Orijinalini görmek için tıklayınız : Gavur Lafı Geçmez Buralarda -> HATAY


LaDY
28.02.2007, 14:40
Farklılılar içinde birlik

tarihsel süreçte pek çok uygarlığın beşiği olan Antakya,büyük bir harekeliliğe, iç ve dış göçlere sahne olmuş ve önemini korumuş bir kenttir.Bu kent, Türkler, Arap Alevileri, Arap hristiyanlar, Arap sünniler, Ermeniler ve Yahudiler gibi yüzyıllardır birarada yaşayan pek çok farklı etnik ve dinsel topluluğu barındırmıştır.
Dünya tarihinde önemli bir yer tutan ve önemli ticaret ve hac yollarının kesişme noktasında bulunan Antakya, değişik dinlerden ve kimliklerden gelen insanları kendine çeken, çok kültürlü, farklılıklara açık kozmopolit bir yer olarak gelişmiştir. bu nedenle tarihsel olarak kültürel çeşitliliğe olan aşinalık bu kentte yaşayan farklı toplulukların günlük yaşamlarının bir parçasıdır.
Antakya kültürü, batılı ve doğulu kimliklerin bir potada eritildiği, kendine özgü, pek çok kültürü kaynaştıran, farklılıkları içselleştiren, bir arada yaşayan farklı toplulukların birbirleriyle iletişim ve etkileşime açık olduğu ortak bir bölgesel kültür ve ahlaki yapı oluşturacak şekilde evrilmiştir.
Antakya'daki topluluklar bir arada yaşayabilme, iletişim içinde olma ve farklılıklara karşı "hoşgörü" olma temellerine dayalı bölge kültürünü içselleşmiştir.

http://img2.resimupload.com/r17/thumb_113944194.jpg (www.resimupload.com/ds113944194_antakya-kuşbakışı.html)

Zahir
28.02.2007, 14:43
Bir defa gördüm ama bayıldım Hayata...

Zahir
28.02.2007, 14:44
Bir defa gördüm ama bayıldım Hayata...

Tühh yine hayat dedim ya. :p

Bir türlü Hatay diyemiyorum :komik

LaDY
28.02.2007, 15:09
Dünyanın birçok yerinde etnik köken farkları ya da fikir ayrılıkları şiddetli çatışmalara yol açmaya devam etmekteyken, Antakya, farklı etno-kültürel ve dinsel yapılardaki insanların, sosyal ve ekonomik olarak kendine yeten bir toplumda , kimliklerini rahatça dışa vurarak, geçmiş deneyimlere ve bölgenin özgül sosyal yapısına bağlı olarak eskiden zaman zaman yaşanan olumsuz gerilimleri büyütmeden, kendi aralarındaki birliği ve uyumu korumak için çaba harcayarak barış içinde bir arada nasıl yaşayabildikleri konusunda dikkate değer bir deneyim sunar. ancak, Antakya,son zamanlarda farklılıklara saygılı olan çoğunluğun belirleyiciliğini ön plana çıkaran "çok kültürlülük" söyleminin ötesinde, toplulukların bölge kültürüne eşit katılımda bulunduğunu ve topluluklar arasında karşılıklı hoşgörü içinde uyumlu bir birlikteliğin kurulabileceğini gösteren nadir örneklerden biridir. bununla birlikte toplulukların kendi öz kültürlerini koruyabilmeleri ve sürdürebilmeleri ise Antakya'ya ayrı bir özellik katmaktadır.
Bu kentte yaşayan topluluklar etnik kökene, dine, milli kimliğe, politika tercihine ve sahip oldukları bölge kültürüne dayalı kimliklerin bir araya gelmesiyle oluşan çok kimlikli bir yapıya sahiptirler. bu topluluklar yüzyıllardır aynı coğrafyada bir arada yaşamaktadırlar. genelde farklı topluluklardan kişilerle yapılan evliliklere hala pek sıcak bakılmamasına karşın burada yaşayan toplumlar sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda kapalı bir yapıya sahip değildir. karşılıklı olarak birbirlerinin varlıklarına saygı duyan, sınırlarını esnetebilen topluluklardır. çeşitli topluluklar arasında bir arada yaşanmışlık sonucunda kültürel ve sosyal, hatta dinsel anlamda bile etkileşim mevcuttur. farklı dinlerin ibadet evleri bir aradadır.
Önemli günlerde Müslümanların kilisede, Hıristiyanların ise camilerde ve ziyaretgahlarda (arap alevilerinin ibadet evleri) dua etmesi olağandır. ancak görünüşte uyum içinde bir arada yaşayan bu topluluklar, ötekine karşı belirli sınırlar koyarak bir uzlaşma zemini yaratmaktadırlar. modern toplumlarda, kişiler, grup içi ve dışı ilişkilerini örtüşebildiği pek çok gruba birden dahil olabilirler. aynı zamanda grup içinde herkesle eşit bir şekilde iletişim kurulmadığı gibi, tüm dış gruplara da eşit bir mesafede bulunulmaz. farklı gruplar arasında belirli bir yakınlık veya uzaklık derecesini ifade eden bir sosyal mesafe bulunur. önemli olan ve Antakya'yı farklı kılan farklılıklar içinde birlik olabilmektir, bir arada yaşayabilmektir.

LaDY
28.02.2007, 15:10
Antakyalı olmanın temel öğelerinden biri dinsel farklılığı, ayrımcılığa düşmeden kabullenmektir. bölgede sık kullanılan bir arap atasözü şöyle der:" Herkes kendi dinine yönelsin, allah da yardımcısı olsun" bu tutumun özü "biz ve ötekiler farklıyız ama birbirimizin farklılığını kabul ediyoruz"demektir. bir Hıristiyan vatandaş Antakya'da yaşayan insanların dışlayıcılıktan uzak olan dinsel olgunluğunu şöyle dile getiriyor: " gavur lafı geçmez buralarda" Antakya üzerine Antakyalılar tarafından söylenen sözler toplumsal durumu net bir şekilde ifade etmektedir: "sevgi ve dostluk içinde büyüyoruz, çocuklarımıza bunu öğretiyoruz", " aileler arasında da din adamları (şeyhler, imamlar ve papazlar) arasında da çok güzel bir diyalog var, birbirlerinin aleyhine beyanatta bulunmuyorlar", "burada insanların birbirine saygısı var", "kimse kimseye sen Hıristiyansın, sen Sünnisin, sen Alevisin demez", "burada yaşayan değişik toplumlardan birisin, bu yüzden hiç bir sorun çıkmıyor, herkes kendi halinde", "kimse burada inanç tartışmaları yapmıyor, yapanlar dışlanıyor". pek çok Antaklıya göre, " önemli olan insanların dininin değil insaniyetlerinin benzeşmesidir".
ne yazık ki, farklı dinlerden toplulukların, birbirlerinin dinlerine yaşam hakkı tanıyan bu olgunlukta bir tutum sergilemeleri çok sık rastlanan bir durum değildir. bu kentte de farklılıklara mesafeli bir tutum sergileyen insanlar mevcuttur, ancak farklı politik kutuplardaki insanların arasında bile bir çatışma olmadığı, Antakya'da farklı kültüre/dine mensup insanların bir arada yaşama tecrübesine sahip oldukları sıkça vurgulanmatadır.

LaDY
28.02.2007, 15:15
Bir defa gördüm ama bayıldım Hayata...

Hatay'a :cursing:

Tühh yine hayat dedim ya. :p

Bir türlü Hatay diyemiyorum :komik

hehe Hatay demeyi öğretecem abi sana merak etme :biggrin:
ayrıca bu topikten Hatay'ı resimlerle bir kez daha gezme fırsatı bulacaksın :)

Hevinn
28.02.2007, 15:23
zaten doğru olan bu deyilmidir din,dil,ırk ayrımı yapmadan özgürce yaşamak
sana kimin yaklaşımı iyise sende elbet ona karşı iyi olucaksın ona sırf başka mezhepten başka dinden diye ön yargıyla yaklaşmak kadar saçma bişey olamaz bazen gavur dediğimiz yanıbasımızdakinden daha dürüst daha dost daha iyi çıkabiliyor ne demişler tanı insan olanı tanı düşman olanı

Zahir
28.02.2007, 15:30
hehe Hatay demeyi öğretecem abi sana merak etme :biggrin:
ayrıca bu topikten Hatay'ı resimlerle bir kez daha gezme fırsatı bulacaksın :)

Çok iyi olur. Gelemiyoz bari resimlerle görelim. Kiliseyi ve müzeyi unutma

dus_sokagi
28.02.2007, 17:42
eline saglik ablacim gercekten tek kelime ile harika olmus bundan daha iyi anlatilamazdi sagol.

