Orijinalini görmek için tıklayınız : Taksim Meydanı'ndaki Sovyet Askerleri
Taksim Meydanı'ndaki heykelde iki sovyet askerinin de bulunduğunu biliyor muydunuz?
http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/10/21/00104520.jpg
’Bilmem hiç dikkatinizi çekti mi? Anıt'ın İstiklal caddesine bakan, Cumhuriyet'i simgeleyen cephesinde, Atatürk'ün hemen arkasındaki figürler arasında iki Rus generalinin heykeli de yer alır. Bunlar, General Mihail Vasilyeviç Frunze ve Mareşal Kliment Yefremoviç Voroşilov'dur. Büyük Zafer'i ve Cumhuriyet'i simgeleyen ulusal bir anıtta, iki Rus generalinin heykelinin bulunması insanı şaşırtabilir, ama bunun çok ilginç bir nedeni vardır.
"Türk Ulusu Milli Mücadele esnasında düşmana karşı savaşırken ve tüm dünya kendisine sırt çevirmişken, Sovyetler Türklere yardım elini uzatmış ve yukarıda sözünü ettiğim bu askerlerden General Frunze, Ukrayna elçisi sıfatıyla Ankara'ya gelerek Ankara Hükümeti'yle diplomatik ilişki kurmuştu. Frunze, 20 Aralık 1921 günü Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmasıyla Sakarya Zaferi'ni kutlamış, daha sonra da Türk-Ukrayna Dostluk Anlaşması imzalanmıştı. Mareşal Voroşilov ise savaşın sürdüğü yıllarda askeri bilgisiyle savaşın taktik ve stratejisine katkıda bulunmak istemiş ve bu nedenle de Ankara'ya gelmişti. Sovyetlerin o günlerde yaptığı yardımı unutmayan büyük adam Atatürk, bir jest olarak bu iki generalin heykelinin de anıtta yer almasını istemişti’"
Moskova’da ne zaman Frunze Askeri Akademisinin önünden geçsem Taksim meydanında yürüyormuşum hissine kapılırım. Gerek akademinin görüntüsü gerekse akademinin bulunduğu sokağın konumu ile Taksim meydanı arasında bir benzerlik bulunmamasına rağmen, Frunze’nin şahsında böyle bir hisse kapılırım. Bazen akademinin önündeki parkta oturup, binayı seyrederken Frunze’nin TBMM’de yaptığı konuşma canlanır hafızamda.
Frunze adını ilk duyduğum günleri hatırlamıyorum. Ancak, hüzünlü bir sonla biten kısa hayat hikayesinden çok etkilenmiştim. 40 yaşında ameliyat masasında can veren Kızılordunun kurucularından(Kızılordunun babası) Frunze, Bolşevik devrimi sırasında önemli roller üstlenmişti. Bir çiftçi çocuğu olarak dünyaya gelmiş, daha 19 yaşındayken işçi liderleri arasında yerini almıştı. 1905’de Moskova’daki gösteriler sırasında yakalanıp, yargılanarak idama mahkum edilmiş, idam cezası müebbete çevrildikten sonra Vladimir, Nikolaev ve Sibiryada’ki Alexandrov’da cezasının bir bölümünü çekmiş ve daha sonra firar etmişti. Ekim devriminde 2000 kişilik güçlü ordusuyla Moskova’da Bolşeviklerin yardımına geldikten sonra yıldızı daha da parladı. 1921’de Merkez Komite üyesi, 1925’de ise, Sovyet Devrimci Askeri Konsey Başkanlığına uzandı. Ülser rahatsızlığı yakasını bir türlü bırakmamıştı. Kendi doktorlarının telkinine rağmen, Stalin’in talimatıyla mide ameliyatı olmak üzere 31 Ekim 1925’de yattığı masadan bir daha kalkamadı. Bazı tarihçiler, Frunze’nin ölümünün arkasında Stalin’in bulunduğunu iddia ediyorlar(1).
