Orijinalini görmek için tıklayınız : İbrahim Kaypakkaya


kızılgüneş
01.06.2007, 15:02
http://img259.imageshack.us/img259/3425/onderibo03ee4pm8.jpg
Kaypakkaya'nm naaşı 73'ün 18 Mayıs'mda babasına parça parça uerildi. Ama o, kasketi, ceketi ve gömleği ile, ışıl ışıl çakır gözleriyle yekpare yatıyor. Kavak ağaçlarından surlar içinde, bozkır papatyaları arasında...Bir mola yerinin hemen arkasında, tepenin yamacında... O anlam vermekte pek güçlük çekilen ifadesi ile, o dudak kıvrımı ile, o canlı bakışları ile...

Şehirlerarası otobüs yolculuklarının yaygın romantik fenomenleri bulunur. Cama yaslanmış başın önünden, tutup da doyasıya bakmaya fırsat olmayacak hızla akan; öyle dramatik ve hep geride kalan bir hüznü barındıran coğrafyalar, insanlar, bazen geceler ve gündüzler... Yiğit ağaçları dahi eğen, başakları dans ettiren rüzgarı, arka koltukların birinden seyretmeler; otobüsün camından aşağıya doğru akan yağmur damlalarını içten içe yarıştırmalar...

Mola yerleri de romantiktir. Bir süre sonra stereotipik bir hal alan ve romantizmini yitiren o camdan dışarı bakmalar, çoğu kez mola yerini bekler bir yüz hali ile yer değiştirir. Mola yerlerinin çayları buruk, haşin ve sert olur. Bu, işletmecinin, çoktan miadını doldurmuş çaydan artı değer elde etmek istemesinden ileri gelir kuşkusuz. Ama, nedense mola yerleri deyince akılda kalan bir güzellemedir o burukluk. Haliyle, mola, yolculuk rotasyonunda açık bir değişikliği, bir soluğu ifade eder. Belki bu, değişikliğin hatırına bayat bir çayın dahi güzellenebilir olmasıdır. Her ne kadar sigara bağımlısı olanlar, sigara yoksunluğuna bağlı duygusal baskılanma durumunun istilasına uğrasalar da, sigarayla işi olmayanlar için, mola yerleri rahatlamadan öte bir tazelenme, bir yeni tanışma hali gibidir. Öyle ki, çoğu mola yeri, otobüs popülasyonunun yabancı olduğu coğrafyalarda olur. Haliyle seyahate başlanan yerle sonlanacak olan yer arasında bir yerlerde olan bu mola yerleri, yolcular için çoğunlukla yabancı yerlerdir. Bu yüzdendir ki, yolcular mola yerlerinde kendilerini çoğunlukla yabancı hisseder. Bu durumda yapılacak en iyi iş, buruk bir çay ısmarlayıp, başka otobüslerden inenlere de "yabancılık" payesi biçmek, herkes için taze olan mola yerinin tüm ayrıntılarını keşfetmek, otobüs camından akıp geçen ne varsa, hepsini bir yerlerden bulacakmış gibi etrafı süzmek, hatta gözlerini kapayıp rüzgârı dinlemektir -ki, çoğu mola yeri rüzgârlı olur.

SUNGURLU DAĞ TESİSLERİ

Karadeniz yolcuları iyi bilir; Ankara-Samsun karayolunun Sungurlu mevkiinde, öyle yüksek, pek kıraç ve pek düz bir yerinde bir mola yeri bulunur. Hakeza adı da "Dağ Tesisle-ri"dir. * Kaskatı havasıyla; uzun ve virajlara hiç mi hiç yüz vermeyen düzlükteki asfaltıyla; her mola yerindeki tazelik kokusuna ek olarak, -her ne kadar toprakmış gibi kokuyorsa da- kendine münhasır olan esansıyla; üşüyor-muş, hatta tir tir titriyormuş da, bu yüzden birbirlerine sokulmuş izlenimi veren ince kavak ağaçlarıyla, sanırım epeyce mistitize olmuş bir mola yeridir...

Zira, mola yerinin tam arkasında İbrahim Kaypakkaya yatar. Kaypakkaya yattığı yerden üşüyen kavak ağaçlarına, dümdüz asfalta, o saç üşüten rüzgâra kasketli başıyla tebessüm eder de, belki de, mola yerinin o bir şeye ge-beymiş gibi yayılıveren tuhaflığı ondandır.