LaDY
28.02.2007, 17:50
Sümerlerden Babillilere, Bizanslılardan Osmanlılara kadar pek çok medeniyete kapısını açan Hatay’da yüzyıllardır ‘çan, ezan ve hazan’ barış içinde bir arada...


"Ah, bir küçük bahçem olsaydı, duvar dibine ortancalar ekerdim, pembeli mavili... Çünkü, ortancalarım gölgelik yerde büyümek isterdi. Sonra, toprak saksılar almak gerekirdi; küpe, sardunya, yılbaşı çiçekleri, çeşit çeşit kaktüsler ve bir de kauçuk fidanı yetiştirmek için. Sulak yerleri seven, narin Japon şemsiyeleri de kuyunun ya da fıskıyeli mermer havuzun yanına... "
Evinde küçücük bir bahçe, bir avuç cennet yaratma fikri bazen bir tutku haline gelebiliyor, bunun belki de ta antikçağdan bu yana insanoğlunun düşü olduğunu bilmeden...

10631

deniz olmak
28.02.2007, 18:02
bilgiler için teşekürler Leyla,

Antakya gerçekten çok güzel bir yer ve insanları da yardım sever yabancılara karşı ılımlı cana yakınlar.Önemli olanda birlikte kardeşçe yaşamak zaten.

Birde haberlerde Hataydan cinayet gasp hırsızlık anonsları yükselmiyor.Sakin insanlar sanırım soğuk kanlılar ev arkadaşlarımdan bilirim :D

LaDY
28.02.2007, 18:04
Antikçağ Yunan ve Roma evlerinden kalma gelenekleri yaşatan eski Hatay (Antakya) evlerinde avlular, günlük hayatın akıp gittiği, evin odalarının ve mutfak, tuvalet gibi birimlerinin açıldığı, mahrem iç mekânlar...
Öyle ki, Affan Mahallesi’nin daracık sokaklarındaki çoğu evin kabaralı dış kapısı ana sokak yerine, dar bir geçide ya da kalabalık olmayan, çıkmaz bir sokağa açılıyor. Avluya ulaşmak için bir de iç kapıdan geçmek gerekiyor. Amik Ovası’nın bereketli toprağının ürünü olan portakal, mandalina, greyfurt, limon, turunç, nar, yenidünya, muşmula, hurma, muz, zeytin, asma, dut ya da erik ağaçlarıyla gölgelenen, fıskıyeli havuzlarla süslenen, zemini dikdörtgen kesme taşlarla kaplı avlular, yaz sıcağında her dem serin oluyor. Bu yüzden, eski Hatay evleri, sıcaktan kaçmak için klimalara sığınmak yerine bize doğayla barışık, alternatif bir çözüm yolu öneriyor.

10632

LaDY
28.02.2007, 18:10
Günlük hayat, evlerde olduğu gibi kilise avlularında da bütün renkleri, kokuları ve tatlarıyla yaşanıyor Hatay’da; keşfetmek istiyorsanız, Hürriyet Caddesi’ndeki Ortodoks Kilisesi’nin (Aziz Piyer ve Aziz Paul Kilisesi) avlusuna uğrayın ve bitişik evde Leyla Hanım’ın yapıp sattığı turunç ve ceviz reçellerinin tadına bir bakın.
Ziyarete açık bir başka avlu ise Antakya Türk Katolik Kilisesi’ne ait. Yapılan restorasyonlardan sonra ibadete açılan kilisenin bulunduğu büyük evde bir zamanlar Polina Azar tek başına yaşıyormuş. Giriş kapısı Kutlu Sokağa açılan bir çıkmazda yer alan kilisenin portakal ve turunç ağaçlarıyla süslü, ferah avlusu yüksek duvarlar arasında adeta yeşil bir vaha.
Bu geniş avlunun bir başka sürprizi de belli bir açıdan bakıldığında, kilisenin çan kulesiyle, yakındaki Sermaye Camii’nin minaresinin yan yana durması. Kilise, Sermaye Camii ve Havra’nın duvarlarının birbirine yaslanmış olması da Hatay’da üç ulu dinin, Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Museviliğin birlikteliğini ‘çan, ezan ve hazan’ şeklinde simgeleştiriyor.
Katolik Kilisesi’ni, Sermaye Camii’ni ve Havra’yı gezdikten sonra Kurtuluş Caddesi üstündeki Tarihi İnci Kıraathanesi’ne uğramadan geçmeyin, hele mevsim yazsa... Emeklilerin kağıt, tavla oynayıp çay içtiği, vakit öldürdüğü salonun arka tarafındaki küçük kapıdan geçip arka avluya ya da ‘gizli bahçeye’ ulaşın.
Yeşillikler arasında, fıskıyeli havuzun yanında oturup ‘bici bici’ (haytalı) tatlınızı ısmarlayın. Yöreye özgü bu tatlı, pembe gül şerbetiyle sunulan bir çeşit su muhallebisi. Üstüne de kırılmış buz ya da vanilyalı dondurma konuluyor.
10633

LaDY
28.02.2007, 18:16
Kurtuluş Caddesi üstündeki bir başka ziyaret noktası ise Anadolu’da inşa edilen ilk cami (MS 636) olan Habib Neccar Camii. Ve doğal olarak Müslümanlık Anadolu’ya buradan yayılmaya başlamış. Cami, İsa’nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda can veren Antakyalı Habib Neccar’ın adını taşıyor. Neccar’ın türbesi de burada. Çok tanrılı dönemde, Allah’a inanması için Hatay’daki Roma halkına, İsa tarafından gönderilen elçiler Yuhanna, Pavlos ve Şemun Safa’nın mezarları da cami bahçesinde bulunuyor. Bu nedenle, caminin her iki dinin inananları için büyük önemi var. Antakya-Reyhanlı yolu üstünde, Habib Neccar Dağı yakınlarında doğal bir mağara olup da sonradan kiliseye dönüştürülen ve Papalık makamınca, Hıristiyanlar tarafından birinci derecede hac merkezi ilan edilen St. Pierre Kilisesi, dünyanın ilk kilisesi olarak biliniyor.

10634

İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Pierre (Aziz Petros), Hıristiyanlığı yayarken, ilk toplantıyı burada yapmış ve kilisede toplanan cemaat de ilk kez Hıristiyan adını almış. St. Simon Stilit Manastırı ile 1700 yılında yapıldığı bilinen Havra’nın yanı sıra Hızır Türbesi, Şeyh Ahmet Kuseyri Camii ve türbesi, Beyazıd-i Bestami Hazretleri Türbesi de mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler. Hatay’da Alevi türbeleri (ziyaretler), herkesin evi. Ziyarete gittiğinizde avlulara, ya da türbenin etrafındaki bahçelik, ormanlık alana kilim serip piknik yapabiliyor, çeşmedeki serin sulardan içiyor ve kendi kendinizi ağırlıyorsunuz. Pikniklerde Hatay’a özgü içli köfteler, çökelek peynirli salatalar, nar ekşili patlıcan-biber dolmaları, acı biber turşuları, kekikli ekmekler, humuslar yenilip mangalda bolca et tüketiliyor.

