Orijinalini görmek için tıklayınız : Hepsi Aydın Hepsi Faili Meçhul


LaDY
09.03.2007, 22:53
Ahmet Samim, Mustafa Suphi, Sabahattin Ali, Abdi İpekçi, Turan Dursun, Vedat Aydın, Musa Anter, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Metin Göktepe, Ahmet Taner Kışlalı... Alabildiğince uzayan bir liste. Ortak özellikleri, aydın kimlikleriyle tanınmaları. Bir başka ortaklıkları da, faili meçhul cinayetlerle katledilmeleri. Ve en önemlisi, bu cinayetlerin hepsinde devletin parmağının olması. İşte Hrant Dink, bu seri cinayetin son kurbanı

Öldürülmeyen bir aydın tipi kalmadı

Kimisi sosyalist bir aydın, kimisi Kemalist bir yazar, kimisi Kürt politikacısı ve aydını, kimisi burjuva liberal, kimisi laik, hatta kimisi devlet yanlısı... Farklı olmalarına rağmen katilleri aynı. Rejim, farklı dönemlerde her dönem toplumu terörize etmek ve kendine yedeklemek için değişik aydın tiplerine saldırmaktan geri durmadı. Bugün Hrant Dink'in öldürülmesi, eksik olan bir halkayı tamamladı.

Tarihsel süreklilik işte bu. İttihak ve Terakki ile vurucu gücü Teşkilatı Mahsusa'dan Büyükanıt çetesine... Ermeni soykırımının mirasçıları, rejimin “özde vatandaşları” ve “iyi çocukları” 92 yıllık katliamlar zincirine bir yenisi eklediler. Uzun yıllardan sonra... Zira bu saldırı, 24 Nisan 1915'te kimisi Meclis-i Mebusan üyesi olmak üzere 200'ün üzerinde Ermeni politikacı ve aydının kıyımdan geçirilmeleri, 1942'deki Varlık Yasası'yla sürgünde katledilmelerinden sonra Ermeni (ve gayrimüslim) aydınlara yönelik ilk saldırı

İttihak ve Terakkiciler eserleri ile ne kadar övünse azdır!


Ahmet Samim: Siyasi suikaste kurban giden Serbesti Gazetesi'nin başyazarı Ahmet Samim aynı zamanda ilk basın şehidi. 6 Nisan 1909’da kadledildi. Galata Köprüsü’nün üzerinde tıpkı Hrant Dink gibi tabancayla vuruldu. İttihat ve Terakki’yi eleştirdiği, yolsuzlukların üzerine gittiği için... Ahmet Samim’den Hrant Dink’e... Yöntem değişmedi. Yapanlar değişmedi. Amaç değişmedi.

10699

Mustafa Suphi: Türkiye Komünist Partisi' kurucusu Suphi, 28/29 Ocak 1921 gecesi 14 mücadele arkadaşıyla birlikte Trabzon açıklarında denize atılarak katledildi. Suphi, TKP'nin Bakü'deki 1. Kongresi'nden sonra ulusal kurtuluş savaşına katılmak için Anadolu'ya geçmişti. Ne var ki Mustafa Kemal önderliğindeki burjuva ulusalcı güçler, Suphi'nin Anadolu topraklarına ayak basmasından itibaren provakasyon örgütlemeye başladılar. Bunu sezen Suphi ve arkadaşları, Trabzon'dan motorla Batum'a ve oradan Bakü'ye dönmeye karar verdiler. Ancak, daha sonra Atatürk'e yakınlığı ortaya çıkan Topal Osman isimli tetikçi tarafından katledildiler. Topal Osman, Atatürk'e suikast iddiasıyla idam edildiğinde, Mustafa Suphi'lerin Kemalist burjuvazi tarafından katledildiğini bilen son kişi de ortadan kaldırılmış oldu.

10713

Sabahattin Ali: 1947 yılında Bulgaristan sınırında ölü olarak bulundu. Sosyalist bir aydın olan S. Ali'nin katledilmesi karşısında devlet, komünist komplo açıklamaları yaptı. Ancak, dönemin İstanbul Emniyeti Birinci Şube Müdürü Parmaksız Hamdi, yıllar sonra şu açıklamayı yaptı: “Cinayeti işleyen polis değil, MİT’tir. İnfaz emrini veren de gazeteci, yazar, CHP’de üst düzeylerde bir kişidir. Zaten bu emri veren politikacı da daha sonra feci şekilde öldürüldü.” Aradan 70 yıl geçmesine rağmen Sabahattin Ali cinayeti hala aydınlatılmadı.

