kızılgüneş
15.06.2007, 01:14
17 HAZİRAN 2005 TARİHİNDEN TAM 2 YIL GEÇTİ
YOLUMUZUN KIZIL KARANFİLLERİ BOMBALARLA KATLEDİLDİLER
ONLARI ANMAK SAVAŞMAKTIR ONLARI UNUTMAK İHANETTİR
Tüm kalbimle...
Dersim’de, Mercan Vadisi’nde katledilen MKP’li gerillalarin “anilari”, -belki de- bir süre sonra su altinda kalacak! Çünkü oraya baraj yapilacak. Sonra baska arkadaslarin ve “50 bin 38’li”nin anisi ayni akibete ugrayacak. Çünkü dünyanin en büyük iki nehri olan Nil ve Amazon üzerinde bile sadece birer baraj yapimi mümkünken; Munzur, Mercan ve Pülümür vadilerinde sekiz baraj birden yapiliyor.
Sonra aradan 70 yil geçecek; ve barajlar batakliga dönüsecek. O zaman biz “ecel”iyle ölecekler hayatta olmayacagiz.
Bu, bizler için bir teselli olabilir...
Çünkü Dersim’in batakliga dönüstügünü, neredeyse hiçbir canlinin dogal yasam bulmadigini, insansizlastigini; tarihimizin, kültürümüzün, dilimizin, inançlarimizin köklerinin yok oldugunu; anilarimizin ve mezarlarimizin yikik-dökük birer heykel gibi sahipsiz ve yapayalniz kaldigini görmeyecegiz.
Ama birileri bunlari görecek...
Onlar, gerillalar olacak...
Çünkü biz “ecel”iyle ölecekler; o daglari, vadileri, nehirleri, ovalari, köyleri tek tek, gün gün, yil yil terkedecegiz ama devrimciler hep orada olacak.
Çünkü onlar, inançlari birbirine sonsuz bir ask gibi sirayet eden, ölseler de çogalan, asklari ugruna degil barajlari, denizleri bile kurutan yürege ve sevdaya sahipler.
Tipki simdi ve bugüne kadar orada olanlar ve ölenler gibi...
Sarsilmaz ve unutulmaz bir asktir onlarinki...
Belki inanmayabiliriz devrim yapacaklarina. Ama ne önemi var bunun. Bunca pisligin, kokusmuslugun, kan emiciligin, sömürücülügün, adam saticiligin, “para için herseyimi veririm”ciligin ve verenlerin ortasinda böyle bir aska sahip kaç kisi var?
Devrimcilik sadece, bir ülkeyi fasizmin elinden kurtarmak midir?
Elbette hayir...
Bir insanin onurlu ve dogarken hakettigi insanca yasami için atilan tek bir adim bile devrimcidir, devrimciliktir.
Bu yüzden ben, MKP’li ve DHKP-C’li gerillalara -zaman zaman- yapilan elestirilere asla katilmiyorum.
Çünkü onlar, ellerine silah alip daglarda dolasan birer macerasever, ölümsever degiller.
Onlar; davalarini, asklarini satmislarin; devrimcilik yillarini, emeklerini sehirlerde üç kurusa tahvil etmislerin; ütopyasizlarin ve döneklerin yüzlerine birer tokat gibi inen inançlariyla; ölümsüz bir gelenegi, devrimci ruhu yasatan, diri tutan birer gerilladirlar.
Ben kendi adima, onlardan klasik devrim beklentisi içinde degilim.
Bu, günümüz dünyasinda mümkün de degil!
Onlarin bu erdemli varliklari; dik duruslari, inançlari ve herkesten ve hepimizden daha çok yasama bagliliklari, sevinçleri ve sevgilerinin bana kazandirdigi güç, güven ve dinamizm -benim için- yeterli devrimciliktir.
Ama onlarin, kendileri veya baskalari için ölmelerini ve öldürmelerini hiç ve asla istemedim, istemiyorum.
Hiçkimsenin hiçkimse için ölmedigi, öldürmedigi bir dünyada yasamak sadece yazilmamis bir masalda mi mümkün olacak?
Neden “bizim masalimiz”da mümkün degil?
Bazilari saniyorlar ki devrimciler ölümü severler. Bilmiyorlar ki yasami ve herkesin insanca yasamasini herkesten çok seviyorlar.
Ama bu bir tercihtir iste...
Bazilari “nasil olursa olsun yasamak” der, bazilari da “ya insanca yasamak, ya onurlu ölüm”der.
Hiçkimsenin hiçkimse için ölmedigi bir dünya mümkün olmadigina göre, bu hep böyle sürer.
Mesele, kimin neyi tercih ettiginde...
Ben, herkesin kendisi için bile ölmedigi barisçil bir dünya, onurlu bir yasam tercih ediyorum.
Ama biliyorum ki bu mümkün degil.
O halde neyi tercih edecegiz?
En azindan onlarin tercihlerine saygi duymayi...
Mercan Vadisi’nde katledilen 17 MKP’li gerillanin erdemli davranislari önünde tüm kalbimle egiliyorum.