10635

LaDY
28.02.2007, 18:27
10636

Sümerlerden Babillilere, Perslerden Grek ve Romalılara, Bizanslılardan Selçuklular ve Osmanlılara kadar pek çok medeniyete kapısını açan kentin, MÖ 4. yüzyılda Büyük İskender’in generallerinden I. Seleukos Nikator tarafından kurulduğu biliniyor.
Sırtını Habib Neccar Dağı’na (Silpius) güvenle dayayıp, Asi Nehri (antik Orontes) kıyısında keyifle yayılan Hatay, daha kurulduğu günlerde, pek çok yöreden insanın yerleştirilmesiyle, çok kültürlü bir kimlik kazanmış. Bugün de Türk, Arap, Rum, Ermeni ve Yahudi toplumları yan yana yaşıyor, ibadetlerini, geleneklerini sürdürüyorlar. Hatay, bugün her dinden inanç sahibinin ziyaret ettiği bir hac merkezi konumunda. İşte, asırlardır yaşanan bu barış ve hoşgörü ortamını bütün dünya ile paylaşmak için Başbakanlığın himayelerinde, Hatay Evrensel Değerleri Koruma Derneği’nin önderliğinde 25-30 Eylül tarihlerinde Hatay’da, I. Hatay - Antioch Medeniyetler Buluşması düzenleniyor. Ayıntop Turizm’in organize ettiği bu geniş katılımlı uluslararası etkinlikte düzenlenen sempozyum ve panellerle, Hatay’ın ev sahipliği yaptığı medeniyetlerin dünyaya duyurulması planlanıyor.

10637

LaDY
28.02.2007, 18:39
10640

Hatay’a bir de portakal mevsiminde gidin. Koyu yeşil renk yaprakların arasında altın toplara benzeyen portakalları, mandalinaları, turunçları görmek için.

10638 10639

Bunun için en doğru adres Hatay’ın güneyinde, Musa Dağı’nın eteklerinde kurulu Vakıflı köyü. Organik tarımla yetiştirdikleri narenciyeleri ile ünlenen ve ihracat ödülü kazanan köyün bir başka özelliği de tüm nüfusunun Ermenilerden oluşması. Samandağ ilçesi ve Vakıflı köyünü ziyaret etmek, bu topraklarda yaşayanların ne kadar hoşgörülü olduğunu anlamaya yetiyor: Arap Alevileri, Hıristiyan Araplar, Sünni Türkler, Ermeniler ve Sünni Türkmenleri birkaç kilometrekarelik bir bölgede yaşıyor:
Herkes kendi evinde, ama yine de birlikte ve aynı bereketli topraklar üzerinde...

10641

dus_sokagi
04.03.2007, 00:31
birazda nostalji yapalim antakya ile ilgili eski halini gorelim


10648 suanki ata koprusunun yerinde bu kopru vardi. karsidaki bina donemin meclis binasi gunumuzun gunduz sinemasi.(halka koprunun saglam olmadigi soylenerek kopru kaldirildi esas kaldirilma sebebi korunun ayaklari altinda gecmis uygarliklarin hazineleri araniyodu)
10650 bu goruntude gene su anki ata koprusu ve koprunun uzerindeki antakyadaki ilk kamyon :)
10651 bi zamanlar antakyada ucusan martilar vardi onlar simdi yok :sad:
10652 sunaki saray cadesinin cafelerden arindirilmis eski sakin hali.
10653 bi donem antakyanin neredeyse gobeyindeki su deyirmeni (bu guzellik antakyanin guzelliyini bozuyomus)

LaDY
04.03.2007, 03:40
Fevzi Kurtuluş ne güzel anlatmış Antakya'mın güzelliklerini şarkısında bir de sizlerle paylaşalım istedim canlar:)

Antakya'm (http://www.speedyshare.com/401144495.html)


“Amanos Dağı”nı aştım “Belen Geçidi”nden geçtim
“Amik”teki höyüklerde tarihin içine düştüm
Bura insanlık kalesi dostluğa akıyor “Asi”
Hoşgörü dersi veriyor cami,havra,kilisesi

Antakya Antakya hoşgörü kentisin sen
Seni tanıyan insan sanki doğar yeniden
Antakya Antakya düşlerin kentisin sen
Sana olan sevgimi sökemezler kalbimden

“Serinyol”u “Çekmece”si “Harbiye”de suyun sesi
Sevgiye kalkan kadehle içilir tini rakısı
“Kuzeytepe”, “Odabaşı”, “Demirciler”, “Uzun Çarş”ı
Humus,oruk,künefeyle dostlar bekler sofrası

Antakya Antakya tarihin kentisin sen
Dadaloğlu seslenir “Payas Kalesi”nden
Antakya Antakya bir dünya kentisin sen
Sana olan sevgimi sökemezler kalbimden


Gelmelisin dostum sen de gelmelisin
Anlamsız savaşlar yaşanırken dünyada
Sevginin barışın ve kardeşliğin kenti Antakya’yı görmelisin
“Habib-i Neccar Dağı”na çıkıp “Antakya Kalesi”nden bu kenti doya doya seyretmelisin
Asırlık “Saka Hamamı”nda defne sabunu ile yıkanmalı
Tarihi “Uzun Çarşı”dan alışveriş yapmalısın
“Altınözü”nde bir zeytin ağacının altına gölgelenmeli
“Yayladağı” tütününden bir sigara sarıp tellendirmeli
Ve “Batıayaz”ın dağ yollarından geçerken o muhteşem manzarayı seyretmelisin
“Darbı-ı sak”, “Payas” ve “Kürşat” kalelerini
“Sütunlu Liman”, “Arsuz” ve “İsos Harebeleri”ni gezmeli
“El Arab-i”, “Şeyh Hıdır”, “Şey Yusuf Hekimi” ve “Beyazid-i Bestami” türbelerini gezmelisin
“Samandağ”ın uçsuz bucaksız sahilinde dolaşmalı
“Barutlu Mağarası”nın, “Beşikli Kaya Mezarlığı”nı “Titus Tüneli”nin ve “Musa Dağı”nın gizemini yaşamalısın
Dünyaca ünlü “Arkeoloji Müzesi” ile “Sn. Pierre Mağara Kilisesi” ile
Şatoları,külliyeleri,türbeleri,kaleleri,kilise ve camileriyle
Zeus’un,Cleopatra’nın,Ben Hur’un ve Petrus’un konuk olduğu bu kente sen de uğramalı
Dünya kenti “Antakya”yı tanımalısın

dus_sokagi
04.03.2007, 04:46
Fevzi Kurtuluş ne güzel anlatmış Antakya'mın güzelliklerini şarkısında bir de sizlerle paylaşalım istedim canlar:)

Antakya'm (http://www.speedyshare.com/401144495.html)


“Amanos Dağı”nı aştım “Belen Geçidi”nden geçtim
“Amik”teki höyüklerde tarihin içine düştüm
Bura insanlık kalesi dostluğa akıyor “Asi”
Hoşgörü dersi veriyor cami,havra,kilisesi

Antakya Antakya hoşgörü kentisin sen
Seni tanıyan insan sanki doğar yeniden
Antakya Antakya düşlerin kentisin sen
Sana olan sevgimi sökemezler kalbimden

“Serinyol”u “Çekmece”si “Harbiye”de suyun sesi
Sevgiye kalkan kadehle içilir tini rakısı
“Kuzeytepe”, “Odabaşı”, “Demirciler”, “Uzun Çarş”ı
Humus,oruk,künefeyle dostlar bekler sofrası

Antakya Antakya tarihin kentisin sen
Dadaloğlu seslenir “Payas Kalesi”nden
Antakya Antakya bir dünya kentisin sen
Sana olan sevgimi sökemezler kalbimden


