Orijinalini görmek için tıklayınız : Bakın Şu Allaha?


Zahir
17.06.2007, 18:16
Necm Suresinin 61. ayetinde

"Ve siz Ahmaksınız" şeklinde Yaradanın bir hitabı vardır.

Bunu okuyunca insanın Allah Allah demesi geliyo içinden :komik

Düşündünüz mü Allah niye Kullarına Ahmakdesin??? Niye aşağılasın???

saheser
17.06.2007, 18:45
Vardir bir bildigi allah bosu bosuna niye desin kullarina ahmak allah kullarini yarattiysa yüceltirde, asagilarda allahin isine karisilmaz diye bosuna denmemis.

EREN izm
17.06.2007, 18:48
walla biraz şaşırdım gerçekten alla alla :D

YezdaN
17.06.2007, 21:19
çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur.
bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman
o meniden insanı yaradan O'dur.
güldüren ve ağlatan O'dur.
öldüren ve dirilten O'dur.
şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur.
şüphesiz kendi emeği görülecektir.
sonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir.
elbette son varış Rabbimize olacaktır.
ve siz inanmayanlar...
(Alayla) Gülüyorsunuz
Ve şuursuzca baş kaldırıyorsunuz

rabbimin bir bildiği vardır her ayeti kelimesinin ardında....

şu gerçeğide geçmek istemiyorum kuran-ı kerimde aklımı zorlayan bana ters gelen bazı hadisi şerifler var..ama yorum yapmak istemiyorum bu hadisler hakkında yanlış ifade edeceğimi düşünüyorum..

guneyyy
17.06.2007, 21:37
toplama ayetlerle ancak bu kadar hatırlanıp yazılmış bir kurandan bahsediyoruz normaldir derim..

nanis_75
17.06.2007, 21:44
zahir simdi o sureye internette baktim baslangici ve devamiyla bir anlam kazaniyor...


56-) Buda önceki uyaricilardan bir uyaridir.
57-) yaklasmakta olan (kiyamet iyice) yaklasti.
58-) Onu Allah`tan baska acacak kimse yoktur.
59-) Simdi siz gaflet icinde eglenerek bu sözemi (kur-an`a mi)
60-) Sasiyorsunuz, gülüyorsunuz da aglamiyorsunuz?

61-)Ve siz ahmaksiniz.....

62-)Haydi Allah`a secde edin ve kulluk edin.....


Yani simdi daha acik anlasilir oldu degilmi??

sonsuz
17.06.2007, 22:20
Necm Suresinin 61. ayetinde

"Ve siz Ahmaksınız" şeklinde Yaradanın bir hitabı vardır.

Bunun için istediğimiz kadar örnek bulabiliriz allah kendi yarattığı şeyi kötülermi kendi yarattığı şey ahmak olurmu insanlar bazı kalıplara(kitaplara) bağlı bence allah bize bir şey verdiyse o da düşüncemizdir o da sonsuz yaratıcı denli sonsuzdur orda gerçek cevapları istediğiniz şekilde bulabilirsiniz.ne demek benim sonsuz yaratıcımı o kitapların içine sığdıramazsınız istediğiniz kadar uğraşın putunuzu kendiniz yapın yakın yeniden yapıp tapın kıble bu tarafta buyrun.

Deniz_05
17.06.2007, 22:53
Bu ayette bence bu sözler ALLAH'ın bizlere söylediği sözler değil.Tamamen ikinci bir kişi tarafından aktarıldığı kanısındayım.Çünkü aşağıdada belirtildiği gibi..

56-) Buda önceki uyaricilardan bir uyaridir.
57-) yaklasmakta olan (kiyamet iyice) yaklasti.
58-) Onu Allah`tan baska acacak kimse yoktur.
59-) Simdi siz gaflet icinde eglenerek bu sözemi (kur-an`a mi)
60-) Sasiyorsunuz, gülüyorsunuz da aglamiyorsunuz?

61-)Ve siz ahmaksiniz.....

62-)Haydi Allah`a secde edin ve kulluk edin.....

...bu sözlerin tamamen ikinci bir kişi tarafından orda bulunan insanlara itaf edilmiş olduğunu düşünüyorum.

Nesimi
17.06.2007, 23:08
Müslüman Allahı bu döverde, yakarda, işkence de eder bazende sever :)

sausen
17.06.2007, 23:21
Merhaba Canlar,

Bugüne kadar okuduğum bütün meallerde gördüm ki,
bir çarpıtma var. Aslında meallerde birer tesvir niyetinde yazılmış.
Bence birçok şey değişmiştir.
Yani gerçek artık gerçek değil.

Seyduna
18.06.2007, 10:44
Bunu eger Zahir soruyorsa vardir bir bildigi. Muhtemelen herkes kendi gorusunu belirttikten sonra bir aciklama gelecektir. Ailecek bekliyoruz..

lion12
18.06.2007, 12:03
Benim tahminim Zahir abi konu ile ilgili bomba gibi bir açıklama yapacaktır yakında.

emozer
18.06.2007, 19:56
Kuran-ı Kerim, Allah'ın insanlara mutluluğu yakalaması için gönderdiği kitaptır.Bu bir tavsiye kitabıdır.hani bazı ayetlerde 'inanmazsanız şöyle azap görürsünüz veya inkar edenler ateşte yanarlar ' gibi ifadeler var tabi ama bunları yapan Allah değil insanın kendisidir.(Cehennem dediğin dal odun yoktur; herkes kendi ateşini kendisi götürür..Pir Sultan Abd


Yine bir ayette şöyle denmiştir: Allah kimseye zulmetmez; lakin insanlar kendilerine zulmederler. (ki bence bu ayet Kuran'ın tümüne hakim olan bir ayettir).

Kuran-ı Kerim'de insana yararlı olacak şeylerden bahsedilmiştir.Ancak dünya nimetleri insanın gözüne hoş göründüğü için insan aklına değil nefsine uyar.Böylece kendi sonunu kendisi hazırlar.Düşünün ki bir insana, ona yararlı olsun diye doğru nasihatler veriyorsunuz. Ama o, kendisine zarar vermeyi yeğliyor.Şimdi bilin bakalım bu adama ne denir?(100 puanlık uzmanlık sorusu:)

tabi ben de herkes gibi zahir 'in ne diyeceğini merakla bekliyorum............

gül_rasul
16.08.2007, 23:41
Her Ayet Her Insan Icin Onemlidir Bir Anlam Tasir Bir Mana Ifade Eder Ama Zahir Bu Ayetlerİ Okuyunca Aklima Sen Geliyorsun Ve Siz Ahmaksiniz!!!!!!

KızıLSakaL
17.08.2007, 01:52
bence ayetleri yorumlayacaksak eğer önce bir bütün olarak görmeliyizz surenin tamamının yazılması daha doğru olur....

bu arada ahmak ne demek :D:D

Labrys
17.08.2007, 13:02
sanırım anlatılmak istenen bu kadar anlatılandan sonra sen hala allaha inanmıyosan ahmaksın!,,, demek istenmiş ki bencede haklı. saygılar.

Labrys
17.08.2007, 13:04
bence ayetleri yorumlayacaksak eğer önce bir bütün olarak görmeliyizz surenin tamamının yazılması daha doğru olur....

bu arada ahmak ne demek :D:D



ahmak;Aklını gereği gibi kullanamayan, bön, budala, aptal. demek imiş kaynak;türk dil kurumu... saygılar.

alevi_siyah
17.08.2007, 13:07
ben inanmadığım bişeye yorum yapmıcam burdan zahire sesleniyorum sende olmasan valla zaman gecmez burda bre :D

izmir_35
17.08.2007, 13:16
Allahla böyle dalğa geçilecek konulara yorum yapmak doğrumu zahir senin işin gücün yokmu Allahı ve kuranı diline dolamışsın inanmaya bilirsin ama bu kadarınada pes

alevi_siyah
17.08.2007, 13:19
Allahla böyle dalğa geçilecek konulara yorum yapmak doğrumu zahir senin işin gücün yokmu Allahı ve kuranı diline dolamışsın inanmaya bilirsin ama bu kadarınada pes

bu lafı forumda söliyeceğin en son insan zahir omu inanmıyor :D

izmir_35
17.08.2007, 13:20
gercekden Allaha inansa böyle başlıklar seçmez

alevi_siyah
17.08.2007, 13:22
gercekden Allaha inansa böyle başlıklar seçmez

bence güzel bir başlık allah neden ahmak desin yorumlanmalı bu

Labrys
17.08.2007, 13:24
bence güzel bir başlık allah neden ahmak desin yorumlanmalı bu

valla ben allah olsam (haşa) kendi yarattığım kullarıma istediğim adı veririm kimsede gıkını çıkaramaz çarparım şahsen :) (allahım sen beni affet nebiçim yorum yaptım ya!?!)

izmir_35
17.08.2007, 13:27
kurandan sadece ahmak kelimesini alıp önümüze sunuyor ahmak kelimesi ne amaçla kullanılmış kimlere kullanılmış bence önemli olan o zahirin yaptığı bence biz alevilerin nabzını yoklamak art niyet yani

alevi_siyah
17.08.2007, 13:27
valla ben allah olsam (haşa) kendi yarattığım kullarıma istediğim adı veririm kimsede gıkını çıkaramaz çarparım şahsen :) (allahım sen beni affet nebiçim yorum yaptım ya!?!)

korkma zaten herkes allahtır ne demiş NIETZSCHE [tanırıyı tanrı yapan insanların düşünceleri biz olmasak onlarda olmaz]

Labrys
17.08.2007, 13:28
korkma zaten herkes allahtır ne demiş NIETZSCHE [tanırıyı tanrı yapan insanların düşünceleri biz olmasak onlarda olmaz]

yada o olmasa biz olmazdık ;) saygılar...(gene tavuk yumurta ilişkisi) :)

Labrys
17.08.2007, 13:35
arkadaşlarr ALLAH(c.c) LA İLGİLİ DALGA GEÇMEYİN SİZİ YARADAN O'DUR YOK ZAHİREMİŞ BİLMEM NEMİŞ BU TİP VE TÜR İNSANLAR SADECE GÖSTERİŞ AMAÇLI HANİ Bİ FARKLILIK OLSUN İMAJI YARATMAK İSTEYEN TİPLER...ATAİST GÖRÜNTÜSÜ VEREN SIKIŞTIMI ALLAHTAN BAŞKA KİMSEYE SIĞINAMAYAN İNSANLAR...DİLERİMKİ ZOR ANINIZDA ALLAH YANINIZDA OLAMİCAK KADAR UZAKTA OLSUN OZAMAN ANLARSIN ALLAH MI BİR YOKSA KULMU ...:@

:hopala :hopala :hopala :hopala :hopala :hopala :hopala :hopala :hopala

alevi_siyah
17.08.2007, 13:36
arkadaşlarr ALLAH(c.c) LA İLGİLİ DALGA GEÇMEYİN SİZİ YARADAN O'DUR YOK ZAHİREMİŞ BİLMEM NEMİŞ BU TİP VE TÜR İNSANLAR SADECE GÖSTERİŞ AMAÇLI HANİ Bİ FARKLILIK OLSUN İMAJI YARATMAK İSTEYEN TİPLER...ATAİST GÖRÜNTÜSÜ VEREN SIKIŞTIMI ALLAHTAN BAŞKA KİMSEYE SIĞINAMAYAN İNSANLAR...DİLERİMKİ ZOR ANINIZDA ALLAH YANINIZDA OLAMİCAK KADAR UZAKTA OLSUN OZAMAN ANLARSIN ALLAH MI BİR YOKSA KULMU ...:@

bence tanımadığın insanları suçlama bu şekilde

aytek
17.08.2007, 14:28
Bnece artık sn zahir Kurandan başka kitaplarda okumalı...
Kitabın altından girdi üstünden çıktı, bizde peşinden...
Saygılar

CaNCa
17.08.2007, 14:37
arkadaşlar ortada allaha(yaradana) laf atan yok, kuranı kerimde geçen çelişik bir kelime üzerine zahir vurgu yapmak istemiş. allaha hakaret veya olumsuz bir söylem olarak algılamak için içeriğe bakmadan sırf başlığı okuyarak yorum yapılmış olunsa gerek. sanırım zahir'in daha önceden bu anlamda bir çok yazılarını okuyan kişiler, zaten böyle bir ithamda bulunmazdı.

fakat bu vurguyu yaparken sadece o cümleyi değil, o cümlenin geçtiği ayetin tamamını verse daha anlaşılır olurdu diye düşünüyorum. ki devamında bazı arkadaşlar belirtmişler..

bu ahmak sözcüğünün geçtiği ayet ve benzeri bir çok çelişik unsur, yaradanın kullarına hiç bir şekilde betimleme unsuru kullanamayacağını düşünebilecek 'kaba' veya 'ters' bazı ifadeler mevcut. bu genel bir yargıdan çok, spesifikleştirilmiş bazı kişisel yorumlarında katkısı olduğu şüphesi veriyor. kuran değişmemiştir, özdür, vahiy kitaplarının son serisidir iddiasında olanların da dikkatinde olunması gerekir diye düşünüyorum.

