Orijinalini görmek için tıklayınız : Tanrı öldü
spartacus 26.06.2007, 23:08 Dünya bana bir Tanrı'nın buluşu ve rüyasıymış gibi görünüyor. Dünya canı sıkılmış bir Tanrı'nın gözleri önündeki boyalı buharlara benziyor. İyi ve Kötü, mutluluk ve acı, ve sen, ve ben, benim için bir yaratıcının gözlerinin önündeki boyalı buharlardır. Yaratıcı gözlerini kendi üstünden çekmek istiyordu ve dünyayı yarattı. Acı çeken birisi için gözlerini kendi acısından başka bir yere çevirebilmek baş döndürücü bir mutluluktur.
Tanrı olgusunu çürütmek, aslında yalnızca soyut Tanrı'yı çürütmektir.
Gündüz gözü fener yakıp sokaklarda durmadan: ‘Tanrı'yı arıyorum!’, ‘Tanrı’yı arıyorum!’ diye bağıran deliden sözedildiğini duydunuz mu? Ne çok Tanrı'ya inanmayan vardı. Onun bu feryatları gülüşmelere neden oldu. ‘Acaba bir çocuk gibi mi kayıp oldu?’ diye sordu birisi. ‘Saklanıyor mu?’, ‘Bizden mi korkuyor acaba?’, ‘Göçmen mi?’ Sokaktaki halk birbirine bu soruları bağırarak soruyor ve gülüşüyordu. Deli kalabalığın arasında karıştı ve kendisine gülen bu insanları şöyle bir süzdü. ‘Tanrı nereye gitti?’ diye bağırdı, ‘Bunu size söyleyeceğim!’ diye devam etti.
‘Biz onu öldürdük... Siz ve ben! Biz, biz hepimiz onun katilleriyiz! İyi de bunu nasıl yaptık? Denizi nasıl boşaltabildik? Karayı denize bağlayan bu zinciri çözdüğümüzde ne yapmış olduk? Şimdi nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Durmadan düşmüyor muyuz? Öne, arkaya, sağa, sola, her yere düşmüyor muyuz? Hâlâ bir yüksek ve alçak kavramı var mı? Sonsuz bir hiçlik içinde aylak aylak dolaşmıyor muyuz? Yüzümüzde boşluğun nefesine duyumsamıyor muyuz? Hava şimdi daha soğuk değil mi? Geceler gittikçe daha fazla karanlıklaşmıyor mu? Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu öldüren biziz!
Biz, katiller kendi aramızda birbirimizi nasıl teselli edebiliriz? Dünyanın bugüne kadar sahip olduğu en kutsal ve en güçlü şey kanlı bıçağımızın altında can verdi. Bizi bu kandan kim temizleyecek? Hangi su, bu kanı temizleyebilir? Bu suçun cezasını nasıl ödeyeceğiz? Hangi kutsal oyunu icat etmek zorunda kalacağız? Bu eylemin büyüklüğü bizim için fazla büyük. Yalnızca ona layıkmışız gibi görünmek için, bizim Tanrı olmamız gerekmez mi? Hiçbir zaman böylesine büyük bir eylem olmamıştır ve her ne olursa olsun, bizden sonra doğabilecek olanlar bu büyük eylem yüzünden şimdiye kadar hiçbir tarihin olmadığı kadar büyük olan bir tarihe ait olacaklardır!’
Günümüzde cereyan eden olayların en büyüğü Avrupa'da şimdiden kendisini duyumsamaya başladı. Şurası doğrudur ki, böylesi bir olayı kavrayabilmek için yeterli bir bilgiye sahip olanların sayısı azdır. Bu olay, insanlara bir güneşin bir daha doğmamak üzere batması, eski ve derin bir bilincin artık bir kuşkuya dönüşmesi gibi gelir...
İhtiyar dünyamız gün geçtikçe ister istemez daha karamsar, daha kuşkucu, daha yabancı ve daha eski bir görünüme bürünür. Bu büyük olayın ilk sonuçları tanımlanması güç olan yeni bir türün, ışığın, mutluluğun, rahatlamanın, sükûnetin, yüreklendirmenin ve gün doğuşunun habercisi olmuşlardır...
Böylece biz hür felsefeciler, ‘eski Tanrı'nın öldüğünü’ öğrendiğimizde, yeni bir gün doğuşunun ışığıyla aydınladığımızı duyumsuyoruz: Kalbimiz büyük bir minnetle dolup taşıyor.
