di-lara
17.05.2007, 09:49
Terkib-i Bend
1. bent
Sanman bizi kim şîre-i engûr ile mestiz
Biz ehli harâbâtdanız mest-i Elest'iz
Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanır lîk
Bizi mâil-i bûs-ı leb-i câm ü kef-i destiz
Sadrın gözedüp neyliyelim bezm-i cihânın
Pây-ı hum-ı meydir yerimiz bâde-perestiz
Mâil değiliz kimsenin âzârına ammâ
Hâtır-şirken-i zâhid-i peymane-şikestiz
Erbâb-ı garaz bizden irâğ olduğu yeğdir
Düşmez yere zîrâ okumuz sâhib-i şastız
Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyız
Âlâlara âlâlanırız pest ile pestiz
Hem-kâse-i erbâb-ı diliz arbedemiz yok
Meyhânedeyiz gerçi velî aşk ile mestiz
Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i cânız
Ser-halka-i cem'iyyet-i peymâne-keşânız
6. bent
Vardım seher-i taât içün mescide nagâh
Gördüm oturu halka olup bir nica gümrâh
Girmiş kimisi vahdete almış ele tesbih
Her birisinün vir-i zebânı çil ü pencâh
Didüm ne sayarsız ne alırsuz ne satarsız
K’asla dilinüzde ne nebi var ne hod Allah
Didi biri kim şehrimizün hâkim-i vakti
Hayretmek için halka gelür mescide her gâh
İhsânı ya pencâh u ya çildür fukarâya
Sabreyle ki demdür gele ol mir-i felek-câh
Geldiklerini mescide bildüm ne içündür
Yüz döndürüb andan dedüm ey kavm olun âgâh
Sizden kim ırağ oldı ise Hakk’a yakındur
Zira ki dalâlet yoludur tuttuğunuz râh
Tahkik bu kim hep işimiz zerk ü riyâdır
Taklide siz taâtiniz cümle hebâdır
Bağdatlı Ruhi
1. bent
Bizi şarapla sarhoş olmuş sanmayın. Biz elest sarhoşuyuz. Meyhaneye devam edenlerdeniz.
Tasavvufun eylemli yönü, dergâhlarda gerçekleşir. Kendisi mutasavvıf bir şair olan Bağdatlı Ruhi de “harabat, meyhane” kelimelerini bu anlamda kullanmaktadır. Şair biz içki sarhoşu değil, bezm-i eletsin (aşk) sarhoşuyuz demektedir. Şair bu hanede hep “biz” sözünü kullanacaktır ki, tasavvuf ustaları (uzman) anlamındadır.
İffetsiz olanlar, bizi namussuzlukla vasıflandırırlar. Oysa biz avuç ve kadehin kenarına öpmek isteyenleriz.
Şair harabati bir görünüş içinde kendisini ayıplayanlara cevap vermektedir. Biz aşk kadehinden çekenler ve kadehi sunanların avuçlarını öpen rintleriz demektedir. (Eskiden töre gereği elle ikramda bulunanların avucu öpülürdü.) Kadeh aşk olduğuna göre, saki de mürşid-i kâmildir.
Dünya meclisinin başköşesine bakıp da neyleyeyim? Yerimiz içki küpünün dibidir, biz onu sevenlerdeniz.
Şair bu beyitte gözümüz sadarette değil, harabattadır demektedir. Biz aşka kul oluruz, ona diz çökeriz. “Sadr” ile “pây” (baş ve ayak) arasında “Tezat” sanatı vardır.
Biz kimseyi incitmeyi sevmeyiz ama kadehi kıran zahidin gönlünü de kırarız.
Sert yaptırımları olan zühdi inanışa karşı, şair aşkı savunuyor. Hiç kimseyi incitmeyen bir kişi de olsa, aşkı küçümsediği zaman karşısında şairi görüyor. Bu beyit, “hane”nin hemen hepsine baskın, mağrur bir eda göstermektedir. Şaire bu duyguyu veren, aşktır.