Bu bilgilere sahip olduktan uzun bir müddet sonra, Frunze’nin Kurtuluş savaşı yıllarında Ankara’da bulunduğunu, hatta cephede dolaştığını öğrendiğimde çok şaşırdım. Kurtuluş Savaşımızla ilgili tüm kaynakları detaylı bir şekilde incelemeye aldım. Evet, Frunze, 1921’de Lenin’in özel talimatıyla, Türkiye’ye olağanüstü elçi olarak atanmıştı. Frunze bu görevi aldığında şöyle diyor, ‘..Bu görev bana, Ankara’nın Yunan birliklerince ele geçirilmesinin söz konusu olduğu bir sırada verildi. Böyle bir durumda Sovyet Ukrayna, Rusya’nın da uygun görmesiyle, bu ülkeye elçisini göndererek, tüm dünya önünde Türkiye ile dostluğunu belirtmeyi gerekli saydı’(2).
Frunze ve beraberindekiler, 5 Kasım 1921’de Harkov’dan yola çıkarak 13 Aralık’ta Ankara’ya vardı. Karadeniz kıyılarında kol gezen İtilaf savaş gemileri Frunze’nin Anadolu’ya çıkmasını engellemek için yolcu teknelerini dikkatle izliyorlardı. Trabzon üzerinden Samsun’a gelen Frunze, Yahşihan’a kadar atla, daha sonra trenle Ankara’ya ulaştı. Anadolu’da uğradığı her yerde kendisini karşılayan resmi kişilerin yanında halktan da büyük ilgi gördü. Ankara’ya gelmesi onuruna düzenlenen mitingde yaptığı konuşma büyük etki yarattı. 20 Aralık 1921’de TBMM’ne hitap etti. Büyük bir ilgi ile izlenen konuşma meclis üyeleri üzerinde derin izler yarattı. TBMM başkanı konuyla ilgili olarak yayınladığı mesajda, ‘.. Kızıl Ordu’nun ünlü bir komutan ve şanlı önderlerinden biri olan Frunze’nin seçilerek Türkiye’ye gönderilmesi, sadece bu olgu bile, Millet Meclisinde özel bir şükran duygusu uyandırdı.’ Frunze aynı gün Mustafa Kemal’e itimatnamesini verdi. Daha sonra cepheye gitti. 5 Ocak 1922 günü Ankara’dan ayrılarak ülkesine döndü(3).
Son yıllarda bazı internet sitelerinde Frunze’nin Taksim’deki milli mücadele kahramanları anıtında da yer aldığı öğrenmem şaşkınlığımı daha da arttırdı. Anıtla ilgili tüm resmi ve özel kaynakları araştırdım. Anıtı yapan heykeltraştan, kullanılan mermerin cinsine kadar bir sürü detaylı bilgiye ulaştım ancak, anıtta yer alanların kimlikleriyle ilgili bir belgeye ulaşmam mümkün olmadı. Bu nedenle, sözünü ettiğim internet sitelerindeki bilgileri aynen paylaşmak istiyorum.
‘’Bilmem hiç dikkatinizi çekti mi? Anıt'ın İstiklal caddesine bakan, Cumhuriyet'i simgeleyen cephesinde, Atatürk'ün hemen arkasındaki figürler arasında iki Rus generalinin heykeli de yer alır. Bunlar, General Mihail Vasilyeviç Frunze ve Mareşal Kliment Yefremoviç Voroşilov'dur. Büyük Zafer'i ve Cumhuriyet'i simgeleyen ulusal bir anıtta, iki Rus generalinin heykelinin bulunması insanı şaşırtabilir, ama bunun çok ilginç bir nedeni vardır.
Şöyleki;
Türk Ulusu Milli Mücadele esnasında düşmana karşı savaşırken ve tüm dünya kendisine sırt çevirmişken, Sovyetler Türklere yardım elini uzatmış ve yukarıda sözünü ettiğim bu askerlerden General Frunze, Ukrayna elçisi sıfatıyla Ankara'ya gelerek Ankara Hükümeti'yle diplomatik ilişki kurmuştu. Frunze, 20 Aralık 1921 günü Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmasıyla Sakarya Zaferi'ni kutlamış, daha sonra da Türk-Ukrayna Dostluk Anlaşması imzalanmıştı. Mareşal Voroşilov ise savaşın sürdüğü yıllarda askeri bilgisiyle savaşın taktik ve stratejisine katkıda bulunmak istemiş ve bu nedenle de Ankara'ya gelmişti. Sovyetlerin o günlerde yaptığı yardımı unutmayan büyük adam Atatürk, bir jest olarak bu iki generalin heykelinin de anıtta yer almasını istemişti’(4).
