sonsuz
20.06.2007, 20:50
Konu: Alevi seçmenin tercihi ne olacak? Alevi oylara nereye gidecek?
Konuklar: Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Turan Eser, Alevi Araştırmaları Merkezi Başkanı Ali Yıldırım, Chp Tunceli Milletvekili Sinan Yerlikaya, Akp Tunceli Milletvekili Adayı Haydar Doğan, Mhp İzmir Milletvekili Adayı Hasan Zerek, Cem Vakfı Genel Başkanı ve Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İzzettin Doğan ve Erzincan Bağımsız Milletvekili Adayı Mustafa Kul
Can Dündar: Merhaba bir kez daha Neden’in yazlık mekanı Rahmi Müzesi’nde birlikteyiz. Bu gece alevi oylarını tartışacağız. 22 Temmuz yaklaşıyor ve yine aleviler gündemde. Biliyorsunuz bugüne kadar alevi oyları potansiyel olarak merkez sola gideceği öngörülür ve bu konu fazla tartışılmazdı. Ancak bu seçimde tartışma hareretlendi. Çünkü ilk kez milliyetçi ve muhafazakar partilerin vitrinine alevi adayar çıktı. Peki bu seçimi nasıl etkileyecek? Seçimde bu adaylar milyonlarca alevi oy’unu kendilerine çekmeyi başarabilecekler mi? Partilerine çekmeyi başarabiliecekler mi? Bu gece milletvekili adaylarıyla ve önde gelen alevi örgütlerinin temsilcileriyle bu konuyu tartışacağız, hazır olun Neden başlıyor. Bu seim Akp ve Mhp’nin alevi adayları vitrine çıkarması, ön plana çıkarması sürpriz etkisi yarattı ve bir çok tartışmaya yolaçtı. Bizde bu tartışmalar üzerine partilerin alevi temsilcilerini stüdyomuza davet ettik, alevi örgütlerinin temsilcilerini stüdyomuza davet ettik ve önümüzdeki seçimlerde alevi oylarının hangi partilere gideceği üzerine tartışmaya karar verdik. Birazdan bu konuyu tartışmaya açacağız ve size hemen konuklarımızı tanıtmakla başlamak istiyorum. En başta Chp Tunceli Milletvekili sayın Sinan Yerlikaya, aynı zamanda Chp’nin önümüzdeki seçimde Tunceli Milletvekili Adayı, sayın Yerlikaya hoşgeldiniz.
Sinan Yerlikaya: Hoşbulduk.
Can Dündar: Hemen yanında yine Tunceli’den Milletvekili Adayı, Eski Tunceli Gençlik Spor İl Müdürü ve 1986 ve 1987'de Türkiye rekorları kıran ödüllü Atlet Haydar Doğan, sayın Doğan hoşgeldiniz.
Haydar Doğan: Teşekkür ederim, hoşbulduk.
Can Dündar: Yanında Mhp’nin İzmir Milletvekili Adayı sayın Hasan Zerek. Sayın Zerek hoşgeldiniz.
Hasan Zerek: Sağolun efendim.
Can Dündar: Ve Erzincan’dan bir Bağımsız Milletvekili Adayı sayın Mustafa Kul. Kendisini Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak hatırlıyoruz. Erzincan'ı 3 dönem meclis'te temsil etti, Shp ve Chp'de genel sekreter yardımcılığı, Shp’de genel başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu, sayın Kul hoşgeldiniz.
Mustafa Kul: Teşekkür ederim sayın Dündar.
Can Dündar: Ve en fazla üyeye sahip alevi örgütünün, Alevi Bektaşi Federasyonunun Genel Sekreteri sayın Turan Eser bizlerle. Sayın Eser hoşgeldiniz.
Turan Eser: Hoşbulduk.
