Orijinalini görmek için tıklayınız : 18 Mayıs - İbrahim Kaypakkaya'yı Anma Yayını
http://kaypakkaya.net/resimler/devrim.jpg
34 yıl önce, 1973 yılının 18 Mayıs’ında bahar yaprak döktü, Mayıs buza tuttu bir yiğidin yüreğinde ve Mayıs, üzerine dökülen kara yazılarla bir kez daha utandı “kaderci”lerimizin kara sayfalarından, boynunu büktü dağlar... Dağların boynu büküklüğü, “aşkın gözyaşı”nın gözyaşı dökmesi, 24 yaşındaki genç ve yiğit bir önderin zemheri gecelerinde kardelence açıp güneşe gömülmesindendir.
Ama Mayıs isyan etmeyi de öğrendi, şaha kalktı, kartal gibi yücelere çıktı, buluştu gökyüzüyle...
Mayıs, kendisini ezenlere karşı yüceltenlerden olan İbrahim KAYPAKKAYA ile gururlandı! Başı dik Mayıs’ın, gururla bakıyor diğer aylara, İbrahim’le öğretmenleşti ve burjuvazinin korkusunun zirvesi oldu Mayıs...
İbrahim Kaypakkaya Ölümsüzdür!
18 Mayıs'ı unutmadık, unutturmayacağız!
Sevgili abimin de dediği gibi: unutmadık, unutmayacağız! yazımızla,sözümüzle, türkülerimizle kafalara vura vura hatırlatacağız :(
biz AleviRadyo ekibi olarak 18 Mayıs Cuma Akşamı TSİ saat 20:00'da siz sevgili canlarımızla birlikte İbrahim Kaypakkaya'yı anacağız.
Yorum ve Görüşlerinizi 18 Mayıs'ı unutmadık, unutturmayacağız (http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=30445) topiğimizden bizlere ulaştırabilirsiniz.
İyi Forumlar...
AleviRadyo Ekibi Adına
LaDY (Leyla)
spartacus 12.05.2007, 18:35 Dostlar Mahzuni Şerif'in Kaypakkaya üzerine yazdığı bestenin sözlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Zenciri kolunda gözleri bağlı
Kalenin içinde yatar bir yiğit
Çürümüş vucudu göksü yaralı
Kalenini dibinde yatar bir yiğit
İbom ölüyor, dostlar geliyor
Zalım gülüyor vah lımıno
Zindancılar falakaya yıkmışlar
Ilgıt ılgıt kanlarını dökmüşler
Dirhem dirhem tırnağını çekmişler
Zindanın içinde ağlar bir yiğit
İbom ölüyor, dostlar geliyor
Zalım gülüyor vah lımıno
Sizi gidi insanlığı yiyenler
Vicdan yıkıp kara donlar giyenler
Hani nerde ben yiğidim diyenler
İbom ölüyor, dostlar geliyor
Zalım gülüyor vah lımıno
Mahzuni der çalar ağlar ozanlar
lanet olsun insanlığı bozanlar
Yıkılıp gidesi dara düzenler
Kalenin dibinde ağlar bir yiğit
İbom ölüyor, dostlar geliyor
Zalım gülüyor vah lımıno
İbom ölüyor dostlar gülmez ki.
selam sana işkence masalarının korktuğu yiğit.ser verip sır vermeyen yiğit. türkiye halklarının yiğit evladı işçi ve köylülerin umut ışığı.mucadelen ve direnişçi ruhun ve destanlaşan direncin karşısında saygıyla eğiliyorum.mucadelen ve çelikten sarsılmaz inancın örnek bize.uğruna yakılan ağıtların bile yetersiz kaldığı örnek insan.her ölüm yıl döneminde öfkem ve hıncım kat kat artarak büyümekte seni katledenler elbet bir gün akıttıkları kanda boğulacaklardır.türkiye halkları siz yoldaşların izinde inançla yürüyecektir.ve elbette o an o günün şafağında doğan güneşle özgürlük nidalarımıza zaferin coşkusunu yaşayacağız.yaşasın halkların özgürlük mucadelesi.şu dersimin dağlarında arayıp sordular beni intihar etti dediler halbuki vurdular beni. sen ağlama anacığım ben çalıştım boş durmadım. gurur duy sen can yoldaşım ser verdimde sır vermedim.
spartacus 12.05.2007, 18:52 http://www.speedyshare.com/621321771.html
Mahzuni Şerif gerçek bir halk ozanıdır. Bu anlamda İbrahim'in katledilmesini görmezden gelmedi. Kaypakkaya üzerine bestelediği ağıt her dinlediğimde etlerimi diken-diken edip, gözlerimi nemlendiriyor.
Mahzuni Şerif Kaypakkaya'yı son derece çok severdi. Ne tesadüftür ki, 18 Mayıs'ın arifesinde o da Kaypakkaya'nın yayına gitti.
Ne 18 Mayıs'ı unuttum, nede 17 Mayıs'ı.
