asnet62
26.04.2007, 12:15
>> BU SON ŞANSINIZ
> >> >>>'Hüseyin her zaman olduğu gibi sabah ezanıyla uyandı. Karısı
kendinden önce kalkmış ve salonu sabah namazı için hazırlamıştı. Bazı sabahlar uykularına doyamayıp namaza kalkamıyorlardı, ama çevrelerindekilere
kıldıklarını söylemek zorunda oldukları için, o zaman da vicdan
azabı çekiyorlardı. Uykulu gözlerle Hüseyin'in imamlığında namazlarını
kıldılar. Güneş de yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı. Ayşe gidip kızı
Kübra ve oğlu Furkan'ı uyandırdı. Yavrucakların sabahın bu saatinde
kalkmaları onu üzüyordu, ama İslam Devrim Konseyi ilkokulların sabah altı
buçukta eğitime başlaması kararını aldığından beri, başka şansları
kalmamıştı.Henüz yedi yaşında olan Furkan her sabahki gibi, ağlamaklı ağlamaklı kalktığında on bir yaşında olan Kübra kahvaltıyı hazırlamakta
annesine yardım etmeye başlamıştı bile. Aile sessizce kahvaltılarını ederken
TRT1'de yayınlanan 'İslam'ın Sabahı' programını seyrettiler. Zaten
fazla bir şansları yoktu, çünkü Türk-İslam devrimi gerçekleştiği günden
beri tüm radyo ve televizyonlar devletleştirilmişti ve Anadolu ve Trakya
İslam Federasyonu sabah saatlerinde dini programlar dışında yayınlara izin
vermiyordu. Gerçi gün içinde de durum çok farklı değildi, ama hiç
olmazsa arada bir, korsan filmcilerden aldıkları İslam devrimi öncesi Türk
filmleri veya yeni Amerikan filmleri seyrederek eğlenebiliyorlardı.
Ayşe kızı Kübra nın çarşafını giydirirken bir an çocukluğunu
hatırladı.Annesi her sabah okul önlüğünü giydirdikten sonra upuzun saçlarını
güzelce tarar ve kızını öpüp koklayarak okula uğurlardı. Oysa Kübra'nın
okulda çarşaf giyme zorunluluğu olduğu için, ne saçını uzatmasının bir anlamı
vardı, ne de güzel önlükler giymesinin... Kızını hazırladıktan sonra
Ayşe kendi çarşafını da giydi ve ailece evden çıktılar.
Önce Furkan Devlet kreşine, sonra Kübra okula bırakıldı ve karı koca da çalıştıkları Devlet dairelerine gittiler. Hüseyin sakallarının biraz fazla uzadığını ve kısaltması gerektiğini fark etti iş yerine varınca. Tamam, sakal
bırakmak zorunluydu; ama fazla uzadığı zaman da amirleri hemen uyarıyorlardı.
öğle namazı saatinde her zamanki gibi okullar ve devlet daireleri
tatile girdi. Ayşe çalışmakta olduğu bakanlıkta, Hüseyin öğretmenlik
yaptığı okulda, Kübra da okulunun mescidine giderek öğle namazlarını
kıldılar. Furkan ise henüz namaz yaşında olmamasına rağmen, kreş eğitmeninin
denetiminde abdest almasını ve namaz kılmasını öğrendiği kısa bir
derse tabi tutuldu.
Akşam ezanı saatinde devlet daireleri ve okullarda mesai saatleri
bittiği için tüm aile yeniden evde toplandılar. Herkes kendine göre
yorgundu.Özellikle Ayşe'nin canı çok sıkkındı. Birkaç hafta içinde Ramazan
başlayacaktı ve midesindeki rahatsızlık nedeniyle oruç tutmakta
zorlandığı için, Ramazanlar'ı artık sevmiyordu Ayşe. Oysa devlet dairesinde
çalıştığı ve özellikle de Ramazan aylarında tüm devlet işleri namazlara ve
iftar saatlerine göre ayarlandığı için, günlük hayat Ayşe için iyice
güçleşiyordu. İslam devriminden önce olduğu gibi, canı isteyenin
orucunu Allah rızası için tuttuğu, istemeyeninse keyfi istediği gibi
tutmadığı günleri düşündü. Oysa şimdi oruç tutmamak neredeyse dine karşı
çıkmak gibi bir şeydi ve bu da olacak şey değildi.Ayşe yattığı yerde bunları düşünürken, Hüseyin ise çoktan uyumaya başlamıştı ve rüyasında babasını görüyordu. Babası genelde olduğu gibi evde akşam rakısını içiyor ve çakırkeyif oldukça da Anadolu türküleri söylüyordu. O anda birden rüyasında dairesindeki amirini gördü. Amiri her zamanki asık suratıyla günde en az üç kere verdiği vaazlarından birini veriyor ve içkinin, hatta müziğin ne kadar günah olduğunu söylüyordu?'
