Amedli
25.04.2007, 01:06
http://img265.imageshack.us/img265/182/438resim1eg6.jpg (http://imageshack.us)
Örnekler o kadar çok ki...
Maraş ve Sivas katliamının görüntüleri hala dün gibi aklımızda. Öcalan’ın yakalanmasının ardından Kürtlere karşı sokaklara taşan linç sahnelerini unutabilir miyiz? Bozüyük’te DEHAPlıların otobüslerin içinde yakılmaya çalışılmalarını kim unutabilir ki...
Trabzon’da binlerce kişinin parçalamaya çalıştığı gençlerin çırpınışları...
İzmit’de Ülkü ocağı üyesi 1000 kişinin bayrağı tekmelediğini iddia ettikleri bir genci nasıl dövdükleri...
1 Mayıs mitingine saldıran polisin teröründen kaçarken sığındığı binada MHP’lilerce yakalanan ve binadan aşağı sarkıtılarak atılmaya çalışılan gencin yüzündeki ifadeyi...
Bugüne kadar basına yansıyan tüm linç sahnelerinde milliyetçilik bayrağına sarılan gençler başı çekti. Hakikaten kaçı biliyor linç saldırısının tüm dünyaya Amerika’nın armağanı olduğunu. Kaçı biliyor gerçekten bu saldırının kişisel bir öfke patlamasından ziyade siyasi iktidarları koruma manevralarının bir parçası olduğunu. Kaçı biliyor gerçekten bir sürünün parçası olarak insani hiçbir değer taşımadıklarını ve önemli bir insanlık suçu işlediklerini...
Hukuksuzluğun, kitlesel bir şiddetle birleştiği yerde başlıyor linç. Öfke en katmerlisinden, dizginsiz şiddet en acımasızından gösterir kendini. Kitle psikolojisinin incelenmeye değer örneklerinden biridir linç. Onlarca, yüzlerce hatta bazen binlerce insanın kendilerine nazaran sayıca çok daha az olanı adalet, hak, hukuk, insanlık tanımadan imhaya kilitlenmesi eylemidir. O ne bilinçsiz, ne de kendiliğindendir.
Egemen olan kendi kültürünü ve ideolojisini günlük yaşamın her zerresine kadar etkin kılabilmek için öylesine çok yönlü saldırıyor ki, bazen suçlu kim, suç ne karıştırıyor insan. Okul önlerinden maç tribünlerine, Taksim kutlamalarından Trabzon sokaklarına, ve elbette televizyon ekranlarına uzanıyor linç sahneleri. Gün olmuyor ki yeni bir örnekle karşılaşmayalım.
Her linç girşimi ardında insanlığımızın yok oluşunun izlerini bırakıyor. Geriye kalan insanlık ayıbı, insana karşı işlenmiş derin bir suç olarak duruyor karşımızda. Bu tek tek katılanların da sorgulanması gereken bir saldırı biçimi. Ancak linç kültürünün yaygınlaşmasında öncelikli olarak egemenler ve elbette ki onların borazanlığını yapan burjuva entelektüelleri ve medya kabahatli.
Sivas’tan Çorum’a, Trabzon’dan İstanbul’a uzanan politik linç saldırıları en acımasız olanları. İnsanları diri diri yakmaktan tutunda, şiddetin dile getiremeyeceğimiz kadar acımazını gerçekleştirenler neden yapıyor bunu. Cinnet geçirircesine katıldıkları ve ellerine ne geçirirlerse saldırdıkları anların ardından geriye kalanlar ne... Kim suçlu gerçekten? Genç nüfusun yüzde 15’i işsiz olan bir ülkede, arabesk, futbol ve milliyetçilik üzerine kurulu küçücük dünyalara sıkıştırılmış bilinçsiz gençler, bu gençlere böyle bir yaşamı reva gören siyasi iktidarlardan daha mı fazla suçlular.
Popüler kültürle beslenen gençlerin, 12 Eylül görmüş ve sindirilmiş ebeveynlerinin korku hükümranlığı altında kendilerine sunulan balon kahramanlarının izinden gitmesi onaylamasak da anlaşılır değil mi. Öyle bir gençlik yaratıldı ki, liseliler kendilerine ‘Polat Alemdar’ ya da ‘Deli yürek’ diyerek birbirleriyle çatışıyorlar. Televizyon dizisinde öldürülen bir çete liderine camide mevlit okutuyorlar. Ya da daha geçen gün olduğu gibi tribünleri doldurarak ‘Hepimiz Ogün’üz’ diyebiliyorlar. ‘Hepimiz katiliz’ diyor genç beyinler gözlerimizin içine baka baka. Kazara o sahaya düşecek bir Ermeni ya da Kürdün vay haline.