Can Dündar: Efendim programımızda ayrıca Cem Vakfı Genel Başkanı ve Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Doktor İzzettin Doğan ve Alevi Araştırmaları Merkezi Başkanı Ali Yıldırım da telefonla, telefon hattından bizlere katılacaklar. Sizler de tartışmaya ilişkin görüş ve önerilerinizi internet aracılığıyla bizlere iletebilirsiniz. Adresimiz; neden@ntv.com.tr Evet tartışmamıza sayın Eser ile başlamak istiyorum. Sayın Eser başta bir çerçeve çizmek açısından sizden şunu rica etsem; biz aleviler ve seçimi tartışıyoruz bugün. Neden sunniler ve seçimi tartışmıyoruz? Nedir alevileri seçim için, siyaset için bu kadar önemli kılan? Ve aynı zamanda da siyaseti aleviler için önemli kılan nedir? Neden bu kadar önemli alevilik ve aleviler için siyaset?
Turan Eser: Teşekkür ediyorum. Şimdi gerçekten ilginç bir soru, yani sunniler ve siyaset tartışılmıyor, aleviler ve siyaset tartışılıyor. Böyle olması aslında bir gerçeği ifade ediyor. Sorumlu olan toplumsal kesim tartışmanın merkezine taşınmak zorunda kalıyor. Oysa sorunu yaratan sistemin merkezine ise ismi anılmayan toplumsal kesimler tartışıyor. Alevi sorunu yani bir sürecin ürünü, oldukça da geniş çok tarihsel olarakta gerilere de gidebiliriz Selçuklu’ya, Osmanlı’ya ama kısa dönemden modern dönemden ele alırsak cumhuriyetin kuruluş sürecindeki kurucu irade bir modernleşme, bir batılaşma ekseni üzerinden bir ulus devlet modeli yaratmayı düşünmüştü. Türkiye Osmanlı’dan devraldığı toplumsal yapı çok kimlikli. Yani çok kültürlü, çok inançlı, çok dilli bir toplumsal yapıya sahip bir Türkiye gerçekliği vardı. Bu çok kültürlü, çok kimlikli yapı üzerinden bir tekçi yapının kurulması yani kısaca ifade edecek olursak etnik ve inançsal iki kimlik üzerinden ulus devletin şekillenmesi sorunun temel kaynağıdır. Bunu kabul etmek lazım. Yani Türk-islam sentezinin üzerinden şekillenen sistem bunun dışında olanlara bir resmiyet, bir meşru zemin sunmamıştır. Dolayısıyla siyasetin merkezine taşımamıştır. Yani devletin cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar 85 yıllık cumhuriyet tarihinde gördüğümüz bir şey vardır, o da şudur; siyasetin dili tamamen etnik bir yapıya bürümüştür. Siyasetin mezhebi de dinsel açıdan bellidir, sunni hanefi mezhebi. Çünkü Türk-islam sentezi dediğimiz şey islamın Türkiye’deki yorumu da zaten mezhepçi bir yaklaşımdır. Bunu nereden görüyoruz; bunu devletin kamusal hizmet olarak sunduğu eğitim politikalarında mesela din eğitimine baktığınız zaman sunni hanefi mezhebi üzerinden bir din eğitimi verilir. Yine bir laik ülkede olmaması gereken dinayet yine bir sunni hanefi kurumdur ve Türkiye'nin yüzde 99’unun müslüman olduğu safsatası üzerinden yapılan makropolitik söylem bunun dışınnda kendisini ifade eden farklı inanç gruplarına işte gayrimüslimlere, alevilere ya da inanmayanlara, yani inanmak kadar inanmama hakkı da insanlık hakkıdır, insan hakkıdır. Bunlar yok sayılarak egemen bir dinsel şekillenme, dinsel kimlik devletin merkezine taşınmıştır. Bir de etnik kimlik üzerinden taşınmıştır farklılıları yok sayan bir şey. Dolayısıyla bizdeki bütün laiklik kavramı, cumhuriyet kavramı, din ve devlet ilişkileriyle ilgili bütün kavramlar Türkiye’de sulandırılmış ve cumhuriyet tarihi boyunca bu sulandırılmış biçimi üzerinden tartışılıyor. Sulandırıldığı için de çok fazla çatışma üreten kavramlar haline geliyor. Laiklik hiçbir zaman evrensel ölçülerde, tarihsel kazanımları itibariyle değerlendirilmez. Laiklik Türkiye’ye özgü bir kavram içeriği ile donatılmış evrensel laiklik tanımlarla hiç benzemez. Dolayısıyla bu değişmeyen laiklik tanımına bakarsanız Türkiye’deki siyaset merkez sağdan, merkez sola siyaset islamcısından en soluna kadar Türkiye’de laiklik sorunu tartışılmamaktadır. Sadece bir çatışma sorunu olarak tartışılır ama Türkiye’de laikliğin kendisinin yani uygulamada olan laikliğin kendisinin sorumlu olduğunu, sorun ürettiğini kimse tartışmıyor. Türkiye’deki mevcut siyasi yapı ....