Evet, tesisin hemen arkasındaki tepede, diğerlerine nispeten bir miktar büyük olması itibariyle onun mezarı rahatlıkla seçilebilir. Yanında ise, kendine, mezarı ziyaret edenleri göz altına alma gibi bir görev biçmiş koca bir karakol bulunur. Mezarlık, karakol, mola yeri ve yolculardan müteşekkil pek tuhaf bir bağlamdır söz konusu olan.

MEŞHUR BİR FOTOĞRAFIN GİZEMİ...

Ne gariptir ki, mezarının tam başına gidildiği halde, yani, toprak, mezarlığın mermerleri ve keskin bir köy koloısu alabildiğine somut olduğu halde, göz önüne gelen, Kaypakkaya'nm o mükerrer vesikalığıdır. Sanki karşıda duran o fotoğraftır. Kalın kumaştan bir ceket, son düğmesine kadar özenle iliklenmiş desensiz bir gömlek ve küçük bir eğimle sağa yatırılarak başa yerleştirilmiş bir köylü kasketiyle olduğu o meşhur fotoğraf yani.. Mütevazı, mahzun, mazlum ve masum görünebildiği halde, alaycı ve sevimli olmayı da beceren o tebessümünün olduğu fotoğraf... Bir yerden bakınca hüzünlü, başka bir yerden bakınca muzaffer ve hatta kurnaz görünebilen o pek özgün gülümseme, bu haliyle bir Mona Lisa paradoksunu andırmıyor mu? O fotoğraf sanki belleğe özel bir tasarrufla kodlanmıştır. Bunun bir sebebi, Kaypakkaya'nm Mahir Cayan ya da Deniz Gezmiş gibi fazla fotoğrafı olmaması olabilir; ama bir sebebi de muhakkak, söz konusu fotoğraftaki ifadenin özgünlüğünden ileri gelir. Bu nedenle, tam da o kendine münhasır ifade nedeniyle Kaypakkaya, kitleselleşmiş psikanalitik bir yüzdür. O maruf ifade, önyargılarla yaklaşıldığında dahi, çoğunun inkâr edemeyeceği bir sevecenliği taşır çünkü.

Oral Çalışlar'dan ödünç alınmış o kalın kumaş ceket ve kendisine bu kadar yakışacağını tahmin edemeyeceği o kasket içindeki İbrahim Kaypakkaya ağır işkenceler sonucu öldürüldüğünde, henüz 24 yaşındaydı. Ne var ki, ne yapılsa edilse, yaşına bir türlü sığmayan bir olgunlukla ve dudak ısırtan bir teorik eser ile noktaladı yaşamını. Bilhassa, son iki yılına sığdırdıkları, Yurttaş Kane'i 25'inde çeken Orson Welles'e, İnsancıklar'1 22'sinde yazan Dostoyevski'ye olan hayranlığı kursakta bırakır nitelikte idi.

Kaypakkaya'nm naaşı 73'ün 18 Mayıs'mda babasına parça parça verildi. Ama o, kasketi, ceketi ve gömleği ile, ışıl ışıl çakır gözleriyle yekpare yatıyor. Kavak ağaçlarından surlar içinde, bozkır papatyaları arasında... Bir mola yerinin hemen arkasında, tepenin yamacında... O anlam vermekte pek güçlük çekilen ifadesi ile, o dudak kıvrımı ile, o canlı bakışları ile...

(*) Ulusoy Dağ Tesisleri / Sungurlu - Çorum
http://img259.imageshack.us/img259/7783/photo7tr8.jpg

kızılgüneş
01.06.2007, 15:09
Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist (TKP-ML) ve Türkiye Isçi Köylü Komünist Ordusu (TIKKO)'nun kurucusu .
Maoizm in ülkemizdeki ilk savunucusu ve uygulayıcısıdır
http://img412.imageshack.us/img412/2083/arkakapaknc5.jpg
Ibrahim Kaypakkaya 1949'da Çorum'da dogdu. Ilkokulu Karamahmut, Ortakisla ve Alacaköy'de okudu. 1961'de Hasanoglan Ögretmen Okulu'nun sinavini kazandi ve ögrenimini burada sürdürdü. Devrimci düsünceyle Hasanoglan Ögretmen Okulu'nda tanisti.