Bir başka site;
‘Maçı kazanan üç büyüklerin taraftarı sevincini Taksim'e taşır, "Kıbrıs Verilemez" diyen kendini burada bulur, işçiler burada zam ister, siyasiler burada nutuk atar. Taksim meydanı, resmi ve gayr-i resmi ilgiye mazhar olmuş bir yerdir. Cumhuriyet Bayramı gibi milli günler için Taksim meydanı ve Taksim Cumhuriyet Anıtı ilk durak olur çoğu zaman.
Cumhuriyet Anıtı, Taksim meydanına anlam veren yegane tarihi dekor olarak meydanla bütünleşmiş. Taksim'deki büyük numayişlerle de içiçe; Cumhuriyet Anıtına tırmanmış insan görüntüleri hafızalarda. Burada şipşak fotoğrafçılar hiç eksik olmaz, yeni-eski ziyaretçiler Cumhuriyet heykeli fonunda fotoğraf çektirmeyi ihmal etmezler...Ve "insan seli" tabiri buraya yakışır.
Peki bütün törenlere, mitinglere ev sahipliği yapan, Türkiye'nin en işlek, en kalabalık meydanı, onca 'ortalıktalığına' rağmen bizden birşey saklıyor olabilir mi? Ya da soruyu daha özelleştirerek sorarsak yanından gelip geçerken Taksim Cumhuriyet Anıtına hiç dikkatlice baktınız mı? "Tabii ki.." ya da " Niye dikkatlice bakalım ki!" sözleri sorunun muhtemel cevapları olur. Peki, Bolşevik Ekim devriminin iki önemli generaline ait heykellerin Taksim Cumhuriyet Anıtında, hem de hemen Atatürk, Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü'den sonra geldiklerini söylersek...
Bu bilgi, tarih kitaplarında ve büyük ansiklopedilerin ilgili maddelerinde pek yer almıyor tahmin edilebileceği gibi. 8 ciltlik İstanbul Ansiklopedisi'ne bakıldığında bazı mimari bilgilerden sonra, anıtın Sıraselviler tarafındaki Cumhuriyeti sembolize eden figürleri anlatırken Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak'ın isimleri anılıyor. Diğer kaynaklar ve ansiklopediler heykelin daha çok mali ve sanatsal yönüne değiniyor, bahsini ettiğimiz figürlerden gayri, kimliklere dair pek ayrıntı vermiyor. Halbuki Beyoğlu yönündeki Atatürk'ün en önde olduğu toplulukta yüzü teşhis edilebilen en az on insan figürü yer alıyor. Atatürk, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Furunze, Voroşilov... Belki de Tevfik Rüşdü Aras...
Furunze, Kızılordu'nun teorisyenlerinden ve Bolşevik Rusya'nın önemli insanı. Kurtuluş Savaşı'nın sürdüğü sıralarda, 1921'lerde, Anadolu'nun neredeyse her yerini adım adım dolaşmış, Bolşevik Rusya'nın desteğini göstermiş ve bu arada Anadolu halkının Ekim devrimine karşı tutumunu gözlemlemiş. İlber Ortaylı'nın deyimiyle fevkalade bilgili ve antikite bilgisine sahip bir kişi Furunze. Türkiye ile ilgili izlenimlerini Ankara Yolculuğu Konusunda Rapor ve Ankara Yolculuğu kitabında toplamış. Doğan Kitap'tan çıkan Abdula Mardanoviç Samsutdinov'un "Mondros'dan Lozan'a Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi: 1918-1923" adlı kitap bu yakınlaşmayı anlatması ve bu dönemki Türk-Rus ilişkilerini okumak bakımından ilginç anektodlar içeriyor. Kitapta, Atatürk'ün ya da Cumhuriyet'in önde gelenlerinin Sovyet Rusya ile sıcak ilişiler kurdukları görülüyor. Zaten Moskova Antlaşması da bu ilişkilerin yoğun olarak yaşandığı 1921'de yapılıyor.