İşte sonunda, çok belirgin olmasa da önümüzde açılan yeni ufuklara doğru yelken açıyoruz. Bu ufuklarda hür ve tehlikelerden uzak yolculuk edebileceğiz. Deniz bize kucak açıyor. Belki de şimdiye dek böylesi engin bir deniz hiç görülmemiştir.
Ah kardeşlerim, yarattığım bu Tanrı, insan yapıtı, insan çılgınlığıydı, bütün Tanrılar gibi!
İnsanın varoluşundan hiç kimse sorumlu değildir. İnsanın şu ya da bu şekilde olmasından, onun şu ya da bu koşullarda bulunmasından hiç kimse sorumlu değildir. İnsanı yolundan saptırıp belirsiz bir amaca doğru yönlendirmek saçmalıktır. Amaç düşüncesini biz uydurduk. Aslında amaç diye bir şey yoktur.
Tanrı düşüncesi şimdiye kadar varoluşa karşı olan en büyük itiraz olmuştur. Tanrı'yı yadsıyoruz, Tanrı'nın sorumluluğunu yadsıyoruz ve böylece, yalnızca dünyayı biliyoruz.
Tanrının ölümünü, büyük bir reddedişe ve kendi üzerimizde sürekli bir zafere dönüştürmezsek, bu kaybın bedelini ödemek zorunda kalırız.
Tanrılar yalnızca korku yüzünden icat edilmiş değildir: Kudret duygusu düşsel hâle geldiği zaman, varlıklar yaratarak rahatlıyordu.
Daima daha temiz, daima daha uzak olarak düşünülen bir tanrı ile daima daha günahkâr insan arasındaki ayrılığın yarattığı gerginlik, insanlığa zorla kabul ettirilen en büyük kuvvet sınavlarından biridir. Günahkârlar için Tanrı sevgisi bir mucizedir. Yunanlılar tanrısal bilgi ile insan bilgisizliği arasında niçin böyle bir gerginlikle karşılaşmadılar? Bu iki uçurumu birleştiren köprüler, var olmayan yeni yaratıklar olsalar gerek (Melekler mi? Vahiy mi? Tanrı'nın Oğlu mu?)
Tanrı bir düşüncedir ki her doğruyu eğri hâle sokar, hareketsiz ve ayakta olan her şeyi döndürür. Nasıl? Vakit geçti mi yoksa? Her geçici şey yalan mı ki?
Bunu düşünmek kemiklere baş dönmesi, mideye de bulantı verir: Aslında bu düşünceye sara diyorum ben.
Eski Yunanlıların din duygusunda bizi şaşırtan yan, ondan dolu dizgin fışkıran o bolluk, o minnet bolluğudur: Böylece doğanın ve yaşamın karşısında duran, çok soylu bir insanlar türüdür! Daha sonra, Yunanistan'da budak saldı -Hıristiyanlık hazırlandı.
Buda'nın ölümünden sonra yüzyıllar boyu mağarada onun gölgesini gösterdiler -korkunç ve dehşet verici bir gölgeydi bu. Tanrı ölmüştür ama, insan öyle bir yaratıktır ki, daha binlerce yıl boyunca gölgesi kimi mağaralarda belki hâlâ gösterilecektir. Ya biz? Onun gölgesini de yenmek zorunda kalacağız biz.
spartacus 27.06.2007, 00:02 allah rahmet eylesin :D
Nasıl olacak bu iş. Tanrı zaten öldü. Rahmeti kim sağlayacak. Yoksa yardımcısı mı var.:buyukgoz:
Şaka bir yana bu yazının devam edecek. İlginin durumuna göre yazacağım. İlk başta bu tema üzerinde bir düşünce yoğunluğu oluşup fikir alış verişi yapalım.
Nasıl olacak bu iş. Tanrı zaten öldü. Rahmeti kim sağlayacak. Yoksa yardımcısı mı var.:buyukgoz:
Vardır birileri
Bu konuda şu şekilde bir yazımı paylaşabilirim, Din ve çıkışı hem insanların bilinmezi arama merakının hemde toplumun önderlerinin halkı hizada tutma telaşının bir sonucudur.
Marks'a göre Din toplumları, halkı uyutmak için, hizaya sokmak için bir araçtır. Kitleleri kontrol altında tutmanın en ideal yolu onlara bilinmez bir korku vermek ve bu korku ile de insanları sınırlandırmakdır.
