiyle ilgili çekirdek aile içinde başlanması gerektiğiydi kimsenin oyuna alet olmam ne biliyorsam onu söylerim kimsenin kimseye nasıl tepki göstereceğiyle ilgili yaptırımı olamaz ben kadınım benim günüm ve kadının aile içinde saygı görüp eşit haklara sahip olmasını istiyorum ve inanıyorum ki çekirdek aile içinde başlarsa topluma yayılır yoksa körler sağırlar birbirini ağırlar

Tüm dünyadaki kadınların 8 mart dünya emekçi kadınlar gününü kutluyorum


Sana katiliyorum, ve dahada onemlisi bizler artik bunlari kadinlarimiza degil, erkeklerimize anlatmamiz lazim. Ben kendimce bazen sinir oluyorum Alevilikte kadin esitir soylemlere. Alevilik felsefesinde var, ama pratikte bu ne kadar uygulaniyor? Gerci bunada sukur, ama...Calisan kadin, hem ev isine bakiyor, hemde cocuk derdinde. Erkekse isini biraktiktan sonra, yan gelip yatar... tabiki hepsi degil, ama maalesef baya var...

Saygilarimla

Saygilarimla

Gülom
07.03.2007, 01:46
KADIN


- 1857 New York: kadinlar 12 saatlik günlük çalışma saatine, düşük ücrete karşı yürüyüşler yaptılar. Polis tarafından dağıtıldılar. 140 Isci kadin hayatini kayipetti.
- 1908 New York: 15.000 kadın daha kısa çalışma saati, daha iyi gelir ve oy hakkı için yürüdü. Doğum izni istediler. Kullandıkları slogan "Ekmek ve Gül " idi. Ekmek yaşama güvencesi, karın tokluğunu, gül ise daha kaliteli yaşamı simgeliyordu.
- 1909 İlk Kadın Günü 28 Şubat ta kutlandı. Avrupa'daki kadınlar da Şubat ayının son pazar gününü Kadın Günü olarak kutladı.
- 1910 Clara Zetkin isimli bir Amlan sosyalist kadın, kadın Sosyalist Enternasyonelinde Dünya Kadınlar Günü olmasını önerdi ve kabul edildi.
- 1911 Kophenag kararından sonra ilk kez 19 Mart ta Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre de kutlandı. Yüz binlerce kadın ve erkek değişik aktiviteler yaptılar. Oy verme, seçme seçilme hakları yanısıra meslek edinme ve mesleki eğitim görme haklarını istediler.
- 1917 Rus kadınlar " ekmek ve barış" için grev yaptılar. Yaşam koşullarının kötülüğünü protesto ettiler. Bu olay 8 Mart ta olmuştur ve daha sonra bütün Avrupa ülkeleri tarafından da kabul görmüştür.
- 1977 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü olarak 8 mart'ı kabul etti.



EKMEK VE GÜL

Yürüyoruz, günün aydınlığında
Donuk fabrika bacalarına,
Yoksul mutfaklara
Çarpıyor sesimiz ve birden parlayan
Bir ışık gibi ulaşıyor insanlara
“Ekmek ve Gül! Ekmek ve Gül! ”

Yürüyoruz, yürüyoruz erkekler içinde, yürüyoruz
Çünkü hala bizim oğullarımız onlar
Ve hala analık ederiz onlara
En zorlu iş, en ağır emek
Ve çalışmak doğuştan mezara dek
Bu böyle sürüp gitsin istemiyoruz
Yaşamak için ekmek
Ruhumuz için gül istiyoruz.

Yürüyoruz yürüyoruz, yanyana, güzel günler adına
Kadınız, insanız, insanlığı ayağa kaldırıyoruz
Paydos bundan böyle köleliğe, aylaklığa
Herkes çalışsın, bölüşsün kardeşçe, yaşamın sundukları
İşte bunun için yükseliyor yüreklerimizden
Bu ekmek ve Gül türküleri
Ve yineliyoruz hep bir ağızdan:
“ Ekmek ve Gül! Ekmek ve Gül! ”

James OPPENHEIM

En sevdigim siirlerden birtanesi:

Ve Kadinlar

Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız

Nazım Hikmet RAN


Saygilarimla

ankh
07.03.2007, 02:06
Sana katiliyorum, ve dahada onemlisi bizler artik bunlari kadinlarimiza degil, erkeklerimize anlatmamiz lazim. Ben kendimce bazen sinir oluyorum Alevilikte kadin esitir soylemlere. Alevilik felsefesinde var, ama pratikte bu ne kadar uygulaniyor? Calisan kadin, hem ev isine bakiyor, hemde cocuk derdinde. Erkekse isini biraktiktan sonra, yan gelip yatar... tabiki hepsi degil, ama maalesef baya var...

Saygilarimla

Saygilarimla

Sevgili gülom anlatmaya çalıştığımda bu ben kadın olarak bir önceki yazdığım yazıda özeleştiri verdim ama diyorum ya dürüst olmadıkça kadın yada erkek yaptıklarıyla söyledikleri birbirini tutmadığı sürece her gün 8 mart olsun ne fark eder erkekler aile içlerinde eşitliği sokmadıkları sürece boşuna beklerler kadınları düşünsene benim kocam eve gelecek işten yorgun bişey demiyorum bende yorgunum bende işten gelmiş olacam ona yemek hazırlayacam ertesi günün yemeğini yapacam çocuklarla ilgilencem temizlik yapacam o dinlenirken sonra o erkek bana diyecekki hadi sınıf mücadesi verelim eşitlik için savaşalım sana ne kadar inandırıcı gelir onun idealleri eğer kendi birikimlerin yoksa buradaki canlar kusuruma bakmasınlar ama kadınları yanlarında istiyorlarsa kendi seviyelerine getirmeliler hayatın her alanında kadının gelişimine destek olmalılar lafla peynir gemisi yürümez

spartacus
07.03.2007, 02:16
Sayın Gülom. Bir kadın olarak 8 Mart Dünya emekçi kadınlar gününün hiç anlamı olmadığını söylemizi doğrusu çok yadırgadım. Neden topiğin başlığına böylesine bir başlık koydunuz anlamaktan güçlük çektim. Aklıma herhalde dikkat çekmek için böylesi bir tercih yaptığınızı düşündüm. Yok eğer bilinçli bir seçimse durum çok daha kötüdür.
Bunu bir feodal erkek veya burjuva erkek söylemiş olsaydı onun söylemlerini kendi çelişkili yanlarına verebilirdim. Afganistan'da kadınlar burka takılıp aşağılanırken, ülkemizde kadınlar töre cinayetine kurban giderlerken, genel olarak dünyada kadın cinsel sömürü aracı olarak kullanılırken sizin bu şanlı günü anlamsızlaştırmanıza şaşarım.
Lütfen bir açıklama bekliyorum sizden. Çünkü mantığınızı öğrendikten sonra size cevap vermeye çalışacağım.

Gülom
07.03.2007, 02:17
Sevgili gülom anlatmaya çalıştığımda bu ben kadın olarak bir önceki yazdığım yazıda özeleştiri verdim ama diyorum ya dürüst olmadıkça kadın yada erkek yaptıklarıyla söyledikleri birbirini tutmadığı sürece her gün 8 mart olsun ne fark eder erkekler aile içlerinde eşitliği sokmadıkları sürece boşuna beklerler kadınları düşünsene benim kocam eve gelecek işten yorgun bişey demiyorum bende yorgunum bende işten gelmiş olacam ona yemek hazırlayacam ertesi günün yemeğini yapacam çocuklarla ilgilencem temizlik yapacam o dinlenirken sonra o erkek bana diyecekki hadi sınıf mücadesi verelim eşitlik için savaşalım sana ne kadar inandırıcı gelir onun idealleri eğer kendi birikimlerin yoksa buradaki canlar kusuruma bakmasınlar ama kadınları yanlarında istiyorlarsa kendi seviyelerine getirmeliler hayatın her alanında kadının gelişimine destek olmalılar lafla peynir gemisi yürümez

Evet dogrudur. Cogu insan okuyan insan ezmez felsefesi, halbuki bir arastirmaya gore en cok dayak attan okuyan kesimis (diyorlar). Aslinda bu insanin icinde var. Dunyaya baktigin zaman guclu olan herzaman gucsuzu ezmek istemesidir. Bu sadece insanlarda degil, hayvanlardada var. Hani biz kadinlardada var biraz, cunki cok yerlerde kaderimizdir, erkegimizdir veya cocuklari icin cok seylere katlanmalidir. Bir ornek televizyonda bu Televola magazinlere baktigimizda,erkegin biri hergun bir kadin deyise fazla kotu gozle bakmiyoruz veya hic takmiyoruz bile ("erkektir yapar") ama bunu bir bayan yaptiginda, kadinlar dahil, hemen yargiliyoruz o bayani. Ama buna ragmen yasasin kadin haklari.

spartacus
07.03.2007, 02:19
ÖRGÜTLENEREK MÜCADELEDE YERİMİZİ ALALIM!

