Orijinalini görmek için tıklayınız : 12 eylül 1980 darbesi cuntacıların dönemi


zazaozgun
20.04.2007, 17:14
12 Eylül Darbesi veya 1980 Darbesi, Türkiye'de, Türk Silahlı Kuvvetleri'in 12 Eylül 1980 günü emir komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askeri müdahale.
27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi.
Bu müdahale ile Süleyman Demirel'in Başbakan'ı olduğu hükümet görevden alındı, Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi, 1970 sonrasında değiştirilen 1960 Anayasa'sı tamamen rafa kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir baskı dönemi başladı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve Kuvvet Komutanları tarafından oluşturulan askeri cunta Milli Güvenlik Konseyi adı altında 1983 genel seçimine kadar Türkiye'ye ilişkin tüm kritik kararları aldı.
Darbe ardından geçen 3 yıl içerisinde önemli kanunların tamamına yakını değiştirildi ve cuntanın belirlediği Danışma Meclisi tarafından hazırlanan Anayasa, 1982 yılındaki halk oylamasında, yüzde 92'lik "Evet" oyu ile büyük farkla kabul edildi. Halk oylamasında 'Hayır' oyu kullananları sandık başında baskı altında tutmak için rengi dışardan görünen oy pusulaları kullandırıldığı iddia edildi ama bu, Anayasa'nın çok büyük çoğunlukla kabul edilmesini açıklayan tek neden değildi. Anayasa'nın kabulünün bir başka önemli etkeni olarak, ihtilal öncesi iç savaş ortamı nedeni ile vatandaşların kendi hayatlarından endişe etmesi de ifade edilir.[1]
12 Eylül 1980 darbesi, Türkiye'de halkın önemli bölümü tarafından, siyasi ve ekonomik sorunların hiçbirine çözüm bulamayan iflas etmiş parlamenter rejimin 'haklı' alternatifi olarak görüldü. Bu nedenle, darbeye bir direniş olmadığı gibi, büyük çoğunluk, darbe liderlerini, ülkenin yeni liderleri olarak kısa sürede benimsedi.
Aynı halk oylamasında, Kenan Evren Cumhurbaşkanı seçildi. Kabul edilen Anayasa'da, cunta üyelerinin ömür boyu yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde seçimlerle iktidara gelen hiçbir hükümet tarafından kaldırılmadı ve 12 Eylül liderlerinin dokunulmazlığı sürdü.
12 Eylül 1980 askeri darbesinin gerekçeleri arasında ülkede yaygınlaşan siyasi cinayetler, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin birçok tur ardından Cumhurbaşkanı'nı seçememesi ve 6 Eylül günü Konya'da Necmettin Erbakan önderliğinde yapılan ve darbe liderlerinin şerîat amaçlı bir kalkışma girişimi olarak nitelediği yürüyüş gösterildi.
Ülkede tırmandırılan sağ -sol ve alevi - sünni gerginliği bireysel ve kitlesel siyasi cinayetleri besledi. 12 Eylül 1980 öncesinde sağ ve sol siyasi hareketin önde gelen temsilcileri cinayetlere kurban gitti. Doç. Bedrettin Cömert, Abdi İpekçi, Gün Sazak, Nihat Erim ve tanınmış birçok kişi sağ ve sol gruplara mensup militanlar tarafından öldürüldü. Darbe öncesinde siyasi cinayetlerin sayısı her gün 30'a yaklaşıyordu.
12 Eylül 1980'e gelindiğinde 19 ilde sıkıyönetim uygulanıyordu.
Ülkede, yönetemeyen hükûmet, karar alamayan Meclis ve ardı arkası kesilmeyen siyasi cinayetlerin yol açtığı yılgınlık havası, 12 Eylül öncesi dönemin son Başbakanı Süleyman Demirel'in "70 sente muhtacız" sözü ile özetlenen işsizlik, kıtlık ve işyeri anlaşmazlıkları ile yoğunlaştı.
Darbe ardından, siyasi cinayetlerin çok kısa sürede sona ermesi, güvenlik güçlerinin şiddet eylemlerini darbe öncesinde neden önlemediği / önleyemediği sorularını da beraberinde getirdi. Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin darbeden haberdar olduğu ve darbe gecesi Başkan Jimmy Carter'a "bizim çocuklar işi bitirdi" anlamında bir mesajın, bir toplantının ortasında iletildiğinin anlaşılması, 12 Eylül'de ABD'nin rolü konusunu da tartışmalara açtı.
Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusu'nda başlatılan ayrılıkçı silahlı hareket, 12 Eylül yönetiminin getirdiği Kürtçe konuşma yasağı ile güçlendirildi ve gerekçelendirildi. Diyarbakır Cezaevi başta olmak üzere bölge cezaevlerindeki kötü muamele, 1983 seçimlerinden sonra yoğunlaşacak Kürdistan İşçi Partisi (PKK) adına terör eylemlerini gerçekleştirenlerin gerekçelerinden biri oldu. Bu cezaevlerinde tutulan PKK militanlarının önemli bölümü, daha sonra, PKK yöneticileri arasında yer aldı.
12 Eylül 1980 ardından partiler lağvedildi, parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. Bu durum, siyasi partilerin sürekliliği konusunda tarihsel sorunlar yaşayan Türkiye'de siyasi temsilin demokratikleşmesi önünde yeni bir engel oluşturdu, siyasi gelenekler geçici de olsa alt-üst edildi.
6 Kasım 1983 genel seçimine, kapatılan eski siyasi partilerin hiçbiri katılamadı; 1982 yılında hazırlattığı Anayasa'yı onaylayarak cuntayı destekleyen seçmen, cuntanın işaret ettiği emekli Orgeneral Turgut Sunalp liderliğindeki Milliyetçi Demokrasi Partisi yerine Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi'ni Türkiye'yi yönetmek üzere seçti. Daha sonra, siyasi yasakların kalkması ile eski liderler ve eski kadrolar, yeni partiler ile seçimlere katıldı.
1983 yılındaki genel seçimde Turgut Özal'ın Başbakan olması ile Türkiye ekonomisinin küresel entegrasyonu başladı. Bu anlamda, tasarlamadan da olsa, 12 Eylül cuntası, içe dönük kapalı bir ekonomiye sahip olan Türkiye'yi olumlu ve olumsuz tüm yönleri ile küresel ekonominin bir parçası haline getiren gelişmeleri tetikledi.
12 Eylül'ün sonuçları
650.000 kişi göz altına alındı
• 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
• Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
• 7 bin kişi için idam cezası istendi.
• 517 kişiye idam cezası verildi.
• Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı).
• İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi.
• 71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
• 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
• 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
• 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
• 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
• 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
• 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
• 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
• 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
• 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
• 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
• 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
• Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
• 31 gazeteci cezaevine girdi.
• 300 gazeteci saldırıya uğradı.
• 3 gazeteci silahla öldürüldü.
• Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
• 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
• 39 ton gazete ve dergi imha edildi.
• Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
• 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
• 14 kişi açlık grevinde öldü.
• 16 kişi kaçarken vuruldu.
• 95 kişi çatışmada öldü.
• 73 kişiye doğal ölüm raporu verildi.
• 43 kişinin intihar ettiği bildirildi.

