Orijinalini görmek için tıklayınız : Şan olsun 8 mart emekçi kadınlar gününe
suyunsesi 23.02.2007, 11:01 ABD'NİN New york kentinde 8 Mart 1857 yılında
Konfeksiyon ve tekstil fabrikalarında çalışan 40.000 işçinin, çalışma koşullarına ve düşük ücrete karşı başlattığı grev, polisin saldırısıyla kanlı biter
Kadınlar çaliştığı fabrikayı işkal eder ve polis müdahalesiyle karşılaşırlar
Saldırı sırasında çıkan yangında çoğu kadın 129 işçi yaşamını yitirir...
Daha sonra 1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag kentinde toplanan 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, Almanya Sosyal Demokrat Parti önderlerinden Clara Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününün "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmasını önerir ve bu öneri kabul edilir ve Amerikada grev sırasında çıkan işçi kadınların anısına dünya emekçi kadınlar günü ilan edilir.
suyunsesi 23.02.2007, 11:55 8 Mart Dünya Emekçi kadınlar günü Birleşmiş Milletler eliyle burjuvazi tarafından sınıf içeriğinden uzaklaştırılarak içi boşaltılıp bir hediye gününe dönüştürülüp hak arama emeğinin karşılığını almak için mücadele edip bunu
canlarıyla bedel ödeyerek veren bu onurlu günü (8 mart kadınlar günü)ne dönüştürmüştür.
Feministlerde bunu benimseyip... feministlerin bakiş açısıyla 8 mart kadınlar günü kutlaması yılı yapmıştır.
Oysaki emekçi kadınların bakış açılarının bağdaşamayacağı tarihsel mücadele örnekleriyle ortadadır...
8 Mart kapitalizim koşullarında ezilen ikinci sınıf kılınan eşitsizlik mücadelesi için bir senboldür...
8 Mart sömürülen emeğinin karşılığını alamayan kadınların tarihidir.
Kadınlarımız cinsel obje olarak görülüp sömürülmesin.
kadının kurtuluş mücadelesi insanlığın kurtuluş mücadelesidir...
Rosa Luksenburk şöyle demiştir
(kadın olmadan devrim olmaz devrim olmadan kadın kurtulmaz)
Kimi der ki
Kadın uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki
Kadın yeşil bir harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir.
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım. Yavrum, annem, karım, kız kardeşim hayat arkadaşımdır.
Nazım HİKMET
Bu gün bir Dünya Kadın Günü olmasını sağlayan tarihteki bazı önemli kilometre taşları
1857 New York: kadinlar 12 saatlik günlük çalışma saatine, düşük ücrete karşı yürüyüşler yaptılar. Polis tarafından dağıtıldılar.
10588
1908 New York: 15.000 kadın daha kısa çalışma saati, daha iyi gelir ve oy hakkı için yürüdü. Doğum izni istediler. Kullandıkları slogan "Ekmek ve Gül " idi. Ekmek yaşama güvencesi, karın tokluğunu, gül ise daha kaliteli yaşamı simgeliyordu.
1909 İlk Kadın Günü 28 Şubat ta kutlandı. Avrupa'daki kadınlar da Şubat ayının son pazar gününü Kadın Günü olarak kutladı.
1910 Clara Zetkin isimli bir Amlan sosyalist kadın, kadın Sosyalist Enternasyonelinde Dünya Kadınlar Günü olmasını önerdi ve kabul edildi.
1911 Kophenag kararından sonra ilk kez 19 Mart ta Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre de kutlandı. Yüz binlerce kadın ve erkek değişik aktiviteler yaptılar. Oy verme, seçme seçilme hakları yanısıra meslek edinme ve mesleki eğitim görme haklarını istediler.
Bu kutlamalardan 2 hafta sonra Triangel yangınında 140 kadın öldü. Bu olay Amerika çalışma kurallarını büyük ölçüde etkileyen bir yere sahiptir.
1917 Rus kadınlar " ekmek ve barış" için grev yaptılar. Yaşam koşullarının kötülüğünü protesto ettiler. Bu olay 8 Mart ta olmuştur ve daha sonra bütün Avrupa ülkeleri tarafından da kabul görmüştür.
1977 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü olarak 8 mart'ı kabul etti.
Türkiye'de 8 milyon kadın okuma-yazma bilmiyor, eğitim gören 100 kadından ise sadece 2 tanesi yükseköğrenim görüyor.
http://img.resimupload.com/r3/thumb_986593449.jpg (www.resimupload.com/ds986593449_15.html)
Kadınların yüzde 40’ı görücü usulüyle evlenirken, yüzde 30’unun dini nikahla, yüzde 20’sinin ise nikahsız yaşıyor.
Kadınların yüzde 55’inin doğum kontrolünü uygularken, Yüzde 64’ü hamilelik döneminde doktor yüzü görmüyor.
http://img.resimupload.com/r2/thumb_121675430.jpg (www.resimupload.com/ds121675430_16.html)
Yüzde 65’i eve gelen konuğa görünmüyor, ki bu özellikle kırsal kesimde çok yaygın.
Anne olmak için ülkemizde yılda 2 bin 500 kadın yaşamını yitiriyor.
http://img.resimupload.com/r10/thumb_616792809.jpg (www.resimupload.com/ds616792809_11.html)
Berdel, başlık parası, töre ve namus cinayetleri, dayak, baskı ve gelenekler kadını hedef almaya devam ediyor.
http://img.resimupload.com/r1/thumb_660022027.jpg (www.resimupload.com/ds660022027_12.html)
TBMM’de kadınların temsil oranın 1930’lu yıllarla karşılaştırıldığında çok düşük olduğu bariz.
http://img.resimupload.com/r1/thumb_407205482.jpg (www.resimupload.com/ds407205482_19.html)
Kadınların sivil toplum örgütlerine katılımı yüzde 24, partilere yüzde 13, sendikalara ise yüzde 6.
http://img.resimupload.com/r5/thumb_865935305.jpg (www.resimupload.com/ds865935305_14.html)
Türkiye’deki iş kollarında erkekler yönetici, kadınlar ise yardımcı konumunda bulunuyor
http://img.resimupload.com/r4/thumb_237031049.jpg (www.resimupload.com/ds237031049_17.html) http://img.resimupload.com/r3/thumb_359975684.jpg (www.resimupload.com/ds359975684_18.html)
Yani 21. yüzyılda Türkiye’de hala Kadının Adı Yok!!!
http://img.resimupload.com/r11/thumb_238327889.jpg (www.resimupload.com/ds238327889_kadin9.html)
spartacus 23.02.2007, 14:01 IRAKLI KADINLAR İDAM EDİLMESİN
Ankara Emekçi Kadınlar Derneği (EKD), Irak'ta üç kadına idam cezası verilmesini, Irak Büyükelçiliği önünde protesto etti. Emekçi kadınlar alınan idam kararının iptal edilmesini istediler.
Irak'ta işgalcilerin tırmandırdığı şiddetin en çok kadınları ve çocukları etkilediği belirtilen açıklamada “Wacen Taleb, Zainab Fadhel, Lika Omar Muhammed Yalnız değildir idam kararı geri çekilsin”pankartı açıldı.
İdam cezalarını yaygınlaştırarak, işgali kolaylaştırmaya çalışanların şimdi de üç genç direnişçi kadını idam etmek istediği belirtilen açıklamada, Irak'ta kadınları yargılamak için 156 sayılı yeni bir yasa çıkarıldığına dikkat çekildi. Çıkarılan bu yasa ile birlikte kadınların, hukuk müşavirlerine başvurmasının engellendiği belirtilen açıklamada, Irak Anayasa Mahkemesinin aldığı karar protesto edildi. Bütün kadınlara ve kadın örgütlerine idamı durdurmak duyarlı olma çağrısının yapıldığı açıklama “ Irak’lı kadınlar yalnız değildir”, “Yaşasın kadınların enternasyonel dayanışması” sloganları ile son buldu.
suyunsesi 23.02.2007, 21:58 4 Mart'ta Kadıköy'de buluşalım
İLGİLİ HABERLER
EKD: 4 Mart'ta Kadıköy’e
Baharı kazanmak için 8 Mart'ı kazanmaya
KARTAL (09.02.2007)- Kadın örgütleri ve devrimci kurumlar bugün Kadıköy İskele Meydanı'nda yaptıkları basın açıklaması ile 4 Mart günü Kadıköy'de yapılacak Dünya Emekçi Kadınlar Günü mitingine çağrıda bulundu.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşırken, kadın örgütleri ve siyasi parti ve platformlar çalışmalarını hızlandırdı. Bu kapsamda aralarında 4 Mart günü Kadıköy'de miting yapmaya hazırlanan kurumlar, yaptıkları eylemle emekçi kadınları mitinge davet etti. Eylemde “Kadınlar emperyalist saldırganlığa, ezilmeye, sömürüye ve şovenizme karşı birleşik mücadeleye” yazılı pankart açıldı.