K. Yefremoviç Voroşilov ise Kızılordu'nun önde gelen generallerinden. Daha önceleri Türkiye'ye gelmekle beraber Cumhuriyet'in onuncu yıl kutlamalarına katılıyor ve fotoğraflardan bu törenlerde Atatürk'ün yakınında yer aldığı görülüyor. Bu dönem Sovyet Rusya Türkiye'nin müttefikidir. 1921'de Moskova anlaşmasıyla yoğunlaşan ilişkiler giderek ilerler. Furunze ve Voroşilov'un maddi ve manevi destekleri her zaman devam eder. Somut bir örnek olarak 1927'de Sovyetlerden gelen pek çok tank, top gibi ağır silahların Tophane Limanı'ndan Türkiye'ye giriş yapmış olması verilebilir. Özetle Cumhuriyet'in ilk dönemlerindeki Türk-Rus ilişkilerinin Taksim meydanındaki anıt kadar gizemli olduğu söylenebilir.
Şimdiye kadar anlatılanların bir kısmını önceden biliyor olmanız mümkün. Çünkü bizden önce konuyu dile getiren bir kaç yazı ve bir kaç yazar var. Taksim'deki iki Rus generalinden ilk bahseden kişi Çetin Altan. Nebil Özgentürk ve Mustafa Armağan da bu konudaki yazılarına referans olarak Çetin Altan'ı göstermişler.
Nebil Özgentürk'ün araştırmasına göre adı geçen Rus generallerin anıta konulması bizzat Mustafa Kemal'in isteği ile olmuş. Heykeltraş Canonica'nin Atatürk'e olan yakınlığı bu düşünceyi destekliyor. Burada iki soru sorulabilir. Sovyet generallerinin Cumhuriyet Anıtında yer almaları nasıl açıklanabilir? Ve "Anıtta iki Rus generalinin de olduğu niye açıklanmıyor?" Birinci sorunun cevabı olsa olsa kadirşinaslık ve o günkü konjonktürel durum olacaktır. Ancak ikinci soruya cevap bulmak güç. Taksim Anıtı, insanların yaşadıkları şehirlere karşı yabancılaşmalarına gösterilebilecek bir örnek sadece. Konuştuğumuz tarihçi ve araştırmacılar tarihi gerçeklerin "önemsiz" kabul edilse bile bilinmesinin zararı olmayacağı konusunda hemfikir. Üstelik tarihi gerçeklerin bir gün ortaya çıkma gibi bir huyu var.
Belki bu anıtın gerçek öyküsünü bilen vesika sahibi kişiler ya da kurumlar vardır da bizleri bilgilendirirler(5).
Kurtuluş Savaşı tarihimiz üzerinde yazılan tüm kitaplarda, Türk – Sovyet yakınlaşmasıyla ilgili olarak farklı bakış açılarından kaynaklanan farklı yaklaşımlar gözlemlenir. Bazı kaynaklar, Savaş esnasındaki Sovyet askeri malzeme ve para yardımı olmasaydı, Kurtuluş Savaşımızı zaferle sonuçlandırmamızın mümkün olamayacağını ve hatta savaş stratejimizde Sovyet Askeri uzmanlarının katkılarını belirtirken, bazı yazarlarımız da, Sovyet yardımlarının abartıldığı kadar büyük boyutlarda olmadığından bahsederler.