Mahzuni baba ile İbrahim Kaypakkaya'yı saygıyla anıyorum...
Mahzuni babanın Kaypakkaya üzerine yaptığı ağıtı çalmanızı istiyorum.
Devrim şehitleri ölümsüzdür!
Mahzuni Şerif ve İbrahim Kaypakkaya kavgamızda yaşıyor!
tuncerbio 14.05.2007, 21:13 türkiye sınıf savaşının yılmaz neferi komünist önder İbrahim Kaypakkaya ölümsüzdür ....
UNUTMAK İHANETTİR !
Partizan62 14.05.2007, 22:44 Aleviforum.com emekcilerine dayanismaci ruhundan dolayi tesekkür etmek istiyorum.Gercekten benzeri görülmeyecek güzel calismalara el atiyorsunuz.
Iskencehanelerde agalarin,beylerin cellatlarina yüzüne karsi zafer sloganlarini haykiran;türlü türlü iskencelere maruz kaldigi halde, örgütle ilgili hic bir sir vermeyen,Örsle cekic arasinda yetismis Komünist Önder IBRAHIM KAYPAKKAYA'ya bin selam!
barikatci 14.05.2007, 23:25 Ibrahim Yoldas sadece türkiye devrimci hareketinin degil tüm dünya devrimleri tarihinde önemli bir önderdi. Yasina ragmen yaptigi tahliller insanin keske ibrahim bi 10 sene daha yasasaydi dedirtiyor. Onun bu hizli yükselisi devrimci mücadeledeki yeri ve önderligi kisa sürdü fakat marksist leninist maoist ideolojiyi kavrayis sekli ve pratigi bizlere gercek anlamda yol gösterici olmustur. Silahli düsman silahla yikilir ilkesine uyup revizyonist reformist akimlardan siyrilip mücadelenin en yogun yasandigi isci ve köyle sinifi icinde faliyetler yürütmesi onun kendini daha da gelistirip devrim yolunda daha faydali olmasini saglamistir. Kurdugu ve ardilarinin hala yasattigi ve yasatmaya calistigi maoist siyasi akimlar bir cok kez hatalara ve yalnislara kapilsada bizler onu en iyi sekilde yasatmaya devam edecegiz. Onu anlamak savasmaktir onu anlamak silah omuzda topraga düsmektir.
Ibrahim Yoldas Ölümsüzdür..
http://www.youtube.com/watch?v=duYmPWiG1mc
TKP/M-L VE TİKKO
KURUCUSU VE ÖNDERİ
İBRAHiM KAYPAKKAYA
1949 - 18 MAYIS 1973 DİYARBAKIR
1949 yılında Çorum'da doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra Hasanoğlan Öğretmen Okulu'na girdi. Burayı bitirdikten sonra istanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'na başladı. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi-Fizik Bölümü öğrencisi olan Kaypakkaya, sol düşüncelerle burada tanıştı. Mart 1968'de Çapa Fikir Kulübü'nün kurucuları arasında yer aldı. Çapa Fikir Kulübü'nün başkanı olan Kaypakkaya, 6. Filo'ya karşı bildiri yayınladığı gerekçesiyle Kasım 1968'de okuldan atıldı.
FKF ve TİP içinde ortaya çıkan ayrışmada MDD kesiminde yer aldı. İşçi-Köylü gazetesinin istanbul'daki bürosunda çalışan Kaypakkaya, Aydınlık ve Türk Solu dergilerine yazılar yazdı. Aydınlık içinde meydana gelen ayrışmada D. Perinçek'in başını çektiği PDA saflarında yer aldı. 1972 yılına kadar PDA (TİİKP) saflarında çalıştı ve DABK üyesi olarak görev yaptı. Bu tarihte PDA oportünistleriyle yolları ayrıldı. D. Perinçek ve çevresinin revizyonist ve oportünist olduklarını söyleyen Kaypakkaya, ayrılık sonrasında TKP/ML-TİKKO'yu kurdu.
TKP/ML faaliyetlerinin yoğunlaştırıldığı Dersim bölgesinde mücadele ederken, 24 Ocak 1973'de Vartinik mezrasında oligarşinin resmi zor güçleri tarafından sarıldı. Çatışma sırasında Ali Haydar Yıldız şehit düşerken, Kaypakkaya yaralı olarak çatışma alanından uzaklaştı. Ancak beş gün sonra kendisinin kaldığı köydeki bir öğretmenin ihbarıyla yakalandı. Dört ay süren işkencelerde hiçbir şeyi kabul etmedi ve bu işkenceler sonucu 18 Mayıs 1973'de yaşamını yitirdi.
Onun işkencedeki kararlı tutumu tüm devrimciler için bir örnek olmuştur.