Labrys
17.08.2007, 15:03
Bnece artık sn zahir Kurandan başka kitaplarda okumalı...
Kitabın altından girdi üstünden çıktı, bizde peşinden...
Saygılar

bu kadar kalın kitabı madem okuyorum ,forumda okusun ulan edalarıylamı giriyo olaya bende anlamış deilim! bencede başka bi kitaba geçmeli. lütfen bu kitap incil ve tevrat olmasın acı bize zahir...:scared: :scared: :scared:

KızıLSakaL
18.08.2007, 03:33
arkadaşlarr ALLAH(c.c) LA İLGİLİ DALGA GEÇMEYİN SİZİ YARADAN O'DUR YOK ZAHİREMİŞ BİLMEM NEMİŞ BU TİP VE TÜR İNSANLAR SADECE GÖSTERİŞ AMAÇLI HANİ Bİ FARKLILIK OLSUN İMAJI YARATMAK İSTEYEN TİPLER...ATAİST GÖRÜNTÜSÜ VEREN SIKIŞTIMI ALLAHTAN BAŞKA KİMSEYE SIĞINAMAYAN İNSANLAR...DİLERİMKİ ZOR ANINIZDA ALLAH YANINIZDA OLAMİCAK KADAR UZAKTA OLSUN OZAMAN ANLARSIN ALLAH MI BİR YOKSA KULMU ...:@

sanırım zahir abinin yazdıklarını okumadan attın bu mesajı ? çünkü onun ateist olmadığ attığı msjlardan açıkça belli oluyor.... belkide deist tir ? ayrıça inaçla bi insan nasıl bir imaj yaratabilir ben anlayamadımm ??

PirO_62
18.08.2007, 15:16
arkadaşlarr ALLAH(c.c) LA İLGİLİ DALGA GEÇMEYİN SİZİ YARADAN O'DUR YOK ZAHİREMİŞ BİLMEM NEMİŞ BU TİP VE TÜR İNSANLAR SADECE GÖSTERİŞ AMAÇLI HANİ Bİ FARKLILIK OLSUN İMAJI YARATMAK İSTEYEN TİPLER...ATAİST GÖRÜNTÜSÜ VEREN SIKIŞTIMI ALLAHTAN BAŞKA KİMSEYE SIĞINAMAYAN İNSANLAR...DİLERİMKİ ZOR ANINIZDA ALLAH YANINIZDA OLAMİCAK KADAR UZAKTA OLSUN OZAMAN ANLARSIN ALLAH MI BİR YOKSA KULMU ...:@

bu konuda feriştahı gelse tanımam allaha laf etcek adamı tanısam kaç yazar gösteriş meraklısı tipler :@

zihirin avukatlarıda zahir 2 misalii bozacının şaidi şıracı hesaaaabı keyfine bak janım:001_tongu senin gibileri taksak işimiz war:lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol:


Daha Seviyeli Ve Kaliteli Mesajlar Yazmanı Öneririm. Kabadayı Gibi Yazmışsın Yakışmamış. Eğer Saygı Bekliyorsan Sende Saygılı Olmalısın.

Kimse Kimsenin Avukatlığını Yapmıyor. Kendi Görüşünü Belirtmiş nebilimben nickli üye.

Ve Forum Kurallarını Okuman Gerekli. Forumda Tamamiyle Büyük Yazmak Yasaktır.


İyi Forumlar.

readme
18.08.2007, 15:29
Bu ayette bence bu sözler ALLAH'ın bizlere söylediği sözler değil.Tamamen ikinci bir kişi tarafından aktarıldığı kanısındayım.Çünkü aşağıdada belirtildiği gibi..

56-) Buda önceki uyaricilardan bir uyaridir.
57-) yaklasmakta olan (kiyamet iyice) yaklasti.
58-) Onu Allah`tan baska acacak kimse yoktur.
59-) Simdi siz gaflet icinde eglenerek bu sözemi (kur-an`a mi)
60-) Sasiyorsunuz, gülüyorsunuz da aglamiyorsunuz?

61-)Ve siz ahmaksiniz.....

62-)Haydi Allah`a secde edin ve kulluk edin.....

...bu sözlerin tamamen ikinci bir kişi tarafından orda bulunan insanlara itaf edilmiş olduğunu düşünüyorum.

gerceği bu; ikinci kişi söylüyor zaten. o aradaki logistik aracta vahiydir. direk allah konuşmuyor yani. meaj iletiyor peygamberi aracılığıyla. bu durum bazan; ruya ile, bazan çıngırak, değişik sesler, bitkilerin konuşması ve cebrailin insan (dihyetul kalp) şekline bürünmesi ile oluyor.

senin bilinç altının bir düzeyinde kastettiğin hz muhammedin kitap halinde yazdığı sözler değilir bunlar. bir bütün olarak incelersen kuranı böyle olduğuna dair hiç bir emare bulamasın. zira gerisi kuşkun ve şüphendir.

kengerly h.ali
18.08.2007, 15:46
konuyu acan arkadas aynı bır magazıncı gıbı dawranmıs.malzeme olabılecek sozu alıp buraya koymus.ama ayetın genelıne baktıgımızda hıc de yanlıs weya yadırganacak bısey yok.cok ayıp......

erkan2434
18.08.2007, 16:03
Ayetlerin meali:

1- Parça parça inmiş ayetler kanıttır ki,

rabbimiz bize ayetler göndermiştir.günümüzde bi çoğu değissede insanlar işine geleni dikkate almışlardır ve bir çok ayrımlar oluşmuştur

2-Arkadaşınız sapmadı, azmadı.



3-O, hevadan konuşmuyor.

4-O, kendisine vahyedilen vahyden başka bir şey değildir.

5-Onu, O’na müthiş kuvvetleri olan öğretti.

6-O üstün akıl sahibi. Ki istiva etmiştir O.

7-Ve O en yüksek ufukta idi.

8-Sonra yaklaştı ve hemen sarktı.

9-İki yay uzunluğu kadar, yahut daha az kalıverdi.

10-Hemen de kuluna vahyettiğini vahyetti.

11-Gönül, gördüğünü yalanlamadı.

12-Onun gördüğü şeyden kuşku mu duyuyorsunuz?


onu görsek,onu duysak,onunla konuşsak
belki bi gün o günü bu dünyada görmesekte.....

13-Andolsun onu, başka bir inişte daha gördü.

14-Son sidrenin yanında.

15-Ki onun yanında oturulan bahçe vardır.

16-O zaman sidreyi kaplayan kaplıyordu.

17-Göz şaşmadı ve azmadı.

18-Andolsun, Rabbinin ayetlerinin en büyüğünü gördü.”

19.Buna rağmen, gördünüz mü Lat ve Uzza'yı,

20.Ve diğer üçüncüsü olan Menat'ı.

21.Sizin için erkek onun için dişi mi?

22.İşte bu, bu şekilde olursa, eksik bir bölüştürmedir.

23.Bunlar, Allah, onlar hakkında bir kanıt indirmediği halde sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka şeyler değildir. Onlar, sadece sanıya, bir de nefislerinin hoşlandığı şeylere uyuyorlar. Andolsun, onlara Rablerinden hidayet geldi!

24.Yoksa insan için, her özleyip hayal ettiği mi var?

ne özlemlerimiz ne hayallerimiz var

25.Son da ilk de/ahiret de dünya da Allah'ındır.

ahiret de dünyada senindir hiç bi kuşkumuz yok ama bazen kendimi bi koyun gibi hissediyorum

26.Ve göklerde nice melekler var ki, Allah'ın, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için izin vermesinden sonraki durum hariç şefaatları hiçbir işe yaramaz.



27.O ahirete inanmayanlar, melekleri mutlaka dişilerin isimlendirilmesiyle isimlendiriyorlar.


28.Halbuki onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Onlar yalnızca sanıya uyuyorlar. Sanı ise haktan hiçbir şey kazandırmaz.

bi gün bu uykudan uyanacaklar o zaman...


29.Bizim Zikrimiz'den/Kur'an'dan geri duran ve iğreti dünya hayatından başka birşey istemeyen kimseden, hemen yüz çevir.

biz yaratılanı sevdik yaratan dan dolayı
hayatı kimseye zehir edemeyiz
inanada inanmıyanada gönlümüz açık
yeterki kahpe ihanetler olmaya


30.Onların, ilimden ulaşacakları şey iste budur. Kuskusuz, senin Rabbin, yolundan sapmış olanı başkalarından daha iyi bilendir, hidayet üzere olanı da başkalarından daha iyi bilendir.

rabbim senin varlığından , hidayetinden hiç bi kuşkumuz yok sapmış olana bu divane gönül neyler aşk-I MUHABBET 'ten başka
inanan da senindir inanmayanda


31.Göklerde ne var yerde ne varsa - yaptıklarıyla kötülük sergileyenleri cezalandırması, güzel davranıp güzel düşünenleri de güzellikle ödüllendirmesi için - Allah'ındır.

Yunus’a göre aşk yalnız Allah’a yönelmektir.

“Cennet Cennet dedikleri,

Birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene ver onları

Bana seni gerek seni..”


bizi ne cennetin için ne cehennemin için


32.Onlar ki, bazı küçük sürçmeler hariç, günahın büyüklerinden ve iğrençliklerden çekinip kaçınırlar. Hiç kuskusuz, senin Rabbin bağışlaması geniş olandır. Sizi, sizi topraktan oluşturduğu zaman hem de annelerinizin karnında ceninler halinde bulunduğunuz zaman en iyi bilen O'dur:. O halde nefislerinizi temize çıkarmayın. İttika eden kimseyi O daha iyi bilir.

33.Peki, o yüz geri dönen kişiyi gördün mü;

34.Azıcık verdi ve inatla sıkıca tuttu.

35.Gaybın bilgisi onun yanında mı da o da onu görüyor!

36.Ya da haberlenmedi mi Musa'nın sayfalarındakiler ile?

37.Ve de, o çok vefalı İbrahim'in sayfalarındakiler ile.

