Orijinalini görmek için tıklayınız : Ahmet Kaya'nın "Ölümü dolaylı cinayettir"
spartacus 24.02.2007, 23:23 http://www.ahmetkaya.com/haber_image/149.jpg
10 Şubat 2007, Ahmet Kaya’nın ödül almak üzere gidip canını zor kurtardığı Magazin Gazetecileri Derneği ödül töreninin sekizinci yıldönümü…
O gece linç gerçekleştirilemedi ama medyatik linç süreci resmen başlamış oldu. İpi çeken manşet, Kaya’yı güya “Kürdistan haritası” önünde şarkı söylerken gösteren Hürriyet’ten geldi. Fotoğrafın kurgu olduğu mahkemede ortaya çıktı ama iş işten geçmişti. Gülten Kaya, sekizinci yılda Nokta’ya o geceyi ve ardından gelen yalnızlaştırma sürecini anlattı.
Smokinli erkekler, tuvaletli kadınlar… Hepsi ayağa fırlamış bağırıp küfür ediyorlar… Toplu bir histeri krizi manzarası bu… Fonda, havada uçuşan çatal bıçaklar görülüyor… Bu hengâmede oturduğu yerden olanlara bir anlam vermeye çalışan bir çift göz geliyor ekrana. Önünde, olası bir linçi önlemek için etten bir duvar ören garsonlar ve onların önünde telaşla görüntü almaya ya da sorular sormaya çalışan bir medya ordusu…
Görüntüler bundan tam 8 yıl öncesine, 12 Şubat 1999’a ait: "Televole Cumhuriyeti" vatandaşları için hayli prestijli sayılan bir ödül töreninden, Magazin Gazetecileri Derneği’nin gecesinden… O gece linç girişimi başarıya ulaşamamıştı ama medyatik linçin ilk ilmeği barıyla atılmıştı. O geceden sonra Ahmet Kaya ruhen ve bedenen de bir daha asla eskisi gibi olamadı. Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı, kısa bir süre sonra da yurtdışında öldü. Bütün bunların nedeni, ödülünü aldıktan sonra yaptığı şu kısa konuşmasıydı: "Ben bu ödülü İnsan Hakları Derneği, Cumartesi Anneleri, tüm basın emekçileri ve Türkiye Halkı adına alıyorum. Çok teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var; şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayınlayacağım albümünde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda, bu klibi yayınlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum. Yayınlamazlarsa da Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını da biliyorum."
Ahmet Kaya’ya bir anlamda sonun başlangıcını yaşatan, onu ölümün kucağına iten linç gecesinin 8. yıldönümünde, o gece neler yaşadığını hayat arkadaşı Gülten Kaya anlattı.
Eleştirilerde sıkça adı geçen şarkıcılar Serdar Ortaç ile Ercan Saatçi ve Posta Gazetesi magazin yazarı Şenay Düdek ise asistanları aracılıyla bu konuda konuşmayacaklarını söylediler.
Gülten Kaya sorularımızı şöyle cevapladı:
Okurlarımıza o gece neler yaşandığını hatırlatabilir misiniz?
Bilindiği gibi Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül gecesiydi. Ahmet Kaya da o gece ödülünü aldı ve müzikle ilgili tüm medya temsilcilerinin olduğu bir yerde –ki söylediklerinin onlar açısından haber değeri taşıdığını düşünüyorlardı- yerni repertuarından söz etti. Daha "Kürtçe" kelimesi ağzından yeni çıkmıştı ki linç güruhu hareketlendi. Küfürler başladı. Buna karşın Ahmet, ‘’ Ben bin yıldır bir arada yaşayan Kürt ve Türk halklarının kardeş olduğunu, binlerce yıl daha bir arada yaşayacağına ve yaşaması gerektiğine inandığımı her yerde söyledim. Ama Kürt realitesini de kabul etmek zorundasınız’’ yanıtını verdi.
Ama bu sırada zaten çatallar bıçaklar havada uçuyordu. Orada, bir takım kişiler üzerinden öyle bir grup psikolojisi oluşturulmuştu ki, birisi kalkıp provokatörlük görevini üstlendi…
O birisi kim?
Mesela eşimin hemen ardından sahneye çıkan Serdar Ortaç. Sahnede okuduğu şarkı sözünü bir anda değiştirerek, "Bu devirde kimse sultan değil padişah değil. Atatürk yolunda Türkiye! Bu vatan bizim, ellerin değil!" diyordu. Bu şarkı üzerine iyice gerildi ortam. Şenay Düdek Ahmet’e, "Sünnetsiz pezevenk" diye bağırıyordu. Bu hakareti de başka bir halk üzerinden yöneltiyor ve bu kadın maalesef bir gazetede köşe yazarı. Köşesinde de bindiği bir taksinin şoförünün bir PKK’ linin kulağını nasıl kestiğini ve anahtarlık yaptığını anlatıyordu ballandırarak. Bunun adı ırkçılıktır. Sonra Ercan Saatçi, Tuncay Yönder, Erdal Acar ve onun bir grup adamı vardı provokasyon grubunun içinde. Bir başkası, Reha Muhtar çıkıp memleket bölündüğü için memleketim şarkısını okutuyor. Birden 10. Yıl marşı sahne alıyor. Herkes hezeyan içinde. Zaten grup psikolojisi böyledir, insanlar katılmak zorunda hissediyor kendilerini...
Ama katılmayanlar da olmuştur herhalde?
Yani olmuştur tabi. Ama tarafsız kalmak dahi bu linçe onay vermektir bence. Bir tek kişi kalkıp da "bir dakika, bu adam ne dedi bir dinleyelim. Ne demek istedi bir anlayalım" demedi. Sonrasında da söylemedi. Bir insanın, kendi ana dili de olan farklı bir dilde şarkı söyleyecek olması bu ülkeye ne gibi bir zarar verir diye sormadı kimse. Nasıl bir sindirilmişliktir, nasıl korkudur anlamıyorum. Zaten bizi bu günlere de taşıyan bu korku. Bu nedenle de eşim yapayalnız bırakıldı. Onu yalnız bırakanların bugün gelinen vahim noktada hiçbir şeyden şikâyetçi olmaya hakları yok.
Yani o gece sizi korumaya çalışanlar olmadı mı hiç?
O camianın içinden sadece Mehmet Aslantuğ’un adını söyleyebilirim. Kendisiyle o geceye dek tanışmamıştık. Bize çatal bıçak fırlatılmaya başlandığında önümüzde durup kendini siper etmeye çalıştı. Benim için çok özel bir insan olduğunu düşünüyorum. Özel olarak o geceki tavrını çok değerli buluyorum. Hiç tanışmıyorduk ama o gece orada en doğru tavrı gösteren kişiydi. Sonrasında birkaç kez karşılaştık, selamlaştık. Her karşılaşmamızda bir şeye ihtiyacımız olup olmadığını sormuştur. Magazin basınından Ali Çınar, Nurettin Soydan, Aslan Güven ve Uğur Güneri’nin adını sayabilirim bizi korumaya çalışanların arasında. Ve elbette ki otelin garsonları. Her biri önümüzde durup kendilerini siper ettiler bize. Sadece bize dikkatli olmamızı söylediler, onun dışında bir diyalog geçmedi. Sessiz ve içtenlikle yapılan, sevdikleri ve dinledikleri bir sanatçıyı koruma, linçe karşı çıkma güdüsüydü bu.
O gecenin "kahramanlarının" arasında adı en çok geçen kişi Serdar Ortaç oldu. Hatta size mektup yazarak özür dilediği söylendi. Ne yazdı mektubunda?
Serdar Ortaç hiçbir zaman mektup yazıp özür dilemedi. Bu doğru değil. Sadece dolaylı yollardan mesajlar gönderdi, ortak tanıdıklarımıza mail’ler göndermiş. O gece çok yanlış anlaşıldığını, Ahmet Kaya’nın şarkılarıyla var olduğunu, onu inanılmaz sevdiğini, özür dilediğini belirten şeyler yazmış. Samimi olsa, bunu bana yazacağına, kullanabildiği kürsülerden halka açıklardı. Kamuoyu önünde çıkıp tabiri caizse diyecekti ki, "Hata ettim, ben bir bok yedim!" Ama bunu yapacak cesareti yok. Şimdi de Eurovision şarkı yarışmasında Türkiye’nin İngilizce okunacak bir parçayla temsil edilmesini savunuyor. O zaman Ahmet’e neden karşı çıktın? Bu duruma Ahmet’in bir şarkısının sözüyle yanıt vermek gerekirse, "Bu ne yaman çelişki."
Devamı var
spartacus 24.02.2007, 23:24 Serdar Ortaç daha geçtiğimiz günlerde de eşinizi sevdiğinden, dinlediğinden bahsediyordu, siz hâlâ neden bu kadar öfkelisiniz?
Serdar Ortaç klinik bir vaka ve bu olayda bir simge. Tabii ki eşimin şarkılarıyla büyüyecek. Çünkü o kadar doğru ve güzel şarkılar ki, bu şarkıları dinlemekten başka seçeneği yok. İnsan ruhunu ve beynini beslemezse boş çuvaldan farkı kalmaz. Aklını, beynini, duygularını besleyen insan davranışı değil bu kişinin yaptıkları. Irkçı, milliyetçi söylemler geliştirip vatansevermiş gibi görünen ama bu arada sahte belge düzenleyerek askerden kaçmaya çalıştığı için cezaevine düşen boş kafalı bir kişi. O ve onun gibiler birazcık okusa ve bir bilince sahip olsalar, bu ülkeyi ve dünyayı daha doğru tahlil edebilirlerdi. Serdar Ortaç ve kendi gibiler nasıl tutunacak bu ortamda söyler misiniz? Yaptığı kötü şarkılarla mı? Ya da sanat adına yaptığı hangi şarkısıyla var edecek kendini. Var olan şu ırkçı, lümpen, saldırgan ortamda bu gibi insanların payı çok.
Ahmet Kaya için sonu başlatan sürecin miladı mı o linç gecesi?