Milli mücadele döneminde Türk –Sovyet ilişkilerinin dışa yansıyan dostça tarafının arka planında iki devlet arasında çıkar çatışmaları da hakimdi, ancak, bu çatışmalar ilişkilerin kopmasına neden olmadı(6) şeklinde bir yaklaşım sergileyerek bilimsel bir araştırmaya imza atan sayın Yüceer de, çıkar çatışmalarına rağmen ilişkilerin kopmadığını kabul ediyor. Bir başka önemli kaynakta ise, Milli mücadele yıllarında Sovyetlerle ilk temasların ne zaman ve nerede cereyan ettiğine dair önemli bilgilere yer veriliyor. Mustafa Kemal Samsun’a çıkmadan önce, adı bilinmeyen bir Rus albayı ile Kazım Özalp’ın Balıkesir’de görüştüğü ifade ediliyor(7). Bir başka görüşme de Haziran 1919’da Havza’da oldu. Albay Budeni, Sivas kongresine gitmekte olan Mustafa Kemal tarafından kabul edildi. Her iki görüşmede de, Türk Dostluğuna karşı Ruslar yardım teklifinde bulundular(8). Kurtuluş Savaşımızla ilgili çok önemli kaynaklardan bir tanesi olan S. Yerasimos, Havza’da gerçekleşen görüşmenin, bazı kaynaklarca, Mustafa Kemal ile Mustafa Suphi temsilcileri arasında cereyan ettiğinin de var sayıldığına işaret eder. Ayrıca, Yerasimos, Havza’da bir görüşmenin olduğunu ancak, bunun resmi bir Sovyet heyeti ile olmadığını açıklamaktadır(9).
Savaşın başlamasından önce, stratejisinin belirlendiği dönemde de var olan ilişkilerin cereyan ettiği koşulları ve bu iki ülkenin ortak düşmanlara karşı mücadele verdiklerini unutmamamız gerekiyor. Bu dönemdeki ilişkileri objektif olarak inceleyecek ve özgürce yazabilecek yansız bilim adamlarının toplumu aydınlatmaları açısından büyük bir görevle karşı karşıya olduklarına inanıyorum. (www.aydinsezer.com)
Rus-Türk Araştırma Merkezi
http://tr.rutam.org/content/view/33/26/
General Mihail Vasilyeviç Frunze (sağda) ve Mareşal Kliment Yefremoviç Voroşilov, Atatürk'ün talimatıyla anıtta yer almışlar.
Popüler Tarih dergisi az bilinen bir gerçeği hatırlattı: Taksim Anıtı'nda, Atatürk'ün arkasında iki Sovyet generali duruyor
İSTANBUL - Milli bayramlar ve ulusal coşkuların İstanbul'daki en mühim buluşma noktası olan Taksim Cumhuriyet Anıtı'nın az bilinen bir yüzü, Popüler Tarih dergisinin ağustos sayısında ortaya çıktı. Derginin 'Mekân' bölümünde verilen bilgiye göre, açılışı 1928 yılının ağustos ayında yapılan 11 metre yüksekliğinde ve 184 ton ağırlığındaki ünlü anıtın Beyoğlu'na bakan ve Cumhuriyet Türkiye'sini simgeleyen tarafında, Atatürk'ün hemen arkasında duran iki subayın Sovyet generalleri olduğu anlaşılıyor. Heykeller, İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica'nın imzasını taşıyan anıtta, Mareşal Kliment Yefremoviç Voroşilov ve General Mihail Vasilyeviç Frunze'yi temsil ediyor.
Atatürk'ün talimatı üzerine anıta konan Sovyet askerlerin öyküsü ise Popüler Tarih'te ayrıntılarıyla açıklanmış. Dergide, Kurtuluş Savaşı döneminde Ankara'ya ilk yardım elini uzatanın Sovyetler Birliği olduğu hatırlatılıyor ve Türkiye'deki Cumhuriyet rejiminin ilk yıllarında bu dostluğun Ankara Hükümeti
için önemi şöyle anlatılıyor: "Anıtta heykeliyle ölümsüzleştirilen Sovyet subaylarından General Frunze, Ukrayna Sosyalist Cumhuriyeti'nin elçisi olarak Ankara'ya gelmiş ve Ankara hükümetiyle diplomatik ilişki kurmuştu. Frunze, 20 Aralık 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmayla Ukrayna Hükümeti'nin Sakarya Zaferi nedeniyle Meclis'i kutladığını belirtmiş, daha sonra ise Türk-Ukrayna anlaşmasını imzalamıştı. Mareşal Voroşilov ise savaşın sürdüğü yıllarda Ankara'ya gelmiş, askeri danışman olarak çalışmıştı."
