Orijinalini görmek için tıklayınız : Aşıklık Geleneği ve Alevi Edebiyatinda Ermeni ´Aşug`lari


Oli
17.12.2005, 15:55
Aşıklık Geleneği ve Alevi Edebiyatinda Ermeni ´Aşug`lari

Mehmet Bayrak

1925 kürt isyanı sonrasında, bizzat Mustafa Kemal yönetimince şark İlleri asayiş müşaviri ve türk ocakları koordinatörü sıfatıyla kürdistan`da görevlendirilip özellikle dersim bölgesinde incelemeler yapan ve daha sonra Atatürk`e danışmanlık yapan Prof. Hasan Reşit Tankut, ´zazalar konusunda sosyolojik tetkikler` konulu bir gizli çalışmasında[1], dersim yöresi alevileriyle ermeniler arasındaki ilişkilere değinirken; ´dersim alevileri`nin ermeniler`i çok sevdiklerini; cumhuriyet döneminde bile dersim`de bir dersimli kadar serbest ve mutlu yaşayan ermeniler bulunduğunu` belirttikten sonra, ermeni kökenli kimi alevi âşıklarının bölge insanları üzerinde etkili olduklarını vurgulayarak şöyle diyor:

´Alevi âşıklar arasında Sarkis Zeki kudretli bir ozandı. 0 tıpkı Viranî gibi, Turabî gibi demeler söylemiş ve ehlibeyt methiyeleri yazmıştı.`[2]

Tankut, daha sonra şu saptamada bulunuyor: ´alevi her yerde hıristiyan dostudur. ocak başlarında muhabbet eden insanların arasındaki hıristiyan hiç de yabancı sayılmaz. belki bir çeşit i`tizal (akılcılık mb ) yolu olan gregoryanlık, başka hıristiyan mezheplerine göre aleviiiği daha ziyade okşayabildiği için üstün tutulmaktadır. şurası gerçek ki, ermeni alevi`nin en yakın bir dostudur.´ [3]

Tankut`un, buradaki belirlemeleri daha önce batılı misyoner raporları ile araştırmacıların yazı ve eserlerinde de çok kez ifade edilmiştir.

Dr. Celilê Celil, bu gerçekligi ´dersim ermeniler`i, yerli kürtler ile gezginlerin çoğunu şaşırtacak kadar dostluk iiişkileri içindeydiler (...) kızılbaş kürtler; yalnız ermeniier`e karşı degii, bütün hıristiyanlar`a da iyi davranmışlardır. bu davranış karşılıklıydı` sözleriyle ifade ederken; batılı bilimadamlarmdan Matti Moosa da şu belirlemeyi yapmaktaydı: ´Kızılbaş ve ermeniler arasındaki sosyo-dinsel iiişki artık yerleşmiş bir gerçektir.(...) doğu türkiye`nin ermeni illerinde yoğun bir şekilde kızılbaş nüfusu bulunmaktadır, birçok köyde ise ermeniler ile kızılbaş kürtler yanyana yaşamaktadır.` [4]

Oli
17.12.2005, 15:56
----Devamı----

Kuşkusuz, ermeniler`le kürtler ve aleviler tarihte yalnız dersim yöresinde ve doğu türkiye`de değil, anadolu`nun hemen her yöresinde yanyana yaşamaktaydılar. milliyet olarak kürtler, din olarak aleviler`le yakınlık içinde olan ermeniler`in, alt kimlik olarak en yakın oldukları kesim ise kızılbaş/alevi kürtler`di.

Ermeniler`in geçmişte yaşadıkları vilayet, sancak ve kazaları tek tek saymanın yeri burası değil. anadolu bölgesinde; angora (ankara) vilayetinin ankara, kırşehir, yozgat ve kayseri sancaklarıyla birçok kazalarında; sivas vilayetinin sivas, şebinkarahisar, tokat ve amasya sancaklarıyla birçok kazalarında; kilikya / İçtoroslar bölgesinde adana vilayetinin adana, mersin / İçel, sis (kozan), cebelibereket (osmaniye); halep vilayetinin maraş, antep, urfa, antakya sancak ve kazalarının birçoğunda; kürt ve ermeni coğrafyasında harput (elazığ) vilayetinin harput, dersim, malatya; erzurum vilayetinin erzurum, erzincan, bayazid sancak ve kazalarının birçoğunda; bitlis vilayetinin bitlis, muş, ardeşen, siirt sancak ve kazalarının birçoğunda; van vilayetinin van ve hakkari sancak ve kazalarının birçoğunda ermeniler`le kürtler ve aleviler yanyana ya da içiçe yaşamaktaydılar. bunlara constantinople (İstanbul),trakya, bursa, İzmir, konya, kastamonu ve trabzon illeriyle bağlı sancakları ve kimi kazaları da eklemek gerekiyor [5].