38.Gerçek su ki, hiçbir günahkar bir başka günahkarın günahını çekmez.

kimse kimsenin günahı çekmiyecekse bu çekişme neden

39.Gerçek su ki, insan için çalışıp didindiğinden başka şey yoktur.

40.Ve onun çalışıp didinmesi yakında görülecektir.

41.Sonra karşılığı kendisine hiç eksiksiz verilecektir.

42.Hiç kuskusuz, son varış yalnızca Rabbinedir.

43.Hiç kuskusuz, güldüren O'dur, ağlatan da..
,
gidenin arkasından bizi güldürdünde ağlattında işte ozayıf noktamız sen olmasan inancın olmasa çüzüntüden çatlardık herhalde

. 44.Hiç kuskusuz, öldüren O'dur, dirilten de...

45.Hiç kuskusuz, iki çifti; erkeği ve dişiyi yaratan O'dur;

46.Kader olarak yazıldığı zaman bir nutfeden/spermden...

47.Hiç kuskusuz, öteki yaratılış da sadece O'nun işidir.

48.Hiç kuskusuz, zenginlik veren de O'dur, nimete boğan da...

49.Hiç kuskusuz, Şi'ra’nın Rabbi de O'dur.

50.Hiç kuskusuz, daha önceden gelmiş olan Ad'ı helak etti.

51.Semud'u da. Böylece geriye bir şey bırakmadı.

52.Daha önce de Nuh kavmini. Şüphesiz onlar, evet onlar daha çok zulmeden, daha çok azan kimselerdi.

53.Altı üstüne gelmiş kentleri de yere O geçirdi.

54. Orayı kaplayan kaplayıverdi.

55.Peki, Rabbinin nimetlerinden hangisinde kuşkuya düşüyorsun?

hiç bi kuşkum yoktur ama bize verip aldığın bu hayat

56.İşte bu ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.

57.Yaklaşacak olan yaklaştı.

58.Onu Allah’ın astlarından kaldıracak yok.

59.Peki, şimdi siz bu sözden mi hayrete düşüyorsunuz?

60.Ve gülüyorsunuz, ağlamıyorsunuz.

61.Ve siz, ahmaksınız!.

bizim yapabilceğimiz ne kaldıki bu devirde dünyayı öyle bi hale getirmişlerki su bile kalmadı

62.Haydiyin Allah için secde edin, ve kulluk edin!

erkan2434
18.08.2007, 16:07
..........................

erkan2434
18.08.2007, 16:09
2-4. ayetler:

“Arkadaşınız sapmadı, azmadı.

Ve O hevadan konuşmuyor.

O, kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.”

Aralarında yıllarca onlardan birisi, saygın bir hayat süren Muhammed birden onlardan farklılaşıyor. Toplumsal faaliyetlere girişiyor. Onun bu sosyal girişimlerine Mekke’nin ileri gelenleri engel oluyorlar. Bundan sonra Muhammed Allah tarafından peygamberlikle görevlendiriliyor. Muhammed bir müddet içine kapanıyor(müzzmmil). Bu arada gelen vahylerle eğitilip yetiştiriliyor. Daha sonra da hazır olduğu bildirilip topluma karşı dikilmesi emrediliyor (müddessir). Gelen vahylerle onları uyarmaya ve onları hakka yönlendirmeye çalışıyor. Mekke’nin ileri gelenleri de boş durmuyor: “Muhammed sapıttı, azdı, delirdi yada hevasından; çıkarlarına yönelik menfaat sağlamak için, bizi sömürmek için bu numaraları yapıyor, bunları kendisi uyduruyor” diyorlardı. Bu ayetlerde onların iddiaları redddiliyor. Ve Muhammed’in deli olmadığı sapıtmadığı, çıkarı için konuşmadığı, şimdiye kadar inmiş ayetler içinde Muhammed’in çıkarına, kuruntularına yönelik hiçbir ayet bulunmadığı kısacası dediklerinin Allah tarafından vahyedilmiş şeyler olduğu vurgulanıyor. Ve şimdiye kadar inmiş olan ayet grupları buna kanıt gösteriliyor. Ve onları Muhammed’in uyduramayacağı ileri sürülüyor.

Kafirlerin bu tarz iddiaları zaman zaman ortaya atılmıştır. Rabbimiz de onlara meydan okumuş, hodri meydan “Muhammed uyduruyorsa siz de böyle bir şey uydurun. Hatta tüm ediplerinizi bir araya getirin” demiştir. Şu örnekleri Kur’an’da görürüz.

Tur suresi ayet 33, 34:

“Yoksa, onu kendi uydurdu mu diyorlar? Hayır, ama inanmak istemiyorlar.

Peki, onun gibi bir sözü meydana getirsinler, eğer doğruysalar.”

Hud suresi ayet 13:

“Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Öyleyse benzeri, on sure meydana getirin: Allah’ın astlarından çağırabileceklerinizi de çağırın. Eğer doğru iseniz.”

Yunus suresi ayet 38:

“Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Öyleyse benzeri, bir sure meydana getirin: Allah’ın astlarından çağırabileceklerinizi de çağırın. Eğer doğru iseniz.””

İsra suresi ayet 88:

“De ki: “ins ve cinn, bu Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler ve birbirlerine yardımcı olsalar, yine de, onun benzerini, kesinlikle ortaya koyamazlar.”

Bakara suresi ayet 23:

“Ve eğer kulumuza indirdiğimizden kuşku duyuyorsanız, haydi onun gibi bir sure getirin ve Allah’ın astlarından tüm tanıdıklarınızı da çağırın. Eğer doğru iseniz.”

O günden bu güne bu meydan okuyuş devam etmektedir. Tabii insanların aczi de devam ediyor. Beşer tarafından Kur’an gibi bir kitap oluşturulamamıştır. Niçin oluşturulamamaktadır bu konuyla ilgili Müddessir suresindeki 19 açıklamasını da gözden geçiriniz.

Ayrıca inen ayetlerde kafirlerin en gizli planları, kalplerinden geçenler bile deşifre edilip Peygamber uyarılmaktadır. Peygamberin karşıtlarının gizli planlarını (ki buna akıllarından geçenler de dahildir) bilmesi haber vermesi mümkün değildir. Öyleyse bu gizli planları ve sinsi düşünceleri ona Allah bildirmektedir. Bu yönüyle de inen ayet grupları, Peygamberin tebliğ ettiklerinin haber verdiklerinin kendi hevasının ürünü olmayıp vahy olduğunun kanıtıdır.

Cinn suresinde bahsedilen olayların ve Tahrim suresinin başında konu edilen olaylar da bu hususta örnektir.

5, 6. ayetler:

“Onu O’na, müthiş kuvvetleri olan öğretti.

Üstün akıl sahibi. Ki O istiva etti/doğrulup dikildi/egemenlik kurdu/yerleşti.”

Kur’an’ı öğreten kim?

Muhammedi göğe Allah’ın yanına çıkarmaya karar vermiş olan zihniyet bu ayetleri de çarpıtmıştır. Allah’a ait olan nitelikleri Cebrail’e yakıştırmışlardır. Gördüğünüz gibi 5 ile 6. ayette Kur’an’ı/vahyi kimin öğrettiği isimle değil sıfatlarıyla açıklanıyor. Rivayetçiler bu sıfatları Cebrail’e vermişler. Ama 10. ayette Muhammed’in Cebrail’e kul olması anlamı ortaya çıkınca işin içinden çıkamamışlar, tevil yapacağız diye bataklıkta çırpınırken boğulmuşlardır. Binbir safsata uydurmuşlardır.

Evet Kur’an’ı öğreten kim? Hemen bakalım:

Rahman suresi ayet 1, 2:

“Rahman/çok merhametli olan

Kur’an’ı öğretti.”

Görüyorsunuz ki Kur’an’ı öğreten Cebrail değil Rahman’dır yani Allah’tır.

Şimdi de yukarıdaki üç sıfatı açıklayalım. Müthiş güçlü olan kim?

Ayette geçen “şedidül quvâ/kuvvetleri çok güçlü olan”, ifadesi “qadir” sözcüğünün başka türlü ifadesidir. Yani çok güçlü olan anlamındadır. Bu ifadeyi “Kuvvet” kökünden anlatmak istersek mübalağa ismifail kalıbıyla “Kaviyyün” olarak söyleriz. “Kaviyyün” sözcüğü de zaten Allah’ın sıfatlarından birisidir. Kur’an’da dokuz kez yer alır. Bunun birini sunalım:

Enfal suresi ayet 52:

“Allah Kavî’dir/çok güçlüdür, azabı çok şiddetli yapandır.”

Diğerleri ise Hud suresi ayet 66; Hacc suresi ayet 40, 74; Mü’min suresi ayet 22; Şura suresi ayet 19; Hadid suresi ayet 25; Mücadele suresi ayet 21; Ahzab suresi ayet 25’dir.

Ayetteki “zümirre/üstün akıl sahibi” ifadesi de Allah’ın Rabb/ ve mukaddir/her şeyin en inceden inceye hesabını yapan olduğunun beyanıdır. Bu sözcük bu ayetten başka bir yerde yer almaz.

Gelelim istiva’ya. İstiva eden kim? Tabii ki O da Allah.

Şimdi de nedir bu istiva etmek/dikilmek. Onu açalım.

“İstiva” Allah’ın sıfatlarındandır. Meleğin ve kulların sıfatı değildir. Müteşabih, mecaz olarak kullanılıyor. Halbuki Müteşabih ifadelerin anlaşılmasını zamana bıraksak ne kadar güzel olur. Zaman içinde ilimde rasih olacaklar yani yetişecek uzmanlar o ayetleri anlayacaklar. Müteşabih ayetleri peygamberler dahi anlamamış olabilir. Allah Teâla Al-i İmran suresinin yedinci ve Zümer suresinin yirmi üçüncü ayetinde Kur’an ayetlerinin bir bölümünün müteşasbih ayetler olduğunu açıklar. Eğer bu göz ardı edilirse her ayet, her ifade zahiri, lafzi ve hakikat anlamlarıyla dikkate alınırsa bu, Kur’an’ın ruhuna aykırı davranış olur. “Allah’ın gelmesi, inmesi, yaklaşması. Arş üzerine istivası, gökte olması, eli olması, yüksek, açık ufukta olması, Adem ve İblis ile birebir diyaloğu, hatta görmesi , işitmesi ...) bunlara örnektir.

İstiva, mecazen, “egemenlik kurdu, kontrolu altına aldı” demektir. Müteşabih ifadelerin çoğu o günkü Arapların kabullerinin aynısıdır ki onlara kendi kabulleriyle, kendi anlayışlarıyla anlatılmak istenmiştir.

(Müteşabih kavramı bünyesinde Kur’an’da “İstiva etti” den başka, şu ifadelere dikkat edin: “Gökte olan, Tahtta oturan, Tahtını sekiz meleğin çektiği kral, vs.) “İstiva”, Kur’an’da Ta Ha suresi ayet 5, A’raf suresi ayet 54, Yunus suresi ayet 3, Ra’d suresi ayet 2, Furkan suresi ayet 59, Secde suresi ayet 4, geçmektedir. Biz bunlardan üçünün orijinal ve mealini sunalım.

A’raf suresi ayet 54:

“Rabbiniz o Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmış sonra da Arş üzerinde istiva etmiştir/egemenlik kurmuştur. Geceyi gündüze bürüyüp örter. O bunu, bu da onu aralıksız ve titiz bir biçimde kovalar durur. Güneş, Ay, yıldızlar O’nun emrine boyun eğmiş. Gözünüzü açın; yaratış da onundur, emir veriş de. Alemlerin Rabbi olan Allah çok yücedir.”