10716

Abdi İpekçi: 1 Şubat 1979'da faşist kimliğiyle bilinen Mehmet Ali Ağca tarafından vuruldu. Bir süre sonra yakalanan Ağca, tutuklu bulunduğu Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçırıldı. Ağca'nın devletle tek bağlantısı, kendisini kaçıran bir grubun, kendilerini 'ülkücü subay'lar olarak tarif etmesiydi. Kemalist liberal bir aydın olan İpekçi'nin öldürülmesi, 12 Eylül'e giden yolda önemli bir kilometre taşı oldu. Aradan geçen 28 yıla rağmen cinayetinin arkasındaki isimlerin açığa çıkarılmamış olması, gerçek katillerin hala devlet tarafından korunduğuna işaret ediyor.

10700

Vedat Aydın: 1991 Temmuz'unda kaçırılan Halkın Emek Partisi Diyarbakır İl Başkanı Aydın'ın cesedi, iki gün sonra Ergani-Maden yolu üzerinde bulundu. Bir Kürt politikacısı olan Aydın'ın öldürülmesi, bölgede faili meçhul cinayetlerin tırmandırılmasıyla devam etti. O dönemde Diyarbakır'da bulunan ve Susurluk'ta ölen polis şefi Hüseyin Kocadağ, ifadesini değiştirmesi için Vedat Aydın'ın eşi Şükran Aydın'ı sürekli ölümle tehdit etti. Aradan 15 yıl geçmesine karşın Aydın'ın katilleri hala belli değil!

10720

Musa Anter: Kürt halkının Ape'si Musa Anter, 20 Eylül 1992'de Diyarbakır'da katledildi. Birlikte kaçırıldığı akrabası Orhan Miroğlu yaralı kurtuldu. Verdiği ifadeler 'işe' yaramadı. Yıllar sonra JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan'ın cinayetle ilgili tek tek isimler vererek yaptığı itiraflar dahi, devletin yargı mekanizmasını harekete geçiremedi. Katilleri, 14 yıldır korunmaya devam ediyor.

10712

Muammer Aksoy: Atatürkçü Düşünce Derneği Kurucu Başkanı Muammer Aksoy, 31 Ocak 1990 yılında Ankara'da öldürüldü. Laik tutumuyla tanınan Aksoy'un öldürülmesi, İslami örgütlere mal edilmeye çalışıldı. Aradan geçen yıllar boyunca, yalnızca suikastta kullanılan silahın ele geçtiği açıklandı.

10709

Çetin Emeç: Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Emeç, 7 Mart 1990 tarihinde İstanbul'da evinin önünde şoförüyle birlikte öldürüldü. Dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, “Çetin Emeç cinayetinin terörle ilgisi yok. Kendi çevresi ile ilgili bir cinayet o” dedi. Aradan 16 yıl geçmesine rağmen ne kendi çevresinden, ne de başka bir kesimden kimse tutuklanmadı.

10704

Turan Dursun: İslam dininin yozlaştırılmasına karşı yazıları ve kitaplarıyla tanınan aydınlanmacı yazar Turan Dursun, 4 Eylül 1990'da İstanbul'da öldürüldü. Devlet, cinayetin hemen ardından, Muammer Aksoy cinayetinde olduğu gibi İslami örgütleri işaret etti. Dört yıl sonra da İslami Hareket Örgütü operasyonunda cinayetin çözüldüğünü açıkladı. Ancak, yakalananlar daha sonra serbest bırakıldı. Gerçek katilleri 16 yıldır hala yakalanmadı.