Can Dündar: Sorun derken biraz daha pratik açıdan örnekleyebilir misiniz? Yani nedir mesela laikliğin pratikte aleviler açısından yarattığı sorun?
Turan Eser: Şimdi bakın yani laikliğin en azından evrensel anlamda bir hakemlik yapan kurumdur. Türkiye’de laiklik anlayışı bu hakemlik kurumu işlevini yerine getirmiyor, hangi görevi getiriyor? Mesela bizim laik devlet yapımız din adına fetva yayınlıyor, din tanımları yapıyor, yani sunninin nasıl ibadet edeceğini alevinin nasıl bir inanca dair olduğunu, gayrimüslimün kim olduğuna dair fetvalar yapıyor, dersler veriyor, eğitim veriliyor. Yani bir ulema gibi laiklik kurumu çalışıyor. Başka ne yapıyor? Dinsel hizmetleri bir kamu hizmeti olarak veriyor devlet, laiklik adına veriyor. Ne yapıyor, eğitimi dinselleştiriyor ve Türkiye’de 14 milyon eğitim almak zorunda olan öğrencilere zorla din dersi veriyor, laik devlet veriyor bunu. Dini alanda çalışma yapacak kadrolar üretiyor, bunları eğitiyor ve dini kimlik oluşturan kurumlarla bunu besliyor. Eğer ben size bazı mesela çarpıcı rakamlar vereyim ne demek istediğimi anlayın. Bugün Türkiye’de toplam 87 bin tane bizim camimiz var. 1443 tane cami de şu anda yapım, inşaat aşamasında. Bir veriye göre 15 bin, bir veriye göre de gayriesmi oluşumlarda dahil 25 bin tane cami veya mescit yaptırma derneği var Türkiye’de. Türkiye’de din görevlisi memur sayısı 90 bin. Yani diyanet işleri başkanlığında kadrolu, sunni hanefi mezhebi için hizmet veren devletin en büyük camisi olarak tanımlayabileceğimiz diyanet işleri başkanlığı bir mezhepçi kurumdur ve Türkiye'nin farklı inançlarına mensup veya inançsız toplulukların vergileriyle beslenen ama tek mezhep üzerinden hizmet yapan bir kurumdur ve bu 90 bine yakın personeli var.
Can Dündar: Bu abartılı bir rakam mıdır diğer ülkelerle kıyasladığınızda? Mesela bir Avrupa ülkesiyle kıyasladığınızda 90 bin.
Turan Eser: Yani bu çok müthiş bir rakam. Çünkü yani laik bir ülkede devlet bir defa din kadrosu çalıştıramaz, böyle bir şey yok. Yani Avrupa’da mesela kiliselerde hiçbir kilise devletten maaş alarak papazın veya orada görevli olanın maaşını vermez. Mesela Almanya’da, İtalya’da vergi usülüdür. Yani inançlı kişi ben hristiyanım, katoliğimdir katolik kilisesi için benim yıllık gelirimden vergi beyannameme işaret yapıyorum, kesebilirsiniz diyorum. Protestanım diyorum kesiyorum veya diyorum ki hiçbir kilise vergisi ödemek istemiyorum. Oradan toplanan vergiyi sadece koordine eder, katoliklerden toplanan katolik kilisesine gider, protestan kilisesinden toplanan da protestan kilisesine akar ve o giden vergiler üzerinden şey alır. Hollanda’da ise hizmet karşılığı alır. Yani kiliseden hizmet alan evlenme ....
Can Dündar: Yani bizdeki gibi kadrolu 90 bin din görevlisi başka bir görev.