"sesimde pırıl pırıl bir güç var
karanlıkta boy atmaya
sessizliği
aşmaya yarayan
ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
tohuma dururlar
yeniden
ve halk, toprağa gömülü
tohuma durur bir yerde
buğday nasıl
filizini sürer de
çıkarsa toprağın üstüne
güzelim kırmızı elleriyle
sessizliği burgu gibi deler de
biz halkız, yeniden doğarız
ölümlerde"
hapishanede öldürülüşünün üzerinden 33 yıl geçen kavga destanı, direniş sembolü devrimci önder.
"sır vermeden ser veriyor seve seve
böyle can veriyor ibrahim yoldaş"
her yönüyle diğer gençlik önderlerinden* bariz bir biçimde ayrılan tkp-ml kurucusu.istanbul'da öğrenci olduğu vakitler birçok sefer kalkıp doğu anadolu köylerine, nahiyelerine gitmiş, birtakım sosyolojik çalışmalar yapmıştır.bu araştırmaların yanında köylülere işlerinde yardım etmiş, gönüllü olarak toprakta çalışmıştır.bulunduğu her yerde köylülerce çok sevilmiş, sayılmıştır.yaptığı bu sosyolojik çalışmalarda kuru kuru şeyler değildi; konunun tam bir bilimsel ismi de vardı ama hatırlayamıyorum şimdi.ama özgün, önceden üzerinde durulmamış bir konuydu.
işte bu noktada ilk defa bir devrimci, sol görüşlü bir insan halka inmiş oldu.uğruna baş koyduğu davaya bir anlık gazla, ulaşılan belli bir bilgi seviyesinde, insan ruhunda vücut bulan muhtelif ihtiras, macera tutkularıyla girmiş değildi.bu bağlamda sol terminolojide kannımca apayrı bir yeri vardır.
yakalandığında ve sorguya alındığında kendisinden arkadaşlarıyla ve örgütle ilgili malumat istenmiş, bu istek karşısında kendisi hiçbir şekilde bu hususlar üzerine konuşmayacağını, konuşturulamayacağını karşındakilere iletmiş, bununla beraber de savunduğu tüm fikirleri ve ideolojisini hiç mi hiç imtina etmeden karşısındakilere iletmiştir.bunların akabinde üç aylık vahşet periyotları başlar.neden üç ay olduğunu biraz düşünürseniz (üç ayda anlatılacak istihbarat bilgilerine sahip olmadığı açıktır) kendisinin nasıl münferit bir insan olduğunu anlarsınız.kesinlikle saygıyı hak ediyor.
gençliğin baharında sen yağız delikanlı o gözlerin vatan kokuyor..
spartacus 15.05.2007, 01:04 Yaşamın onur, yaşamı yüce
Enternasyonal proleteryaya, yoldaşlara ve örnek halkına
Yaşamın kısa korku oldun düşmana
Ve hatta ebedi yatağında
Ve şunu bilki Kaypakkaya yoldaş
Yarın sensiz ama mutlak
Kurulacak halk iktidarı
Şiarımız öz, Yüreğimiz köz ve sözümüz devrim sözüdür!
Silah kucağında kanlar içinde
Uzanmış yatıyor İbrahim yoldaş
Bir yiğit ölür mü üç-beş kurşunla
Silkinmiş kalkıyor İbrahim yoldaş
spartacus 15.05.2007, 03:05 Yürüyorum karlı yolda
Yalınayak yayayım ben
İşkence yıpratmaz beni
Çünkü Kaypakkaya'yım ben
Anacığım sen üzülme
Ben çalıştım boş durmadım
Gurur duy sen anacığım
Ser verdimde sır vermedim
Faşizmin cellatları
Çektiler tırnaklarımı
Uzun günler işkencede
Kestiler parmaklarımı
Ağlama yoldaş ağlama
Ben çalıştım boş durmadım
Gurur duy sen can yoldaşım
Ser verdim de sır vermedim
Şu Dersim'in dağlarında
Arayıp sordular beni
İhtihar etti dediler
Halbuki kurşuna dizdiler beni
KızılBant 15.05.2007, 17:25 Diyarbekir zindanlarında faşist TC ye direnen ibrahim yoldaşı anıyoruz.
http://kaypakkaya.net/resimler/devrim.jpg
aykudgöksun 15.05.2007, 18:28 büyük komünist önder ibrahim kaypakkayayı saygıyla anıyorum..aleviforum radyo elemanlarına da sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum..böylesi önemli bir günü böylesi önemli bir öndere ayırdığınız için...