Dr. Mohammed Mokri`nin de vurguladığı gibi, ´ermenistan, birçok İran şehirleriyle, özellikle kürdistan şehirleriyle birlikte bir sınır bölgesi oluşturur. ermeni ve kürt uyruklular, aşağı yukarı islam öncesi dönemden beri bu bölgelerin birçok kentlerinde birarada` yaşamaktaydılar. yine aynı yazarın deyimiyle tarihten gelen bu yakınlık ve içiçelikten dolayı, halk arasında ´ermeniler`in hıristiyan kürtler, kürtler`in müslüman ermeniler olduğu` konusunda bir kanı bile oluşmuştu. Dr. Mokri, sözkonusu makalesinde, tarihten ve kökenden gelen bu yaknılığın bir sosyo-kültürel yakınlık da sağladığını, dolayısıyla kürt folklorunda ermenistan`a ve ermeniler`e; ermeni folklorunda da kürtler`e ve kürdistan`a ilişkin birçok motif bulunduğunu vurgulamakta ve manzum halk destanları bağlamında bunu örneklemektedir.

Kürt araştırmacı Dr. Kınyazê İbrahim Mirzoev de, ´kürt ve bölge halklarının edebi İlişkileri` (1985) konusuna ayırdığı doktora çalışmasında; kürt- ermeni edebi ilişkilerinin çok eskilere dayandığını belirterek, iki halkın gelenek ve göreneklerinde, yaşam biçimlerinde, folklorlarında ve edebiyatlarında önemli yakınlıklar ve benzerlikler bulunduğunu vurgular. [6]

Bu noktada; daha 17-18. yüzyıllardan kalma ermeni alfabeli kimi elyazması kürtçe folklor eserleri bulunduğunu [7], kürt halk müziğinin ve şarkılarının ilkin 19. yüzyılın ilk yarısında ermeni araştırmacı Xaçatur Abovyan tarafından halk arasından derlendiğini, yine kürt müziği ve epik destanları konusunda ilk bilimsel çalışmanın da 1899`da almanya`da, tanınmış ermeni müzikolog Komitas tarafından yapıldığını burada eklememiz gerekiyor.

Aynı coğrafyada yaşayan halklar arasında kültürel etkileşimlerin ve alış-verişlerin olması son derece doğaldır. Nitekim, ünlü halkbilimci Prof. Dr. Hecıyê Cindî, bu olguyu şöyle dillendirmektedir:

´kürt türküleri epik hikâyeleri ve diğer eserleri ermeniler, araplar, azerbaycanlılar, farslar ve asurlular tarafından da sevilip benimsenerek onların folklor edebiyatının arasına yerleşip, kendi öz edebiyatları şekline donüşmüştür. ( ... ) sevilen bazı kürt şarkıları hıristiyan ermeniler tarafından da söylenmektedir. seyyah Moritz Wagner, birçok kürt ve yezidi şarkılarının önasya`da (anadolu) çok yaygın olduğunu ve hatta bunların türkçe´ye de çevrilmiş olduğunu söylemektedir. Minorsky, dağlık bölgelerde yaşayan asurlular´ın arasında kürt âdetlerinin yerleşik olduğunu, kürt şarkılarının söylendiğini ve kürt hikâyelerinin anlatıldığını belirtmektedir.` [8]

Bu gerçeklikten yola çıkarak diyebiliriz ki, uzun zamandan beri ilişki içinde bulunan, yanyana, hatta çoğu kez içiçe yaşayan halklar arasında, toplumsal kurumlaşma, gelenek ve görenekler açısından etkileşimler bulunduğu gibi kültürel ve edebi geçişmeler de olabilmektedir. Dahası, egemen ve moda dil ve kültürler çoğu kez diğer halkların sanatçılarını etkilemekte ve onların bu resmi/baskın/egemen dillerde yazmalarına yolaçmaktadır.