10718

Bahriye Üçok: 6 Ekim 1990'da Ankara'daki evine gönderilen bombalı kargoyla öldürüldü. Laik kimliğiyle öne çıkan İlahiyat Profesörü Üçok'un da İslami örgütler tarafından öldürüldüğü açıklandı. Soruşturmanın ilk adımlarında, NATO menşeli olarak açıklanan patlayıcının cinsi, sonradan yapılan açıklamalarda Ortadoğu kökenli örgütlerin kullandığı Çekoslovak malı C-4 olarak değiştirildi. Dönemin MİT Müsteşarı Teoman Koman, Üçok'un ölümünden kısa bir süre önce bombalı paketin nasıl açılacağı konusunda eğittiklerini açıkladı. 16 yıldır yakalanmayan katilinin kim olduğu yeterince açık değil mi?

10702

Metin Göktepe: Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe, 8 Ocak 1996'da haber izlemek için gittiği İstanbul Alibeyköy'de polis tarafından gözaltına alındı. Götürüldüğü Eyüp'teki spor salonunda öldürüldü. Polis, ölüm nedenini, düşerek başını çarpması olarak açıkladı. Daha sonra işkenceyle katledildiği ortaya çıktı. Katil polisler hakkında açılan davalar yıllar sürdü. Ancak, verilen cezalar, katil polisler için ödül niteliğindeydi.

10708

Ahmet Taner Kışlalı: Kemalist kimliği ve orduya yakınlığıyla tanınan Kışlalı, Ankara'da 21 Ekim 1999 tarihinde arabasına konan bombayla öldürüldü. Cinayetten sonra generallerin çağrısıyla laik kesim sokaklara döküldü. Ancak, Kışlalı'nın kardeşi Mehmet Ali Kışlalı, cinayetten sonra gazetesindeki köşesinde, cinayetin askerler tarafından tertiplenmiş olma ihtimalini ima ederek hayal kırıklığını yazıya dökmüştü. M. Ali Kışlalı'nın hayal kırıklığı devam ediyor, çünkü katiller hala yakalanmadı. Yakalanmayacağını da biliyor.

10701

Uğur Mumcu: Araştırmacı gazeteci yazar Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te Ankara'daki evinin önünde arabasına konulan bombanın patlamasıyla öldürüldü. Kemalist kimliğiyle de bilinen Mumcu'nun öldürülmesinde, şimdi olduğu gibi İslami kesimden PKK'ye varana kadar çok değişik siyasal kesim öne çıkarılmaya çalışıldı. Ancak, dönemin Emniyet Genel Müdürü ve 1000 operasyonun başı Mehmet Ağar'ın yaptığı açıklamalar, Mumcu cinayetinin arkasındaki devleti açıkça tarif etmektedir. Ağar, Mumcu'nun eşi Gürdal Mumcu'nun yeni bir soruşturma ekibi kurulması isteğine karşılık olarak, “Ona kimse cesaret edemez. Yeni bir komisyon, özel polis ekibi falan. Çok özür dilerim Gürdal, yapamam” dedi. Ağar, Hiçbir soruya mahal vermeyecek şekilde devletin işlediği cinayeti gizliyordu. Ve sözleri bununla da sınırlı değildi: “Bir tuğlayı çekersek, duvar yıkılır.”

10719

Hrant Dink'in katilleri yakalanacak mı?
Evet, Mustafa Suphi'den Hrant Dink'e kadar o kadar çok 'tuğla' döşediler ki, hangi birini kaldırsan altından devlet çıkar. Hrant Dink'in katilleri gerçekten yakalanacak mı? Tarih 'Hayır' diyor.

10707

seyhunbey
09.03.2007, 23:19
ne cehennemi ne cenneti
gurbeti de sılası da içindedir insanın
ömrümüzün biriktirdiği onca kavram ve sözcük
şimdi işgal altında

son pankart sokakta gerili birazdan polis kesip atacak
hepimizin ölümü en küçüğümüzün elinden olacak!

ah ile eyvah ile geçiyor zaman
dönsek kardeşliğimizi kutsayacak ardımızdaki kan
vart’a gül demişler, ağlayan kim
iki kalp, iki zehir, yüz yıllık birikim

Nesimi
09.03.2007, 23:21
Aydınlarımızı katleden faili meçhul(!) lere lanet olsun!!!

Haydaryiğit
09.03.2007, 23:27
Teşekkürler Lady can güzel çalışma...