Olayın içinde iken ne yaşadığınızı çok iyi anlayamıyorsunuz; eve döndüğümüzde TV’den dehşet içinde izledik. Ahmet için sonun başlangıcıydı evet ve ölümü dolaylı bir cinayettir. Ahmet’in burada kalması onun ömrünü daha kısaltacaktı, Hrant’ın başına gelecekleri yaşamayacağına dair hiçbir garantisi yoktu ve gitmek zorunda kaldı. Sürgünde olması ne kadar uzattı derseniz, ortada. Ahmet’in söylediği ve anlatmak istediği tartışılmadı bile. Bu ülkede böyle bir refleks gerçekleştirdiler, genelden farklı düşünüyorsan yok edilmelisin. Hrant’ın anlatmak istedikleri nasıl anlaşılmadıysa, bu da böyle. Farklı düşünüyorsanız linç edilirsiniz, yalnız bırakılırsınız ve hatta öldürülürsünüz.
Bekliyor muydunuz böyle kora halinde yürütülecek bir linç kampanyasını?
Açıkçası işin bu noktaya gelebileceğini tahmin etmiyorduk. Ama yapılan haberlerden sonra posta kutumuz bir anda tehdit mektuplarıyla doldu. "Boğma teli mi istersin, zincir mi? Ya da Adapazarı’ndaki ölüm üçgenini mi tercih edersin?" deniliyordu mektuplarda. Biz o sırada DGM’de yargılanmaya başlamıştık. Beraat ettik ama medya bundan hiç söz etmedi. Sokağın, halkın gözünde vatan haini, bölücü imajıyla kaldık. Çocuklarım okul servisinde ‘senin baban bölücü’ gibi sözlere maruz kalıyordu. Evden çıkıp ofise gelirken yolda bizi görenler 10. Yıl marşını okuyordu. Ürkütücüydü. Zaten o gecenin hemen akabinde bizimle ilgili kurgulanmış bir süreç başladı.
İçinde komplo öğeleri de barındıran bir ifade değil mi ‘kurgulanmış süreç’ tanımlaması? Yani yaşananlar önceden planlı mı diyorsunuz?
Evet. Masa başında kurgulanmış bir senaryo uygulamaya konuldu kanımca. Olayın ertesinde Hürriyet gazetesinin manşeti ‘Ayıp ettin gözüm’ başlığıyla Ahmet Kaya idi. Ahmet’in Kürdistan haritası önünde şarkı söylerken görünen bir fotoğrafı konulmuştu ve fotoğrafın 1993 Almanya Berlin’de verilen bir konserde çekildiği yazılıydı. Halbuki 1993 yılında Ahmet Kaya yurt dışına hiç çıkmadı ve böyle bir konser hiç olmadı. Fotomontaj fotoğraf. Zaten bu sayede beraat ettik. Yargılama sürecinde mahkeme Hürriyet gazetesine ‘elinizde bu konuyla ilgili orijinal fotoğraf ve belgeleri gönderin’ diye aylarca yazdı. Yanıt veremediler. Mahkeme polis zoruyla yapılmasına karar verince gazetelerin avukatları mahkemeye ellerinde konuyla ilgili belge ve fotoğraf olmadığını anlatan bir yazı sundular. Ama zaten Ahmet linç edilmişti o sürede. Yüz binlerce kişinin eline geçen bir gazete bunu tepesine taşırsa, okurun kafasında bir kanaat oluşur.
Peki, Ahmet Kaya ile ilgili bu gerçekler medyada daha sonra yer buldu mu?
Maalesef bunları dile getiremedik. Basın toplantıları, açıklamalar yapıldı ama nafile! Haber olamadık. Linç kampanyasından bölücü etiketi yapıştırmakta gösterilen özen, haklılığımızı haykırırken göz ardı edildi. Öte yandan, varsayalım ki, o konser haberi doğruydu. Olayın 1993’te olduğunu yazıyorsunuz, madem elinizde fotoğrafı var neden 6 yıl sakladınız diye sormazlar mı size. Neden elinde tutuyorsun bunu? O fotoğrafa bakarak vatan haini dediğin adama 1 yıl sonra 1994’te gazetenin altın kelebek ödülünü veriyorsun.
Hrant Dink’in öldürülmesinde rolü kimi yazarlarca dile getirilen ancak henüz tartışılmayan medyanın sorumluluk payı bu olayda da ön planda yer aldı diyebilir miyiz?
Kesinlikle. Ahmet Kaya’nın aforoz edilmeye çalışılmasında ve halkın gözünde suçlu ilan edilmesinde en büyük suçlu medyadır. Eşimle ilgili linç kampanyasının başlatılmasında, sürdürülmesinde ve yaygınlaşmasında medyanın katkısı çok oldu. Medya terörize ediyor toplumu; bu çok tehlikeli bir şeydir, sorumluluğu büyüktür. Medya adeta kimlerin var olması gerektiğine karar verilen bir merkezden yönetiliyor. 1999’da Ahmet Kaya’ya yöneltilen linç dalgasının nedenleriyle bugün bazı siyasiler ve medya eliyle yaratılan ırkçı hezeyanın nedenleri aynıdır. Eğer Ahmet’in linç edilmeye çalışıldığı gece yaklaşan tehlikeye dikkat çekilseydi bu işler bu noktaya varmazdı. Türkiye’de nüveleri uzun zaman öncesine yayılan lümpen bir linç güruhu oluştu, oluşturuldu. Bu güruhun ilk linç girişimlerinden birine de, Ahmet Kaya’ya yapılanları örnek gösterebiliriz. Belki o zaman hassas bir tepki geliştirilseydi, bunun mantıksızlığı anlatılabilseydi ne mahkeme kapılarında 301’den ve benzer davalardan yargılanan aydınlarımız olacaktı ne de şimdi Hrant Dink’in ardından ağlıyor olacaktık. Ne de Ahmet Kaya sürgüne gidip orada ölecekti…
Kim dikkat çekecekti?
Tabii ki medya. Çok önemli ve kamusal bir işlevi var çünkü. Tek elden kamuoyunu bilgilendiren, etkileyen ve yönlendiren medyadır. Siyasetçiler dahi medya kadar güçlü değildir. Tüm ülkeyi bir anda etki altına alabilir. Bir insanı vezir de eder edebilir rezil de. Özel olarak Hürriyet gazetesi başlı başına bir sorun zaten. Sivas olaylarında Aziz Nesin’i suçladılar, sonra Ahmet Kaya hedef oldu, sonra Hrant Dink, bir ara Orhan Pamuk sıradaydı, şimdi kim var bilmiyorum. Orhan Pamuk’un öldürülmeyeceğini kimse garanti edemez artık. Medya üzerinden insanlar üzerinden bir korku imparatorluğu inşa edildi.
Ne tür korkular?
İşte uzun zamandır yaratılan bölünme korkusu. Ana dilde şarkı söylemek istediğinde, Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyarak bu ülkenin Kürt, Ermeni ya da bir başka etnik gruptan vatandaşı olabildiğini dile getirdiğinde ya da geçmiş kanlı tarihimizle yüzleşelim dediğinde hep aynı paranoyaya tosluyorsun: "Ülke bölünecek!" Artık geçmişe bakma zamanı geldi. Osmanlının heterojen, çok kimlikli, çok kültürlü bileşenlerinin Cumhuriyet rejiminde neden var edilmediğini sorgulamak gerekiyor. 80 yıllık cumhuriyetin artık revize edilmesinin, yeniden yapılandırılmasının zamanı geldi. Çünkü bir şeyler bol ya da dar geliyor. Bu ortada, üstünü kapamakla olmaz. Kürt sorununun üstünü kapattık; 25 yıldır ardında binlerce ölü bırakan bir savaş sürüyor. Ermeni meselesini tartışmıyoruz bile ve gelinen sonuç ortada. Konuşamazsak nasıl çözebileceğiz. Toplumsal barışı nasıl inşa edeceğiz?
Ahmet Kaya yaşasaydı ülkesine dönecek miydi?
Kesinlikle. Gittiği günden itibaren, hemen her gün her an Türkiye’ye dönmeyi düşünüyordu. Onu biz engelliyorduk, çünkü can güvenliği yoktu. Sürekli olarak, "Herkes benim gemileri yaktığımı düşünüyor ama hiç öyle değil! Bir kenara bağladığım küçük bir kayığım var, bir gece hiç kimseye haber vermeden o kayığa atlar ve karanlık sularda kürek çekebilirim" derdi. Ahmet Kaya başka türlü var edemezdi kendini. Bu ülkede yaşayan muhalif bir sanatçıydı ki bu nedenle hedef oldu. Şimdi geriye dönüp baktığımda o korkunç geceden bu güne dek yaşanan süreci ‘ürkütücü, özlem dolu ve dinmeyen bir acı’’ diye özetleyebilirim.
Ahmet Kaya’nın mezarı neden burada değil?
Ülke bu durumda iken Ahmet Kaya’nın mezarının burada olmasının onu huzursuz edeceğini düşünüyorum. Çünkü Ahmet, her zaman, "Ben tam bağımsız ve gerçekten demokratik bir ülkenin dürüst bir yurttaşı olarak yaşamak istiyorum" derdi. Ama maalesef halen öyle değiliz. Ahmet’in özlemini duyduğu gibi bir ülke inşa edilebilirse, ben yaşarken o mezar buraya getirilir. Ama şimdi değil. Öyleyse onun ruhunu huzursuz etmeye gerek yok.
Ahmet Şık
08-14 Şubat 2007 / Nokta dergisi
aykudgöksun 24.02.2007, 23:42 teşekkürler spartacus.yine sinirlerim bozuldu okuyunca.yav demiyim diyorum ama bizim insanımız gerçekten bir sürü kim ne derse desin.herşeye her duyduğuna inanan sorgulamayan eleştirmeyen olduğu gibi alıp o düşünce uğruna ölen öldüren insanlardan oluşan bir sürü..bu eskiden de böleymiş şimdi de böyle ki ben umudu kestim bundan sonra da böle olacak.
Haydaryiğit 24.02.2007, 23:55 Teşekkürler Spartacus.
