pınar_86
26.02.2007, 13:39
Kailasa Dağı’nın eteklerinde yer alan büyük Manasarovar Gölü’nden birçok nehir çıkar. Fakat, kaynakları Himalaya dağlarında olan tüm nehirlerin arasında Ganj’ın eşine rastlanmaz. Kaynağı Gangotri’nin buzullarında yer alan Ganj’ın suyunda, besleyici ve şifa verici niteliği olan çeşitli mineraller bulunur.
Ganj kıyılarında yaşayan köylüler arasında deri hastalıklarına pek rastlanmaz. Her evde bir şişe Ganj suyu bulunur ve hemen hemen tüm köylüler ölmekte olan kişilere bu sudan içirirler. Bu su, şişeye konulduğunda, diğer nehirlerden alınan suların aksine, bozulmaz ve içinde bakteri üremez. Ganj’dan alınan içme suyunun Kalküta’dan Londra’ya giden gemilerde taşındığında bozulmadığını denizciler çoktan beri bilirler. Halbuki, Thames Nehri’nden alınarak, Londra’dan Hindistan’a giden gemilerde kullanılan suyun yolda taze suyla değiştirilmesi gerekmektedir. Bu suyun kendine özgü kimyasal bileşenleri ve mineralleri, dünyanın her yanındaki birçok bilim adamı tarafından analiz edilmiştir. Ünlü Hint bilim adamı Dr. Jagdish Chandra Bose, Ganj suyunu analiz ettikten sonra şu sonuca varmıştır: “Dünyanın başka hiçbir yerinde buna benzer bir nehir suyu yok gibidir. Bu suyun mineral nitelikleri, birçok hastalığı iyileştirecek güçtedir.”
Ne var ki, Ganj düzlüklere indiğinde, birçok kirli ırmak ve nehirlerle beslenir ve suyunun olumlu özellikleri de kaybolur gider. Köylülerin bazıları ölülerin cesetlerini Ganj’a atarlar ve böyle yapmakla o kişilerin ruhlarının cennete gideceğine inanırlar.
tv41 de bu konuyu izleyince sizlerlede paylaşmak istedim.ilginç buldum hem şifa bulup içtikleri sudan hemde ölülerini oralara atmaları çok garip.
çağrafi olarak çok kurak geniş toprakları var bu bölgenin.insanları yılda bir kez yıkanmaya bu kutsal suya giriyorlar.ayin gibi bişey.
Ganj Nehri'nin hacıları
Haberci, bu kez gizemciliğin vatanı Hindistan'da. Kumbh Mela adı verilen festival, bir nevi hac ziyareti. Astrolojik açıdan bakıldığında Kumbh Mela, Ganj sularını etkileyeceği düşünülerek, jüpiter ve güneşin konumlarına göre saptanan belirli tarihlerde gerçekleşiyor.
Festivale katılan Hindular, kutsal Ganj Nehri'nde yıkanıp hacı olacaklar. Hint şehirlerinin en kutsalı olan Allahabad'daki Kumbh Mela kutlamaları en son 2001 Ocak ayında başladı ve 70 milyon kişi ağırlandı.
Çeşitli ırkların kaynaştığı ve birbirleri içinde eridikleri bir ülke olan Hindistan, genellikle dinsel felsefenin beşiği sayılır. En basit inançların bile bir felsefe değeri taşıdığı Hindistan'da, dinsel felsefenin bireysel niteliği sayesinde, kişiler kendi kurtuluşlarını kendi içlerinde bulmaya çalışırlar. Öğretilemeyen ve öğrenilemeyen öz, derin düşünme yoluyla, her kişinin kendi içine bakmasıyla bulunabilir. İşte bu nedenle Hindistan gizemciliğin gerçek vatanı.
Hint haccı
Efsaneye göre iyi ve kötü tanrıların ölümsüzlük nektarı için gökyüzünde yaptıkları 12 günlük savaş sırasında nektardan dört damla, dört Hindistan şehri için yeryüzüne düşmüş. Bu efsane için düzenlenen festival, üç yıl aralıklarla her şehirde kutlanıyor. Kumbh Mela adı verilen festival, aslında festivalden çok bir hac ziyareti. Hint şehirlerinin en kutsalı olan Allahabad'daki Kumbh Mela kutlamalarına her 12 yılda bir sıra geliyor. Astrolojik açıdan bakıldığında ise Kumbh Mela, Ganj sularını etkileyeceği düşünülerek, jüpiter ve güneşin konumlarına göre saptanan belirli tarihlerde gerçekleşiyor. Festivale katılan Hindular, kutsal Ganj Nehri'nde yıkanıp, hacı olacakları için, su seviyesi önem taşıyor. Hindistan topraklarına hayat veren Ganj Nehri Hindular'a göre cennetten akmış. Kutsal bir nehir sayılan ve yüzyıllar boyunca tapılan Ganj'ın sularında temizleyici ve canlandırıcı bir güç bulunduğuna inanılır. Bu nedenle, Kumbh Mela'da milyonlarca kişi, kendilerini arındıracağına inandıkları Ganj kıyısında yarı çıplak halde bekleşiyorlar.