Oli
17.12.2005, 15:57
-----Devamı----

Nitekim, osmanlı divan şiiri`nin en önde gelen kürt kökenli üç şairi Fuzuli, Nefi ve Nâbi eserlerini dönemin egemen moda dilleri osmanlıca, farsça ve arapça dillerinde verdikleri gibi; alevi edebiyatının en büyük ozanlarından Nesimi ve Hatayi de eserlerini kürtçe dışındaki egemen/moda dillerde vermişlerdir. Çünkü osmanlı İmparatorluğu`nda osmanlıca, İran/safevi İmparatorluğu`nda farsça, arap/islam dünyasında ise arapça egemen/moda dillerdir. bu arada, dört dilde şiir yazan Mevlana ve altı dilde şiir yazan Şükri-i Kürdistanî gibi isimleri de hatırlamamız gerekiyor.

Türk şairi Aşık Paşa, türkçe`den uzaklaşılarak farsça ve arapça gibi dillere yönelinmesini şöyle dile getirir:

türk diline kimsene bakmaz idi
türkler`e hergiz gönül akmaz idi
türk dahi bilmez idi bu dilleri
İnce yolu ol ulu menzilleri.

16. yüzyılda bu dillere yöneliş doruk noktasına varır. osmanlıca, farsça ve arapça dillerinde birçok eser veren şair Fuzuli, türkçe gibi sade bir dille sanat yapılamayacağını söylemekten kendini alamaz:

ol sebebden farisî lâfzile çokdur nazm kim
nazm-i nâzük türk lâfzile iken düşvâr olur.

Bir başka divan şairi -ki muhtemelen priştineli`dir- ise tüm gözlerin iran ve arap kültürüne yönelmesini şöyle eleştirir:

mesihî gökten insen sana yer yok
yürü var gel arab`dan ya acem`den.

Saray çevresinde ve osmanlı memleketlerindeki büyük şehirlerde (bursa, diyarbekir, haleb, bağdat vb. gibi) yaşayan şairler böyle bir yönelişe giderken; kuşkusuz küçük şehir, kasaba ve köy çevrelerinde yaşayan şairler de bulunuyor ve bunlar egemen kültür anlayışından göreceli olarak uzak duruyorlardı. bir başka gerçek de şu ki, türkçe/arapça/farsça/kürtçe karışımı da olsa osmanlıca diye bir ortak dil/kültür de oluşmuştu ve bu dil/kültür türkler`in yanısıra kürt, ermeni, arnavut gibi osmanlı halklarınca da benimsenmişti.

Fuad Köprülü de, klasik türk şiirinin iran kaynaklı olduğunu şöyle ifade ediyor: ´daha XI. asırda iran edebiyatı örneklerine göre bir klasik edebiyat süratle inkişafa başlamış ve klasik türk şiiri XVI-XVII. asırlarda en yüksek eserlerini yaratmıştı. [9].

Öyle görünüyor ki, XIII-XVI. yüzyıllar arasında özellikle tarikatlar ve tekkeler çevresinde gelişen dini karakterli aşık şiiri, osmanlı devleti`nin kurumlaşması ve güçlenmesiyle divan şiiri karşısında kısmen geriliyor; başka bir söyleyişle divan şiiri , aşık ve tekke şiirini belli ölçülerde baskılayarak etkisi altına alıyor ve değişime uğratıyordu.

´Hakikaten, aşık tarzının ilk teşekküle başladığı xvi. asır sonlarından beri , gerek dış unsurlar, yani vezin ve şekil bakımından ve gerek iç unsurlar, yani mefhumlar, mecazlar, dil, uslup bakımından, bu klasik şiir tesirinin daima daha kuvvetlenerek kendini gösterdiğini ve xix. asrın ikinci yarısından evvel bunun artık son haddine geldiğini açıkça görüyoruz.` [10]

Bu etkilenmeden en çok payını alan kesimlerden birinin ermeni şair ve âşıkları olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Köprülü`nün şu belirlemesi belki en çok ermeni âşuğları (âşıkları) için geçerlidir:

´XVII. asırdan başlayarak, İmparatorluğun büyük merkezlerinde yetişen sazşairlerinin, klâ*** şairlere benzemek ve onlardan geri kalmamak gayretiyle, oldukça kuvvetli klasik edebiyat kültürüne sahip olmaları, kullanılması nisbeten kolay aruz kalıplarını ve bazı klasik nazım şekillerini (gazel, murabba, müseddes, müstezad gibi) kullanmağa başlamaları, yabancı terkip ve kelimelere ve klasik şiire mahsus mefhumlara manzumelerde gitgide daha geniş bir yer vermeleri, aşıklar arasında kendilerinin artık bu cihetlerden de klasik şairlerden geri kalmadıkları kanaatini doğurdu` [11]

Oli
17.12.2005, 15:57
----Devamı-----

Bu siyasal ve toplumsal etkileşim gereği, osmanlı döneminde ermeni harfli türkçe eserler bağlamında önemli bir literatür oluşmuştur. Ermeni harfleriyle türkçe yazılmış şiirler, destanlar, kitaplar, gazeteler, halk hikayeleri ve resmi belgelerden oluşan bu ermeni harfli türkçe literatür; üstteki etkenlerin yanısıra günlük hayatında türkçe konuşan, ermenice bilmeyen ya da çok az bilen ermeni nüfusla yazı yoluyla iletişim kurmanın ve bu kitlenin kendini ifade etmesinin aracı olarak gelişmiştir. [12]


Ermeni ´Aşug`ları ve Alevilik

Ermeni aşugları konusunda bir çalışma yapan ermeni araştırmacı Arşak Çobanyan, halk şiiri açısından halklar ve küitürlerarası etkileşimi vurgularken şöyle diyor:

´Ermeni aşuglar, müslümanlar`dan aldıklarından fazla onlara bazı şeyler vermişlerdir. ermeni aşugları`nın birçoğu türkçe, acemce, kürtçe şiirler yazmışlardır. Hatta türkler`le kürtler`in birçok meşhur sazşairleri ermeni`dir. bunlar, şüphesiz kendi milli tabiatlerinden, hıristiyan zihniyetinden birçok şeyleri, İslâm şiirlerine katmışlardır.` [13]

Frèdèrich Macler, Çobanyan`ın yaklaşık on yıl sonra 1917`de paris`te yayımladığı la Musique En Armènie (ermeni müziği) adlı eserinde; ´halk türkülerinin bilimsel geleneğinin temsilcileri´ olarak nitelendirdiği ermeni aşuğları konusunda şu ilginç belirlemelerde bulunur:

´Aşuğlar son derece yetenekli, müzikal ve edebi anlamda gerçek halk sanatçılarıydı. özellikle büyük törenlerde, özel günlerde ve düğünlerde görev alırlar, uzun ve sert kış gecelerini, doğaçlama yoluyla çoğu zaman oradaki büyük kişilerin şerefine söyledikleri eserlerle renklendirirlerdi.

Aşuğların bağlı bulundukları, himayelerinde oldukları beyleri vardı. Ermenistan`da bu beyler ya arap, ya pers, ya türk ya da kürt idiler. Aşuğların, rekabetin çok yoğun olduğu böyle zor bir işi layıkıyla yapabilmeleri ve koruyucularının gözüne girebilmeleri için hassas ve dikkatli olmaları gerekiyordu.

Sözgelimi, bir kürt beyinin himayesine giren bir aşuğ, müziğini daha çok pastoral renkler taşıyan kürt müziği ezgilerine uyarlıyordu. Aynı sanatçı, bir türk paşasının himayesine girince, yine müziğini onun ve herkesin bildiği burundan ve genizden söylenen türk müziğinin zevkine uyarlardı. Fars müziği daha rafine bir müzikti ve aşuğ aynı şekilde müziğini bu sefer de yeni koruyucusunun kültürüne ve zevkine uyarlardı.

Sultanların, şahların, xwediveslerin (mirlerin, hanedanların mb.) himayesinde bulunan en ünlü müzisyenler ermeni müzisyenlerdi.` (13/a)

Yazar, daha sonra aşuğların dinleyicilerini ne kadar etkilediklerini ve kendilerine hayran bıraktıklarını gösteren şu hikâyeyi aktarır:

´Bir arap sultanı, çevresindeki yönetim ileri gelenleriyle birlikte oturup, müziğini icra eden ve kendisine övgüler düzen ermeni aşuğdan o kadar etkilenmiş ki, üstündeki en şık ve görkemli kıyafetiyle, çevresinde eğlencenin yapıldığı su dolu havuza atlamış.`

Çobanyan, yukarda anılan kitabında; âşıklık geleneğinin kaynağını arap edebiyatından almakla birlikte ermeni aşugları ile başladığını ve diğer İslami edebiyatları etkilediğini savunurken; bunu yanıtlayan köprülü de, acem ve araplar`da âşık edebiyatına benzer bir edebiyatın bulunmadığını, dolayısıyla ermeniler`deki aşugluk geleneğinin türk âşıklık geleneğinden etkilendiğini ileri sürmektedir.