Afyon boyutu şu şekilde oluyor:
Eski İmparatorluklar, Krallıklar vs devrinde Kral, Padişah, Sultan vs hepsi kendilerini Tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak lanse edip manevi erk kazanmışlardır.
Zira tek tanrı öncesi toplumlarda Krallar bizzat Tanrıya en yakın varlık sayılıyordu. Tabi böyle etkisi olan krallar, padişahlar vs bu sayede halkı kendilerine birer "kul" yaparak halkı maddi manevi sömürmüşlerdir.
Osmanlıda da durum böyleydi zira kanunu sultan süleyman arapça olarak Allahın yeryüzündeki gölgesi lakabını taşıyordu aynı şekilde Yavuz Sultan Selim sonrası tüm padişahlar halife ünvanını da alarak sülale boyu tanrısallığın keyfine bakıp Osmanlı halkı yani onların deyimiyle "Reaya"(güdülen anlamındadır) onların elinde birer köle ve sömürge olmuştur bu din afyonuyla zehirlenen beyinler kuzu kuzu itaat edip açlıkdan yoksullukdan ölselerde, savaşlara yollansalarda allahlarına şükür edip yaşadılar.
ve sonuç
Ezenler (Krallar, İmparatorlar, Beyler, Ağalar ve günümüz modern kapitalist sınıfları ve özel olarak Oligarşi) halkı yani ezilenleri din afyonuyla uyuşturup keyiflerine baktılar...
selam,
öncelikle böyle bir konu acildigi icin tesekkür ederim. Kendi fikirlerimi sizlerle paylasmaya calisicam, sonucta yurtdisinda dogma büyümeyim, iyi sayilmaz ana dilim. Kusuruma bakmayin......
Iki düsünce vardir:
1. Tanri yasiyor
2. Insan özgür iradesiyle Tanriyi ya kabul eder yada etmez........
Insan var oldukca Tanri var olur. Insansiz Tanri düsünülmez ama tanrisiz insan düsünülür... Bence Tanri, sadece insanlar yasadikca, yasaya bilir. Bu her insanin inancina baglidir.Simdi dünyaya baktikca, cogu insan tanrinin var olmasina bile düsünmeye vakit bulamazken, savaslar cogaldikca, insan öldükce, tanri inancini kaybedince, Tanri ölmüstür.
yoldaş1903 27.06.2007, 02:56 Bence tanrıya bu kadar yüklenmemek gerek.Beş milyar yıldan fazla bir zamandır var olan ve nüfusu beşbuçuk milyarı geçen bir dünyada,neyi nasıl kontrol edeceği pek kolay olmasa gerek.Onunda kişisel hataları mutlaka vardır.Örneğin bir Filistin,bir Afganistan ne bilim bir Irak vs... örnekleri çoğaltılabilir.Artık çocuklarımızı gelişen teknolojiye göre yetiştirmeliyiz.1600 yıldan daha fazla bir zaman önce ortaya çıkan ve günümüze gelene kadar orjinalin daha sonraki padişahlar vb. kişiler tarafından sürekli olarak değiştirilmiş bir kitabın ya da kitapların peşinden gitmek doğru olurmu bilmem.Aslında dinin içersindeki çelişkiler bellidir.Biz toplum olarak böle şeyleri günah olarak düşündüğümüzden,düşüncelerimizi ifade etmekten hep çekinmişizdir.İnsanların bir şeylere inanması güzeldir.Hani hep deriz ya,her şeyin fazlası zarardır diye.
nanis_75 27.06.2007, 03:02 Ölen ölür, kalan saglar bizimdir....:innocent:
Sizin inanmadığınız tanrı ölmüş olabilir, ama benim inandığım Allah(c.c) için doğum ve ölüm söz konusu değildir.
spartacus 27.06.2007, 13:48 Nietzsche'in Din ve tanrı üzerine öğretilerini öğrenmeye devam edelim.
TANRI ÖLDÜ -2-
Ancak raksedebilen bir Tanrı'ya inanabilirim ben.
Luther: "Bilge insanlar olmasaydı Tanrı'nın kendisi de var olmazdı.", demiş ve doğru demiş. Ama: "Akılsız insanlar olmasaydı Tanrı yine de var olabilirdi.", Luther bunu söylememiş işte.
Bir gün bana şöyle dedi şeytan: "Tanrının dahi kendi cehennemi vardır: bu, insana sevgisidir." Ve şöyle dediğini işittim geçenlerde: "Tanrı öldü: insana acımasından öldü Tanrı."