Gelmelisin dostum sen de gelmelisin
Anlamsız savaşlar yaşanırken dünyada
Sevginin barışın ve kardeşliğin kenti Antakya’yı görmelisin
“Habib-i Neccar Dağı”na çıkıp “Antakya Kalesi”nden bu kenti doya doya seyretmelisin
Asırlık “Saka Hamamı”nda defne sabunu ile yıkanmalı
Tarihi “Uzun Çarşı”dan alışveriş yapmalısın
“Altınözü”nde bir zeytin ağacının altına gölgelenmeli
“Yayladağı” tütününden bir sigara sarıp tellendirmeli
Ve “Batıayaz”ın dağ yollarından geçerken o muhteşem manzarayı seyretmelisin
“Darbı-ı sak”, “Payas” ve “Kürşat” kalelerini
“Sütunlu Liman”, “Arsuz” ve “İsos Harebeleri”ni gezmeli
“El Arab-i”, “Şeyh Hıdır”, “Şey Yusuf Hekimi” ve “Beyazid-i Bestami” türbelerini gezmelisin
“Samandağ”ın uçsuz bucaksız sahilinde dolaşmalı
“Barutlu Mağarası”nın, “Beşikli Kaya Mezarlığı”nı “Titus Tüneli”nin ve “Musa Dağı”nın gizemini yaşamalısın
Dünyaca ünlü “Arkeoloji Müzesi” ile “Sn. Pierre Mağara Kilisesi” ile
Şatoları,külliyeleri,türbeleri,kaleleri,kilise ve camileriyle
Zeus’un,Cleopatra’nın,Ben Hur’un ve Petrus’un konuk olduğu bu kente sen de uğramalı
Dünya kenti “Antakya”yı tanımalısın

eline saglik cok guzel olmus cok guzelllllll :thumbup1:

hatay.antakyali
06.03.2007, 23:58
bir kent ancak bu kadar iyi anlatılır

Seyduna
07.03.2007, 13:01
Bu kadar cok cesitliligin oldugunu biliyorum, yemeklerine bayiliyorum, dedem askerligini orda yaptigi icin halamin adini Htaya koymus:-), enistem de Hatayli ve Arap ama hala gidip goremedim su Hatay'i..

dus_sokagi
18.03.2007, 02:36
biraz daha resim ekliyelim arkadaslar gorsun antakyayi yasanilasi ama yasamamiza izin vermedikleri yeri.
10758
10759
10760
10761
bunlarin ardindan bi kactane de turbe resmi iyi gider ne dersiniz?
10762 samandag
10763habibi neccar dag basinda bulunuyo bizim eve cok yakin:D
birazda cami goruntuleri
10765buda habibi neccar cami anadolunun en eski camilerinden
birazda kilise arkadaslar uzulmesin:D
10764dunyanin ilk kilisesi st piyer kilisesi.

alirada
19.03.2007, 02:26
[QUOTE=Zahir;368346]Çok iyi olur. Gelemiyoz bari resimlerle görelim. Kiliseyi ve müzeyi unutma
meraba can dediyin dogrudur hatay hayattir yasayan bilir ayrica neden gelemiyorsunki kuban kestiyimde seni davet edecem beklerim tanismiyoruz ama tanisiriz saygilar butun dostlara.

kaskus
07.04.2007, 20:58
lady bravo sana ya bende bi antakyalı olarak seninle gurur duydum teşekkür ederim böyle bi çalışma yaptıın için...

kaskus
09.04.2007, 22:53
Anadolu'nun güneyinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin sınır vilayetlerinden biri olan Hatay ilinin yönetim merkezi Antakya, 36 10' kuzey enlemi ve 36 06' doğu boylamı ile yurdumuzun en güneyinde yer alan kent niteliğindeki yerleşme merkezidir.

Akdeniz iklim bölgesinin doğu ucunda, kıyıdan 22 km. kadar içerde olar kentin denizden yüksekliği yaklaşık 80 m.dir. Kuzeyde Amanos Dağları (Nur Dağları) ile güneyde Kel Dağ (Cebel-i Akra) arasında kalan Aşağı Asi Vadisi'nin başlangıcında, Kel Dağı'nın kuzeydoğusunda, 440 m. rakımlı Habib-i Neccar Dağı'nın eteklerindedir. Kentin kuzeydoğusuna doğru gelişen ve Hatay çöküntü alanının ortasında yer alan Amik Ovası, zirai potansiyeli çok yüksek kalın bir alüvoyal toprak tabakası ile kaplı olup, aynı zamanda ilin en büyük toprak düzlüğünü oluşturur.
Başta Asi Nehri olmak üzere, Karasu ve Afrin Çayı ile beslenen Amik Ovası'nda, yakın zamanlara kadar Amik Gölü adı ile bilinen bir göl vardı. Ancak uzunluğu 16 km., genişliği 10 km. olan gölün ve göl çevresindeki bataklıklarla beraber 310 km2'yi bulan arazinin bir bölümünün kurutulması ile göl kayboldu. DSİ tarafından yürütülen ve 1955 yılında başlayıp 1980 yılında tamamlanmış olan kurutma işlemi sonucunda elde edilen zirai verimi yüksek topraklar çiftçilere dağıtılarak tarıma açılmıştır.

Antakya'nın ortasından geçen ve ovanın kurutulması çalışmaları sırasında nehir yatağının kentin içinden geçen kısmı ıslah edilerek düzgün bir kanal haline getirilmiş, Antik Çağ'ın Orontes'i olan günümüzün Asi Nehri'nin kaynağı, Lübnan Dağları'dır.
Amanoslar ile Keldağ arasında bir yatak oluşturan Asi Nehri'nin toplam uzunluğu 380 km. olup, nehrin büyük bölümü Suriye toprakları içinde bulunmaktadır.
Kuzey yönünde yaklaşık 30 km. boyunca Türkiye-Suriye sınırını oluşturacak şekilde akan Asi Nehri, topraklarımıza girdikten sonra batıya döner ve bugün hemen hemen tümü kurutulmuş olan Amik Gölü'nün ayağı Küçük Asi ile birleştikten sonra güneydoğu doğrultusuna yönelir ve yaklaşık 40 km. sonra Samandağ'ın güneyinde bir delta oluşturarak Akdeniz'e kavuşur. Antik çağda küçük tonajlı nehir gemilerinin seyrüseferine imkan veren ve Antakya'yı asırlar boyu Akdeniz'e bir su yolu ile bağlanmış olan Asi Nehri'nin bugün akıttığı ortalama su miktarı, kentin içinde 5.04 m3/sn.dir. Asi'nin Antakya içinden geçen ve bir kanal haline getirilmiş olan yatağı, yaklaşık 2 km. uzunluğunda ve 30-35 m. genişliğindedir.
Kentin kuzeydoğusunda, üzerinde Demir Kapı'nın yer aldığı, St. Piyer Kilisesi yakınından geçen ve bir sel yatağı niteliğinde olan Hacı Kürüş Deresi ile güneybatıdaki Hamşen Deresi (Memekli Köprü'nün altından ve kışlanın yanından geçen) Habib Neccar Dağı'ndan doğarak Asi'ye doğru akan iki önemli su yatağıdır.


XIX. yüzyıldan beri nehrin karşı tarafında, kuzeybatıdaki düzlüklerde kurulan yeni mahallelerle büyüyerek kendi mimari karakteri içinde gelişen Yeni Antakya'yı nehir ile Habib Neccar Dağı arasında kalan Eski Antakya'ya bağlayan dört köprüden üçü, bulundukları yer ve malzemeleri itibariyle tamamiyle yeni köprülerdir. İçlerinde en eskisi olan dördüncü köprü ise asırlarca yaya ve araç trafiğine hizmet etmiş olan eski köprünün bulunduğu yerde, modern malzeme kullanılarak inşa edilmiş, yeni bir köprüdür.
Amik Gölü'nün Asi Nehri aracılığı ile kurutulması projesi çerçevesinde, Asi'nin genişletilmesi ve yatağının taranması çalışmaları sırasında kentin Roma Çağı'ndan beri ayakta duran bu ünlü taş köprüsü (ki Diocletian zamanında yapıldığı tahmin edilir), 1972 yılında Hunharca ve acımasızca yıkılarak yerine bugünkü betonarme köprü inşa edilmiştir.





Tepelerin zirvelerine tırmanarak kenti çepeçevre saran sur kalıntıları ve kalesiyle kentin adeta simgesi olan ve eteklerinde Antakya'nın kurulu olduğu Habib Neccar Dağı, kenti güneybatı-kuzeydoğu istikametinde sınırlayan bir dizi tepelerin oluşturduğu doğal bir engeldir.

Antik Çağdaki ismi Silpius olan Habib Neccar Dağı'nı da içine alan Keldağ sırası, altyapı serpantin ve gabro gibi yeşil renkli kütlelerin oluşturduğu, üst kısımlarda ise bazalt ve kalkerin hakim olduğu jeolojik bir yapıya sahiptir. Habib Neccar'ın kuzeybatı yamaçları, genç fayların dik basamaklar oluşturduğu parçalanmış, arızalı yüzeyler halindedir.