Oli
17.12.2005, 15:58
Bilindiği gibi, ´aşug` şeklinde ermenice`ye giren kelimenin aslı ´âşık`tır ve arapça`dan gelmektedir. ´bu kelime önce âşık`dan bozulmuş olan âşık şeklinde lisanımıza geçerek kalender, babayi, bektaşi, hurûfi gibi ehl-i sünnet (sünnilik mb ) ilkelerine aykırı zümrelere mensup dervişlere ve yûnus emre tarzında halk şâir-mutassavıflarına alem yani sıfat olmuştur.´[14]

Bu noktada, ´âşık` kavramının ´ışık dergâhları`ndan geldiği yolundaki yaklaşım ve yorumun zorlama olduğunu belirtmeliyiz.

Halk âşıklarının; sazlarıyla sanatlarını icra etmeleri, bir bölümünün anadan doğma kör olması, halkın onları yarı-kutsal kişilikler olarak görmesi, çoğunun ümmi olması yani okur-yazar olmaması, ancak ustalarından sözlü dersler almaları, bir bölümünün kendikendine okuma -yazma öğrenmeleri, ellerinde sazlarıyla daha çok gezgin bir hayat sürmeleri, köyden-köye, yayladan-yaylaya, obadan-obaya dolaşarak yaşamlarını sürdürmeleri, bu coğrafyada yaşayan âşıklık geleneğinin ortak özellikleridir. bunlar genellikle mani, koşma, türkü, manzum destanlar icra ediyorlardı.

Halk aşıklarının birçoğunun kör ve ümmi olması da ilginçtir. Eski kaynaklarda ve şairnâme` lerde birçok âmâ yani kör âşığa rastlıyoruz: Kör Ömer, Kör İbrahim, Kör Mustafa, Kör Hamza, Kör Bektaş, Kör Muhammed, Kör Sefer, Kör Aleksan, Kör Ğazar, Kör Harbî, Kör Tüccarî gibi. sondaki dört aşık ermeni kökenlidir. günümüzde Aşık Veysel, Aşık Şah Turna, Kör İbo, Kör Mısto bu geleneğin bilinen örnekleri. Kürt edebiyatında bunun en ünlü örneği, halk arasında ´dengbêjler şahı`, Yaşar Kemal tarafından ´kürtler`in homeros`u` olarak nitelendirilen Evdalê Zeynikê`dir.

Birçok âşığın kör olmasının; köy yerinde yapacak başka işi olmayan ve algılama duyuları gelişkin olan insanların saza ve şiire yönelmesiyle ilgili olduğunu düşünüyorum. [15]

Ümmi yani okuma-yazmasız, ancak son derece güzel şiirler söyleyen birçok âşığın varlığı da, araştırmacıların dikkatinden kaçmamaktadır.

Tüm bunların ötesinde âşıkların, konumuzu doğrudan ilgilendiren bir başka ortak özelliğini ise köprülü`den dinleyelim: ´Âşıklar, mutlaka muhibb-i ehl-i beyt (alevi) ve bilhassa çoğunlukla bektaşi idiler. Bektaşilik yeniçeriler arasında genellikle yaygın olduğu için, yeniçeri ocakları`ndaki âşıklar, genellikle bektaşi tarikatine mensup bulunurlardı. bu suretle, bektaşilik adeta âşık`lığın zorunlu gereklerinden olmuştu.` [16]

Saz şairlerinin ve âşık edebiyatının bu özelliği de, konuyla ilgili hemen tüm araştırmacılarca teslim edilmektedir.