İşte doğru söyleyen birini dokuz köyden kovarlar derler ya.Ne yazık ki o zamandan bu zaman kadar T.C. hep birlikte ayakta tutmak varken sanki sadece türklerinmiş gibi Ahmet Kaya gibi doğruyu söyleyen birine terörist yanlısı gibi bakıldı.
Bu ırkçılar Atatürk'ün tek uluslu devletle yanlış yorumladığı T.C. devletini,bu yanlışı ırkçılığın yayılmasına neden oldu.Bu insanlar yıllarca bu doğruyu her zaman için hiçbir ırk ayrımı yapılmaksızın "Ne mutlu T.C. vatandaşıyım" dediler ancak bu görüşleri güya düşünce özgürlüğü olan ülkemizde ırkçılar tarafından çoğu zaman ırkçılık gösterilerine dönüştü.
Onların suçları sadece gerçek vatansever olmalarıydı.Onların suçları bütün halkları eşit saymalarıydı.
İşte durum böyleyken güya kendilerini Cumhuriyet savunucuları ilan eden bu kişiler herkesten çok vatansever kesiliyorlar ve gerçekleri göremeyen insanların beyinlerine girmeye çalışıyorlar.
dus_sokagi 25.02.2007, 00:27 hic bi yorum yapmaya gerek yok eline saglik buralara tatisdigin icin yureyine saglik
Gerçekten güzel bir yazı olmuş eline sağlık...
doctorctf 25.02.2007, 00:55 milli duyguları kabarmış bir avuç zavallı insan...
bir de sanatçı olduklarını iddia ediyorlar.bir insanı harcamak bu kadar mı kolay?
nerde sizin sanatçılığınız,nerde insan sevginiz,nerde aydın düşünceniz...
bu ülkede doğruyu söylersen suçlusun ama susarsan,haksızdan yana olursan en iyi insan sensin...
lamekan bawo 25.02.2007, 01:38 Ülkeyi koruduğunu düşünen bir grup, insan olduğunu zanneden yaratıklar, vatanı o kadar severlerki, askerlik yapmamak için girmedikleri delik, aramadıkları dayıları kalmaz.... Üç kuruşluk reklamları için zerre kadar küçük olan gururlarını ayaklar altına alıp, Türkiye diye bağırırken, zamanında bu vatan, bu halk için savaşan gençlerimizi; Denizi,Sinanı,Hüseyini tanımıyan bu faşistler, Sırf çıkarları için Türk oldukları halde, eurovision yarışmasında İngilizce şarkılar söylerler.....
Bırakın bunları, soytarılıktan vaz geçin, İnsan olun bu vatanı seviyorsanız, o yeter....
Türk Kürt Kardeştir bu böyle biline....
firariHH 25.02.2007, 18:48 tesekkür ederim cok güzel anlamli bir paylasim olmus!!
spartacus 25.02.2007, 20:26 http://www.youtube.com/watch?v=Yc2qpqjBKg4&mode=related&search=
işte ulus devlet işte ne mutlu türküm diyen ve dersimde katliam yapıp zozoları<ermeniler< bitirdik sırada lololar<kürdler<var onlarıda bitirirsek anadolu türk yurdu olacak diyen faşist turani akım ve sonuçları.
saygılar...........
spartacus 25.02.2007, 22:45 Ahmet Kaya'ya linç girişimi yapanların başında gelen Reha Muhtar vatan gazetesinde çıkan yazısında hala linçin arkasında duruyor. Bu yazıyı sizlerin düşüncelerinize sunuyorum.
Beni çok yanlış anladınız hanımefendi!..
Önceki günkü “Olaylı Gece” yazımla ilgili Ahmet Kaya’nın eşi Gülten Kaya’dan bir mail aldım...
O maile vereceğim çok cevap var...
Üstelik ağır cevaplar var...
Ama yapmayacağım...
Ortamı daha fazla germeyeceğim...
Gülten Hanım’a önerim, o yazıdan sonra bana yüzlerce maile ilişik gönderilen, Ahmet Kaya’nın bir yurt dışı konserine göz atması...
Yüzlerce okuyucu Youtube’daki konserin görüntüsünü ve şarkısını soruyor bana...
Ben, o yazıda, bu gergin günlerde yine yeni gerginlikler yaratmamak için o sözleri, o şarkıları hatırlatmadım...
O ses ve görüntü montajlanmış bir prodüksiyon muydu?..
Hiç sanmıyorum...
Bir şeyi çok iyi bilmenizi isterim hanımefendi...
Benim karşı çıktığım, o gece “o insanların olay yaratan protestosudur...”
Benim savunduğum, Kürtçe klip çekilmesinin en doğal hak olduğudur...
Bunu “çok da uygun olmayan bir ortamda” söyleyen bir kişiye yönelik, kabul edilemeyecek derecede gerilen ortamı, herkesin “doğduğu memleketin” şarkısıyla yumuşatmaktır...
***
Beni yanlış anladınız hanımefendi...
Şimdi, internette dolaşan konser görüntülerini, Türkiye’ye hatırlatmayın lütfen...
Sakın ola ki, o şarkılarda hâlâ ortamı germemek uğruna söylemediğim o sözleri “anlayışla” karşıladığımı da zannetmeyin hanımefendi...
Ahmet Kaya davalarındaki ‘hukuk’u eleştiriyorsunuz...
Saygı duyarım eleştirinize...
Yayınlanmış haberleri kendinize göre hatalı ve yanlış buluyorsunuz...
Kimin nerede ne yaptığını tek tek bilemem, ama buna da saygı duyarım...
Bu ülkenin görüşlerinizi belirtmenize saygı duyacağı bir ülke olmasına çalışırım...
Ama bir konuda sakın hata yapmayalım hanımefendi...
Bu satırların yazarı, sizin görüşlerinize katıldığı için, o olaylı gecenin perde arkasını yazmadı önceki gün...
O yazıyı yazmasının nedeni aydınlanma çağının ünlü düşünürü Voltaire’in tek bir sözüdür:
“Fikirlerinize sonuna kadar karşıyım... Ama onları savunabilmeniz için ölmeye hazırım...”
Voltaire komünizmden teokratizme kadar bu ilkeyi en rizikolu kesimlere karşı benimsemiş insanları arıyor...
Benim etkilendiğim kişi Voltaire’dir hanımefendi...
Yoksa benim etkilendiğim, bazı yurtdışı konserlerinde, hayatım boyunca kabul edemeyeceğim o şarkılardaki nakaratı söyleyen kişi değil...
Voltaire’in sözlerinin ne kadar doğru olduğunun farkındayım...
Aynı yazıya, sizin dahil olduğunuz rizikolu kesimlerden, zıttınızın dahil olduğu rizikolu kesimlere kadar, zıt ifadelerle, aynı minvalde tonlamalar geliyor...
***
Önemi yok...
“Kürtçe klip yapacağım” diye haykıran adamın o salonda yol açtığı patlama ve devamında ona sunulan küfür ve hakaretlere tanıklığınıza rağmen mi (teşekkür ederim hiç olmazsa sanık yerine koymama dürüstüğünü gösterdiğinize) oluşturdunuz ‘o derin’ koroyu?..” diye sormuşsunuz...
Tam da onun için oluşturdum o koroyu...
İki şeyi karıştırıyorsunuz...
O gece marş okutanlar başkalarıydı...
Onlar dakikalarca sahnede kaldı...
Protestolar daha da arttı...
Herkes ayaklandı...
“Memleketim” şarkısı o ayaklanmaya karşı ‘derin’ olmayan son bir barikattı!..
Çünkü her ne kadar bazıları tekeline almaya çalışsa da “Memleketim şarkısında bütün dilleriyle, bütün kültürleriyle, bütün memleket vardı...”
Militer değil sivildi...
Sert değil, yumuşaktı...
Türkçe’yi, Kürtçe’yi, Lazca’yı, Çerkezce’yi, Arapça’yı tüm dilleri kapsıyordu...
Ben o hareketi Voltaire’e inandığım için yaptım...
Memleketimi sevdiğim için ve aslında eşinizin de o güne kadar ki şarkılarını çok sevdiğim için yaptım hanımefendi...
Ama sakın beni yanlış anlamayın...
Ben o şarkıları sevdim...
Yurtdışı konserlerinde infial duyduğum o sözleri değil...
Yazının nedeni benim Voltaire’e olan hayranlığım...
“Fikirlerinize sonuna kadar karşıyım... Ama onları savunabilmeniz için ölmeye hazırım...”
Hepsi bu hanımefendi...
Reha Muhtar
08 Şubat 2007 / Vatan gazetesi
Serkan_Devrim 25.02.2007, 22:59 'Ölürsem beni topraklarıma gömün'
Ahmet Kaya, son röportajımda 'Kalp krizinden ölmeyi yaşam boyu istemedim' demişti
Yine bir Kasım'dı. 1996 yılının 22 Kasım'ı... Aynalar Belgeseli için Ahmet Kaya'nın evinde çekim yapıyorduk.
İlk sorulardan pek formda olmadığını hissettim. Çekimi durdurup "Hadi Boğaz'a gidip bir tek atalım" dedim. Adeta bunu bekliyordu. Rumelihisarı'nda bir dost restoranında yer ayırttı.
"Stüdyo"yu oraya taşıdık.
Önce sofrayı, sonra seti kurduk.
Kameranın yakın planında sadece omuzdan yukarısı görünüyordu, ama kameranın görmediği bölümde önünde rakı sofrası, kucağında bağlaması, karşısında ben vardım.
İçti, çaldı, söyledi, anlattı.
Anlattıkça açıldı. Öfkelendi, duygulandı, hüzünlendi ve bir yerde söz özüne geldi. Çakırkeyifti.