firariHH 16.05.2007, 00:04 Canlanan yasamdir Kaypakkaya´larda
"18 yasinda bir genc gibi, gelismektedir karanlikta
Kimilerine göre kötüdür ölüm
Kimilerine göre ecel
Kimilerine göre90 gün örülen direnis
Ölüm, canlanan yasamdir KAYPAKKAYA´LARDA
Bir caglayan,
ve yüregimizin isi yani
ve bir alev, Munzur bile söndüremez bu yangini
Diyarbakir´da bir Kaya
Sanki yükselmis aya
Diyarbakirda bir zindan
Zindanda, KAYPAKKAYA
Nasil ki sevgiyle kucaklamissa ölümü
Nasil ki 90 kere 24 saat katlanmissa aciya
Nasil ki haykirmissa kinini
Tükürmüsse suratlarina suskunlugunu
Bizede anmak düser, coskuyla onu
Vurdu gövdesini karanligin zemberegine
Ve dogdu isik, yürek penceresine
Eeeeey benim cevahirim
Eeeeey benim disleri kenetlim, suskun irmagim
Ser verip, sir vermeyenim
Durmadi coskun akan irmagin
Ve namlusuna yüregini sakladigin
Ne o zindandaki sesin
Ne de nefesin
Hala gitmis degil hücre karanligindan
Her düsen, düstügün yere, cikti gögüsünü gere gere
Kesilince bileklerin, sökülünce tirnaklarin,
Ödü koptu pustlarin.
Her Mayis´ta vurdular bizi
Yinede yasattik kendimizi,
Attilar bizi hasretin koynuna,
Bogmak istediler hasrete
Oysa ne kadarda güzeldir
Bizimle hasret sürmüs, filiz vermis icimizde sevda
Hani kursun siksan parcalanir gece
Hani uzatsan elini aya gölge düser
Iste güclenerek, kivilcimlara yürüyen mazin
Ve halkin boynunda bir incir gibi,
Büyüyüp gelismektedir ZAFER.
Bizde gördük kücük adamlari,
Köhnemis silahlariyla saldiranlari
Bizde yasadik acilari sevince bogan direnisleri
Elbette vardir bir diyecegi, yaptigimiz tarihin
Elbette unutulmaz direnisin senin
Cünkü büyüyüp gelismektedir ZAFER
Bir yangin gibi tasiyip durduk, zulamizda cevahirini
Sanki, okyanusta damla, iskencede denizdir.
Eeeeey günü uyandiran, toprakla söyleyen rüzgar
Eeeeey halkimin yarali gülü, sol yanimin kivilcimi
Eeeeey gökteki ay, dagdaki kaya
IBRAHIM KAYPAKKAYA
Onlar yoruldu 90 günü saya saya,
Bikan onlardi, onlar sasirdi, can ceksitikte yasamaya
Bulutlar yagmura, karanliklar aydinliga,
Bugünler yarinlara, yarinlara mahkumdur.
Ve yüzleri gülmez, vurduklari ölmez.
Gökteki ay, dagdaki kaya
IBRAHIM KAYPAKKAYA
Devran geriye dönmez...."
suyunsesi 17.05.2007, 11:01 İFADENİZ Mİ NEYİNİZ VARSA ALIN; OĞLUMUN CENAZESİNİ VERİN...
Binadan koşar adımlarla çıkan yarbay cipin yanına geldi. Ali Kaypakkaya'ya inmesini söyledi. Birlikte aynı binaya girdiler. Bir koridordan geçtikten sonra yarbay, Ali Kaypakkaya'yı bir odaya aldı.
İçeride beyaz önlüklü bir adam vardı. O adamı görünce bu kez Ali Kaypakkaya'nın içi kararmış "İbrahim belki de hasta, yine hastaneye yatırdılar, bu adamların telaşı bundan" diye düşünmeye başlamıştı.
Beyaz önlüklü adam, Ali Kaypakkaya odaya girince telaşlı ve tedirgin davranışlarla ona "otur şuraya, buyur sigara yak..." demiş paketinden sigara uzatmıştı.
Ali Kaypakkaya ne sigara aldı, ne de oturdu. Odada aşağı yukarı dolanmaya başladı.
O sırada birden kapı açıldı. Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Şükrü Olcay yanında bir albay, hastane müdürü ve bir-iki subayla içeri girdiler.
Şükrü Olcay yukarıdan aşağıya Ali Kaypakkaya'yı süzdü, "Sen İbrahim Kaypakkaya'nın babası mısın" diye sordu.
Ali Kaypakkaya "Evet" diye yanıtladı onu.
Sonra Şükrü Olcay kesin ve katı bir sesle "Bunu birdenbire söylemek olmaz, ama ben söyleyeceğim; İbrahim öldü...." dedi.
Ali Kaypakkaya'nın birden bütün kanı çekildi. "Anlayamadım..." diye kekeledi.
"Oğlun öldü diyorum" diye sözünü yineledi Şükrü Olcay.
Ali Kaypakkaya şaşkın ve birden bembeyaz olmuş yüzü altından "Neden ölsün benim oğlum, ölmez o..." diye karşılık verince... "Öldü diyorum, işte öldü o..." diye kesip attı Şükrü Olcay.
Ali Kaypakkaya bu kez garip bir şekilde hareketlenmiş ve sanki boğulmak üzere olan bir insanın çırpınışlarıyla bir yandan yutkunuyor bir yandan ceplerini karıştırıyordu. Sonra cebinden mektubunu çıkarıp "işte yazdığı mektup beni çağırıyor, ölmez benim oğlum, hasta değildi, sağlığım yerinde diye yazıyor" diye bağırmaya başlamıştı.