(Kültür Sanat)
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=46212&tarih=11/08/2002/
Üniversite'de Türk Ocakçı Türk Dili okutmanı bu konuyu saptırmak için şöyle anlatmıştı,
_Gomünist Sovyetle'de yaşayan Türkler va ya hani şimdi Türkmenistan, Gazakistan,Kıgızistan var işte orda ki analarımız ellerindeki bilezikleri çıkartıp bize yollamışlar. Yoksa Gomünist Rusya niye bize yardım etsin, hatta ordaki Türklerin gönderdiği paranın bir kısmını almışlar da yollamışlar.
Gibi birşeyler yumurtlamıştı. Yılların getirdiği anti-sovyet düşüncesi okutmanın bu tarz yalanlara-hayallere kapılmasına neden olmuştu.
Bizim ezbere ve abartmaya dayalı tarih anlayışımız, bir çoğumuzun bildiği bu durumu atlıyordu.
Sovyetler sömürgeci devletlere karşı bize destek verdi ve kurtuluş mücadelimizde onların da payı var. 50 yıllık anti-sovyet dış politikamız bunu saklmaya çalıştı, artık Sovyetler yok, gerçeği öğrenebiliriz:yamukgul:
Merhaba Canlar,
Evet ben biliyordum...
Paylaşımların çok güzel...
Teşekkür ediyorum...
Black_Love 26.05.2007, 18:21 Araştırmalar için teşekkürler...
karakartal 26.05.2007, 18:37 Abi naptınız ! Ülkücüler okursa burayı bir gece yıkarlar oradao heykeli. Şaka bir yana "Atatürk" ü sovyet düşmanı ve faşist bir kimliğe büründürmek isteyen pek saygıdeğer mhp li arkadaşlar bu duruma çok üzülecekler.
Abi naptınız ! Ülkücüler okursa burayı bir gece yıkarlar oradao heykeli. Şaka bir yana "Atatürk" ü sovyet düşmanı ve faşist bir kimliğe büründürmek isteyen pek saygıdeğer mhp li arkadaşlar bu duruma çok üzülecekler.
Mustafa Kemal Sovyetlere düşman değildi belki ama sempati de duymuyordu. Onun ideali Fransız aydınlanmasına dayanıyordu, Marx ve Engels'in kurduğu aydınlanmaya değil.
Ve Mustafa Kemal o ideala ulaşmak için her türlü yolu denemiştir, öte yandan Kurtuluş Mücadelesine destek vermek için gelen TKP(1920)'nin kurucuları Mustafa Suphi ve 14 arkadaşı Karadeniz'de katledilmiştir.
Ve devamında 1924'te Celal Bayar'a yetki vermesiyle İzmir İktisat Kongresinde Kapitalist Ekonomi anlayışı kabul edilmiştir.
M.Kemal'i incelerken biz Aleviler çoğunlukla duygusal davranıyoruz, M.Kemal günahıyla sevabıyla tarihsel bir karakterdir ve bugün hiçbir kesime malzeme olmamalıdır.
Saygılarımla
karakartal 26.05.2007, 19:26 Mustafa Kemal Sovyetlere düşman değildi belki ama sempati de duymuyordu. Onun ideali Fransız aydınlanmasına dayanıyordu, Marx ve Engels'in kurduğu aydınlanmaya değil.
Ve Mustafa Kemal o ideala ulaşmak için her türlü yolu denemiştir, öte yandan Kurtuluş Mücadelesine destek vermek için gelen TKP(1920)'nin kurucuları Mustafa Suphi ve 14 arkadaşı Karadeniz'de katledilmiştir.
Ve devamında 1924'te Celal Bayar'a yetki vermesiyle İzmir İktisat Kongresinde Kapitalist Ekonomi anlayışı kabul edilmiştir.
M.Kemal'i incelerken biz Aleviler çoğunlukla duygusal davranıyoruz, M.Kemal günahıyla sevabıyla tarihsel bir karakterdir ve bugün hiçbir kesime malzeme olmamalıdır.
Saygılarımla
Haklısın. Ama ben sovyet derken ülke olarak sovyetler birliğinden bahsetmiştim. Atatürkün komunist rejimi sevmediğini ve bizzat uzak durduğunu biliyorum. Atatürkün yaptığı devrimlerde sosyalist ve halkçı hareketleri görebilirsiniz.