Gözleri dolarak adeta bir vasiyet yazdırır gibi şunları söyledi:
ÖLÜM HER YERDEN ÇIKABİLİR
"Her zaman söylemişimdir. Ölmek benim için ne meziyettir ne de kayıptır. Hasbelkader bu ülkede demokrasiyi savunan bütün insanlar için aynı şey geçerlidir. Hayatımda bir takım şeyi özlemişimdir. Ben pimpirikli bir insanım aslında yani kalp krizinden ölmeyi yaşam boyunca istemedim. Ama ölümün adresi yok bu ülkede. Nasıl hangi koşullarda nasıl olursa olsun. Her zaman söylediğim bir şey vardı. İki metrelik kefen bezimi arka cebimde bulunduruyorum. Bu her yerde olabilir. Faili meçhullerin gittiği yerde, İstanbul'da herhangi bir sokağın ortasında da olabilir. Evin önünde de olabilir. Yani işkencehanelerde bile olabilir. Bunlar hiç önemli şeyler değil".
BU ÜLKEYİ ÇOK SEVDİK
"Ama şu bilinsin ki bütün Kürtler bu ülkeyi çok sevdik. Ve her zaman şunu söylemişimdir: Ben öldüğüm zaman, beni topraklarıma gömün. Yani götürüp İstanbul'un herhangi bir yerine gömebilirsiniz. Biz bu ülkeye baştan beri ortaktık. Ne toprak ne bilmem ne, ne ayrı bir bayrak, ne ayrı işler, ne ayrı bir kültür. Hayır. Biz binlerce yıl daha Türk bayrağı altında yaşayacağız. Ama Kürt kimliğiyle yaşayacağız. Bunun ötesi yok. Bütün mesele budur. Ben bir Kürt'üm. Türk vatandaşı olarak Kürt gibi yaşamak istiyorum bütün mesele budur. Başka bir derdim yoktur. İnsanlardan fazla bir şey istemiyor ki insanlar, Türkiye bölünsün istemiyorlar. Böyle bir şey yok ki. Ne olur yani? Benim insanım çıksa, o birinci sınıftaki ilkokul talebesi, kendi diliyle ilkokul şarkılarını söylese çok mu kötü olur? Bir tane Kürt bir Türk'e 'merhaba' dese Kürtçe kötü bir şey mi? Yunanlı geliyor 'merhaba' diyor da Yunanca, bizim Türk kızmıyor biliyor musun? Binlerce yıllık düşmanı. Binlerce yıl yan yana yaşadığı bir Kürt, kalkıyor 'merhaba' diyor Türkler bu kadar tepki gösteriyor."
"Ama usta sana bir şey söyleyim mi, fazla zamanları yoktur. Çok fazla zamanları yoktur. Ha bu arada bunu derken Türkiye'de silahlı mücadeleyi savunan Türkiye solu var. İşte katleden, öldüren, yokeden, götüren. Hiçbir siyasi ideolojik perspektifini ortaya koymadan. Kesinlikle ben bunları savunmuyorum ve tamamıyla reddediyorum. Bir kere daha söylüyorum, Türkiye'de bir Kürt insanı var. Bu ülkenin bölünmesini değil, birleşmesini ve her zaman birleşmesini ve birleşik kalmasını sağlıyoruz. Bu böyle biline. Ha bunu yanlış anlayan insanlara da bunu anlatırız."
http://arsiv.sabah.com.tr/2000/11/18/b11.html
Vatan Haini / Nazım Hikmet
"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
28.7.962
Ahmet KAYA'ya reva görülenlerden sonra, Reha MUHTAR gibi sistemin devşirme tosuncuklarını tanımlayabilecek ne olabilir diye düşündümde Nazım'ın şiiri aklıma geliverdi hemen! Gözlerimizle gördük amigo tavırlarınızı Sayın-Saygın Muhtar! Demokrasiden sözetmekte çok geç kalmadınız mı Sayın Muhtar? Kimi kandırabilirsiniz bunca haysiyet cellatlığından sonra Sayın Muhtar...
spartacus 26.02.2007, 00:25 Reha Muhtar’a Açık Mektup ve 06 Şubat tarihli Vatan Gazetesindeki “Ahmet Kaya Ve O Gece” başlıklı köşe yazısına zorunlu bir yanıt! (*)
06 Şubat tarihli Vatan Gazetesindeki köşe yazınıza “Hayat gösterildiği gibi değildir” cümlesiyle başlamışsınız. Benim yıllardır süren suskunluğumu tetikleyen tam da bu cümle oldu! Sizin deyiminizle ‘Anchormen’ olduğunuz yıllarda, yani 'hayatı başkalarına göstermeyi meslek edindiğiniz’ ve ‘kendi hayatınızı insanların algıladığı gibi yaşamadığınız’ yıllarda bu ülke ‘yazarı, sanatçıyı, gazeteciyi sınırsız ve sonsuz düşünceleriyle koruyabilen özgürlükler ve medeniyetler toprağı’ değilken, hazindir ama halâ değilken, siz halâ ‘hayatı başkalarına göstermeyi meslek edinenlerden’ iken, bu çok sevdiğinizi iddia ettiğiniz ülke adına halâ samimi ve dürüst bir özür büyüklüğü göstermiş değilsiniz! Size tuttuğum aynada kendinize bir kez bakın hiç değilse.
‘Başı belada’ olanların memleket sevgisini ölçmek için kendinizce biçtiğiniz rol/kostümü giymeyen herkesin karşısında sahne sıranızı ‘Memleketim’ şarkısıyla ifa ettiğiniz günlerden şimdiye memleketimin bazı çocukları babasız kaldılar. Siz o şarkıyı detone sesinizle icra ederken memleketimin bazı çocukları ‘dilini ve yağmurlarını bile tanımadıkları’ başka bazı memleketlerde ‘düşüncelerinin sınırsız ve sonsuz korunmadığı medeniyet toprağı’ memleketlerinin neden uzağına düşürüldüklerini düşünerek üşüdüler ve başka medeniyetlerin topraklarına gömüldüler.
Sizin, ‘hayatı gösterme’ yükümlülüğü taşıdığınız yıllarda içine sığ(ın)dığınız o korunaklı ekranın karşısında oturanlardan biri, ‘başı belada’ olan adamın o sıralarda on bir yaşında olan kızıydı ve bir ‘Ancorhman’in onun tonton babasını hoyratça didiklemesini izliyordu. Bu memleketin, babasından yoksun bırakılan o güzel kızı şimdilerde 20 yaşının algısıyla bu kez köşe yazınızı okuyor, hayata dair en güzel değerlerden ‘dürüstlük’ , ‘samimiyet’ , ‘cesaret’, ‘memleket sevgisi’ kavramlarını iyi bilerek… Sevgili Rakel ve Hrant Dink’in güzel kızları Serra ve Delâl gibi…
Şimdi ben göstereyim hayatı biraz;
Ekranınızda ‘başı belada’ olan adamla ilgili yaptığınız dizi/haberin reytingi yüksekti haklısınız ama siz de bilirsiniz ki bunların hepsi ‘geçici zaferler’ ! Sizin gibi habercilerin iddiaları ‘iddia makamlarını’ harekete geçirdi doğru ama o dosyalar sonuçsuz kapanırken, bizim gözlerimiz, size düşen ‘hayatı gösterme’ yükümlülüğü(!) gereği giydiğiniz cübbeyi görüyordu.
10 Şubat 1999 tarihinde, sadece bir başarı ödülünü almaya giden, sizin deyiminizle “biraz içkili, biraz muzip, biraz da hayata meydan okurcasına “Kürtçe klip yapacağım” diye haykıran” adamın o ‘salonda yol açtığı patlama’ ve devamında ona sunulan çatal-bıçaklara, küfür ve hakaretlere tanıklığınıza rağmen mi (ki ben de oradaki varlığınızın tanığıyım) oluşturdunuz o ‘derin koro’yu? Kalbim çook derin sızlıyor!
Bir ‘Anchormen’ bir müzik ödülü toplantısında hangi refleks ve içgüdüyle apar-topar koro şefliği görevi edinerek bir koro oluşturur ve o koroya ‘Memleketim’ şarkısını okumayı dayatır? Yanıt; ‘başı belada’ adamın anadilinde bir şarkı okuyarak ‘memleketi’ böleceği (!) durumlarda.
Bir ‘Anchormen’ in haber ekranında dakikalarca süren ilk haber, (hayatı göstermek adına) doğru kaynak ve doğru bilgiye dayandırılarak dünyanın ya da memleketin en önemli gündemi olmak zorunda değil midir? Şahsınıza ait haber tarzınızın, hiçbir doğru kaynak ve bilgiye dayandırılma gereksinimi duyulmadan bazı hayatları bölmek, parçalamak, yargılamak biçiminde olmasını kim unutabilir ki? Ah arşivlerin tarihsel önemi…
Bir ‘Anchormen’ ekranında yargı kürsüsü kurmak yerine, ‘başı belada’ adamın 1993 yılında Berlin’de bir konser yapıp yapmadığını son derece basit bir çalışmayla öğrenmeyi akıl etmez değil eder ama sorun bu değil değil mi? Ah reyting müptelalığı!
Bir ‘Anchormen’, kendisini ekranında mütemadiyen yargılamakla yükümlü kıldığı bir adamı ekran kürsüsüne çıkarırken, arşivinde o adama ait başka hiçbir görüntü bulamadığı için mi (tabi hayatı doğru gösterme adına) özellikle bir fotomontaj görüntüyü ısrarla, haftalarca, aylarca kullanır? Ah hayata topyekûn hükmetme egosu!
Sayın ‘Anchormen’;
Mesleğinize ve memleket hukukuna yaptığınız katkının belgeleri hayata ve hukuk tarihine verdiğim önem gereği benim arşivimde var. ‘Başı belada‘ adamın bir ‘Anchorman’in memleketsel kaygılarla yaptığı haberlerinden oluşturulmuş iddianamesini ve sadece bu haberlere dayandırılarak yargılandığı dosyalarından birini okumak isterseniz ofisime beklerim.
Sahi, o dosyalardan birinin adı ‘ilahi hukuk komedyası’ mı olmalı, yoksa ‘ilahi memleket komedyası’ mı aklım karıştı ama nasıldı ‘başı belada’ adamın son şarkısının sözleri?
“Ya beni sararsa MEMLEKET HASRETİ” ?