Din adına, Allah adına, bayrak adına, memleketin bölünmezliği adına, hak adına, hukuk adına çıktıklarını söylüyorlar her linç girişimi sonrasında. İzlediğimiz sahneler, halkın haklı infiali gibi gösteriliyor medyada. Onlar, yüzler ya da binlerce insan... Soru sormadan, ne olduğunu anlamaya çalışmadan, "vurun kahpeye" diye bağırdığı anda eline taşını sopasını alıp koşuyor. Yalnız kalmış, yoksullukla tek başına boğuşmuş, darlık zamanlarında hep tek başına kalmış olanın kalabalıkla buluşması eylemidir o. Bireyi linçe sürükleyen yalnızlıklarına da öfkedir aslında. O vurduğu her taşın, attığı her tekmenin kendi geleceğine atılan taş ve tekme olduğunu bilmeden, bir noktadan sonra şuursuzca kusar öfkesini. Herkes içinde öfke duyduğuna vuruyordur inanın. Her biri kendi acısına ve yaşamına duyduğu öfkeye saldırıyordur aslında,
Dünyanın her yerinde öncelikli olarak ezilen halkları ve azınlıkları vuruyor linç saldırıları. Linç aslında korkanların benimsediği bir yöntem. Rakip ya da ötekinden korkan ona yenileceğini anlayınca, baş edemeyince onu ortadan kaldırmak istiyor. Demokratik tepki gösteremeyen, fikre fikirle yanıt veremeyen şiddete sarılıyor. Linç gazeteci yazar Ragıp Duran’ın da dikkat çektiği gibi, fikrine, inancına, siyasi-ideolojik ya da kültürel konumuna, yapısına, hazinesine güvenemeyenlerin başvurduğu bir yöntem.
DEVRiMCiLER; BU DÜZENiN MUHALiFi DEGiL ALTERNATiFiDiR
Örnekler o kadar çok ki...
Maraş ve Sivas katliamının görüntüleri hala dün gibi aklımızda. Öcalan’ın yakalanmasının ardından Kürtlere karşı sokaklara taşan linç sahnelerini unutabilir miyiz? Bozüyük’te DEHAPlıların otobüslerin içinde yakılmaya çalışılmalarını kim unutabilir ki...
Trabzon’da binlerce kişinin parçalamaya çalıştığı gençlerin çırpınışları...
İzmit’de Ülkü ocağı üyesi 1000 kişinin bayrağı tekmelediğini iddia ettikleri bir genci nasıl dövdükleri...
1 Mayıs mitingine saldıran polisin teröründen kaçarken sığındığı binada MHP’lilerce yakalanan ve binadan aşağı sarkıtılarak atılmaya çalışılan gencin yüzündeki ifadeyi...
Bugüne kadar basına yansıyan tüm linç sahnelerinde milliyetçilik bayrağına sarılan gençler başı çekti. Hakikaten kaçı biliyor linç saldırısının tüm dünyaya Amerika’nın armağanı olduğunu. Kaçı biliyor gerçekten bu saldırının kişisel bir öfke patlamasından ziyade siyasi iktidarları koruma manevralarının bir parçası olduğunu. Kaçı biliyor gerçekten bir sürünün parçası olarak insani hiçbir değer taşımadıklarını ve önemli bir insanlık suçu işlediklerini...
Hukuksuzluğun, kitlesel bir şiddetle birleştiği yerde başlıyor linç. Öfke en katmerlisinden, dizginsiz şiddet en acımasızından gösterir kendini. Kitle psikolojisinin incelenmeye değer örneklerinden biridir linç. Onlarca, yüzlerce hatta bazen binlerce insanın kendilerine nazaran sayıca çok daha az olanı adalet, hak, hukuk, insanlık tanımadan imhaya kilitlenmesi eylemidir. O ne bilinçsiz, ne de kendiliğindendir.