Kadının özgürlüğünün elinden alındığı ve prangaya vurulduğu dönem,aynı zamanda,sömürü ve zulüm tarihi olarak bilinen sınıflı toplumlar tarihinin de başlangıç dönemidir.Bu tarihle birlikte sadece kadınlar özgürlüklerini yitirmedi,tüm emekçilerin özgürlükleri,sömürü ve zulüm kıskacında prangaya vuruldu.İşte bu yüzden kadının zincirlerinin kırılması,emeğin özgürleştirilmesiyle direkt ilgilidir.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günüişçi,emekçi,köylü kadınları,kısacası zulüm altında inleyen,her türlü baskıya maruz kalan bütün kadınları kurtuluş mücadelesine çağırması bakımından tarihsel öneme sahip bir gündür.Her türlü baskı ve sömürüye karşı isyan etme,mücadele etme çağrısı olan 8 Mart 1910 yılında Clara Zetkin'in önerisi ile Komünist Enternasyonel'de ''Dünya Emekçi Kadınlar Günü''olarak kabul edilmiştir.
Bu tarihsel gün tüm emekçi kadınlara,emperyalist burjuvazi ve işbirlikçi uşaklarının kadınları köleleştirmelerine karşı,bütün kadın ve erkek emekçilerin omuz omuza mücadele ederek sömürü sisteminin tarihin çöplüğüne atılmasına adandı.
8 Mart sadece emekçi kadınların değil tüm sömürülen ve ezilenlerin,her türlü baskıya maruz kalan yığınların sömüren ve ezenlere karşı,baskı uygulayan zorluklara karşı mücadele çağrısıdır.8 Mart,sömürü ve zulüm üstüne kurulu emperyalist-kapitalist bir daha dönmemek üzere tarihin çöplüğüne atma çağrısıdır.8 Mart,sömürü ve zulme karşı bedenini siper eden emekçi kadınların insanlığı özgürleştirme mücadelesidir.Bu nedenle bütün emekçi kadınlar ve tüm ezilen sınıflar,kadın-erkek ayrımı yapmadan burjuvaziye ve tüm gericiliğe karşı omuz omuza mücadele ettiler ve ediyorlar.
Sınıfsal,cinsel,ulusal sömürü altında kadınlar
Ülkemiz emekçi kadınları da diğer coğrafyadaki emekçi kadınlarla benzer sorunları yaşamaktadır.Şehirlerde yaşayan işçi ve emekçi kadınlar çok düşük ücretlerle,sağlıksız koşullarda çalışmakta,eğitim-sağlık gibi en temel hizmetlerden yararlanamamaktadır.Özelleştirme saldırısı ve işten atmalrda ilk akla gelen kadın emekçileridir,kreş hizmetinin sağlanamaması,esnek çalışma saatleri kadınları iş yaşamından kopmaya zorlamaktadır.Evde,sokakta,işyerinde yaşanan cinsel taciz ve şiddet yaşamı çekilmez hale getirmektedir.
Kırsal kesimde yaşayan kadınlar ise küçük yaşta evliliğe zorlanmakta,tarlada daha düşük ücretlerle çalıştırılmaktadır.Feodal baskının yoğunluğu pek çok kadının kurtuluşu intiharda görmesine neden olmaktadır.Tarımın tasfiye edilmesiyle artan yoksulluk en fazla kadınları etkilemektedir.Kırsal yada kentsel bölgede yaşasın,kadınların maruz kaldığı uygulamalardan biri de ''töre-namus cinayetleri''dir.Yüzlerce kadın,aile meclisinin kararıyla katledilmiş,egemen sınıflar ve kolluk güçleri ise buna seyirci kalmışlardır.Tüm bunların yanında,Kürt ulusuna ve çeşitli azınlık milliyetlerine mensup kadınlar üçüncü bir zincirle daha zulüm altında yaşamaya zorlanmaktadır.Özelliklede özgürlük mücadelesinin önemli bir bileşeni olan Kürt kadınları yoksulluğun ve cinsel sömürünün yanısıra ulusal baskının da en katmerlisi ile karşı karşıyadır.
8 Mart kadın-erkek elele mücadele günüdür
Emekçi kadınlar,8 Mart'ı mücadele günü kabul ettirmek için büyük ve ağır bedeller ödediler.Egemen sınıflar her defasında emekçi akdınların bu günü devrimci tarzda sahiplenmesine ve onlara destek veren tüm emekçilere karşı saldırıya geçti.Tüm hak ve özgürlüklerin düşmanı olan egemenler,son süreçte de tırmandırılan milliyetçi şovenist dalgayla birlikte faşist saldırılarla tüm halk yığınlarına yönelik saldırılarını artırmaktadır.''Hepimiz Türküz'' sloganıyla egemen ulus şovenizmi tırmandırılmakta,ezilen ulus ve azınlık milliyetler baskı altında tutularak,linç ve katledilme korkusuyla yaşamaya mecbur bırakılmaktadır.
Tüm azgın saldırılara ve ödenen büyük bedellere rağmen devrimci mücadele ise susmadı,aksine erkek ve kadın işçi,emekçi ve köylüler el-ele vererek saldırılara karşı safları daha da sıklaştırdı.Onurlu bir aydın-yazar Hrant Dink'in yüzbinlerle son yolculuğuna uğurlanması,isyan seli olup taşması Faşist Kemalist Diktatörlüğün bu saldırıları kolay bir şekilde hayata geçirmesinin önündeki en büyük engellerden biridir.
''Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ne adını veren 8 Mart 1857 yılındaki New York'lu kadın emekçilerin yaktıkalrı devrimci direniş ateşi asla sönmedi.Onların mücadele geleneği bir hayalet gibi burjuvazinin tepesinde sürekli dolaşıyor.Gerçek kurtuluşun sosyalizmde-komünizmde olacağını bilen bütün ezilenler ve emekçi kadınlar,kendilerine Rosa Luxsemburg'ları,Clara Zetkin'leri,Kollantai'ları,Meral Yakar'ları,Barbara Anna Kist'leri,Ayfer Celep'leri,Nergiz Gülmez'leri,Dilek Polat'ları,Sabahat Karataş'ları,Yeter Koç'ları,(Zeynep Kınacı) zilan'ları ve kurtuluş uğrunda kendilerini feda eden daha nice kadın komünist ve devrimcileri örnek alacaklardır.Çünkü onlar yaşamları ve mücadele gelenekleriyle tüm emekçileri ve ezilenleri temsil etmektedirler.
Emekçi kadınların kurtuluşu,MLM bilimi önderliğinde erkek emekçiler ile omuz omuza vererek her tür sömürü,cins ayrımcılığı ve baskıya karşı tavizsiz mücadele yürüterek olacaktır.Emperyalist haydutların ve ülkemiz hakim sınıflarının emekçi kadınlara,tüm toplumsal kesimlere dönük geliştirdiği saldırılara örgütlenerek karşı durabilir,saldırıları geriletebiliriz.Emperyalizm ve ülkemiz hakim sınıflarını ''güçlü'' kılan unutmayalım ki bizim örgütsüzlüğümüzdür.Bu bilinçle bir kez daha haykırıyoruz:''Kadınlar katılmadan devrim olmaz,devrim olmadan kadınlar kurtulmaz''.Kadınlar özgürleşmeden insanlık özgürleşemez!

-Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!
-Cinsel,ulusal,sınıfsal sömürüye son!
-Kadın erkek elele demokratik devrime!

Yeni Kadın

Gülom
07.03.2007, 02:25
Sayın Gülom. Bir kadın olarak 8 Mart Dünya emekçi kadınlar gününün hiç anlamı olmadığını söylemizi doğrusu çok yadırgadım. Neden topiğin başlığına böylesine bir başlık koydunuz anlamaktan güçlük çektim. Aklıma herhalde dikkat çekmek için böylesi bir tercih yaptığınızı düşündüm. Yok eğer bilinçli bir seçimse durum çok daha kötüdür.
Bunu bir feodal erkek veya burjuva erkek söylemiş olsaydı onun söylemlerini kendi çelişkili yanlarına verebilirdim. Afganistan'da kadınlar burka takılıp aşağılanırken, ülkemizde kadınlar töre cinayetine kurban giderlerken, genel olarak dünyada kadın cinsel sömürü aracı olarak kullanılırken sizin bu şanlı günü anlamsızlaştırmanıza şaşarım.
Lütfen bir açıklama bekliyorum sizden. Çünkü mantığınızı öğrendikten sonra size cevap vermeye çalışacağım.

Tabiki dusuncemi soylemeye calisacagim, umarim anlatabilirim. Benim soylemek istediklerim Ankh cana cok yakin. Tabiki 8 mart kadinlarin gunu onemli, bana gore tarihi surec dahada onemli, ama benim demek istedigim, bu gunu son zamanlar daha cok eglence gibi kutlamalari ve ne icin var veya neyi savunacagimizi unutmus gibiyiz. Bana gore bu gunu kutlamadan cok, kadinlarimiza birseyler yapmaliyiz. Istanbulda ne kadar kadin esirgeme yurdu var? Doguda ne kadar esirgeme yurdu var? Ne kadar kadinimiz okuma yazma bilmiyor veya bilmiyor? Halen kiz cocuklarini okula yolamayanlar var. Bunlara cozum uretmek lazim, yoksa bir gunu kutlamaynan olmuyor. Yani devami gelmedikce, bir gun bir sey ifade etmiyor, eglenceden ve konusmadan baska.

Saygilarimla

spartacus
07.03.2007, 02:38
Tabiki dusuncemi soylemeye calisacagim, umarim anlatabilirim. Benim soylemek istediklerim Ankh cana cok yakin. Tabiki 8 mart kadinlarin gunu onemli, bana gore tarihi surec dahada onemli, ama benim demek istedigim, bu gunu son zamanlar daha cok eglence gibi kutlamalari ve ne icin var veya neyi savunacagimizi unutmus gibiyiz. Bana gore bu gunu kutlamadan cok, kadinlarimiza birseyler yapmaliyiz. Istanbulda ne kadar kadin esirgeme yurdu var? Doguda ne kadar esirgeme yurdu var? Ne kadar kadinimiz okuma yazma bilmiyor veya bilmiyor? Halen kiz cocuklarini okula yolamayanlar var. Bunlara cozum uretmek lazim, yoksa bir gunu kutlamaynan olmuyor. Yani devami gelmedikce, bir gun bir sey ifade etmiyor, eglenceden ve konusmadan baska.

Saygilarimla

Sayın Gülom. Eğer ki, 8 Mart sadece kutlama günü olmuş olsaydı, kapitalizm bu güne el atardı. Bu günü tüketimin hizmetine sokardı. Eğer durum böyle değilse bu günün tarihsel olarak emekçilerin tekelinde olmasından ötürüdür.
Kadın sorununu bir güne elbette indirgemek yanlış bir bakış açısıdır. Ancak bir günün ise kazanılmış hakların ve kavganın sembolü olarak algılandığında bu günün birlik ve mücadele ekseninde çok daha anlam kazanacağı görülecektir.
Burjuva dünyası bugün kadını tarihte görülmemiş boyutta metalaştırmıştır. Kadının cinsel kimliği kapitalizmin elinde en önemli sömürü aracıdır.
Kadının, emekçi olması dolayısıyla hem sınıfsal baskı altında tutulmaktadır, hemde cinsel kimliği hesaba katıldığında cinsel baskıya maruz kalıyor. Özel mülkiyet dünyasında cinsel yaratık olarak görülüp her zaman için sömürü biçimine dönüştürülüyor.
Televizyonda reklamları izlediğimizde bir çikolatanın pazarı yapılmak istediğinde kadının cinselliği ön plana çıkartılarak bu pazarlama yapılıyor. Bir otomobil, bir şampuan, bir içecek reklamında dahi bu böyledir.
Durum bu kadar net olduğu halde neden bu günde raahatsızlık duyuluyor, hala anlamış değilim. Bunu ben bir erkek olarak söylüyorsam, siz bir kadın olarak bu söylemlerimin daha ilerisine gidip daha radikal çıkış yapmalısınız. Sakın bu radikal çıkışı feminizm boyutunda algılamayın. Devrimci kadın bakış açısı yani 8 Mart'ın özüne uygun.

ankh
07.03.2007, 02:42
Evet dogrudur. Cogu insan okuyan insan ezmez felsefesi, halbuki bir arastirmaya gore en cok dayak attan okuyan kesimis (diyorlar). Aslinda bu insanin icinde var. Dunyaya baktigin zaman guclu olan herzaman gucsuzu ezmek istemesidir. Bu sadece insanlarda degil, hayvanlardada var. Hani biz kadinlardada var biraz, cunki cok yerlerde kaderimizdir, erkegimizdir veya cocuklari icin cok seylere katlanmalidir. Bir ornek televizyonda bu Televola magazinlere baktigimizda,erkegin biri hergun bir kadin deyise fazla kotu gozle bakmiyoruz veya hic takmiyoruz bile ("erkektir yapar") ama bunu bir bayan yaptiginda, kadinlar dahil, hemen yargiliyoruz o bayani. Ama buna ragmen yasasin kadin haklari.