Turan Eser: Değil değil, hayır hiç değil. Böyle bir şey bizde çok farklı bir sistem var. Bu ilginç olan şu; yani bu rakamları yani camilerin sayısı niye bu kadar fazla falan değil ama laik demokratik, hukuk ve sosyal devleti diye tanımladığımız Türkiye Cumhuriyeti’nde 87 bin cami, 20-30 bin mescit hatta şunun da altını çizelim burada bütün siyasilerimiz de var. Türkiye’de bu hiçbir kamu ve kuruluşunda mesciti olmayan kamu kuruluşu yoktur Türkiye’de. Böyle bir yoğunlukta olan ülkemizde, Türkiye Cumhuriyeti’nde sadece kamuya ait 1.200 tane hastane vardır, 1.220 hastanemiz vardır, 6.300 tane çoğu da altyapıdan yoksun sağlık ocağı vardır. Bu ülkede 90 bin imama karşı, devlet imamına karşı maalesef 77 bin sağlık hekimi vardır, yani doktor vardır. 870 kişiye bir doktor düşerken bu ülkede, 345 kişiye bir cami düşüyor. 90 bine yaklaşan caminin 87 bin, 1.443 tane de yapılan var yani 89 bine yaklaşan bu cami sayısına karşı Türkiye’de 67 bin tane okul var. Dolayısıyla bütün bu veriler bize şunu gösteriyor; bugün İran’da Cuma günleri 2 ile 3 milyon arasında insan camiye giderken, Türkiye’de Cuma günleri diyanet işleri başkanlığının 96 raporunda verdiği rakamları dikkate alırsak 16 milyon, bayramlarda 26 milyon kişi camiye gidiyor Cuma günleri. Yani bu rakamlar ürkütücü. Şöyle ürkütücü; yani devlet sistematik olarak siyaset tabiki aynı zamanda devletin işleyiş mekanizmasını yapan siyasi irade, siyasi iktidarlar yatırımı kültürel alana, eğitim alanına, sağlık alanına değil, yani sağlıklı toplum, eğitimli toplum.
Can Dündar: İbadete yapıyor.
Turan Eser: Daha çok camiye, daha çok dinsel alana yatırmıştır, bu rakamlar bize Türkiye’deki laiklik uygulamasının çok çarpık olduğunu gösteriyor.
Can Dündar: Onun için siyasete ihtiyacı var alevilerin.
Turan Eser: Tabiki alevilerin siyasete ihtiyacı var dediğimiz şey siyasete bu kadar haşır neşir olması, müdahele etmesi, eleştirik etmesinin nedeni siyasetin dilinde egemen olan Türk-islamcı söylemi, bu makropolitik söylemi, alevileri ve diğer inançları ötekileştirdiğini, merkezin dışına attığı, siyasetin meşru alanının dışına attığı, dolayısıyla bizim orada diğer toplumsal kesimlerle tanışmamız, buluşmamızı sağlayacak ortak zemine bize yasakladığı için bu mevcut politik siyasi kültürü, siyasi sistemi eleştiriyoruz.
Can Dündar: Çok teşekkürler sayın Eser, tekrar döneceğiz ama önemli bir tespit. Tabi Türkiye’de 90 bin camiye karşılık 67 bin okul var. 90 bin imama karşı 77 bin hekim var tespitini yaptı sayın Eser. Dolayısıyla alevilerin bu ortama müdahil olması gerekir, bunun da yolu siyasetten geçiyor tespitini yaptı programımızın açılışında.
Turan Eser: Dediğimin çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Can Dündar: Çok kısa lütfen.
Turan Eser: Çok kısa. Almanya’da 70 bin sağlık kuruluşuna karşı 8 bin kilise vardır, Fransa’da ise 60 bin sağlık kuruluşuna ve 77 bin okula karşı da 9 bin kilise vardır. Üyesi olacağımız Avrupa.
Can Dündar: .. tam tersine dönmüş görünüyor, en azından sağlık bazında.
Turan Eser: Evet.