2001 yılının Ocak ayında başlamış olan kutlamalar için 12 bin hektarlık bir alan ayrıldı. Bu yıl kutlamaların olduğu 40 gün içinde, Allahabad 70 milyon kişiyi ağırladı. Bu kalabalık yeryüzünde aynı amaç için bir araya gelmiş en büyük insan topluluğunu oluşturuyordu. Geçtiğimiz yıllarda izdiham sonucu yaşanan felaketlerin tekrarlanmaması için 25 bini aşkın güvenlik görevlisi insan trafiğini düzenlemek için görevlendirilmişti. Yine de bu önlem yeterli olmuyordu, megafonlarda neredeyse dakikada bir kaybolan kişiler anons ediliyordu. Hac ziyareti için ayrılan alanda, her biri temsil ettiği inanca göre birer tapınak şeklini almış bezden çadırlar, ziyaretçilere kalacak yer ve yemek sağlıyorlardı. Yemek dağıtımı maddi bir kazanç düşünülerek değil, baştan sona bir hayır işi olarak yapılıyordu. Pişirilen yemekler ise genelde hamur işi, sebze ya da pirinç yemekleriydi.
Yoksullar et yemiyor
Hindular yaşam felsefeleri doğrultusunda tüm canlılara saygı duyma ve hiçbir canlıyı öldürmeme ilkelerini benimsediklerinden et yemiyorlar. Ancak şu bir gerçek ki, bir milyarı aşkın nüfusa sahip Hindistan'da yönetici üst kastlar brahmanlar ve aryalar, insan vücudu için gerekli olan tüm hayvansal proteinleri alıyorlar, bir tek sığır eti yemiyorlar. Halbuki, aşağı sınıftan olanlar hiçbir şekilde et yemiyorlar. Hayvansal proteinlerin insan zihninde daha hızlı düsünmeyi sağlaması ve saldırgan davranışların bu proteini alanlarda daha çok görülmesi gibi özellikler de böylece ortadan kalkmış oluyor. Yönetici üst kastlar, daha kolay yönetebilecekleri bir insan topluluğu oluşturmuşlar.
Sadu çadırları
Hint dervişleri sadular da bu festivelin önemli bir parçası. Dünya nimetlerinden vazgeçmiş, aydınlanma yolunda ilerleyen saygın kişiler olan Sadular'ın kaldıkları çadırlarda bitmeyen bir kalabalık var. Hindular hem bağışta bulunuyor, hem de onlara dokunarak kutsanıyorlar. Çıplak olan dervişler vücutlarına kül sürüyorlar. Ateşin külleri ölümü, çıplak bedenleri insanın gerçek hali olan doğum anındaki halini simgeliyor. Külleri bedenlerine sürmelerinin sebebi ise aydınlanmaya giden yolda ölümü aştıklarını göstermek. Hinduizme göre, ruh ölmez ve bedenden bedene geçer. Bu ruh göçü bitmek bilmeyen acıların ifadesidir. Acı çeken ruh, bedenden bedene geçerek acıyı da sürdürmüş olur. İşte bu acıyı sona erdirmenin tek yolu aydınlanmadır. Ancak aydınlanan ruh Nirvana'ya geçebilir, acı çekmekten kurtulur ve rahata kavuşur. Sadular, Hindular'a göre aydınlanmaya giden yolda olan dervişler. Bu nedenle tüm dünya nimetlerinden ellerini çekmiş olan Sadular'a devamlı bağışlarda bulunuyor. Kumbh Mela'da karşılaştığımız Sadular, aydınlanma yolunda esrar içerek ilerliyorlardı. Üstelik, yaptıkları hiçbir davranışın suç sayılmadığı bu dervişlere karşı da oldukça dikkatli davranmak zorundaydık. Her ne kadar bu dokunulmazlık, hırsızlar ya da suç işleyenler tarafından kötüye kullanılıyorsa da, Sadular'ın sahip olduğu yüksek saygınlığa hiçbir gölge düşmüyordu. Aydınlığa kavuşmak yolunda çile çekmeyi de seçen Sadular var. Bu Kumbh Mela'da rastladığımız yaşlı bir Sadu, tam 27 yıl boyunca kolunu havada tutarak yaşıyordu. Seçtiği çile çekme yöntemi sonucunda, artık bedeni o şekilde kalmıştı. Bu nedenle de en fazla ziyaretçi alan Sadu'ydu.