Şükrü Olcay "intihar etti, oğlun intihar etti..." diye bağırarak karşılık verdi ona. Ali Kaypakkaya ise kesik kesik yanan yüreğini dışarıya vuruyordu: "Hayır, hayır oğlum öldürüldü, oğlumu öldürdünüz, onu öldürdünüz, onu öldürdünüz, onu döve döve öldürdünüz, oğlumu siz öldürdünüz..."
Odadakilerden birisi "sus, yoksa haddini bildiririz" diye kesti Ali Kaypakkaya'nın yakarışlarını; gözdağı verdiler ona.
Ali Kaypakkaya bir aralık suskunluktan sonra, içli ve acılı bir sesle "verin benim cenazemi, ifadeniz mi neyiniz varsa alın; oğlumun cenazesini verin..." dedi.
İlkin "vermeyeceğiz, biz gömeriz" dediler. Bu söz üzerine birden yırtıcı bir sesle Ali Kaypakkaya "Cenazemi vermezseniz bir adım gitmem" diye diretti.
Şükrü Olcay bu sıra beyaz gömlekli adama dönerek "Şuna su verin" dedi. Ali Kaypakkaya "suyunuzu falan istemiyorum, oğlumun cenazesini istiyorum, onu dişimi tırnağıma takıp büyüttüm, bir gecekondum var, şimdi onu satıp oğluma harcayacağım, köyüme götüreceğim..." diye karşılık verdi.
Şükrü Olcay çevresindekilere "Muamelesini yapın" deyip döndü ve çıktı odadan.
Sonra Ali Kaypakkaya'yı getiren yarbay onu tekrar alarak dışarıya çıkardı. Oğlunu görmek için Diyarbakır'a ilk indiği gün kapısından çevirdikleri Askeri Hastane'ye geldiler.
Orada Ali Kaypakkaya'ya yapması gereken birtakım işlerden söz ettiler. O da gidip belediyeden bir "müsaade kâğıdı" aldı. 430 lira verip bir tabut seçti. 70 liraya kefen satın aldı.
Kefen katlanırken, yolda gelirken kurduğu düşleri, oğlunun çocukluğunu, gözü önüne gelen kundağını, onu kucağına alışını anımsadı.
Sonra bir hamal tutarak tabut ve kefeni ona verip hastaneye döndüler.
Belediye memuru "taşınabilir" diye bir kâğıt imzalayıp verdi ona. Bir yer gösterip oturup beklemesini söylediler.
Oğlu yaralı yattığı günlerde, yüzünü göstermedikleri koridorlarda, şimdi onu görmeyi bekliyordu.
Bir süre sonra İbo'yu buzdolabından çıkardılar. Ali Kaypakkaya'ya "işte oğlun hazır" dediler. Kafadan kesikti. Karnı, kolları, bacakları ve kaba etleri yarılmıştı. Parça parça edilmişti İbo. Gövdesi delik deşikti. "Otopsi" diye mırıldandı onu buzdolabından çıkaran adam. "Peki ya bu delikler ne?" diye söyledi Ali Kaypakkaya. Ses etmediler.
Oğlunun karşısında sanki kanı kurumuştu Ali Kaypakkaya'nın, Karşısında o yiğit, o dal gibi oğlu yerine, kesilmiş, delik deşik edilmiş insan parçaları duruyordu. Boğazı ve gırtlağı tamamen çürümüş ve simsiyahtı. Sanki çembere alınmış da sıkılmış gibiydi. Daha sonra da kesilip parçalanmıştı boğazı. Omuzlarında, göğsünde sürüyle delik vardı.
Görüntüler karşısında İbo'yu tabutuna yerleştiren hamal ağlamaya başlamıştı. Ali Kaypakkaya ona parasını vermek istemiş, adam almamıştı. "Bu bizim insanlık görevimiz" demişti. Nöbetçi erler ve hastabakıcılar Ali Kaypakkaya'yı yatıştırmaya çalışıyorlardı.
Gelirken İbo'ya vermek için yanına aldığı 1200 liradan 550 lira kalmıştı.
Gidip bir taksiyle pazarlık yaptı. Taksici parayı peşin istedi. Sonra Ali Kaypakkaya'ya "Uçağa götür" dediler. Arkasından hep birileri geliyordu.
Uçakta 240 lira tabut taşıma parası aldılar. Cebinde kalan diğer parayı bilete verdi. Çıkışmayan kısmı için "Arkasından gelenlerin" araya girmesiyle "sonra alırız" dediler.
Oradan Ali Kaypakkaya'yı havaalanına getirip polise teslim ettiler.