> >> >>>Yukarıda sıradan bir Türk ailesinin İslam devrimi yapıldıktan sonra
yaşayacağı sıradan bir günün özetini okudunuz. Bu size bir şey ifade
etti mi? 'Komik' mi dediniz, 'saçma' mı dediniz, 'hadi canım sen de' veya
'yok devenin başı' mı dediniz? Siz ne dediniz bilmiyorum, ama oturduğunuz
yerde sürdürdüğünüz bu gaflet uykusuna devam ederseniz, üç-beş yıl içinde
bir sabah böyle bir Türkiye'ye uyanacaksınız. Beğenin veya beğenmeyin!
Bu tür lafları 'laiklik paranoyası' olarak görenlere ise İran İslam
devriminin ardından ülkesinden kaçmak zorunda olan bir aydının şu
sözlerini hatırlatmak isterim: 'Şah Pehlevi'nin Amerikancı ve emperyalist
rejiminden o denli bezmiştik ki İslami şeriat bile gelse, bundan beter olamaz
diyorduk. İran Komünist Partisi (TUDEH) bile Pehlevi'ye karşı,
prensipte bile olsa, Ayetullah Humeyni'yi destekler hale gelmişti. Oysa
Humeyni gelip de İslam devrimi gerçekleştirildikten sonra, İslami şeriat
baskısı altında yaşamanın ne demek olduğunu ancak o zaman görebildik. şanslı olanlarımız ülkeden kaçtı, o kadar şanslı olmayanlarımız ise şu anda
ülkemizin topraklarının altında yatıyorlar! ' AKP hükümetinin başından beri bir yalan rüzgârı olan ve Türk ordusunu zapt u rapt altına almaktan başka hiçbir şeyi hedeflemeyen AB (Avrupa Birliği) politikası da artık AB (Arap Birliği) politikasına dönüştüğüne göre, bu adamların artık nesini istiyorsunuz? Kafası türbanlı cumhurbaşkanı eşlerini mi, 'İslam hakkı için caizdir' deyip ülkeyi her açıdan soyup soğana çevirmelerini mi, yoksa uluslararası havaalanı apronunda deve kesen (ve yakalanınca önce görevden alınıp, sonra terfian Londra'ya
tayin edilen) bürokratlarını mı?
BU SON ŞANSINIZ TÜRKİYE!
Bu seçimde de 'Hiçbirine oy vermeye değmez' diye sandığa gitmeyip, uykuya dalarsanız, uyandığınızda adım adım yaklaşan şeriatın artık dörtnala koştuğunu göreceksiniz.
SİYASİ FİKRİNİZ NE OLURSA OLSUN, YAKLAŞAN SEÇİMDE MUTLAKA VE MUTLAKA OY VERİN VE TÜRKİYE'Yİ ORTAÇAĞ KARANLIĞINA DÖNDÜRMEYE HEVESLENEN AKP KADROLARININ HEVESLERİNİ KURSAĞINA TIKIN!
Bu mesajı yedi kişiye gönderirseniz, yedi gün içinde bir dileğiniz
elbette gerçekleşmeyecek, ama bu mesajı iletebildiğiniz kadar kişiye iletir
ve uyarabildiğiniz kadar insanı uyarırsanız, erkek çocuklarının 14
yaşından itibaren namaz kılmak ve kız çocuklarının 12 yaşından tibaren kara
çarşaf giymek zorunda olduğu bir Türkiye'den belki kurtulabiliriz.
BU SON ŞANSIN TÜRKİYE, İNAN EN SON ŞANSIN!