Ve onlari seviyorum.
YOLUMUZUN KIZIL KARANFİLLERİ BOMBALARLA KATLEDİLDİLER
ONLARI ANMAK SAVAŞMAKTIR ONLARI UNUTMAK İHANETTİR
Tüm kalbimle...
Dersim’de, Mercan Vadisi’nde katledilen MKP’li gerillalarin “anilari”, -belki de- bir süre sonra su altinda kalacak! Çünkü oraya baraj yapilacak. Sonra baska arkadaslarin ve “50 bin 38’li”nin anisi ayni akibete ugrayacak. Çünkü dünyanin en büyük iki nehri olan Nil ve Amazon üzerinde bile sadece birer baraj yapimi mümkünken; Munzur, Mercan ve Pülümür vadilerinde sekiz baraj birden yapiliyor.
Sonra aradan 70 yil geçecek; ve barajlar batakliga dönüsecek. O zaman biz “ecel”iyle ölecekler hayatta olmayacagiz.
Bu, bizler için bir teselli olabilir...
Çünkü Dersim’in batakliga dönüstügünü, neredeyse hiçbir canlinin dogal yasam bulmadigini, insansizlastigini; tarihimizin, kültürümüzün, dilimizin, inançlarimizin köklerinin yok oldugunu; anilarimizin ve mezarlarimizin yikik-dökük birer heykel gibi sahipsiz ve yapayalniz kaldigini görmeyecegiz.
Ama birileri bunlari görecek...
Onlar, gerillalar olacak...
Çünkü biz “ecel”iyle ölecekler; o daglari, vadileri, nehirleri, ovalari, köyleri tek tek, gün gün, yil yil terkedecegiz ama devrimciler hep orada olacak.
Çünkü onlar, inançlari birbirine sonsuz bir ask gibi sirayet eden, ölseler de çogalan, asklari ugruna degil barajlari, denizleri bile kurutan yürege ve sevdaya sahipler.
Tipki simdi ve bugüne kadar orada olanlar ve ölenler gibi...
Sarsilmaz ve unutulmaz bir asktir onlarinki...
Belki inanmayabiliriz devrim yapacaklarina. Ama ne önemi var bunun. Bunca pisligin, kokusmuslugun, kan emiciligin, sömürücülügün, adam saticiligin, “para için herseyimi veririm”ciligin ve verenlerin ortasinda böyle bir aska sahip kaç kisi var?
Devrimcilik sadece, bir ülkeyi fasizmin elinden kurtarmak midir?
Elbette hayir...
Bir insanin onurlu ve dogarken hakettigi insanca yasami için atilan tek bir adim bile devrimcidir, devrimciliktir.
Bu yüzden ben, MKP’li ve DHKP-C’li gerillalara -zaman zaman- yapilan elestirilere asla katilmiyorum.
Çünkü onlar, ellerine silah alip daglarda dolasan birer macerasever, ölümsever degiller.
Onlar; davalarini, asklarini satmislarin; devrimcilik yillarini, emeklerini sehirlerde üç kurusa tahvil etmislerin; ütopyasizlarin ve döneklerin yüzlerine birer tokat gibi inen inançlariyla; ölümsüz bir gelenegi, devrimci ruhu yasatan, diri tutan birer gerilladirlar.
Ben kendi adima, onlardan klasik devrim beklentisi içinde degilim.
Bu, günümüz dünyasinda mümkün de degil!
Onlarin bu erdemli varliklari; dik duruslari, inançlari ve herkesten ve hepimizden daha çok yasama bagliliklari, sevinçleri ve sevgilerinin bana kazandirdigi güç, güven ve dinamizm -benim için- yeterli devrimciliktir.
Ama onlarin, kendileri veya baskalari için ölmelerini ve öldürmelerini hiç ve asla istemedim, istemiyorum.
Hiçkimsenin hiçkimse için ölmedigi, öldürmedigi bir dünyada yasamak sadece yazilmamis bir masalda mi mümkün olacak?
Neden “bizim masalimiz”da mümkün degil?
Bazilari saniyorlar ki devrimciler ölümü severler. Bilmiyorlar ki yasami ve herkesin insanca yasamasini herkesten çok seviyorlar.
Ama bu bir tercihtir iste...
Bazilari “nasil olursa olsun yasamak” der, bazilari da “ya insanca yasamak, ya onurlu ölüm”der.
Hiçkimsenin hiçkimse için ölmedigi bir dünya mümkün olmadigina göre, bu hep böyle sürer.
Mesele, kimin neyi tercih ettiginde...
Ben, herkesin kendisi için bile ölmedigi barisçil bir dünya, onurlu bir yasam tercih ediyorum.
Ama biliyorum ki bu mümkün degil.
O halde neyi tercih edecegiz?
En azindan onlarin tercihlerine saygi duymayi...
Mercan Vadisi’nde katledilen 17 MKP’li gerillanin erdemli davranislari önünde tüm kalbimle egiliyorum.
Ve onlari seviyorum.