YOLGEZER1984
08.04.2005, 21:21
Diyanet nerede duruyor?
Bu topraklarda Sünni ?slam, kendisine devlet teşkilatı içinde yer bulmuş; buna karşılık devletin din üzerinden toplumu yönetmesini mümkün kılmış egemen inanç biçimi... Böylece ?slamın Sünni/Hanefi yorumu, ?eyhülislamlık kurumu sayesinde ahlakı, hukuku ve toplumsal güç ilişkilerini yüzyıllarca etkilemiş. Dinin bir anlamda dünyevileşmesini de ifade eden bu ilişki biçimi kaçınılmaz olmuş; çünkü devletin dindarlık çerçevesi içinde tasarrufta bulunarak meşruiyet elde etmesi karşısında, devletin dini -son kertede gene din adına- siyasallaştırması, yönetim mantığının gereği olarak ortaya çıkmış. Söz konusu yapının böylesine uzun bir zamana dayanması ise, sistemin mükemmelliğinden ziyade; sistemi taşımaya hazır bir toplumsal zihniyetin egemenliği sayesinde olmuş: Her mezhebin kendi iç hukuku üzerinden cemaatlaşabildiği, böylece kendi özerklik alanına sahip olabildiği hiyerarşik toplum düzeni, ?doğal? ve ?normal? bir var olma biçimi olarak algılanmış.
Ne var ki Gayrımüslimlere bu göreli özerkliği tanıyan Osmanlı, aynı hakkı Alevilere vermekte hiç de gönüllü olmamış. Çünkü devletin meşruiyetinin ?slam?a dayalı olduğu bir düzende, alternatif ?slam anlayışlarının varlığı muhtemel bir alternatif iktidar da ima eder. Diğer bir deyişle, Gayrımüslimler birey ve hatta cemaat olarak ne denli güçlenseler de, Osmanlı için hiçbir zaman gerçek bir tehdit oluşturmazken; Aleviler her zaman devletin varlığına, özüne ve kimliğine yönelik bir tehlike olarak görülmüşler. Ataerkil imparatorluğun bulduğu tedbir ise, tavlama ile yıldırma politikaları arasında gidip gelmiş. Ancak dünyanın heterojen ve hiyerarşik olduğu bu zihniyet altında, Alevilerin de zaten ?eşitlik? gibi bir arayışları söz konusu olamamış.
Bugün Cumhuriyet yönetimi altında, Seyhülislamlığın ihyasından esinlenen bir Diyanet Teşkilatımız var... Ama artık eşitlikçi bir dünyada yaşamakta olduğumuz için, uygulamada Sünni/Hanefi olmasına karşın, kendisini böyle sunamıyor: Kurumun Başkanı Bardakoğlu?na bakılırsa "Diyanetin insanları Sünnileştirmek gibi bir politikası olamaz... Biz Sünni bir kuruluş değiliz. Ortalama ortak dini bilgiyi ve hizmeti sunuyoruz. Onlara ?slamiyet hakkında doğru bilgiyi anlatıyoruz..." Anlaşılan Diyanet ?şleri Başkanı kendilerini gerçekten ******ler ve yorumlar üstü sanıyor. Ne var ki farklı dindarlıkların dışında bir dinin var olması başka şey; bir kurumun çıkıp dindarlıklardan arındırılmış dini kendisinin bildiğini söylemesi başka... Hele bu bilginin ?ortalama? ve ?doğru? terimleriyle tanımlanması ise, dindarları homojenleştirme dışında, bizzat dinin yüzeyselleştirilmesi tehlikesini içermekte.
Ancak belki de asıl önemlisi, Diyanetin Alevileri görmezden gelen, onları zorunlu olarak ?ortalama? bir ?slam anlayışına mahkum eden tavrı. Herkes kendi dinsel yorumunun doğru olduğunu düşünmekte tabii ki serbesttir; ama bütün dinler farklı yorumları içerdiği gibi, bunların her biri de insanlar tarafından önerildiği ölçüde epistemolojik olarak eşit statüde yer almak durumundadır. Diğer bir deyişle kimse kendi yorumunun diğerlerinkinden daha ?doğru? olduğunu söyleyecek delile sahip olamaz. Diğer taraftan bir dinde neyin ?asıl? neyin ?yorum? olduğu da bir başka yorumdur. Bugün ?asıl? sayılan bir unsurun yarın ?yorum? olarak tanımlanmasını kimse engelleyemez... Dolayısıyla da Aleviliğin farklı olan ve farklı olma hakkı olan meşru bir yorum olduğunun kabullenilmesi gerekmekte.
Dini korumak uğruna dindarlığın eleştirilmesini öneren Bardakoğlu?nun, iş Aleviliğe geldiğinde tıkanması; ataerkilliğin nasıl devletin ?ruhu? haline gelmiş olduğunun da göstergesi...