Bu okuldan mezun olduktan sonra Yüksek Ögretmen Okulu hazirlik sinifina bir yil devam etti ve Istanbul'da Çapa Ögretmen Okulu'na kaydoldu. Ayni zamanda Istanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü ögrencisiydi. Bu yillarda özellikle devrimci gençligin anti-emperyalist mücadelesine yakin ilgi duydu. Sosyalist düsünceyi benimseyen Kaypakkaya, okuldaki arkadaslariyla birlikte Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) Istanbul Sekreterligi ile iliski kurarak, kendi okullarinda da örgütlenme çalismalarina basladi. Bu yillarda TIP üyesi olan Kaypakkaya, siyasal düsüncelerinin yanisira sanata ve edebiyata olan egilimi her konudaki bilgisi, alçakgönüllü kisiligi ile dikkati çekti. Mart 1968'de Çapa yüksek Ögretmen Okulu'ndaki arkadaslariyla FKF'ye bagli Çapa Fikir Kulubü'nü kurdu.

Kuruculari arasinda Muzaffer Oruçoglu'nun da bulundugu örgüt okul yönetimi tarafindan tepkiyle karsilandi. Yüksek Ögretmen Okulu'ndaki devrimci ögrencilere karsi baski ve sindirme politikasi baslatildi. Fikir Kulubü'nün baskani olan Ibrahim Kaypakkaya, 6.Filo'ya karsi bildiri yayinladigi gerekçesiyle Kasim 1968'de okuldan atildi. Buna karsi Danistay'dan yürütmeyi durdurma karari almasina ragmen Kaypakkaya'nin Çapa Yüksek Ögretmen Okulu ile olan iliskisi kesildi. Bu dönemde 6.Filo'ya karsi eylemlere, ögrenci örgütlerinin düzenlemis oldugu gösterilere katilan Kaypakkaya, FKF ve TIP içinde basgösteren ayriliklarda Milli Demokratik Devrim (MDD) görüsünü benimsedi. Okuldan atildiktan sonra çesitli islerde çalisarak ve matematik dersi vererek yasamini sürdürdü. Yine bu yillarda özellikle Isçi-Köylü gazetesinin Istanbul'daki bürosunda çalisan Kaypakkaya, burada ve Aydinlik Sosyalist Dergi ve Türk Solu'nda çesitli yazilar yazdi.

1969'da Fikir Kulüpleri Federasyonu'nun genel kurulundan sonra MDD görüsünü benimsemis olanlar arasinda basgösteren ayrilikta, Dogu Perinçek ve arkadaslarinin basini çektigi Proleter Devrimci Aydinlik (PDA) çevresiyle birlikte davrandi. 1969 ve 1970'te yogunlasan kitlesel eylemlerin büyük bir bölümünde yer aldi. Silivri Degirmenköy'deki toprak isgalini destekledigi için gözaltina alindi. O yillarda meydana gelen Demir Döküm, Petrix, Sungurlar, Gislaved gibi isçi eylemlerini de destekleyen Kaypakkaya, 1971'de Çorum ve yöresini gezerek izlenimlerini "Çorum Ilinde Siniflarin Tahlili" adi altinda kaleme aldi. Bundan sonra bir süre Malatya, Tunceli ve Gaziantep yörelerinde örgütsel etkinlikte bulundu.

Sikiyönetim ilaniyla birlikte aranmaya basladi. 1972'de o güne kadar birlikte oldugu PDA çevresiyle ideolojik anlasmazliga düstü. Ayni yil Türkiye Ihtilalci Isçi köylü Partisi (TIKP)' nden koparak birlikte oldugu arkadaslariyla Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist (TKP-ML) adli örgütle ona bagli Türkiye Isçi Köylü Kurtulus Ordusu (TIKKO)'nu kurdu.

Özellikle Malatya, Elazig ve Tunceli civarinda örgütlenen TKP-ML'nin ayni zamanda ideolojik önderligini de yapan Ibrahim Kaypakkaya, 24 Ocak 1973'de Tunceli'de Vartinik-Mirik mezralarinda güvenlik güçleri tarafindan sarildi. Çikan çatismada arkadasi Ali Haydar Yildiz öldürüldü, kendisi yaralandi. Yarali olarak kaçan ve bes gün çesitli köylerde saklanan .

Kaypakkaya, 29 Ocak 1973'de kaldigi köyde bir ögretmenin ihbari üzerine ele geçirildi. Yarali olmasina ragmen yürütüldü. Buradan ayaklari donmus oldugu halde Diyarbakir'a getirildi ve hastaneye yatirildi. Ayaklarinin kesilmesine izin vermemesine karsin yemegine ilaç konularak donmus olan ayaklari kesildi. Iyilestikten sonra günlerce iskenceye maruz kalan Kaypakkaya, sorgusunda kendisini ve örgütünü baglayacak hiçbir ifade vermedi.


