YOLGEZER1984
08.04.2005, 21:27
D?N VE ?NANÇ ARASINDAK? ?NCE FARK
ir önceki konumuzda inançlar ve dinler tarihini kısaca anlatırken, ilk insandan günümüze inanç ve dinin yer, yer iç içe geçtiğini hatta bu iki sözcüğün bazen bir birinin yerine kullanıldığı ve halen de bu durumun devam ettiği görülmektedir. ?nsanlık tarihi ilk insandan günümüze düşünceyi iki zeminde geliştirerek getirmektedir: Biri, olayları hayatı ve olguların nedenlerini anlamaya ve onları çözmeye yönelik düşünsel faaliyetidir. Pozitif bilimler, felsefeler ve teoriler bu şekilde ortaya çıkmış ve geliştirilerek günümüzdeki bilimsel altyapıyı oluşturmuştur. Bu durum toplumların Sosyal, Ekonomik, Kültürel gelişmesine ve daha fazla insancıllaşmaya, özgürlük, eşitlik veya gelişmeye ortam hazırlamıştır. Diğeri ise ilk insanlardan günümüze kadar özellikle dinler dediğimiz ruhsal düşüncenin ortaya çıkması aşamasından sonraki uzunca bir dönemi kapsar. Bilimsel düşünme, sorgulama, araştırma, nedenleri arama değil, sonuçları kabul etme ve tabular oluşturarak onların denetimine, insafına ve korumasına girme görülür. ?nsanlar kendine güvenlerini kaybederek, zayıflıktan ve güçsüzlükten dolayı bir gücün himayesine sığınırlar. Bu felsefenin sonucu oluşan din; başlangıçta gerçekten insanın güçsüzlüğünden kaynaklanmaktadır. Ama insanın doğaya belli oranda hükmetmesinden sonra, aynı zamanda kendi toplulukları arasındaki mücadele döneminde, ezilen, ve köle alınanlar ile egemen sınıf ve toplulukların mücaadelesi şeklinde devam etmiştir. Ezilenler ezenler karşısında bunu kabullenme, kadercilik, ezenleri üstün kabul etme, insanüstü özellikler yükleme ve bu özelliklerinden dolayı da onları kutsal kabul etmişlerdir. Konulan kuralları yerine getirme, kul olma, her şeyi ulu ve kutsal gördüğü şey için yapma gibi bir anlayış kültürü egemen olmuştur.
Her din`in bir inanç özelliği olmasına rağmen yani her din aynı zamanda bir şeye inanmaya dayanmasına rağmen; her inanç bir din hareketi ve dinsel bir sonuca dönüşmemiştir. Dinde tabu, inançta felsefi yorum öndedir. Çünkü din inancın tabulaşmış şeklidir .
Din; bir inanç felsefesi (teorisi) sorgulanamaz, eleştirilemez, yeni dönemlerin değişen koşullarındaki gelişmeleri bünyesine uyarlayamaz, O inanç veya felsefenin söylediklerinin, koyduğu kuralların tüm zamanlar için geçerli olacağı, bunların tartışılması ve eleştirilmesinin suç sayılıp ceza gerektireceği gibi dokunulamazlık zırhına girmesidir ki; buna tabulaştırma diyoruz. Bu inanç ekolü yani bu felsefe yada fikirsel teori artık dinleşmiş olur. Onun koyduğu kurallara sadece uymak zorunluluğu vardır. Özellikle tek tanrılı dinlerde bu çok net olarak yaşanır. Çünkü "Ol" fikrine dayanmaktadırlar. Yani Tanrısal güç olarak sunulan şey üzerinde ve onun kuralları üzerinde konuşmak, eleştirmek, karşı çıkmak genellikle ölümle cezalandırılmaya kadar varır. Bu dinler, genellikle Tanrı adına bu yetkileri kullanma görevini, krallara, sultanlara, peygamberlere v.s. vermişlerdir. Krallara, Sultanlara, peygamberlere yani toplumsal sistemi elinde bulunduranlara karşı çıkmak, tanrıya karşı çıkmak anlamındadır. Bu nedenle bu kişiler Tanrının yer yüzündeki temsilcileri durumuna gelmişlerdir. Daha doğrusu kendilerini bu konuma getirmişlerdir .
?nanç; felsefe ağırlıklı olduğu için zaman zaman, ruhsal düşünceden de yoğun etkilenmiştir. yine tarihin önemli bir döneminde ruhsal düşüncenin eseri olan din motivasyonu etkili olmuştur. Tüm olaylar ve mücadeleler dinsel bir söylem ve teori ile anlatılmıştır. Yani din ideolojik bir bayraktarlık simgesi olduğundan inançsal felsefelere de yansımıştır. ?nanç ve Din arasında bazen bir iç içe kayma olmuştur. Bazende inanç, bilinçli bir dinsel söylemle kendini ifade etmeye sürüklenmiştir.
Ancak inançlar daha çok pozitif bilime kaynaklık eden fikirlere açıktır. ?nsanlığın lehine bir ilerleme sağlayan, tüm gelişmeleri takip edip bunlara bünyesine almıştır. ?nançlar daha çok egemenlerin, kralların, sultanların saltanatına ve sömürüsüne karşı geniş halk yığınlarının çıkarlarını destekleyen ve bunların mücadelesinin fikri temelini oluşturan muhalif düşünce akımları niteliği taşımışlardır.