Antakya ve civarında Akdeniz iklim tipi egemendir. Bu nedenle kentte yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Ancak, kıyı şeridi ile dağların arka kısımları ve yükseltisi fazla olan yerler arasında iklim koşullarındaki bölgesel farklar nedeniyle Antakya'daki iklim koşulları kıyı şeridine kıyasla biraz farklılık gösterir. Bu nedenle sıcaklık, kıyılarda yüksek değerlerde kalır. Yazların, kıyı şeridine kıyasla daha serin geçmesinin bir nedeni de en sıcak ortalamaların kaydedildiği ayların aynı zamanda, Antakya'da rüzgarın en hızlı estiği ve en çok esme sayısına ulaştığı aylar oluşudur.
Antakya'da yıllık sıcaklık ortalaması 18.2 derecedir. En yüksek sıcaklık 26 Ağustos 1962'de 43.9 derece, en düşük sıcaklık ise 15 Ocak 1950'de -14.6 derece olarak kaydedilmiştir. Yılın 148.2 günü açık, 156.2 günü bulutlu, 60.5 günü kapalı geçmektedir. Antakya'da yaz günleri ortalaması yılda 172 gündür. Kış günü genellikle görülmez. Donlu günler yıllık ortalaması 7 gün, karlı günler yıllık ortalaması ise 0.9 gündür. Antakya'da yıllık ortalama nem oranı %69'dur.
Antakya'da kış aylarında en yüksek değerlere ulaşır. Sonbahar ve ilkbahar daha az yağış alan aylardır. Temmuz ve Ağustos aylarında hiç yağış almayan Antakya'da yıllık yağış ortalaması 1173.4 mm.dir. Özellikle bahar aylarındaki sağanaklar meşhur olup kısa bir süre içinde kentin sokaklarını dereler haline getirir.

kaskus
09.04.2007, 23:12
Antakya'nın Seleucuslar tarafından kurulduğu bilinmekle beraber Libanius, kentin kurucusunun Büyük İskenderun olduğundan bahseder. İÖ. 333 yılı Ekim ayında Arbela (Erbil) yöresinde Gavgamela Ovası'nda Pers hükümdarı Dara'yı (Büyük Dairus) mağlup eden Büyük İskender, fetihlerine devam etmek üzere güneye, Fenike'ye doğru ilerlerken, Antakya'nın doğusunda suyu çok tatlı olan bir pınarın başında durur ve kaynaktan çıkan suyun annesinin sütü kadar tatlı olduğunu söyleyerek pınara annesinin ismini verir: Olympias.

Orada bir çeşme yaptıran İskender, yörenin güzelliğine hayran olur ve bu yerde bir kent kurmayı arzular. Fakat fetihlerine devam etmek zorunda olduğu gerçeği karşısında buna vakit bulamaz ve sadece bir mabed ile bir hisarın inşasına başlanır. Bu rivayeti, Büyük İskender'in (başka yerlerde benzer şekilde yaptığı gibi) stratejik önemi olan bir bölgede, Makedonlar'dan oluşan bir garnizon teşkil etmiş olduğu şeklide düşünmek, dana gerçekçi bir yaklaşım olacaktır. Büyük iskender

Antakya'nın Seleucus I. Nicator (İÖ. 312-280) tarafından kuruluşuna ait Libanius ve Malalas'ın rivayet şeklinde naklettikleri olaylar birbirinden farklıdır.

Büyükiskender
Büyük İskender'in İÖ 323'te ölümünden sonra imrapatorluğun yönetimini ve topraklarını paylaşan generallerinden Antigonos ve Seleucus I. Nicator arasındaki iktidar mücadelesinde, bu iki kumandanın, İÖ. 301 yılı Ağustos ayında İpsus'da (Puhut yöresinde bir düzlük) yaptıkları savaş Antigonos'un mağlubiyeti ile sonuçlanınca, Suriye ve Mezopotamya, Seleucus yönetimine geçti. Bu savaş sırasında Seleucus'un yönetim merkezi Tigris (Dicle) kenarındaki Seleucia, Antigonos'un yönetim merkezi ise Antakya'nın 5 km. kadar kuzeyindeki Antigonia isimli kentlerdi.
İpsus savaşından sonra Mezopotamya'dan Akdeniz'e kadar uzanan çok geniş bir bölgenin kontrol altında tutulmasının getirdiği zorunluluk, Seleucia'nın yeri bakımından çok içerilerde olması nedeniyle artık krallığın yönetim merkezi olarak kalmasını imkansız hale getirmişti.

Bu durum Seleucus'un, krallığın merkezini daha batıya taşımasını, kendine oralarda uygun bir yerde yeni bir başkent kurmasını gerekli kıldı. Bu amaçla Akdeniz'in en güzel limanlarından biri olan Seleucia Pieria'nun bulunduğu yer, topoğrafyası, deniz ulaşımına açık oluşu, zaptedilmesi zor bir akrepole sahip olması gibi özellikleri nedeniyle uygun bulundu ve İÖ 300 yılı Nisan ayında Seleucia Pieria (bugün Antakya'nın kazası olan Samandağ, daha eski ismi ile Süveydiye) başkent olarak kuruldu. Krallığın yönetimi Tigris kenarındaki Seleucia'dan, deniz kenarındaki Seleucia'ya taşındı.

Makedonlar'ın Grek mirasını, iç kısımlara kıyasla sahillerde daha iyi koruyup kontrol edebilmeleri ve buralardan yayılmaları, yönetim merkezinin sahilde yer almasının nedenleri arasındadır.

Seleucos1. Nikator
Seleucos, mağlup ettiği Antigonos'un yönetim merkezi olan Antakya yakınındaki Antigonia'yı tahrip ederek halkını kendi adına kurduğu bu yeni başkente naklettirdi. Ancak kısa bir süre sonra yeni başkentin Seleucus krallığı için sahip olması gereken bazı niteliklerden yoksun olduğu gerçeği ortaya çıktı. Krallığın egemenliği altında bulunan Küçük Asya, Fırat Havzası, merkezi ve güney Suriye ile Amik Gölü civarının kontrol altında tutulmasında, Seleucia Pieria'nın bu hakimiyetin sağlanması için başkent olarak uygun yerde olmaması ve denizden gelecek saldırılara açık bulunması, daha içeride bir kent kurulmasını zorunlu hale getirdi. Bu kentin Antakya sahasında olmasına karar veren Seleucus'un, yeni bir kent kurmak veya bu civarda b ulunan Antigonos'un başkenti Antigonia'yı ihya etmek seçeneklerinden, yeni bin kent kurma

fikrini benimsemesinde, mağlup ettiği bir kumandanın tahrip ederek ahalisini de Seleucia Pieria'ya naklettiği başkentini yeniden canlandırmasının prestij açısından uygun olmayacağı düşüncesinin ağır basmış olduğu kuvvetli bir ihtimaldir.

Antigonia'ya kıyasla su kaynakları açısından son derece zengin olan Daphne'ye (Harbiye) 6 km. mesafede bulunan müstakbel Antakya kentinin bulunduğu alan, Orontes (Asi Nehri) kıyısında olup denizden 22 km. mesafede, bir günlük nehir yolculuğundan sonra Akdeniz'e ulaşılabilen bir bölgede idi. Ayrıca denizden gelecek saldırılara karşı emniyet açısından yeteri kadar içeride bulunuşu yanında Seleucia Pieria ile arasındaki mesafenin, bir askeri birlik için bir günde kattedilebilir oluşu yer seçimini etkileyen diğer avantajlar arasındaydı.

