Orijinalini görmek için tıklayınız : alevi milletvekili adayları NEDEN?' deydi


sonsuz
20.06.2007, 20:50
Konu: Alevi seçmenin tercihi ne olacak? Alevi oylara nereye gidecek?

Konuklar: Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Turan Eser, Alevi Araştırmaları Merkezi Başkanı Ali Yıldırım, Chp Tunceli Milletvekili Sinan Yerlikaya, Akp Tunceli Milletvekili Adayı Haydar Doğan, Mhp İzmir Milletvekili Adayı Hasan Zerek, Cem Vakfı Genel Başkanı ve Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İzzettin Doğan ve Erzincan Bağımsız Milletvekili Adayı Mustafa Kul

Can Dündar: Merhaba bir kez daha Neden’in yazlık mekanı Rahmi Müzesi’nde birlikteyiz. Bu gece alevi oylarını tartışacağız. 22 Temmuz yaklaşıyor ve yine aleviler gündemde. Biliyorsunuz bugüne kadar alevi oyları potansiyel olarak merkez sola gideceği öngörülür ve bu konu fazla tartışılmazdı. Ancak bu seçimde tartışma hareretlendi. Çünkü ilk kez milliyetçi ve muhafazakar partilerin vitrinine alevi adayar çıktı. Peki bu seçimi nasıl etkileyecek? Seçimde bu adaylar milyonlarca alevi oy’unu kendilerine çekmeyi başarabilecekler mi? Partilerine çekmeyi başarabiliecekler mi? Bu gece milletvekili adaylarıyla ve önde gelen alevi örgütlerinin temsilcileriyle bu konuyu tartışacağız, hazır olun Neden başlıyor. Bu seim Akp ve Mhp’nin alevi adayları vitrine çıkarması, ön plana çıkarması sürpriz etkisi yarattı ve bir çok tartışmaya yolaçtı. Bizde bu tartışmalar üzerine partilerin alevi temsilcilerini stüdyomuza davet ettik, alevi örgütlerinin temsilcilerini stüdyomuza davet ettik ve önümüzdeki seçimlerde alevi oylarının hangi partilere gideceği üzerine tartışmaya karar verdik. Birazdan bu konuyu tartışmaya açacağız ve size hemen konuklarımızı tanıtmakla başlamak istiyorum. En başta Chp Tunceli Milletvekili sayın Sinan Yerlikaya, aynı zamanda Chp’nin önümüzdeki seçimde Tunceli Milletvekili Adayı, sayın Yerlikaya hoşgeldiniz.

Sinan Yerlikaya: Hoşbulduk.

Can Dündar: Hemen yanında yine Tunceli’den Milletvekili Adayı, Eski Tunceli Gençlik Spor İl Müdürü ve 1986 ve 1987'de Türkiye rekorları kıran ödüllü Atlet Haydar Doğan, sayın Doğan hoşgeldiniz.

Haydar Doğan: Teşekkür ederim, hoşbulduk.

Can Dündar: Yanında Mhp’nin İzmir Milletvekili Adayı sayın Hasan Zerek. Sayın Zerek hoşgeldiniz.

Hasan Zerek: Sağolun efendim.

Can Dündar: Ve Erzincan’dan bir Bağımsız Milletvekili Adayı sayın Mustafa Kul. Kendisini Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak hatırlıyoruz. Erzincan'ı 3 dönem meclis'te temsil etti, Shp ve Chp'de genel sekreter yardımcılığı, Shp’de genel başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu, sayın Kul hoşgeldiniz.

Mustafa Kul: Teşekkür ederim sayın Dündar.

Can Dündar: Ve en fazla üyeye sahip alevi örgütünün, Alevi Bektaşi Federasyonunun Genel Sekreteri sayın Turan Eser bizlerle. Sayın Eser hoşgeldiniz.

Turan Eser: Hoşbulduk.

Can Dündar: Efendim programımızda ayrıca Cem Vakfı Genel Başkanı ve Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Doktor İzzettin Doğan ve Alevi Araştırmaları Merkezi Başkanı Ali Yıldırım da telefonla, telefon hattından bizlere katılacaklar. Sizler de tartışmaya ilişkin görüş ve önerilerinizi internet aracılığıyla bizlere iletebilirsiniz. Adresimiz; neden@ntv.com.tr Evet tartışmamıza sayın Eser ile başlamak istiyorum. Sayın Eser başta bir çerçeve çizmek açısından sizden şunu rica etsem; biz aleviler ve seçimi tartışıyoruz bugün. Neden sunniler ve seçimi tartışmıyoruz? Nedir alevileri seçim için, siyaset için bu kadar önemli kılan? Ve aynı zamanda da siyaseti aleviler için önemli kılan nedir? Neden bu kadar önemli alevilik ve aleviler için siyaset?