Can Dündar: Telefonumuzda Alevilik Araştırmaları Merkezi Başkanı Ali Yıldırım var. Ondan da kısaca bize son seçimlerde alevilerin oy verme eğilimleri konusunda yaptığı araştırmanın sonuçlarını paylaşmasını rica edeceğiz. Çünkü sayın Yıldırım 2002 seçimlerinde alevi köylerinin oy verme eğilimleri üzerinde yaptığı bir araştırmasıyla tanınıyor. Sayın Yıldırım programımıza hoşgeldiniz, iyi akşamlar
Konuklar: Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Turan Eser, Alevi Araştırmaları Merkezi Başkanı Ali Yıldırım, Chp Tunceli Milletvekili Sinan Yerlikaya, Akp Tunceli Milletvekili Adayı Haydar Doğan, Mhp İzmir Milletvekili Adayı Hasan Zerek, Cem Vakfı Genel Başkanı ve Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İzzettin Doğan ve Erzincan Bağımsız Milletvekili Adayı Mustafa Kul
Can Dündar: Merhaba bir kez daha Neden’in yazlık mekanı Rahmi Müzesi’nde birlikteyiz. Bu gece alevi oylarını tartışacağız. 22 Temmuz yaklaşıyor ve yine aleviler gündemde. Biliyorsunuz bugüne kadar alevi oyları potansiyel olarak merkez sola gideceği öngörülür ve bu konu fazla tartışılmazdı. Ancak bu seçimde tartışma hareretlendi. Çünkü ilk kez milliyetçi ve muhafazakar partilerin vitrinine alevi adayar çıktı. Peki bu seçimi nasıl etkileyecek? Seçimde bu adaylar milyonlarca alevi oy’unu kendilerine çekmeyi başarabilecekler mi? Partilerine çekmeyi başarabiliecekler mi? Bu gece milletvekili adaylarıyla ve önde gelen alevi örgütlerinin temsilcileriyle bu konuyu tartışacağız, hazır olun Neden başlıyor. Bu seim Akp ve Mhp’nin alevi adayları vitrine çıkarması, ön plana çıkarması sürpriz etkisi yarattı ve bir çok tartışmaya yolaçtı. Bizde bu tartışmalar üzerine partilerin alevi temsilcilerini stüdyomuza davet ettik, alevi örgütlerinin temsilcilerini stüdyomuza davet ettik ve önümüzdeki seçimlerde alevi oylarının hangi partilere gideceği üzerine tartışmaya karar verdik. Birazdan bu konuyu tartışmaya açacağız ve size hemen konuklarımızı tanıtmakla başlamak istiyorum. En başta Chp Tunceli Milletvekili sayın Sinan Yerlikaya, aynı zamanda Chp’nin önümüzdeki seçimde Tunceli Milletvekili Adayı, sayın Yerlikaya hoşgeldiniz.
Sinan Yerlikaya: Hoşbulduk.
Can Dündar: Hemen yanında yine Tunceli’den Milletvekili Adayı, Eski Tunceli Gençlik Spor İl Müdürü ve 1986 ve 1987'de Türkiye rekorları kıran ödüllü Atlet Haydar Doğan, sayın Doğan hoşgeldiniz.
Haydar Doğan: Teşekkür ederim, hoşbulduk.
Can Dündar: Yanında Mhp’nin İzmir Milletvekili Adayı sayın Hasan Zerek. Sayın Zerek hoşgeldiniz.
Hasan Zerek: Sağolun efendim.
Can Dündar: Ve Erzincan’dan bir Bağımsız Milletvekili Adayı sayın Mustafa Kul. Kendisini Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak hatırlıyoruz. Erzincan'ı 3 dönem meclis'te temsil etti, Shp ve Chp'de genel sekreter yardımcılığı, Shp’de genel başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu, sayın Kul hoşgeldiniz.
Mustafa Kul: Teşekkür ederim sayın Dündar.
Can Dündar: Ve en fazla üyeye sahip alevi örgütünün, Alevi Bektaşi Federasyonunun Genel Sekreteri sayın Turan Eser bizlerle. Sayın Eser hoşgeldiniz.
Turan Eser: Hoşbulduk.
Can Dündar: Efendim programımızda ayrıca Cem Vakfı Genel Başkanı ve Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Doktor İzzettin Doğan ve Alevi Araştırmaları Merkezi Başkanı Ali Yıldırım da telefonla, telefon hattından bizlere katılacaklar. Sizler de tartışmaya ilişkin görüş ve önerilerinizi internet aracılığıyla bizlere iletebilirsiniz. Adresimiz; neden@ntv.com.tr Evet tartışmamıza sayın Eser ile başlamak istiyorum. Sayın Eser başta bir çerçeve çizmek açısından sizden şunu rica etsem; biz aleviler ve seçimi tartışıyoruz bugün. Neden sunniler ve seçimi tartışmıyoruz? Nedir alevileri seçim için, siyaset için bu kadar önemli kılan? Ve aynı zamanda da siyaseti aleviler için önemli kılan nedir? Neden bu kadar önemli alevilik ve aleviler için siyaset?