Tabiki annelerimiz doğmatik olarak elleri yatkın ya oya işlemeye bize işliyorlar ince ince gelinlikle girdin kefenle çıkarsın aman kızım çocuklarının babası görmezden gel alttan al yuvandır erkektir elinin kiri yeter tabiki kadınların da eksiklikleri var ama feodal yapının izlerinde yaşayan annelerimizin bize öğrettikleriyle işlenen biz kadınlar olarak hayatın her alanındaki haklarımızı istiyoruz vermeyi düşünmüyorlarsa sonuçlarına onlarda katlansınlar etrafımdaki genç kızlara bakıyorum kitap okumuyorlar magazin proğramları seyrediyorlar süslü magazin kızlarına özeniyorlar hepsinin saçları sarı tek fabrikadan çıkmış akılları boş dış görünüşleri hoş kızlar oluyorlar sonra bu kısır döngü sürüp gidiyor hani diyorlar ya hak verilmez alınır aile içinde hak arayan kadınların hali içler acısı kaldiki fabrikalarda arayacaz umut işte belki eşitlik naraları atan yoldaşlarımız kadına haklarını aile içinde verir kızlarını okutur eşlerine yardım eder hayatı paylaşırlarsa onlarda belki bir kitap okumaya fırsat bulurlar ve ozaman bizde en gür sesimizle hak verilmez alınır deriz kadın sesleri malumunuz baya tiz belki hükümetler bile kaçar sesimizden

Gülom
07.03.2007, 02:46
[Gerçek kurtuluşun sosyalizmde-komünizmde olacağını bilen bütün ezilenler ve emekçi kadınlar,kendilerine Rosa Luxsemburg'ları,Clara Zetkin'leri,Kollantai'ları,Meral Yakar'ları,Barbara Anna Kist'leri,Ayfer Celep'leri,Nergiz Gülmez'leri,Dilek Polat'ları,Sabahat Karataş'ları,Yeter Koç'ları,(Zeynep Kınacı) zilan'ları ve kurtuluş uğrunda kendilerini feda eden daha nice kadın komünist ve devrimcileri örnek alacaklardır.Çünkü onlar yaşamları ve mücadele gelenekleriyle tüm emekçileri ve ezilenleri temsil etmektedirler.

Bence komunistmis veya baska bir sistem, erkeklerin (ve kadinlarin) kafa yapisi deyismedikce, sistem hic onemli degil. Gerci komunistlik zaten kadinlarin esit haka sahip olmadikca kurulamaz bence. Bakiyoruz, yikilan sosyalist ulkelerdede kadinlar esit haklara sahip degilerdi. Turkiyede ise Ataturkun yaptigi devrimden sonra, kadinlara yonelik cidi bir devrim yapilmamistir, yapilmaya calisilmistir, ama maalesef olmamistir, medeni kanundaki deyisiklikten haric. Gerci uygulaniyormu, o da ayri bir soru. Bu arada kizlari okutmak icin basladilan kampanyayida yurekten desdekliyorum (tabi burda maddiyete onemli, para olmayinca biraz zor okutursun). Hani yapilanlarada sahip cikmak lazim.

Saygilarimla

spartacus
07.03.2007, 02:47
Sayın Gülom.
8 Martın tarihsel ve sosyal öneminin anlaşılması açısından size bir topik önereceğim. Daha önce açtığım bir topiğin güncelliği açısından herkesin paylaşımına sunuyorum. 8 Mart'ın öneminin çok iyi anlaşılması açısından faydalı bir çalışmadır.
http://www.aleviforum.com/showthread.php?p=370692#post370692

Gülom
07.03.2007, 02:57
Sayın Gülom.
8 Martın tarihsel ve sosyal öneminin anlaşılması açısından size bir topik önereceğim. Daha önce açtığım bir topiğin güncelliği açısından herkesin paylaşımına sunuyorum. 8 Mart'ın öneminin çok iyi anlaşılması açısından faydalı bir çalışmadır.
http://www.aleviforum.com/showthread.php?p=370692#post370692

Tesekurler. Umarimki gercekten soyledigin gibi kadinlara esit bakiyorsundur ve uyguluyorsundur (sana soylemiyorum, ama konusan cok olurda uygulayanlar maalesef az olur). Bu hak zaten sadece erkeklernen beraber olur. Ezilen kesim sadece ezen kesimi arkasina aldigi zaman, ezilmekten kurtulur. Hak verilmez, hak alinir.


Saygilarimla

spartacus
07.03.2007, 02:58
Bence komunistmis veya baska bir sistem, erkeklerin (ve kadinlarin) kafa yapisi deyismedikce, sistem hic onemli degil. Gerci komunistlik zaten kadinlarin esit haka sahip olmadikca kurulamaz bence. Bakiyoruz, yikilan sosyalist ulkelerdede kadinlar esit haklara sahip degilerdi. Turkiyede ise Ataturkun yaptigi devrimden sonra, kadinlara yonelik cidi bir devrim yapilmamistir, yapilmaya calisilmistir, ama maalesef olmamistir, medeni kanundaki deyisiklikten haric. Gerci uygulaniyormu, o da ayri bir soru. Bu arada kizlari okutmak icin basladilan kampanyayida yurekten desdekliyorum (tabi burda maddiyete onemli, para olmayinca biraz zor okutursun). Hani yapilanlarada sahip cikmak lazim.

Saygilarimla

Kadın sorunun özü kadını özel mülkiyet olarak görülmesinden kaynaklıdır. Kadına özgür bir birey olarak bakılmıyor. O halde kadının kurtuluşu özel mülkiyet sisteminin ortadan kaldırılmasıyla direk ilintilidir. Kadın sorunu sosyalizmde büyük ölçüde çözülmüştür. Geçmiş sistemlerde olduğu gibi kadın bir meta veya cinsel sömürü aracı olarak görülmemiştir. Sosyalizmde hiç bir zaman kadın geçimi için sokaklara çıkıp bedenini satmamıştır. Bu müthiş bir devrimdir. Bu nasıl göz ardı edilebilir? Sosyalizmin Rusya ve diğer ülkelerde çökmesinin ardında kadınlar geçimleri için bedenlerini pazara sunmuştur. Oysa sosyalizm döneminde böylesi bir yozluğun esamesi yoktur.
Özel mülkiyetin ve sınıf karşıtlarının ortdan kaldırılmasıyla devlette sönüp gidecektir. Devlet mekanizması var olduğu müddetçe burjuva sistemin kalıntıları var olacaktır demektir.
Sosyalist toplumda kadın sorunu elbette tam olarak çözüme ulaştırılamıştır. Çünkü hala devlet sistemi vardır, hala kafa emeğiyle, kol emeği arasında çelişki mevcuttur. Dolayısıyla kadının kol emeği itibarıyla kazancı hesaba katıldığında bu çelişki görülecektir. Oysa komünist toplumda bu yanda ortadan kalkacağı için kadın sorunu tamamıyla çözümlenmiştir. Yani Komünist toplum kafa emeğiyle, kol emeğini de çözümlediği için herkes ihityacına göre der. Dolayısıyla kadın üretime katıldığında üretimi komün için yapar sonuçta ihtiyacı olanı alır.
Dolayısıyla komünizmde kadın sorunu yoktur diyebiliriz.

spartacus
07.03.2007, 03:08
Tesekurler. Umarimki gercekten soyledigin gibi kadinlara esit bakiyorsundur ve uyguluyorsundur (sana soylemiyorum, ama konusan cok olurda uygulayanlar maalesef az olur). Bu hak zaten sadece erkeklernen beraber olur. Ezilen kesim sadece ezen kesimi arkasina aldigi zaman, ezilmekten kurtulur. Hak verilmez, hak alinir.


Saygilarimla

Mesele sadece sorunu ortaya koyup sabuna suya sabuna, dokunmamak değildir. Böylesi tarzlarıda biliyoruz.
8 Mart'ın önemini savunuyorum çünkü bugün emekçilerin mücadele günüdür. Bu anlamda söylediklerimi hayatada geçiriyorum. Eşime mutfakta da yardımcı oluyorum, çocuğumun altınıda temizleriyorum, bebeğime biberonla sütde veriyorum, gece uyandığından bir anne gibi kalkıp ilgileniyorum. Hayat müşterektir. Kadın erkek eşitliği evde başlar.

Gülom
07.03.2007, 03:08
Dolayısıyla komünizmde kadın sorunu yoktur diyebiliriz.