Havaalanında uçuş bekleme salonuna alınırken arama kabininde Ali Kaypakkaya'yı arayan polisler, onun ceplerinden oğluna getirdiği ve İbo'nun savunması için babasından istediği bildirileri buldular. Evirip çevirip bakıyorlar ve söyleniyorlardı. Ali Kaypakkaya "Onları oğlum istemişti, savunması için gerekiyormuş, ona getirmiştim" diye açıkladıysa da, polisler "Yok efendim yok, bunlar suçtur, yasaktır, madem oğlun öldü, yorgan gitti kavga bitti deyip bunları yırtacaktın, seni suçlu olarak alıkoymamız gerekiyor..." diye bağırdılar.
Ali Kaypakkaya bu davranış karşısında polislere "Oğlum ölmüş, bildiriyi nasıl düşüneyim, sabah beri bir dilim ekmek bir yudum su canıma girmemiş" diyerek kendisini bırakmalarını söylemiş, oradaki bir kadın polisin araya girmesiyle Ali Kaypakkaya'yı bırakmışlardı.
Uçak Ankara'ya indiğinde Ali Kaypakkaya'yı iki yüzbaşı karşıladı. Onunla taksi tutmaya çıktılar. İbo'yu taksiye yerleştirip bağladılar.
Önde İbo'nun bağlı olduğu taksi, arkada "takipçilerin" arabası evin önüne geldiler.
Babası İbo'yu evine taşıdı. O gece evinde onun başında bekledi. Başı avuçlarında düşündü durdu, yaşlandı durdu oğlunun başucunda. Sabah erkenden gidip bir minibüs tuttu. Ve oğluyla birlikte köylerine geldi.
İbo ile birlikte "takipçiler" de köye geldiler.
Çevre köylerden İbo'nun köye geldiği şaşılası bir biçimde kısa sürede duyulmuştu. Onu duyanlar öbek öbek uğurlamaya geliyordu. Evin çevresi bir anda köylülerle dolmuştu.
Mezarlığın karşısından geçen büyük yoldaki benzincinin lokantası önünde "takipçilerin" arabaları duruyordu. Takipçiler orada oturmuş uzaktan köyü ve mezarlığı gözlüyorlardı...
NİHAT BEHRAM
meymane_usari 17.05.2007, 11:11 “Cellat uyandı yatağında bir gece
“Tanrım” dedi, “Bu ne zor bilmece!
Öldükçe çoğalıyor adamlar
ben tükenmekteyim öldürdükçe”
“Silah kucağında kanlar içinde
Uzanmış yatıyor İbrahim yoldaş
Bir yiğit ölür mü üç-beş kurşunla
Silkinmiş kalkıyor İbrahim yoldaş”
Ve silkinerek kalktı ayağa dağ kartalı KAYPAKKAYA, “Daha ölmem için çok erken, daha yapacağım çok şey var ölmeyeceğim!” diye düşünüyordu.
Ölmedi!
Kafasına saplanan onlarca saçma, önder KAYPAKKAYA’nın kaya gibi direncine yenik düştü; kalktı, boylu boyunca yatan yoldaşı Ali Haydar Yıldız’ın cansız yüzünü sevdi, yıldız gibi parlayan alnından öptü yoldaşının, kıvırcık saçlarını eliyle okşarken gözlerinden akan iki damla yaşı yüreğine akıttı ve Munzur dağlarına, ana kucağına yöneldi.
Devrim Şehitleri Ölümsüzdür...
Özgürlük Mahkumları ( 1989 albümünden )
İŞKENCEDE GÜNLERCE
ÖZGÜRLÜK MAHKUMLARI
SAYISI ON BİNLERCE
ÖZGÜRLÜK MAHKUMLARI
KELEPÇELİ ELLERİ
KOLLARINDA ZİNCİR VAR
HAYKIRIYOR DİLLERİ
ZİNCİRLERİ ŞAKIRDAR
AKŞAM BOŞ DURAN SAHA
ZİNDAN OLDU SABAHA
KİMİSİ ÇOCUK DAHA
ÖZGÜRLÜK MAHKUMLAR
SİZLERİ TUTAN ONLAR
ONLARA YAKIN SONLAR
PEŞİNİZDE MİLYONLAR
ÖZGÜRLÜK MAHKUMLARI
VATAN AĞALI BEYLİ
MAHKUMLAR İSYAN HUYLU
İŞÇİ EMEKÇİ KÖYLÜ
ÖZGÜRLÜK MAHKUMLARI
Ferhat TUNÇ
cano62bln 17.05.2007, 14:16 yaralı halde yakalandıktan sonra o karda kışta neredeyse bi ilden diğerine yürütülerek başlayan işkenceler yaklasık 3 ay boyunca sürmüstür (o kadar ağır iskenceler ki her gün bir parmağı kesilmekten tutunda vücudunda açılan yaralardan içeri tuz döküp yarayı kapatmaya kadar). lakin o genç bedenine ve yüreğine rağmen ser verip sir vermemiştir. böylesine bi inanç ve irade abidesidir. büyük saygıyı hak etmektedir. ve UNUTULMAYACAKTIR
bugün saat 21:00'da Yol TV'de İbrahim Kaypakkaya belgeseli var canlar. belgeseli izlemenizi tavsiye ediyorum. bu vesile ile de yayınımı önümüzdeki haftaya erteliyorum. müsadenizle tabii...