Turan Eser: Teşekkür ediyorum. Şimdi gerçekten ilginç bir soru, yani sunniler ve siyaset tartışılmıyor, aleviler ve siyaset tartışılıyor. Böyle olması aslında bir gerçeği ifade ediyor. Sorumlu olan toplumsal kesim tartışmanın merkezine taşınmak zorunda kalıyor. Oysa sorunu yaratan sistemin merkezine ise ismi anılmayan toplumsal kesimler tartışıyor. Alevi sorunu yani bir sürecin ürünü, oldukça da geniş çok tarihsel olarakta gerilere de gidebiliriz Selçuklu’ya, Osmanlı’ya ama kısa dönemden modern dönemden ele alırsak cumhuriyetin kuruluş sürecindeki kurucu irade bir modernleşme, bir batılaşma ekseni üzerinden bir ulus devlet modeli yaratmayı düşünmüştü. Türkiye Osmanlı’dan devraldığı toplumsal yapı çok kimlikli. Yani çok kültürlü, çok inançlı, çok dilli bir toplumsal yapıya sahip bir Türkiye gerçekliği vardı. Bu çok kültürlü, çok kimlikli yapı üzerinden bir tekçi yapının kurulması yani kısaca ifade edecek olursak etnik ve inançsal iki kimlik üzerinden ulus devletin şekillenmesi sorunun temel kaynağıdır. Bunu kabul etmek lazım. Yani Türk-islam sentezinin üzerinden şekillenen sistem bunun dışında olanlara bir resmiyet, bir meşru zemin sunmamıştır. Dolayısıyla siyasetin merkezine taşımamıştır. Yani devletin cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar 85 yıllık cumhuriyet tarihinde gördüğümüz bir şey vardır, o da şudur; siyasetin dili tamamen etnik bir yapıya bürümüştür. Siyasetin mezhebi de dinsel açıdan bellidir, sunni hanefi mezhebi. Çünkü Türk-islam sentezi dediğimiz şey islamın Türkiye’deki yorumu da zaten mezhepçi bir yaklaşımdır. Bunu nereden görüyoruz; bunu devletin kamusal hizmet olarak sunduğu eğitim politikalarında mesela din eğitimine baktığınız zaman sunni hanefi mezhebi üzerinden bir din eğitimi verilir. Yine bir laik ülkede olmaması gereken dinayet yine bir sunni hanefi kurumdur ve Türkiye'nin yüzde 99’unun müslüman olduğu safsatası üzerinden yapılan makropolitik söylem bunun dışınnda kendisini ifade eden farklı inanç gruplarına işte gayrimüslimlere, alevilere ya da inanmayanlara, yani inanmak kadar inanmama hakkı da insanlık hakkıdır, insan hakkıdır. Bunlar yok sayılarak egemen bir dinsel şekillenme, dinsel kimlik devletin merkezine taşınmıştır. Bir de etnik kimlik üzerinden taşınmıştır farklılıları yok sayan bir şey. Dolayısıyla bizdeki bütün laiklik kavramı, cumhuriyet kavramı, din ve devlet ilişkileriyle ilgili bütün kavramlar Türkiye’de sulandırılmış ve cumhuriyet tarihi boyunca bu sulandırılmış biçimi üzerinden tartışılıyor. Sulandırıldığı için de çok fazla çatışma üreten kavramlar haline geliyor. Laiklik hiçbir zaman evrensel ölçülerde, tarihsel kazanımları itibariyle değerlendirilmez. Laiklik Türkiye’ye özgü bir kavram içeriği ile donatılmış evrensel laiklik tanımlarla hiç benzemez. Dolayısıyla bu değişmeyen laiklik tanımına bakarsanız Türkiye’deki siyaset merkez sağdan, merkez sola siyaset islamcısından en soluna kadar Türkiye’de laiklik sorunu tartışılmamaktadır. Sadece bir çatışma sorunu olarak tartışılır ama Türkiye’de laikliğin kendisinin yani uygulamada olan laikliğin kendisinin sorumlu olduğunu, sorun ürettiğini kimse tartışmıyor. Türkiye’deki mevcut siyasi yapı ....

Can Dündar: Sorun derken biraz daha pratik açıdan örnekleyebilir misiniz? Yani nedir mesela laikliğin pratikte aleviler açısından yarattığı sorun?

Turan Eser: Şimdi bakın yani laikliğin en azından evrensel anlamda bir hakemlik yapan kurumdur. Türkiye’de laiklik anlayışı bu hakemlik kurumu işlevini yerine getirmiyor, hangi görevi getiriyor? Mesela bizim laik devlet yapımız din adına fetva yayınlıyor, din tanımları yapıyor, yani sunninin nasıl ibadet edeceğini alevinin nasıl bir inanca dair olduğunu, gayrimüslimün kim olduğuna dair fetvalar yapıyor, dersler veriyor, eğitim veriliyor. Yani bir ulema gibi laiklik kurumu çalışıyor. Başka ne yapıyor? Dinsel hizmetleri bir kamu hizmeti olarak veriyor devlet, laiklik adına veriyor. Ne yapıyor, eğitimi dinselleştiriyor ve Türkiye’de 14 milyon eğitim almak zorunda olan öğrencilere zorla din dersi veriyor, laik devlet veriyor bunu. Dini alanda çalışma yapacak kadrolar üretiyor, bunları eğitiyor ve dini kimlik oluşturan kurumlarla bunu besliyor. Eğer ben size bazı mesela çarpıcı rakamlar vereyim ne demek istediğimi anlayın. Bugün Türkiye’de toplam 87 bin tane bizim camimiz var. 1443 tane cami de şu anda yapım, inşaat aşamasında. Bir veriye göre 15 bin, bir veriye göre de gayriesmi oluşumlarda dahil 25 bin tane cami veya mescit yaptırma derneği var Türkiye’de. Türkiye’de din görevlisi memur sayısı 90 bin. Yani diyanet işleri başkanlığında kadrolu, sunni hanefi mezhebi için hizmet veren devletin en büyük camisi olarak tanımlayabileceğimiz diyanet işleri başkanlığı bir mezhepçi kurumdur ve Türkiye'nin farklı inançlarına mensup veya inançsız toplulukların vergileriyle beslenen ama tek mezhep üzerinden hizmet yapan bir kurumdur ve bu 90 bine yakın personeli var.