Kötü niyetli kişilerin bizden uzak olması iyidir. Zira parmağımızda şast (yatkınlık, ustalık) vardır, okumuz yere düşmez (hedefine varır).
Şair kötü niyetli kimselerin kendisinden uzakta kalmasını hem onlar, hem de kendi namına daha hayırlı buluyor. Çünkü onun attığı oklar, şast sayesinde isabet kaydedecektir. Okun yere düşmemesi, şair için bir üstünlük olarak ele alınmaktadır.
Bu ölümlü dünyada biz ne fakiriz, ne zenginiz. Yalnız bize yükseklik taslayanlara biz de yüksekten bakarız, alçak gönüllerle alçak gönüllü oluruz
Şair burada dünyevi bir iddiasının olmadığını ortaya koyarken, her şeyin karşılıklı olduğunu da ileri sürüyor. Burada “mîr” ile “âlâ” ve “gedâ” ile “pest” arasında leff ü neşir sanatı vardır.
Gönül ehli kişilerle arkadaşlık ediyoruz, kavgamız yok. Gerçi meyhanedeyiz fakat aşk ile sarhoşuz.
Meyhane içki içilen yerdir ve arbedesi eksik olmaz. Biz aynı meyhanede, aynı aşk kadehini paylaşan, gönül arkadaşlarıyız.
Biz can alemi meyhanesinin içkisiyle sarhoş olmuşuz. Kadeh çekenler topluluğunun da baş halkasıyız.
Şair bir halkanın etrafında oturup da elden ele kadeh devretme durumunu, bütün dünyayı içine alan bir zincire, kendisini de bu zincirinin baş halkasına benzetmektedir. Şair aynı zamanda bu devri (elden ele dolaşma) ilk başlatan biri olmanın zevk ve gururu içindedir.
Bu şiir 17 benttir. İlk hane ve vasıtasında şair ilâhi aşkı konu olarak ele almakta, diğer hanelerde de başka konuları anlatarak uzun manzume örneği vermektedir.
6. bent
Bir sabah vakti ansızın ibadet etmek için mescide gittim. Yoldan çıkmış kimselerin halka şeklinde oturduklarını gördüm. (Bu beyit bir hikâyenin başlangıcıdır.)
Bu topluluktan kimisi vahdete dalmış, eline tespih almış, hepsinin dilinde kırk veya elli sözü var.
“Ne alıyorsunuz, ne satıyorsunuz, ne sayıyorsunuz? Dilinizde ne nebi, ne Allah var.” dedim.
Biri; “Şehrimizin valisi her zaman hayırda bulunmak üzere mescide gelir.” dedi.
“O ikbali gökyüzü kadar yüksek olan mürüvvetli kişinin lütufları kırk veya elli akçedir. Bekle, şimdi onun gelme zamanıdır.”
Buraya kadar olan mısralarda şair, mescidi dolduran ve asıl amaçtan sapmış olan kişiler topluluğunu kınamakta, onları komik ve zavallı bir tablo içinde anlatmaktadır. Kırk elli sözünün ne anlama geldiğini anladıktan sonra:
“Mescide gelişlerinin amaçlarını anladım. Onlardan yüz çevirerek, ey cemaat biliniz ki dedim…”
“Sizden kim uzak olduysa o, Hakk’a yakındır. Sizin tuttuğunuz yol yanlıştır. Sizler dalâlet yolundasınız.”
“Doğrusu bu ki bütün işimiz ikiyüzlülüktür. İbadetlerimizin hepsi (böyle yapınca) boşunadır.”
İki örneğini gördüğünüz bu 17 hane süren terkib-i bent’in baskın fikri; din namına yapılan safsata, riya gibi ikiyüzlülüklere ait yergilerdir. Şair bu yergi fikrinden hemen hiç ayrılamamış, daha çok aşk konusunun işlendiği gazellerinde bile toplumun her türlü aksayan yönlerini kınamıştır.