Kurumlar adına açıklamayı EKD yöneticisi Nahide Kılıç okudu. Kılıç, emekçi kadınların yaşadığı sorunlara dikkat çektiği konuşmasında, “Kadınlar, işgallerde katledilmeye, namus cinayetlerinde öldürülmeye, şovenizm zehiri altında kardeşlik istemleri susturulmaya çalışılıyor” dedi. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü, sınıfsal ve tarihsel özüne uygun kutlayacaklarını dile getiren Kılıç, ortak örgütlenen bir miting ile alanlarda olacaklarını ifade etti.
Eylemde “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Yaşasın kadın dayanışması” ve “Yaşasın 8 mart dünya emekçi kadınlar günü” sloganları atıldı.
4 Mart günü apılacak mitingin örgütleyicisi olan kurumlar şöyle; Emekçi Kadınlar Derneği, Demokratik Kadın Hareketi, Emekçi Kadınlar, EHP'li Kadınlar, HÖC'lü Kadınlar, Tekstil-Sen, Divriği Kültür Derneği, PSAKD Marmara Şubeleri, ESP, DHP, Alınteri, BDSP, DHP, Devrimci Hareket, Halk Kültür Merkezleri, Kaldıraç, Odak, Partizan ve Proleter Devrimci Duruş
Sınıf hareketinin tarihsel temelleri üzerinden ele alınması gereken 8 Mart, son yıllarda sınıf mücadelesinin geriye çekilmesiyle birlikte feminist oluşumlar tarafından cinsiyet temelinde ele alınan bir güne dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Kadın sorununun kaynağını erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakkümü olarak anlamlandıran bu anlayışın sonu erkeklere karşı mücadeleye varmaktadır. Söz konusu olan, erkeği ve kadını toplumsal ilişkiler içinde görmeyen, sınıflı toplumların ürettiği eşitsizliği cinsiyet temeline indirgeyen, kadın sorununun “tüm sınıfları kesen ve tüm toplumsal alanlarda” yaşanan bir sorun olduğunun kabulü üzerinde hareket eden; sınıfsal aidiyeti bir tarafa bırakarak kadınlık üzerinden ortaklık sağlamayı uman bir anlayıştır.
Kimi sol çevrelerde de hakim olan bu anlayış sol söylemler eşliğinde 8 Martlar'ı, tarihini unutturarak, devrimci içeriğinden arındırarak, şenlik havasında karşılamaktadır. Sınıfsal özünü karartarak, 8 Martlar'ı emekçi kadınların taleplerini haykırdığı, bu talepler için mücadeleyi yükselttiği bir gün olmaktan çıkarmakta, her sınıftan kadının yanyana geldiği uzlaşma platformuna dönüştürmektedir.
Kaynak: http://www.kizilbayrak.org/2006/sikb.06.06/sayfa_15.html
Bu yoruma katiliyormusunuz? Benim dusunceme gore emekci kadinin mucadelesi, ama bunu yaparken kadin kimliginide unutmamak lazim..
Saygilarimla
Haydaryiğit 24.02.2007, 00:12 Ben inanıyorum ki dünyanın geleceği sadece ve sadece kadınlarımızın ellerinde olacaktır.Kadınlarımız kimi zaman anamız,yarimiz ya da anneannemiz, babaannemiz... kısacası bir insanı yetiştirmede annenin evladı için yaptığı fedakarlıklardan büyüğü yoktur bence.Bir ülkede yeni nesiller iyi yetiştiriliyorsa daha doğrusu böyle iyi evlatları kadınlar yetiştiriyorlarsa her şeyden önce annelerin gelecekte büyük bir payı olacaktır.Ne kadar gelecek gençlerin elinde olsada aslında en büyük pay kadınlarımızın yetşitirip geleceğe hazırladığıdır.
Eğitim almaya ilk ailede kadınlar bize öğretirler.Kaşık,çatal tutmayı,elbiselerimizi giymeyi,yemek yemeyi,ağzımızı silmeyi,elimizi yıkamayı kısacası hayata hazır olmak için asıl insan gibi olmak için temel eğitim kadınlarımızdan başlar.Bu yüzden kadınlarımızı görmemezlikten gelemeyiz.
Ne kadar çok sevdiğinizi göstermek için annenizi bir kucaklayınız.Hiç korkmayın kızmayacak o şefkatli kollarıyla size sarılacaktır.Hiçbir anne veya baba bu sevgi belirtisine sırt çevirecek kadar kötü büyümüş olamaz.Emekçi kadınlarımız bize hayatın her adımında bir şekilde destek bulduğumuz kadınlarımız için...
suyunsesi 24.02.2007, 23:25 Sınıf hareketinin tarihsel temelleri üzerinden ele alınması gereken 8 Mart, son yıllarda sınıf mücadelesinin geriye çekilmesiyle birlikte feminist oluşumlar tarafından cinsiyet temelinde ele alınan bir güne dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Kadın sorununun kaynağını erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakkümü olarak anlamlandıran bu anlayışın sonu erkeklere karşı mücadeleye varmaktadır. Söz konusu olan, erkeği ve kadını toplumsal ilişkiler içinde görmeyen, sınıflı toplumların ürettiği eşitsizliği cinsiyet temeline indirgeyen, kadın sorununun “tüm sınıfları kesen ve tüm toplumsal alanlarda” yaşanan bir sorun olduğunun kabulü üzerinde hareket eden; sınıfsal aidiyeti bir tarafa bırakarak kadınlık üzerinden ortaklık sağlamayı uman bir anlayıştır.
Kimi sol çevrelerde de hakim olan bu anlayış sol söylemler eşliğinde 8 Martlar'ı, tarihini unutturarak, devrimci içeriğinden arındırarak, şenlik havasında karşılamaktadır. Sınıfsal özünü karartarak, 8 Martlar'ı emekçi kadınların taleplerini haykırdığı, bu talepler için mücadeleyi yükselttiği bir gün olmaktan çıkarmakta, her sınıftan kadının yanyana geldiği uzlaşma platformuna dönüştürmektedir.
Kaynak: http://www.kizilbayrak.org/2006/sikb.06.06/sayfa_15.html
Bu yoruma katiliyormusunuz? Benim dusunceme gore emekci kadinin mucadelesi, ama bunu yaparken kadin kimliginide unutmamak lazim..
Saygilarimla
Deniliyorki 8 Mart emekçi kadınlar günü sınıf mücadelesinin geriye çekilmesiyle feminist oluşumlar tarafından cinsiyet temelinden ele alınan bir güne dönüştürülmeye çalışılmaktadır.
Bu en başta Birleşmiş Milletler eliyle burjuvazi tarafından sınıf içeriğinden uzaklaştırılarak içi boşaltılıp ve emekçi kadınlar kelimesi içinden çıkartılarak sırf kadınlar gününe dönüştürülmesi ve bunuda fırsat bilen feminist oluşumlar erkekelerin kadınlar üzerindeki şiddet ve baskısı olarak görüp erkeklere karşı amansız bir mücadeleye dönüştürmüşlerdir.
Oysaki bu günün anlamı eşit koşullar içinde bir hak arama emeğinin karşılığını almak için mücadele günüdür.
8 Mart Dünya emekçi kadınlar gününü canlarıyla bedel ödeyerek şanlandıran bu anlamlı günü feministlerin cinsyet sömürüsüne dönüştürmeleri çok anlamsız...
Emekçi kadınların bakış açıları sırf kadının cinsel sömürü bazında ele alıp bu yönde üzerinde durulmasının bağdaşamayacağı ve bu tarihsel hak arama günü olduğu mücadele örnekleriyle gün gibi ortadadır
deniliyorki kimi sol çevrelerdede bu günün anlamı unutup bir şenlik içinde geçiştiriliyor ben bu düşünceye katılmıyorum gerek panellerde olsun gerek alanlarda olsun başta bu günün anlam ve içeriği gündeme getirilip ve kadınlarımızın göğun yarsı olduğu ve her şeyin kadın erkek elel vererek omuz omuza mücadele ederek kazanılacağına vurgu yapılıyor
8 Mart kapitalizim koşullarında ezilen ikinci sınıf kılınan eşitsizlik mücadelesi için bir hak arama senboldür...
8 Mart sömürülen emeğinin karşılığını alamayan kadınların tarihidir.
Rosa Luksenburk'un dediği gibi (kadın olmadan devrim olmaz devrim olmadan kadın kurtulmaz)
spartacus 24.02.2007, 23:47 Yeni Kadin Yaratma Cüretiyle 8 Mart'ta Alanlara!
Tarih 8 Mart 1857. Açlığın, yoksulluğun, sömürünün yoğunlaştığı, kapitalizmin kar uğruna insan yaşamını ve iradesini hiçe saydığı bir anda, kadınların yüreğinde kopan fırtına yaşamla buluştu; sokağa taştı, kadının değiştiren, dönüştüren gücü, direnişi oldu. New York sokaklarını dolduran dokuma işçisi binlerce kadın, hep bir ağızdan aynı talebi haykırıyordu; ‘Eşit İşe Eşit Ücret!’ ve ‘8 Saatlik İş Günü!’ Sadece kendisi için hak talep eden bir mücadeleden öte tüm işçi sınıfının taleplerini haykıran bir niteliğe dönüştü. Ezilenlerin en ezilen kesiminin direncinin, toplumsal mücadelenin de en temel dinamiği olduğu gerçekliği karşısında kapitalist egemenler, bu isyanı kanla bastırdı. Yüzlerce kadın katledildi. Ancak emekçi kadınların başlattığı mücadele kendi zamanını aşarak kadınların mücadelesine ışık tuttu, yol gösterdi.