İyi Forumlar...
Emperyalizme, Fasizme, Feodalizme, Sovenizme ve her türden Gericilige karsi mücadele veren YOLDASLARA
ÖLEN YOLDASLAR ICIN
Sizki caninizi verdiniz halkiniz icin
Siz ki her seyinizi verdiniz bu kavga ugruna
Gögsümüzde onurla dalgalanan
Kavganin bayragina siz ki al rengini verdiniz
Ey, ölümsüz halkimiz icin topraga düsenlerimiz
Ey, yüce ogullari halkimizin
Gururla ve sabirla dinlenin simdi
Kavganizi sürdürüyor yoldaslariniz....
Ibrahim Kaypakkaya
"DEVRIM ICIN HER ZAMAN
ÖLECEKLER BULUNUR"
Devrim şehitlerimiz ölümsüz onlar ölmedi herbirimizin içinde yaşıyor sonsuza kadarda yaşayacaklar bu devran böyle gitmez.
Unutmak ihanettir unutmadik unutturmayacığız
sidarsinan 18.05.2007, 22:54 Sir vermeyen Yigit
Ser veripte sir vermeyen
Iste örnek Kaypakkaya
Fasiste hesap sormayan
O insan ne yaraya
Corum Sungurlu arasi
Sizlar gardasin yarasi
Hesap sormanin sirasi
Haber salin Ankaraya
Kanimiza kan isteriz
Canimiza can isteriz
Bagimsiz vatan isteriz
Isci köylü bir araya
Anlat Yoksuli acini
Halkla birlertir gücünü
Ögretmenlerin öcünü
Almayi aldik siraya
Asik Yoksuli
ibrahim'e
Silah kucagında kanlar içinde
Vurulmus yatıyor ibrahim yoldş
Yğitler ölürmü üç bes kursunla
Doğrulmus kalkıyor ibrahim yoldaş
Ali Haydar yerde bak yüzü boylu
Yiğitce can verir yiğidin oğlu
Başı duman duman munzur'a dogru
Tırmanmıs gidiyor ibrahim yoldaş
İşkenceler devam ediyor böyle
Parça parça kesip diyorlar söyle, sırlarını söyle
Sır vermeden ser veriyor seve seve
Böyle can veriyor ibrahim yoldaş
Halkımız arıyor seni her yerde
İşçiler ocakta köyluler dağda
Dokulen kanların kalmayacak yerde
Hesap soracağız ibrahim yoldaş
Grup Kızılırmak
tuncerbio 18.05.2007, 23:46 dem tv de şu sıralar kırmızı gül buz içinde belgeselinin gösterimi yapılmakta ..
spartacus 19.05.2007, 17:29 Diyarbakır dosyası açıldı
Türkiye 78’liler Girişimi, 34 yıl önce Diyarbakır Cezaevinde yaşananlarla ilgili olarak dün Eski Sultanahmet Cezaevi önünde basın açıklaması düzenledi. Girişim adına açıklama yapan Celalettin Can, Diyarbakır dosyasını Türkiye’nin, toplumun bir şekilde kendi geçmişiyle yüzleşmesi için açtıklacağını belirtti.
Can, 18 Mayıs 1973’de Diyarbakır Cezaevinde öldürülen İbrahim Kaypakaya’yı andıklarını ve anıları önünde saygıyla eğildiklerini belirtti.
Dosyanın açılmasının demokrasiye katkı sağlayacağını ifade eden Can, ‘şiddet ortamından arınmış, demokrasinin, insan haklarının, çağdaş hukukun egemen olduğu bir Türkiye perspektifiyle bu dosyayı açıyoruz’ dedi.
2 Nisan 1984 tarihinde Genel Kurmay Başkanlığı’nın “53 ölüm olayına rastlandığı, bu ölüm olaylarında 14 kişinin kendini astığı ve yaktığı, 23 kişinin çeşitli hastalıklardan öldüğü, 7 kişinin işkencede öldüğü, bazı münferit hadiseler dışında işkencenin olmadığı” açıklamasını hatırlatan Can, 12 Eylül darbesinin tüm demokratik güçlere karşı olduğunu ancak, Kürtlerin payına daha ağır olanının olağan üstü vahşetin düştüğünü belirtti. Can, adalet ve toplumsal barış için tüm demokrasi güçlerini Diyarbakır Cezaevi gerçeğinin açığa çıkarılmasına katkıda bulunmaya çağırdı.
Yapılan basın açıklamasından sonra gruptan iki kişi Sultanahmet Postanesine giderek İçişleri Bakanlığı’na dava dilekçesi gönderdi.