Ah o kadar aydınımız öldürüldü.Neden ne gerek vardı.Onlar bizim aynamızdılar. Onlarla bu Tüürkiye daha güçlü olabilirdi.Aydınlar nadide bir çiçek gibidirler. Aydınlar kolay kolay yetişmezler.Aydınlar sorgularlar,düşünürler,araştırmacıdırlar. Güya düşünce özgürlüğü var denen şu ülkede bu mudur düşünce özgürlüğü ?

Nereye Türkiyem nereye

Haberler kötü söyler yine
Yine konu güneydoğu
Kaç asker ölmüş yine
Kaç anne matem dolu
Bir başka ana o da ağlar Kanber Ateş diye bu ülkede
Türkiyem Türkiyem nereye

Devletin gücü varken çeteler neden niye
İpekçi Mumcu Çetin Emeç hain miydi bu ülkede
Türkiyem Türkiyem nereye

Katiller dışarıda iken Manisa'da öğrenciler
Raporlar işkenceler
Hastane kurbanı Mustafa düzene yenildi sonunda
Kahır çeken emekliler
Sağlık eğitim ekonomi yedi bitirdi ülkemi
Hapse attılar düşünceleri
Bilinçsiz cahil koca kafalar kokainden para kazananlar
Ne duruma düşürdüler güzel ülkemi
Türkiyem Türkiyem nereye

Haberler kötü gelsede herşey kötü gitsede
Umut et yarın güneş başka doğar ülkeme
Haluk Levent

Ah bu güzelim dünyanın en güzel yerlerinden birisi olan Anadolu'muzda, o güzelim Anadolu insanlarıyla hep birlikte omuz omuza,koyun koyuna,el ele haksızlığa,zalimlere,sömürgecilere karşı savaş yapsaydık ne kadar güzel olurdu.
Umudumuz her zaman var... Bu umut yolunda ne kadar işkence çekersek çekelim,bu işkenceler aksine bize kuvvet katmalıdır.
Onları saygıyla anıyorum....

halitseyfi
09.03.2007, 23:33
Yukardaki şehit aydınlarımız, yürüdükleri yolun kendi canlarını yakacaklarını bildikleri halde yollarından dönmediler. Saygı ,şükran ve özlemle anıyorum.

Teşekkürler LaDY can

s.bayar
09.03.2007, 23:34
sen yanmazsan
ben yanmazsam
biz yanmazsak
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa

Demokrat
10.03.2007, 04:31
Oncelikle bu konuyu gundeme getirdigin icin tessekkur ederim.
Derin devlet denen yapi bu ulkedeki cogu faili mechul cinayetin dolayli ya da dolaysiz olarak arkasindadir. Uyeleri cok degisik mesleklerden olabilir, Sozde vatanini seven milliyetci gencleri seciyorlar, tabi bunlar tetikciler. Orgutu (yapiyi) yonetenler farkli mevkilerde olabiliyorlar. Mesela milletvekili, rektor, doktor vs.. Ama kesin olmamakla beraber yapinin basinda asker kokenli biri bulunuyor. Osmanli'dan Cumhuriyete gecilirken bu yapi korundu. Daha fazla uzatmadan bu konunun cok iyi irdelendigi bir yaziyi http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=26476 linkinden okuyabilirsiniz.

Katledilen aydinlarimiza gelince tek suclari farkli dusunmek, isteyerek ya da istemeyerek derin devlet politikalarina ters dusmek. Cogunun faili mechul! ve faili mechul kalacak gibi. Aslinda fazla karamsar olmamak lazim derin devlet denen yapi bayagi bir cozuldu ve gelecekte de bu cozulme devam edecek...

Ben size yine bir link vereyim ve derin devletin kontrol mekanizmasini yakindan inceleme firsati bulun fazla soze gerek yok.
http://dhkc.net/www/tr/news.php?h_newsid=179 mutlaka okuyun

Birde bazi cinayetlerin analizleri var gercekten cok enteresan.
http://www.sucanalizi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=217&Itemid=109

Saygilar

munzur_62
10.03.2007, 08:23
Ben turan dursunu hapiste diye biliyordum daha doğrusu öyle duymuştım Turan dursunun şafiliği anlatan kulleteyn adlı bir kitabı var karşımda duruyor şu anda