__________________________________________________ _______________
> >> >>>'Hüseyin her zaman olduğu gibi sabah ezanıyla uyandı. Karısı
kendinden önce kalkmış ve salonu sabah namazı için hazırlamıştı. Bazı sabahlar uykularına doyamayıp namaza kalkamıyorlardı, ama çevrelerindekilere
kıldıklarını söylemek zorunda oldukları için, o zaman da vicdan
azabı çekiyorlardı. Uykulu gözlerle Hüseyin'in imamlığında namazlarını
kıldılar. Güneş de yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı. Ayşe gidip kızı
Kübra ve oğlu Furkan'ı uyandırdı. Yavrucakların sabahın bu saatinde
kalkmaları onu üzüyordu, ama İslam Devrim Konseyi ilkokulların sabah altı
buçukta eğitime başlaması kararını aldığından beri, başka şansları
kalmamıştı.Henüz yedi yaşında olan Furkan her sabahki gibi, ağlamaklı ağlamaklı kalktığında on bir yaşında olan Kübra kahvaltıyı hazırlamakta
annesine yardım etmeye başlamıştı bile. Aile sessizce kahvaltılarını ederken
TRT1'de yayınlanan 'İslam'ın Sabahı' programını seyrettiler. Zaten
fazla bir şansları yoktu, çünkü Türk-İslam devrimi gerçekleştiği günden
beri tüm radyo ve televizyonlar devletleştirilmişti ve Anadolu ve Trakya
İslam Federasyonu sabah saatlerinde dini programlar dışında yayınlara izin
vermiyordu. Gerçi gün içinde de durum çok farklı değildi, ama hiç
olmazsa arada bir, korsan filmcilerden aldıkları İslam devrimi öncesi Türk
filmleri veya yeni Amerikan filmleri seyrederek eğlenebiliyorlardı.
Ayşe kızı Kübra nın çarşafını giydirirken bir an çocukluğunu
hatırladı.Annesi her sabah okul önlüğünü giydirdikten sonra upuzun saçlarını
güzelce tarar ve kızını öpüp koklayarak okula uğurlardı. Oysa Kübra'nın
okulda çarşaf giyme zorunluluğu olduğu için, ne saçını uzatmasının bir anlamı
vardı, ne de güzel önlükler giymesinin... Kızını hazırladıktan sonra
Ayşe kendi çarşafını da giydi ve ailece evden çıktılar.
Önce Furkan Devlet kreşine, sonra Kübra okula bırakıldı ve karı koca da çalıştıkları Devlet dairelerine gittiler. Hüseyin sakallarının biraz fazla uzadığını ve kısaltması gerektiğini fark etti iş yerine varınca. Tamam, sakal
bırakmak zorunluydu; ama fazla uzadığı zaman da amirleri hemen uyarıyorlardı.
öğle namazı saatinde her zamanki gibi okullar ve devlet daireleri
tatile girdi. Ayşe çalışmakta olduğu bakanlıkta, Hüseyin öğretmenlik
yaptığı okulda, Kübra da okulunun mescidine giderek öğle namazlarını
kıldılar. Furkan ise henüz namaz yaşında olmamasına rağmen, kreş eğitmeninin
denetiminde abdest almasını ve namaz kılmasını öğrendiği kısa bir
derse tabi tutuldu.
Akşam ezanı saatinde devlet daireleri ve okullarda mesai saatleri
bittiği için tüm aile yeniden evde toplandılar. Herkes kendine göre
yorgundu.Özellikle Ayşe'nin canı çok sıkkındı. Birkaç hafta içinde Ramazan
başlayacaktı ve midesindeki rahatsızlık nedeniyle oruç tutmakta
zorlandığı için, Ramazanlar'ı artık sevmiyordu Ayşe. Oysa devlet dairesinde
çalıştığı ve özellikle de Ramazan aylarında tüm devlet işleri namazlara ve
iftar saatlerine göre ayarlandığı için, günlük hayat Ayşe için iyice
güçleşiyordu. İslam devriminden önce olduğu gibi, canı isteyenin
orucunu Allah rızası için tuttuğu, istemeyeninse keyfi istediği gibi
tutmadığı günleri düşündü. Oysa şimdi oruç tutmamak neredeyse dine karşı
çıkmak gibi bir şeydi ve bu da olacak şey değildi.Ayşe yattığı yerde bunları düşünürken, Hüseyin ise çoktan uyumaya başlamıştı ve rüyasında babasını görüyordu. Babası genelde olduğu gibi evde akşam rakısını içiyor ve çakırkeyif oldukça da Anadolu türküleri söylüyordu. O anda birden rüyasında dairesindeki amirini gördü. Amiri her zamanki asık suratıyla günde en az üç kere verdiği vaazlarından birini veriyor ve içkinin, hatta müziğin ne kadar günah olduğunu söylüyordu?'