Oli
17.12.2005, 15:58
----Devamı-----

Anadolu`nun, XIII. yüzyıldan başlayarak XVII. yüzyıl başlarına kadar çok önemli tarikat çalışmalarına sahne olduğunu ve Rumeli`nin elegeçirilmesinden sonra bu çalışmaların balkanlar`a da yayıldığını belirten Köprülü, sözlerini şöyle sürdürüyor:

´Tekke edebiyatı, XIII-XIV. asırlarda anadolu`da büyük bir inkişaf göstermiş ve bilhassa büyük mutasavvıf-şair Yunus Emre`den sonra kuvvetli bir manevi nüfuz kazanarak, ortodoks tarikatlere mensup derviş-şairler o tarzda şiirler yazmıştır. mamafih bu şiir tarzının en ziyade heteredoks tarikatler arasında inkişaf ettiği ve bedii kıymet bakımından en orijinal, en kuvvetli mümessillerinir11;Kaygusuz Abdal, Hatayi, Pir Sultan Abdal gibi- bektaşiler ve kızılbaşlar arasında bulduğu muhakkaktır.` [17]

Alevilik gibi bazı öğretilerde, saz ve şiirin dini törenlerin temelini oluşturduğunu vurgulayan Hasan Ali Yücel de, bu inancın şiirden ve şairden önemli ölçüde yararlandığını belirttikten sonra şu saptamada bulunuyor:

´İbtidaî İslamiyetin, bilhassa hıristiyan ve hint rahiplerinin ve eflatun sisteminin tesiriyle olgunlaşan bir felsefesi olan tasavvuf da halk ile kaynaşabilmek için aynı vasıtalardan faydalanmıştır. böylece XIII. yüzyıldan itibaren anadolu`da bir dini ve tasavvufi halk şiiri meydana gelmeye başlamıştır. Başlangıçta bu şiirde kuvvetli batinî temayüller görülür ama, henüz bir tarikatın tamamiyle damgasını yemiş eserlere rastlanmaz. ( r30; ) Bir öğretme, eğitme aracı olarak kullanıldığı için dervişlerin dilinde halk şiiri didaktiktir. XVI. yüzyıldan sonra alevilik, bektaşilik, mevlevilik gibi tarikatlar bünyeleşip yayılmaya başlayınca bu dinî-mistik şiir de tarikatların rengine bürünür.` [18]

Burada da vurgulandığı gibi, âşıklık geleneği adeta kızılbaşlık, alevilik ve bektaşilik`le içiçe geçmiştir. Yukardan beri anlatmaya çalıştığımız toplumsal ortam nedeniyle ermeniler`den birçok türk veya kürt âşık yetiştiğini ve bunların , genellikle diğer türk veya kürt âşıklar gibi alevi veya bektaşi inancına mensup olduklarını burada bir kez daha hatırlatalım.

Şunu da hemen belirtelim ki, âşıklık geleneğinde sadece din ve tasavvuf şiiri yoktur. Araştırmacılar, yaşanılan çevreyi ve işlenen konuları gözeterek genelde kabul gören şu bölümlemeyi yapıyorlar:

1- Ddin ve tasavvuf şairleri
2- Köylü şairler
3- Kasaba ve şehir şairleri
4- Yeniçeri şairleri
5- Göçebe şairler

Yukarda da vurgulandığı gibi, alevi kültüründe sazın, sözün, ezginin özel bir yeri vardır. şu var ki, bu ezgiler ´dini bir temelden yola çıkıyormuş gibi görünse de lirik içeriğiyle aşkın bir insanlık bilincini yansıtmıştır. ezgileri karşılıklı etkileşim içinde üretenler ve alımlayanlar, yerel renkler içinde ama şoven-baskıcı tutumları, ırkçı taşkınlıkları aşarak evrensel bir dil yaratmışlardır.` [19]

Oli
17.12.2005, 15:59
---Son---

Günümüzde bu geleneği işleyen bir eser olarak Doç. Dr. Ursula Reinhard ve Oliveira Pinto` nun ´sänger und poeten mit der laute/ türkische âşık und ozan` berlin-1989 adlı eserine bakılabilir. Bu eserin ortaya koyduğu en önemli gerçekliklerden biri, eserde yeralan günümüz âşıklarının büyük bir bölümünün alevi kökenli olduğudur ki, bu, yukardanberi vurguladığımız hususları doğrulamaktadır.