Bizler eskiden Turkiyeye gelince arabayla Bulgaristanda gecerdik, zaten 24 saat icinde Bulgaristani terk etmemiz gerekiyordu ve biraz korkuyla (cunki Turkleri sevmezlerdi) yatmadan yolculuk yapmaya calisirdik. Ama ben iyi hatirliyorum, Bulgaristanda gecdigimiz zaman kadinlarin cok zor sartlarda calistiklarini gordum. Yani demek istedigim, bir erkek icin basit bir is, kadin icin cok zor olabiliyor, acaba bu olmasi gerekiyormu: ayni hak, ayni is demektir, yoksa burda bir ayrim yapilmasi gerekiyormu? Sizce? Bana sorarsan bilmiyorum, biraz celiski icindeyim.

ankh
07.03.2007, 03:09
Sayın Gülom.
8 Martın tarihsel ve sosyal öneminin anlaşılması açısından size bir topik önereceğim. Daha önce açtığım bir topiğin güncelliği açısından herkesin paylaşımına sunuyorum. 8 Mart'ın öneminin çok iyi anlaşılması açısından faydalı bir çalışmadır.
http://www.aleviforum.com/showthread.php?p=370692#post370692

Teşekür ediyorum sevgili spartacus verdiğiniz topiği inceledim dikkat edersenizde altta düne ait teşekürüm var ama gülomun söylediklerini de dikkate alsanız keşke bizler kadınız ne istediğimizi biliyoruz evet sol düşünceyi benimsiyorum ki gülom da öyle söylüyor ama biz artık sıkıldık madem kadın erkek omuz omuza diyorsunuz elinizi taşın altına koyun aile içine eşitliği sokun kadını cinsel meta olarak görmekten vazgeçin kapitalist mantığıyla düşünürseniz arz talep meselesi kadınlarınızı okutun onlara ikinci sınıf insan muamelesi yapmayın hakkımız değilmi istiyoruz niye tersinden bakmak istemişizdir diye düşünmüyorsunuzda söylediklerimize kulak kabartmıyorsunuzda sizin söylediklerinizi zaten biliyor ve kabul ediyoruz ama ben aile içine eşitliğin girmediği sürece bir adım dahi ilerleyeceğimize inanmıyorum

Ve yinelemek istiyorum bir ülkenin medeniyet seviyesi kadına verdiği değerle ölçülür

Gülom
07.03.2007, 03:11
Mesele sadece sorunu ortaya koyup sabuna suya sabuna, dokunmamak değildir. Böylesi tarzlarıda biliyoruz.
8 Mart'ın önemini savunuyorum çünkü bugün emekçilerin mücadele günüdür. Bu anlamda söylediklerimi hayatada geçiriyorum. Eşime mutfakta da yardımcı oluyorum, çocuğumun altınıda temizleriyorum, bebeğime biberonla sütde veriyorum, gece uyandığından bir anne gibi kalkıp ilgileniyorum. Hayat müşterektir. Kadın erkek eşitliği evde başlar.


Sana inanmadigindan degil, ama dogru soyle, senin hanim senden az bucuk fazla is yapmiyormu? Aslinda bu soruyu hanimina sormam lazim. :rolleyes:

spartacus
07.03.2007, 03:14
Teşekür ediyorum sevgili spartacus verdiğiniz topiği inceledim dikkat edersenizde altta düne ait teşekürüm var ama gülomun söylediklerini de dikkate alsanız keşke bizler kadınız ne istediğimizi biliyoruz evet sol düşünceyi benimsiyorum ki gülom da öyle söylüyor ama biz artık sıkıldık madem kadın erkek omuz omuza diyorsunuz elinizi taşın altına koyun aile içine eşitliği sokun kadını cinsel meta olarak görmekten vazgeçin kapitalist mantığıyla düşünürseniz arz talep meselesi kadınlarınızı okutun onlara ikinci sınıf insan muamelesi yapmayın hakkımız değilmi istiyoruz niye tersinden bakmak istemişizdir diye düşünmüyorsunuzda söylediklerimize kulak kabartmıyorsunuzda sizin söylediklerinizi zaten biliyor ve kabul ediyoruz ama ben aile içine eşitliğin girmediği sürece bir adım dahi ilerleyeceğimize inanmıyorum

Ve yinelemek istiyorum bir ülkenin medeniyet seviyesi kadına verdiği değerle ölçülür

Sevgili Ankh
İnsanları tanımadan böylesi ön yargılarla yaklaşmayın. Ben bir erkek olarak bunları söylüyorsam sizlerin çok daha sevinmesi gerekir ki, sınıf kardeşlerimiz olan erkeklerden de soruna bu şekilde yaklaşılıyor.
Merak etme sevgili Ankh. Ben kendi adıma taşın altına elimi sokmayı bırak tonlarca taşların altına elimi soktum. Bu sorunun çözülmesi için devrim mücadelesi yürütüyorum.

ankh
07.03.2007, 03:16
Sana inanmadigindan degil, ama dogru soyle, senin hanim senden az bucuk fazla is yapmiyormu? Aslinda bu soruyu hanimina sormam lazim. :rolleyes:

Sen çok şekersin ya :) ama yardımcı eşit paylaşım değil neyse buna da şükür en azında yardımcı olanlar var

spartacus
07.03.2007, 03:17
Sana inanmadigindan degil, ama dogru soyle, senin hanim senden az bucuk fazla is yapmiyormu? Aslinda bu soruyu hanimina sormam lazim. :rolleyes:

Asla ve katiyen. Bizde feodal tarzda bir aile ilişkisi yoktur. Tamamıyla bir komün paylaşım söz konusudur. Diyebilirim ki, ben biraz daha çok çalışıyorum. Bunda en ufak bir abartı yoktur.

Gülom
07.03.2007, 03:22
Sevgili Ankh
İnsanları tanımadan böylesi ön yargılarla yaklaşmayın. Ben bir erkek olarak bunları söylüyorsam sizlerin çok daha sevinmesi gerekir ki, sınıf kardeşlerimiz olan erkeklerden de soruna bu şekilde yaklaşılıyor.
Merak etme sevgili Ankh. Ben kendi adıma taşın altına elimi sokmayı bırak tonlarca taşların altına elimi soktum. Bu sorunun çözülmesi için devrim mücadelesi yürütüyorum.

Sen boyle diyorsan dogrudur, ama Ankh da anliyorum, ben kendi adima senin boyle olmana sevindim, ama tekrardan soyluyorum, senin boyle oldugunu soylemiyorum, ama benim kardeslerim ve enistemde ve cevremde daha bircoklari da, kadinlara esit davrandiklarini soyluyorlar. Ve kendilerince de boyledir, ama bakiyorumki, ben ve ablam ve annem dahada cok yapiyoruz, ama bizim yaptiklarimiz cok dogal karsilaniyor, ama onlarin yaptilari cok ve ozel olarak goruluyor (tabi birde soylemeden kendileri yapsalar dahada guzel olur). Ama bunlari soyledigimizde suclu gene biz oluyoruz, abartan gene biz oluyoruz, cok konusan gene biz oluyoruz. Gerci konusan daha cok ben oluyorum...

Saygilarimla

ankh
07.03.2007, 03:32
Sevgili Ankh
İnsanları tanımadan böylesi ön yargılarla yaklaşmayın. Ben bir erkek olarak bunları söylüyorsam sizlerin çok daha sevinmesi gerekir ki, sınıf kardeşlerimiz olan erkeklerden de soruna bu şekilde yaklaşılıyor.
Merak etme sevgili Ankh. Ben kendi adıma taşın altına elimi sokmayı bırak tonlarca taşların altına elimi soktum. Bu sorunun çözülmesi için devrim mücadelesi yürütüyorum.

Asla ön yargılı davranmıyorum siz derken genel olarak erkek bakış açısını kastettim niye sevineceğim bize birşeymi bahşediyorsun tabiki söyleceksin kadınsız hiçbir yere gidemezsiniz bizim haklarımız sizin haklarınız sizleri yetiştirenler analarınız sizin çocuklarınızı yetiştirecek olanlar analar kırmızı renkli alana gelince o kadar çok örnek gördüm ki söylemlerinde destekleyen ama hayatının içine sokmayan onların nezlinde sizleri incitmek istemediğim için detay yazmıyorum devrim mücadelenizin önündede saygıla eğilirim

lion12
07.03.2007, 03:57
Kadınlarımızın hiçbir önemi olmaz olur mu güzel ablacım.Sizler olmasanız bu toplum nasıl evlatlar dünyaya getirecek?ya da doğan evlatları kim emzirip büyütecek yetiştirecek?Bir toplumda kadına verilen önem,o toplumun ne olduğunun ve ne olacağının aynasıdır.Büyün kadınlarımızın 8 Mart Dünya kadınlar Günü nü kutlarım en içten dileklerimle.Ne yazık ki Türkiye de,konuda da geçtiği üzere hala gelişmiş ülkelerde olduğu kadar verilmesi gereken önem verilmiyor,şiddete maruz kalan birçok kadınlarımız var toplumummuzda.Aldatıldığı halde çaresiz kalıp kaderine boyun eğmek zorunda kalan o kadar çok kadınlarımız var ki toplumumuzda,maalesef acı ama gerçek.Fakat buna rağmen Türk kadını ne kadar fedakar olduğunu gösteriyorsa,yuvasına sahip çıkmak adına evlatlarını yetiştirmek adına titriyorsa,bu bizim Türk kadınımızın ne kadar asil fedakar ve özverili olduğunun bir göstergesi.Bu toplum kadınlarına gereken önemi vermeli,ona bir meta gözü ile bakmamalı asla.Şiddetten kaçınılmalı,erkek her hareketinde kadına karşı sorumlu olduğunun bilincinde olmalı.Onlara gereken önemi vermeliyiz çünkü onlar bizleri yetiştirdi,yarın birgün evlatlarımızı yetiştirecekler,yuvamızı ayakta tutacaklar sonuçta yuvayı dişi kuş yapar unutulmamalı bu atasözü.Türk kadını yeri geldi cephede savaştı ve tarihte görülmemiş fedakarlıklar gösterdi.Onun için ben diyorum ki,kadınlarımız bir parça da olsun saygıyı ve birgün dahi olsa hatırlanmayı hak ediyorlar.Dilerim ki toplumumuz bilinçlenirde,toplumumuzun yapıtaşı olan kadına hak ettiği değeri ve önemi verir ve sadece bir gün değil,hergün kadınların kıymetini bilirler.Hele hele kadınlarımıza karşı şiddet,kendimizden daha güçsüz oldukları için onları ezmeye kalkmak,her ne sebeple olursa olsun bu haklı ve meşru görülemez ve kabullenilemez.Erkekler kadına karşı sorumlu olduğunu da bilmeli bunu unutmamalı ve kadınları yüce Allah'tan emanet aldıklarını bilmeli,hem onun herhangi bir yanlış yola düşmemesi için ona kol kanat gerip sahip çıkmalı,hemde kendisi onun üzerine gül koklayıpta aldatmak denen o alçakça fiili işlememeli ve peygamber efendimiz Hz.Muhammed(s.a.a)in Veda Hutbesi'ndeki şu sözünü hep aklında bulundurmalı.''Ey ümmetim!Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah'in emaneti olarak aldiniz ve onlarin namusunu kendinize Allah'in emriyle helal kildiniz. Sizin kadinlar üzerinde hakkiniz,kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkıniz;yatağınızı hiç kimseye cignetmemeleri, hoslanmadiginiz kimseleri izininiz olmadikca evlerinize almamalaridir. Eger gelmesine müsade etmediginiz bir kimseyi evinize alirlarsa, Allah, size onlarin yataklarinda yalniz bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakindirmaniza izin vermistir. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki haklari, mesru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.''