Turan Eser: Teşekkür ediyorum. Şimdi gerçekten ilginç bir soru, yani sunniler ve siyaset tartışılmıyor, aleviler ve siyaset tartışılıyor. Böyle olması aslında bir gerçeği ifade ediyor. Sorumlu olan toplumsal kesim tartışmanın merkezine taşınmak zorunda kalıyor. Oysa sorunu yaratan sistemin merkezine ise ismi anılmayan toplumsal kesimler tartışıyor. Alevi sorunu yani bir sürecin ürünü, oldukça da geniş çok tarihsel olarakta gerilere de gidebiliriz Selçuklu’ya, Osmanlı’ya ama kısa dönemden modern dönemden ele alırsak cumhuriyetin kuruluş sürecindeki kurucu irade bir modernleşme, bir batılaşma ekseni üzerinden bir ulus devlet modeli yaratmayı düşünmüştü. Türkiye Osmanlı’dan devraldığı toplumsal yapı çok kimlikli. Yani çok kültürlü, çok inançlı, çok dilli bir toplumsal yapıya sahip bir Türkiye gerçekliği vardı. Bu çok kültürlü, çok kimlikli yapı üzerinden bir tekçi yapının kurulması yani kısaca ifade edecek olursak etnik ve inançsal iki kimlik üzerinden ulus devletin şekillenmesi sorunun temel kaynağıdır. Bunu kabul etmek lazım. Yani Türk-islam sentezinin üzerinden şekillenen sistem bunun dışında olanlara bir resmiyet, bir meşru zemin sunmamıştır. Dolayısıyla siyasetin merkezine taşımamıştır. Yani devletin cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar 85 yıllık cumhuriyet tarihinde gördüğümüz bir şey vardır, o da şudur; siyasetin dili tamamen etnik bir yapıya bürümüştür. Siyasetin mezhebi de dinsel açıdan bellidir, sunni hanefi mezhebi. Çünkü Türk-islam sentezi dediğimiz şey islamın Türkiye’deki yorumu da zaten mezhepçi bir yaklaşımdır. Bunu nereden görüyoruz; bunu devletin kamusal hizmet olarak sunduğu eğitim politikalarında mesela din eğitimine baktığınız zaman sunni hanefi mezhebi üzerinden bir din eğitimi verilir. Yine bir laik ülkede olmaması gereken dinayet yine bir sunni hanefi kurumdur ve Türkiye'nin yüzde 99’unun müslüman olduğu safsatası üzerinden yapılan makropolitik söylem bunun dışınnda kendisini ifade eden farklı inanç gruplarına işte gayrimüslimlere, alevilere ya da inanmayanlara, yani inanmak kadar inanmama hakkı da insanlık hakkıdır, insan hakkıdır. Bunlar yok sayılarak egemen bir dinsel şekillenme, dinsel kimlik devletin merkezine taşınmıştır. Bir de etnik kimlik üzerinden taşınmıştır farklılıları yok sayan bir şey. Dolayısıyla bizdeki bütün laiklik kavramı, cumhuriyet kavramı, din ve devlet ilişkileriyle ilgili bütün kavramlar Türkiye’de sulandırılmış ve cumhuriyet tarihi boyunca bu sulandırılmış biçimi üzerinden tartışılıyor. Sulandırıldığı için de çok fazla çatışma üreten kavramlar haline geliyor. Laiklik hiçbir zaman evrensel ölçülerde, tarihsel kazanımları itibariyle değerlendirilmez. Laiklik Türkiye’ye özgü bir kavram içeriği ile donatılmış evrensel laiklik tanımlarla hiç benzemez. Dolayısıyla bu değişmeyen laiklik tanımına bakarsanız Türkiye’deki siyaset merkez sağdan, merkez sola siyaset islamcısından en soluna kadar Türkiye’de laiklik sorunu tartışılmamaktadır. Sadece bir çatışma sorunu olarak tartışılır ama Türkiye’de laikliğin kendisinin yani uygulamada olan laikliğin kendisinin sorumlu olduğunu, sorun ürettiğini kimse tartışmıyor. Türkiye’deki mevcut siyasi yapı ....