Dinlerin Kaynağı Üzerine. - Bir insan nasıl olursa nesneler hakkındaki kendi fikrini vahiy olarak algılayabilir? Bu, dinlerin doğuşu ile ilgili bir sorundur. Bu tür bir olay ne zaman cereyan etmişse, orada olayın gerçekleşmesine uygun bir insan bulunmuştur. Buradaki önkoşul, o kişinin önceden vahye inanıyor olmasıdır. Artık günün birinde birden bire yeni düşüncelerini kazanır. Ve kendi büyük dünyasını ve varlığını kapsayan varsayımın mutlu edici etkisi bilincine öylesine etkileyici bir şekilde girer ki, kendini böyle bir uhrevi mutluluğun yaratıcısı olarak duyumsamaya cesaret edemez ve bunun nedenini ve yine o yeni düşüncenin nedeninin nedenini tanrısına mal eder: tanrısının vahyi olarak. Bir insan nasıl olur da böyle büyük bir mutluluğun yaratıcısı olabilir! -der kötümserin kuşkusu. Buna gizliden gizliye başka manivelalar etki eder: Örneğin insan bir düşünceyi vahiy olarak duyumsamak suretiyle kuvvetlendirir, böylelikle varsayımı ortadan kaldırır, bu düşünceyi eleştiri ve de kuşku ortamından çıkarıp kutsallaştırır. Böylelikle insan kendini her ne kadar bir organona indirgerse de, sonuçta düşüncelerimiz tanrı düşüncesi olarak galip gelir... sonunda galip kalmanın bu duygusu, o aşağılanma duygusuna karşı üstünlük kazanır. Bir başka duygu da arka planda rol alır: Eğer insan kendi ürününü kendisinin üzerine çıkarıp görünürde kendi değerini hesaba katmazsa, yine de her şeyi dengeleyen ve dengelemekten de fazlasını yapan baba sevgisinin ve baba gururunun övgüsünü alır.
Hıristiyanlığın tüm öteki dinlere olan üstünlüğü, bir söze sahip oluşudur (Ne hokkabazlık): Sevgisinden söz eder. Böylece de esinle dolu bir din olmuştur (Oysa öbür iki yaratışında Musevilik dünyaya kahramanca ve destani dinler sunmuştur). Sevgi sözünde öyle belirsiz, öyle coşturucu, anıya ve umuda öylesine hitap eden bir şey vardır ki; en geri zekâlı, en katı yürekli kimseler dahi bu sözün ışıltısıyla yine de bir şey duyarlar. En zeki kadın, en bayağı erkek bu sözü duyunca -hatta aşk tanrısı Eros onları pek avucuna almamış da olsa- tüm ömürlerinin en az bencil anlarını düşünüler. Ve ana babalarının, çocuklarının, yavuklularının sevgilerini tatmamış olan o sayısız insanlar; özellikle cinsel duyguları yücelmiş o erkeklerin hepsi Hıristiyanlıkta bir hazine bulmuşlardır.
Hıristiyanlık dünyayı çirkin ve kötü görmeye; karar verince dünya da çirkin ve kötü oldu.
İlk Hıristiyanlığın istediği biçimdeki inanç; Güneyin o kuşkucu ve özgür düşünceli insanları arasındaki Hıristiyanlığa çoğu kez ulaşan biçimdeki inanç, (o insanlar ki, ardlarında felsefe okullarının yüzyıllarca süren kavgaları vardır ve bu kavgaları içlerinde taşırken üstelik Roma İmparatorluğu'nun hoşgörülü eğitimiyle yetişmişlerdir) işte bu inanç, hiç de o hırçın ve hantal inananların inancı değildir. Nitekim bir Luther, bir Gromwell ya da kuzeyli herhangi başka bir barbar kimse, tanrılarına ve Hıristiyanlıklarına onunla bağlanmışlardır. Daha çok Pascal'ın korkunç olan inancıdır ki, aslın sürekli bir intiharına benzer. -inatçı, dokuzcanlı, kurt gibi kemirici, tek defada ve tek vuruşta öldürülemez bir akıldır o. Hıristiyan inancı daha başlangıçta bir özveridir: Her türlü özgürlüğün, her türlü gururun, her türlü düşünce bağımsızlığının feda edilişidir -ve aynı zamanda da: Kölelik, kendini küçümser -kendini sakatlamadır o.
Tanrılar yalnızca korku yüzünden icat edilmiş değildir: Kudret duygusu düşsel hâle geldiği zaman, varlıklar yaratarak rahatlıyordu.