Ne kadar nefret etse de Atatürk ün dönemin sosyetler birliğine düşman olduğunu düşünmüyorum. Bugün ülkücülerin yaratmak istediği izlenim daha katı.
anadolu75 26.05.2007, 22:05 sovyetlerin enver pasayi m.kemal pasaya kullandigini biliyormusunuz?
Bunlar ingilizlerden korkarak yardimi kesmislerdi bi ara ama ali fuat pasanin cabalariyla yardim tekrar basladi.Bu arada enveride sahneye cikartmaya calisiyorlardi.isin kisacasi sovyetler ikiyuzlulugu acikca belli oluyor.ankaraya ikiyuzlu davranmistir.bunlarin dostluguna gerek yok.dost olsalardi arkadan bicaklamazlardi.
sovyetlerin enver pasayi m.kemal pasaya kullandigini biliyormusunuz?
Bunlar ingilizlerden korkarak yardimi kesmislerdi bi ara ama ali fuat pasanin cabalariyla yardim tekrar basladi.Bu arada enveride sahneye cikartmaya calisiyorlardi.isin kisacasi sovyetler ikiyuzlulugu acikca belli oluyor.ankaraya ikiyuzlu davranmistir.bunlarin dostluguna gerek yok.dost olsalardi arkadan bicaklamazlardi.
Yazdığınız şeyi daha çok açıp, kanıtlar mısınız?
Öte yandan Sovyetler zaten M.Kemal'in mavi gözleri için bize yardım etmedi. Sömürgeci güçlere karşı bize yardım etti, İngilizlere karşı bize yardım etti. Bu gerçek değişmez.
anadolu75 27.05.2007, 00:48 Bunu kanıtlar mısın?
Sovyetler İngilizlerden niye korksunlar? Çok saçma.
Enver Paşa'nın amacı büyük Türkistan'ı kurmaktı, yani Sovyetlerin topraklarında gözü vardı.
Yazdığın şeyi açıklar mısın?
Dayanakların ve kaynakların olmalı, herkes Sovyet düşmanlığı alışkanlığından Sovyetlere kara çalıyor. Bir sürü söylenti var ama gerçekliği tartışılır.
ingilizler o donemin super gucuydu zaten.sadece ingilizler degil fransizlar ve japonlar sovyetleri abluka altina alinmisti.enver pasanin musluman bolsevik birligi kurmaya calistigi ve sovyetlerininde yardimci oldugu dogrudur.bunu sovyetler dusmanligimdan degil gercekleri bildigim icin soyluyorum.
ingilizler o donemin super gucuydu zaten.sadece ingilizler degil fransizlar ve japonlar sovyetleri abluka altina alinmisti.enver pasanin musluman bolsevik birligi kurmaya calistigi ve sovyetlerininde yardimci oldugu dogrudur.bunu sovyetler dusmanligimdan degil gercekleri bildigim icin soyluyorum.
Evet teşekkürler. Bu konu hakkımda bilgim yoktu, ben de bakıyorum şimdi konuyla ilgili yazılara ama Sovyetleri iki yüzlü olmakla suçlamıştınız. Niye iki yüzlü olarak görüyorsunuz? Bunu merak ediyorum.
Saygılarımla
anadolu75 27.05.2007, 01:16 Evet teşekkürler. Bu konu hakkımda bilgim yoktu, ben de bakıyorum şimdi konuyla ilgili yazılara ama Sovyetleri iki yüzlü olmakla suçlamıştınız. Niye iki yüzlü olarak görüyorsunuz? Bunu merak ediyorum.