Can Dündar: Sorun derken biraz daha pratik açıdan örnekleyebilir misiniz? Yani nedir mesela laikliğin pratikte aleviler açısından yarattığı sorun?
Turan Eser: Şimdi bakın yani laikliğin en azından evrensel anlamda bir hakemlik yapan kurumdur. Türkiye’de laiklik anlayışı bu hakemlik kurumu işlevini yerine getirmiyor, hangi görevi getiriyor? Mesela bizim laik devlet yapımız din adına fetva yayınlıyor, din tanımları yapıyor, yani sunninin nasıl ibadet edeceğini alevinin nasıl bir inanca dair olduğunu, gayrimüslimün kim olduğuna dair fetvalar yapıyor, dersler veriyor, eğitim veriliyor. Yani bir ulema gibi laiklik kurumu çalışıyor. Başka ne yapıyor? Dinsel hizmetleri bir kamu hizmeti olarak veriyor devlet, laiklik adına veriyor. Ne yapıyor, eğitimi dinselleştiriyor ve Türkiye’de 14 milyon eğitim almak zorunda olan öğrencilere zorla din dersi veriyor, laik devlet veriyor bunu. Dini alanda çalışma yapacak kadrolar üretiyor, bunları eğitiyor ve dini kimlik oluşturan kurumlarla bunu besliyor. Eğer ben size bazı mesela çarpıcı rakamlar vereyim ne demek istediğimi anlayın. Bugün Türkiye’de toplam 87 bin tane bizim camimiz var. 1443 tane cami de şu anda yapım, inşaat aşamasında. Bir veriye göre 15 bin, bir veriye göre de gayriesmi oluşumlarda dahil 25 bin tane cami veya mescit yaptırma derneği var Türkiye’de. Türkiye’de din görevlisi memur sayısı 90 bin. Yani diyanet işleri başkanlığında kadrolu, sunni hanefi mezhebi için hizmet veren devletin en büyük camisi olarak tanımlayabileceğimiz diyanet işleri başkanlığı bir mezhepçi kurumdur ve Türkiye'nin farklı inançlarına mensup veya inançsız toplulukların vergileriyle beslenen ama tek mezhep üzerinden hizmet yapan bir kurumdur ve bu 90 bine yakın personeli var.
Can Dündar: Bu abartılı bir rakam mıdır diğer ülkelerle kıyasladığınızda? Mesela bir Avrupa ülkesiyle kıyasladığınızda 90 bin.
Turan Eser: Yani bu çok müthiş bir rakam. Çünkü yani laik bir ülkede devlet bir defa din kadrosu çalıştıramaz, böyle bir şey yok. Yani Avrupa’da mesela kiliselerde hiçbir kilise devletten maaş alarak papazın veya orada görevli olanın maaşını vermez. Mesela Almanya’da, İtalya’da vergi usülüdür. Yani inançlı kişi ben hristiyanım, katoliğimdir katolik kilisesi için benim yıllık gelirimden vergi beyannameme işaret yapıyorum, kesebilirsiniz diyorum. Protestanım diyorum kesiyorum veya diyorum ki hiçbir kilise vergisi ödemek istemiyorum. Oradan toplanan vergiyi sadece koordine eder, katoliklerden toplanan katolik kilisesine gider, protestan kilisesinden toplanan da protestan kilisesine akar ve o giden vergiler üzerinden şey alır. Hollanda’da ise hizmet karşılığı alır. Yani kiliseden hizmet alan evlenme ....
Can Dündar: Yani bizdeki gibi kadrolu 90 bin din görevlisi başka bir görev.