Ta Ha suresi ayet 5:

Rahman, Arş üzerine istiva etmiştir/egemenlik kurmuştur.“”

Bakara Suresi ayet 29 :

“Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan, sonra semaya istiva edip/egemenlik kurup yedi göğü sapasağlam yapan o’dur. O her şeyi hakkıyla bilicidir.”

Gördüğünüz gibi bu ayetlerde müteşabih anlatımla Allah’ın gücü ve kuvveti anlatılmaktadır. Konumuz olan ayette ise İcaz (edebi bir sanat) yapılıp yukarıdaki ayetlere işaret edilmektedir.

7-10. ayetler:

“Ve O, en yüksek ufukta idi.

Sonra yaklaştı, ve hemen sarktı.

İki yay uzunluğu kadar, yahut daha az kaldı.

Hemen de kuluna vahyettiğini vahyetti.”

Bu ayetler Allah’ın Muhammed’e nasıl vahyettiğini sahneliyor, kompozisyonunu çiziyor. Heyecanlı bir sahne sergileniyor. Buradaki ayetlerin özneleri müteşabih ayetleri, mecazları anlamayan zihniyet tarafından çarpıtılmış, Cebrail yapılmıştır. Yani orada Hz. Muhammed cebrail ile karşılaştırılmış, birbirine yaklaşmışlar, Hz Muhammed Cebraile KUL olmuş. O da ona vahyedeceğini vahyetmiştir.! (Haşa)

Meselenin iyi kavranabilmesi için vahy ile ilgili kısa bir açıklama sunalım:

VAHY

Sözlük anlamı:

“vahy” sözcüğünün “vaz’ anlamı (ilk konuşu, türetilişi), “gizlice bilgilendirmek” demektir.

Bu anlam çerçevesinde “Gizli konuşma, işaret etme, emretme, ilham etme, ima etme, fısıldama, mektup yazma, elçi gönderme” anlamlarında kullanılır olmuştur.

Terim olarak vahy: “Yüce Allah'ın vasıtasız olarak veya değişik vasıtalarla emirlerini, hükümlerini gizlice ve süratlice peygamberlerine bildirmesi” demektir.

"Vahiy" kelimesinin sözcük anlamıyla kullanılışını Kur’an’da iki şekilde görüyoruz.

Birincisi, Allah ile ilgili olanlardır. Ki bunlar şunlardır:

Fusılet suresi ayet 12:

“… ve her göğün işini kendisine vahyetti”

Zilzal suresi ayet 5:

“Çünkü Rabbin kendisine vahyetmiştir”

Nahl suresi ayet 68:

“Ve Rabbin bal arısına “dağlarda, ağaçlarda ve kovanlarda evler/yuvalar edinmesini vahyetti.”

Enfal suresi ayet 12:

“Ve Rabbin meleklere vahyediyordu, “ben sizinle birlikteyim inananları destekleyin. ……..”

Bu ayetlerde geçen "vahiy" kelimesi de “emir ve bir işi yaptırma” anlamında kullanılmıştır.

Maide suresi ayet 111:

“Ve hani havarilere: “Bana Resûlüme iman edin, diye vahyetmiştim de onlar, “inandık, ve bizim gerçekten teslim olduğumuza tanık ol” demişlerdi.”

Bu ayette zikredilen "vahiy" kelimesi “ima etme, ilham” manalarını ifade etmektedir.

Kasas suresi ayet 7:

“Musa'nın anasına: Onu emzir. Eğer onun için korkarsan onu denize bırakıver, korkma ve mahzun olma. Çünkü biz onu geri vereceğiz ve kendisini peygamber yapacağız" diye vahyetik.”

Bu ayette geçen "vahiy" kelimesi “ilham ve rüya” anlamlarında kullanılmıştır.

İkincisi Allah ile ilgili olmayanlardır. Bunlar da şunlardır:

Meryem suresi ayet 11:

“O (Zekeriyya), bunun üzerine mihraptan kavminin karşısına çıkıp sabah akşam rablerini tesbih etmelerini vahyetti.”

Bu ayette vahiy kelimesi sözlük anlamı itibariyle “ima etmek, işaret etmek” anlamında kullanılmıştır;

En’am suresi ayet 112:

“ Böylece Biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Onlar birbirlerini aldatmak için süslü ve yaldızlı sözler vahyederler. ….”

Bu ayette şeytanların birbirlerine vahyetmesi; sözlük anlamı itibariyle “fısıldama, gizli konuşma” anlamlarında kullanılmıştır.

En’am suresi ayet 121:

“….. Ve gerçekten şeytanlar dostlarına sizinle mücadele etmeleri için vahyederler. …”

Bu ayetteki "vahiy" kelimesi “teşvik etme, telkin etme, söyleme” anlamlarında kullanılmıştır:

Bu saydıklarımızın dışındaki ayetlerde (68 yerde) ise terim anlamında kullanılmıştır.

Bizim burada üzerinde durduğumuz, tefsirini yapmaya çalıştığımız vahy ise terim anlamıyla olan vahydir. Altmış sekiz ayetin tümünde de görüyoruz ki terim anlamıyla vahy sadece Allah’a özgüdür. Ne melek, ne peygamber ne de herhangi bir insan vahyedemez, sadece Allah vahyeder.

Onun için bu ayette kuluna vahyeden Allah’tır, Cebrail değildir........

erkan2434
18.08.2007, 16:11
Ayetteki diğer anlatımlar da o günkü insanların anlayacağı dildendir. “yay boyu”, o zamanki kullanılan bir ölçüdür. O zaman henüz uzunluk ölçüleri gelişmemişti. Uzunluk ölçüleri bu günkü gibi metre; askatları ve üskatlarıyla ifade edilmezdi. O zaman halk uzunluğu, Rumh/mızrak, sevt/deynek arşın, kulaç, boy, isbi’/parmak, hatve/adım, şibr/karış, kulaç, kol/zira, ok atımı, yay boyu ve ellerindeki diğer uzun aletler ile ölçer ve alete göre de isim verirlerdi.Genellikle çiftçiler övendire, avcılar yay gibi ölçekler kullanırlardı. Kısaca o dönemde metre, santimetre, desimetre gibi ölçüler yoktu. Sadece Araplarda mı ? Hayır, tüm dünyada. Modern dünyada da halan “feet” ve “inch” gibi ölçü birimleri kullanılır.

Konumuz olan Necm suresinden evvel de peygambere gelen vahy hakkında Tekvir suresinde kısa bir açıklama verilmişti. Onu da burada hatırlamakta yarar var.

Tekvir suresi ayet 19-25:

“19- kuşkusuz bu, değerli bir elçi sözüdür;
20- güçlü, Arş’ın Sahibi’nin yanında çok itibarlı,
21- itaat edilir, güvenilir.
22- Arkadaşınızı cin çarpmış değildir.
23- Andolsun o, O’nu açık ufukta gördü.
24- O gayb hakkında cimri de değildir.
25- Bu, kovulmuş şeytanın sözü değildir.”

7-10. ayetlerin sergilediği manzara sanki gökten bir cismin (uçan daire veya helikopter gibi) gökten indiği ve sarkıp yaklaştığını çağrıştırıyor. Bu nokta ve Peygambere yapılan vahyin Sidre ağacının perdelenmesi ve de Musa peygambere de bir ağaçtan seslenilmesi (ağaç öğesi) dikkate alınarak incelenmelidir. Bu konuyu araştıranlar bizlerin büyük mucizelerden belki birkaçını daha öğrenmemizi sağlayacaklardır. Büyük bir hizmet olur.

11-13.ayetler:

“Gönül, gördüğünü yalanlamadı.

Siz onun gördüğü şeyden kuşku mu duyuyorsunuz?”

Andolsun onu, başka bir inişte de gördü.

Bu ayetler de ilk vahy anında olanların bir sanı bir rüya, bir hayal, bir halisünasyon olmadığını bu sahnenin iki kerre yaşandığını açıklıyor. Sağduyunun kesinlikle yanılmadığı vurgulanıyor. Bu sahnenin iki kez oluşuna gelince: İlk vahy Alak suresinin 1-2. ayetler( İkra’..., İkinci diğer iniş ise 3-5. ayetler.( İkra..)....

14-15. ayetler:

“Son sidrenin yanında,

Ki onun yanında oturmaya değer bahçe/mesire yeri vardır.”

Bu ayetlerde vahy mahalli açıklanıyor. Bir nevi adres belirtiliyor. Allah’ın sarkması, Yaklaşması ve kuluna vahyetmesi, şu yanında oturmaya değer bahçe olan son sidre ağacının yanında oldu. Geçmiş tefsirciler 14. ayetin başındaki “ınde” mekan zarfını, 12. ayettteki gördü, (başka bir kere daha gördü” ifadesine bağlamak suretiyle pasajın anlamını bozmuşlardır. Halbuki “ınde” mekan zarfının pasajdaki cerayan eden olayların tümüne bağlanması lazımdır. Buna gramer açısından hiçbir sakınca yoktur. Ama Kur’an’a keyfiyyeti secavent yapanlar, (Noktalama işaretleri; nokta , virgül vs. bunları kendi zihniyetlerine göre yapmışlardır. Unutulmamalıdır ki , Kur’an’daki duraklara konulmuş, “Cim, Mim, Tı, Lamelif gibi işaretler Kur’an’dan değildir. Sonradan kurrâlar ve tefsirciler marifetiyle eklenmiştir. Konumuzdaki 13. Ayetin sonunda ki “Lamelif” de bunlardan birisidir. Oraya bu işaret konulmak suretiyle, ayetin anlamının burada bitmediği ayetin 14. ayetiyle tamamlandığı ileri sürülmüştür. Kısaca Nokta virgül mesabesine indirilmiş. Ve pasajın gerçek anlamı bozulmuştur. Sidretül münteha, cennetül me’va (Vadide bir mesire yeri.)

Bu ayette bahsedilen Sidre ağacı, Arabistan kirazı denen bir ağaçtır. Bazıları buna sedr ağacı da diyorlar. Bu O vadide biten bir ağaç türüdür. Bu ağaçlar genellikle sınır aralarında büyütülürdü. Kırsalda yaşayanlar için; çobanlar, çiftçiler, dağcılar için bu tip yerler nirengi noktalarıdır. Onlar kırdaki bayırdaki dağdaki yerleri bu tip belirli mekanlar ile ; taş, kaya, ağaç, pınar gibi yerlerin belirtilmesiyle tarif ederler. O günün toplumunun anlayacağı ifade ve tanımlardır bunlar.

Cennet neresi? Rivayet tefsirleri bunu yedi kat gökten birine farklı farklı, adamına göre yerleştirirler. Kimi de Hz. Muhammed’i Allah’ın yanına çıkarınca bu Ahiretteki cennettir diye sunarlar. Ayete bakan yok, Kur’an’ı takan yok. Gelelim işin gerçeğine.

Cennet sözcüğü ile ilgili biraz açıklama yerinde olacak.

“Cennet” sözcüğü yapı olarak “cenn” kökünden türeme bir isimdir. Sözcüğün esas anlamı “gizlenmek, karanlıkta kaybolmak” demektir. (cinn sözcüğü de bu kökten türemedir.) Bitkilerin dal ve yapraklarıyla örttükleri gölgeledikleri toprak parçalarına da cennet/bostan denilir. Çoğulu “cennat” ve “cinan” şekliyle kullanılır.