Hemen belirtelim ki buradaki peygamberimizin bahsettiği sakındırmak amaçlı hafifçe vurmaya allah ın müsaade etmesi olayı,asla ama asla kadına olacak şiddetin meşru olması olarak yorumlanmamalı.Buradaki sakındırmadan kasıt,istemediğiniz birini kadının eve çağırması ve onun namusuna sahio çıkılması gerektiği bilincinin oluşmasıdır.Yani böyle birşeyi de hiçbir evli kadın yapmayacağı için,erkekte diyemez bu sebepten ben şiddet uyguladım diye.Yani herhangi bir yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermemesi için,bunu da açıklamak istedim.

Naçisane de olsa konu ile ilgili bende birkaç yorumda ve fikirde bulunmak istedim ve de böyle güzel bir konuyu açtığı için gülom ablama da teşekkür etmek isterim ve de sözlerimi bitirmeden bütün kadınlarımızın 8 Mart Kadınlar Günü'nü kutlarım...Saygılar!

spartacus
07.03.2007, 15:23
Asla ön yargılı davranmıyorum siz derken genel olarak erkek bakış açısını kastettim niye sevineceğim bize birşeymi bahşediyorsun tabiki söyleceksin kadınsız hiçbir yere gidemezsiniz bizim haklarımız sizin haklarınız sizleri yetiştirenler analarınız sizin çocuklarınızı yetiştirecek olanlar analar kırmızı renkli alana gelince o kadar çok örnek gördüm ki söylemlerinde destekleyen ama hayatının içine sokmayan onların nezlinde sizleri incitmek istemediğim için detay yazmıyorum devrim mücadelenizin önündede saygıla eğilirim

Bakın Ankh. Konuyu öyle güzel kapsama alanı dışına çektiniz ki, konu "sevinip-sevinmeme arasına" hapsedildi.
Güzel kardeşim kadın sorunu konusunda kadınlarımızın sızlanması yerine bu sorunun çözümü için alanları doldurması gerekir. 8 Mart bir anlamda vesiledir. Ancak görüyorum ki, bu topikte günün kutlanmasının gereksizliği üzerinde duruldu. Oysa 8 Mart'ı kadınlara armağan edenler komünistlerdir. Kadın sorununu geçmiş bütün bakış açılarından arınarak radikal çözümünü isteyenler yine marksistlerdir.
Ahmet Kaya'nın bir şarkısında hani der ya "başkalarına hümanist karısına karşı dayı." Elbette bu tip insanlar azımsanmayacak ölçüde varlar. Özellikle Sovyetler Birliğindeki geri dönüşümün ardından dünyada proleter ideolojiye karşı bir güvensizlik yaşanmıştır. Bu sebeple eski devrimcilerin ideolojik bağlılığını şimdiki kuşaklarda göremiyoruz. Ama buna rağmen günlerin yine geleceğini, sımsıcak ve daha parlak bir şekilde kurtuluşa götüreceğini inanıyorum.
Kadınlar feodal-kapitalist sisteme karşı bilinçli isyan ederek eşit ve özgür birey olma hakkını kazanabilir. Bu yüzden feryat etmek boşuna, bunu isyana dönüştürmek gerekir.

spartacus
07.03.2007, 15:48
Kadınlarımızın hiçbir önemi olmaz olur mu güzel ablacım.Sizler olmasanız bu toplum nasıl evlatlar dünyaya getirecek?ya da doğan evlatları kim emzirip büyütecek yetiştirecek?Bir toplumda kadına verilen önem,o toplumun ne olduğunun ve ne olacağının aynasıdır.Büyün kadınlarımızın 8 Mart Dünya kadınlar Günü nü kutlarım en içten dileklerimle.Ne yazık ki Türkiye de,konuda da geçtiği üzere hala gelişmiş ülkelerde olduğu kadar verilmesi gereken önem verilmiyor,şiddete maruz kalan birçok kadınlarımız var toplumummuzda.Aldatıldığı halde çaresiz kalıp kaderine boyun eğmek zorunda kalan o kadar çok kadınlarımız var ki toplumumuzda,maalesef acı ama gerçek.Fakat buna rağmen Türk kadını ne kadar fedakar olduğunu gösteriyorsa,yuvasına sahip çıkmak adına evlatlarını yetiştirmek adına titriyorsa,bu bizim Türk kadınımızın ne kadar asil fedakar ve özverili olduğunun bir göstergesi.Bu toplum kadınlarına gereken önemi vermeli,ona bir meta gözü ile bakmamalı asla.Şiddetten kaçınılmalı,erkek her hareketinde kadına karşı sorumlu olduğunun bilincinde olmalı.Onlara gereken önemi vermeliyiz çünkü onlar bizleri yetiştirdi,yarın birgün evlatlarımızı yetiştirecekler,yuvamızı ayakta tutacaklar sonuçta yuvayı dişi kuş yapar unutulmamalı bu atasözü.Türk kadını yeri geldi cephede savaştı ve tarihte görülmemiş fedakarlıklar gösterdi.Onun için ben diyorum ki,kadınlarımız bir parça da olsun saygıyı ve birgün dahi olsa hatırlanmayı hak ediyorlar.Dilerim ki toplumumuz bilinçlenirde,toplumumuzun yapıtaşı olan kadına hak ettiği değeri ve önemi verir ve sadece bir gün değil,hergün kadınların kıymetini bilirler.Hele hele kadınlarımıza karşı şiddet,kendimizden daha güçsüz oldukları için onları ezmeye kalkmak,her ne sebeple olursa olsun bu haklı ve meşru görülemez ve kabullenilemez.Erkekler kadına karşı sorumlu olduğunu da bilmeli bunu unutmamalı ve kadınları yüce Allah'tan emanet aldıklarını bilmeli,hem onun herhangi bir yanlış yola düşmemesi için ona kol kanat gerip sahip çıkmalı,hemde kendisi onun üzerine gül koklayıpta aldatmak denen o alçakça fiili işlememeli ve peygamber efendimiz Hz.Muhammed(s.a.a)in Veda Hutbesi'ndeki şu sözünü hep aklında bulundurmalı.''Ey ümmetim!Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah'in emaneti olarak aldiniz ve onlarin namusunu kendinize Allah'in emriyle helal kildiniz. Sizin kadinlar üzerinde hakkiniz,kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkıniz;yatağınızı hiç kimseye cignetmemeleri, hoslanmadiginiz kimseleri izininiz olmadikca evlerinize almamalaridir. Eger gelmesine müsade etmediginiz bir kimseyi evinize alirlarsa, Allah, size onlarin yataklarinda yalniz bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakindirmaniza izin vermistir. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki haklari, mesru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.''

Hemen belirtelim ki buradaki peygamberimizin bahsettiği sakındırmak amaçlı hafifçe vurmaya allah ın müsaade etmesi olayı,asla ama asla kadına olacak şiddetin meşru olması olarak yorumlanmamalı.Buradaki sakındırmadan kasıt,istemediğiniz birini kadının eve çağırması ve onun namusuna sahio çıkılması gerektiği bilincinin oluşmasıdır.Yani böyle birşeyi de hiçbir evli kadın yapmayacağı için,erkekte diyemez bu sebepten ben şiddet uyguladım diye.Yani herhangi bir yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermemesi için,bunu da açıklamak istedim.

Naçisane de olsa konu ile ilgili bende birkaç yorumda ve fikirde bulunmak istedim ve de böyle güzel bir konuyu açtığı için gülom ablama da teşekkür etmek isterim ve de sözlerimi bitirmeden bütün kadınlarımızın 8 Mart Kadınlar Günü'nü kutlarım...Saygılar!


Sevgili Lion kardeşim.
8 Mart üzerine yazı yazmanıza rağmen eski feodal bakış açısından yola çıkarak bir kadın tipi yaratmışsınız. Muhammed peygamberi kadın sorunu konusunda hiç örnek gösterilecek bir insan değildir. Kadınları en çok ezen, sömüren ve cinsel istismar altında tutan bir kişiyi kadınlara 8 Mart günü dolayısıyla örnek olarak sunmanız yadırganacak kıvamdadır. Özellikle çok eşli evlilik yaşantısıyla kadınlara köle olmayı salık veren muhammed peygamber kadını müthiş ölçüde küçümsemiştir, aşağılamıştır. Kadını cinsel obje olarak görmüştür. Kadını sadece şehvet aracı gören Muhammed'in ilk eşiyle son eşi arasındaki yaş farkı 50 küsürdür.
Yani 6 yaşında Aişey'le evlenen bir Muhammet'i getirip 8 Mart vesilesiyle örneklendirmeniz abes kaçıyor. Gelelim kadına dayağı meşru bir hak olarak gören Muhammed peygamberin veda hutbesinde söylediği bu çirkin sözleri yüceltmeniz aynı zamanda kadını yerin dibine batırmaktır.
Yazınızda diğer sakat bir bakış açısıda meseleyi "Türk" kadınına indirgemenizdir. Oysa bugün Dünya emekçi kadınlar günüdür. Dünyada emeğiyle yaşayan ezilen tüm kadınlar mücadele ve birlik günü olan 8 Mart'ı Türk kadınına indirgemeniz çok büyük talihsizliktir.
Oysa öylesi bir kadın tiplemesi kadını köle yapmaktan öteye gitmez.

tuncerbio
07.03.2007, 17:00
dünya tarihinde insanların yer almasıyla beraber kadınlar için ikinci sınıf olma olgusu hep var olmuştur....ilkel dönemde erkek avcılık,ziraat ve diğer beslenme -barınma sorunlarını halledecek güce sahip olduğundan kadınlar sadece neslin devamlılığını sağlayan objeler olarak görülmüştür, o dönemlere ait kazı yapılan yerlerde mağaralarda kadınlara şiddet uygulandığını gösteren çizimler bulunmuştur !

kölelik döneminde yine en çok ezilen grup içerisinde yer almıştır kadınlar ,tenleri için satılmışlardır ,çalışabilecekleri işlerde kapasitenin üstünde bir hi için çalıştırılmışlardır ....feodal dönemde kezayine aynı hep ikinci sınıf katagoriye koyulmuşlardır .....

kadınların üretime katılıp hem üretimde söz sahibi olması hemde ekonomik olarak bir özgürlük kazanmalarıyla yük kısmende olsa omuzlarından kalmış gibi görünmektedir ama yinede dünya üzerindeki ataerkil ilişkilerden kaynaklı olarak nasiplerini almaktadırlar....günümüzde hala şiddetle karşılaşmakta, tenleri için satılmakta ,cinsel istismara maruz kalmakta ,toplumda ikinci sınıf muamelesi görmektedir bundan kurtuluşun adresi kadının kendisidir ...maruz kaldığı adi uygulamalara karşı gösterdiği tepkidir ki bu tepkinin artması ,kadının örgütlenmesi kendiyle beraber bu savaşa erkeğide katmasıyla baskılardan arındırılacaktır .....işte 8 mart böyle bir tepkinin kazanımıdır....