Turan Eser: Değil değil, hayır hiç değil. Böyle bir şey bizde çok farklı bir sistem var. Bu ilginç olan şu; yani bu rakamları yani camilerin sayısı niye bu kadar fazla falan değil ama laik demokratik, hukuk ve sosyal devleti diye tanımladığımız Türkiye Cumhuriyeti’nde 87 bin cami, 20-30 bin mescit hatta şunun da altını çizelim burada bütün siyasilerimiz de var. Türkiye’de bu hiçbir kamu ve kuruluşunda mesciti olmayan kamu kuruluşu yoktur Türkiye’de. Böyle bir yoğunlukta olan ülkemizde, Türkiye Cumhuriyeti’nde sadece kamuya ait 1.200 tane hastane vardır, 1.220 hastanemiz vardır, 6.300 tane çoğu da altyapıdan yoksun sağlık ocağı vardır. Bu ülkede 90 bin imama karşı, devlet imamına karşı maalesef 77 bin sağlık hekimi vardır, yani doktor vardır. 870 kişiye bir doktor düşerken bu ülkede, 345 kişiye bir cami düşüyor. 90 bine yaklaşan caminin 87 bin, 1.443 tane de yapılan var yani 89 bine yaklaşan bu cami sayısına karşı Türkiye’de 67 bin tane okul var. Dolayısıyla bütün bu veriler bize şunu gösteriyor; bugün İran’da Cuma günleri 2 ile 3 milyon arasında insan camiye giderken, Türkiye’de Cuma günleri diyanet işleri başkanlığının 96 raporunda verdiği rakamları dikkate alırsak 16 milyon, bayramlarda 26 milyon kişi camiye gidiyor Cuma günleri. Yani bu rakamlar ürkütücü. Şöyle ürkütücü; yani devlet sistematik olarak siyaset tabiki aynı zamanda devletin işleyiş mekanizmasını yapan siyasi irade, siyasi iktidarlar yatırımı kültürel alana, eğitim alanına, sağlık alanına değil, yani sağlıklı toplum, eğitimli toplum.
Can Dündar: İbadete yapıyor.
Turan Eser: Daha çok camiye, daha çok dinsel alana yatırmıştır, bu rakamlar bize Türkiye’deki laiklik uygulamasının çok çarpık olduğunu gösteriyor.
Can Dündar: Onun için siyasete ihtiyacı var alevilerin.
Turan Eser: Tabiki alevilerin siyasete ihtiyacı var dediğimiz şey siyasete bu kadar haşır neşir olması, müdahele etmesi, eleştirik etmesinin nedeni siyasetin dilinde egemen olan Türk-islamcı söylemi, bu makropolitik söylemi, alevileri ve diğer inançları ötekileştirdiğini, merkezin dışına attığı, siyasetin meşru alanının dışına attığı, dolayısıyla bizim orada diğer toplumsal kesimlerle tanışmamız, buluşmamızı sağlayacak ortak zemine bize yasakladığı için bu mevcut politik siyasi kültürü, siyasi sistemi eleştiriyoruz.
Can Dündar: Çok teşekkürler sayın Eser, tekrar döneceğiz ama önemli bir tespit. Tabi Türkiye’de 90 bin camiye karşılık 67 bin okul var. 90 bin imama karşı 77 bin hekim var tespitini yaptı sayın Eser. Dolayısıyla alevilerin bu ortama müdahil olması gerekir, bunun da yolu siyasetten geçiyor tespitini yaptı programımızın açılışında.
Turan Eser: Dediğimin çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Can Dündar: Çok kısa lütfen.
Turan Eser: Çok kısa. Almanya’da 70 bin sağlık kuruluşuna karşı 8 bin kilise vardır, Fransa’da ise 60 bin sağlık kuruluşuna ve 77 bin okula karşı da 9 bin kilise vardır. Üyesi olacağımız Avrupa.
Can Dündar: .. tam tersine dönmüş görünüyor, en azından sağlık bazında.
Turan Eser: Evet.
Can Dündar: Telefonumuzda Alevilik Araştırmaları Merkezi Başkanı Ali Yıldırım var. Ondan da kısaca bize son seçimlerde alevilerin oy verme eğilimleri konusunda yaptığı araştırmanın sonuçlarını paylaşmasını rica edeceğiz. Çünkü sayın Yıldırım 2002 seçimlerinde alevi köylerinin oy verme eğilimleri üzerinde yaptığı bir araştırmasıyla tanınıyor. Sayın Yıldırım programımıza hoşgeldiniz, iyi akşamlar