Dini terim olarak: “Peygamberlerin davetine uyarak, Allah’tan gelen hak dine inanan, salih ameller işleyen, Allah’tan sakınan kullar için ahırette hazırlanmış olan mutluluk ve mükafat yurdu”dur. Dini terim olarak ifade edilen cennetin ise farklı nitelikleri; içinden nehirlerin akışı, gönlün hoşlandığı her türlü yiyeceğin varlığı, hoş kokulu yiyecekler, bal ve sütten ırmaklar, sınırsız genişlik, emre amade kişiye özel hizmetçiler, ipek atlas giyecekler, altın ve gümüşten kaplar vs. ile birlikte bunları kimin hak ettiği ve bunlara kimin kavuşacağı hep açıklanır. Aslında, Kur’an’da bunların birer sembol, örnek olduğu da vurgulanır.( Ra’d suresi 35, İsra suresi ayet 60, Muhammed suresi ayet 15, İnsan suresi ayet 16. Asıllarının daha muhteşem olduğu ima edilir.)

Ahiretteki mutluluk yurduna “cennet” adı verilmesinin nedeni ağaçlarının ve gölgelerinin çokluğundan ötürüdür.

Arapça’nın dışındaki dillerde ve İslam dininden başka dinlerde de cennet inancı vardır. Konunun bu yönü ansiklopedilerde ve diğer dinsel kitaplardan bakılabilir. Biz “cennet” sözcüğünün halk inançlarındaki şeklini bırakıp Kur’an’daki kullanımını gözler önüne getirip konumuzun açığa kavuşmasını sağlayacağız.

Cennet sözcüğü Kur’an’da sadece dini terim olarak kullanılmaz. Sözcük anlamıyla da kullanılır. Hatta Âdem As. İle ilgili cennet, tamamen sözcük anlamındaki cennettir. Yani âdem As. Bu dünyada yeşili bol, bitkili ağaçlı bir yerde yaratıldı, sonra oradan çöle indirildi. Âdem’in cenneti dini terim olarak açıkladığımız cennet değildir. Sözcük anlamındaki cennettir. Ayrıca:

Bakara suresi ayet 265.

“Allah’ın rızasını kazanmak ve öz benliklerindekini kökleştirmek için infakta bulunanlara gelince, onların durumu kendisine bol yağmur isabet edip de ürününü iki kat veren bir cennetin/bahçenin durumuna benzer. Böyle bir bahçeye bol yağmur düşmese de bir çisinti, bir nem bile yetişir. Allah yapmakta olduklarınızı tam bir biçimde görmektedir.”

Kalem suresi ayet 17:

“Haberiniz olsun ki, Biz onlara belâ vermişizdir/ kesinlikle belâ vereceğiz, (tıpkı) o cennet/çiftlik sahiplerine belâ verdiğimiz gibi. Hani onlar, sabah olunca mutlaka onu devşireceklerine yemin etmişlerdi.”

Gelelim konumuza. Bu ayetin siyak ve sibakından bu Cennetülme’va’nın (bahçekonak) ahirette vadedilen dini terim cennet olmadığı yeryüzündeki belli bir coğrafi nokta olduğu anlaşılıyor. Yani sözlük anlamında kullanılmıştır. Yüzyıllardır rivayetçilerin etkisinde kalmış din adamları ise bu cenneti nereye yerleştireceklerini becerememişlerdir. Rivayet tefsirlerinde kimi göğün ikinci katına, kimi üçüncü katına kimi beşinci katına ... kimi yedinci katına kimisi de Allah’ın yanına, kimi ahirete, öbür dünyaya yerleştirmişler. Cesaretle sözlük anlamını kullanıp gerçeği haykıramamışlardır. Konuyu bu ayetle özetliyoruz ki ifade edilen: “Allah’ın yeryüzüne inmesi, yaklaşması ve kuluna vahyetmesi yanında cennet-ül me’va (bahçekonak) bulunan son sidre ağacının yanında oldu.” demektir. İlk vahyin mahallini bildirmektedir adres vermektedir.

O günün Mekkelileri bu bahçekonağı, oradaki sidre ağaçlarını ve en yukarıda, en son sidre ağacını biliyorlardı. O gün içlerinden hiç biri bu neresidir, bu ağaçlar da neyimiş demedi. Hiç kimse bu anlatılanlar ile ilgili bunun miraç olduğunu, peygamberlerinin göğe çıktığını orada Allah veya cebrail ile sohbet ettiğini ileri sürmedi. Bu ayetleri çarpıtmadı. Bu günkü anlayış Peygamberden 90-100 yıl sonra rivayetçilerin ve iktidara yaranmak için, iktidarı meşrulaştırmak için art niyetle yapılmış şeylerdir.

16- Ayet:

“o zaman sidreyi kaplayan kaplıyordu.

14, 15. ayetlerde ilk vahyin mahalleri belirtilmişti. Şimdi 16. ayette ise vahy anı belirtiliyor: “O zaman, sidreyi kaplayan kaplıyordu.”

Burada önce şu gerçeği bildirelim. Yüzde doksan piyasadaki meal ve tefsirlerde, ayeti celilenin başındaki “iz” edatı ihmal edilmiştir. Meal ve tefsirlerinde bu edatın karşılığını göremezsiniz. İnanç ve kabulleri doğrultusunda bir meal çıkarmak için böyle yapmışlardır. Öyle yapmasalardı eklemeleri, parantezleri de işe yaramazdı.

Sidre ağacında belki de bizlerin hafsalasının almadığı, insan lisanına da sığmayacak tecelliler gerçekleşti ki Allah bunların tafsilatını bize aktarmıyor. Bize düşen hakkında bilgi ve belge verilmeyen şeylerin arkasına düşmemek ve “Allah’ım senin verdiğin bilginin dışında bilgimiz yok.” demektir. Ancak burada Şura suresinin 51. ayetini göz önüne getirmemizde yarar olacak. Ki bu ayette Yüce Allah kullarına; bir beşer ile nasıl konuşacağını bildirir. Dikkat edelim.

Şura suresi ayet 51:

“Bir beşer için Allah’ın kendisiyle konuşması olacak şey değildir. Ancak, bir vahy ile veya perde arkasından yahut bir elçi gönderip de izniyle dilediğine vahyetsin. Muhakkak O, Aliyy’dir Hakîm’dir.”

Bu ayeti celilenin ışığında “sidre ağacını kaplayanın kaplaması” ifadesini bir perdenin oluştuğunu ve Allah’ın “o perdenin arkasından” konuştuğunu/vahyettiğini rahatlıkla anlarız. Musa peygambere perde, ağaç ve ateş olmuştu. Hz. Muhammed’e ise vahy anındaki perdenin mahiyeti bildirilmemiştir. (Ma-i mevsul (şey) olarak kalmıştır.)

Rivayet kitaplarındaki “Sidreyi/kiraz ağacını “ateş kaplamıştı, nur kaplamıştı, altın-gümüş-mücevher kaplamıştı, kelebek kaplamıştı, arı kaplamıştı, melek kaplamıştı. Ağacın yaprakları fil kulağı, meyveleri de küp gibiydi, bu ağaç Arş-ı A’la’daydı, cennetteydi” gibi rivayetler, Kur’an dışı hayali ve art niyetli ciddiyetten uzak söylentilerdir.

Necm suresinin bu ayetlerinden ortaya bir gerçek çıkıyor ki Musa As.’a ilk vahyin gelişi ile Hz. Muhammed’e ilk vahy geliş anı birbirine benziyor. Kıyaslayınız.

Kasas suresi ayet 30.

“.. Oraya vardığında o bereketli toprak parçasındaki vadinin sağ tarafından, bir ağaçtan şöyle seslenildi: “Ey Musa! Âlemlerin Rabbi Allah benim, ben!””

Taha suresi ayet 9-15:

“Ulaştı mı sana Musa’nın haberi?

Hani bir ateş görmüştü de ailesine şöyle demişti: “Bekleyin! Gözüme bir ateş ilişti. Olabilir ki, ondan size bir kor parçası getiririm, yahut onun üzerinde bir kılavuz bulurum.”

Onun yanına geldiğinde kendisine “Musa!” diye seslenildi.

Benim ben, senin Rabbin. Hadi pabuçlarını çıkar, sen kutsal vadide, Tuva’dasın.

Ve ben seni seçtim; O halde vahyedilecek olanı dinle..........

erkan2434
18.08.2007, 16:12
Hiç kuşkulanma ki, ben Allah’ım. İlah yoktur benden başka. O halde bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.

Kuşku duyma ki o saat gelecektir. Onu neredeyse gizleyeceğim ki, her kimse gayretinin karşılığını elde etsin.”

Ve bu ayetlerin devamında da vahyin devamı açıklanıyor. Konunun tamamını öğrenmek isteyenler oralardan baksınlar. Biz vahy anı ve yerini, şeklini açıkladık. Vahyin tamamını değil.

Bu sahneler Kitab- Mukaddes’te de şöyle yer alır:

Çıkış 3. Bab 1-6. cümleler:

“Ve Musa, kaynatası Midyan kahini Yetro’nun sürüsünü güdüyordu ve Allah’ın dağına Horeb’e geldi. Ve Rabbin meleği bir çalı ortasında ateş alevinde ona göründü ve gördü ve işte çalı ateşle yanıyor ve çalı tükenmiyordu. Ve Musa dedi: Şimdi döneyim, ve bu büyük manzarayı göreyim, çalı niçin yanıp tükenmiyor. Ve görmek için döndüğünü Rab görünce, Allah ona çalının ortasından çağırıp dedi: Musa, Musa! Ve o: İşte ben, dedi. Ve dedi: Buraya yaklaşma; çarıklarını ayaklarından çıkar, çünkü üzerinde durduğun yer mukaddes topraktır. Ve dedi: Ben babanın Allah’ı, İbrahim’in Allah’ı, İshak’ın Allah’ı ve Yakup’un Allah’ıyım.“

17 Ayet:

Göz şaşmadı ve azmadı.”

“Göz şaşmadı ve azmadı.” İfadeleriyle de fiziksel ve psikolojik olarak bir yanılgı olmadığını. Hz. Muhammed’in her şeyi sağlıklı bir biçimde algıladığı ifade ediliyor.

18. Ayet :

“Andolsun. Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü gördü.”

Hz. Muhammed’e bu gece yolculuğu ayet gösterilmek için yaptırılmıştı. Ve amaçlanan gerçekleştirilmiştir.

Genellikle bu ayetin meali, tefsir ve meallerde “Andolsun rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.” veya “Andolsun Rabbinin en büyük ayetlerinden gördü.” şekilleriyle yer alır. Hassas düşünüldüğünde “El Kübrâ” ismi tafdilinin anlamının yerine getirilmediği dikkat çeker. Bizim sunduğumuz meal Allah’ın izniyle ayetin cümle yapısını aynı aynına ifade etmektedir. Peki bu ayetlerin en büyüğü nedir? Açıkçası bununla ilgili bize bilgi verilmiyor. Demek ki bu peygamberin şahsına münhasır/kişiye özel bir gösteridir. Bizi ilgilendirecek yararımıza olacak bir şey olsa idi bize bilgi verilirdi. Rivayet kitaplarında anlatılanlar ise tamamen uydurma şeylerdir. Onlara itibar edilmemelidir.

19.Buna rağmen, gördünüz mü Lat ve Uzza'yı,

20.Ve diğer üçüncüsü olan Menat'ı.