Saygılarımla
sovyetlerin iki yuzlulugunu soyle aciklayayim sovyetlerle ankara hukumeti arasinda moskova antlasmasi imzalanir sovyetler yardim yapmaya baslar ama bu aradada m.kemal pasa komunizmi benimsemedigi icin kendilerine yakin gorunen enver pasayi musluman bolsevik birlikle anadoluya yollamak ister tabi genelkurmay anlar durumu ve enver pasa geldigi takdirde kazim karabekir pasaya enver pasanin tutuklanmasi emrini verir.iste bu sovyetlerin iki yuzlulugudur.dostu olan ulkeyi arkadan bicaklamaya calistilar.
sovyetlerin iki yuzlulugunu soyle aciklayayim sovyetlerle ankara hukumeti arasinda moskova antlasmasi imzalanir sovyetler yardim yapmaya baslar ama bu aradada m.kemal pasa komunizmi benimsemedigi icin kendilerine yakin gorunen enver pasayi musluman bolsevik birlikle anadoluya yollamak ister tabi genelkurmay anlar durumu ve enver pasa geldigi takdirde kazim karabekir pasaya enver pasanin tutuklanmasi emrini verir.iste bu sovyetlerin iki yuzlulugudur.dostu olan ulkeyi arkadan bicaklamaya calistilar.
Hımm... Bence bu Sovyetler'in ikiyüzlülüğünü göstermez, Sovyetler'in 3. Enternasyonalin 2. Toplantısı'nı incelersek açık açık bu kararı aldığını gösterir.
Sovyetler sosyalizmi kurdular ve Enternasyonalizm gereği Türkiye'ye sosyalist düzeni taşımaya çalışmları normal. Sonuçta yardımı M.Kemal'in mavi gözü için yapmadılar, buna riyakarlık değil enternasyonalizm denir.
O zaman M.Kemal'e de iki yüzlü demiş olursun, sonuçta O Sovyet desteğini almak istiyordu, bunun için Mustafa Suphilerden sonra kendisine göre tehlike arz etmeyecek TKP'yi kurdu, sonuçta M.Kemal de kendi kurduğu düzeni korumaya çalışıyordu. Her ikisine de iki yüzlülük denilemez.
Bu arada Sovyetler Enver Paşa'yla daha çok Orta Asya'daki müslümanlar iletişimde aracı olarak kullanmışlar, Enver Paşa'nın Anadolu'ya gelip, kurtuluş mücadelesinin başına geçeceği bir söylentiden ibaret olarak okudum ben, bana bu konuyla ilgili kaynak gösterirsen sevinirim.
sovyetlerin iki yuzlulugunu soyle aciklayayim sovyetlerle ankara hukumeti arasinda moskova antlasmasi imzalanir sovyetler yardim yapmaya baslar ama bu aradada m.kemal pasa komunizmi benimsemedigi icin kendilerine yakin gorunen enver pasayi musluman bolsevik birlikle anadoluya yollamak ister tabi genelkurmay anlar durumu ve enver pasa geldigi takdirde kazim karabekir pasaya enver pasanin tutuklanmasi emrini verir.iste bu sovyetlerin iki yuzlulugudur.dostu olan ulkeyi arkadan bicaklamaya calistilar.
Bir de tarihte kendi yaptıklarımıza bakmamız gerekiyor.
Kirli savaşta Türkiye:http://www.soldergisi.com/yazi.php?yazigoster=2300
Sayfada 2. Dünya Savaşı'nda sovyetlere uygulanan politikayı dikkatle okumanı tavsiye ederim.
anadolu75 30.05.2007, 22:03 Bir de tarihte kendi yaptıklarımıza bakmamız gerekiyor.
Kirli savaşta Türkiye:http://www.soldergisi.com/yazi.php?yazigoster=2300
Sayfada 2. Dünya Savaşı'nda sovyetlere uygulanan politikayı dikkatle okumanı tavsiye ederim.
yaziyi gonderdigin icin cok tesekkur eserim.once onlar bize yapti sonrada biz onlara yaptik.tabi bu arada 2.dunya savasinda sovyetlerde stalin iktidardaydi.turkiyey kati bir tutum sergiledi ve adeta turk dusmani oldu.stalin ardahani ve karsi almak istiyordu ve bunu belli etmeyi basardi.bunu duymamissin sanirim.iste iki taraf birbirine ihanet etti.
halitseyfi 30.05.2007, 22:18 kimse kurtuluş savaşında sscb nin katkılarını unutmamalı.aksine amaçları ne olursa olsun katkılarını öğrenmelidir.
Emeğine sağlık sevgili can
|
|