Egemen olan kendi kültürünü ve ideolojisini günlük yaşamın her zerresine kadar etkin kılabilmek için öylesine çok yönlü saldırıyor ki, bazen suçlu kim, suç ne karıştırıyor insan. Okul önlerinden maç tribünlerine, Taksim kutlamalarından Trabzon sokaklarına, ve elbette televizyon ekranlarına uzanıyor linç sahneleri. Gün olmuyor ki yeni bir örnekle karşılaşmayalım.
Her linç girşimi ardında insanlığımızın yok oluşunun izlerini bırakıyor. Geriye kalan insanlık ayıbı, insana karşı işlenmiş derin bir suç olarak duruyor karşımızda. Bu tek tek katılanların da sorgulanması gereken bir saldırı biçimi. Ancak linç kültürünün yaygınlaşmasında öncelikli olarak egemenler ve elbette ki onların borazanlığını yapan burjuva entelektüelleri ve medya kabahatli.
Sivas’tan Çorum’a, Trabzon’dan İstanbul’a uzanan politik linç saldırıları en acımasız olanları. İnsanları diri diri yakmaktan tutunda, şiddetin dile getiremeyeceğimiz kadar acımazını gerçekleştirenler neden yapıyor bunu. Cinnet geçirircesine katıldıkları ve ellerine ne geçirirlerse saldırdıkları anların ardından geriye kalanlar ne... Kim suçlu gerçekten? Genç nüfusun yüzde 15’i işsiz olan bir ülkede, arabesk, futbol ve milliyetçilik üzerine kurulu küçücük dünyalara sıkıştırılmış bilinçsiz gençler, bu gençlere böyle bir yaşamı reva gören siyasi iktidarlardan daha mı fazla suçlular.
Popüler kültürle beslenen gençlerin, 12 Eylül görmüş ve sindirilmiş ebeveynlerinin korku hükümranlığı altında kendilerine sunulan balon kahramanlarının izinden gitmesi onaylamasak da anlaşılır değil mi. Öyle bir gençlik yaratıldı ki, liseliler kendilerine ‘Polat Alemdar’ ya da ‘Deli yürek’ diyerek birbirleriyle çatışıyorlar. Televizyon dizisinde öldürülen bir çete liderine camide mevlit okutuyorlar. Ya da daha geçen gün olduğu gibi tribünleri doldurarak ‘Hepimiz Ogün’üz’ diyebiliyorlar. ‘Hepimiz katiliz’ diyor genç beyinler gözlerimizin içine baka baka. Kazara o sahaya düşecek bir Ermeni ya da Kürdün vay haline.
Din adına, Allah adına, bayrak adına, memleketin bölünmezliği adına, hak adına, hukuk adına çıktıklarını söylüyorlar her linç girişimi sonrasında. İzlediğimiz sahneler, halkın haklı infiali gibi gösteriliyor medyada. Onlar, yüzler ya da binlerce insan... Soru sormadan, ne olduğunu anlamaya çalışmadan, "vurun kahpeye" diye bağırdığı anda eline taşını sopasını alıp koşuyor. Yalnız kalmış, yoksullukla tek başına boğuşmuş, darlık zamanlarında hep tek başına kalmış olanın kalabalıkla buluşması eylemidir o. Bireyi linçe sürükleyen yalnızlıklarına da öfkedir aslında. O vurduğu her taşın, attığı her tekmenin kendi geleceğine atılan taş ve tekme olduğunu bilmeden, bir noktadan sonra şuursuzca kusar öfkesini. Herkes içinde öfke duyduğuna vuruyordur inanın. Her biri kendi acısına ve yaşamına duyduğu öfkeye saldırıyordur aslında,
Dünyanın her yerinde öncelikli olarak ezilen halkları ve azınlıkları vuruyor linç saldırıları. Linç aslında korkanların benimsediği bir yöntem. Rakip ya da ötekinden korkan ona yenileceğini anlayınca, baş edemeyince onu ortadan kaldırmak istiyor. Demokratik tepki gösteremeyen, fikre fikirle yanıt veremeyen şiddete sarılıyor. Linç gazeteci yazar Ragıp Duran’ın da dikkat çektiği gibi, fikrine, inancına, siyasi-ideolojik ya da kültürel konumuna, yapısına, hazinesine güvenemeyenlerin başvurduğu bir yöntem.
DEVRiMCiLER; BU DÜZENiN MUHALiFi DEGiL ALTERNATiFiDiR