İhlas suresinde rabbimizi kendi tanımlamasından tanımış idik. Ve bir Rabbin, ilahın hangi nitelikleri taşıması gerektiğini öğrenmiş idik. Tevhid konusu vahy akışı içerisinde devam ediyor. Bir parantez açılıp müşriklerin “Kur’an’ı Muhammed uyduruyor, hevasından konuşuyor, o saptı, şaştı” gibi iddiaları reddedilip buna kanıt olarak inmiş ve inmekte olan Kur’an ayetleri gösterildi. Şimdi de esas konu tevhid konusuna geri dönülüp Mekkelilerin inançları kınanıp tahlil ediliyor.

Evet gerçek Rabb, “Ehad, samet, doğurmamış, doğurulmamış ve kendisine hiçbir şeyin denk olmadığı” Allah iken, şu sizin ilahlarınız olan “Lat ve Uzza'yı ve diğer üçüncüsü olan Menat'ı gördünüz mü? Hiç onları düşündünüz mü? Bir düşünün onlardan ilah olur mu? Siz bu basit şeyleri nasıl olur da, Ehad, Samed, doğurmamış, doğurulmamış ve kendisine hiçbir şeyin benzemediği Allah’a ortak kılarsınız?

Mekke müşriklerinin inançları artık masaya yatırılıyor. Bundan sonra onların ilah anlayışları, melek anlayışları tahlil edilip olması gereken inançlar belirlenecek. Bütün bunlar İhlas suresindeki nitelikler kapsamında incelenecek.

Lat, Uzza ve Menat isimlerinin yapısı ve anlamlarıyla ilgili bir çok açıklama yapılabilir. Bunların buraya taşınmasını gereksiz görüyoruz. Bu üç isim ile ilgili ansiklopedik düzeyde bilgi vereceğiz.

Bu üç isim de dişil kalıplardır.

Lat:

Taif’te beyaz, nakışlı bir kaya idi. Bir bina içerisinde bulunuyordu. Örtüsü, kapıcı ve bakıcıları vardı. Büyük çevresiyle birlikte Ka’be’den sonra en üstün tapınağın Lat olduğuna inanan Taif halkı (Sakif kabilesi) onunla Kureyş dışındaki kabilelere karşı övünürlerdi.

“Ellat” sözcüğü “Allah” sözcüğünün dişilidir. Aslında “ellat” sözcüğünün sonundaki “t” harfi müenneslik alametidir. Fakat vakıf/duruşlarda müennes tası “h” harfine dönüştüğünden vakıf/duruş durumlarında “ellat” sözcüğü “Allah” olarak okunacaktır. O nedenle t” harfi t” olarak değil “T” olarak yazılmıştır.

Uzza:

Mekke ile Taif arasındaki Nahle denilen yerde bulunan bir ağaç idi (taş olduğu da söylenir). Bir bina içinde bulunuyordu. Bunun da örtüsü vardı. Kureyş bu nesneye saygı gösteriyordu. (Kabe’ye örtü bu cahili geleneğin devamı olsa gerektir.)

Menat:

Mekke ile Medine (Yesrib) arasında Müşellel denen bir yerde bulunuyordu. Bu bir kaya (heykel) idi. Huzaa, Evs ve Hazreç kabileleri buna saygı gösterir ve hacca buradan başlarlardı. Bu kayanın önünde yağmur dilerlerdi.

Müşrikler bu putları kutsal saydıklarından bunlar adına yemin ederler, hatta Abdullat/Latın kulu, Abduluzza/Uzanın kulu ve Abdümenat/Menatın kulu gibi isimler kullanırlardı.

Bunlardan başka çeşitli kabilelerin kendilerine özgü, kapıcıları ve bakıcıları olan bir çok tapınakları ve putları vardı. Kabe’ye yaptıkları gibi bunlara da kurban keserlerdi. Bu üç putun adının anılması Hicaz yöresinde bunların ortak tapınak olmalarındandır.

Bu sözcükler (El Lat, El Uzza ve Menat) dişil sözcüklerdir. Bunların dişil olmasının nedeni Arapların bunları birer melek, melekleri de Allah’ın kızları kabul etmelerinden ileri gelmektedir.

21.sizin için erkek onun için dişi mi?

22.İşte bu, bu şekilde olursa, eksik bir bölüştürmedir.

Putperestlere inançlarının yanlışlığı bildiriliyor: Siz kızların noksan erkeklerin tam varlıklar olduğuna inanıyorsunuz. O halde noksan olan şeyleri nasıl oluyur da Allah’a yakıştırıyorsunuz. Halbuki Allah noksanlıklardan arınıktır. Siz çok akılsız birilerisiniz, ki taşı toprağı, basit nesneleri kendinize ilah ediniyorsunuz sonrada kendinizi mükemmelliğe daha uygun görüp mükemmel saydığınız erkek çocukları kendinize uygun buluyorsunuz. Halbuki sizin anlayışınıza göre mükemmel mükemmel olana, değersiz de aciz ve hakir olana olmalı değil mi?

O günün müşriklerinin bu tarz yanlış inançları Kur’an’ın başka yerlerinde de açıklanır:

Tur suresi ayet 39:

“Yoksa kızlar O’na, oğullar size mi?”

Nahl suresi ayet 62:

“Ve beğenmediklerini Allah’a malederler. Ve dilleri, en güzelin kendilerine ait olduğunu, yalan yere söyler durur. Kaçınılmaz biçimde onlara, ancak ateş vardır ve onlar acımasızca itileceklerdir.”

23.Bunlar, Allah, onlar hakkında bir kanıt indirmediği halde sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka şeyler değildir. Onlar, sadece sanıya, bir de nefislerinin hoşlandığı şeylere uyuyorlar. Andolsun, onlara Rablerinden hidayet geldi!

Zann:

Zann, yakın/ kesin bilginin karşıtıdır. Bilimsel olmayandır. Sonu, neticesi bilinmeyen şey demektir. Araplar içinde su olup olmadığını bilmedikleri kuyuya “bi’ri zanun” derlerdi. Ki Zann sözcüğü zıt anlamlısı ile birlikte Casiye suresi ayet 32 de yer almıştır. En güzel açıklama böylece ortaya çıkmıştır.

Casiye suresi ayet 32:

“Ve, Allah’ın sözü kesinlikle gerçektir; ve Saat’e gelince, onda kuşku yoktur” denildiğinde, “Saat’ın ne olduğunu bilmiyoruz, yalnızca biz sadece zannediyoruz, kesin bir bilgi edinmiş değiliz” dediler.

Müşriklerin ikinci yanlışları da canlarının istediği şeye inanmak, yani işlerine gelene inanmak. Bu gün bu ifadeyi bizler “İnandığın gibi yaşamazsan yaşadığın gibi inanmaya başlarsın” şekliyle ifade ediyoruz. Ki bu inanış değişkendir. Bu gün başka bir türlü yarın başka bir türlü.

Ayetin sonunda “Andolsun, onlara Rablerinden hidayet geldi!” buyurulmuştur. Onları bu zandan kurtarıp gerçeğe ulaştıracak “hidayet”in geldiği bildirilmektedir. Ki gelen bu hidayet, İnen Kur’an’dır, gönderilen Peygamberdir ve verilen aklı selimdir/sağduyudur.

24.Yoksa insan için, her özleyip hayal ettiği mi var?

Bu tarz ifadeyi daha önce de görmüştük. Ki bu canların istediği gibi inanılamayacağı ve yaşanılamayacağı vurgulamaktadır. Yaşamın mutlaka Allah’ın koyduğu kurallara göre düzenlenmesi gereği aksinin söz konusu olmadığı hele hele kimsenin kendi çıkarı için kural üretemeyeceği ve çıkarı için her yolu mubah göremeyeceği açıklanıyor.

25.Son da ilk de/ahiret de dünya da Allah'ındır.

Putları ilah edinme, zanna ve nefislerin arzusuna tabi olmakta olduğu açıklanınca, adeta deniliyor ki: “Dünya da ahiret de Allah’ındır. Bu putların dünya ve ahiretten yana hiçbir şeyleri yoktur. O halde, nasıl bunlar, Allah’a ortak kabul edilebilir!”

26.Ve göklerde nice melekler var ki, Allah'ın, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için izin vermesinden sonraki durum hariç şefaatları hiçbir işe yaramaz.

Melek ve şefaat kavramlarının Kur’an’a göre anlaşılması lazım gelirken Müslümanların bu iki kavramı Kur’an’dan değil de söylentilerden kabul etmiş olmaları nedeniyle bu iki kavram ile ilgili yanlış anlama ve inanma söz konusudur.Zira Müslümanlar Fatiha suresinde deklara edilen “iyyake na’büdü ve iyyake nesteın/yalnızca sana kulluk eder ve yalnızca senden yardım isteriz” ilkesine karşı gelerek bir takım kişi ve güçlere kul olmakta ve onlardan yardım ummaktadırlar. Tıpkı bu ayetlerin ilk muhatapları gibi. Ki onlar Latlardan, Uzzalardan.. Menatlardan ve meleklerden yardım/şefaat umuyorlardı. Bu gün ise durum malum; ölü-diri binlerce insandan (buna Peygamber de dahil), türbe-heykel sayısız nesneden şefaat/yardım ve destek istenmektedir. Lat, Uzza ve Menat ad değiştirmiş, şekil değiştirmiş bilmem kim hazretleri oluvermiştir.

Bu kavramları Kur’an ile anlayıp ondan sonra bu ayeti anlamaya çalışacağız.........

erkan2434
18.08.2007, 16:13
Melek Kavramı:

Filolojik kökeni: Arap Dilbilimi uzmanları “melek” sözcüğünün kökeni ile ilgili altı tane farklı tespitte bulunurlar. Bu tespitlerin izahı sayfalar dolusu açıklamaları gerektirir. Biz bunların en isabetlisi olan iki tespiti dikkate alacağız. Olayın tefarruatını öğrenmek arzu edenler, Kitab-ül-Ayn, Tehzib, Camî, Keşşaf, Mecma’, Garaib, Lübâb, Rûh, El-Bahr-ül Muhît, Müfredat gibi kaynaklara başvurabilirler.

Birincisi: Melaike ve bunun tekili olan melek sözcükleri “Ulûk” kökünden türemiştir. Bu sözcük elçi göndermek anlamını taşımaktadır. Kelimenin aslı “me’lek” dir. İsm-i zaman, ism-i mekan ve masdardır. Dolayısıyla başındaki “mim/m” ektir. Sonra elifle lam yer değiştirmiş “mel’ek” yapılmıştır. Allah’tan elçi anlamında isim olarak kullanılmaya başlayınca hemze terk veya tahfif yoluyla “Melek” şeklini almıştır.

İkincisi: Başındaki “mim/m” kelimenin aslındandır, ek değildir. Kuvvet anlamındaki “melk” kökünden türemiştir. Tüm tefsirciler birinci şıkkı tercih etselerde her ikisi de kabul gören tespitlerdir.

Sözlük anlamı: (Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda) Kuvvet, elçi ve haber verici demektir.

Terim olarak : Allahü Teâlâ’nın bütün emirlerine uyan ona hiç isyan etmeyen nurdan yaratılmış kullarıdır. Diridirler, akıllıdırlar, insanlardaki kötülükler meleklerde yoktur. Onlarda nefis, öfke, kin, şehvet, yemek-içmek ve cinsiyet yoktur. Onlar sürekli Allah’ı tespih ve zikir ederler. Her şekle girebilirler.

Bu tanım genel bir melek tanımı olmamasına rağmen ne yazık ki genel bir tanım olarak literatüre girmiş. Her melek sözcüğü bu anlamda anlaşılmış ve o kullanımı nedeniyle de dinde bir çok yanlış anlama ve kabullere neden olmuştur. Bunun içindir ki Melek sözcüğünün Kur’an’daki kullanımını tahlil mecburiyeti doğmuştur.