8 Mart, emekçi kadının öncülüğünde tüm dünya kadınlarına armağan edilen mücadelenin kızıl günüdür, yaşam umududur, umudumuzdur. Bu bilinçle 1910 yılında 2. Enternasyonal’de 8 Mart günü, kadın mücadelesinin ısrarlı savunucularından Clara Zetkin’in önerisiyle “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak kabul edilmiştir.
Dünyanın her yerinde şiddetle yüz yüzeyiz!
Biz kadınlar, nerede ve ne şekilde yaşarsak yaşayalım ezilen cins olmaktan kaynaklı benzer sorunlarla karşılaşıyoruz. Bedenimize, emeğimize, kimliğimize yönelik çok yönlü saldırılarla iradesizleştirilmeye, hiçleştirilmeye çalışılıyoruz.
Erkek egemen sistem, kadını cinsel bir metaya dönüştürerek pazara sunmakta, kadının bedenini cinsel bir tatmin aracına indirgemektedir. Bugün fuhuş sektörü, en gelişmiş ve en karlı sektörlerden biri haline gelmiştir.
Kadına yönelik baskı ve şiddet içerisinde en yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biri de taciz ve tecavüz olmaktadır. Bugün görece olarak kadının daha bağımsız ve özgür olduğunu düşündüğümüz ülkelerde bile kadına yönelik gerçekleştirilen taciz ve tecavüzlerin yoğunluğu, sistemi oluşturan ezen sınıfların erkek egemen karakterini gözler önüne sermektedir.
Güncel yaşam içerisinde kadın üzerinde derinleştirilen bu iktidar olgusu savaş koşullarında daha da acımasız boyutlara varmakta ve kadının bedeni, bir ülkeyi ele geçirmenin aracına dönüşmektedir. Emperyalist saldırılar sonucu Vietnam’da, Bosna’da, Somali’de, Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de savaş ve işgal koşullarında yüzlerce kadın tecavüze uğramış, katledilmiş ve yüzlercesi fuhuş batağına sürüklenmiştir.
Bizimki gibi ülkelerde de tüm bu baskılara ek olarak hala ağırlığını koruyan feodal değerlerin yarattığı geleneksel, gerici bakış açısı altında kadın, namus ve töre cinayetlerine kurban gitmekte, intihara zorlanmakta, başlık paralarıyla satılmakta ve berdellerle takas edilmektedir.
Günlük hayat içerisinde karşılaştığımız sorunlar kaba dayak ve tecavüzle sınırlı değildir. Hakaret, aşağılama, tehdit, hor görme ya da görmezden gelme gibi özgüveni yaralayan, kaderci ve silik profillere dönüştüren pek çok uygulama, yaşamımızın en olağan parçaları haline gelmiş ve toplumca kanıksanmıştır.
Yaşadığımız sorunlar, yaşam alanlarına da yayılmakta ve birçok çeşide bürünmektedir.
Emeği Sermaye Düzeninin Çarklarına Sıkışmış İşçi Kadınlarız!
Kadınların iş yaşamında ikinci cins olmaktan kaynaklı yaşadıkları sorunların yoğunluğu, kadınların birer birey olarak değil, ev kadını, eş ve anne olarak tanımlanmalarından kaynaklıdır. Bu nedenle kadınlar, çalışma yaşamında yarı-işçi olarak görülmekte, eve “yan katkıda” bulunan unsurlar olarak kabul edildiğinden ekonomik kriz anlarında öncelikle işten çıkarılanlar, aynı işi yaptıkları halde erkeklerden çok daha düşük ücretle çalıştırılanlar, normal bir işçinin tüm sosyal hak ve güvencelerinden yoksun bırakılanlar olmaktadır. Kadının emeği de değersizleştirilerek belirli alanlara hapsedilmekte, niteliksiz kılınmakta, ekonomik kriz anlarında en çabuk gözden çıkarılan işgücü olarak algılanmaktadır. Kendini geliştirdiği ve nitelikli bir işgücüne dönüştüğü durumlarda da kadınların büyük çoğunluğu işyerlerinde yönetim mekanizmalarında yer alamamaktadır.
Artan işsizlik nedeniyle kadınlar daha çok kayıt dışı sektörde ve ev eksenli işlerde çalıştırılarak zaten çok sınırlı olan sosyal ve ekonomik haklarından tamamen yoksun kalmakta, parça başı ücretlendirme yoluyla çok düşük ücretlerle angarya işlerde çalıştırılmakta, emeği daha fazla sömürülmektedir.
Toplumun kadına yüklemiş olduğu geleneksel bakış açısı içerisinde kadının üzerinde yoğunlaşan bu baskı kaynaklarına karşı mücadele edilmedikçe çözüm üretmek imkansız bir hale dönüşmekte, kadının edilgenliğini pekiştirerek işçi olarak yaşadığı sorunlara karşı mücadele dinamiğini de köreltmektedir.
Feodal değer yargıları altında kamburlaşan köylü kadınlarız!
Özellikle emperyalist güdümlü politikalar sonucu tarım sektörünün neredeyse tamamen yok edilmesinden en çok köylü kadınlar etkilenmektedir. Başka geçim kaynakları olmayan köylü kadınlar, açlığı ve yoksulluğu çok derinden yaşamaktadır. Ve yine yaşadığımız coğrafyada feodal değer yargılarının ağırlığını en çok köylü kadınları hissetmektedir. Ev içinde, tarlada, bağda ve bahçede durmaksızın çalışan köylü kadını, emeği üzerinde söz sahibi değildir. Zaten bunu sorgulamaya da vakit bulamamaktadır. Günlük yaşam içerisinde en temel ihtiyaçlarını bile çok zor koşullarda sağlamaktadır. Birçok köyde hala kadınlar su taşımakta, onlarca çocuğu yetiştirmeye çalışmakta, her türlü eğitim ve sağlık hizmetlerinden yoksun yaşamaktadır. Köylü kadının nefes alabileceği, kendini keşfedip geliştirebileceği alanlar da yoktur.
Yaşamı ve bilinci eve hapsedilen kadınlarız!
Kadının yaşam gerekçesini ve varlık nedenini eş, çocuk, aile olarak belirleyen erkek egemen bakış açısı, kadının bedeni gibi düşünsel dünyasını da eve hapsetmekte, kadını yaşamı değiştirip dönüştürme pratiğinden yoksun bırakmaktadır. Kadının bilincinde ve yaşamında yaratılan bu darlık, onun varlık gerekçesini başkalarına indirgeyen geleneksel anlayışları içselleştirmesine ve kendi varlığına yabancılaşmasına neden olmaktadır. Esasta toplumsal bir olgu olduğu için toplumsal işbölümüne tabi olması gereken ev işleri, çocuk bakımı vs. kadının vazifesi olarak görülmekte, tamamen onların omuzlarına yüklenmektedir. Kadınlarımız yaşamlarını bu sorumlulukları yerine getirmeye adamakta, üstelik bu emeklerinin hiçbir karşılığını görememektedir.
suyunsesi 26.02.2007, 23:17 KADINLARIMIZ
Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.
NAZIM HİKMET
suyunsesi 28.02.2007, 16:36 Devrim bir kadın yüzüne sahiptir
Irak'ta idama mahkum edilen 3 kadın, ellerinde silah korkusuzca yürümüşlerdi işgalcilerin üzerine.
13 Nisan 2002'de Venezuella'da umulmadık bir şey oldu!
CIA ve ülkenin en büyük sermaye gruplarının Chavez hükümetine karşı tezgahladığı darbeye karşı Caracas tepelerinden ve gettolardan milyonlarca işçi - emekçi ve yoksul, kent merkezine indi.
Darbeci generaller ve işbirlikçi ordu, 50'den fazla insanı öldürüp Chavez'i kaçırmıştı.
Darbenin karşısına ilk dikilen kadınlar oldu. Bazıları oğulları olan askerlerin baskılarına karşı yaşamlarını tehlikeye atmışlardı.
Ve onların kararlı mücadelesi sonucunda daha büyük hesaplaşmaların korkusuyla Chavez bırakıldı!
O günden sonra da kadınlar onlarca yıllık mücadelelerinin kazanımlarını savunmakta hep en önde oldular.
Bolivarian Circles'da örgütlü (Kazanımları savunmak ve elektrik, okur-yazarlık kampanyaları, barınma, elektrik ve su sağlayan bir taban örgütü) her 10 kişiden 6'sı işte bu kadınlar, Venezüella'nın savaşçı kadınlarıdır...
Onlar Chavez'e sahip çıkarak, aslolarak yaşamlarını savundular.
Yaşamlarını savunan kadınlar dünyanın dört yanında ölüme karşı onurlu bir yaşam için savaşarak yürüyorlar.
İşbirlikçiler Iraklı direnişçi kadınları idam ediyor!