16 Mayis 1973'te götürüldügü sorgudan iki gün sonra Diyarbakir'a gelen babasina intihar ettigi söylendi ve parçalanmis cesedi teslim edildi. Ama gerçeği herkes biliyordu işkencecilerin vucudunu lime lime kesmelerine rağmen 'ser' verip sır vermemiş yoldaşlarına ve halkına bağlığını hayatı pahasına savunmuştur

http://img168.imageshack.us/img168/6729/141ug8.jpg

Mansuri
01.06.2007, 15:11
Yakın zamanda yolum ordan geçecek. İbo'muzun mezarını ziyaret edeceğim.
Paylaşım için çok teşekkürler!

başkabirdünya
13.07.2007, 12:22
türkiye halkı o kasketli devrimci unutmayacak
kızılgüneş yoldaş emeğin için çok tşk
http://www.youtube.com/watch?v=h8d3HZJh4OQ

başkabirdünya
21.08.2007, 22:45
http://img175.imageshack.us/img175/7158/photo28gr3.jpg


MARX LENİN MAO

ÖNDERİMİZ İBO



http://img404.imageshack.us/img404/5894/photo5ss9.jpg


Ali bir,
Haydar iki,
Yıldız üç,
Meral dört,
İbrahim beş,
on,yüz,bin
gözlerinde kin,ediyorlardı yemin,
'bu can bu tende kaldıkça,kazıyacağız kökünü,
Emperyalizmin,feodalizmin ve komprador kapitalizmin'
gürledi gök haykırdı İbrahim,
'yoldaşlar feda ise bu yolda canımız,kesindiz zaferimiz
susmasın silahlarımız,susmasın silahlarımız
susmayacak silahlarımız'...

direniş_ateşi
19.05.2008, 18:34
Bu Çelik Aldığı Suyu Unutmayacak!!

İBRAHİM KAYPAKKAYA

ozcangulum
19.05.2008, 18:48
Bu çelik aldığı suyu unutmayacak bu halk ser verip sır vermeyen buyuk önderi unutmayacak

yagmur12
19.05.2008, 20:39
Bunları bilmek her ne kadar içimi delik deşik edilmiş gibi acıtıyor olsa da, devrim ve kurtuluş için yaşanılanlar ve göze alınanlar, korkusuz direnişler beni davamıza daha çok bağlıyor!

TKP-ML Dava Dosyası'ndan bir bölüm...


... Başımdaki ve boynumdaki yaralar 20 günde kapandı. Bu arada şunu da belirteyim. Yaralı vaziyette ilk bir hafta her iki kolumdan karyolaya çarmıha gerer gibi gerdiler. Israr üzerine kelepçenin birini çözdüler. Şimdi tek elimle karyolaya kelepçelidurumdayım. 24 Ocak'ta baskına uğramıştık. 22 Şubat'ta iki ayağımdan da ameliyat oldum. Sağ ayağımda hiç parmak kalmadı. Vaziyette pek parlak değil. Sol ayağımda hatıra olarak küçük parmağım kaldı. Tedaviye devam ediyorlar, ne zaman iyileşirim bilemem. Doktorlar gelecek ayın 15'ini tahmin ediyorlar. Bu arada yataktan hiç inemiyorum fakat tek kelepçe hala bağlı duruyor...


Bu yazı baskı ve işkence altında, denetimden geçirelerek yazılmış olduğu halde ne kadar kötü koşullarda olduğunu görüyoruz, eğer gerçekten bulunduğu durumu yazabilseydi bunun birkaç katı ağırlıkta olacaktı. Ayakları donmuş olduğu halde yürütülen ve izin vermediği halde yemeğine ilaç katılarak ayakları kesilen İbrahim Kaypakkaya hiçbir zaman yoldaşlarını ihbar etmedi ve davasından vazgeçmedi! ÖLÜMSÜZDÜR!

Servan
19.05.2008, 22:31
devrim şehitleri ölümsüzdür..gün gelir hesabı sorulur...

özcan1
19.05.2008, 22:46
Bu satırların yazarı öncelikle, bu kahramanın anısı önünde saygıyla eğilir. Kendi adına ve onunla ortak doğruları kesişenler adına, bu kahraman şehidin direniş mirasçısıdır. İbrahim Kaypakkaya hepimiz adına düşmana karşı yöneltilmiş son sözümüzdür. Bize miras kalan da bu sön sözün taşıdığı anlam, direnmede ifadesini bulan duruştur. Özgürlük ve demokrasi uğruna bu mirası yükseklerde tutma kararlılığıyla, ülkemizin başına bin yıldır musallat olan karanlık egemenliğe karşı mücadeleye daha da bir kararlılıkla sarıldığını ilan ederiz.