kaskus
09.04.2007, 23:15
Anadolu’nun hem Uygur İmparatorluğu hem de Atlantis üzerinden gelen göç yollarının adeta bir harman yeri olduğunu görüyoruz. Bu da aslında Anadolu, Sümer, Babil, Asur, Grek uygarlık etkileşimlerinden çok daha önceleri tarihin derinliklerinde Mu, Uygur, Atlantis, Anadolu uygarlık etkileşimleri olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Bu gerçeği teyit eden bir başka buluş ise Prof. Ralph Solecki nin 1957 yılında ortaya çıkardığı buluntulardır. Solecki Toros dağlarından başlayan, Ağrı Dağı’na doğru devam eden buradan güneydoğuya Zagros Dağları’na (Irak, İran sınırı) inen, buradan da güneybatıya Suriye, Lübnan’a doğru bir kavis çizen dağlık arazilerde (Solecki buna uygarlık kavisi demektedir) Şanidar mağarasında 44.000 yıl öncesine ait 9 iskeletle birlikte, modern insana ait kanıtlar bulmuştur. Solecki’nin ifadesine göre bu kaviste günümüzden 13.000 - 100.000 yıl öncesine ait daha çok sayıda mağara gün ışığına çıkarılmayı beklemektedir. Onbinlerce yıldan beri bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış ANTAKYA’nın geçmişinin genelde ve haklı olarak İÖ.333 yılında Pers hükümdarı Darius’u İssos savaşında mağlup eden İskender’in bu toprakları tanıması ile başladığı zannedilir. Bu daha önceki bin, on bin yıllara ait araştırmaların, buluntuların araştırmayı yapanların çalışmalarını ve neticelerini yeterince tanıtamamalarından veya bütün bunların dar bir çerçevede, çevrede kalmasından kaynaklanmaktadır. Bunun ötesinde yapılan bu çalışmalara, araştırmalara verilen lokal ve genel destekler, olayların ciddiye alınıp algılanması da moralite yönünden araştırmacıların cesaretlenmesinde ve genel paylaşımlarında pozitif bir rol oynayacaktır.




Antakya’nın çok eski geçmişi ile ilgili ilk araştırma AMIK KAZILARI PROJELERİ kapsamında, Tell Tayinat, Tell Al-Judaidah, Chatal Höyük gibi uluslar arası arkeolojik tanımlamalar çerçevesinde “Oriental Institute’s Syrian Expedition” tarafından 1932-1938 tarihleri arasında yapılmıştır. İkinci araştırma Sir.Leonard Charles Woolley tarafından önce 1937-1939 sonra 1946-1949 yılları arasında Tell Atchana’da yapılmıştır. Woolley ve daha önce bu araştırmalara ve kazılara konu olan çağlar İÖ.1400-1800, günümüzden yaklaşık 3400 - 3800 yıllar arasındaki dönemleri kapsamaktadır. Woolley bu çalışmalarından önce 1907-1911 yılları arasında Mısır’ın güneyinde ve Sudan’ın kuzeyinde araştırmalar, kazılar yapmıştır. Woolley bu araştırmasından sonra 1922 yılında British Museum, University of Pensilvanya ortak çalışma grubunun genel yöneticisi olarak Ur’daki (modern Irak) bir araştırmaya da başkanlık etmiştir. Buradaki araştırma konusu günümüzden 6000-2400 yıl öncesinin bulgularının tespit edilmeye çalışılmasıdır. Bu iki araştırmadan sonra bir bağlantı olarak günümüzden yaklaşık 3400-3800 yıl önceyi gün ışığına çıkaran Tell Atchana çalışmaları (yeni ANTAKYA HİKAYESİ) o dönem için bir tesadüf mü acaba? Bir de bunun Mısır, Irak yaklaşımlarını düşünürsek?...

Hatırlamaya çalışalım!

Mu’dan başlayan, Atlantis’ten gelen göç yolları haritasındaki yerleşimlerden en önemlilerinden birisi MISIR’dı... ve nihai varış noktalarından bir diğeri ANTAKYA değil miydi?

Solecki’nin ifade ettiği gibi, Ur “geçmiş uygarlık yarı kavisi”nin Doğu’daki ev sahiplerinden biri ise gelen ziyaretçileri karşılayan Antakya olamaz mı?

Şimdi daha yakın çağlara gelelim.

İskender’i İÖ. 333 yılında bu topraklara bağlayan anımsanan, bir cümle ile hatırlayalım. “TOPRAKLAR ÖYLE BEREKETLİ, SULAR ÖYLE BERRAKTI Kİ GİDERKEN BU DEFA ARKASINA BAKTI KOCA İSKENDER. SUYUNDAN İÇTİĞİ PINAR ANNESİNİN SÜTÜ KADAR TATLI GELDİ ONA. OLİMPİAS OLSUN ADI, ANNEMİNKİ GİBİ.” dedi ve gitti ........

Mu’dan ayrılan insanların da aynı hislerle arkalarına bakmadıklarını kim bilebilir?

Zaman akmaya devam etti ........

İÖ.100’lü yıllarda Roma’dan sonra, kültürü, sanatı, ticareti ve zenginliği ile doğu ve batının her bakımdan buluştuğu bir sentez başkenti idi Antakya.

Samandağ’da (Seleucia Pieria) deniz hep gönlünce hep coşkuyla gelir kıyılara çağlardan beri... diğer açık AKDENİZ limanları gibi. Tarih bu limanlara varabilmek için bir noktanın kerteriz alınması gerektiğini söyler. Açık havalarda Kıbrıs’ın en kuzey ucundan Zafer limanından bakıldığında Kel Dağ (Cebel Akra), çoğu zaman Kel Dağ’dan bakıldığında Zafer Limanı görünür.
Acaba ilk gezginler yeni anakaraya varmak için yollarını nasıl buldular?...

kaskus
09.04.2007, 23:18
Başlangıçta bunu sadece orada doğmuş,büyümüş olmanın verdiği bilinçsiz bir aidiyet duygusu zannediyordum. Düşüncelerim zamanla yerini çocukluğumun geçtiği bu şehri daha fazla tanımaya, araştırmaya yöneltti, her fırsatta yaptığım okumalarımda, incelemelerimde gördüm ki uygarlık tarihinin gelişiminin birçok safhasında Antakya’nın önemli bir misyonu vardı ve birbirinden bağımsız,alakasız gibi görünen olaylar bir şekilde Antakya üzerinden birbirleriyle ilintili hale geliyorlardı. Antakya benim için artık “Kayıp Zamanlar” ın başkentiydi.

Bu yazı dizisinde İ.Ö 41000 den itibaren (bugün için) efsane uygarlık “Atlantis” de dahil olmak üzere insanlık tarihinin kayıp zamanlarının yollarının Antakya’da nasıl kesiştiğini okuyacaksınız.

İnsanoğlunun yüzyıllardır ilgi odağı olmaya devam eden Atlantis efsanesi ilk olarak Plato’nun diyaloglarında geçer. İ.Ö 421 yılında Sokrates’in evinde yapılan felsefi bir sohbette Atinalı devlet adamı Kristias Ünlü Yunanlı şair Solon’un Mısır da bulunduğu sırada Mısırlı bir rahibin aktardığı bilgilerden yola çıkarak İ.Ö 9000 yılında gerçekleştiği sanılan Atlantis efsanesi olayını dedesi Dropides’e aktardığını anlatır.

Bu toplantıda Sokrates’in talebesi olarak bulunan ve notlar alan Plato daha sonra yazmış olduğu diyaloglarında Atlantis efsanesinden bahseder. Efsaneye göre Cebelitarık boğazının önünde Atlantik okyanusunda Atlantis isimli dev bir ada vardı.Adanın sakinleri çok yüksek bir medeniyet seviyesine ulaşmışlar: Batı Akdeniz’den Avrupa’ya ve Amerika’ya ulaşan büyük bir imparatorluk kurmuşlardı.Zaman içinde güçlerine güç katan Atlantisliler Yunanistan ve Mısır’da dahil olmak üzere tüm Akdeniz ülkelerini ele geçirmek amacıyla yaptıkları son seferde Helenlerle savaşa tutuştular ancak Helenlerin güçlü direnişi karşısında savaşı kaybettiler ve neticede Akdeniz’deki hakimiyetlerini de yitirmiş oldular. Efsaneye göre bu savaştan kısa bir müddet sonra bütün Akdeniz bölgesi tufanlar ve depremlerle sarsıldı, binlerce insan hayatını kaybetti Atlantis adası denize gömülerek yok oldu.