Adları Wacen Taleb, Zeynep Fahdel ve Lika Ömer Muhammed olan 3 kadın, emperyalist işgal ve direnişin hüküm sürdüğü Irak’ta işbirlikçi Irak hükümeti tarafından idama mahkum edildi.
Katıldıkları eylemlerle işgalci ABD askerlerinin ve işbirlikçi polislerin ölümüne neden oldukları iddia edildi.
Wacen Taleb, 5 polisi öldürmekle, Zeynep Fahdel 2006 Eylül’ünde Bağdat’ta bir karakola eşi ve kuzeniyle birlikte saldırı düzenlemekle, Lika Ömer Muhammed ise eşi ve kardeşiyle birlikte saldırıda bulunmakla suçlandı.
Oysa onlar kocaları ve kardeşleriyle birlikte ellerinde silah korkusuzca yürümüşlerdi işgalcilerin, işbirlikçi katillerin üzerine.
Evde, sokakta yoksulluk olup, aşağılama, tecavüz olup gelip vuracak olan ölüme karşı çocukları, sevdikleri ve inandıkları her şey için direnişe geçmeyi seçtiler.
Acı veren, yürek dağlayan, çaresiz ve güçsüz bırakan sessiz ölümlerin kurbanı değil onurlu ve özgür yaşamların gözüpek savaşçıları oldular.
Ve şimdi korkak katil sürüleri onları idamla cezalandırıyor.
İşkenceyi, tecavüzü, katletmeyi kendileri için meşru gören halk düşmanları direnenleri kendi yaptıkları hükümsüz yasalarla birlikte dizginsiz bir yasadışılıkla da katlederek yok etmeye çalışıyor.
Ölümün kol gezdiği Irak sokaklarında kaçırılıp, tecavüz edildikten sonra öldürülüp sokağa atılan kadın sayısı bilinmiyor bugün.
Ve işte o kadınlar adına da işgale ve işbirlikçiliğe karşı yükselen halk direnişinin en militan savaşçıları olarak en militan direniş eylemlerinin içinde yer alan kadınlar işkence ve idamlarla durdurulmaya çalışılıyor bugün.
Onlar için yeni yasalarla yeni yargılama kanunları çıkarılıyor. 156 No'lu yasa ile kadınlar hukuki destekten de yoksun bırakılmaya çalışılıyor.
Yetmiyor şeriat kurallarıyla yok sayılıp, yaşamdan koparılmaya çalışılıyor. Ama nafile Irak'ın direnişçi kadınları evde yemek yapmayı değil elde silah dövüşmeyi tercih ediyor her geçen gün.
Ve bir kez daha kadınlarıyla birlikte direnen bir halkın karşısında baştan yenik düşmekten başka bir çıkış yolu görünmüyor emperyalist savaş ordularına...
Emperyalizm kimliğini kusuyor: Amerika artık tecavüzcü ordusuyla Irak'ta!
Koca bir ülkeyi katliam, işkence, tecavüz üssüne çeviren ABD, uzayan savaşın yarattığı moral bozukluğuyla asker sıkıntısı çekerken karakterine uygun çözümleri uygulamaya sokuyor!
ABD, göçmenlerin ardından, teslim alamadığı Irak'a bu sefer tecavüz, soygun, uyuşturucu hükümlülerini gönderiyor!
Artık sen konuş!
Venezüella'nın, Irak'ın, Filistin'in... savaşçı kadınlarının aklı bir zamanlar bir insanı öldürmeyi alamazdı... Ama şimdi düşmanı ve işbirlikçilerini öldürmeye hazırlar.
Korkmuyorlar mıydı, belki evet ama, korkularını yenmeyi daima bildiler. Çünkü zalimlere duydukları kin korkularından güçlüydü.
"Artık yeter!" demek kadınların kendi ellerindedir. Dünya tarihinde baskıya, sömürüye, ezilmişliğe, ikinci sınıf olmaya hayır deyip başkaldıran, mücadele eden onlarca kadın direnişçi vardır. Bizler, mücadele bayrağını, Clara Zetkin, Rosa Luksemburg, Leyla Kasım, Selma Aybal, Sabahat Karataş, Zeynep Poyraz, Fatma Koyupınar, Nergis Gülmez, Hatice Yürekli, Lale Çolak, Nilgün Gök, Berna Ünsal, Meral Yakar, Şengül Boran,...... ve daha nice ölümsüzleşenlerimizden devraldık.
Bu bayrağı daha da yükseltmek ve haklarımızı savunmak için 4 Mart'ta alanlarda olacağız.
Emperyalist saldırganlığa, ezilmeye, sömürüye ve şovenizme karşı birleşik mücadeleye!
Kaynak Alınteri net 15 Şubat 2007
suyunsesi 05.03.2007, 20:45 150 yıldır alanlardalar
Dünya Emekçi Kadınlar Günü için dün Çağlayan’a yürüyen yaklaşık 3 bin kadın, “savaşa, yoksulluğa, şovenizme, şiddete karşı” kadınları örgütlü mücadeleye çağırdılar. “Geceleri de sokakları da meydanları da istiyoruz” dediler. Kadıköy’de düzenlenen mitinge de binlerce kişi katıldı.
El emeği göz nuru pankartlar
Perpa önünde 8 Mart Kadın Platformu’nun çağrısıyla toplanan kadınların yürüyüşünde, yine en göze çarpan kadın emeği oldu. Çiçekli kumaşlardan özenle hazırladıkları, kiminde töre cinayetlerine karşı “Baba elini kana bulama, namusu bende arama” yazan, kiminde ise halkların kardeşliğini isteyenlere “Akıllı ol” tehditleri savuranlara “Akıllı olmayacağız savaşı durduracağız!” cevabı veren, rengarenk pankart ve dövizleriyle binlerce kadın Çağlayan’a yürüdü.
Amargi, KESK, DİSK, Petrol-İş, EMEP, DTP ve ÖDP gibi birçok kurumun katıldığı mitingde DTP’li kadınlar, sayıları ve coşkularıyla dikkat çekti.
Direnişçi işçi kadınlar alandaydı
Antalya’da 160 gündür direnişte olan Novamed işçileri adına 3 kadın işçi “Yaşasın 8 Mart Yaşasın Novamed Direnişimiz”, Direnişleri başarıyla sonuçlanan Dandy işçisi kadınlar ise “Dandy’de Direniş Kazanıldı Yaşasın Sendikal Mücadelemiz” pankartları açtılar Çağlayan yolunda. Meydana zaman zaman koşarak ya da dans ederek ulaşan çeşitli kadın örgütü üyeleri ise “Beyaz atlı prens sakın gelme” ve “Sindrella gitme baloya, 8 Mart’ta haydi halaya” gibi ilginç slogan ve şarkılarıyla yürüyüşe renk kattılar.
DTP’li Kürt kadınlarının Abdullah Öcalan’ın zehirlendiği iddialarına tepkileri de alana yansıdı. Kürt kadınları, “Savaşa hayır, barış hemen şimdi” sloganlarıyla yıllardır can yakan çatışmaların sona ermesini istediler.
Dayanışmaya çağrı
Binlerce kadının ortak taleplerini, kürsüde sanatçı Nur Sürer, Jülide Kural ve Meltem Savcı dile getirdi. Basın metnini okuyan Nur Sürer’in, “Tüm taleplerimizin kadınların özgürlük mücadelesi ile kazanılacağını, tarih bize öğretiyor. Hak almak için mücadelenin hakkını vermemiz gerektiği bilinciyle biz kadınlar, dayanışmamızı, örgütlülüğümüzü daha da güçlendiriyoruz. Başka bir dünyayı kendi ellerimizle yaratacağız” sözleri zılgıt ve alkışlarla yanıt buldu.
Rakel Dink unutulmadı
Gazeteci Hrant Dink cinayetinin de lanetlendiği mitingde, Rakel Dink’in cenazede “Bebeklerden katiller yaratan karanlığı sorgulamalıyız kardeşlerim” cümlesinin akıllara kazındığı konuşması da banttan dinletildi.
Direnişteki işçi arkadaşları adına söz alan Novamed işçisi Aysel Öncü, “Sesimizi duyurmaya, sesinizi sesimize katmaya geldik. Kadın işçiler olarak onurumuz, kimliğimiz, sendikal haklarımız için mücadele ediyoruz” dedi. Şair Gülsüm Cengiz, 12 yaşında kızlar on altına okuldan alınıp kocaya satılır, Ceylanpınar’da kadın işçiler boğulur, tekstil atölyelerinde fabrikalarda işçi kadınlar sömürülürken kadın ya da erkek, hiç kimsenin özgür olamayacağını söyledi. Barış Anneleri İnisiyatifi’nden Lütfiye Gürbüz ise belki binlerce kez dile getirdiği “Operasyonlar dursun, barış olsun” dileğini yineledi. Miting, Nilüfer Akbal ve Grup Eleyna’nın şarkılarıyla sona ererken Barış Annesi Fatma Yılmaz’ın gözaltına alındığı öğrenildi.