Alıntı....TURA EDEBİYAT
Oyhan Hasan BILDIRKİ
1. bent
Sanman bizi kim şîre-i engûr ile mestiz
Biz ehli harâbâtdanız mest-i Elest'iz
Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanır lîk
Bizi mâil-i bûs-ı leb-i câm ü kef-i destiz
Sadrın gözedüp neyliyelim bezm-i cihânın
Pây-ı hum-ı meydir yerimiz bâde-perestiz
Mâil değiliz kimsenin âzârına ammâ
Hâtır-şirken-i zâhid-i peymane-şikestiz
Erbâb-ı garaz bizden irâğ olduğu yeğdir
Düşmez yere zîrâ okumuz sâhib-i şastız
Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyız
Âlâlara âlâlanırız pest ile pestiz
Hem-kâse-i erbâb-ı diliz arbedemiz yok
Meyhânedeyiz gerçi velî aşk ile mestiz
Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i cânız
Ser-halka-i cem'iyyet-i peymâne-keşânız
6. bent
Vardım seher-i taât içün mescide nagâh
Gördüm oturu halka olup bir nica gümrâh
Girmiş kimisi vahdete almış ele tesbih
Her birisinün vir-i zebânı çil ü pencâh
Didüm ne sayarsız ne alırsuz ne satarsız
K’asla dilinüzde ne nebi var ne hod Allah
Didi biri kim şehrimizün hâkim-i vakti
Hayretmek için halka gelür mescide her gâh
İhsânı ya pencâh u ya çildür fukarâya
Sabreyle ki demdür gele ol mir-i felek-câh
Geldiklerini mescide bildüm ne içündür
Yüz döndürüb andan dedüm ey kavm olun âgâh
Sizden kim ırağ oldı ise Hakk’a yakındur
Zira ki dalâlet yoludur tuttuğunuz râh
Tahkik bu kim hep işimiz zerk ü riyâdır
Taklide siz taâtiniz cümle hebâdır
Bağdatlı Ruhi
1. bent
Bizi şarapla sarhoş olmuş sanmayın. Biz elest sarhoşuyuz. Meyhaneye devam edenlerdeniz.
Tasavvufun eylemli yönü, dergâhlarda gerçekleşir. Kendisi mutasavvıf bir şair olan Bağdatlı Ruhi de “harabat, meyhane” kelimelerini bu anlamda kullanmaktadır. Şair biz içki sarhoşu değil, bezm-i eletsin (aşk) sarhoşuyuz demektedir. Şair bu hanede hep “biz” sözünü kullanacaktır ki, tasavvuf ustaları (uzman) anlamındadır.
İffetsiz olanlar, bizi namussuzlukla vasıflandırırlar. Oysa biz avuç ve kadehin kenarına öpmek isteyenleriz.
Şair harabati bir görünüş içinde kendisini ayıplayanlara cevap vermektedir. Biz aşk kadehinden çekenler ve kadehi sunanların avuçlarını öpen rintleriz demektedir. (Eskiden töre gereği elle ikramda bulunanların avucu öpülürdü.) Kadeh aşk olduğuna göre, saki de mürşid-i kâmildir.
Dünya meclisinin başköşesine bakıp da neyleyeyim? Yerimiz içki küpünün dibidir, biz onu sevenlerdeniz.
Şair bu beyitte gözümüz sadarette değil, harabattadır demektedir. Biz aşka kul oluruz, ona diz çökeriz. “Sadr” ile “pây” (baş ve ayak) arasında “Tezat” sanatı vardır.
Biz kimseyi incitmeyi sevmeyiz ama kadehi kıran zahidin gönlünü de kırarız.
Sert yaptırımları olan zühdi inanışa karşı, şair aşkı savunuyor. Hiç kimseyi incitmeyen bir kişi de olsa, aşkı küçümsediği zaman karşısında şairi görüyor. Bu beyit, “hane”nin hemen hepsine baskın, mağrur bir eda göstermektedir. Şaire bu duyguyu veren, aşktır.
