Bakır
16.05.2007, 19:32
Britanya burjuvazisi Blair’i çöpe atmak zorunda kaldı!
Emperyalist işgalin ardından 1 milyona yakın Iraklı’nın katledilmesinden Bush’la birlikte birinci derecede sorumlu olan İngiliz Başbakanı Tony Blair, nam-ı diğer Bush’un “fino köpeği”, ya da Tarık Ali’nin tanımıyla “imparatorluk kulübesindeki en iyi saldırı köpeği” İşçi Partisi başkanlığından istifa etti. 27 Haziran’da başbakanlığı bırakacağına dair konuşmasını yapan Blair’in başbakanlık süresi 2010’da doluyordu.
İngiliz The Daily Telegraph gazetesi Blair’i, “Büyük bir şovmen ama ortalama bir devlet adamı” diye tanımlarken, Tarık Ali “başlıca başarısı, üç genel seçimi ardarda kazanmaktı. İkinci sınıf aktör, kurnaz ve tamahkâr bir siyasetçi” şeklinde tanımlıyor. Blair’in şovmenlik konusunda başarılı olduğu yaygın bir kanı. Nitekim 1 milyon insanın katledilmesinden sorumlu olduğu halde kamuoyu önüne sırıtarak çıkabilmesi ne kadar yüzsüz olduğunu gözler önüne seriyor.
Özel uzmanların hazırladığı metni 300 kişilik “seçkin” dinleyici kitlesine okuyarak istifasını ilan eden Blair, başbakanlığı döneminde “başardığı” işleri sıralayarak, Sırbistan, Afganistan ve Irak işgallerinin mimarlarından biri olarak insanlığa karşı işlediği suçların üstünü örtmeye çalıştı. Ancak bu işe yaramadı, zira İngiliz halkı nezdindeki saygınlığı yerlerde sürünüyor. Yapılan son anketlere göre halkın yüzde 71’i Blair’e hiç güvenmiyor. Güvenenlerin oranı ise sadece yüzde 21.
Irak işgaline zemin hazırlamak için uydurulan yalanları, istihbarat örgütlerinin sahte raporlarını kamuoyu önünde savunduğu için tüm dünya İngiliz başbakanının “yalancı Blair” olduğunu öğrenmişti. Sırıtarak dünya kamuoyuna yalan söyleme fütursuzluğunu gösteren fino köpeğinin bu tavrı, layık olduğu siyasi çöplüğü erken boylamasındaki temel etkenlerden biri olmuştur.
Blair’i eski Şili diktatörü Augusto Pinochet’e ve Nazi artığı eli kanlı faşistlere benzeten İngiliz muhalifler, savaş suçlusu olarak sorgulayıp mahkûm etmek gerektiğini savunuyorlar, “Blair’in o kanlı eli hiç sıkılmamalı ve o sırıtması suratından tamamen silinmelidir” diyorlar.
Gerçekten da Blair insanlığa karşı son derece ağır suçlar işlemiştir. Başbakanlık yaptığı 10 yıllık süreçte savaş aygıtı NATO’nun 1999’da Kosova ve Sırbistan’ın bombalanmasına, ardından Kosova’nın işgaline, 2001’de Afganistan’ın vahşi bombardımanlar eşliğinde işgal edilmesine, 2003’te başını ABD’nin çektiği emperyalist orduların Irak’ı işgaline hararetli destek veren, İngiliz savaş makinesine mensup onbinlerce askeri bu işgallere katan hükümetin başı olarak Tony Blair, İngiliz emperyalizminin insanlığa karşı işlediği tüm bu suçların baş sorumlusudur.
Britanya emperyalizminin eli kanlı sadık uşağı Blair’in sonunu getiren de, Bush liderliğindeki neo-faşist çetenin izinden gitmesi ve İngiliz sermayesine arsızca hizmet etmesidir. İngiltere’yi polis devletine iyice yaklaştıran Blair başkanlığındaki hükümetler, metroda gençlerin infaz edilmesini “yasal güvence” altına almayı başardı. Ancak İngiliz Başbakanı’nı asıl yıpratan süreç, direniş sayesinde emperyalist orduların bataklığına dönüşen Irak’taki vahim tablodur.
Tony Blair ve emperyalist-kapitalist düzenin diğer zebanileri için koltuğundan feragat etmek çok anlamlı bir bedel değildir. Zira İngiliz burjuvazisi yeni bir cellat bulmakta güçlük çekmeyecektir. Nitekim Maliye Bakanı Gordon Brown adaylığını açıkladı bile. Sermaye vitrinindeki kuklaların yıpranınca yenileriyle değiştirilmesi teamüldendir.
Blair gidse de İngiliz emperyalizmi yerli yerinde duruyor. Bu, insanlığa karşı yeni suçlar işlemeye devam edeceği anlamına geliyor. Elbet Blair ve onun gibi cellatlardan hesap sorulmalıdır. Bununla birlikte asıl hesaplaşma doğrudan kapitalist/emperyalist sistemle, yani Bushlar’ı, Blairler’i yetiştiren çarkın kendisiyle olmak zorundadır.