Kadıköy’de de miting yapıldı
Kadıköy’de bir araya gelen kadınlar, kadına yönelik şiddete karşı ortak mücadele zemini oluşturma çağrısı yaparak cins ayrımcılığına karşı seslerini yükseltti.
EKD, Halk Kültür Merkezleri, ESP, Odak, Partizan, EHP, Kaldıraç, DHP, BDSP, HÖC, BES, Tekstil-Sen gibi çok sayıda dernek, sivil toplum kuruluşu ve siyasi yapı üyesi 3 bini aşkın kişi, Kadıköy İskele Meydanı’nda ‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ vesilesiyle miting düzenledi. Kadına karşı şiddetin ve ayrımcılığın protesto edildiği mitingde, “Kadınız özgürlük istiyoruz”, “Yaşasın 8 Mart”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak”, “Kadına yönelik şiddete şovenizme karşı mücadeleyi yükseltelim” yazılı pankart ve dövizler taşıyan kadınlar ve erkekler, “Yaşasın 8 Mart”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak”, “Yaşasın kadın dayanışması” sloganlarını attı.
Kadına yönelik şiddetin temsilen canlandırıldığı mitingde ortak açıklamayı okuyan Melek Altıntaş ve Alev Akgün, kadının her alanda şiddete ve ayrımcılığa maruz kaldığını söyledi. Altıntaş, “Toplumsal yaşamın her alanında eşitsizliğe, baskıya, ezilmeye, ayrımcılığa, şiddete ve tacize maruz kalan emekçi kadınlar açlığın, sefaletin, işsizliğin bedelini 2 kat ödemektedir. Çünkü emperyalist neo-liberal yıkım saldırıları, çalışma yaşamında da kendini gösterir” dedi.
Mitingde katılımcı kurumlar adına kısa konuşmalar yapılırken Grup Yorum, Vardiye Müzik Topluluğu, Alınteri İşçi Korosu ve Grup Munzur’un verdiği konserler, katılımcılara coşkulu anlar yaşattı.
Miting, çekilen halayların ardından sona erdi. (İstanbul/EVRENSEL)
spartacus 09.03.2007, 14:27 Kadınların kurtuluşu ve sosyalizm
Son 20 yılın deneyi egemen sınıfın kadınların bazı taleplerine uyumlu adımlar attığını ama kadınların baskı altında olmasının temellerine dokunmadığını gösteriyor. Bu dönem eski sosyalist deyişi bir kere daha hatırlamamıza neden oluyor: “Sosyalizm olmadan kadınların kurtuluşu olamaz.”
Ancak bu kadınların, kadın hakları için mücadele etmeyip devrimi beklemeleri anlamına gelmemekte. Sosyalistler daima kürtaj hakları için kampanyaların, eşit işe eşit ücret mücadelelerinin içinde önemli bir rol oynadılar. Devrimciler daima kadınların taleplerini genel mücadelenin içinde yükselttiler.
1910’da Uluslararası Kadınlar Günü’nü öneren büyük Alman devrimcisi Clara Zetkin’dir.
Emekçi kadınlar günü seçme hakkı ve sendikal örgütlenme hakkı için gösteri yapan Amerikan giyim işçilerinin bu gösterisinin yıldönümünde kadın işçilerin sendikalara ve sosyalizme kazanılması için önerilmiştir.
Kadınlar aynı zamanda özel ihtiyaçlarının ( kreş, kürtaj, ücretli doğum ini vb.) erkekler tarafından anlaşılmasını da amaçlamaktadır.
Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, 1911’de yükselen işçi hareketi içinde ilk kadınlar günü kutlandı.
Kendisini sürmekte olan mücadele ile ilişkilendirdiği için büyük bir başarı kazandı.
Rusya’da ise Uluslararası Kadınlar Günü ilk kez 1912 yılında Bolşevik Partisi’nin düzenlediği yasadışı gösterilerle kutlandı.
Rusya’daki bu ilk uluslararası kadınlar günü toplantıları 1905 devriminin yenilgisinden kurtulmaya başlayan işçi sınıfının yeni mücadele dalgasının üzerine gerçekleşti.
Orta sınıf feministler işçi kadınların erkeklerle birlikte Kadınlar Günü kutlamalarına katılmalarına kızdılar.
O dönemde bir orta sınıf feminist şöyle yazıyordu:
“Bu gün (8 Mart) kadınların kocalarına bağımlılığını protesto etmiyor. Sadece ve öncelikli olarak proleter kadının sermaye tarafından köleleştirilmesini ele alıyor.”
O yaz, Palia adlı tekstil fabrikasında 2 bin işçi daha yüksek ücret için greve çıktı. Kadın işçiler ise kendi özel taleplerini de genel ücret talebine eklediler. Ücretli hamilelik izni ve patronların fabrikadaki özel banyo ve tuvaletlerini kullanma hakkı bu talepler arasındaydı.
Bu arada ustabaşıların cinsel tacizlerine karşı başka grevler de oldu. Kadın işçiler kreş talebinin yanı sıra evli kadınların çalıştırılmamasını da protesto ettiler.
Mücadele sadece kadınların kendilerine güvenlerini sağlayıp karşı karşıya oldukları baskılara karşı yeni talepler ileri sürmelerine yol açmadı. Aynı zamanda erkek işçilerin de kadın taleplerini desteklemelerini sağladı.
1984 yılındaki bir yıllık büyük greve kadar İngiliz maden işçileri sendikasının gazetesinin üçüncü sayfasında burjuva gazetelerinde olduğu gibi yarı çıplak bir kadın resmi basılırdı. Ancak grev boyunca madencilerin eşleri ve kadın arkadaşları mücadelede güçlü bir biçimde yer alınca sendika gazetesindeki bu yarı çıplak kadın resmi ortadan kalktı.
Maden işçilerinin gösterilerine katılan, toplantılarda kalkıp konuşan kadınların kazandığı kendine güven ve bu güvenle madenci erkeklerin cinsiyetçi tutumlarına karşı verdikleri mücadele devimci mücadelenin nasıl yığınsal değişimler gerçekleştirdiğinin iyi bir örneğidir.
Kadın kurtuluşu hareketinin en yüksek noktası açık ki 1917 Rus Devrimi’dir.
Rus Devrimi, Uluslararası Kadınlar Günü’nde “çocuklarımız için ekmek ve erkeklerimiz cepheden, savaştan geri gelsin” talebini ileri süren kadın tekstil işçilerinin gösterisi ile başladı. Kadınlar bir devrim mücadelesinin önderi oldular.
Ekim Devrimi’nden altı hafta sonra o güne kadar kilisede gerçekleştirilen nikahların yerine sivil nikahlar aldı. Kadınlar aile içinde yasal olarak erkeklerle bütünüyle eşit haklar kazandılar. Kürtaj hakkı yasalaştı. Taraflardan birisinin isteği ile boşanma hakkı getirildi.
Çekirdek ailenin yıkılması için çeşitli girişimler yapıldı. Kollektif yurtlar, çocuk kreşleri, aşevleri ve çamaşırhaneler kuruldu.
Devrimin önderlerinden Alexandra Kollontai Bolşeviklerin umudunu şöyle dile getirdi:
“Bir tüketim olmaktan çıkınca aile bugünkü şekliyle yaşayamaz hale gelecek ve yıkılıp gidecek.”
Bolşevikler özel bir kadın bölümü kurdular ve kadınların Rus toplumu içindeki geri durumlarına karşı gene kadınları mücadelesinin örgütlenmesine katkıda bulunmak için bir kadın gazetesi çıkardılar.
Ne var ki 1920’lerin sonunda stalinizmin devrimi yenilgiye uğratan karşı devrimi 1917’de kadınların kazandığı hakları yerle bir ederken kadınları yeniden ağır baskı altına aldı.
Kürtaj yeniden suç haline geldi, boşanma iyice zorlaştırıldı, beşten fazla çocuğu olan kadınlara büyük ödüller verildi.
Karşı devrim sosyalizm olanağını ortadan kaldırırken kısa sürede kazanılmış olan tüm kazanımları da ortadan kaldırdı.
Öyleyse sosyalizm kadın kurtuluşunun, tecavüzün, pornografinin, cinsiyetçi düşüncelerin ortadan kalkmasının garantisi mi?
Elbette devrimin ilk günü kadınların üzerindeki baskıların bütün biçimleri yok olmayacak. Ama, kâr için değil, insan ihtiyaçlarının karşılanması için oluşan bir toplum elbette ki kadınlar üzerindeki baskıları bütünüyle ortadan kaldıracaktır.
Engels kadınların yeniden işyerlerine girmelerinin kadınların kurtuluşunun ön koşulu olduğunu söyler. Bu kadınları evde tecrit olmuşluktan kurtarır ve değişim için kollektif olarak örgütlenme olanağı verir.
Bugün milyonlarca kadın çalışıyor. Yığınsal mücadeleye atıldıkları takdirde bütün eski fikirlere karşı çıkıp onları yerle bir edebilirler. Yığınsal kadın mücadelesi aynı zamanda erkeklerin değişmesinin de yoludur.