Can Dündar: Bu abartılı bir rakam mıdır diğer ülkelerle kıyasladığınızda? Mesela bir Avrupa ülkesiyle kıyasladığınızda 90 bin.

Turan Eser: Yani bu çok müthiş bir rakam. Çünkü yani laik bir ülkede devlet bir defa din kadrosu çalıştıramaz, böyle bir şey yok. Yani Avrupa’da mesela kiliselerde hiçbir kilise devletten maaş alarak papazın veya orada görevli olanın maaşını vermez. Mesela Almanya’da, İtalya’da vergi usülüdür. Yani inançlı kişi ben hristiyanım, katoliğimdir katolik kilisesi için benim yıllık gelirimden vergi beyannameme işaret yapıyorum, kesebilirsiniz diyorum. Protestanım diyorum kesiyorum veya diyorum ki hiçbir kilise vergisi ödemek istemiyorum. Oradan toplanan vergiyi sadece koordine eder, katoliklerden toplanan katolik kilisesine gider, protestan kilisesinden toplanan da protestan kilisesine akar ve o giden vergiler üzerinden şey alır. Hollanda’da ise hizmet karşılığı alır. Yani kiliseden hizmet alan evlenme ....

Can Dündar: Yani bizdeki gibi kadrolu 90 bin din görevlisi başka bir görev.

Turan Eser: Değil değil, hayır hiç değil. Böyle bir şey bizde çok farklı bir sistem var. Bu ilginç olan şu; yani bu rakamları yani camilerin sayısı niye bu kadar fazla falan değil ama laik demokratik, hukuk ve sosyal devleti diye tanımladığımız Türkiye Cumhuriyeti’nde 87 bin cami, 20-30 bin mescit hatta şunun da altını çizelim burada bütün siyasilerimiz de var. Türkiye’de bu hiçbir kamu ve kuruluşunda mesciti olmayan kamu kuruluşu yoktur Türkiye’de. Böyle bir yoğunlukta olan ülkemizde, Türkiye Cumhuriyeti’nde sadece kamuya ait 1.200 tane hastane vardır, 1.220 hastanemiz vardır, 6.300 tane çoğu da altyapıdan yoksun sağlık ocağı vardır. Bu ülkede 90 bin imama karşı, devlet imamına karşı maalesef 77 bin sağlık hekimi vardır, yani doktor vardır. 870 kişiye bir doktor düşerken bu ülkede, 345 kişiye bir cami düşüyor. 90 bine yaklaşan caminin 87 bin, 1.443 tane de yapılan var yani 89 bine yaklaşan bu cami sayısına karşı Türkiye’de 67 bin tane okul var. Dolayısıyla bütün bu veriler bize şunu gösteriyor; bugün İran’da Cuma günleri 2 ile 3 milyon arasında insan camiye giderken, Türkiye’de Cuma günleri diyanet işleri başkanlığının 96 raporunda verdiği rakamları dikkate alırsak 16 milyon, bayramlarda 26 milyon kişi camiye gidiyor Cuma günleri. Yani bu rakamlar ürkütücü. Şöyle ürkütücü; yani devlet sistematik olarak siyaset tabiki aynı zamanda devletin işleyiş mekanizmasını yapan siyasi irade, siyasi iktidarlar yatırımı kültürel alana, eğitim alanına, sağlık alanına değil, yani sağlıklı toplum, eğitimli toplum.

Can Dündar: İbadete yapıyor.

Turan Eser: Daha çok camiye, daha çok dinsel alana yatırmıştır, bu rakamlar bize Türkiye’deki laiklik uygulamasının çok çarpık olduğunu gösteriyor.

Can Dündar: Onun için siyasete ihtiyacı var alevilerin.

Turan Eser: Tabiki alevilerin siyasete ihtiyacı var dediğimiz şey siyasete bu kadar haşır neşir olması, müdahele etmesi, eleştirik etmesinin nedeni siyasetin dilinde egemen olan Türk-islamcı söylemi, bu makropolitik söylemi, alevileri ve diğer inançları ötekileştirdiğini, merkezin dışına attığı, siyasetin meşru alanının dışına attığı, dolayısıyla bizim orada diğer toplumsal kesimlerle tanışmamız, buluşmamızı sağlayacak ortak zemine bize yasakladığı için bu mevcut politik siyasi kültürü, siyasi sistemi eleştiriyoruz.

Can Dündar: Çok teşekkürler sayın Eser, tekrar döneceğiz ama önemli bir tespit. Tabi Türkiye’de 90 bin camiye karşılık 67 bin okul var. 90 bin imama karşı 77 bin hekim var tespitini yaptı sayın Eser. Dolayısıyla alevilerin bu ortama müdahil olması gerekir, bunun da yolu siyasetten geçiyor tespitini yaptı programımızın açılışında.

Turan Eser: Dediğimin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Can Dündar: Çok kısa lütfen.

Turan Eser: Çok kısa. Almanya’da 70 bin sağlık kuruluşuna karşı 8 bin kilise vardır, Fransa’da ise 60 bin sağlık kuruluşuna ve 77 bin okula karşı da 9 bin kilise vardır. Üyesi olacağımız Avrupa.

Can Dündar: .. tam tersine dönmüş görünüyor, en azından sağlık bazında.

Turan Eser: Evet.