kadın olmadan devrim olmaz devrim olmadan kadın kurtulmaz

ankh
07.03.2007, 21:32
Bakın Ankh. Konuyu öyle güzel kapsama alanı dışına çektiniz ki, konu "sevinip-sevinmeme arasına" hapsedildi.
Güzel kardeşim kadın sorunu konusunda kadınlarımızın sızlanması yerine bu sorunun çözümü için alanları doldurması gerekir. 8 Mart bir anlamda vesiledir. Ancak görüyorum ki, bu topikte günün kutlanmasının gereksizliği üzerinde duruldu. Oysa 8 Mart'ı kadınlara armağan edenler komünistlerdir. Kadın sorununu geçmiş bütün bakış açılarından arınarak radikal çözümünü isteyenler yine marksistlerdir.
Ahmet Kaya'nın bir şarkısında hani der ya "başkalarına hümanist karısına karşı dayı." Elbette bu tip insanlar azımsanmayacak ölçüde varlar. Özellikle Sovyetler Birliğindeki geri dönüşümün ardından dünyada proleter ideolojiye karşı bir güvensizlik yaşanmıştır. Bu sebeple eski devrimcilerin ideolojik bağlılığını şimdiki kuşaklarda göremiyoruz. Ama buna rağmen günlerin yine geleceğini, sımsıcak ve daha parlak bir şekilde kurtuluşa götüreceğini inanıyorum.
Kadınlar feodal-kapitalist sisteme karşı bilinçli isyan ederek eşit ve özgür birey olma hakkını kazanabilir. Bu yüzden feryat etmek boşuna, bunu isyana dönüştürmek gerekir.

Sevgili arkadaşım spartacus anlamamakta ısarar ediyorsunuz ironi yapıyoruz ama görüyorum ironiden öte sizin dayatmacı tavrınızla karşı karşıyayız sevinip sevinmeme konusuna gelince sizin söyleminizdi sevinmeliymişiz bizim haklarımızı bize hatırlatıyorsunuz diye kendi söylediklerinizden başka bişey duymuyorsunuz arkadaşım bizim söylediklerimizi feodal yapı deyip bize geri satıyorsun yazılanları tekrar okumanızı tavsiye ediyorum konunun başından beri hayatın her alanında erkek ve kadın omuz omuza diyoruz burada savunduğunuz gibi başka yerlerde de kadınların haklarını savunun niye karşınızdaki bir kadın değilmi kabul etmiyorum sizden başlıyorum dayatmacı tavrınızı kabul etmiyorum ve kadın haklarını söylemlerden bir adım öteye götürmeyeceğinize inanıyorum devam edin dayatmacı tavrınıza aşağılamalarınıza sızlanmıyorum aybınızı yüzünüze vuruyorum Sovyetler birliğinin çöküşüne en büyük sebep olarak sürecini tamamlamadan sosyalizme geçtiğidir yani çarlık düzeninden kafalarınızı değiştirin şuan türkiyede ataerkil düzen vardır erkek ve kadın eşit değildir erkekler kafasını değiştirsin diye sesimizi yükseltiyoruz ama siz arkadaşım böyle olmaz siz böyle yapın diye dayatma getiriyorsunuz ayıp arkadaşım karşındaki bir bayan benim hakkımı bana satamazsın benim üzerimden de politika üretemezsin ben hakkımı böyle alacağıma inanıyorum buyrun siz isyan edin

suyunsesi
07.03.2007, 22:00
Bakın Ankh. Konuyu öyle güzel kapsama alanı dışına çektiniz ki, konu "sevinip-sevinmeme arasına" hapsedildi.
Güzel kardeşim kadın sorunu konusunda kadınlarımızın sızlanması yerine bu sorunun çözümü için alanları doldurması gerekir. 8 Mart bir anlamda vesiledir. Ancak görüyorum ki, bu topikte günün kutlanmasının gereksizliği üzerinde duruldu. Oysa 8 Mart'ı kadınlara armağan edenler komünistlerdir. Kadın sorununu geçmiş bütün bakış açılarından arınarak radikal çözümünü isteyenler yine marksistlerdir.
Ahmet Kaya'nın bir şarkısında hani der ya "başkalarına hümanist karısına karşı dayı." Elbette bu tip insanlar azımsanmayacak ölçüde varlar. Özellikle Sovyetler Birliğindeki geri dönüşümün ardından dünyada proleter ideolojiye karşı bir güvensizlik yaşanmıştır. Bu sebeple eski devrimcilerin ideolojik bağlılığını şimdiki kuşaklarda göremiyoruz. Ama buna rağmen günlerin yine geleceğini, sımsıcak ve daha parlak bir şekilde kurtuluşa götüreceğini inanıyorum.
Kadınlar feodal-kapitalist sisteme karşı bilinçli isyan ederek eşit ve özgür birey olma hakkını kazanabilir. Bu yüzden feryat etmek boşuna, bunu isyana dönüştürmek gerekir.


Çok haklısn dostum söyledilkerine kesinlilkle katııyorum
Emekçi kadınların kurtuluşu,örgütlü mücadeleden geçer... (erkek emekçiler ile omuz omuza vererek her tür sömürü,cins ayrımcılığı ve baskıya karşı tavizsiz mücadele yürüterek olacaktır.Emperyalist haydutların ve ülkemiz hakim sınıflarının emekçi kadınlara,tüm toplumsal kesimlere dönük geliştirdiği saldırılara örgütlenerek karşı durabilir,saldırıları geriletebiliriz.Emperyalizm ve ülkemiz hakim sınıflarını ''güçlü'' kılan unutmayalım ki bizim örgütsüzlüğümüzdür.Bu bilinçle bir kez daha haykırıyoruz:''Kadınlar katılmadan devrim olmaz,devrim olmadan kadınlar kurtulmaz''. Kadınlar özgürleşmeden insanlık özgürleşemez! )

Agop
07.03.2007, 22:04
Kapitalist düzen herşeyde yaptığı gibi bununda içini boşaltmaya çalışıyor. Bu günü hediye günü haline dönüştürüp hem pazarı arttırmak hemde insanların uyanmasını engellemeye çalışılıyor. Ne yazıkki kısmende başarılı oldular. Söylediğiniz gibi insanlar sadece bu günde kadınları düşünüyor ve hiç bir icraat olmadan bu günlerde geçip gidiyor.

gurbet1971
07.03.2007, 22:48
KADIN ÖNCE INSANDIR
KADIN SORUNUNUN OLDUGU YERDE
ÖZÜNDE INSANSORUNU VARDIR

Insanligin gelisiminde kadinin buyuk bir rolu vardir.Kadinin üretken ve toplumsal yasamdaki aktif ve belirleyici rolü hep göz ardi edilerek, görmezlikten gelinerek kadin nerdeyse bütün toplum evrelerinde cinsel bir meta olarak algilanmistir; cinsel ezilmislige dönüstürülerek kalici hale getirilmistir. Bir toplumda kadinlarin, toplumsal, cinsel, ekonomik siyasi ve sosyal sorunlarinin oldugu yerde bu sorunlari toplumsal yapidan bagimsiz ele almak mümkün degildir. Çünkü bütün sorunlarinin kaynagi toplumsal adaletsizlikten, irkçi ve cinsel asagilamalardan kaynaklandigini biliyoruz. Dolaysiyla sorunlarin kaynagina inmenin yolu toplumsal yapiyi sorgulamak, egemen düsünceyi objektif olarak degerlendirmekten geçiyor.Kadinin kurtulusu, kadinin ellerinde oldugu da bir baska gercektir.

BÜTÜN ÜLKELERIN ISCILERI VE EZILEN HALKLARI BIRLESIN

ankh
07.03.2007, 23:15
KADIN ÖNCE INSANDIR
KADIN SORUNUNUN OLDUGU YERDE
ÖZÜNDE INSANSORUNU VARDIR

Insanligin gelisiminde kadinin buyuk bir rolu vardir.Kadinin üretken ve toplumsal yasamdaki aktif ve belirleyici rolü hep göz ardi edilerek, görmezlikten gelinerek kadin nerdeyse bütün toplum evrelerinde cinsel bir meta olarak algilanmistir; cinsel ezilmislige dönüstürülerek kalici hale getirilmistir. Bir toplumda kadinlarin, toplumsal, cinsel, ekonomik siyasi ve sosyal sorunlarinin oldugu yerde bu sorunlari toplumsal yapidan bagimsiz ele almak mümkün degildir. Çünkü bütün sorunlarinin kaynagi toplumsal adaletsizlikten, irkçi ve cinsel asagilamalardan kaynaklandigini biliyoruz. Dolaysiyla sorunlarin kaynagina inmenin yolu toplumsal yapiyi sorgulamak, egemen düsünceyi objektif olarak degerlendirmekten geçiyor.Kadinin kurtulusu, kadinin ellerinde oldugu da bir baska gercektir.
BÜTÜN ÜLKELERIN ISCILERI VE EZILEN HALKLARI BIRLESIN

Teşekür ederim arkadaşım anlatmaya çalıştığımızda tamda bu karşı falan değiliz 8 Mart Dünya Emekçi kadınlar gününe karşı çıktığımız bunun bir güne indirgenmesi sorunun kaynağına sırt çevrilmesi süslü sözlerle altının doldurulması ertesi gün gene aynı şeyleri yaşamaya devam etmemiz

Sevgi_2420
07.03.2007, 23:22
Belkı boyle günler saçma olabilir ama durumdan şikayet edecegimize o günün tadını çıkartsak daha ıyı olmaz mı?

spartacus
07.03.2007, 23:24
Sevgili arkadaşım spartacus anlamamakta ısarar ediyorsunuz ironi yapıyoruz ama görüyorum ironiden öte sizin dayatmacı tavrınızla karşı karşıyayız sevinip sevinmeme konusuna gelince sizin söyleminizdi sevinmeliymişiz bizim haklarımızı bize hatırlatıyorsunuz diye kendi söylediklerinizden başka bişey duymuyorsunuz arkadaşım bizim söylediklerimizi feodal yapı deyip bize geri satıyorsun yazılanları tekrar okumanızı tavsiye ediyorum konunun başından beri hayatın her alanında erkek ve kadın omuz omuza diyoruz burada savunduğunuz gibi başka yerlerde de kadınların haklarını savunun niye karşınızdaki bir kadın değilmi kabul etmiyorum sizden başlıyorum dayatmacı tavrınızı kabul etmiyorum ve kadın haklarını söylemlerden bir adım öteye götürmeyeceğinize inanıyorum devam edin dayatmacı tavrınıza aşağılamalarınıza sızlanmıyorum aybınızı yüzünüze vuruyorum Sovyetler birliğinin çöküşüne en büyük sebep olarak sürecini tamamlamadan sosyalizme geçtiğidir yani çarlık düzeninden kafalarınızı değiştirin şuan türkiyede ataerkil düzen vardır erkek ve kadın eşit değildir erkekler kafasını değiştirsin diye sesimizi yükseltiyoruz ama siz arkadaşım böyle olmaz siz böyle yapın diye dayatma getiriyorsunuz ayıp arkadaşım karşındaki bir bayan benim hakkımı bana satamazsın benim üzerimden de politika üretemezsin ben hakkımı böyle alacağıma inanıyorum buyrun siz isyan edin