Eğer çocuk bakımı tek tek kadınların sorumluluğu olmaktan çıkıp tüm toplumun sorumluluğuna geçerse, çocuk doğurmak bir aileye değil topluma çocuk doğurmak olursa, kadınların biyolojik olarak daha zayıf olduğu inancı da yok olur.
Eğer ev işi tek tek ailelerin kendi başlarına çözmek zorunda oldukları bir iş olmaktan çıkarsa, aileler kutu gibi küçük evlerde yaşamak zorunda kalmazlarsa, tüm kadınlar toplumun her türlü etkinliğinde eşit bir biçimde yer alırlar.
Bugünkü cinsiyetçi fikirler sadece küçük bir azınlığın fikri haline gelir ve zaman içinde yok olup giderler.
Bugün pornografi gelişen bir sanayi halinde. Egemen sınıfın bir kısmı kadınlarla bağımsız bireyler olarak ilişki kuramayan, kendilerine ve kadınlara yabancılaşmış erkeklerin bu durumunu kullanan bu sanayiden büyük paralar kazanmakta.
Sosyalizm kapitalistlerin bu kâr kapısını kapatacaktır.
Erkekler dünyayı değiştirmek ve kurtuluşlarını kazanmak için mücadeleye girdiklerinde artık kadınları sadece basit seks objeleri olarak görmeyeceklerdir.
Toplumun bütün ağırlığı kadınların ekonomik ve sosyal eşitliği için mücadele edip değişimler sağlarken genç kadınlar ekonomik ihtiyaçlarını gidermek için vücutlarını satmak zorunda kalmayacaklar.
Baskı makinaları kapitalist sınıfların elinden alınacağı için artık pornografik yayınlar basmak, fahişelikle beraber ortadan kalkacaktır.
Kapitalizm gibi temelleri eşitsizlik olmayan bir toplum kadınları her açıdan koruyacak ve erkeklerle eşit hale getirecektir.
Rus devrimi sırasında kadın işçiler cinsiyetçi patronlara ve ustabaşılara karşı adaleti kendi elleri ile gerçekleştirdiler.
Kadınlara karşı cinsel tacizde bulunanlar fıçılara konarak nehirler atıldı. Ne var ki, sosyalist bir toplum kadınları rahatsız eden erkeklere karşı böylesi bir şiddeti uzun süre kullanmak zorunda değil.
Eşitsizliğin, yoksulluğun, yabancılaşmanın ortan kaldırıldığı bir toplumda tecavüzde ortadan kalkacaktır. Peki ortadan kalkacakların yanı sıra sosyalist bir toplumda kadınlar için yeni neler olacaktır? Engels şunları söylüyor:
“Bu sorunun cevabı yeni bir nesil yetiştiğinde verilecektir: Hayatında bir kadının teslimiyetini para ile ya da herhangi bir başka toplumsal güç aracı ile satın alma deneyine sahip olmayan yeni bir genç erkek nesli, ve gerçek aşktan başka hiçbir nedenle kendisini erkeklere verme ya da ekonomik korkulardan dolayı kendilerini sevgililerinden esirgeme deneyine sahip olmayan bir genç kadın kuşağı ortaya çıkınca.
“Böyle bir nesil ortaya çıktığında onlar başkalarının kendileri için ne diyeceğine bakmayacaklar ve kendi pratiklerini yaşayacaklar, kendi kamu vicdanlarını oluşturacaklar. İşte meselenin sonu da bu olacak.”
Alıntıdır.
suyunsesi 09.03.2007, 14:40 Akadaşlar hepinize katkılarınızdan ve yorumlarınızdan dolayı ayrı ayrı teşekkür ederim.
KADIN ARTI ERKEK EŞİTTİR Geleceğe
Kadınım ben ,anayım
Fedakarlıkla yoğrulmuş mayam
Acıyla büyür kavgam
Yetinmektir beni var yapan .
Her yerde benim izlerim
İyi de kötü de ,güzel de çirkin de
Ne yöne dönsen bana çıkar düşlerin .
İçimde bir volkan , elimde özlem
Dağ gibi yücedir sevdam.
Pes etmeyi bilmez bedenim
Kalem tutar , kazma sallar ellerim
Dermansıza derman ,
İlaçsıza ilaç olur yüreğim
Yoku var yapanım , azı çok
Karanlıklar içinde elmas gibi parlarım .
Kadınım , anayım sevdayım dünyana
Basit bir denklemde iki eşitiz hayatta
İki artı iki eşittir dörde
Kadın artı erkek eşittir geleceğe.
İlknur Çekici
__________________
spartacus 09.03.2007, 14:43 8 Mart’ın tarihsel anlamı ve güncel çağrısı
Kapitalist gelişme ve burjuva devrimleri uzun tarihi dönemler boyunca ezilen bir cins olarak kalan kadınların özgürlüğü ve eşitliği için iktisadi ve toplumsal önkoşulların oluşmasını sağlamakla birlikte, en devrimci döneminde bile burjuvazinin kadın özgürlüğüne ve kadın-erkek eşitliğine dolaysız bir katkıda bulunmaması, üzerinde önemle durulması gereken bir tarihsel olgudur. Bu, kadının ezilmişliğinin ve köleliğinin tarih içinde saldığı derin köklere olduğu kadar, bunun giderilmesinde sınıf olarak burjuvazinin herhangi bir özel çıkara sahip olmadığının da bir göstergesidir.
Kendi devrimci döneminde feodalizmin kurumlarına, toplumsal ilişki ve alışkanlıklarına, gelenek ve göreneklerine karşı yer yer sert ve kararlı savaşlar açan burjuvazinin bundan özenle kaçındığı temel alanlardan biri kadının ezilmişliği ve köleliği olmuştur. “Eşitlik, özgürlük, kardeşlik” ilkeleriyle yola çıkan ve bunları Fransız Devrimi şahsında ülküleştiren burjuvazinin özgürlük ve eşitlik anlayışı, kesin ve net bir tutumla kadın cinsini kapsamıyordu. Yasa önünde bile! O yasa önünde biçimsel eşitliktir ki, gerçekte burjuva eşitlik anlayışının tüm içeriği, başı ve sonudur. Amerikan bağımsızlık savaşının ürünü olan 1776 tarihli “İnsan Hakları Bildirgesi”, tüm insanların “doğuştan eşit derecede özgür ve bağımsız” olduklarını ilan eder. Ama bundan yüzyıl sonra bile ABD’nin birçok eyaletinde kadınlar henüz seçme ve seçilme hakkından yoksundular. Tarihin gördüğü en görkemli burjuva devrimi olan büyük Fransız Devrimi’nin 1791 tarihli “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi”, birinci maddesinde, “İnsanlar hukuk açısından özgür ve eşit doğarlar; özgür ve eşit yaşarlar” demektedir. Fakat burjuvazinin en devrimci döneminde en devrimci temsilcileri bile “insan” derken esas olarak erkeği anladıkları için, Fransız Devrimi de kadınlar için “hukuk açısından” bile hiçbir dolaysız kazanım sağlamamıştır. Fransa’da kadının seçme ve seçilme hakkı kazanması, devrimden neredeyse 150 yıl sonra, ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında olanaklı olabilmiştir.
Bütün bunlarla sözü 8 Mart’a, “Uluslararası Emekçi Kadınları Günü”ne bağlamak istiyoruz. 8 Mart kapitalizmde de ezilen bir cins olarak kalan kadının özgürlük ve eşitlik arayışını ve mücadelesini sembolize etmektedir ve onun tarihi uluslararası işçi hareketi ve sosyalizmin tarihi ile sıkı sıkıya bağlantılıdır. En ufak bir abartmaya düşmeksizin söylenmelidir ki, bugünün dünyasında kadının sahip bulunduğu tüm medeni, politik ve sosyal haklar, tümüyle, uluslararası işçi sınıfı hareketi ve ona önderlik eden sosyalizm mücadelesinin ürünüdürler.
Kapitalizm altında üretici güçlerin gelişmesi, sanayi devrimiyle başlayan büyük teknik ilerlemeler, kadının ev yaşamıyla sınırlı dünyasını yıktı, onu geniş kitleler halinde sanayi üretiminin içine çekti. Bu gelişmeyle birlikte, o güne dek ataerkil aile yaşamı içerisinde ezilen ve sömürülen emekçi kadın, bundan böyle artık kapitalist üretim sürecinin çifte baskısı ve sömürüsüyle yüzyüze kaldı. Ama bu gelişme, kadını dar ev yaşamından genel toplumsal yaşamın içine çekerek ve böylece onu toplum düzeyinde özgürlük ve eşitlik arayışına iterek, büyük bir tarihsel ilerlemenin yolunu açtı. İngiltere’de 1830’larda patlak veren Çartist hareketten başlayarak, işçi kadınlar işçi sınıfı mücadeleleri içerisinde geniş ve etkin bir biçimde yeraldılar. Bu yeralış bizzat bu mücadeleler içerisinde emekçi kadın şahsında kadının özgürleşmesi sürecini hızlandırmakla kalmadı, bizzat mücadelenin talepleri kadın-erkek eşitliği hedefine yönelerek, kadının bugün sahip olduğu birçok medeni ve politik hakkın kazanılmasının da önünü açtı.