Kötü niyetli kişilerin bizden uzak olması iyidir. Zira parmağımızda şast (yatkınlık, ustalık) vardır, okumuz yere düşmez (hedefine varır).
Şair kötü niyetli kimselerin kendisinden uzakta kalmasını hem onlar, hem de kendi namına daha hayırlı buluyor. Çünkü onun attığı oklar, şast sayesinde isabet kaydedecektir. Okun yere düşmemesi, şair için bir üstünlük olarak ele alınmaktadır.
Bu ölümlü dünyada biz ne fakiriz, ne zenginiz. Yalnız bize yükseklik taslayanlara biz de yüksekten bakarız, alçak gönüllerle alçak gönüllü oluruz
Şair burada dünyevi bir iddiasının olmadığını ortaya koyarken, her şeyin karşılıklı olduğunu da ileri sürüyor. Burada “mîr” ile “âlâ” ve “gedâ” ile “pest” arasında leff ü neşir sanatı vardır.
Gönül ehli kişilerle arkadaşlık ediyoruz, kavgamız yok. Gerçi meyhanedeyiz fakat aşk ile sarhoşuz.
Meyhane içki içilen yerdir ve arbedesi eksik olmaz. Biz aynı meyhanede, aynı aşk kadehini paylaşan, gönül arkadaşlarıyız.
Biz can alemi meyhanesinin içkisiyle sarhoş olmuşuz. Kadeh çekenler topluluğunun da baş halkasıyız.
Şair bir halkanın etrafında oturup da elden ele kadeh devretme durumunu, bütün dünyayı içine alan bir zincire, kendisini de bu zincirinin baş halkasına benzetmektedir. Şair aynı zamanda bu devri (elden ele dolaşma) ilk başlatan biri olmanın zevk ve gururu içindedir.
Bu şiir 17 benttir. İlk hane ve vasıtasında şair ilâhi aşkı konu olarak ele almakta, diğer hanelerde de başka konuları anlatarak uzun manzume örneği vermektedir.
6. bent
Bir sabah vakti ansızın ibadet etmek için mescide gittim. Yoldan çıkmış kimselerin halka şeklinde oturduklarını gördüm. (Bu beyit bir hikâyenin başlangıcıdır.)
Bu topluluktan kimisi vahdete dalmış, eline tespih almış, hepsinin dilinde kırk veya elli sözü var.
“Ne alıyorsunuz, ne satıyorsunuz, ne sayıyorsunuz? Dilinizde ne nebi, ne Allah var.” dedim.
Biri; “Şehrimizin valisi her zaman hayırda bulunmak üzere mescide gelir.” dedi.
“O ikbali gökyüzü kadar yüksek olan mürüvvetli kişinin lütufları kırk veya elli akçedir. Bekle, şimdi onun gelme zamanıdır.”
Buraya kadar olan mısralarda şair, mescidi dolduran ve asıl amaçtan sapmış olan kişiler topluluğunu kınamakta, onları komik ve zavallı bir tablo içinde anlatmaktadır. Kırk elli sözünün ne anlama geldiğini anladıktan sonra:
“Mescide gelişlerinin amaçlarını anladım. Onlardan yüz çevirerek, ey cemaat biliniz ki dedim…”
“Sizden kim uzak olduysa o, Hakk’a yakındır. Sizin tuttuğunuz yol yanlıştır. Sizler dalâlet yolundasınız.”
“Doğrusu bu ki bütün işimiz ikiyüzlülüktür. İbadetlerimizin hepsi (böyle yapınca) boşunadır.”
İki örneğini gördüğünüz bu 17 hane süren terkib-i bent’in baskın fikri; din namına yapılan safsata, riya gibi ikiyüzlülüklere ait yergilerdir. Şair bu yergi fikrinden hemen hiç ayrılamamış, daha çok aşk konusunun işlendiği gazellerinde bile toplumun her türlü aksayan yönlerini kınamıştır.
Alıntı....TURA EDEBİYAT
Oyhan Hasan BILDIRKİ