Bu topraklarda Sünni ?slam, kendisine devlet teşkilatı içinde yer bulmuş; buna karşılık devletin din üzerinden toplumu yönetmesini mümkün kılmış egemen inanç biçimi... Böylece ?slamın Sünni/Hanefi yorumu, ?eyhülislamlık kurumu sayesinde ahlakı, hukuku ve toplumsal güç ilişkilerini yüzyıllarca etkilemiş. Dinin bir anlamda dünyevileşmesini de ifade eden bu ilişki biçimi kaçınılmaz olmuş; çünkü devletin dindarlık çerçevesi içinde tasarrufta bulunarak meşruiyet elde etmesi karşısında, devletin dini -son kertede gene din adına- siyasallaştırması, yönetim mantığının gereği olarak ortaya çıkmış. Söz konusu yapının böylesine uzun bir zamana dayanması ise, sistemin mükemmelliğinden ziyade; sistemi taşımaya hazır bir toplumsal zihniyetin egemenliği sayesinde olmuş: Her mezhebin kendi iç hukuku üzerinden cemaatlaşabildiği, böylece kendi özerklik alanına sahip olabildiği hiyerarşik toplum düzeni, ?doğal? ve ?normal? bir var olma biçimi olarak algılanmış.
Ne var ki Gayrımüslimlere bu göreli özerkliği tanıyan Osmanlı, aynı hakkı Alevilere vermekte hiç de gönüllü olmamış. Çünkü devletin meşruiyetinin ?slam?a dayalı olduğu bir düzende, alternatif ?slam anlayışlarının varlığı muhtemel bir alternatif iktidar da ima eder. Diğer bir deyişle, Gayrımüslimler birey ve hatta cemaat olarak ne denli güçlenseler de, Osmanlı için hiçbir zaman gerçek bir tehdit oluşturmazken; Aleviler her zaman devletin varlığına, özüne ve kimliğine yönelik bir tehlike olarak görülmüşler. Ataerkil imparatorluğun bulduğu tedbir ise, tavlama ile yıldırma politikaları arasında gidip gelmiş. Ancak dünyanın heterojen ve hiyerarşik olduğu bu zihniyet altında, Alevilerin de zaten ?eşitlik? gibi bir arayışları söz konusu olamamış.
Bugün Cumhuriyet yönetimi altında, Seyhülislamlığın ihyasından esinlenen bir Diyanet Teşkilatımız var... Ama artık eşitlikçi bir dünyada yaşamakta olduğumuz için, uygulamada Sünni/Hanefi olmasına karşın, kendisini böyle sunamıyor: Kurumun Başkanı Bardakoğlu?na bakılırsa "Diyanetin insanları Sünnileştirmek gibi bir politikası olamaz... Biz Sünni bir kuruluş değiliz. Ortalama ortak dini bilgiyi ve hizmeti sunuyoruz. Onlara ?slamiyet hakkında doğru bilgiyi anlatıyoruz..." Anlaşılan Diyanet ?şleri Başkanı kendilerini gerçekten ******ler ve yorumlar üstü sanıyor. Ne var ki farklı dindarlıkların dışında bir dinin var olması başka şey; bir kurumun çıkıp dindarlıklardan arındırılmış dini kendisinin bildiğini söylemesi başka... Hele bu bilginin ?ortalama? ve ?doğru? terimleriyle tanımlanması ise, dindarları homojenleştirme dışında, bizzat dinin yüzeyselleştirilmesi tehlikesini içermekte.
Ancak belki de asıl önemlisi, Diyanetin Alevileri görmezden gelen, onları zorunlu olarak ?ortalama? bir ?slam anlayışına mahkum eden tavrı. Herkes kendi dinsel yorumunun doğru olduğunu düşünmekte tabii ki serbesttir; ama bütün dinler farklı yorumları içerdiği gibi, bunların her biri de insanlar tarafından önerildiği ölçüde epistemolojik olarak eşit statüde yer almak durumundadır. Diğer bir deyişle kimse kendi yorumunun diğerlerinkinden daha ?doğru? olduğunu söyleyecek delile sahip olamaz. Diğer taraftan bir dinde neyin ?asıl? neyin ?yorum? olduğu da bir başka yorumdur. Bugün ?asıl? sayılan bir unsurun yarın ?yorum? olarak tanımlanmasını kimse engelleyemez... Dolayısıyla da Aleviliğin farklı olan ve farklı olma hakkı olan meşru bir yorum olduğunun kabullenilmesi gerekmekte.
Dini korumak uğruna dindarlığın eleştirilmesini öneren Bardakoğlu?nun, iş Aleviliğe geldiğinde tıkanması; ataerkilliğin nasıl devletin ?ruhu? haline gelmiş olduğunun da göstergesi...