Can Dündar: Telefonumuzda Alevilik Araştırmaları Merkezi Başkanı Ali Yıldırım var. Ondan da kısaca bize son seçimlerde alevilerin oy verme eğilimleri konusunda yaptığı araştırmanın sonuçlarını paylaşmasını rica edeceğiz. Çünkü sayın Yıldırım 2002 seçimlerinde alevi köylerinin oy verme eğilimleri üzerinde yaptığı bir araştırmasıyla tanınıyor. Sayın Yıldırım programımıza hoşgeldiniz, iyi akşamlar

sonsuz
20.06.2007, 20:52
Ali Yıldırım: İyi akşamlar.

Can Dündar: Nasıl oy veriyor geçtiğimiz seçimlerde, biraz sonra biz önümüzdeki seçimlerde nasıl oy verecekleri tartışacağız ama ona geçmeden önce sizden geçtiğimiz seçimde nasıl oy verdi aleviler ve genelde oy verme eğilimleri nedir onu rica edeceğim. Öncelikle isterseniz 12 Eylül öncesinden başlayalım. 12 Eylül öncesi nasıl bir oy verme eğilimleri vardı? Sonra bu değişti mi, ne yöne gitti?

Ali Yıldırım: Şimdi isterseniz çok partili dönemi ben şöyle çok kısaca hemen bir alalım.

Can Dündar: Lütfen.

Ali Yıldırım: Yani Demokrat Parti zamanında yani 1950’lerde çok partili döneme geçmekle birlikte alevilerin Demokrat Parti’ye bir yönelimin olduğu gözleniyor. Bir takım yerlerde alevi dedelerinin de aday gösterilmesi Malatya, Çorum gibi. Fakat bu Demokrat Parti’ye yönelim daha 27 Mayıs gelmeden hemen son buluyor. 27 Mayıs sonrasında ise o genel özgürlükçü ortamla birlikte alevilerin işçi partisi’nde Türkiye İşçi Partisi’ne yöneldiğini, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yöneldiğni ama geleneksel refleksle birlikte Adalet Partisi’yle de bir miktar ilişkilerinin olduğunu görüyoruz. Fakat 1969 seçimlerinde aleviler bu kez siyasete doğrudan kendileri müdahele ediyorlar ve Türkiye birlik partisi ile girdikleri seçimlerde 8 milletvekilliği kazanıyorlar. 24 il’de giriyor birlik partisi seçimlere ve aleviler büyük çoğunlukla kendi partilerini tercih etmiş gözüküyorlar 1969 seçim sonuçlarına baktığımızda. 12 Mart bir kırılma noktası gibi gözüküyor. Çünkü birlik partisi’nin siyaseti de çok iyi bir sınav vermemiş oluyor, işte 5 kişinin adalet partisi’ne olumlu oy vermesi bütçe görüşmelerinde birlik partisi’ne olan umutları bir anda kırmış oluyor ve arkasından 12 Mart’la birlikte de bu birlik partisi alevilerin kendilerinin doğrudan bir anlamda siyasete müdahele süreci noktalanmış oluyor ve alevileri 12 Eylül öncesinde büyük ölçüde Cumhuriyet Halk Partisi saflarında görüyoruz, üye olarak, delege olarak seçmen olarak. 12 Eylül sonrasında bu şey çok fazla değişmiyor eğilim. Halkçı parti 83 seçimlerinde alevilerden önemli ölçüde oy almış, büyük ölçüde oy almış. Sivas örneğinde bakarsak bir miktar da Mdp’nin oy aldığını görüyoruz ama bu işte yüzde 10’lar civarında. Bu arayı atlayıp isterseniz şeye geleyim ben, 2002 seçimlerine.

Can Dündar: Son seçime evet, son seçime gelirsek.

Ali Yıldırım: Evet 2002 seçimlerine geleyim. Bu seçimlerle ilgili olarak 2 örnek üzerinden ben size sonuçları iletmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi Sivas, bir tanesi ise Eskişehir. Sivas’ın alevi köylerindeki oy verme eğlimine baktığımız zaman çok enterasan bir şey çıkıyor, Sivas’ın 489 alevi köyünde alevilerin, yani oy kullanan seçmenlerin yüzde 90’ının Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy verdiğini görüyoruz, yani yüzde 90 alevi oyu Cumhuriyet Halk Partisi’ne gitmiş bulunuyor. Sayıya hesaba katılamayacak ölçüde Akp ve Mhp’ye de oylar var, fakat bunlar bir yüzde oluşturabilecek ölçüde değil. Mesela ilginç bir şey var, Mhp’ye nasıl oy gidebilir diye düşündüğümüzde Divriği’nin Mursal köyü var, Divriği ilçesinin. Bu Mursal köyünde Mhp’ye, Milliyetçi Hareket Partisi’ne 14 oy çıkmış. Niye Mhp’ye 14 oy çıkmış diye baktığımızda o zamanın Mhp’li tarım bakanı Yusuf Ziya Gökalp’in Sivas Milletvekili ve Tarım Bakanı’nın Mursal köylülerine 14 Türk tipi inek verdiğine görüyoruz. Yani 14 inek vermişler ve 14 oy almışlar. Yani inek karşılığı oylar inek oylar diyebiliriz bir anlamda ama onun dışında böyle Mhp’ye, Akp’ye, Dyp’ye bir yekün tutacak bir oy verildiğine tanık olmuyoruz, göremiyoruz yani. Açık net bir biçimde Sivas’da yüzde 90’ın üzerinde bir alevi oyu Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelmiş. Sayın Yıldırım siz şeye de baktınız mı, sünni oyları nereye gidiyor? Öyle bir belirgin ayrım var mı?