Manken Sadu
Sadular arasında dikkat çeken birçok yabancı da vardı. Dünyevi problemlerinden uzaklaşmak isteyen ve geçmiş yaşamlarını bırakıp aydınlanma yolunu seçen batılılar bizi çok şaşırtmıştı. 35 yıldır Hindistan'da yaşayan İsveç'li bir kadınla karşılaşmayı hiç beklemiyorduk. 60'lı yıllarda modellik yaptığı İsveç'te renkli yaşamını bırakıp, Hindistan'a gelmiş olan İsveçli kadın, hayatında olanları anlamaya çalışırken kendini burada bulduğunu anlatmıştı. 60'lı yıllarda müzikte, modada ama özellikle sosyal alanda yaşanan değişiklikler bir anda tüm dünyayı sarmıştı. Sokaklarda özgürlük, insan hakları ve daha iyi eğitim için yürüyüşler yapılıyordu. Sosyal adaletsizlik, savaş ve şiddet karşıtı sloganlar dört bir yandan yükselirken, kendi misyonunu yüklenmiş bir guru Hindistan'dan ABD'ye doğru yola çıkmıştı.
--------------------------------------------------------------------------------
Hac nehri
Ganj'a girip yıkananların hepsi hacı oluyor. Sadular da bu törene katılıyor. Ganj ve Yamuna nehirlerinin birleştiği suların etrafında olan Hindular, bu ayini çok daha farklı tamamlıyorlar. Yıldızların konumlarına göre nehrin sularının daha kutsal olduğu günde yıkanıyorlar. Bir tören alayını andıran Ganj'a girişlerinde, dervişler turuncu çiçekler ve alkışlarla eşlik ediliyorlar. Turuncu çiçekler kendi ruhlarını ve tanrıların kanlarının rengini temsil ediyor. Her Sadu'nun kutsadığı Hindu, bundan sonraki hayatında çok daha faklı biri oluyor. İçindeki aydınlığı bulma yolunda büyük bir adım atmış oluyor.
Ganj kıyılarında yaşayan köylüler arasında deri hastalıklarına pek rastlanmaz. Her evde bir şişe Ganj suyu bulunur ve hemen hemen tüm köylüler ölmekte olan kişilere bu sudan içirirler. Bu su, şişeye konulduğunda, diğer nehirlerden alınan suların aksine, bozulmaz ve içinde bakteri üremez. Ganj’dan alınan içme suyunun Kalküta’dan Londra’ya giden gemilerde taşındığında bozulmadığını denizciler çoktan beri bilirler. Halbuki, Thames Nehri’nden alınarak, Londra’dan Hindistan’a giden gemilerde kullanılan suyun yolda taze suyla değiştirilmesi gerekmektedir. Bu suyun kendine özgü kimyasal bileşenleri ve mineralleri, dünyanın her yanındaki birçok bilim adamı tarafından analiz edilmiştir. Ünlü Hint bilim adamı Dr. Jagdish Chandra Bose, Ganj suyunu analiz ettikten sonra şu sonuca varmıştır: “Dünyanın başka hiçbir yerinde buna benzer bir nehir suyu yok gibidir. Bu suyun mineral nitelikleri, birçok hastalığı iyileştirecek güçtedir.”
Ne var ki, Ganj düzlüklere indiğinde, birçok kirli ırmak ve nehirlerle beslenir ve suyunun olumlu özellikleri de kaybolur gider. Köylülerin bazıları ölülerin cesetlerini Ganj’a atarlar ve böyle yapmakla o kişilerin ruhlarının cennete gideceğine inanırlar.
tv41 de bu konuyu izleyince sizlerlede paylaşmak istedim.ilginç buldum hem şifa bulup içtikleri sudan hemde ölülerini oralara atmaları çok garip.
çağrafi olarak çok kurak geniş toprakları var bu bölgenin.insanları yılda bir kez yıkanmaya bu kutsal suya giriyorlar.ayin gibi bişey.