Daha sonraki çeşitli dinler ve inançlarda bu fark açıkça görülecektir. Bunlara Ortodoks dinler ve Heteredoks inançlar demek mümkündür.
ir önceki konumuzda inançlar ve dinler tarihini kısaca anlatırken, ilk insandan günümüze inanç ve dinin yer, yer iç içe geçtiğini hatta bu iki sözcüğün bazen bir birinin yerine kullanıldığı ve halen de bu durumun devam ettiği görülmektedir. ?nsanlık tarihi ilk insandan günümüze düşünceyi iki zeminde geliştirerek getirmektedir: Biri, olayları hayatı ve olguların nedenlerini anlamaya ve onları çözmeye yönelik düşünsel faaliyetidir. Pozitif bilimler, felsefeler ve teoriler bu şekilde ortaya çıkmış ve geliştirilerek günümüzdeki bilimsel altyapıyı oluşturmuştur. Bu durum toplumların Sosyal, Ekonomik, Kültürel gelişmesine ve daha fazla insancıllaşmaya, özgürlük, eşitlik veya gelişmeye ortam hazırlamıştır. Diğeri ise ilk insanlardan günümüze kadar özellikle dinler dediğimiz ruhsal düşüncenin ortaya çıkması aşamasından sonraki uzunca bir dönemi kapsar. Bilimsel düşünme, sorgulama, araştırma, nedenleri arama değil, sonuçları kabul etme ve tabular oluşturarak onların denetimine, insafına ve korumasına girme görülür. ?nsanlar kendine güvenlerini kaybederek, zayıflıktan ve güçsüzlükten dolayı bir gücün himayesine sığınırlar. Bu felsefenin sonucu oluşan din; başlangıçta gerçekten insanın güçsüzlüğünden kaynaklanmaktadır. Ama insanın doğaya belli oranda hükmetmesinden sonra, aynı zamanda kendi toplulukları arasındaki mücadele döneminde, ezilen, ve köle alınanlar ile egemen sınıf ve toplulukların mücaadelesi şeklinde devam etmiştir. Ezilenler ezenler karşısında bunu kabullenme, kadercilik, ezenleri üstün kabul etme, insanüstü özellikler yükleme ve bu özelliklerinden dolayı da onları kutsal kabul etmişlerdir. Konulan kuralları yerine getirme, kul olma, her şeyi ulu ve kutsal gördüğü şey için yapma gibi bir anlayış kültürü egemen olmuştur.
Her din`in bir inanç özelliği olmasına rağmen yani her din aynı zamanda bir şeye inanmaya dayanmasına rağmen; her inanç bir din hareketi ve dinsel bir sonuca dönüşmemiştir. Dinde tabu, inançta felsefi yorum öndedir. Çünkü din inancın tabulaşmış şeklidir .
Din; bir inanç felsefesi (teorisi) sorgulanamaz, eleştirilemez, yeni dönemlerin değişen koşullarındaki gelişmeleri bünyesine uyarlayamaz, O inanç veya felsefenin söylediklerinin, koyduğu kuralların tüm zamanlar için geçerli olacağı, bunların tartışılması ve eleştirilmesinin suç sayılıp ceza gerektireceği gibi dokunulamazlık zırhına girmesidir ki; buna tabulaştırma diyoruz. Bu inanç ekolü yani bu felsefe yada fikirsel teori artık dinleşmiş olur. Onun koyduğu kurallara sadece uymak zorunluluğu vardır. Özellikle tek tanrılı dinlerde bu çok net olarak yaşanır. Çünkü "Ol" fikrine dayanmaktadırlar. Yani Tanrısal güç olarak sunulan şey üzerinde ve onun kuralları üzerinde konuşmak, eleştirmek, karşı çıkmak genellikle ölümle cezalandırılmaya kadar varır. Bu dinler, genellikle Tanrı adına bu yetkileri kullanma görevini, krallara, sultanlara, peygamberlere v.s. vermişlerdir. Krallara, Sultanlara, peygamberlere yani toplumsal sistemi elinde bulunduranlara karşı çıkmak, tanrıya karşı çıkmak anlamındadır. Bu nedenle bu kişiler Tanrının yer yüzündeki temsilcileri durumuna gelmişlerdir. Daha doğrusu kendilerini bu konuma getirmişlerdir .
?nanç; felsefe ağırlıklı olduğu için zaman zaman, ruhsal düşünceden de yoğun etkilenmiştir. yine tarihin önemli bir döneminde ruhsal düşüncenin eseri olan din motivasyonu etkili olmuştur. Tüm olaylar ve mücadeleler dinsel bir söylem ve teori ile anlatılmıştır. Yani din ideolojik bir bayraktarlık simgesi olduğundan inançsal felsefelere de yansımıştır. ?nanç ve Din arasında bazen bir iç içe kayma olmuştur. Bazende inanç, bilinçli bir dinsel söylemle kendini ifade etmeye sürüklenmiştir.
Ancak inançlar daha çok pozitif bilime kaynaklık eden fikirlere açıktır. ?nsanlığın lehine bir ilerleme sağlayan, tüm gelişmeleri takip edip bunlara bünyesine almıştır. ?nançlar daha çok egemenlerin, kralların, sultanların saltanatına ve sömürüsüne karşı geniş halk yığınlarının çıkarlarını destekleyen ve bunların mücadelesinin fikri temelini oluşturan muhalif düşünce akımları niteliği taşımışlardır.
Daha sonraki çeşitli dinler ve inançlarda bu fark açıkça görülecektir. Bunlara Ortodoks dinler ve Heteredoks inançlar demek mümkündür.