KIZIL BAYRAK
Emperyalist işgalin ardından 1 milyona yakın Iraklı’nın katledilmesinden Bush’la birlikte birinci derecede sorumlu olan İngiliz Başbakanı Tony Blair, nam-ı diğer Bush’un “fino köpeği”, ya da Tarık Ali’nin tanımıyla “imparatorluk kulübesindeki en iyi saldırı köpeği” İşçi Partisi başkanlığından istifa etti. 27 Haziran’da başbakanlığı bırakacağına dair konuşmasını yapan Blair’in başbakanlık süresi 2010’da doluyordu.
İngiliz The Daily Telegraph gazetesi Blair’i, “Büyük bir şovmen ama ortalama bir devlet adamı” diye tanımlarken, Tarık Ali “başlıca başarısı, üç genel seçimi ardarda kazanmaktı. İkinci sınıf aktör, kurnaz ve tamahkâr bir siyasetçi” şeklinde tanımlıyor. Blair’in şovmenlik konusunda başarılı olduğu yaygın bir kanı. Nitekim 1 milyon insanın katledilmesinden sorumlu olduğu halde kamuoyu önüne sırıtarak çıkabilmesi ne kadar yüzsüz olduğunu gözler önüne seriyor.
Özel uzmanların hazırladığı metni 300 kişilik “seçkin” dinleyici kitlesine okuyarak istifasını ilan eden Blair, başbakanlığı döneminde “başardığı” işleri sıralayarak, Sırbistan, Afganistan ve Irak işgallerinin mimarlarından biri olarak insanlığa karşı işlediği suçların üstünü örtmeye çalıştı. Ancak bu işe yaramadı, zira İngiliz halkı nezdindeki saygınlığı yerlerde sürünüyor. Yapılan son anketlere göre halkın yüzde 71’i Blair’e hiç güvenmiyor. Güvenenlerin oranı ise sadece yüzde 21.
Irak işgaline zemin hazırlamak için uydurulan yalanları, istihbarat örgütlerinin sahte raporlarını kamuoyu önünde savunduğu için tüm dünya İngiliz başbakanının “yalancı Blair” olduğunu öğrenmişti. Sırıtarak dünya kamuoyuna yalan söyleme fütursuzluğunu gösteren fino köpeğinin bu tavrı, layık olduğu siyasi çöplüğü erken boylamasındaki temel etkenlerden biri olmuştur.
Blair’i eski Şili diktatörü Augusto Pinochet’e ve Nazi artığı eli kanlı faşistlere benzeten İngiliz muhalifler, savaş suçlusu olarak sorgulayıp mahkûm etmek gerektiğini savunuyorlar, “Blair’in o kanlı eli hiç sıkılmamalı ve o sırıtması suratından tamamen silinmelidir” diyorlar.
Gerçekten da Blair insanlığa karşı son derece ağır suçlar işlemiştir. Başbakanlık yaptığı 10 yıllık süreçte savaş aygıtı NATO’nun 1999’da Kosova ve Sırbistan’ın bombalanmasına, ardından Kosova’nın işgaline, 2001’de Afganistan’ın vahşi bombardımanlar eşliğinde işgal edilmesine, 2003’te başını ABD’nin çektiği emperyalist orduların Irak’ı işgaline hararetli destek veren, İngiliz savaş makinesine mensup onbinlerce askeri bu işgallere katan hükümetin başı olarak Tony Blair, İngiliz emperyalizminin insanlığa karşı işlediği tüm bu suçların baş sorumlusudur.
Britanya emperyalizminin eli kanlı sadık uşağı Blair’in sonunu getiren de, Bush liderliğindeki neo-faşist çetenin izinden gitmesi ve İngiliz sermayesine arsızca hizmet etmesidir. İngiltere’yi polis devletine iyice yaklaştıran Blair başkanlığındaki hükümetler, metroda gençlerin infaz edilmesini “yasal güvence” altına almayı başardı. Ancak İngiliz Başbakanı’nı asıl yıpratan süreç, direniş sayesinde emperyalist orduların bataklığına dönüşen Irak’taki vahim tablodur.
Tony Blair ve emperyalist-kapitalist düzenin diğer zebanileri için koltuğundan feragat etmek çok anlamlı bir bedel değildir. Zira İngiliz burjuvazisi yeni bir cellat bulmakta güçlük çekmeyecektir. Nitekim Maliye Bakanı Gordon Brown adaylığını açıkladı bile. Sermaye vitrinindeki kuklaların yıpranınca yenileriyle değiştirilmesi teamüldendir.
Blair gidse de İngiliz emperyalizmi yerli yerinde duruyor. Bu, insanlığa karşı yeni suçlar işlemeye devam edeceği anlamına geliyor. Elbet Blair ve onun gibi cellatlardan hesap sorulmalıdır. Bununla birlikte asıl hesaplaşma doğrudan kapitalist/emperyalist sistemle, yani Bushlar’ı, Blairler’i yetiştiren çarkın kendisiyle olmak zorundadır.
KIZIL BAYRAK