Ganj Nehri'nin hacıları
Haberci, bu kez gizemciliğin vatanı Hindistan'da. Kumbh Mela adı verilen festival, bir nevi hac ziyareti. Astrolojik açıdan bakıldığında Kumbh Mela, Ganj sularını etkileyeceği düşünülerek, jüpiter ve güneşin konumlarına göre saptanan belirli tarihlerde gerçekleşiyor.
Festivale katılan Hindular, kutsal Ganj Nehri'nde yıkanıp hacı olacaklar. Hint şehirlerinin en kutsalı olan Allahabad'daki Kumbh Mela kutlamaları en son 2001 Ocak ayında başladı ve 70 milyon kişi ağırlandı.
Çeşitli ırkların kaynaştığı ve birbirleri içinde eridikleri bir ülke olan Hindistan, genellikle dinsel felsefenin beşiği sayılır. En basit inançların bile bir felsefe değeri taşıdığı Hindistan'da, dinsel felsefenin bireysel niteliği sayesinde, kişiler kendi kurtuluşlarını kendi içlerinde bulmaya çalışırlar. Öğretilemeyen ve öğrenilemeyen öz, derin düşünme yoluyla, her kişinin kendi içine bakmasıyla bulunabilir. İşte bu nedenle Hindistan gizemciliğin gerçek vatanı.
Hint haccı
Efsaneye göre iyi ve kötü tanrıların ölümsüzlük nektarı için gökyüzünde yaptıkları 12 günlük savaş sırasında nektardan dört damla, dört Hindistan şehri için yeryüzüne düşmüş. Bu efsane için düzenlenen festival, üç yıl aralıklarla her şehirde kutlanıyor. Kumbh Mela adı verilen festival, aslında festivalden çok bir hac ziyareti. Hint şehirlerinin en kutsalı olan Allahabad'daki Kumbh Mela kutlamalarına her 12 yılda bir sıra geliyor. Astrolojik açıdan bakıldığında ise Kumbh Mela, Ganj sularını etkileyeceği düşünülerek, jüpiter ve güneşin konumlarına göre saptanan belirli tarihlerde gerçekleşiyor. Festivale katılan Hindular, kutsal Ganj Nehri'nde yıkanıp, hacı olacakları için, su seviyesi önem taşıyor. Hindistan topraklarına hayat veren Ganj Nehri Hindular'a göre cennetten akmış. Kutsal bir nehir sayılan ve yüzyıllar boyunca tapılan Ganj'ın sularında temizleyici ve canlandırıcı bir güç bulunduğuna inanılır. Bu nedenle, Kumbh Mela'da milyonlarca kişi, kendilerini arındıracağına inandıkları Ganj kıyısında yarı çıplak halde bekleşiyorlar.
2001 yılının Ocak ayında başlamış olan kutlamalar için 12 bin hektarlık bir alan ayrıldı. Bu yıl kutlamaların olduğu 40 gün içinde, Allahabad 70 milyon kişiyi ağırladı. Bu kalabalık yeryüzünde aynı amaç için bir araya gelmiş en büyük insan topluluğunu oluşturuyordu. Geçtiğimiz yıllarda izdiham sonucu yaşanan felaketlerin tekrarlanmaması için 25 bini aşkın güvenlik görevlisi insan trafiğini düzenlemek için görevlendirilmişti. Yine de bu önlem yeterli olmuyordu, megafonlarda neredeyse dakikada bir kaybolan kişiler anons ediliyordu. Hac ziyareti için ayrılan alanda, her biri temsil ettiği inanca göre birer tapınak şeklini almış bezden çadırlar, ziyaretçilere kalacak yer ve yemek sağlıyorlardı. Yemek dağıtımı maddi bir kazanç düşünülerek değil, baştan sona bir hayır işi olarak yapılıyordu. Pişirilen yemekler ise genelde hamur işi, sebze ya da pirinç yemekleriydi.
Yoksullar et yemiyor
Hindular yaşam felsefeleri doğrultusunda tüm canlılara saygı duyma ve hiçbir canlıyı öldürmeme ilkelerini benimsediklerinden et yemiyorlar. Ancak şu bir gerçek ki, bir milyarı aşkın nüfusa sahip Hindistan'da yönetici üst kastlar brahmanlar ve aryalar, insan vücudu için gerekli olan tüm hayvansal proteinleri alıyorlar, bir tek sığır eti yemiyorlar. Halbuki, aşağı sınıftan olanlar hiçbir şekilde et yemiyorlar. Hayvansal proteinlerin insan zihninde daha hızlı düsünmeyi sağlaması ve saldırgan davranışların bu proteini alanlarda daha çok görülmesi gibi özellikler de böylece ortadan kalkmış oluyor. Yönetici üst kastlar, daha kolay yönetebilecekleri bir insan topluluğu oluşturmuşlar.