İnsanlık tarihini derinden etkileyen Atlantis efsanesi 1882 yılında Amerikalı araştırmacı Ignatus Donnelly’nin yazdığı “Atlantis Tufan Öncesi Diyar” adlı eserinden sonra dünya mitolojisine ve antik geçmişe ilgi duyan araştırmacıların ve bilim adamlarının gündeminde yeniden ilk sıraya oturdu, birçok kurgu romanında konusu oldu. Araştırmacı Kemal Menemencioğlu’na göre “Jules Verne, H.G. Wells ve Conan Doyle gibi tanınmış yazarlar romanlarında Atlantis konusunu işlediler.Bunların haricinde klasik tezden uzaklaşıp Atlantis’in İsveç'te, İsrail'de, Kuzey Kutbu'nda, Spitzbergen adasında, Amerika'da, İspanya'da, Tunus'ta, Kafkasya'da, Almanya'da ve son olarak Thera veya Santorini adasında ve daha başka yerlerde olduğunu iddia eden eserler yazıldı”. Bu eserlerin sayısı binlerle ifade edilmektedir.

Atlantis efsanesi Amerikalı araştırmacı Robert Sarmast ile yeni boyut kazandı 1990 yılından beri Atlantis’in yeri konusunda araştırmalar yapan Robert Sarmast: Platonun ünlü diyalogları Critias ve Timaeus’da ifade ettiği yaklaşık 50 fiziksel işaretten yola çıkarak çalışmalarını Kıbrıs yayı ve Levantine havzası olarak tarif edilen Doğu Akdeniz kıyılarına kaydırdı. Bölge ile ilgili olarak Amerika Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresinin (NOAA) hazırlamış olduğu haritalardan ve veritabanlarından faydalanan Sarmast bu bilgilerin yeterli olmadığını görünce dünyaca ünlü Jeofizikçi Dr. John K. Hall ile işbirliğine gitti. Dr. Hall, Sarmast’a 1980 li yıllarda bir Rus petrol gemisi tarafından Doğu Akdeniz’de deniz tabanından toplanan dijital verileri iletti. NOAA ve Dr. Hall dan gelen verileri birleştiren Sarmast bölgenin 3 boyutlu ve bathymetric (derinlik ölçü birimi) haritalarını çıkarttı. Sarmast’a göre Atlantis Kıbrıs, Suriye arasında idi ve batan kıtanın en üst noktası ise bugünkü Kıbrıs’tı.

Sarmast “Discovery Of Atlantis” isimli ünlü eserinde Atlantis’in bu bölgede olmasını güçlendiren bulguları ve nedenlerini açıkladı.

Sarmast’la yaptığım muhtelif yazışmalarımda araştırmalarında İskenderun körfezinde özellikle Arsuz,Samandağ kıyılarını ve Antakya’yı göz ardı etmemesini vurguladım, bölgede devam eden bilimsel çalışmalar hakkında bilgi verdim,dokümanlar yolladım. Bana göre efsane uygarlık Atlantis: Kıbrıs’la Suriye arasındaysa bu alandan yaklaşık 70-80 mil uzaklıktaki Arsuz,Samandağ kıyılarının ve Antakya’nın bu oluşumun dışında olmasına imkan yoktu.

Robert Sarmast Akdeniz’de Güney Kıbrıs’tan Suriye’ye doğru 50 mil mesafede “Atlantisi” keşfetmek için çalışmalarını sürdürürken, geçtiğimiz hafta bu bölgede deniz yüzeyinden yaklaşık 1500 metre derinlikte Atlantis’le ilgili kalıntılara ulaştığını dünya kamuoyuna açıklamış ve bu beyanı tüm dünyada heyecanla karşılanmıştır. Muhtemeldir ki Sarmast’ın araştırmaları kısa bir süre sonra Arsuz ve Samandağ kıyılarına uzanacak ve Atlantis’in hikayesi Antakya’yla kesişecektir...

kaskus
09.04.2007, 23:21
Güzel Antakyamızın Resimleri . . .
http://www.antakyarehberi.com/gorunumler/index.htm

lion12
09.04.2007, 23:27
Antakya ya bir kere iş için gitme olanağım olmuştu sadece 4-5 saat kadar kaldıktan sonra tekrar Adana ya geri dönmüştük çok eski ve tarihi bir şehir olduğu belliydi fena değildi hoşuma gittiğini söylemeliyim şirin küçük bir yer.

halitseyfi
09.04.2007, 23:57
o sitedeki sözlük ilginç.
Kelimeler arapça mı

kaskus
10.04.2007, 22:56
Yok kardeşim Arapça değil buranın ağzı böyle...

ilkay123
17.04.2007, 00:12
LADY sana cok kizginim ...gurbet elde esimin sehrinin fotograflarini yayinlayip benim sehrimi(ISKENDERUNumu) unuttugun icin...saka saka paylasimlarindan dolayi sonsuz tesekkürler.....sagolasin...IHTE allah migik....saygilar...

LaDY
17.04.2007, 00:36
LADY sana cok kizginim ...gurbet elde esimin sehrinin fotograflarini yayinlayip benim sehrimi(ISKENDERUNumu) unuttugun icin...saka saka paylasimlarindan dolayi sonsuz tesekkürler.....sagolasin...IHTE allah migik....saygilar...

v-miğek hayye :) ben İskenderunu pek tanımıyorum, ama sırayla tüm ilçelerini tanıtacam tabi foroğraflarla, resim biriktiriyorum şimdi... Ermeni köyü, Afgan köyü, Musevileri, Hristiyanları... İskenderun'u, Samandağ'ı, Dörtyol'u her bir yeri buraya ekleyecem inşallah :)

byncyln
04.05.2007, 13:43
arkadaslar bır kere gelıp gormenızı ısterım harıka bır yer..bende hataylıyımm ama doyamıyorum

onur melis
05.05.2007, 00:54
evet ayrıca fransızlar tarafından yapılan ve temeli 1900 yılında açılıp yapılan affan(inci)kıraathanesinide gezmek lazımdır orasıda hatayı gezmeye gelenlerin ilgi odagı oldugu bir yerdir ayrıca tüm alevi forum üyelerini çay içmeye beklerim

onur melis
05.05.2007, 00:57
lady ayrıca antakyayı senden daha iyi tanıtacak sanırım bir kişi yok teşekkür sana

LaDY
05.05.2007, 01:06
evet ayrıca fransızlar tarafından yapılan ve temeli 1900 yılında açılıp yapılan affan(inci)kıraathanesinide gezmek lazımdır orasıda hatayı gezmeye gelenlerin ilgi odagı oldugu bir yerdir ayrıca tüm alevi forum üyelerini çay içmeye beklerim

onun da resmini sen eklersin Onur olur mu? ben çekmiştm ama sen ekle daha anlamlı olur :) ama içindeki amcalarda olsun resimde boş çekme kıraathaneyi :D

gerçekten görülmesi gereken bir yer, çay içilip ordaki yaşlı amcalarla sohbet etmek gerek, çok şey buluyosunuz kendinizde... insanlığa dair, barışa dair, sevgiye dair ve tabi dostluğa dair :)

Tüm Aleviforum üyeleri adına ilk çayı ben içsem olur değil mi :blushing: tadı damağımda kalmıştı o çayın, bir de köşeden bir Anteke simidi aldım mı tuza banıp tamamdır :)

onur melis
05.05.2007, 01:14
sadece lady olmaz antakyada yaşıya tüm alevi forum üyelerini bekliyoruz hem tanişmaya hem çay içmeye

LaDY
05.05.2007, 01:20
sadece lady olmaz antakyada yaşıya tüm alevi forum üyelerini bekliyoruz hem tanişmaya hem çay içmeye

tamam ben Antakyadaki canları toplar gelirim :) simitleri ben alırım çaylar senden :D evde kek börek çörek de yaparım olur dimi :D matine gibi :innocent:

Agop
05.05.2007, 01:21
Hatay gerçekten en çok görmek istediğim yer. Ezan ile Çan sesinin mütiş bir uyumla yankılandığı şehir. Umarım görmek nasip olur.