> >> >>>Yukarıda sıradan bir Türk ailesinin İslam devrimi yapıldıktan sonra
yaşayacağı sıradan bir günün özetini okudunuz. Bu size bir şey ifade
etti mi? 'Komik' mi dediniz, 'saçma' mı dediniz, 'hadi canım sen de' veya
'yok devenin başı' mı dediniz? Siz ne dediniz bilmiyorum, ama oturduğunuz
yerde sürdürdüğünüz bu gaflet uykusuna devam ederseniz, üç-beş yıl içinde
bir sabah böyle bir Türkiye'ye uyanacaksınız. Beğenin veya beğenmeyin!
Bu tür lafları 'laiklik paranoyası' olarak görenlere ise İran İslam
devriminin ardından ülkesinden kaçmak zorunda olan bir aydının şu
sözlerini hatırlatmak isterim: 'Şah Pehlevi'nin Amerikancı ve emperyalist
rejiminden o denli bezmiştik ki İslami şeriat bile gelse, bundan beter olamaz
diyorduk. İran Komünist Partisi (TUDEH) bile Pehlevi'ye karşı,
prensipte bile olsa, Ayetullah Humeyni'yi destekler hale gelmişti. Oysa
Humeyni gelip de İslam devrimi gerçekleştirildikten sonra, İslami şeriat
baskısı altında yaşamanın ne demek olduğunu ancak o zaman görebildik. şanslı olanlarımız ülkeden kaçtı, o kadar şanslı olmayanlarımız ise şu anda
ülkemizin topraklarının altında yatıyorlar! ' AKP hükümetinin başından beri bir yalan rüzgârı olan ve Türk ordusunu zapt u rapt altına almaktan başka hiçbir şeyi hedeflemeyen AB (Avrupa Birliği) politikası da artık AB (Arap Birliği) politikasına dönüştüğüne göre, bu adamların artık nesini istiyorsunuz? Kafası türbanlı cumhurbaşkanı eşlerini mi, 'İslam hakkı için caizdir' deyip ülkeyi her açıdan soyup soğana çevirmelerini mi, yoksa uluslararası havaalanı apronunda deve kesen (ve yakalanınca önce görevden alınıp, sonra terfian Londra'ya
tayin edilen) bürokratlarını mı?
BU SON ŞANSINIZ TÜRKİYE!
Bu seçimde de 'Hiçbirine oy vermeye değmez' diye sandığa gitmeyip, uykuya dalarsanız, uyandığınızda adım adım yaklaşan şeriatın artık dörtnala koştuğunu göreceksiniz.
SİYASİ FİKRİNİZ NE OLURSA OLSUN, YAKLAŞAN SEÇİMDE MUTLAKA VE MUTLAKA OY VERİN VE TÜRKİYE'Yİ ORTAÇAĞ KARANLIĞINA DÖNDÜRMEYE HEVESLENEN AKP KADROLARININ HEVESLERİNİ KURSAĞINA TIKIN!
Bu mesajı yedi kişiye gönderirseniz, yedi gün içinde bir dileğiniz
elbette gerçekleşmeyecek, ama bu mesajı iletebildiğiniz kadar kişiye iletir
ve uyarabildiğiniz kadar insanı uyarırsanız, erkek çocuklarının 14
yaşından itibaren namaz kılmak ve kız çocuklarının 12 yaşından tibaren kara
çarşaf giymek zorunda olduğu bir Türkiye'den belki kurtulabiliriz.
BU SON ŞANSIN TÜRKİYE, İNAN EN SON ŞANSIN!
__________________________________________________ _______________