Sadu çadırları
Hint dervişleri sadular da bu festivelin önemli bir parçası. Dünya nimetlerinden vazgeçmiş, aydınlanma yolunda ilerleyen saygın kişiler olan Sadular'ın kaldıkları çadırlarda bitmeyen bir kalabalık var. Hindular hem bağışta bulunuyor, hem de onlara dokunarak kutsanıyorlar. Çıplak olan dervişler vücutlarına kül sürüyorlar. Ateşin külleri ölümü, çıplak bedenleri insanın gerçek hali olan doğum anındaki halini simgeliyor. Külleri bedenlerine sürmelerinin sebebi ise aydınlanmaya giden yolda ölümü aştıklarını göstermek. Hinduizme göre, ruh ölmez ve bedenden bedene geçer. Bu ruh göçü bitmek bilmeyen acıların ifadesidir. Acı çeken ruh, bedenden bedene geçerek acıyı da sürdürmüş olur. İşte bu acıyı sona erdirmenin tek yolu aydınlanmadır. Ancak aydınlanan ruh Nirvana'ya geçebilir, acı çekmekten kurtulur ve rahata kavuşur. Sadular, Hindular'a göre aydınlanmaya giden yolda olan dervişler. Bu nedenle tüm dünya nimetlerinden ellerini çekmiş olan Sadular'a devamlı bağışlarda bulunuyor. Kumbh Mela'da karşılaştığımız Sadular, aydınlanma yolunda esrar içerek ilerliyorlardı. Üstelik, yaptıkları hiçbir davranışın suç sayılmadığı bu dervişlere karşı da oldukça dikkatli davranmak zorundaydık. Her ne kadar bu dokunulmazlık, hırsızlar ya da suç işleyenler tarafından kötüye kullanılıyorsa da, Sadular'ın sahip olduğu yüksek saygınlığa hiçbir gölge düşmüyordu. Aydınlığa kavuşmak yolunda çile çekmeyi de seçen Sadular var. Bu Kumbh Mela'da rastladığımız yaşlı bir Sadu, tam 27 yıl boyunca kolunu havada tutarak yaşıyordu. Seçtiği çile çekme yöntemi sonucunda, artık bedeni o şekilde kalmıştı. Bu nedenle de en fazla ziyaretçi alan Sadu'ydu.
Manken Sadu
Sadular arasında dikkat çeken birçok yabancı da vardı. Dünyevi problemlerinden uzaklaşmak isteyen ve geçmiş yaşamlarını bırakıp aydınlanma yolunu seçen batılılar bizi çok şaşırtmıştı. 35 yıldır Hindistan'da yaşayan İsveç'li bir kadınla karşılaşmayı hiç beklemiyorduk. 60'lı yıllarda modellik yaptığı İsveç'te renkli yaşamını bırakıp, Hindistan'a gelmiş olan İsveçli kadın, hayatında olanları anlamaya çalışırken kendini burada bulduğunu anlatmıştı. 60'lı yıllarda müzikte, modada ama özellikle sosyal alanda yaşanan değişiklikler bir anda tüm dünyayı sarmıştı. Sokaklarda özgürlük, insan hakları ve daha iyi eğitim için yürüyüşler yapılıyordu. Sosyal adaletsizlik, savaş ve şiddet karşıtı sloganlar dört bir yandan yükselirken, kendi misyonunu yüklenmiş bir guru Hindistan'dan ABD'ye doğru yola çıkmıştı.
--------------------------------------------------------------------------------
Hac nehri
Ganj'a girip yıkananların hepsi hacı oluyor. Sadular da bu törene katılıyor. Ganj ve Yamuna nehirlerinin birleştiği suların etrafında olan Hindular, bu ayini çok daha farklı tamamlıyorlar. Yıldızların konumlarına göre nehrin sularının daha kutsal olduğu günde yıkanıyorlar. Bir tören alayını andıran Ganj'a girişlerinde, dervişler turuncu çiçekler ve alkışlarla eşlik ediliyorlar. Turuncu çiçekler kendi ruhlarını ve tanrıların kanlarının rengini temsil ediyor. Her Sadu'nun kutsadığı Hindu, bundan sonraki hayatında çok daha faklı biri oluyor. İçindeki aydınlığı bulma yolunda büyük bir adım atmış oluyor.