Ali Yıldırım: Ya ya evet asıl dikkat çekici olan o. Ben alevi oylarının bu anlamda Chp’ye yönelmiş olmasına yani şaşırmadım, gördüğüm şeyler de beni doğruladı. Fakat ilginç olan şu; benim çok şaşırtan bir sonuç çıktı ortaya. Sivas’ın sunni köylerinin yüzde 90’ını Chp’ye oy vermemiş. Yani tek tek bütün köylere bakabiliriz. Bu çok ilginç bir durum. Yani Sivas’ta Chp oylarının neredeyse tamamını köy düzeyinde diyorum, ilk merkezi düzeyinde bir şey söylemem ama elimdeki resmi rakamlar benim devlet istatistik enstitüsünün 2002 resmi seçim sonuçları yüzde 90 sunni köylüleri Chp’yi tercih etmemişler, Akp’yi .....

Can Dündar: Eskişehir’de durum değişiyor mu, Eskişehir’e geldiğinizde.

Ali Yıldırım: Evet yani Eskişehir’e gelelim. Bu tabi çok ilginç. Yani Sivas’taki sunni köylülerin Chp’yi tercih etmemesi çok önemli bir şey. Chp’nin tavrı açısından da önemli bir şey. Chp’nin aynı politikalarını saptarken gözönünde bulundurması gereken bir şey, hem alevilere yönelik politikası açısından, hem de genel olarak politikası açısından bence Sivas Chp için bir zil çalıyor, bir alarm veriyor diye değerlendirebiliriz. Şimdi Eskişehir’de durum nasıl? Eskişehir’de hani değişik batıdan bir örnek olsun diye Eskişehir’i seçiyorum ben. Eskişehir’in 400 köyünün 45 alevi köyünde seçim sonuçları, 2002 seçim sonuçları yine resmi devlet istatistik enstitüsü’nün seçim sonuçlarından yola çıkarak ortaya çıkarttığımız sonuçlar şudur; 5260 oy kullanılmış 45 alevi köyünde, bu oyların partilere göre dağılımı Doğru Yol Partisi yüzde 12, Mhp yüzde 6, Anap yüzde 6, Akp yüzde 5 civarında. Yani toplam yüzde 29, yüzde 30’luk bir oy sağ, merkez sağ partilere gitmiş, onun dışındaki yüzde 70 oy’un da aynı şekilde Cumhuriyet Halk Partisi’nde toplandığını görüyoruz. İlginç olan bir şey belki burada, Dsp’ye 2002 seçimlerinde bir oy çıkmadığı görülüyor Eskişehir alevi köylerinde. Şimdi bu sonuçlar bize gösteriyor ki gerek Sivas’ta, gerekse Eskişehir’de, Sivas’ta yüzde 90’ları aşan bir oranda, Eskişehir’de ise yüzde 70’leri bulan bir oranda aleviler, alevi köyleri Sivas ... istatistik olduğu için örnek aldım, başka yerler de aynı şeyleri verecektir. Eskişehir’de de aleviler temel tercihlerinde cumhuriyeti, laikliği ve demokrasiyi yani alevilerin bir anlamda kırmızı çizgilerini gözönünde bulundurarak, esas kabul ederek oy kullanmışlar. Yani laiklik hassasiyetleri bir anlamda en üst düzeyde, cumhuriyet hassasiyetlerini aynı şekilde söylememiz gerekiyor. Demokrasi hassasiyetleri de bu anlamda sol muhalif bir gelenek öteden beri getirdikleri bir gelenek tarihsel bir gelenekleri seçim sonuçlarıyla da bir kez daha tehid edilmiş oluyor.

Can Dündar: Doğrulanmış oluyor.

Ali Yıldırım: Doğrulanmış oluyor. Fakat burada aleviler Chp tercihlerine rağmen bir anlamda da Chp’nin alevilerin sorunları konusunda, laiklik konusundaki yaklaşımlarıyla sorunlarına laiklik sorununa yanıt verme yönünde de ne bileyim çok başarılı bir politika sergilediği de söylenemez. Çünkü 2002 ve öncesindeki bu genel eğilime rağmen alevilerin taleplerini ortaya koymuş olmalarına rağmen bu talepler konusunda kendi oy verdikleri partinin başarılı bir sınav vermediği görülüyor tabi iktidar olmadık diyebilirler ama .....

Can Dündar: Bizde zaten şimdi tam onu tartışacağız konuklarımızla.

Ali Yıldırım: Yani bir cümle söyleyeyim.

Can Dündar: Bir cümle daha alalım, buyrun.

Ali Yıldırım: Onun dışında özel olarak yani söylemek gerekirse Akp iktidarının hani bunu alevi adaylar çıkarıyor, alevilere kucak açtığı söyleniyor. 4.5 yıllık iktidarı boyunca alevilerin talepleri konusunda en küçük bir çabasının, en küçük bir siyasetinin olmadığını görüyoruz, hani alevi aday dedikleri kişiler de kendileri de kalkıp bunu söylüyorlar ve 4.5 yıl boyunca Akp aleviler için hiçbir şey yapmadı diyorlar. Bir şeyi söyleyeyim kapatalım. Diyorlar ki; bir şey yapmadı ama kötü bir şey de yapmadı. Yani kötü bir yapmamayı iyi bir şey olarak görüp Akp’den aday olan bir arkadaşımız var. Yolları açık olsun ama alevilerin genel olarak siyasi eğilimleri böyle.