LaDY
05.05.2007, 01:25
Hatay gerçekten en çok görmek istediğim yer. Ezan ile Çan sesinin mütiş bir uyumla yankılandığı şehir. Umarım görmek nasip olur.

yanıma geleceksin ya bitanem :) tabi ki nasip olacak, kına gecemi sensiz yapmıycam söz verdim ya :D

desert rose
22.06.2007, 22:12
lady ayrıca antakyayı senden daha iyi tanıtacak sanırım bir kişi yok teşekkür sana

ramazan ayında herkesi bir heyecan kaplar.akşam üstü antakya nın daracık sokaklarında koşturan insanlar göze çarpar.kiminin elinde ramazan ekmeği,kiminin elinde helvası...kimi bir an önce evine yetişmek için koşar kimi yağmurda ıslanmamak için.hafiften bir yağmur çisselir.ardından ezan sesi...insanlar tıkış tıkış sokaklarda.köprü başında oturup izlersin kalabalığı.hiç bir yere yetişme derdin olmadan.her birinde farklı bir kişilik çarpar gözüne.kiminin gözlerinden mutluluk,kiminin gözlerinden heyecan,kiminin gözlerinden hüzün damlar,yağmurla birlikte.toprak kokusunu çekersin içine.için açılır insanları görünce.saati unutur eve gitmek istemezsin.sanki içi sırlarla dolu bir oyundur oynadığın.biraz daha kalıp izlemek istersin sokakları,daha ne öğrenebilirim diye.bi de aldın mı eline sıcacık sahlepini ohh deymeyin keyfine:)yağan yağmurun altında ölece saatlerce otursan da kimse dönüp sana bir laf etmez.deli midir ne yapıyor diye.çünkü herkes birbirine saygılıdır bu şehirde.kimde durduk yere kin gütmez diyerine.insan hayalini kurar ya dertsiz,tasasız,gürültüsüz,kavgasız bir hayatın bunların hepsini gerçekleştirebileceğin bir yerdir antakya.


şimdi aranızdan burda olmayı isteyen kaç kişi çıkar tahmin edebiliyorum:stuart: böyle bi şekilde de anlatılır benim memleketim.tarihini de yansıtırız size,3-5 dklığına da hissettiririz burda olabileceğinizi:)

herkese iyi günler.bekleriz bir gün:stuart:

Blackfox
21.07.2007, 02:20
Memlketi özledim ya :( 10 gün kaldım doyamadan geri geldim. Harbiye gözümde tütmeye başladı bile :(

ilkay123
04.08.2007, 21:11
Bu sene topragimi doya doya icime cekemiyecegim..seneye insaallah...arkadaslar tesekkür ettigim mesajlarda tekkürüm görünmüyor bu konuda beni bilgilendirirseniz sevinirim tesekkürler...

Mahir_86
10.09.2007, 03:06
Lady ablam Harbiye li olduğu için belki daha doğru bir şekilde düzenleme yapar..



Bu destansı hikaye Hatay' ın Antakya ilçesine bağlı Harbiye beldesinde Mitolojik çağlarda meydana geldiği, yapılan kazılarda bulunan Mozaik ve Heykellerle doğrulanmıştır...



DEFNE ve APOLLON



Babası IRMAK TANRISI olan SU PERİSİ DEFNE (Daphne) dillere destan bir güzelliğe sahipmiş.. Olimpos (Olympos) Dağında yaşayan Güneş ve Işık Tanrısı APOLLON yer yüzündeki krallığına ara sıra inermiş... Yine günlerden bir gün krallığını ziyaret ederken Aşk ve Sevgi Tanrısı EROS ile karşılaşmış..Apollon Eros'a; senin okların insanlara birşey yapmıyor ama benim oklarım onların canını alıyor demiş.. Eros evet demiş senin okların canlarını alıyor ama benim attığım aşk ve sevgi okları onların ruhunu etkiliyor.. Buna gülüp geçen Apollon'a bir oyun yapmayı düşünür Eros.. Biri sonsuz Aşk ve Sevgiyi verecek olan Altın Ok'u ve diğeri Sonsuz Nefret verecek olan Gümüş Ok'u hazırlar... Eros güzelliği dillere destan olan Defne' ye Sonsuz Nefret taşıyan Gümüş Ok'u fırlatır.. Apollon'a da Sonsuz Aşk ve Sevgi yüklü Ok' u atar... Artık Defne sonsuz nefret dolu ve Apollon sonsuz bir aşka sahip olmuştur..



Günlerden birgün Olimpos Dağından yeryüzündeki krallığına inen Apollon, güzeller güzeli Su Perisi DEFNE'yi görür ve sonsuz aşkıyla ona aşık olur.. Defne'ye yanaşıp ona olan aşkını anlatacakken Defne sonsuz nefretle Apollon'dan kaçmaya başlar..



Bu aşk Apollon' u içten içe eritmektedir. Babası Tanrılar Tanrısı ZEUS bu durumu görsede çözümü oğlunun bulması için yardımını esirger.



Ara sıra yeryüzündeki krallığına inen Apollon artık sık sık yeryüzüne iner ve Defne' nin yaşadığı yerlere gider olmuş.. O sırada karşılaşırlar.. Defne önden Apollon arkadan kovalamaca başlar. Bu diğerlerinden farklıydı. Sanki Apollon Defne'yi yakalayacaktı.. Defne yorulmaya başlamıştı.. Ve artık defne koşamayacak haldedir ve bir uç noktaya gelmiştir.. O anda Toprak Tanrısı TOPRAK ANA' ya (GAİA) yalvarmış.. "Toprak Ana nolur beni sakla. Toprak Ana beni yanına al.. Toprak Ana nolur beni sakla.. " diye yalvarıp yakarmış... Bu yakarışlara gözyaşına dayanamayan Toprak Ana, Defne' yi saklar..

Defne'nin vücudunu yapraklar, kollarını dallar, ayaklarında kökler sarar.. Güzeller güzeli Su Perisi DEFNE artık bir Ağaç (adını aldığı DEFNE AĞACI) olmuştur..



Bu durumu haykırışlar ve gözyaşları içinde izleyen Işığın Tanrısı Apollon kahroluyordu... Ağaca yaklaşıp sarılmış.. Ağacın içinden Su Perisinin kalp atış seslerini duyan Apollon Toprak Ana'ya Defne'nin herzaman (4 mevsim) canlı kalması için yalvarmış... Olimpos Dağın'a çıkan Apollon sonsuza dek yeryüzüne inmemiş...





Hatay' ın Harbiye beldesinde bu destanı hemen hemen bilmeyen yoktur. 4 Mevsim boyunca dik ve yeşil kalan canlı kalan bir ağaçtır Defne..

Defne öyle bir ağaçki; meyvesinden meşhur Ğar Sabunu (Ğar Defne' nin Arapça adıdır) yapılır ve yaprakları yöre yemeklerine tad ve hoş koku vermesi için katılır.

reklamlar :D kendi bloğumdan www.cileksimarik.blogcu.com 'dan alıntıdır =))

onur melis
16.09.2007, 11:50
evet arkadaşlar hz musanın asasın olduguna inalılan hataydaki hıdır bey köyündeki musa agacı

cangüdaz
16.09.2007, 13:01
kurban olayım antakyam'a!!!!!bak künefe istedi şimdi canım yaaa :-(
gez dünyayı gör antakya'yı demişler deerrmişim :-)

can_ali
28.09.2007, 22:09
bir antakyali olarak bu yazilarla gurur duyuyorum yüregine saglik LaDy helal olsun cok güzel anlatmissin devamm




Yolunuz MUHAMMEDIN yolu Sözünüz ALiNiN sözü Yüreginiz HÜSEYiNiN yüregi olsunnn ...

MehmetBaran
15.12.2007, 01:37
Güzel Antakyamın güzel resimlerini buradan yayınlayabilir miyim bilmiyorum... Umarım beceririm...

ecolis
15.12.2007, 02:23
eline saglik LaDY memleketimin bilmediyim bircok yanini gordum emeyine saglik

Garaoglan
15.12.2007, 02:35
delirecem ya

ilk basta antakyayi hatayi sevmeye baslamistim simdi ise kabusum oldu
forumda nere baksam hatay antakya antakyalilar :D:D

Mahir_86
15.12.2007, 02:47
delirecem ya

ilk basta antakyayi hatayi sevmeye baslamistim simdi ise kabusum oldu
forumda nere baksam hatay antakya antakyalilar :D:D

dayı sende bizdensin ;)

MehmetBaran
16.12.2007, 00:04
Ne savaş olur Antakya'lılar olmadan ne de barış... Hak yolunda kanımızın son damlasına kadar savaşır, barışın en güzelini de biz getiririz yeryüzüne... Ve aslında herkeste biraz Antakya'lık vardır...