Gülten Kaya
(saol dost..gerçekten o videoları izlerken yine tutamadım kendimi..bilmiyorum yüreğimde özel bir yeri var Ahmet Kaya'nın)
maalesef Türkiye'de kendini ifade eden,kimliğini ortaya koyan,kısacası KENDİNİ KENDİ KİMLİĞİYLE yaşamak isteyen insanların ölümleri birer dolaylı cinayettir zaten...hepsinin perde arkasında faşist,ırkçı,kendisinden başkasının düşüncesine,yaşayış biçimine,kültürüne tahammül edemeyen bencil katil ruhlu insanlar var....ve sığındıkları tekşey TC. ve türk bayrağı...savundukları değil sığındıkları...çünkü aslında savunmuyorlar....sadece bu cümle onların faşist eylemlerini ırkçı düşüncelerini faaliyete geçiriken yardımcı oluyor...evrimini tamamlayamamış ırkçı faşist kendine insan diyen ama benim gözümde ve dilimde onlara isim dahi bulmakta zorlandığım mahlukatlar olduğu sürece yazık ki hergün biraz daha zehirleneceğiz...
KİMLİĞİMİZİ ÖZGÜRCE YAŞAYACAĞIMIZ GÜNLERİ GÖRMEK UMUDUYLA...
spartacus 26.02.2007, 00:35 http://www.youtube.com/watch?v=BwT_syHjmDY
suyunsesi 26.02.2007, 01:53 Sevgili spartacus böyle bir topik açtığın için teşekkürler
Evet dostum bu ülkede Ahmet kayayı böyle bir linç girişimiyle sürgüne gönderdiler bakın o geceden sonra hürriyet gazetesi şöyle bir manşet attı
‘Ayıp ettin gözüm’
Ahmet Kayanın Kürdistan haritası önünde şarkı söylerken görünen bir fotoğrafı konulmuştu ve fotoğrafın 1993 Almanya Berlin’de verilen bir konserde çekildiği yazılıydı. Halbuki 1993 yılında Ahmet Kaya yurt dışına hiç çıkmadı ve böyle bir konser hiç olmadı. Fotomontaj fotoğraf.
Zaten bu fotorafta ahmet kaya beraat etti
Yargılama sürecinde mahkeme Hürriyet gazetesine ‘elinizde bu konuyla ilgili orijinal fotoğraf ve belgeleri gönderin’ diye aylarca yazdı.
Yanıt veremediler. Mahkeme polis zoruyla yapılmasına karar verince gazetelerin avukatları mahkemeye ellerinde konuyla ilgili belge ve fotoğraf olmadığını anlatan bir yazı sundular. Ama zaten Ahmet Kaya linç edilmişti o sürede.
Yüz binlerce kişinin eline geçen bir gazete bunu tepesine taşırsa, okurun kafasında bir kanaat oluşur.
Ahmet Kaya Edirneden Ardahana kadar ülkesini çok sevdi ve ülkesinde doğduğu gibi ülkesinde ölmekti son arzusu ama bunu ona çok gördüler...
Sevgili Gülten kayanında dediği gibi Ahmet Kaya ya reva görülen dolaylı bir cinayettir...
spartacus,paylaşımın için teşekürler.
ülkemizin içler acısı bu durumu halen davam etmektedir,ahmet kayaya yapılan o hain saldırılar yalnız ahmet kayanın şahsına deyil ,halkların kardeşliyine yapılan saldırılardır,ve onun gibi saldırılar günümüzdede davam etmektedir.
ulkede barışın sağlanmasını istemiyen bazı çevreler ve faşist sermaye odakları , diş emperyalist güçlerin isteklerini yerine getirmek için adete yarış içindeler,çikarları için ülkenin bölünmesine bile ön ayak olan bazı çevreler vatan edebiyatı yaparak adete vatanı bağımlı hale getirdiler,enbüyük sılahları basındır ve görsel yayınlardır.
yaşasın halkların kardeşliyi
.yaşasın ülkenin bağımsızlığı.bağımsızlık, kardeşlik özgürlük ve sevgidir
edirne kapısı zordur geçilmez;
uzaktır memleket kolay gidilmez
DAĞDA AÇAN ÇİÇEK ŞEHİRDE BÜYÜMEZ,
koma beni buralarda gözünü seveyim
zincir vurma yüreğime; bırak döneyim...
spartacus 26.02.2007, 21:33 AÇIK MEKTUP 2
Sayın; Reha Muhtar
Benden aldığınızı belirttiğiniz maili, talep ve rica belirttiğim halde köşenize taşımak yerine (kendinizi o yıllarda da iddia, yargı, infaz makamı olarak görüyor ve Ahmet Kaya’nın kendisini ifade etmesinin önüne geçiyordunuz, değişen bir şey yok sizin cephenizde) bana, okurlarınızın bilmediği bir yanıt üzre yanıt yetiştirmeniz, Voltaire’den alıntıladığınız o değerli sözlerin içini boşaltmış olmadı mı? “Hani benim ‘saygı duyulan’ yaklaşımlarım nerede?”
Beni özellikle ‘özel’ değil, ‘kamuya açık’ bir alanda yanıtlarken, aba altından soba göstermeye çalışarak Voltaıre’in (ki iyi ki biliyor ve benimsiyorsunuz) o değerli sözlerine de yeniden ters düşmüş olmadınız mı?
1999 yılında ‘Anchormen’ iken siz; ekranınıza taşıdığınız, haberini yaptığınız, yargılanmamızı sağladığınız ve kendinizce sonuçlandırdığınız, şu sıralar milyonlarca insan tarafından izlenen bir açık alanda (YouTube) yayınlanan ve/fakat ceketinizin altından bana göstermeye çalıştığınız “…vallahi apo’yu özledim..” sopasını Voltaire görseydi “Bırakın isteyen istediğini özlesin” der miydi bilemiyorum ama ben şunu diyorum:
• Biz 1999 yılında yapılan bir ödül gecesinin gecikmiş değerlendirmesini yaparken ve ben sizi eleştirirken, “…ama sen de şunu yapmıştın” tavrını çocuksu, masum bir savunma gibi mi algılamalıyım, yoksa, “ sen onu söylersen ben de seni babama söylerim” biçiminde yedeklenmiş “hıımm, yakarım ha, ona göre” diye bağıran bir ince tehdit gibi mi? Olur a, bitmek bilmeyen ve memlekete kasteden ‘kasetler savaşı’ yeniden başlıyordur…
• Ben 1999 yılında (‘araştırmadan’ haber yapan) iddialı bir habercinin ekranında günlerce duvar kağıdı gibi duran/yayımlanan bir fotomontaj fotoğraftan (üstelik Ahmet Kaya’nın yargılanmasındaki payından) söz ederken, bunun öz-eleştirisini yapmak ve benim insani anlamda koluma girmek yerine, o yıllarda Hürriyet Gazetesinin (‘olmayan’ belgeyi kendilerince ‘uygun’ zamanlamayla ) manşete sürmesi gibi bayat bir yöntemi denemeniz “hiç mi ders çıkarılmaz” dedirtecek kadar vahim!
• Bana vereceğiniz ama kıyamadığınız(!) için veremediğiniz o ‘ağır cevap’ ne ola ki demiyor ve duyuyorum cevabı(nızı); “Ey Gülten Kaya! Elimde Youtube’da milyonlarca insanın izlediği öyle görüntüler var kiii….” Evet var! 1999 yılında bunu başta siz olmak üzere, tüm ulusal TV kanalları ana haber bültenlerinde uzun uzun, tekrar tekrar yayımladı, davası açıldı. Dünya Barış Günü’nde, Almanya’da yapılan yüz bin kişilik bir stadyum konserinde, eşim Ahmet Kaya sahnede bir doğaçlama yapıyor. O sırada Abdullah Öcalan yakalanmış ve ‘ Eğer kendisine bir fırsat verilirse bundan sonra Kürt ve Türk halkının barışı için çalışacağını’ söylemiş. Ahmet Kaya’da sahnede o zamana kadar ve sonrasında hiçbir albümünde ‘beste’ ya da ‘şarkı’ olarak yer almamış bir doğaçlama yaparak, nakaratlarında “…vallahi barışı özledik/vallahi Apo’yu özledik…” demiş. Yani; “artık barışı savunan bir Apo’yu özledik” (ki bunu da kendisi açıkladı zaten sağlığında) demiş. Peki nasıl açıklayalım şimdi bana sopa gösterme gayretinizi? Gördüğünüz gibi reddetmiyorum bunu! Çünkü fotomontaj değil!
• Bir sanatçının, bir insanın barışı savunan tavrını özlemesini onun yokluğunda hangi ‘hassasiyetle’, hangi ceza maddesine sığdıracağız şimdi? Suç duyurunuzu yapmanızı kolaylaştırmaktan başka ne yapabilirim? ‘Hassasiyetinizin’, memleketimizde ‘yükselen ırkçılığa’ tekabül ettiğinin farkındayım elbette. Yeniden giydiğiniz cübbenizi de görüyorum ve/fakat memleketinden yoksun bıraktığınız olası sanık(!) başka bir memleket toprağına ‘emanet’ edildi yazık ki... Ancak itiraf etmeliyim ki büyük payınız olduğunu şok edici bir biçimde algıladığınız Türkiye’nin geldiği yer sizi bile ürküttü. Sanıyorum bu nedenle geçmişe bakıp, masum olduğunuza kendinizi ikna etmek istiyorsunuz. Haliyle ikna olamadığınızda da öz-eleştiri yerine, yeniden, aslında en masumun siz olduğunu duyurmak istiyorsunuz. Çünkü vicdan dimdik karşımızda duruyor!