(İstanbul/EVRENSEL)
spartacus 19.05.2007, 17:52 http://istanbul.indymedia.org/uploads/2007/05/resim_1.jpgmid.jpg
spartacus 20.05.2007, 17:27 İbrahim Kaypakkaya Anıldı - 18 Mayıs 2007
Mayıs ayı birçok devrimci önderin katledildiği bir aydır. Mart 71'de Mahir Çayan'ı, Nurhak'ta Sinan Cemgiller'i, Hüseyin Cevahir'i, Ulaş Bardakçı'yı, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan'ı, 1982 yılında "Kahrolsun İşkenceciler, Kahrolsun Sömürgecilik" şiarıyla Kürt ulusuna yönelik inkar ve imha politikalarına bedenlerini tutuşturarak cevap veren ve tarihin direniş sayfalarında yerini alan Mahmut Zengin, Eşref Anyık, Ferhat Kurtay ve Nemci Öner, 18 Mayıs'ta 4 ay boyunca tüm işkencelere rağmen sır vermeyen İbrahim Kaypakkaya'yı katlettiler.
Onlar tarihe altın harflerle kazındılar. Her biri yarattıkları direnişlerle bugünün mücadelesinde, halkın belleğinde birer sembol oldular.
http://halkinsesi.tv/images/AnkaraIboanma2007_1.jpg
24 Ocak 1973 tarihinde faşizmin kolluk güçleri ile çıkan çatışmada yaralı olarak bulunduğu yerden uzaklaşmış, Ali Haydar Yıldız ise şehit düşmüştü. TİKKO önderi olan İbrahim Kaypakkaya 5 gün sonra bulunduğu köyde, bir ihbar sonucu kolluk güçleri tarafından ele geçirilmişti. 4 ay süren işkenceler sonucu yeni bir gelenek yaratarak ser verip sır vermemeyi öğretti. Diyarbakır zindanlarında 18 Mayıs 1973'te, düşmanlarını kendi evlerinde yenilgiye uğratarak şehit düştü.
İbrahim Kaypakkaya, ölüm yıldönümünde ülkenin birçok yerinde düzenlenen etkinliklerle anılıyor. Bu etkinlikler çerçevesinde Ankara Yüksel Caddesi'nde 18 Mayıs Cuma günü saat 12.30'da birçok DKÖ katılımıyla bir basın açıklaması gerçekleştirildi.
İnsan Hakları Anıtı önünde Partizan-DHP ve Ankara 78'liler Derneği'nin çağrısıyla yapılan açıklamaya Ankara Aydın Sanatçı Girişimi, ESP, SDP, Halkevleri, PSAKD, Tüm-İGD'de destek verdi. İlk açıklamayı Ankara 78'liler adına Hüseyin Esen Türk yaptı. Türk, Kaypakkaya'nın; halkların kurtuluşu ve özgürlüğü için düşen her canın, ödenen her bedelin, üzerinde yeniden yükselinecek daha büyük bir mücadelenin yönlendiricisi olduğunu söyledi.
12 Mart faşizminin azgın saldırıları karşısında, ülkenin bağımsızlığı ve kurtuluşu için direnen güç; THKP-C, THKO, TİKKO sarmalında, İbrahimlerin, denizlerin ve Mahirlerin devrimci duruşlarıyla anlam bulduğunu söyleyen Türk, bu mirasın en umutsuz anda, bir ışık gibi yükselerek devrimci mücadelede umut olduğunu ve onur duyduklarını dile getirdi. Türk tüm önderlerin yol göstericiliğine çok daha fazla ihtiyaç olduğunu dile getirerek, İbrahim Kaypakkaya şahsında tüm önderleri özlemle andıklarını söyleyerek sözlerine son verdi.
Ardından DHP ile Partizan'ın ortak yaptıkları açıklamada, İbrahim Kaypakkaya'nın 70'lere kadar süren 50 yıllık Kemalizm yanılsamasını bilimin cenderesine yatırarak Kemalizm'in yüzündeki sol maskeyi indirdiğini söyleyerek gerçek yüzünü ortaya çıkardığını, revizyonizmle köklü bir hesaplaşmaya gidildiğini belirtildi.
"Emperyalistler ve onların yerli uşakları bugün ideolojiler bitti, devrimler çağı kapandı safsatalarını sürdürürken, siyasi iktidar perspektifli yaratılan mücadele geleneğini, kökünün özüne uygun büyütmek, bir ihtiyaç ve zorunluluktur." Denilerek sözlerini son verdiler.
http://halkinsesi.tv/images/AnkaraIboanma2007_2.gif
"Seni Anmak Savaşmaktır DHP-Partizan" yazılı pankart ve tüm devrimci önderlerin resimlerinin bulunduğu pankartlar açılarak, İbrahim Kaypakkaya'nın bulunduğu dövizler taşındı. "Halk Savaşçıları Ölümsüzdür, Mahir, İbo, Deniz Sürüyor Sürecek Mücadelemiz, Önderimiz İbrahim Kaypakkaya" sloganları atıldı. Yapılan açıklamaların ardından Ankara 78'lilerin açtığı Kaypakkaya'yı anlatan gazete kupürleri sergisi gezildi.
Halkınsesi tv
|
|