Kaynaklar

[1] sözkonusu çalışma için bkz. M.Bayrak: Kürdoloji belgeleri, özge yay. ank. 1994, s. 409-490
[2] age,s.472
[3] age,s.473
[4] Dr. Celilê Celil: ´Dersim kürtler`, değişik yazarların düşünceleri işığında yeni binyılda dersim içinde, münih-2002 ve Matti Moosa: ´Kızılbaş kürtler`in İnancında ermeni unsurları`, M. Bayrak: Alevilik ve kürtler içinde, özge yay. ank. 1997,s.462-463
[5] R. Kèvorkian- P. Paboudjian: les armèniens dans l`empire ottoman, paris-1993, s.57-60. (ermeniler`in bu kadar dağınık yerleşiminde; ticaret amacıyla büyük şehirlere, özellikle el sanatları ve memuriyet gibi görevler dolayısıyla anadolu`ya yayılmalarının etkili olduğunu sanıyorum.)
[6] bu konuda ayrıca bkz. Kinyazê İbrahim Mirzoev: ´kürt ve ermeni edebi İlişkileri`, bergeh, sayı:5/1990. İncelemede; ermeni araştırmacılar c. haykuni ile g. Xalatyants`ın ´ermeni-kürd şiiri` adlı çalışmasıyla , kürt bilimadamı Prof. H. Cindi`nin kürt ve ermeni edebi ilişkilerini folklor materyalleriyle açıklayan ´ermeni ve kürt halkları dostluğunun sözlü edebiyata yansıması` (1965) konulu çalışmasına yer vermektedir.
[7] Mehmet Malmisanlı: ´ ermeni alfabesiyle yazılan kürtçe eserler`, tarih ve toplum dergisi, sayı:54, s.59. (burada adı anılmayan, ancak çalışmamız açısından önemli olan ermeni harfli kürtçe bir eser de şudur: yerkaranê bı kurmanci (kürçe nefesler/ İlahiler) , harput-1880)
[8] Prof.Dr. Heciyê Cındi: epîkên kurdî/kurdish folk epic, moskova- 1962; latin alfabesiyle yeni basım, haz: memo yetkin, İsveç-1985
[9] Prof.Dr. Mehmed Fuad Köprülü: ´türk edebiyatında aşık tarzının menşe ve tekâmülü`, köprülü`den seçmeler içinde, meb yay. İst. 1990,s.150
[10] agy
[11] agy
[12] Kevork Pamukciyan: Ermeni harfli türkçe metinler, aras yay. İst. 2002
[13] Arşak Çobanyan: les trouvers armèniens (ermeni aşıkları), paris-1906`dan aktarılarak, Prof.Dr. M.Fuad Köprülü: ´Türk edebiyatının ermeni edebiyatı üzerindeki tesirleri`, edebiyat araştırmaları içinde, ttk yay. ank. 1966,s. 244
a)- Frèdèric Macler: la musique en armènie, paris, s.14-15 [ çeviren: Devrim Bayrak- schutz]
[14] Köprülü: age,s.246, (8) nolu dipnot. ´aşık` kavramı ve ´aşık edebiyatı` konusunda ayrıca şu eserlere de bakılabilir:
a) İslam, türk, büyük larousse, türk dili ve edebiyatı ansiklopedileri
b ) Atilla Özkırımlı: Türk edebiyatı ans. cilt-i, cem yay. İst. 1982
c) Prof.Dr. Pertev Naili Boratav: ´Aşık edebiyatı`, 100 soruda türk halk edebiyatı, gerçek yay. İst.1969
ç) Cemşid Bender: ´Kürt halk yaratması aşıklık geleneği üzerine notlar`, berhem,mart-1993
[15] bu konuda ayrıca bkz.
a)[/b[ [B]Rohat: ´kör ozanların ülkesi`ne açılan bir roman, bergeh, sayı:8/1991 b ) müslüm yücel: ´düşünce dünyamızı aydınlatan körler`, öz-po. 15-17 kasım 1977
[16] Prof.Dr. M.F. Köprülü: ´türk edebiyatının ermeni edr30;` s.240-241
[17] Prof.Dr. M.F. Köprülü: ´türk edebiyatında aşık tarzının menşe ve tekâmülü`, köprülü`den seçmeler içinde, meb yay. İst. 1990, s.167
[18] Hasan Ali Yücel: türk edebiyatına toplu bir bakış, İst.1932
[19] Tahir Abacı: bir zamanlar anadolu`da, İletişim yay. İst.1999, s.210

mehmetbayrak@ozgeyayinlari.com

www.dersimdeiklim.com (http://www.dersimdeiklim.com/) da bölüm bölüm yayınlanan makelenin tümü