26 Yıl Sonra…
Eylül sadece bir günlük bir darbe değil, 26 yıldır kısmen varlığını koruyan bir baskı aygıtıdır. 80’de doğanlar bugün 26 yaşındalar. Eylül faşizminin elimizden aldığı yüzlerce gençle aynı yaşlarda... Kimisi kendi adını bile vermedi işkencecilerine, kimisi kıstırıldığı bir evde direndi, kimisi can verdi darağaçlarında. Son sözleri bile hep bir ders oldu ezenlere. Bahçemizin en güzel güllerini kopardı eylül karanlığı, yargılamanın zamanı gelmedi mi daha geleceğimizi ve hayallerimizi çalanları?

zazaozgun
20.04.2007, 17:24
12 eylül 1980 sabahı yapılan darbede ödenen bedeller öyle mi kalacak?darbe gerçekten bitti mi yoksa asıl darbe asıl faşizim 1980den sonramı başladı?onca gün yüzüne çıkmamış ve onca ölen insan ve halen yargılanmayan kenan evren,faşist toplum ve yönetim ve koca bir sıfır 12 eylül 1980 darbesinden elimizde kalanlar bunlar.1980 darbesinde insanlar boşamı öldü boşamı savundu bu nalet,dar görüşlü dünyayı onlara karşılık şimdiki siyaset,şimdiki gençlik ne yapıyor hiçbirşey.bir zamanlar insanlar özgür olsun,eşit olsun geleceğimiz temiz bir geleceğe sahip olsun olsun diye canlarını veren insanlara gençlik şimdi.topçuluk,popçuluk,tarikatçılık ve uyuyarak borçlarını ödüyor.....yazık..
ama yinede hepsiyle gurur duyuyorum,hepsine ve ailelerine teşekkür ediyorum,çünkü onlar savundukları düşüncenin uğrunda zalimce can verdiler...
saygılarımla
teşekkürler...

Anatolianman
20.04.2007, 17:33
12 eylül darbesi ülkeyi en az on yıl geriye götürmüştür. Okumayan, düşünmeyen, tartışamayan insanların yerini apolitik bir gençlik almıştır. Darbe olmasaydı acaba neler olurdu, senoryosu olan var mı?
Bu arada darbenin arka plandaki planlayıcısı org. haydar saltık hakkında bilgisi olan var mı?

zazaozgun
20.04.2007, 17:49
12 Eylül 1980 askeri darbesinin güçlü komutanlarından biri olarak öne çıkan emekli Orgeneral Ali Haydar Saltık, bürokrat atamalarında Kenan Evren’i yönlendiren isim olarak anıldı. Darbe sürecinde Genelkurmay Genel Sekreterliği görevinde bulunarak, devlet sözcülüğünü de üstlendi. Türk milliyetçiliğinin önünü kestiği gerekçesiyle ülkücü hareket liderlerinin bir dönem suikast listesinde yer aldığı iddia edilen Org. Saltık, 1985’de İsviçre’ye konsolos olarak atandı. 30 Ağustos 1985 tarihinde emekli oldu. kendisi o dönemler solcularla konuştu,sol dergilere görüş verdi ve nasıl olduysa 1980 darbesinden sonra milli güvenlik kuruluna çıkıyor orgeneralliğe kadar yükseliyor hatta bir süre genelkurmay ikinci başkanlığını yapıyor.anlaşılacağı gibi kendisi 12 eylülün beyin takımından...

devrim69
20.04.2007, 18:03
Vermiş olduğun bilgiler için teşekkürler.Hafızamızı tazelemiş olduk.Günümüzde hala darbe beklentisi içinde olanlara eminim faydalı olacaktır bu bilgiler.Darbe beklentisi içinde olanlar darbenin o ülke ve o ülke insanı üzerindeki etkisini bilmiyorlar bilseler zaten böyle bir beklenti içine girmezler.