8 Mart tam da bu tarihsel mücadelenin birikimi üzerinde ve onun dolaysız bir ürünü olarak gündeme geldi. Mücadelenin başını işçi sınıfı çekiyordu ve ona döneminin işçi sınıfı partileri önderlik ediyorlardı. Bu mücadelenin teorik ve pratik yönden en geliştiği ve en önemli başarılara ulaştığı ülke Almanya’ydı ve Almanya’daki devrimci kadın hareketinin başında uzun yıllar boyunca komünist kadın önder Clara Zetkin vardı. 8 Mart’ın uluslararası emekçi kadınlar günü olarak kutlanması onun önerisiyle, işçi sınıfı partilerinin bir uluslararası platformunda 1910 yılında kabul edildi. Seçilen bu tarihin kendisi de Amerikalı kadın işçilerin, dolayısıyla işçi sınıfının mücadelesiyle dolaysız olarak bağlantılıydı. Bütün bu gerçekler, kadının özgürlük ve eşitlik mücadelesini simgeleyen 8 Mart’ın tarihsel kaynağının olduğu kadar tarihsel onurunun da temsilcisi olarak uluslararası işçi sınıfı hareketine ve sosyalizme işaret etmektedir.
Devam edecek
Bütün kadınlarımızın emekçi kadınlar gününü tekrar tekrar kutluyorum.
suyunsesi 09.03.2007, 15:13 EKMEK VE GÜL
Yürüyoruz, günün aydınlığında
Donuk fabrika bacalarına,
Yoksul mutfaklara
Çarpıyor sesimiz ve birden parlayan
Bir ışık gibi ulaşıyor insanlara
“Ekmek ve Gül! Ekmek ve Gül! ”
Yürüyoruz, yürüyoruz erkekler içinde, yürüyoruz
Çünkü hala bizim oğullarımız onlar
Ve hala analık ederiz onlara
En zorlu iş, en ağır emek
Ve çalışmak doğuştan mezara dek
Bu böyle sürüp gitsin istemiyoruz
Yaşamak için ekmek
Ruhumuz için gül istiyoruz.
Yürüyoruz yürüyoruz, yanyana, güzel günler adına
Kadınız, insanız, insanlığı ayağa kaldırıyoruz
Paydos bundan böyle köleliğe, aylaklığa
Herkes çalışsın, bölüşsün kardeşçe, yaşamın sundukları
İşte bunun için yükseliyor yüreklerimizden
Bu ekmek ve Gül türküleri
Ve yineliyoruz hep bir ağızdan:
“ Ekmek ve Gül! Ekmek ve Gül! ”
James OPPENHEIM
spartacus 09.03.2007, 22:46 8 Mart’ın tarihsel anlamı ve güncel çağrısı 2
Saltanatı ve hilafeti kaldıran ve kapitalist gelişmenin önünü açmak üzere üstyapıda bir dizi reforma girişen burjuva cumhuriyet, kadın hakları alanında o güne dek sağlanan uluslararası gelişmelerin de etkisi altında, hukuksal planda kadınlara temel önemde bir dizi yasal hak sağladı. 1926 tarihli Medeni Kanun ile 1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan yasa, yasa önünde kadın-erkek eşitliği bakımından kuşkusuz önemli bir ilerlemenin ifadesiydi. Nitekim bugün burjuvazi hala da birçok batılı uygar ülkeden önce bu yasal düzenlemeleri yapmış olmakla övünebilmektedir. Fakat cumhuriyetin Ortaçağ ilişkilerinin maddi-toplumsal temeline dokunmaması olgusu, böylece kadına tanınmış yasal hakların da kadınların ezici çoğunluğu için yalnızca kağıt üzerinde haklar olarak kalmasına yolaçtı. Cumhuriyetin kadınlar lehine reformları, bir avuç seçkin burjuva kadını için pratik bir anlam taşımaktan öteye gidemedi.
O günden bugüne kapitalist gelişme feodal üretim ilişkilerinin büyük ölçüde silinip gitmesi sonucunu yarattı. Fakat bu kadın ezilmişliğini ve köleliğini kutsayan dinsel ve kültürel ideolojilerin yaşam ve etki gücünü ortadan kaldırmadığı gibi, bizzat kapitalist gelişmenin kendisi, her kapitalist toplumda olduğu gibi, kadın ezilmişliğine yeni, daha güçlü, bazı bakımlardan daha ince ve bazı bakımlardan da çok daha kaba bir temel kazandırdı. Bunu burada açmak olanaklı değil; fakat ne kastettiğimizi anlamak için, bir yandan Ortaçağ gericiliğinin çarşafa sokmaya çalıştığı, öte yandan en bayağı bir burjuva yozluğunun cinsel obje ve meta olarak piyasaya sürdüğü bugünün kadın gerçekliğine bakmak yeterlidir. Bu olgu bize aynı zamanda, cumhuriyetin genç burjuvazisi ile bugünün her bakımdan çürümüş ve kokuşmuş, aşırı ölçüde gericileşmiş, ayakta kalma gücünü bir yandan emperyalist kozmopolitizmden, öte yandan en aşağı bir Ortaçağ gericiliğinden almaya çalışan işbirlikçi tekelci burjuvazi arasındaki farkı vermektedir. Kadının bir yandan Ortaçağ gericiliğinin, öte yandan kapitalist piyasa ekonomisinin birbirini besleyen cenderesi içinde öğütülmesi de bunun bir yansımasıdır.
Fakat bu kadarı kadının genelini kesen daha yüzeyde bir sorundur. Daha derinde ise, işçi ve emekçi kadının en ağır bir biçimde yüzyüze kaldığı çifte baskı ve sömürü vardır. Her kapitalist toplumda olduğu gibi bugünün Türkiye’sinde de kadın sorununun özünü ve esasını bu oluşturmaktadır. İşçi ve emekçi kadına bunu yaşatan temelde kapitalist üretim ilişkileridir ve tam da aynı nedenle, kadın sorununun çözümü, temelde bu ilişkilerin tasfiyesi, demek oluyor ki toplumsal devrimin ve sosyalizmin sorunudur.
Nüfus sayımları Türkiye nüfusunun yarısının kadın olduğunu ortaya koymaktadır. Ama aktif nüfus içerisinde kadın oranı en iyi durumda üçtebiri geçmemektedir. Bunun da önemli bir bölümü kırsal kesimde ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadınlardır. Bu olgunun kendisi, toplumumuzda kadının önemli bir bölümünün hala aktif ekonomik, dolayısıyla toplumsal yaşamın dışında bulunduğuna bir göstergedir. Öte yandan, okur-yazar olmayan kadın oranı belirgin biçimde okur-yazar olmayan erkeklerin üzerindedir. Bu iki olgu bir arada, kadınların çalışma yaşamı ve eğitim bakımından erkeklerin ne denli gerisinde olduklarını ortaya koymaktadır. Aktif ekonomik yaşamın dışında bulunmak ya da tarım kesiminde olduğu gibi ücretsiz aile işçisi olarak çalışmak, kadının her türlü sosyal güvenceden yoksun olması anlamına gelmektedir aynı zamanda. Fakat sanayi üretimi içindeki kadın açısından da yaygın biçimde durumun farklı olmadığını biliyoruz. Bu durumdaki kadınların belki bir işi vardır, fakat sigortasız ve sendikasız oldukları için hiçbir sosyal güvenceleri yoktur. En düşük ücretle, en ağır koşullarda çalıştırılırlar ve gerekli olduğunda en kolay bir biçimde işten çıkarılırlar. Bu sonuncu nedenledir ki, Türkiye’de işsizliğin baş kurbanı kadındır.
İşi olsun olmasın, yerleşik toplumsal gelenek ve değer yargılarının bir sonucu olarak, kadın ev işlerinin ve çocuk bakımının değişmez kölesidir. Her toplumsal tabakadan erkek bunu böyle görmektedir. İşçiyi ve onun bir parçası olarak işçi kadını her türlü sosyal haktan yoksun bırakan ve düşük ücrete mahkum eden sistem de kadının bu geleneksel konumunu pekiştirmektedir. İş yaşamından koparılan ya da bu olanağı zaten hiç bulamayan milyonlarca kadın sabahın köründen gece yarılarına kadar ev yaşamının ve çocuk bakımının köreltici ve tüketici çarkı içerisinde yaşamlarını tüketmektedirler. İMF reçeteleri, bunun ifadesi olan sosyal yıkım programları en ağır ve yıkıcı etkilerini dolaysız bir biçimde kadın emekçiler üzerinde göstermektedir. İşsizlik, yoksulluk, sosyal haklardan yoksunluk en ağır darbesini emekçi kadına vurmaktadır.
Sözkonusu olan yalnızca işsizliğin, sefaletin ve cehaletin dolaysız yaşanan sonuçlarından da ibaret değildir. Bu aynı olgular, bir yandan dinsel gericiliği güçlendirerek, öte yandan dejenerasyonu, ahlaki düşkünlüğü ve kitlesel fuhuşu (kadının yaşamak ve yaşatmak için bedenini satmak zorunda kalması) besleyerek, emekçi kadını katmerli ve tarifsiz baskılar, acılar ve aşağılanmalarla yüzyüze bırakırlar.