Melek kavramı tüm dinlerde vardır. Bu kavram üzerinde yeterince araştırma yapılmadığından zihinlerde masum, günahsız kanatlı güzel bir çocuk görünümüyle tasavvur ediliyor. Bu kavram salt bu şekilde algılandığınca hem inançlar yanlış oluyor hem de Kur’an anlaşılamaz bir kitap konumuna getiriliyor..

Kur’an’ı iyi anlayıp dini doğru yaşayabilmek için bu kavramın Kur’an’daki yer alışlarını iyi bilmemiz gerekmektedir.

Yukarıda açıkladığımız gibi Kur’an’daki Melek sözcüğünü Psikoloji biliminin gelişmesi sayesinde yakın çağlarda daha iyi anlar duruma geldi insanlık. Bu sözcük genelde cinn kavramında da incelediğimiz türden kapalı cisim, güç ve enerjinin yararlılarına verilen addır. Kur’an’da genelde çoğul olarak “melâike” olarak geçmekle birlikte iki ayette tesniye şeklinde on iki yerde de tekil halde geçmektedir. Kur’an’da insanın topraktan/maddeden, cinnin bir kısmının ateşten/enerjiden yaratıldığı bildirilse de meleklerin neden yaratıldığı konu edilmez. Meleklerin “nur/ışın/enerji”dan yaratılmış olduğu ise Kütüb-ü Sitte’den Sahih-i Müslim ve Müsned-i Ahmed b. Hanbel’de yer alan bir rivayete dayanmaktadır.

Melek sözcüğü Kur’anda sadece, bizim bildiğimiz Arşı taşıyan melekler, Arşın çevresinde bulunan melekler, Cebrail, Mikail gibi büyük melekler, Cennet melekleri, Cehennem melekleri için kullanılmayıp değişik zihinsel ve doğal güçler için de kullanılmıştır.

Şimdi bunları görelim:

Melek sözcüğü, hafıza/bellek için kullanılmıştır.

Bakınız: Zuhruf suresi ayet 80, İnfitar suresi ayet 10-12, Tarık suresi ayet 4, Kâf suresi ayet 17-18, Kehf suresi ayet 49, Casiye suresi ayet 28-29, Tekvir suresi ayet 10, İsra suresi ayet 13, 14.

Melek sözcüğü, Dikkat (koruyucu melek) için kullanılmıştır:Bakınız: İnfitar suresi ayet 10-12, Kâf suresi ayet 16-18, Ra’d suresi ayet 11-14 ve En’âm suresi ayet 61.

Melek sözcüğü, Moral, soğukkanlılık, cesaret ve romatizmal ağrılar için kullanılmıştır.

Al-i Imran suresi ayet 123, 126, Enfal suresi ayet 9-12, 50, Tevbe suresi ayet 25,26, Ahzap suresi ayet 9, 26, 56.

Melek sözcüğü, doğal afetlere neden olan rüzgar, kasırga için kullanılmıştır.

Bakınız: Ankebut suresi ayet 31-34, Kamer suresi ayet 34, A’raf suresi ayet 84, Hud suresi ayet 82, Hıcr suresi ayet 8, 73, 74, Şura suresi ayet 173, Bakara suresi ayet 210.

Melek sözcüğü, yük taşıyan hayvanlar; öküz, manda, katır, eşek için kullanılmıştır.

Bakınız: Bakara suresi ayet 248.

Şefâat:

Şefâatın sözlük anlamı :

‘Şef’ı’ kökünden türemiş olan bu sözcük, bir şeyi benzeri olan başka bir şeye eklemek, onu desteklemek, bir şeyi çiftlemek ve esirgemek anlamındadır.

Zaman içerisinde, yüksek bir mevkide bulunan birinin, düşkün birine yardım etmesi, onu koruması, onun korunmasına aracılık etmesi, onu yalnız bırakmayıp ona destek olması anlamında kullanılır olmuştur.

Bir kimsenin bağışlanmasını istemek; bir kimseden, başka bir kimse için iyilik yapmasını ve zarardan vazgeçmesini rica etmek; yardım etmek; başkası hesabına yalvarmak, rica etmek; birinin önüne düşüp işinin görülmesi için dua ve niyazda bulunmak. Şefâat edene eş-şâfi', eş-şefi (başkası lehine taleb eden) denilir.

Kısacası şefâat, “aracı olmak, yardım etmek ve öncülük etmek” anlamlarına gelir. Bu konuyla ilgili ilk önce şu ayeti anlamamız gerekiyor:

Nisa suresi ayet 85:

“Kim güzel bir şefâatla (hayır ve iyiliklere aracı, vasıta olmakla) şefâat ederse, bundan kendisine bir sevab (hisse) vardır. Kim de kötü bir şefâatle (kötülüğe delil olmak ve yardım etmekle veya kötülük çığırını açmakla) şefâatde bulunursa, ondan kendisine bir günah payı vardır. Allah her şeye kadirdir.”

“Şefâat-ı hasene/iyi ve güzele aracılık ve yardım”, iman edip Allah’ın ve kullarının haklarına riayetle beraber, mü'minlerin iyiliği için uğraşmak, onları kötülüklerden ve zararlardan korumaya çalışmaktır. “Şefaat-ı seyyie/ kötü ve zararlıya aracılık ve öncülük etmek”, mü'minlerin ve insanların zarara uğramaları ve kötülüklere düşmeleri için çalışmak ve kötülük çığırları açmaktır. Hangi hususta olursa olsun, bir insan, menfaat sağlayıp zarara uğramasını engelleme yolunda sırf Allah rızası için şefâatta bulunana dünyada ve ahirette bundan nasib ve ecir vardır. Kötülüğe ve zararlara sebeb olanın da bu şefâat-ı seyyienin vebal ve günahından nasibi vardır.

Şefaat deyince sırf ahiretteki yardım ve torpil anlaşılmamalıdır. Ayetler incelendiğinde, şefaat konu edilen ayetlerinin çoğunun dünyadaki yardım anlamında olduğunu göreceğiz. Ki burada Allah’ın razı olduklarına yapılacak şefeaat/yardım dünyadaki yardımdır. Şefaatın tümü Allah’a aittir. Ahirette ise hiç kimseye şefaaat ettirtmeyecektir. Dünyada ise dilediğine, razı olduğuna meleklerini ve peygamberini şefaat/yardım ettirtir.

Konumuz olan ayetteki “meleklerin şefaati” bu dünyaya yönelik şefaattir. Ki meleklerin (meleklerin neler olduğunu unutmayınız) Allah’ın izni ve emri olmadan kimseye şefaat/yardım etmesi söz konusu değildir. Onlar ancak Allah’ın emri ve izni ile yardımcı olurlar. Nitekim Enbiya suresi 26-28. ayetlerde şöyle açıklanır:

“Enbiya Suresi, ayet 26-28:

“Rahmân çocuk edindi” dediler. Hâşâ, bundan münezzehtir O. Onlar lütuflandırılmış kullardır.

Onlar O’nun sözünün önüne geçemezler; onlar yalnız O’nun emriyle iş yaparlar.

O, onların önündekini de arkalarındakini de bilir. O’nun hoşnutluk verdiklerinden başkasına da şefâat etmezler. Ve onlar O’nun korkusundan titrerler.”

Konumuz olan ayet iyi anlaşılmalıdır.Allah’ın diledikleri ve razı oldukları şefaat etmezler, şefaat edilirler. Yani Allah kimi dilerse ve kimden razı ise ona meleklerini yardım ettirtirir.

Bunun örneklerini de Melek konusunda açıklarken verdiğimiz örneklerden aşağıdaki ayetlerden görebiliriz.

Al-i Imran suresi ayet 123-126; Enfal suresi ayet 9-12, 50; Tevbe suresi ayet 25, 26; Ahzap suresi ayet 9, 26; Mü’min suresi ayet 7; Şura suresi ayet 5; Zümer suresi ayet 43, 44; Müddessir suresi ayet 48; Bakara suresi ayet 255; En’am suresi, ayet 51; Yunus suresi ayet 3, 18; Secde suresi ayet 4; Sebe’ suresi. ayet 23.

Halk arasında yaygın bir inanç olan, şefaatin “Hz. Muhammed’in, ümmetinden günahkar olanların günahlarının affedilmesi için, Allah'a aracılık etmesi, günahkarlara destek olup, hatırıyla günahkarların kurtuluşunu sağlaması yani torpil yapması” anlamı Kur’an’a ters bir anlayıştır. Şefaat konusu ile ilgili ayetleri tetkik ederseniz açıkça görürsünüz.

Şimdi eğer melek ve şefaat kavramlarını Kur’an’a göre anladıysak 26. ayeti anlayabiliriz. Yerde ve gökte bulunan hiçbir güç Allah’ın izni ve emri olmadan ve de Allah kime yardım ettirteceğini dilemeden hiç kimseye şefaat/yardım edemezler. Ama Allah birilerinden razı olur ve ona yardımı dilerse doğadaki (yer-gök) tüm melekleri/güçleri ona yardıma yollar ve yardım ettirir. Mesele müşriklerin inancı gibi değildir. Yani Allah’ın dışında, şans tanrısı, bereket tanrısı, yağmur ve rahmet tanrısı ve onların melek şefaatçısı, ve insanları Allah’a yaklaştırıcısı diye bir şey söz konusu değildir.

27. O ahirete inanmayanlar, melekleri mutlaka dişilerin isimlendirilmesiyle isimlendiriyorlar.

Mekke müşriklerinin ahirete inanmayışları ve yalanlamaları Hem ahireti gerçek manada, peygamberlerin bildirdiği şekilde kabul etmeyişleri hem de, haşr diye bir şey yoktur, olsa bile bile orada bizim şefeatçılarımız var onlar sorunlarımızı halledecek demeleri yönüyledir. Yoksa top yekün inkar etmiyorlardı.

Fussılet suresi ayet 50:

“Ve eğer başına gelen sıkıntıdan sonra, kendisine tarafımızdan bir rahmet tattırsak, hiç kuşkusuz “Bu benim hakkımdır. Ve Saat’ın geleceğini sanmıyorum. Ve Rabbime döndürülürsem, O’nun katında hiç şüphesiz, benim için en güzeli vardır” der. İnkarcılara, yaptıklarını, kesin bildireceğiz. Onlara, kesinlikle ağır bir cezadan tattıracağız.”

28. Halbuki onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Onlar yalnızca sanıya uyuyorlar. Sanı ise haktan hiçbir şey kazandırmaz.

Allah, ahiret melek gibi ciddi şeyler zann ile neticeye bağlanmaz. Zann Hak’tan bir şey ifade etmez. Zann ile amel edilir ama zann ile iman olmaz. Şekk üzere yakın bina olunmaz. Zann ile ilgili Rabbimiz bu suredeki iki ayetten başka aşağıdaki ayetlerde de zann konusunda bizleri uyarmıştır.

Hucurat suresi ayet 12:

“Ey inananlar! Zandan çok sakının. Zira zannın bir kısmı günahtır. …..”

Yunus suresi ayet 36:

“Ve onların çoğu, ancak bir zanna uyarlar. Zann haktan hiçbir şey kazandırmaz. Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir.”

Zann ile ilgili yukarıda açıklamada bulunmuştuk. Bu ayet kapsamında Hak ile ilgili de kısa bir açıklama vermekte yarar olacaktır.