Can Dündar: Birazdan, çok teşekkür ederiz sayın Yıldırım bu konudaki verdiğiniz bilgiler için. Sayın Eser’in önce genel olarak alevilerin neden siyasete ilgi duydukları ve siyasetten beklentilerine ilişkin son derece ilginç rakamlarını dinledik. Türkiye’deki cami sayısı ile okul sayısı arasındaki farkı ve bunun Avrupa’yla kıyaslamasını dinledik. Neden aleviler siyasetteler ve ne bekliyorlar siyasilerden, o konuyu öğrendik. Sayın Ali Yıldırım’dan da son seçimde alevi oyları ne yöne gitti? İki değişik şehir üzerinden bir inceleme dinledik. Kısa bir ara vereceğiz, ondan sonra sözü siyasi parti temsilcilerine vereceğiz. Bakalım bu düğümü önümüzdeki seçimlerde nasıl çözmeyi vaadediyorlar. Sözü onları bırakacağız. Kısa bir aradan sonra, bizden ayrılmayın lütfen.

Can Dündar: Yeniden merhaba. Biraz önce aleviler ve siyaset konusunu tartışmaya başladık. Alevilerin siyasetten beklentisi ve son seçimdeki oy verme eğilimleri üzerine konuklarımızı dinledik. Şimdi bu seçimde yarışacak adayları dinlemeye başlıyoruz. Sayın Sinan Yerlikaya ile başlayacağım ben. Chp adayı ile ve aynı zamanda milletvekili. Sayın Yerlikaya bir tarihi ittifaktan sözedilir hep Chp ile aleviler arasında. Biraz önce de dinledik son seçimde alevilerin yoğun olarak belli yerlerde en azından yüzde 90’ları aşan oranda Chp’ye oy verdiği yolunda ama bu seçimde değişik bir tablo ile karşı karşıyayız. Diğer partilerde de alevi adaylar görüyoruz, belki hiç görünmedik bir şekilde. Bu yeni bir arayışın ürünü mü sizce? Bu ittifak bitecek mi, sarsılıyor mu? Acaba aleviler Chp’de beklediklerini bulamadıkları için mi başka partilere meyil ediyorlar? Ya da diğer partiler bu oylara talip olduğu için mi aday çıkarıyorlar, ne dersiniz?

Sinan Yerlikaya: Şimdi efendim teşekkür ederim. Bizi izleyen bütün vatandaşlarımıza iyi akşamlar diliyorum. Katılımcı arkadaşlara, milletvekili adaylarımıza başarılar diliyorum. Tabi önemli bir konuyu bugün dile getirdiniz, önemli bir olay. Şimdi alevilerin Cumhuriyet Halk Partisi ile ittifakı, doğal ittifakını değil de alevilerin bir durumunu ele almakta yarar var. Şimdi aleviler Osman imparatorluğu döneminde hep göçe zorlanmış, sürgüne zorlanmış, itilmiş, kakılmış, sürgün edilmiş, dağlarda, bayırlarda, mezarlarda oturmaya mecbur bırakılmış bir topluluk. Yani islamiyetin özünden gelen bir topluluk. Öyle islamiyetin dışında şey de değildir alevilik. Felsefesini incelediğinizde islamiyetin özünden gelen bir topluluk. Tabi Osmanlı imparatorluğu döneminde büyük ezilmelere maruz kalan bu topluluk cumhuriyet in yani milli mücadeleden sonra ki milli mücadeleye de büyük katkı koymuşlardır aleviler. Milli mücadeleden sonra oluşan cumhuriyete, cumhuriyet zamanında yani Atatürk zamanında rahat bir nefes aldıkları söylenebilir. Orada o zaman kendini ifade etme, kendini bulma, bir vatandaş gözüyle bakılma durumuna gelmiş ve kentlere gelmeleri de bu Atatürk döneminde olmuştur. Daha önce Osmanlı döneminde köylerde yaşamını sürdüren aleviler Atatürk döneminde kentlerle tanışmışlardır, çağdaşlıkla tanışmışlardır, muhasır medeniyetle tanışmışlardır, eğitimle tanışmışlardır ve felsefelerini bu doğrultuda sunabilme imkanını bulmuşlardır. Tabi bu Atatürk döneminin getirdiği dönem aleviler için bir önemli bir merhaledir. Burada laikliğin gelmesiyle yani hilafetin kaldırılmasıyla da artık alevilik mezhebinin yaşamının bir gerçek olduğu, alevi insanın da kendini ifade etme konusunda bazı açılımların yapıldığı bir dönemdi laiklik dönemi. Bundan dolayı Cumhuriyet Halk Partisi’ni de kuran Atatürk olduğundan dolayı bu dönemde aleviler hep Cumhuriyet Halk Partisi ile onun içinde olmuşlardır, ona oy vermişlerdir. Fakat 1950 yılından sonra işler yine tersine dönmüştür. Çünkü sağ iktidarlar gelmiştir, özellikle Demokrat Parti döneminde alevilik yine eskisi gibi sürgün edilen, cezalandırılan, alevi çocuklarının okuma imkanını kısaltan, önüne engel konulan yine mezarlarda, köylerde, dağlarda yaşama mecbur bırakılan bir dönem başlamıştır. Şehirde kalan alevi gençliği de çeşitli mahkemelerde cezalarla karşılaşmış, yokedilmeye çalışılmıştır. Bu tabi 60 ihtilaliyle birlikte bir umut olarak bunu gören aleviler ne yazık ki arkasından gelen 1963 seçimlerinden sonra tekrar aynı yanılgıya ne yazık ki düşmüşlerdir. Yani Demirel döneminde de umduğunu bulamamışlardır. Yani özellikle imam hatip liseleri’nin ve okullarının çoğaltılması, alevi gençlerinin okuma imkanlarının kısaltılması, önünün açılmaması alevi gençliğini, alevi hareketini hep geriletmiştir. Bunu 80 ihtilalinde de aynı manada görüyoruz. Yani velhasıl günümüze geldiğimiz bugüne kadar aleviler yalnızca Atatürk döneminde rahat bir nefes alma imkanı bulmuşlardır, bu da Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilk dönemidir. Yine alevilerin rahat nefes alma dönemi olarak kabul ettiğim 1991-95 tarihi vardır ki o zaman Cumhuriyet Halk Partisi kapatıldığı için onun devamı gibi görünen Sosyal Demokrat Halkçı Parti dönemi yani koalisyon döneminde de alevi bakanları oluşmuştur, alevi genel müdürleri, alevi müsteşarları, kadroları oluşmuştur. Çünkü aleviler de yalnız öyle bu devletten, bu milletten ayrı topluluklar değil. Nitekim onlar da Türk vatandaşıdırlar. Bu memleketin bir parçasıdırlar ama inançlarından dolayı hep yoksayılmak istenmişlerdir. Ancak 91-95 döneminde ki o zaman bende milletvekiliydim. Yani yörelerde yatırımlarla karşı karşıya gelmişlerdir, kendini ifade etmişlerdir, bakan olabilmişlerdir, müsteşar olabilmişlerdir, vali olabilmişlerdir.