Emekçi kadın, yalnızca iktisadi ve sosyal sorunların değil, bunlarla kopmaz bağ içindeki kurumlaşmış çok yönlü siyasal baskı ve terörün sonuçlarıyla da yüzyüze kalır. Anne, eş, kardeş ya da bizzat kadın birey olarak... Faşist baskı, terör, işkence ve tutuklama, bütün bu açılardan emekçi kadın üzerinde dolaysız etkide bulunur. ?u sıra gündemde emperyalizmin hizmetinde savaşlara katılmak var. Bu da bir kez daha en ağır etki ve sonuçlarını, anne, eş ya da kardeş olarak emekçi kadın üzerinden gösterecektir.
***
Kapitalist toplumda ve dolayısıyla toplumumuzda kadının çifte ezilmişliği, aynı zamanda onun toplumsal düzene karşı yaşadığı derin hoşnutsuzluğun ve bu temelde potansiyel olarak taşıdığı büyük mücadele enerjisinin de kaynağıdır. Bütün büyük sosyal mücadeleler ve devrimler kadının bundan kaynaklanan muazzam girişkenliğine ve enerjisine tanıklık etmektedir. 8 Mart emekçi kadınlar için özgürlük ve eşitlik uğruna mücadeleye bir çağrıdır. Fakat 8 Mart aynı zamanda emekçi kadının çifte ezilmişlikten kaynaklanan bu büyük devrimci enerjisinin açığa çıkarılması, seferber edilmesi ve kurulu düzene karşı etkili bir yıkıcı güce dönüştürülmesi için gerçek devrimcilere, yani komünistlere de bir çağrıdır. Dahası bugünün koşullarında herşeyden önce onlara bir çağrıdır. Emekçi kadının onların uyarıcı, eğitici, örgütleyici ve seferber edici çabalarına ve katkılarına her zamankinden çok ihtiyaçları var.
8 Mart’ları anlamak ve anlamlandırmak, herşeyden önce bu ihtiyaca yanıt vermek demektir.
Bu yazı Sosyalist bir dergiden aktarımdı.
spartacus 10.03.2007, 16:24 Nepal'de 8 Mart resmi tatil
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü Nepal'de resmi tatil olarak ilan edildi.
Nepal'de kurulan yeni hükümet, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün resmi tatil olarak kabul edilmesini kararlaştırdı.
Nepal Komünist Partisi-Maoist'in de içinde yer aldığı yeni hükümetin 8 Mart'ı resmi tatil olarak kabul etmesi üzerine ülkenin sendikalar birliği GEFONT hükümete teşekkür etti.
8 Mart'ın Nepal'de kamuda, yarı özel ve özel işletmelerde çalışan tüm kadınlar için resmi tatil olarak kabul edilmesinden sonra bu yıl ilk defa kadınlar 8 Mart'ta çalışmadılar.
Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün resmi tatil olarak kabul edilmesi, 1992 yılında bu yana sendikaların temel talepleri arasında yer alıyordu.
Diğer taraftan, Nepal'in başkenti Katmandu'da yapılan 8 Mart yürüyüşüne binlerce kadın ve erkek emekçi katıldı. Ülkede bu yıl 8 Mart yürüyüşü, “Eşit işe eşit ücret” temel sloganı ile örgütlendi.
suyunsesi 12.03.2007, 12:29 Bakan Ali Coşkun'un Kadınlar gününde anlattığı fıkraya bakın!!!
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde öyle bir fıkra anlattı ki, salonda buz gibi hava esmesine neden oldu!!!
Bakan Coşkun'ndan 'Kadınlar Günü' gafı
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, dün İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB) tarafından 2. düzenlenen 'Basın ödülleri 2007' törenine katıldı. Bakan Coşkun'nun 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde anlattığı bir fıkra, salonda buz gibi hava esmesine neden oldu.
Kadınlara yılın 365 günü değer verdiklerin belirten Çoşkun, Avrupa Birliği raporlarının Türkiye'de kadın haklarına uyulmadığını öne sürdüğünü hatırlatarak şu fıkrayı anlattı:
'Yabancı bir grup Erzurum'a gitmiş. Burada erkeklerin kadınlara verdiği değeri görünce çok şaşırmış. Anadolu'nun bir çok yerinde kadınlar bağda, bahçede, tarlada ellerinde kazma, küreklerle gezerken, erkeklerde ağızlarında sigara tütürüyorlarmış, ancak Erzurum'da bunun tam tersi görüntüler varmış. Kadınlar önde yürürken, erkekler kazma küreği sırtlanmış arkadan geliyorlarmış. Yabancı grup, Erzurumlu ağalara bunun nedenin sormuş. Ağalar; 'PKK mayın döşemiş de kadınları o yüzden öne sürüyorlar' diye yanıt vermiş.'
adige_46 12.03.2007, 12:38 bir erkek olarak erkeklerden daha çok o kadınları örnek almışımdır kendime örneğin annem
suyunsesi 12.03.2007, 13:07 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü Nepal'de resmi tatil olarak ilan edildilirken
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde öyle bir fıkra anlattımişki salonda buz gibi hava estiip resmen kadını hiçleştirip değersizleştirip aşağılamış işte fıkrası
Anadoluda kadınlar bağda bahçede çalışırken erkekler ağızlarında sigara tütürüyorlarmış ancak erzurumda bunun tam tersi olUmuş kadınlar önde yürürken erkekler ellerinde kazma kürek arkalarıda yürürlermiş sorulduğunda
Pkk a mayın döşemişte o yüzden kadınlar önde yürüyor.
Aman ne komik ne komik
Yani bakan bey fıkraylada olsa kadına bakış açısını ortaya koymuştur
çokta yadırgamadım zaten o zihniyetin kadına bakış açısı ortadadır...
adige_46 12.03.2007, 13:09 boşverin yaw dengesizlerle işimiz olsa onların yandaşlarının sitesinde olurduk
suyunsesi 14.03.2007, 14:22 Afgan kadını köleleşti
Manizha Naderi*
...
Yıllardır başta ABD ve İngiltere olmak üzere Batı işgali altındaki Afganistan'da, birçok Afgan kadını için burka sorunların en küçüğü. Afganistan dünyadaki en yoksul ülkelerden biri. Milyonlarca Afgan içme suyundan, kanalizasyon sisteminden ve elektrikten yoksun. Yeterli gıda yok. Dünyanın başka yerlerinde çoktan yok olmuş hastalıklar burada en çok kadınları ve çocukları vuruyor. 4 çocuktan biri, 5 yaşına gelmeden kolera gibi önlenebilir hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Anne olma yaşındaki kadınların çoğu da doğum esnasında yaşamını yitiriyor. Bu nedenle Afganistan doğumda yaşanan anne ölümlerinde de dünya birincisi. Ortalama ömür 42 yıl olarak hesaplanıyor. Dikkat edin biz şu an kadın haklarından bahsediyoruz: Aslında tüm insanlığa ait olan ekonomik ve sosyal haklardan.
Tek yaşam alanı ev
Daha karanlık istatistikler var: Afgan kadınların yüzde 85'i okuma yazma bilmiyor. Yüzde 95'i evde şiddet görüyor. Ve ev onların tek yaşam alanı. Çünkü sosyal hayat erkeklere ait. Bunlar bilinen şeyler. 5 yıldır devam eden Batı işgali süresince bunlar değişmedi.
Afgan kızları ve kadınları erkeğin 'malı' olarak görülür. Herhangi bir mülkiyet gibi onlar da alınıp satılabilir. Afgan anayasası evlilik için alt sınır olarak 16 yaşı belirlese de 8- 9 yaşındaki kızlar bile evlilik gerekçesiyle satılabilir.
Kabil'deki kadın hastanesindeki kadın doktorlar çocuk gelinlerin yaşadığı hayati önem taşıyan "gerdek gecesi" yaralanmalarını anlatıyor. Taşrada ise tıbbi yardımdan yoksun olan genç kızlar hayatlarını kaybediyor. İntihar da yaygın. Ama intihar da aile için bir leke olduğundan bu saklanıyor. Saklanmasına rağmen geçtiğimiz yıl Afganistan'ın batısında 150, Herat'ta 197, güneyde ise en az 34 kızın intihar ettiği bildirildi.
*Afgan Kadınları İçin Kadın Örgütü Üyesi ,(Znet'ten Ann Jones imzalı yazıdan kısaltırak çevrilmiştir)
suyunsesi 14.03.2007, 14:55 Buda Türkiyeden bir haber yazı çok uzun olduğundan özet veriyorum
kaynak Bir GÜN:
12/03/2007
BİR NİL VARDI:15'İNDE ANNE 16'SINDA DUL 17'SİNDE MAKTUL
Adana'da, 14 yaşında evlenen, 15 yaşında anne olan, 16 yaşında kocası intihar eden, 17 yaşındayken üvey babası tarafından geçtiğimiz hafta öldürülen Nil'den geriye bir yetim çocuk ve yaralı anne kaldı.
|
|