O kahraman, o şehit İbrahim Kaypakkaya, bir dönemin özgürlük ve demokrasi savaşçılarının son sözüydü. Ser verip sır vermeyenler adına, hak ve adalet adına, hukuk adına, insan hakları, devrimci değerler ve bil cümle insan erdemleri adına dik duranların, teslim olmayanların, mücadelenin her cefasına karşın yola devam edenlerin adına cellatlara söylenmiş son sözdü.

tüm hamlelere karşın son hamleyi geri dönüşü olmaksızın kazanacakların, sorumluluklarla dolu, zaferle sonuçlanacak süreçlerin gönüllü ve bilinçli savaşçılarının, hiç bir özveriden çekinmeyenlerin ve hiçbir şahsi sonuç beklemeyenlerin adına İbrahim Kaypakkaya bir direnişti. O kahraman, hepimiz adına var oldu hepimiz adına şehit oldu.
Büyük üstad Mihrac Ural

4 ay boyunca tüm işkencelere rağmen ser verip sır vermeyen İbrahim Kaypakkaya Diyarbakır zindanlarında 18 Mayıs 1973'te şehit düştü. İşte o gündür bugündür işkencecilere rağmen sır vermeyen bir devrimci geleneğinin adıdır Kaypakkaya..
"Seni Anmak Direnmektir "…

ozcangulum
23.05.2008, 22:12
unutma hatırla
önderimiz ibrahim yoldaşı
hani doksan gün ser verip sır vermemişti düşmana
diyerbekir zindanlarında
unutma hatırla
seyit rızayı
dar ağaçına giderken bile
kendi çekti ipini
unutma hatırla
ahmet muharrem yoldaşı
hani kırmıştı silahını
vermemişti düşmana
unutma hatırla
silah elde düşenlerimizi
unutma hatırla
orhanı,cihanı,ali haydarı,zülfükarı
unutma hatırla
barbarayı,mehmet zekiyi,komutan ayferi
unutma hatırla halkım


ŞİAR TAYLAN

@DuYGu@
24.05.2008, 10:01
İbrahim Kaypakkaya direnişin adı..
alçakça katledilmiş yiğit..
ser verip sır vermemiş yiğit..

şimdi bir rüzgardır o
dağlardan eser
ibrahim yoldaş...

silah kucağında kanlar içinde
vurulmuş yatıyor ibrahim yoldaş
yiğitler ölür mü üç beş kurşunla
doğrulmuş kalkıyor ibrahim yoldaş

ali haydar* yerde bak yüzü boylu
yiğitçe can verir yiğidin oğlu
başı duman duman munzur'a doğru
tırmanmış gidiyor ibrahim yoldaş

işkenceler devam ediyor böyle
parça parça kesip diyorlar söyle sırları söyle
sır vermeden ser veriyor seve seve
böyle can veriyor ibrahim yoldaş

"seni anlamak, yaşamaktır. seni yaşamak, amansızlığa kavga ve postal sesleri altında direngenliğe durmaktır. seni bilmek, yaşamı bilmek, silah omuzda toprağa düşmektir. seni anlatmak, eylüllü günleri geçmişe yollamaktır."

halkımız arıyor seni her yerde
işçiler ocakta köylüler dağda
dökülen kanların kalmayacak yerde
hesap soracağız ibrahim yoldaş

demiri de kömürü de sökeriz aman
pirinci de buğdayı da ekeriz aman
faşizme içimizden kan damlayan kılıcız
bir gün gelir kinimizi dökeriz aman

direniş_ateşi
24.05.2008, 10:51
Teslim olmak yok
Başlar dik
Namlular kızgın olsun yoldaşlar.
Toprağa Düşen Kar
Ve topraktan yükselen buhar kadar
Doğaldır gelecek olan bahar
Baharın kokusunu hissedin
O koku
O his
O bizi çeken kuvvet
Özgürlüğün çağrısı!
Zincirleri kırın;
Kırın zincirleri.
Kazanacağımız dünya için
Bayrakları yükseltin yoldaşlar.
Damarlarımızda dolaşan kanın
Ritmine kulak verin.
O ritim
O kan
Nisan güneşinin elçisi
Özgürlük bayrağının habercisidir.
Teslim olmak yok
Başlar dik
Namlular kızgın olsun yoldaşlar.