Can Dündar: Ama alevilerin en acılı şeyi de orada yaşandı.

Sinan Yerlikaya: Efendim ona girersek tabi aleviliğin acı dönemini şöyle vurgulamak gerekiyor. Sivas olayı gelişen solu, gelişmekte olan sosyal demokrasiyi ve o toplanan alevileri oradan koparmak için gerici, bağnaz, faşist kadrolarca düzenlenmiş bir hareketti. Bu hareketin içinde solun yükselmesini önlemek, sosyal demokrasinin iktidarının, tek başına olan iktidarını önlemek için bana göre yapılmış bir hareketti. Sayın Kul da çok iyi bilir, biz o olayı çok iyi inceledik o dönemde. Olayın içinde çok çeşitli senaryolar, çok çeşitli bulgular elde ettik.

Can Dündar: Bugüne gelirseniz.

Sinan Yerlikaya: Bunları raporumuzda tabi sunmuştuk. Bugüne gelirsek tabi aleviler bu 95’ten sonra işte doğru dürüst bir sol iktidarla, sosyal demokrat iktidarla Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarıyla tanışamadılar. Biliyorsunuz sosyal demokrat halkçı parti ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin birleşmesinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin kadroları içine aleviler girdi. Merkez yönetim kadrosuna, genel başkan yardımcılığına, genel sekreter yardımcılıklarına, il başkanlıklarına, parti meclisi üyeliklerine sayın Kul da çok iyi bilir, o da bir dönem bir hayli dönem yapmıştı partimizde bu görevleri. Yani aleviler tekrar Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurulmasıyla kendine geldiler, kendini ifade etme durumunu gördüler. Bugün tabi Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelmesi için de hakikaten bir tür gayret içindedirler. Çünkü onlar çok iyi biliyorki Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarında aleviler rahat nefes alacaklardır, diğer vatandaşlar gibi, diğer sunni vatandaşlarımız gibi, diğer ülkemizin vatandaşları gibi kendini ifade edebilme, yönetme, yönetilme gibi bir haklarla karşı karşıya kalacaklardır.

.

sonsuz
20.06.2007, 20:52
Can Dündar: Tepkiler oldu, yeterince listelerde seçilebilir yerlerde gösterilmediğine dair.

Sinan Yerlikaya: Şimdi her dönem bu tepkiler olur. Tabi şimdi partimizde bugün baktığımızda alevi adaylarımızın bir hayli olduğunu görüyoruz. Hemen hemen her bölgemizde her il’imizde, seçilebilecek oranda aleviler konulmuştur ve bunlar ileride parlementoya önemli derecede gelecek arkadaşlarımızdır, hepsi çağdaştır, Atatürkçüdür, laiktir, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilkelerine de sadık arkadaşlarımızdır.

Can Dündar: Çok teşekkürler sayın Yerlikaya. Sayın Doğan sizinle devam edelim. Şöyle bir şey vardı; daha önceki parlementoda Akp’nin hiçbir alevi milletvekili yoktu. Bu seçimde de daha çok vitrine özellikle adayları sürdüğü şeklinde eleştiriler oldu. Neden yoktu? Şimdi böyle olması bir politika değişikliği midir? Gerçekten bir vitrin düzenlemesi midir? Bunun inandırıcı olduğu konusunda toplumu nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz?

Haydar Doğan: Sayın Dündar öncelikle kendi kulvarınızda ekolsünüz ve ekolün birinin programına çıkmakta onur verici.

Can Dündar: Sağolun, çok çok teşekkür ederim.

Haydar Doğan: Şahsım ve Tunceli halkı adına da teşekkür ediyorum fırsat verdiğiniz için.

Can Dündar: Çok teşekkürler.