Her kilise bir Tanrı insanın mezarı dikilmiş taştır: Onun dirilişini zorla önlemeye çalışır.
Tanrı bir düşüncedir ki her doğruyu eğri hâle sokar, hareketsiz ve ayakta olan her şeyi döndürür. Nasıl? Vakit geçti mi yoksa? Her geçici şey yalan mı ki?
Bunu düşünmek kemiklere baş dönmesi, mideye de bulantı verir: Aslında bu düşünceye sara diyorum ben.
Dindeki en derin anlaşmazlık şu: "Kötü insanların dini yoktur."
Hıristiyanlık "doğa kötüdür", diyor. Öyleyse Hıristiyanlığın doğaya aykırı bir nesne olması gerekmez mi? Yoksa o, kendi yargısına uygun olarak, kötü bir nesne olacaktı.
Dünyada, hiç olmazsa dinleri yıkmak için, yeterince din yok.
İnsan en çok kendi Tanrısı'na karşı dürüst davranamaz: Günah işlememeli.
İsa'nın Yaptığı Yanlış. - Hıristiyanlığın kurucusu, insanlara günahları kadar hiçbir şeyin acı çektirmediğini düşünüyordu. Yanlışı bu oldu: Kendini günahsız hisseden, bu noktada deneyimi eksik olan bir kimsenin yanlışı! Nitekim ruhu da olağanüstü ve hayalci bir merhametle doldu, bir kötülüğe doğru yöneldi. Fakat günahı icat etmiş olan kendi ümmeti, böylesi bir hâlden pek seyrek olarak büyük bir kötülüğe uğramışçasına acı çekiyordu. Ne var ki, Hıristiyanlar efendilerine hemen hak verme konusunda anlaştılar ve onun yaptığı yanlışı bir gerçek hâline sokarak kutsallaştırdılar.
Hıristiyanlık ve İntihar. - Hıristiyanlık, oluştuğu sırada hüküm süren büyük intihar salgınından yararlanarak onu kudretinin bir desteği gibi kullandı, yasak olmayan iki intihar tarzına izin verdi ancak. Bunları yüksek bir paye hâline soktu, en büyük umutlarla süsledi, tüm öteki intihar tarzlarına ise korkunç yasaklar koydu: Fakat din uğrunda şehit olmaya ve çile doldururken yavaş yavaş yok olmaya izin vardı.
Çok Yahudi. - Tanrı sevilmek istiyor idiyse adalet dağıtmaktan vazgeçmekle işe başlamalıydı: Bir yargıç, hoşgörür de olsa, sevgiye konu olamaz. Hıristiyanlığın kurucusu bu nokta üzerinde yeteri kadar ince duygulu olamadı; ... Yahudi'ydi çünkü.
Din Savaşı. - Din savaşı yığınların bugüne dek gerçekleştirdikleri en büyük ilerleme olmuştur: Yığınların düşünceleri saygı ile karşıladıklarını kanıtlamıştır çünkü.
İnananların Değeri. - Çarmıha gerilmiş bir zavallı bile olsa bu inanç için herkese cennet vaat eden, ona inanılmasına değer veren kimse, korkunç şüpheyle inliyor ve çarmıha gerilmenin her türünü biliyor olmalı: Yoksa kendisine inananları böyle yüksek bir fiyata satın almazdı.
Kuşkuya Günah Olarak Bakmak. - Hıristiyan çemberi kapamak için elinden geleni yaptı ve şüpheyi günah olarak ilan etti. İnsan akıl olmadan bir mucize tarafından inanca yöneltilmeli ve bundan sonra onun içinde en aydınlık ve en belirgin unsurun içindeymişçesine yüzmelidir. Bir kıyıya bakış, belki de sadece yüzmek için orada bulunulmadığı düşüncesi, anfibik doğamızın hafif bir hareketi bile... günahtır! Bununla inancı nedenlere dayandırmanın ve keza onun kökeni hakkında düşünmenin de günah olarak yasaklandığını görmek gerek. Dalgalar üzerinde kör ve sarhoş olmamız ve bir de edebi bir şarkı, dalgaların içinde ise aklın boğulmuş olması isteniyor!
Tanrı önünde ha! - Ama bu Tanrı öldü artık! Ey yüksek insanlar, bu Tanrı sizin en büyük tehlikenizdi.
Ancak o mezara gireli dirildiniz siz. Ancak şimdi geliyor büyük öğle, ancak şimdi efendi olabilir yüksek insan!