• Ben sizi ‘yanlış anlamam’ beyefendi! Bilmemi istediğiniz her şeyi biliyorum, rahat olun siz… Samimiyetinize inanmayı çok isteyerek, ‘Kürtçe klip çekilmesinin en doğal hak olduğu’ sözlerinizden yola çıkarak söylüyorum; o video klip yapıldı ve o ‘Kürtçe’ şarkı (sizler yayımlamasanız da) yayımlandı. Milyonlarca Türkiyelinin iradesi ve sevgisi ile biz hâlâ Ahmet Kaya’yı konuşuyoruz bildiğiniz üzre. Hatta Ahmet Kaya’nın üstte yer alan doğaçlaması da ekranınızdan tüm ülkeye defaatle gösterildi. Gördüğünüz gibi memleketimiz tek parça halinde yerinde duruyor ve duracak da! Bir gün görüntülerini de bizatihi izlemenizi istediğim ve/fakat sizlerin sandıklarında kalan ve hiç yayımlanmayan Ahmet Kaya sözleri nasıldı hatırlıyor musunuz?
“Bu ülkeyi bölmek isteyen de, bölen de şerefsizdir”!
Ah keşke bir şarkı gibi güzel olan memleketimizi, Ahmet Kaya’nın şarkılara duyduğu aşk kadar kutsadığı memleketimizi onun kadar sevse herkes…
Ve herkes bir diğerinin fikri için canını verse…
Verse!
Gülten Kaya
Merhaba canlar GÜLTEN KAYA roportaji daha önce verildigi icin
bu roportajin ardindan gelisen gülten kaya ve reha muhtar yazismalarini vede medyamizin marifetlerini yayinliyorum tesekürler
özür ve saygilar dostalar
iyi seyirler
http://http://img86.imageshack.us/img86/6470/vahsidh5.jpg (http://imageshack.us)
http://http://[IMG]http://img86.imageshack.us/img86/6932/rehadd4.jpg (http://imageshack.us)
suyunsesi 06.03.2007, 14:00 Daha önceden verilmişti
http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=27137
iyi formlar
gülten kayanin cevabi
http://http://img220.imageshack.us/img220/2514/kayakr7.jpg (http://imageshack.us)
Olsun belki aramızda okumayanlar vardır. Güncelliğini korur ve herkes okur...
D-e-v-r-i-m-c-i 06.03.2007, 16:10 evet bencede iyi olmuş verilmesi.ahmet kayaya yapılanlar unutulmamalı.kahrolsun gerici,faşizan düşünceler ve kahrolsun o gecede ahmet abiyi üzenler.saygıyla anıyorum...
volkan gedik 27.03.2007, 18:44 ben yazıyı yenı gorenlerdenım ve cok sıkı bır ahmet kaya hayranı oldugumu belırtmek ısterım.. sanırım o olaylar oldugunda ben daha 13-14 yaslarındaydım ama bazı seylerın bılıncındeydım...Ahmet Kaya o zaman ben bir kurtce parca yaptım ve buna da klıp cekmek ıstıyorum, sızlerınde bunu anlayısla karsılayacagınızı umut edıyorum demıstı... ama hersey Ahmet Kaya nın umdugu gıbı olmadı, bir şerefsizin(serdar ortaç) yüzünden evınden, vatanından, cocuklarından, arkadaslarından... kısacası dogdugu buyudugu bu vatandan gıtmek zorunda kaldı...
evet Ahmet Kaya ben kasetıme kurtce bır parca koydum dedı ortalık bırbırıne gırdı.. pekı gelın bır de bugune bakalım... kurtceyı bılmeyenler bıle kurtce muzık soyluyor, hatta ımparator denen şahıs kasetlerıne kurtce muzık koyuyor ama o el ustunde tutuluyor, ne yazak ki bizim içimizden gelen, bizim sesimiz olan Ahmet Kaya kaçak durumuna düşüyor ...
sizce de adil bir davranış mı?
son olarak sunu da soylemek ıstıyorum.. bende bır kurdum yazımı okuyon kurt arkadaslar varsa yanlıs anlamasın benı ben kurtce muzıge karsı degılım sadece yapılan haksızlıgı soylemek ıstedım... saygılarımla
İki konuyu birleştirdim.
Ahmet Kaya Kürtçe bir türkü söyleyeceğim ve bunu yayınlayacak yürekli insanların olduğuna inanıyorum demişti eğer yayınlamazlarsa Türk halkıyla nasıl hesaplaşacaklar düşünsünler tarzı bir cümle söylemişti ancak söylediği dönem milliyetçiliğin poh pohlandığı bir dönemdi.
Onun ayağını kaydırmak isteyenler için ellerine bir fırsat geçmişti Serdar Ortaç Gibi "POP"çular türlü medya maymunları orda ayağa kalkıp 10.yıl marşını söylemişlerdi. Bu şahıslar halen Tvlerde yanlarına aldıkları yeni dostlarıyla(Ajdar, popstar birinciler vs) şovlarına devam ediyorlar tabi onlar öldüklerinde Ahmet Kaya kadar değerleri olmayacak bunu da bilmiyorlar.
dus_sokagi 28.03.2007, 00:52 İki konuyu birleştirdim.
Ahmet Kaya Kürtçe bir türkü söyleyeceğim ve bunu yayınlayacak yürekli insanların olduğuna inanıyorum demişti eğer yayınlamazlarsa Türk halkıyla nasıl hesaplaşacaklar düşünsünler tarzı bir cümle söylemişti ancak söylediği dönem milliyetçiliğin poh pohlandığı bir dönemdi.
Onun ayağını kaydırmak isteyenler için ellerine bir fırsat geçmişti Serdar Ortaç Gibi "POP"çular türlü medya maymunları orda ayağa kalkıp 10.yıl marşını söylemişlerdi. Bu şahıslar halen Tvlerde yanlarına aldıkları yeni dostlarıyla(Ajdar, popstar birinciler vs) şovlarına devam ediyorlar tabi onlar öldüklerinde Ahmet Kaya kadar değerleri olmayacak bunu da bilmiyorlar.
can onlar yasarken bile okadar deyerleri yok oldukten sonra deyerleri olsun.
Konu başlığı gerçektende takdire şayandır ve de çok mantıklı.Aslında içimden bir ses hala büyük sanatçımızın ölmediğini söylüyor.
Belkide bunun sebebi,ben ve onu benim gibi diğer sevenlerin bunu kabullenmek istememeleridir.
spartacus 17.11.2007, 22:16 Geç kaldınız gözüm!
Ahmet Kaya 16 Kasım 2000’de 43 yaşındayken Paris’te hayatını kaybetmişti. Onu sürgüne götüren süreç ise Kürtçe klip yapmak istemesiyle başlamıştı.
Ahmet Kaya yedi yıl önce bugün, sürgün yaşadığı Paris’te geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Kaya’nın ölüm yıldönümü bir dönem damgasını vuran emekli komutanların, peş peşe ‘Kürt sorununda hata yaptık’ itirafında bulundukları günlere rastladı. Bu ‘hata’ların mağdurlarından Ahmet Kaya için sürgün günleri, 10 Şubat 1999’da Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül gecesinde başlamıştı. Kürtçe şarkı ve klip çekmek istediğini açıkladıktan sonra salonda bulunanların saldırısına uğramış, ardından tutuklanmış ve hakkında davalar açılmıştı.
Ahmet Kaya’nın ölümünün yedinci yıldönümünde Taraf’a konuşan eşi Gülten Kaya, emekli komutanların ‘hata yaptık’ itiraflarını, ‘geç kalmış ve samimiyetten uzak açıklamalar’ olarak değerlendirdi.
Gülten Kaya’ya göre yedi yıl önce olduğu gibi bugün de Kürtçe müzik yapmak isteyen sanatçılar engellerle karşılaşıyor, çeşitli nedenlerle haklarında soruşturmalar açılabiliyor. Kaya, “Emekli komutanların itiraflarını samimi bulmuyorum, bu dönemin özeleştirisini olarak da görmüyorum. Bu politikalar yüzünden büyük acılar çekildi. Söz konusu itirafların günlük hayatımızda da çok karşılığı yok. Bugünün askeri ve siyasi kadroları kültürel hayatı baskı altına alan politikalarda ısrar ediyor.” dedi.
Başına neler gelmedi ki?
Her şey Ahmet Kaya’nın 10 Şubat 1999’da katıldığı Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül törenin de yaptığı konuşmada, yeni albümüne Kürtçe bir şarkı koyduğunu ve buna klip çekmek istediğini söylemesiyle başladı. Bu konuşmadan sonra geceye katılan Serdar Ortaç, Ercan Saatçi, Reha Muhtar, Şenay Düdek gibi isimlerin de bulunduğu kalabalık bir grup önce sözlü olarak daha sonra da çatal bıçak fırlatarak Ahmet Kaya ve eşine saldırdı.
Dört gün sonra Hürriyet gazetesi “Ayıp Ettin Gözüm” manşetiyle Ahmet Kaya’nın 1993 yılında Berlin’de bir konserde Kürdistan haritası önünde verdiği iddia edilen konserin fotoğrafını yayımladı. Bir gün sonra Ahmet Kaya tutuklandı. Daha sonra serbest bırakılan Kaya hakkında ‘bölücülük propagandası yapmak’ ve ‘terör örgütüne yardım ve yataklık etmek’ suçlarından 13,5 yıla kadar ağır hapis cezasıyla dava açıldı.
Hürriyet gazetesi mahkemenin tebligatına rağmen yayınladığı fotoğrafların orijinalini mahkemeye teslim edemedi. Bu arada Ahmet Kaya, Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Avrupa’dayken hakkında açılan dava ise 3 yıl 9 ay hapis cezasıyla sonuçlandı. Ahmet Kaya 16 Kasım 2000’de Paris’teki evinde kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.
NEDEN ŞİMDİ İTİRAFLAR
Aytaç Yalman: Türkiye’nin sorunu henüz sosyal boyuttayken doğru okuması gerekirdi. Bu yapılabilse sorun belki sosyal aşamadayken çözülebilirdi. Oysa bizler o dönemde, ‘Kürt yoktur’ diye eğitilmişiz. Sosyal istekleri bile ‘yıkıcı faaliyetler’ olarak görmüşüz.
Kenan Evren: Kürtçeyi yasaklamak hataydı. 12 Eylül’de bir hatamız da oydu. Kürtçeyi yasakladık. Şöyle yasakladık: Konuşmalarda, mitinglerde, şurada burada Kürtçe konuşulmayacak.
