Ersin_Zara
30.05.2007, 21:25
Bu ülkeyi hep sağ iktidarlar yönetti, geldiğimiz noktadan baktığımızda iyi yönetmediği de yeterince açık. İktidarı, zaman-zaman sosyal demokrat olduğunu savlayan partilerle paylaşıyor görünse de erk daima sağcıların elinde olmuştur. Öyle ki 12 Eylül sürecinde, Türkeş “biz içerdeyiz ama düşüncelerimiz iktidar” sözleriyle gerçekleri ifade etmiştir.
Türk milliyetçiliğinin çeşitli versiyonlarını değişik partiler paylaşsa bile, en çok MHP ve ülkücü hareket temsil etmektedir. Bunlarda daha dün “milli birliği ve toplumun güvenliğini sağlama” adına güvenlik güçlerine yardımcı olduklarını o günlerde ilan etmişler, ülkede kanlı pazarlar kurmuş, Sivas, Maraş, Çorum, Malatya vb. birçok yerde katliam gerçekleştirmiş, onca öğretim üyesi, sendikacı, gazeteci, öğrenci demeden katletmişlerdir. Ağca’sı, Çatlı’sı, Haluk Kırcı’sı ve daha niceleri ile saydığım sayamadığım birçok kirli isimler, dün de bugün de MHP’de ya da ülkü ocaklarında yetiştiklerini kıvanarak anlatmaktadırlar. Toplumsal olarak bellek kaybına uğramamışsak eğer kolayca anımsayacağımız olaylardır bunlar.
Hatta öyle olmuş ki! Maraş olaylarının baş faillerinden kişileri de meclise taşımayı ihmal etmemişlerdir.
Geçtiğimiz hafta Ankara’da MHP kongresi vardı. İki aday en keskin milliyetçi olma yarışına girdi. İki adaydan biri “MHP eski dinamik özelliğini kaybetmiştir. Ülkücüler yeniden sokağa inmelidir” demekte, ülkenin çeşitli yerlerinde yazarlara, çizerlere özellikle Kürtlere karşı linç girişimleriyle gündemde olan MHP tabanı, zorbalıkları unutmuş görünerek, daha çok şiddet daha çok sokak demektedir. Diğeri ise inandırıcılıktan uzak, merkez partisi olduklarını, değiştiklerini, AB’de onurlu üyelik istediklerini, ülkücü gençlerin sokağa inmeyeceklerini anlatıyor. Milliyetçiliği ise; “Türk milletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesi Türk sayar” sözleriyle tanımlıyor ve milliyetçilik kavramını yeniden yorumladığını düşünüyor.
Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde aşırı sağın iç tehdit olmaktan çıkarılması (sanki daha önce tehdit olarak görülüyormuş gibi) Baykal’ın da Bahçeli’nin de iştahını kabarttı iktidar düşleri görmeye başladılar sanırım. Baykal, uzun zamandır MHP ve Ordu’yla milliyetçilik yarışına girmiş durumda. Öyle ki milliyetçilikte yarışı kimseye kaptırmıyor şu sıralar.
Olası bir iktidar ittifakı oluşturmaya çalışmakta. Bu yeni de değildir bundan önceki seçimler sırasında Malatya’da CHP konvoyuna MHP’lilerin güller atmasıyla başlamış, bugün de Baykal MHP’yi gül yağmuruna tutmaktadır. Bu tutum onu iktidara götürür mü, seçmene iktidar cazip gelir mi? Bilmiyorum. Bildiğim olası bir iktidar iştahı ile kılıktan kılığa giren Baykal’ın geçmişini yadsıması, hatta yeni tutumuyla CHP’nin Sosyalist Enternasyonel’den kavulmayı bile göze alması, yukarda anlattığım durumları göz ardı etmesi. Ne hazin.
Ülkede nerdeyse hemen bütün partiler devlet uzantılıdır. CHP ise malum, devleti kuran parti. Ancak, demokratik talepleri olan, hak, adalet isteyen kurulu düzene muhalif bir tabanı vardır. O taban CHP’nin söylemlerini ve eylemlerini samimi bulursa desteklemiş, değilse iktidardan indirmiş ya da barajın altına düşürmüştür. Baykal bunu unutmuş görünmektedir.
Dediğim gibi Baykal sağ söylemlerle, pazarlıklarla, sağın sağına alternatif olmaya çabalamakta, Kürt düşmanlığı üzerinden siyaset yaptığını sanarak demokratik açılımların önünü tıkamaktadır. Kürtler de kendi yollarına devamla, barışcıl, demokratik arayışlarını sürdürmektedirler.
Geçtiğimiz Cumartesi “Kürt Demokrasi Forumu”nun düzenlediği bir konferans hem yoğun hem nitelikliydi. Kürt meselesine kafa yoranlardan, ilgi duyanlara kadar geniş bir katılım vardı.