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU


Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak


Nazım Hikmet

Nazım Hikmet'in bu duygularını şimdi ondan ödünç alacağım. Çünkü şimdiki duygularımla öyle bir güzel örtüşüyor ki anlatamam.
Sevgili Ankh
Sizde her ne kadar bir bayan olmanıza rağmen kadın sorununu kavrayamamışsınız. Yani Nazım Usta'nın dediği gibi deryanın içinde olan bir balık gibi deryanın ne demek olduğunu bilmeyenlerdensiniz. Hani kadınsınız ya, hala meselenin özünü kavrayamamışsınız.
Ben sohbetin en başında bir erkek olarak bunu söylediğime sevinmelisiniz dedim, sizde bunu kelime oyununa çevirdiniz. Hala o eksen üzerinde yorum yapıyorsunuz. Burda kastım şudur: Genelde yakınmacı bir yorum yaptığınız gibi 8 martın gereksizliği üzerinde yazılar yazılıyordu. Bu anlamda bende size demek istiyorum ki, bir erkek olarak dahi 8 Martı önemsiyorsam sizin hayli hayli 8 Martı dikkate alıp önemsemeniz gerekir. Bu anlamda sevinmenizi belirttim. Deryanın içinde olan balık gibi deryayı görmezden geldiniz. Nazım usta'nın dediği gibi kabahat senin, demeğe de dilim varmıyor ama kabahatın çoğu senin, canım kardeşim! Çünkü hala 8 Martın önemini kavramamış ve küçümsüyorsun.
Dayatmacılık sonucuna nasıl varabildiniz hayretler içinde kaldım. Önyargılı davranışınızı bu şekilde de sürdürmekte ısrar ediyorsunuz. Eğer kendi doğrularımı dile getirmem, yazılara dökmem senin nazarı itibarında dayatma manasına geliyorsa, istediğiniz gibi algılayın. Ancak öyle bir şey olmadığını okuduğunu anlayan her kişi bilir diye düşünüyorum.
Senin hakkın üzerinde kimse politika yapmıyor. Dünyada bir tek kadın sen değilsin. Dolayısıyla biz burda emekçi kadınların sorunlarını dile getiriyoruz. Bu günü sıradan bir kadın günü ilan etmiyoruz. Burda feminist bir bakış açısı sezinledim.
Sovyetlerde kadın meselesini hele bir dile getirde konuyu değiştirelim. Nasıl oluyorda Çarlık sistemindeki erkin devamını anlatıyorsunuz. Mülk sahibi olanların mülksüzleştirilmesini hatırlatmam size bir şey ifade eder mi? Cevap bekliyorum.

epikurus
07.03.2007, 23:38
Ankh arkadaşın yazılarını hayretler içerisinde okudum. Spartakus arkadaşı desteklek yerine toplum içerisinde spartakus gibi arkadaşların çoğalmasını arzu etmek yerine, sanki kadına yapılan haksızlığı meşrulaştırma gibi bir çaba içinde olduğu görülüyor. Bu davranışı da bir kadına hiç yakıştırmadığımı ifade etmek istiyorum. Eğer toplum içinde kadın şiddet görüyorsa, cinsel bir meta olarak kullanılmaya devam ediyorsa böylesi teslimiyetçi bir mantığın sonucudur.

lion12
07.03.2007, 23:56
Sevgili Lion kardeşim.
8 Mart üzerine yazı yazmanıza rağmen eski feodal bakış açısından yola çıkarak bir kadın tipi yaratmışsınız. Muhammed peygamberi kadın sorunu konusunda hiç örnek gösterilecek bir insan değildir. Kadınları en çok ezen, sömüren ve cinsel istismar altında tutan bir kişiyi kadınlara 8 Mart günü dolayısıyla örnek olarak sunmanız yadırganacak kıvamdadır. Özellikle çok eşli evlilik yaşantısıyla kadınlara köle olmayı salık veren muhammed peygamber kadını müthiş ölçüde küçümsemiştir, aşağılamıştır. Kadını cinsel obje olarak görmüştür. Kadını sadece şehvet aracı gören Muhammed'in ilk eşiyle son eşi arasındaki yaş farkı 50 küsürdür.
Yani 6 yaşında Aişey'le evlenen bir Muhammet'i getirip 8 Mart vesilesiyle örneklendirmeniz abes kaçıyor. Gelelim kadına dayağı meşru bir hak olarak gören Muhammed peygamberin veda hutbesinde söylediği bu çirkin sözleri yüceltmeniz aynı zamanda kadını yerin dibine batırmaktır.
Yazınızda diğer sakat bir bakış açısıda meseleyi "Türk" kadınına indirgemenizdir. Oysa bugün Dünya emekçi kadınlar günüdür. Dünyada emeğiyle yaşayan ezilen tüm kadınlar mücadele ve birlik günü olan 8 Mart'ı Türk kadınına indirgemeniz çok büyük talihsizliktir.
Oysa öylesi bir kadın tiplemesi kadını köle yapmaktan öteye gitmez.

O sizin dediğiniz peygamberi kötülemeye yönelik söylemlerin peygamberimizle alakası yok belirtmek isterim.O nasıl bir peygamber ki,Kuran ın verdiği hükümlerin dışından bir harekette bulunmuş olsun.Ayrıca sizin bu dediklerinize de hiçbir gerçekten ben aleviyim diyen inanmaz.Bu ne demek ya siz ne kelimeler çıkıyor ağzınızdan farkında mısınız acaba.Bir peygamberin böyle şeyler yapmış olacağına sizin hiç aklınız eriyor mu acaba nasıl olurda utanmadan peygamber için kadınları ezen sömüren dayak atan cinsel duyguları ve dürtüleri için onları kullanan biri olarak tabir ediyorsunuz.Bence siz herşeyden önce en iyisi bir ağzınızdan çıkanı kulağınızın duymasını sağlayın ve haddinizi bilin.Bu söyledikleriniz asla ama asla alevilik felsefesine de inancına da sığmaz.Kadınlar konusunda allah tan şiddetle korkmanızı size tavsiye ederim diyen bir allah peygamberine siz kim oluyorsunuzda böyle alçakça ve küstahça çirkin yakıştırmalarda bulunuyorsunuz.Siz bence o profilinizdeki alevi misiniz sorusundaki evet yanıtını silin mason falan yazın ya da siyonsit falan yazın.bu söylediklerinize alevilik inancında yer yok.Asılsız kaynaklardan duyduğunuz saçma sapan şeyleri burada alevilik adı altında satmaya kalkmayın ve insanlarında kafasını bulandırmayın.buraya gelen sünni kardeşlerimizde var.Ben onlara sesleniyorum asla ama asla aleviler,peygamberimize bu denli küstahça yakıştırmalarda bulunmazlar...Saygılar!

Erdem12
08.03.2007, 00:07
O sizin dediğiniz peygamberi kötülemeye yönelik söylemlerin peygamberimizle alakası yok belirtmek isterim.O nasıl bir peygamber ki,Kuran ın verdiği hükümlerin dışından bir harekette bulunmuş olsun.Ayrıca sizin bu dediklerinize de hiçbir gerçekten ben aleviyim diyen inanmaz.Bu ne demek ya siz ne kelimeler çıkıyor ağzınızdan farkında mısınız acaba.Bir peygamberin böyle şeyler yapmış olacağına sizin hiç aklınız eriyor mu acaba nasıl olurda utanmadan peygamber için kadınları ezen sömüren dayak atan cinsel duyguları ve dürtüleri için onları kullanan biri olarak tabir ediyorsunuz.Bence siz herşeyden önce en iyisi bir ağzınızdan çıkanı kulağınızın duymasını sağlayın ve haddinizi bilin.Bu söyledikleriniz asla ama asla alevilik felsefesine de inancına da sığmaz.Kadınlar konusunda allah tan şiddetle korkmanızı size tavsiye ederim diyen bir allah peygamberine siz kim oluyorsunuzda böyle alçakça ve küstahça çirkin yakıştırmalarda bulunuyorsunuz.Siz bence o profilinizdeki alevi misiniz sorusundaki evet yanıtını silin mason falan yazın ya da siyonsit falan yazın.bu söylediklerinize alevilik inancında yer yok.Asılsız kaynaklardan duyduğunuz saçma sapan şeyleri burada alevilik adı altında satmaya kalkmayın ve insanlarında kafasını bulandırmayın.buraya gelen sünni kardeşlerimizde var.Ben onlara sesleniyorum asla ama asla aleviler,peygamberimize bu denli küstahça yakıştırmalarda bulunmazlar...Saygılar!

Sayın lion12,

O zaman, sizde bir Şii olarak, profilinizi değiştirin. Alevi yazarak insanımızı Şiileştirmeye çalışmayın.
Ayrıca kalkıp emek-eşitlik mücadelesinin içine(Ki görece günümüze çok yakın bir boyuta) dinsel dünyanızı-algınızı taşımayın. O konunun yeri burası değildir doğal olarak!

lion12
08.03.2007, 00:12
Sayın lion12,

O zaman, sizde bir Şii olarak, profilinizi değiştirin. Alevi yazarak insanımızı Şiileştirmeye çalışmayın.
Ayrıca kalkıp emek-eşitlik mücadelesinin içine(Ki görece günümüze çok yakın bir boyuta) dinsel dünyanızı-algınızı taşımayın. O konunun yeri burası değildir doğal olarak!