Hilmi Özkök: Türkiye’de bir Kürt gerçeği var. Halkımızın bir bölümü kendini kök itibariyle Kürt olarak tanımlıyor.
‘O GÜN’ NE DEMİŞLERDİ?
Ertuğrul Özkök:
O gece orada birçok gerçek sanatçı vardı.Her biri Türkiye'nin yüzünün akıydı, Türk halkının hayatının güzelleşmesi için çok güzel şeyler yapmıştı. Bütün bunlar içinde bir tek çirkin adam çıktı. O da ne yazık ki Ahmet Kaya idi.
Oktay Ekşi:
Ciddiye alsan değmez. Çünkü hançeresinden çıkan sesin ona para kazandırmasından başka, insan olarak hiçbir ‘‘artı’’sı olmadığı fizyonomisinden akan bir tip. Ara sıra ekrana yansıyan görüntüleri zaten, türkü söylemeseydi kötü bir bar fedaisi olurdu dedirtiyor.
Bekir Coşkun:
Geceden Ahmet Kaya'yı ise ‘‘bölücülük’’ yaptığı için kovdular. Aslında ben Ahmet Kaya'yı sevmem. Böyle birleştirici-bütünleştirici bir gecede kalkıp bölücülük yaptı diye kovulması da umurumda değil. Bir sanatçı, halkına kötü mesajlar veriyorsa, toplumuna kötü örnek oluyorsa kovulur.
Kurtuluş Tayiz
Taraf gazetesi / 16 Kasım 2007 (http://www.ahmetkaya.com/yazi/gec-kaldiniz-gozum)
geç kaldınız gözüm; çok geç....
okancakirkaya 19.11.2007, 13:37 ne demişti....
varsın böyle geçsin yalancı günler
varsın canımı alsın yine yalnızlık
kokunu verirken vazomda güller
yıkar mı sandın beni bu YALANCI AYRILIK!!!
O'nun için gitti demek dokunuyor bize, dokunmalı da. onun sıla özlemiyle yanan bedenini gurbete gömdük daha öncekiler gibi...ONLAR gibi sanatçı, yazar, düşünür bir daha gelir mi bilemem ama en iyisi şu an elimizde olanlara sahip çıkalım... yapılan sanatın adı her ne ise icra edicisi de onun gibi kutsaldır...
SAYGILAR
spartacus 19.11.2007, 15:10 Aklanacak Dünya
alnının orta yerinde
bir azap dövmesi hayat
ve kader
acının
çilenin harmanıdır
yiğitlik zulmün sofrasında
dayanmak da
direnmek de
yarın bunları böyle yazacak
yarın bunları böyle yazacak
aklanacak direnme günleri
kavga aklanacak
aklanacak dost da
düşman da
gökyüzü kandan
irinden azade
gökte
suda
toprakta
ilk cemre ile
aklanacak dünya
zordur zorbalığı omuzlamak
yokluğu
acıyı omuzlamak
gönül vermek ateş kusan kavgaya
bir idam fermanı gibi belalı
uzak bir umut gibi yalnız.
ve mayın gibi döşenmek
hesabı kitabı görülmüş
zincirlenmiş dağlara
sonra dostun nice dost
düşmanın nice düşman olduğunu görmek
fırtınayı
tufanı göğüslemek
yenilmemek
yıkılmamak
zordur
açlığın gencecik gelinlere pusu
ve körpe canlara mezar olduğu
anasını sattığımın dünyasında
dayanmak
direnmek
ve bir bayrak gibi gerilmek
zulmün
zorbalığın
dönekliğin önüne
zor olan bir şey daha var elbet
alnının orta yerinde
hıyanetin mührü
ve göğsünün gürültüsünde
korku yatarken
aydınlık günleri düşlemek
sevgiyle
içtenlikle öpmek çocukları
ve dünyaya
gururla bakabilmek...
kimseyi suçlamayacaksın elbet
umut kör kuyulara tutsak
inanç zindana zincirlenmişse
kör bir bıçak gibi çaresiz
boş silahlar gibi yaslıysalar
yorgunsalar
bin yılların köleliğinden
şifresi çözülmeyen bir haber gibi
gözlerinin içinde duracaksın.
Orhan Kutan
anadolu75 19.11.2007, 20:46 ahmet kayayi saygiyla aniyorum.rahmetli ahmet kaya sirf ana dili kurtceyle sarki soylemek istedigini belirtti diye surgun edilmesi elbette cok kotu birsey.bir insan hakkini alamiyorsa kesinlikle orada ozgur degildir,sadece ahmet kaya icin degil butun kurtler icin gecerlidir. fasist devlet yuzyillardir halki somurdu ve somuruyorda.ama fasizm yenilecek halklar kazanacak.
Baran336 21.11.2007, 15:02 Ahmet’e MEKTUPLAR
Canım kardeşim;
16 Kasım 2000’den bu yana tam 7yıl geçti dile kolay.
Tam 7 yıl
Ve o günden bu yana
Hala yağmur yağıyor!
Ve
O gül gülistan memleketimiz çöle dönsün diye inatla utanmadan ve şerefsizce uğraşlar devam ediyor.
Bilirsin her”hazin öykü”aynı zamanda masum bir TÜRKÜ de doğurur ya..
Eğer olsaydın,ne “MASUM TÜRKÜLER”dillendirirdik seninle insanın burnunun direğini sızlatan.Eğer olsaydın……
Ahh be Ahmet:Oysa zamansız vedalardan yakınırdın.
Ve en acımasız
En zamansız biçimde üstelik
Veda bile edemeden biri birimize
Bir sonbahar yaprağı gibi savruldun
git(tin)medin Şimdi dışarıda
İstanbul da-Bodrum da-Malatya da yağmur var.
Öylesine bir yağmur ki dost
tüm ağaçları
tüm sokakları temizledi de
bir tek
kirli elleri arındıramadı bulaştığı pislikten.
Hala ölen memet’in bebesinin çorabı delik
Ve hala öldürülen Hıdır’ın-Şero’nun ailesi fındık bahçesinde işçi. Gündelik.
Üstelik
Tıpkı,sen Paris’e gitmeden önceki gibi
Hava müthiş”şiddet”kokuyor
Rüzgar hala sokaklarda”kimlik”yokluyor
Savaş kapıya dayanmış
Barıştan söz edilmiyor.
Ve bu günlerde sokaklarda çocuklarımız!
“hepimiz memet’iz”diye çığlıklar atıyor.
“hepimiz kardeşiz” “hepimiz Hırant’ız”sloganlarına inat.
Ama inan bana dost; tüm ülkeye bir gün mutlaka
“hepimiz insanız” “halklar kardeştir” ve “yaşasın barış”demeyi öğreteceğiz.
Ve bu topraklarda
Türkü Türkü şiir gibi
Barış içinde yaşamayı öğreneceğiz.
Çünki;
Hala karın
Hala çocukların
Ve hala dostların var senin dimdik ayakta
“her ne kadar yok dense de kimi kitaplarda”…
Ve ancak bir gün
Dizlerimizin üzerine çöktürülürsek bir ormanda
Ve bağlanırsak ellerimizden bir ağaca
İşte o zaman üşüyeceğiz;tıpkı ölüm gibi!
Ahmet dost
Biliyorum üşüyorsundur
Soğuktur-nemlidir bu mevsim Paris yağışlıdır.
Birde üzerine memleket toprağı örtemedik ya
Buna içerliyorum
Bundan kaygılanıyorum
bildiğin gibi değil
“Dayan”demekten başka yolu yok
“Dayan”biraz daha dost
Nelere dayanmadık ki
Bu memleketin sımsıcak topraklarında,üstelik ölümün tüm soğukluğuna rağmen üşümeden
Yatacağız hep beraber
Omuz omuza dostlarımızla
Biraz Nazım
Biraz Deniz
Biraz Yılmaz
Biraz İbo
Biraz Dersim
Biraz Sivas yani .Omuz omuza
Halaylar gibi
Türküler gibi
Bir yiğidi uğurlar gibi
Ve gökyüzünü yorgan yaparak
Yıldız-yıldız-yakamozlarca baze[/CENTER]n.
Eee dost
Geç oldu
Hadi
Bende yatayım gari!
Çökertmeden-Bitezden-Taksimden
Ve tüm dostlardan
Çiçeklerden
Kuşlardan
Ve”masum türkülerden”kucak dolusu selam yolluyorum sana.
İyi geceler Ahmet
İyi geceler dost
İyi geceler Paris
“Alacağın olsun”
memleket
SUAVİ
Ahmet Kaya icin yazilan bu Siiri önceden sizlerle paylasacaktim ama Dergide cikmasini bekledim...
maviyarinlar 21.11.2007, 19:23 çok içli çok güzel yazmış suavi...
ah abim ya umarım seni sevenleri hissediyorsundur ...
seni çok özlüyoruz...
ben 13 yasimda tanistim ahmet kayayla baban gorevden donduyu adiyamandan kasedini almisti ogun bugundur benim icin vazgecilmez oldu.onu ozluyoruz.rahmetle aniyorum.
platonika 06.12.2007, 01:05 büyük amaç uğruna ölmek her zaman yaşamaktır...
platonika 06.12.2007, 01:23 Arkadaşlar alın size o günün görüntüleri ,gercekler ve serdar ortacın yaptıkları yazıklar olsun.ahmet kaya kalbimizde yaşıyorsun SENİ COK SEVIYORUZ...!
http://www.youtube.com/watch?v=tZJ3i6iUElE&feature=related kopyalayın yapıstırın izleyin.
platonika 06.12.2007, 01:26 Bu videoyu youtube koyan geri zekalı insana da diyorum ki n kadar olumsuz anlamda koymuşsanda bizim gercekelrı bır kere daha grmemıze neden oldun serdar ortacın yaptıklarına bakın arkadaslar. senı burdan kınıyorum da vıdeoyu youtube koyan gerı zekalı orumcek beyınlı ınsan cevremızde o kadar cok var kı oysa.....
platonika 06.12.2007, 01:52 AHMET HAKAN'IN HÜRRİYET'TEKİ YAZISINDAN:
Serdar Ortaç ile bir hesaplaşma
SEVGİLİ Serdar Ortaç kardeşimiz...