Günler öncesinden ilan edilen isimlerin son dakikada çekilmeleri ise oldukça ilginçti. İlginçti çünkü değişik düşünceleri temsil edenlerin bir araya geldiği bir konferanstı bu. Çok seslilikti aynı zamanda da.
Feridun Yazar, saygılı bir dille ilan edilen bazı isimlerin çekildiğini anlattı. DTP’nin ise konferansın ertelenmesini isteyerek ayrılmaları üzücüydü. Hangi kaygılarla çekildiklerini bilmek olanaksız ama; katılmak, farklı bir kitleye düşüncelerin aktarılması her anlamda yararlı olabilirdi.
Konferans şimdiye kadar olanlardan farklıydı. Şimdiye kadar olan bütün konferanslarda hep gerçekler ifade edildi, haklı şikayetler dile getirildi ama; somut çözüm önerileri pek gündeme gelmedi. Bazı bilinen öneriler dışında bu konferansta ise somut öneriler sunuldu Fedaralizm, eyalet sistemi birlikte yaşam vb. gibi. Düşünceler farklıydı, çözüm önerileri farklı- farklı ama yan yana durdu bütün düşünceler. Artık zamanı değil mi?
Konferansa damga vuran bence Faik Bulut’tu, Bulut; Kandil dağının Kürtler için önemini anlattı. Somut çözüm önerileri sundu ve bu önerilerin en çarpıcı olanı ise “Kurdi” duruş diye tanımladığı ayrılıkları koruyarak, ortaklaşma önerisiydi ki! Bütün katılımcılar, hatta dinleyiciler tarafından bile benimsendi. Bu ilginç bir gelişmeydi.
Başka bir gelişme ise hemen her düşüncenin ilgiyle izlenmesiydi. Kürtlerin, bu davranışları siyasette olgunlaştıklarının göstergesi olmalı.
Yazar’ın, dediği gibi ABD, AB, Ortadoğu ülkeleri ve Türkiye’nin bütün kurumlarının Kürt sorunu hakkında fikir beyan ettikleri, ancak; Kürtlerin bir araya gelerek bu sorunu tartışmamasıydı, bir yanı eksik de olsa Kürtler bir araya geldiler. Siyasette olgunlaştıklarını gösterdiler, yan yana durdular.
Şiddetsiz bir ortamda demokratik bir çözümü esas aldılar. Kürtlerin, kendi üzerlerinde düşündüklerini, özgürlük ve barış istemlerindeki ısrarın içtenliği ilgililere, özellikle Baykal ve Bahçeli’ye duyurulur.
Yazan (SİBER SARIGÜL)
Türk milliyetçiliğinin çeşitli versiyonlarını değişik partiler paylaşsa bile, en çok MHP ve ülkücü hareket temsil etmektedir. Bunlarda daha dün “milli birliği ve toplumun güvenliğini sağlama” adına güvenlik güçlerine yardımcı olduklarını o günlerde ilan etmişler, ülkede kanlı pazarlar kurmuş, Sivas, Maraş, Çorum, Malatya vb. birçok yerde katliam gerçekleştirmiş, onca öğretim üyesi, sendikacı, gazeteci, öğrenci demeden katletmişlerdir. Ağca’sı, Çatlı’sı, Haluk Kırcı’sı ve daha niceleri ile saydığım sayamadığım birçok kirli isimler, dün de bugün de MHP’de ya da ülkü ocaklarında yetiştiklerini kıvanarak anlatmaktadırlar. Toplumsal olarak bellek kaybına uğramamışsak eğer kolayca anımsayacağımız olaylardır bunlar.
Hatta öyle olmuş ki! Maraş olaylarının baş faillerinden kişileri de meclise taşımayı ihmal etmemişlerdir.
Geçtiğimiz hafta Ankara’da MHP kongresi vardı. İki aday en keskin milliyetçi olma yarışına girdi. İki adaydan biri “MHP eski dinamik özelliğini kaybetmiştir. Ülkücüler yeniden sokağa inmelidir” demekte, ülkenin çeşitli yerlerinde yazarlara, çizerlere özellikle Kürtlere karşı linç girişimleriyle gündemde olan MHP tabanı, zorbalıkları unutmuş görünerek, daha çok şiddet daha çok sokak demektedir. Diğeri ise inandırıcılıktan uzak, merkez partisi olduklarını, değiştiklerini, AB’de onurlu üyelik istediklerini, ülkücü gençlerin sokağa inmeyeceklerini anlatıyor. Milliyetçiliği ise; “Türk milletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesi Türk sayar” sözleriyle tanımlıyor ve milliyetçilik kavramını yeniden yorumladığını düşünüyor.
Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde aşırı sağın iç tehdit olmaktan çıkarılması (sanki daha önce tehdit olarak görülüyormuş gibi) Baykal’ın da Bahçeli’nin de iştahını kabarttı iktidar düşleri görmeye başladılar sanırım. Baykal, uzun zamandır MHP ve Ordu’yla milliyetçilik yarışına girmiş durumda. Öyle ki milliyetçilikte yarışı kimseye kaptırmıyor şu sıralar.
Olası bir iktidar ittifakı oluşturmaya çalışmakta. Bu yeni de değildir bundan önceki seçimler sırasında Malatya’da CHP konvoyuna MHP’lilerin güller atmasıyla başlamış, bugün de Baykal MHP’yi gül yağmuruna tutmaktadır. Bu tutum onu iktidara götürür mü, seçmene iktidar cazip gelir mi? Bilmiyorum. Bildiğim olası bir iktidar iştahı ile kılıktan kılığa giren Baykal’ın geçmişini yadsıması, hatta yeni tutumuyla CHP’nin Sosyalist Enternasyonel’den kavulmayı bile göze alması, yukarda anlattığım durumları göz ardı etmesi. Ne hazin.
Ülkede nerdeyse hemen bütün partiler devlet uzantılıdır. CHP ise malum, devleti kuran parti. Ancak, demokratik talepleri olan, hak, adalet isteyen kurulu düzene muhalif bir tabanı vardır. O taban CHP’nin söylemlerini ve eylemlerini samimi bulursa desteklemiş, değilse iktidardan indirmiş ya da barajın altına düşürmüştür. Baykal bunu unutmuş görünmektedir.
Dediğim gibi Baykal sağ söylemlerle, pazarlıklarla, sağın sağına alternatif olmaya çabalamakta, Kürt düşmanlığı üzerinden siyaset yaptığını sanarak demokratik açılımların önünü tıkamaktadır. Kürtler de kendi yollarına devamla, barışcıl, demokratik arayışlarını sürdürmektedirler.
Geçtiğimiz Cumartesi “Kürt Demokrasi Forumu”nun düzenlediği bir konferans hem yoğun hem nitelikliydi. Kürt meselesine kafa yoranlardan, ilgi duyanlara kadar geniş bir katılım vardı.
Günler öncesinden ilan edilen isimlerin son dakikada çekilmeleri ise oldukça ilginçti. İlginçti çünkü değişik düşünceleri temsil edenlerin bir araya geldiği bir konferanstı bu. Çok seslilikti aynı zamanda da.
Feridun Yazar, saygılı bir dille ilan edilen bazı isimlerin çekildiğini anlattı. DTP’nin ise konferansın ertelenmesini isteyerek ayrılmaları üzücüydü. Hangi kaygılarla çekildiklerini bilmek olanaksız ama; katılmak, farklı bir kitleye düşüncelerin aktarılması her anlamda yararlı olabilirdi.
Konferans şimdiye kadar olanlardan farklıydı. Şimdiye kadar olan bütün konferanslarda hep gerçekler ifade edildi, haklı şikayetler dile getirildi ama; somut çözüm önerileri pek gündeme gelmedi. Bazı bilinen öneriler dışında bu konferansta ise somut öneriler sunuldu Fedaralizm, eyalet sistemi birlikte yaşam vb. gibi. Düşünceler farklıydı, çözüm önerileri farklı- farklı ama yan yana durdu bütün düşünceler. Artık zamanı değil mi?
Konferansa damga vuran bence Faik Bulut’tu, Bulut; Kandil dağının Kürtler için önemini anlattı. Somut çözüm önerileri sundu ve bu önerilerin en çarpıcı olanı ise “Kurdi” duruş diye tanımladığı ayrılıkları koruyarak, ortaklaşma önerisiydi ki! Bütün katılımcılar, hatta dinleyiciler tarafından bile benimsendi. Bu ilginç bir gelişmeydi.
Başka bir gelişme ise hemen her düşüncenin ilgiyle izlenmesiydi. Kürtlerin, bu davranışları siyasette olgunlaştıklarının göstergesi olmalı.
Yazar’ın, dediği gibi ABD, AB, Ortadoğu ülkeleri ve Türkiye’nin bütün kurumlarının Kürt sorunu hakkında fikir beyan ettikleri, ancak; Kürtlerin bir araya gelerek bu sorunu tartışmamasıydı, bir yanı eksik de olsa Kürtler bir araya geldiler. Siyasette olgunlaştıklarını gösterdiler, yan yana durdular.
Şiddetsiz bir ortamda demokratik bir çözümü esas aldılar. Kürtlerin, kendi üzerlerinde düşündüklerini, özgürlük ve barış istemlerindeki ısrarın içtenliği ilgililere, özellikle Baykal ve Bahçeli’ye duyurulur.
Yazan (SİBER SARIGÜL)