Haydar Doğan: Sizin de ifade ettiğiniz gibi eğer Ak Parti iktidar partisi alevi adaylara bir aday olma şansı veryorsa bu bir yeniliktir ve ben alevilerin sorunlarını burada masaya yatırırken sadece inanç yönünden ele alınması konusuna açıkçası katılmıyorum. Alevilere sadece nefes almak yetmiyor, aleviler aş istiyor, iş istiyor, imkan istiyor, yatırım istiyor ve yıllardır yönelmiş sol partilerden beklentilerini istiyorlar ve maalesef alevi toplumu hayal kırıklığına uğramıştır. Yıllardır direnerek, arkasında durarak cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bir partinin veya uzantılarının sol diye tabir ettiğimiz partilerin sımsıkı savunucuları olmuşlardır ama ne yazık ki en büyük zararı, en büyük kıyımı hep bu partiler döneminde yaşamışlardır. Sayın vekilim az önce bahsetti, biz sayın vekilim ne kadar aleviyse bende o kadar aleviyim, bende Tunceli’nin bağrından kopmuş bir insanım ama hafızamızı bir tazeleyelim. Alevi toplumunun gerek Sivas olayları olsun, öncesi olsun, sonrası olsun, aydınlarımızın öldürülmesi olsun, kıyılması olsun bunlar acaba kimler iktidarda vardı veya kimler iktidar ortağıydı? Güç kimlerin elindeydi? Alevi toplumu büyük bir hayal kırıklığı içerisinde. İnsanlar işsiz, Tunceli halkını ben örnek vermek istiyorum. Tunceli halkı gerçekten sahipsiz durumda. Özellikle Ak Parti döneminde son 3 yıldır cumhuriyetin kuruluşundan bu yana görülmemiş yatırımlar Tunceli’ye yapıldı, paralar gönderildi. Son 3 yılda, Tunceli’ye iktidarın gönderdiği, bu hükümetin gönderdiği 130 milyar Ytl gönderilmiştir. Şuraya getirmek istiyorum, müdahele etmenizi istemiyorum sayın vekilim, özür diliyorum özür diliyorum.

Sinan Yerlikaya: Şimdi olayı nereden nereye getirdiniz.

Haydar Doğan: Şuraya getirmeye çalışıyorum, şuraya getirmek zorunda kalıyorum.

Sinan Yerlikaya: Ben müdahele etmek zorunda kalıyorum.

Haydar Doğan: Bu demektir ki sadece alevilerin beklentisi inanç değildir, tabiki sayın vekilimin, sayın diğer konukların söylediklerinde doğruluk payı vardır, bunlara hepimiz katılıyoruz, katılmamak mümkün değil ama ....

Can Dündar: Bu şeye katılıyor musunuz, katılıyoruz dediğiniz için soruyorum, yani burada dile getirilen taleplere? Diyanette temsil olayı, zorunlu din dersi.

Haydar Doğan: Şimdi katıldığım, tabiki katıldığım noktalar var ama ....

Can Dündar: Hangileri onlar, bizimle paylaşır mısınız?

Haydar Doğan: Öncelikle onu paylaşmadan önce ben şunu ifade etmek istiyorum; tek gıdadan beslenmek doğanın ruhuna aykırı olduğunu düşünüyorum. Onun için alevi toplumunun beklentisinin sadece inanç yönündeki demokratik ve hukuksal gelişmelerinin olduğunu düşünmüyorum.

Can Dündar: Öncelikle iş, aş.

Haydar Doğan: Ben önceliklerimizin iş olduğunu düşünüyorum, aş olduğunu düşünüyorum. Tunceli’ye 3 yıl içerisinde eğer 130 Milyar gibi bir yatırım yapılmışsa ve bu dönemde, bu hükümet döneminde yapılmışsa bu insanlarımız farkında. Eğer bu parti çıkıpta Ak Parti hükümeti olarak alevileri de aday olarak gösterebiliyorsa demek ki bu parti ve bu iktidar, bu insanlar kendilerini yenilemek noktasında iddialı ama maalesef yıllardır destek verdiği, yıllardır arkasında durdukları, sadece ve sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün laiklik, cumhuriyet ilkeleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilkelerinin sımsıkı Tunceli halkı ve alevi halkı savunucusudur. Bugün de, yarın da, geçmişte de, gelecekte de ama bunu kuru kuruya insanların önüne sunmak, insanları diğer hayati gereksinimlerini bir hiç saymak, sadece bununla yıllarca oyalamak artık alevi halkı ve Tunceli halkı yeter deme noktasına gelmiştir. Onun için önümüzdeki dönem, önümüzdeki seçim dönemi çok farklı bir seçim dönemi olacaktır. Tunceli halkı bilinçli bir toplumdur, alevi halkı bilinçli bir toplumdur ve bu toplum, bu kitle kesinlikle ve kesinlikle artık hizmet istiyor. Artık siyaset demek hizmettir, insanca yaşamaktır. Kültürüyle, inancıyla, yaşamıyla, yaşam kalitesi ve yaşam standartlarıyla yaşamak istiyor. Bunu eğer birileri kendilerine sunuyorsa, bu imkanları veriyorlarsa alevi halkı ve Tunceli halkı bunu değerlendirecek kadar uygar, medeni, laik, Atatürkçü ve cumhuriyetçidir ben buna inanıyorum.

sausen
20.06.2007, 20:55
Merhaba Canlar,

İlk öncelikle kopyala yapıştır mı yaptın bilmiyorum ama çok uzun olmuş...
Ayrıca senin yorumunu da göremedim...

çeşm-i naz
20.06.2007, 20:56
Kopyala yapıştır yapmayınız!
ayrıca konuda yanlış yerde gerçi doğru yerde açılmış olsada kopyala yapıştır olduğu için Kazan

DiLkeT-CeZaM
20.06.2007, 21:07
konu kazana gönderildigi icin yazimi sildim...saygilar..