Resmi internet sitenizde yazdığınız makalenizde Kenan Doğulu kardeşimize sahip çıkmışsınız.
İfade bozukluklarına falan kafayı takmadan makalenizin başını alıntılayalım.
Şöyle diyorsunuz:
"Kenan Doğulu arkadaşımızın Türkçe şarkı söylemek için ısrar etmek biraz geri kafalılıktır demesi üzerine alevlendi her şey... Sanki Kenan Türklüğümüze, demokrasimize, milliyetçilik gururumuza laf söylemiş gibi linç etmeye kalktık Onu sözlerimizle. Ve Bu ülkenin kanı ile doğmuş en yetenekli genç müzik adamlarımızdan birine yaptık bunu. O ki Onuncu Yıl Marşı’nı yeniden düzenlediği modern hali ile gururla okurken yıllarca alkışlanmış..."
Evet, makaleniz bu minval üzere devam ediyor.
Ardından "En yakın rakibiniz olmasına rağmen Kenan’a nasıl da sahip çıktığınızın" altını çiziyor ve bu alicenaplığınızı gözümüze sokuyorsunuz.
Makalenizin ana fikrine gelince...
Diyorsunuz ki:
"Kenan İngilizce şarkı ile Türkiye’yi temsil edecek diye bu kadar tepki gösterilir mi kardeşim! İngilizce dünyanın resmi dili olmuş, çocuk ne yapsın?"
Yahu Serdar kardeş...
Bilmem hatırlar mısınız?
Hani bir zamanlar Ahmet Kaya diye bir sanatçı yaşardı bu topraklarda.
Adamcağız, sizin şu magazin aleminde aldığı bir ödülün ardından Kürtçe klip çekeceğini söylemişti de ortalığı velveleye vermiştiniz.
Hani sen dahil birçok arkadaşın adamcağızın üzerine çatal bıçak bile fırlatmıştı.
Serdar kardeşim...
Kenan’ın "Türkçe’de ısrar etmek geri kafalılık" sözüne destek çıkarken bilmem o olayı anımsadınız mı?
Kenan’ın İngilizce söyleme özgürlüğüne sonuna kadar sahip çıkarken, acaba rahmetli Ahmet Kaya’nın Kürtçe söyleme özgürlüğüne karşı yaptığınız nobranlıktan dolayı pişman mısınız?
Gerçi iş işten geçti ama yine de bir pişmanlık belirtseniz, tutarlılık adına iyi bir şey yapmış olmaz mısınız?
platonika 06.12.2007, 02:07 Ahmet Kaya öldü
'
Tabaklar çatallar havada uçuşuyor. Smokinli bir takım erkeklerle tuvaletli bir takım kadınlar (ki onlara sanatçı deniyor) ayağa fırlamış, isterik bir şekilde bağırıyor küfrediyorlar. İstanbul'un en lüks otellerinden birinin salonu burası. Tüm bu isyan, bir masada oturmuş, şaşkın bir şekilde çevresine bakan bıyıklı, esmer bir adama. Polisler, korumalar bu olası linç olayını engellemeye çalışıyor. Masaya bardaklar, çatallar atılıyor. Televizyon haberlerinde izliyorum. Olay ülkemizin en mümtaz ödül törenlerinden biri olan Magazin Gazetecileri Derneği'nin gecesinde yaşanıyor. Hani bir nevi Oscar ödülü bu. Çevresine tedirgin bakan adamın adı Ahmet Kaya. Biraz önce sahneye çıkmış aldığı ödülün ardından kısa bir konuşma yapmış sonra gelmiş yuhalar küfürler. Peki mikrofonda ne demiş Ahmet Kaya? 'Ben bu ödülü 'İnsan Hakları Derneği'ne, 'Cumartesi Anneleri'ne ve magazin gazeteciliğine emek vermiş arkadaşlarım adına alıyorum.' İşin içine 'insan hakları', 'Cumartesi Anneleri', 'emek' filan girdi ya, salon hafiften kıllanmaya başlıyor, sonra Kaya'nın can alıcı cümlesi geliyor: 'Kürtçe bir şarkı ve klip yapıyorum' diyor. 'Bu ülkede bunları yayımlayacak yürekli insanlar olduğunu biliyorum. Yayınlamazlarsa Türk halkına hesap vereceklerini de biliyorum.' İşte bu cümleden sonra salon birbirine giriyor. Bağırışlar çağırışlar, küfürler, çatal, kaşık fırlatmalar.
(...) Ahmet Kaya masada şaşkın bir şekilde TV kameralarına derdini şu cümlelerle anlatmaya çalışıyor: 'Yıllarca Türkiye'nin bölünmez bütünlüğünü savundum, ama Kürt realitesini kimse inkâr edemez, sadece bunu söyledim'.
Ama salondakilerin isterik çığlıkları bitmiyor. 'Cehenneme git. Kürt diye bir şey yok...' Herkes ayaklanmış. Polisler geliyor, Ahmet Kaya'yı otelin arka kapısından apar topar kaçırıyorlar. O anda Serdar Ortaç çıkıyor sahneye ve popülizmin en müthiş örneklerinden birini vererek 'Bu dünyada kimse sultan değil, Atatürk'ün yanındayız ve bu vatan bizim' diyor sonra 'Onuncu Yıl Marşı'nı söylemeye başlıyor. Ve beklenen gerçekleşiyor Reha Muhtar çıkıyor sahneye 'birlik ve bütünlüğümüz' adına herkesi 'Memleketim' şarkısını söylemek için sahneye çağırıyor. Böylece 'iç barışımız' sağlanmış oluyor ve salondakiler 'Memleketim' şarkısı eşliğinde 'Türküz, Türküz' diye tempo tutuyor. Ayıptır ayıp. Sanatçı dediğin zaten aykırı bir sestir, aykırı bir nefestir. Ahmet Kaya sanatçı mıdır değil midir? Ben bilemem ama dar kafalı düzenin suyunda giden, küçük çıkarlar uğruna kitleleri peşine takmak isteyen insanlara sanatçı denmeyeceğini öğrenecek kadar yaşlandım galiba..."
Bu satırları, yine bu sayfada 15 Şubat 1999 Pazartesi günü yazmışım. Ahmet Kaya'nın idam kararını veren işte o gece orada yaşananlardı. Bir insanın yaşamı, o gece, oracıkta söylediği üç beş cümle ile allak bullak oldu. Türkiye'nin en sevilen sesi, en sevilen şarkıcısı, ülkenin en büyük haini oldu. Peki ne yapmıştı Ahmet?.. Hürriyet'te Muammer Elveren ile yaptığı son röportajında bunu anlatmış. "Bana, o gece, 'Sünnetsiz, Ermeni hayvanı, Kürt diye bir şey yoktur bu ülkede' diye haykıran birkaç densiz yüzünden bu hale geldim" demiş... Aynı görüntüleri geçen akşam televizyonda yeniden izledim ve yüreğim burkuldu. O nasıl hayvanca bir saldırıydı.
Politik görüşü ne olursa olsun o güzelim şarkıları mahkûm etmeye, onu gurbet ellerde öldürmeye kimin hakkı vardı? Bu konuda iki ayrı dünyanın insanı, iki farklı sesin yazılarından birkaç satır alıntı yapmak istiyorum. İkisi de Ahmet Kaya'nın ölümü üzerine yazmışlar. İlki Akşam gazetesinde Kenan Işık. Şöyle yazmış: "Öfkenin ve protestonun bizzat kendisi olan Ahmet Kaya, bir yanı öbür yanı ile döğüşürken mecali kalmamış, tükenmiş ve sol yanı sağ yanına yenik düşmüş. Yüreği genç yaşta duruvermiş. (...) Nâzım da gurbette ölmüştü. Karısı Vera'dan işitmiştim. Dış kapıyı açmak üzereyken yığılmış kalmış eşiğe. Tam kapıyı açacakken durmuş yüreği, kalakalmış oracıkta. Gurbette... Vatan hasreti çekerken."
Kenan ışık beni affetsin. O güzel yazısından sadece birkaç cümle aktarabildiğim için. Bir başka 'cepheden' Zaman gazetesi Yazarı Eyüp Can'dan da özür diliyorum. Onun yazısından da sadece şu birkaç satırı buraya alabilecek kadar yerim var. Şöyle yazıyor Eyüp Can "Sevgili Ahmet Kaya, ülken tahammülsüz, mizacın hırçın olduğu için kavgan da isyankar şarkıların gibi hiç bitmedi. (...) Vakit tamam toprağa karışacaksın. Seni gıyabında tutuklayan ülkene, umut edilir ki, toprağınla barışık dönersin. Cenazeni siyasi şova dönüştürmek isteyenlere de, yasaklarla gölgeleyenlere de sessiz tebessümünle cevap vereceksin. Üzülmeyesin artık onun huzurundasın."
Ahmet Kaya hiçbir zaman yorgun bir demokrat olmadı. Yorgun demokratlar, onun hakkında hiçbir yasal yasak olmadan, adını bile anmaktan korkan bizleriz. Yorgun, şaşkın, korkak sözde demokratlar. Ölümünden sonra kaleme sarılan korkaklar. Gerçek demokratlar bizi affetsin.---ARDA USKAN radikal yazarı
platonika 06.12.2007, 02:11 benım buraya cok yorum yapmamın sebebı ahmet kayayı cok sevdıgımdır.bır gun ruyamda onu gormustum yanına oturmustum,suratına baktım aglıyordu.hıc unutmam.cok uzulmustum gozu arkada gitmişti rahmetli.
ben burdan birsey diyorum bu olayı bılıyordum ama burda bu olaya karısan ısımlerın oldugunu bılmıyordum bunun ıcın o sahısların tum sarkılarını sıldım lıstemden ve bır daha da o ınsanları n dınlerım neden kımseye dınletırım.cok tskler arkadaslar...
|
|