Hakk:

“Hakk” sözcüğünün esas anlamı “uygunluk ve denklik” demektir.

Bu anlamdan hareketle Hakk, batıl olmayan, yerine getirilen hüküm, adalet, varlığı sabit olan, doğruluk, gerçeklik, İslam, mal-mülk, pay, vacip, sadık, yaraşır, kesin şey anlamlarında kullanılmıştır. Aynı zamanda Hakk Allah’ın bir sıfatıdır.

Anlam sahası geniş olan bu sesdeş sözcük Kur’an’da “el Hakk” olarak 227, “Hakkan” olarak 17, “Hakkahü” olarak 3 olmak üzere toplam 247 kez yer alır.

Bu anlamları ana eksen etrafında toplarsak Hakk, “sabit ve aklın inkar edemeyeceği derecede gerçek olan şey” demektir. O aynı zamanda doğrudur, isabetlidir, maksada uygundur, arzu edilene denk düşen şeydir.

Bur ayette işaret edilen Hakk, gerçek imandır. Bu konuda zannın yeri yoktur. Zann ile iman söz konusu olmaz. Kişiler Rablerinden gelen hidayet (aklıselim/sağduyu, indirilen kitap ve gönderilen Peygamber) ile zann’dan yakıne (hakka) ulaşmalıdırlar. Halbuki bugün Müslümanların inancının çoğu (mesela, Kabir azabı, Mehdinin zuhuru, İsa’nın inişi, ahirete ait şefaat anlayışı…..) maalesef hep zanna dayalı şeylerdir. Bu inançların, konumuz ayette bahsedilen Mekkelilerin zanna dayalı inanışlarından hiç farkı yoktur.

29. Bizim Zikrimiz'den/Kur'an'dan geri duran ve iğreti dünya hayatından başka birşey istemeyen kimseden, hemen yüz çevir.

Ayetteki, “Dünya hayatından başka bir şey arzu etmeyen” ifadesi, onların “haşr”i inkar ettiklerine bir işarettir. Çünkü onlar Kur’an’ın açıklamasına göre “ Bu, ancak bizim dünya hayatımızdır. …. (Mü’minun ayet 37)” demektedirler. Ki Rabbimizin onlara hitabı “Dünya hayatına mı razı oldunuz? …. (Tevbe suresi ayet 38)” şeklindedir. Ki onlar dünya hayatının ötesinde, kendisi için çalışıp çabalayacakları bir başka şey kabul etmiyorlardı.

İşte bu zihniyette olanlar ile fazla meşgul olma. (İ’raz/yüz dönmek onlar ile mücadele etmek, zorlamak değil onlara fazla zaman harcamamak, geçici bir süre onları ihmal etmektir.)

30.Onların, ilimden ulaşacakları şey iste budur. Kuskusuz, senin Rabbin, yolundan sapmış olanı başkalarından daha iyi bilendir, hidayet üzere olanı da başkalarından daha iyi bilendir.

31.Göklerde ne var yerde ne varsa - yaptıklarıyla kötülük sergileyenleri cezalandırması, güzel davranıp güzel düşünenleri de güzellikle ödüllendirmesi için - Allah'ındır.

32.Onlar ki, bazı küçük sürçmeler hariç, günahın büyüklerinden ve iğrençliklerden çekinip kaçınırlar. Hiç kuskusuz, senin Rabbin bağışlaması geniş olandır. Sizi, sizi topraktan oluşturduğu zaman hem de annelerinizin karnında ceninler halinde bulunduğunuz zaman en iyi bilen O'dur:. O halde nefislerinizi temize çıkarmayın. İttika eden kimseyi O daha iyi bilir.

32. ayet, 31. ayetteki “güzel davranıp güzel düşünenleri” açıklamaktadır.

Kebair:

Peki Bu Büyük günahlar nelerdir? Tüm İslam bilginlerin oy birliğiyle bu günahlar şunlardır:,,,,,,

erkan2434
18.08.2007, 16:16
İbadet, kelimesi, Arapça bir sözcük olup, mastardır. Sözlük anlamı, “kulluk yapmak, kölelik etmek, yâni kayıtsız şartsız teslim olmak, itâat etmek ve boyun eğmek” demektir.

Dînî terim olarak ise, “Kulun sahibine/yaratanına karşı, sahibi/yaratanı tarafından verilen görevleri kayıtsız şartsız kabullenip yerine getirmesi” demektir.

“İbâdet”, kulluk etmek demek olduğuna göre, ortada bir Âbid/kul, bir Ma’bûd/kulluk edilen, bir de sahip tarafından belirlenmiş ibadet/görevler olmalıdır. Hatta görevin yapılacağı mekan ve görevi yapacak âletler de bulunmalıdır.

Bir işyerinde, bir iş veren, bir işçi, bir işveren tarafından verilmiş yapılacak iş, ve işleri yapacak âletlerin olduğu gibi.

İşte bu ibâdet/kulluk yapmak konusunda da, kullar vardır, kulların sahibi vardır, kulluk görevinin yapılacağı yerler vardır, kulluğu yaparken kullanılacak âletler vardır ve sahip/yaratan tarafından bir talimatname ile kullara iletilmiş görevler vardır.

O halde İbadet, Allah tarafından, bir talimâtnâme/Kurân ile kullarına bildirilen görevlerin, kulları tarafından kayıtsız şartsız itâat edilerek ve teslimiyet gösterilerek ( boyun eğilerek) dünyada yapılmasıdır.

Evet, sahibimiz Allah cc. biz kullarına Kur’an ile bir takım görevler bildirmiş ve onların neler olduğunu açık açık beyan etmiştir. Gönderdiği Peygamber de bir usta gibi bir öğretmen gibi onları önce kendisi uygulayıp sonra diğer kullara göstermiş ve öğretmiştir. İşte bu görevlerin kullar tarafından yapılmasına, ibâdet/kulluk yapmak diyoruz.

Öyleyse ibâdet, sadece halk arasında bilindiği şekliyle namaz, abdest, hacc, zekât gibi üç-beş ameli yapmaktan ibâret olamaz. İbâdet, Allah’ın kulluk talimatnamesinde (Kur’an’da) vermiş olduğu görevlerin tümünü yapmaktır, hepsini uygulamaktır. Örneğin ilk görev; okumak, yazmak, temiz olmak, çevredekileri uyarmak, yetimleri himaye etmek, yetimlerin mallarını yememek, daimâ helâl kazanıp-yemek, ma’rûfu emredip münkerden nehyetmek, doğru-dürüst-güvenilir olmak, ölçü ve tartıda hile yapmamak, rüşvet almamak-vermemek, zina ve fuhuştan uzak durmak, kısaca tüm hayat kurallarını, kanunlarını sayabilirsiniz.Bu ayetin net mesajı şudur: Verilen bilgiler ve kanıtlara göre aklını kullanırsan gerçeği görürsün. Gör gerçeği ve teslim ol, boyun eğ. Ve de sana verilmiş ödevleri yerine getir.

lavinyam
18.08.2007, 17:23
bence ayetin konusunu bilmek ve bütününe hakim olmak lazım böyle yazacağını düşünmüyorum vardır allahın bir bildiği ki yazmıştır :)

güldestim
18.08.2007, 21:18
Allah Allah neden insanlara böyle hitap etmiş acaba?Bende merak ettim şimdi.Eminim Zahir Beyin bir bildiği vardır.Merakla bekliyoruz cevabını.

KızıLSakaL
19.08.2007, 05:09
zihirin avukatlarıda zahir 2 misalii bozacının şaidi şıracı hesaaaabı keyfine bak janım:001_tongu senin gibileri taksak işimiz war:lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol: :lol:
umarım daha saygılı bir dille tartışabiliriz bi gün....

yusufçukgecegez
20.08.2007, 00:55
mevlam neylerse güzel eyler.öğrenelim bakalım ahmağa neyler.

garcia
23.08.2007, 16:34
yav ,şu işlamiyetin allahını hiç sevmiyorum yav.olmaz öyle şey,ben öyle tanrı istemem o kadar.

bolşevik
23.08.2007, 16:44
yav ,şu işlamiyetin allahını hiç sevmiyorum yav.olmaz öyle şey,ben öyle tanrı istemem o kadar.

Ya sev, ya terket garcia...:biggrin:
Moda deyiş bu, hehe...
Kovdum seni dünyadan, hadi git...
Ne de güzel demiş Hallac: Enel Hak, ben tanrıyım, tanrı bende...

gunisigi
23.08.2007, 17:02
şimdi buna müslümanlardan savunma yapılacak
yok ya onu matbaa basarken harf hatası yapmıştır
yada yazan grafiker o gün çok işmiştir....:)
(bende grafikerim)
bu gün ben hala deliyim tekrar tekrar dinliyorum
çok güzel yaaaaaaaaaaaaaaaa.

Güzelyürek
23.08.2007, 17:12
zahir simdi o sureye internette baktim baslangici ve devamiyla bir anlam kazaniyor...


56-) Buda önceki uyaricilardan bir uyaridir.
57-) yaklasmakta olan (kiyamet iyice) yaklasti.
58-) Onu Allah`tan baska acacak kimse yoktur.
59-) Simdi siz gaflet icinde eglenerek bu sözemi (kur-an`a mi)
60-) Sasiyorsunuz, gülüyorsunuz da aglamiyorsunuz?

61-)Ve siz ahmaksiniz.....

62-)Haydi Allah`a secde edin ve kulluk edin.....


Yani simdi daha acik anlasilir oldu degilmi??
çok hakılısın can... aynı paparazilerde öle yaparya adamın bir sözünü alır flaş flaş haber yaparlar. çünkü o söz rant yapar.ama başını sonunu da ekleyince hiç de flaş haberlik bişi değildir.zahir arkadaşın yaptığı çok kötü bişi.sözlerini kestiği bir ünlü vs.değil.o ki koskoca evreni yaratandır.saygılı olup düzgün yazılar yazalım lütfen

objektif43
23.08.2007, 18:31
zahir simdi o sureye internette baktim baslangici ve devamiyla bir anlam kazaniyor...


56-) Buda önceki uyaricilardan bir uyaridir.
57-) yaklasmakta olan (kiyamet iyice) yaklasti.
58-) Onu Allah`tan baska acacak kimse yoktur.
59-) Simdi siz gaflet icinde eglenerek bu sözemi (kur-an`a mi)
60-) Sasiyorsunuz, gülüyorsunuz da aglamiyorsunuz?

61-)Ve siz ahmaksiniz.....

62-)Haydi Allah`a secde edin ve kulluk edin.....


Yani simdi daha acik anlasilir oldu degilmi??
sordugun sorunun cevabını aslında sende biliyorsun . sureden sadece bir ayet alıp burda polemik cabalarına gerek yok. ayetleri yorumlamak bize düsmez zaten kıt aklımızla bunu yapamayız.

nanis_75
23.08.2007, 18:52
çok hakılısın can... aynı paparazilerde öle yaparya adamın bir sözünü alır flaş flaş haber yaparlar. çünkü o söz rant yapar.ama başını sonunu da ekleyince hiç de flaş haberlik bişi değildir.zahir arkadaşın yaptığı çok kötü bişi.sözlerini kestiği bir ünlü vs.değil.o ki koskoca evreni yaratandır.saygılı olup düzgün yazılar yazalım lütfen

guzelyurek bende bu magazinsel yaklasimin karsisindayim cok inancli ve cok dindar biri degilim ama yinede bu sekilde yaklasimi kabullenmedigim icin ayeti arastirdim ve dogrusunun bu oldugunu buldum.. umarim birazda olsa aydinlatilmisizdir....