Sevgili dost Hz.Muhammed(s.a.a) e ya da Hz.Ali(a.s) ya da Hz.12 imamlara azcık saygı duymak Şii lik mi oluyor.Ne yani bu mudur sizce.Alevilik=Peygamberimizi tövbe haşa sapık kadınları cinsel dürtüleri için kullana,onlara eziyet eden biri olarak görmek midir sizce?

spartacus
08.03.2007, 00:15
Lion bey.
O halde Muhammed'in kadınlara ilişkin dünyasını bir ifşaa edelim. Sandığınız gibi Muhammed kadınlara saygı duyan bir kişilik mi, yoksa kadınları cinsel bir obje olarak gören bir kişilik midir?
İşte belgelerle Muhammedi'in evlilik hayatı:

Bir kız 9 yaşına geldiğinde, İslam hukukunda "şehvet konusu" oluyor:

Aişe 9 yaşındayken Muhammed'in koynuna sokulmuş olunca, İslam hukuku bundan şu sonucu çıkarıyor:" 9 yaşındaki bir kız, müştehat (şehvete konu olabilecek çağda) sayılır" diyor. Ve bu nedenle de 9 yaşındaki bir kız çocuğu ile evlenilebileceğini bildiriyor.

Aişe, Muhammed'in karısıyken büyüyecek ve 18-19 yaşına geldiğinde de Muhammed'in ölümü üzerine, kimi kumaları gibi, çok genç yaşta dul kalacaktır. Ve hiçbir erkekle evlenmemeye "mahküm" edilerek...Muhammed'in karıları, müminlerin anaları sayıldığı için...

Aişe'nin kaybolan kolyesi ve Safvan:

Muhammed, Mustalıkoğluları' na karşı gece baskını için yola çıkma hazırlığında. Yıl : Miladi 627. Bu sırada Muhammed, Aişe' yi de yanına almıştır. Aişe 9 yaşındayken Muhammed' in koynuna verildiği tarih, eğer Hicri şevval ya da zilkade 1 / Miladi mayıs ya da haziran 623 ise- 13 yaşındadır daha. Aynı gece baskınının sonucunda, tutsaklar arasında güzelliğiyle göze çarpacak ve başkasına düşmüşken alınıp Muhammed in koynuna verilecek olan Cüveyriyye' yle aynı yaşta. Devenin üzerinde kapalı bir yer ("mahmil"); Aişe de içinde. Gidilir; baskın yapılır, elde edilecekler elde edilir ve dönüş başlar. Gidiş Medine'ye doğru. Derken bir konak yerinde biraz kalınır. Gecenin bir kesimi. Bir süre sonra; kalkıp yola koyulmaya yöneliş. Tam bu sırada bir şey olur: Aişe çişi için ya da öbür işini görmek üzere birlikten ayrılır. Ayrılışını haber verse olmaz mıydı? Olurdu ama, kimseye haber vermemiş işte. Çişi ya da öbür işi olup bittikten sonra döner; ama bir terslik: Göğsünü yokladığında, kolyesini bulâmaz ve kopup düştüğünü anlar. Geri dönüp gerdanlığını aramaya koyulur. O sırada Aişe devesinin üzerindeki kapalı yerinde bulunuyor sanıldığı için herkes habersiz ve birlik uzaklaşıp gitmiştir. Aişe, kolyesini bulur; ama işte o saatlerde, yolda yapayalnız. Konaklandığı yere gelir, orada bekler. Gelsin götürsünler diye... Beklerken uyku bastırır ve uyur. Ve bu sırada: Muattal Oğlu Safvan. Arkadan gelmiş, Aişe' yi görünce de şaşırmıştır. Şaşkınlığını anlatan sözler. Onun bu sözlerine de Aişe uyanır. Safvan, Aişe' yi devesine bindirir. Yola koyuluş. En sonunda, bir konak yerinde birliğe ulaşılır. Bu sırada da dedikodular başlar... Aişe' nin kendi anlattığına göre gerçek bu. (Bkz. Buhâri, e's-Sahih, Kitabu'ş- Şehâdât/15; Kitabu'I-Meğâzî/34; Tecrîd, hadis no: 1151; Müslim, e's- Sahih, Kitabu't-Tevbe/56, hadis no: 2770.)

Olayda akla gelen sorular:

1) Aişe çişi ya da öbür türlü işi için ayrılıp giderken kimseye neden haber vermemişti? Eğer bunun nedeni, çocuk yaşta oluşu idiyse; bu yaşta oluşu biri tarafından kandırılmaya da elverişli değil miydi?

2) Aişe ayrılıp giderken o denli insan içinde nasıl olmuştu da kimse görmemişti? Gören olmuştuysa, dönüşü neden izlenmemişti? Döndüğü görülmedikçe, "dönmüş; mahmiline girmiştir!" yargısı nasıl oluşmuştu?

3) Hadiste belirtildiğine göre, Aişe'nin deve üzerindeki "hevdec"ini (mahmil) indiren, sonra yine yükleyenler ve Aişe' ye "hizmet edenler" vardı. (Hadis'e aynı kaynaklarda bkz.) O "hevdec", dinlenme yerinde deveden indirildiğine göre, sonra deveye yüklenirken içinde

4) Aişe var mı, yok mu diye niçin bakılmamıştı? Hizmet edenler bakabi- lirlerdi. Yine hadiste belirtildiğine göre, "hicab" yani erkeklere karşı "örtünme, perde ardına geçip saklanma" gerektiren bir ayet hükmü bulunmadığı zamanlarda, Safvan, Aişe' yi görmüştü. (Hadise, aynı kaynaklarda bkz.) Yani Safvan' la Aişe birbirlerini tanıyorlardı. Bu "tanışma", ileri ölçülerde bir "anlaşma" ya varmış olamaz mıydı?

Aişe "zina" ile suçlanıyor:

Aişe'nin Safvan' la yolda "neler yapmış olabileceği" üzerinde duruluyordu. Yoğunlaşan kuşku. Dedikodular alıp yürümüştü. Son derece yaygın bir duruma gelmişti giderek. Muhammed' in bile Aişe' ye karşı olan her zamanki tutum ve davranışında bir değişme olmuştu: Aişe diyor ki: "Medine'ye gelince ben bir ay hastalandım. Meğer o sırada, iftiracıların dedikoduları dolaşıyormuş. Hastalığımda beni işkillendiren bir şey oldu: Peygamber'den de, her hastalığımda gördüğüm ilgiyi inceliği artık göremiyordum. Yalnızca gelip selam veriyor ve 'nasılsınız?' diyordu, o kadar." (Hadis'e aynı kaynaklarda bkz.)

Aişe dedikoduları duyup öğrenince üzülmüştür. Hastalığı daha da artmıştır bunun üzerine. Muhammed'den izin alır ve babasının evine gider. Orada da, durumuna ilişkin "Tanrısal bir açıklama" bekler. (Aynı hadise bkz.)

Beklenen "vahiy" bir türlü gelmiyor:

Hadiste, bu olaya ilişkin "vahy"in "gecikmesi"nden sözediliyor. Ve Muhammed, "karı"sından, yani "Aişe"den ayrı kalışından doğan soruna çözüm için yakın çevresini topluyor. Bunların içinde Ali de vardır. Ali, görüşünü şöyle dile getiriyor:

- "Ey Tann Elçisil Tanrı dünyayı sana dar etmedi ya! Aişe'den başka da kadın var, kadın çokl" (Bkz. Aynı hadis.)

Ali, gerçeği öğrenmek için Aişe'nin cariyesi Berire'nin tanıklığına da başvurulabileceğini söylüyor Muhammed'e. Muhammed bu tanıklığa başvurdugunda, cariye, "hanımı için iyilikten başka bir şey bilmediğini" söylüyor. Muhammed sorup soruşlurduğuna göre, belli ki adamakıllı "kuşkulu". Bu "kuşku", onun Aişe'ye söyledigi yine aynı hadiste açıklanan şu sözlerden de çok açık biçimde anlaşılıyor:

Muhammed: "Aişe! Böyle bir suçun varsa tevbe et!"

- "Aişe! Senin hakkında bana şöyle şöyle dedikodular geldi (Safvan'la ilişki kurduğundan sözediliyor). Eğer bu suçu işlemedinse Tanrı seni aklayacaktır. Ama eğer işledinse bu suçundan dolayı Tanrı'ya yönel, tevbe et! Çünkü bir kul, suçunu boynuna alır ve tevbe ederse, Tanrı da onun tevbesini kabul eder." Aişe, Muhammed'in bu sözlerine, babasının ve anasının karşılık vermelerini ister. Onlar karşılık vermeyince de, Muhammed'e kendisi karşılık verip sonucu sabırla bekleyeceğini söyler.

Ve sonunda "vahiy" geliyor:

Konuşmadan sonra Aişe, yatağına dönmüştür. "Bekleme"de... Aişe, kendisinin söylediğine göre, hakkında "Kur' an ayeti" ineceğini filan beklemiyordu. "Ben kim oluyorum ki Tanrı, Kuran'da benim sorunuma ilişkin ayet indirsin!" türünden açıklaması var Aişe' nin. Yine açıklamasına göre, beklediği yalnızca, "Muhammed' in rüya görmesi" ve onun "rüyasında aklanması". Ama beklediğinin ötesinde olur gelişme: Muhammed her vahiyde olduğu gibi özel bir duruma girmiştir. Daha sonra da konuya ilişkin "vahyin geldiğini" açıklar. Aişe' ye anası, kalkıp Muhammed' e "teşekkür" etmesini söyler. Ama Aişe bunu yapmaz; vahyi gönderen "Tanrı" olduğuna göre, Muhammed' e değil; O' na teşekkür etmesi gerektiğini belirtir. (Bkz. Aynı hadis.)

Aişe'nin "zina" etmediğine ilişkin "18 ayet" birden iniyor:

Onca (hadise göre bir ay) gecikmeden sonra "vahy" gelmiştir. Hem de kimine göre "10 ayet", kimine göreyse "18 ayet" birden... (Bkz. Nûr, ayet: 11-20. Buna göre toplam: 10 ayet. Ama tefsirlerde toplam: 18 ayet olduğu belirtilir. Bkz. Nesefi, Tefsir, 3/134; F.Râzî, e't-Tefsiru'l-Kebîr, 23/173.) Bu ayetler, birinci ve ikinci orijinalleri yakıldığı için Muhammed dönemindeki biçimini tam olarak bilemediğimiz (bunun için daha sonraki yazılara bkz.) Kur'an' ın bugünkünde, Nur Suresinde yer alıyor. Bu ayetlerde, "zinayı" kanıtlamak için "dört tanık göstermek gerektiği", bu gösterilmediği zaman iftira olacağı açıklandıktan (bkz. Nur, ayet: 13) sonra, ad vermeden "iftira edenler" çok ağır biçimde kınanıyor.

İşte âyetlerden bir kesim (Diyanet'in resmi çevirisiyle):

- "Muhammed' in eşine o yalanı uyduranlar, içinizden bir gürûhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın. O, sizin için hayırlı olm