Bu sözleri anladınız mı, ey kardeşlerim? İrkiliyor musunuz ne: yüreğiniz mi sersemleşti? Uçurum mu açılıyor önünüzde? Cehennem köpeği mi havlıyor size?
Acıması, utanma nedir bilmezdi: benim en kirli köşelerime dek sokulmuştu. Bu son derece meraklı, aşırı sokulgan, aşırı acıyan Tanrı, ölmek zorundaydı.
O hep beni görüyordu: ya öc alacaktım bu tanıktan, ya da ölecektim.
Her şeyi, insanı dahi gören Tanrı, -ölmek zorundaydı! İnsan böylesi bir tanığın yaşamasına katlanamaz.
yapma ya ne zaman oldu ben duymadim vah vah iyi biriydi yav
Korku bir bakıma ne ile karşılaşılacağını bilmemektir.... Haliyle belirli seviyeye ulaşmamış insanlara da (ki dünyada sayıları hayli fazla) Bu tanrı korkusu denen illeti bulaştıranlar onun görünmez / ulaşılamaz olduğunu ısrarla vurgulamışlardır.
kısacası bilmemelisin ki korkmalısın...
bunu zamanında cahil toplumlara karşı çok iyi bir şekilde kullanıp asırlar önce çeşitli vasıtalarla (din,kitap) empoze ettiler...
anlamadığım nokta artık o kadar cahil, eskisi kadar cahil değiliz...
tanrı sevgisi ile yaşayabilirsiniz... ama korkmak neden ?
emeğine sağlık
hep merakla aklımızda olan sorular
tanrı nerede?
tanrı kim?
tanrı nasıl besleniyor?
tanrı nasıl varoldu?
dünya ve uzay tanrının elindemi?
tanrı öldümü?
cennet ve cehennem nerede?
cevapsız sorular
alevi_che 15.09.2007, 16:36 emeğine sağlık
hep merakla aklımızda olan sorular
tanrı nerede?
tanrı kim?
tanrı nasıl besleniyor?
tanrı nasıl varoldu?
dünya ve uzay tanrının elindemi?
tanrı öldümü?
cennet ve cehennem nerede?
cevapsız sorular
Bütün soruların cevabı ''Enel Hak'' düşüncesinin altında gizli.
bu topik bana bir duvar yazısını hatırlattı şöyleydi:
Tanrı ölmüştür!
imza:Nietzsche
Nietzche ölmüştür!
imza:tanrı
yezide lanet 16.09.2007, 12:23 Tanrının ölümü birilerini mutlu edecekse eğer ölümümü aynı neşeyle karşılayabilecekmisiniz bilemem ama bırakın onun yerine ben öleyim canlarım
Tanrı bir dalaveracıdır. Nietzsche, onun abuk sabuk işleriyle ilgilene dursun, tanrı biyerlerde keyif çatmaktadır... Belkide bütün felsefeciler, kaşiflere, alimlere her birine birer tutam dunya yaratmıştır...
-Eyy ademoğlu alın ve çözmeye çalışın. Dört yanlışınız bir doğrunuzu götürmeyecek endişelenmeyin. çünkü hiç doğrunuz olmayacak!
Tanrı böyle söyleye dursun, asırlardır birileri Tanrının bu arapsaçına dönmüş işlerini çözmeye çalışmakla kendilerini heba ettiler. Rivayate göre Tanrı kendisine yapılan kurmanların en değerlisini, en lezzetlisini bulana değin kendini hiç bir adem oğluna göstermeyecekmis... ve adem oğlu Tanrıyı bir nebze olsun görebilmek için, Tanrının malikanesinin arka bahçesi dünyada asırlardır terör estirmektedirler... Türlü türlü savaş oyunları icat edip milyonlarca kurban vermişlerdir Tanrıya, Tanrı yinede o lezzeti bulamamıştır... Böyle olmuyor yanığını sunalım diye düşünmüş adem oğlu Tanrıyı memnun etmek ne mümkün...
eee Tanrı biyerlerde keyifçata dursun, biz onun bir nebze olsun görebilmek için kuşanalım savaş silahlarımızı yiyelim birbirimizi...
hasan cicek 16.09.2007, 14:41 Tanrı'ya inanmiyan Tanrı yoktur veya tanrı ölüdür diyecek. inanmiyanlara sadece saygı duyarım.Benim düşünceme göre Tanrı ölmez Tanrı sonsuzdur.
Yanlız şunu her zaman sorarım Tanrı'ya inanan ve inanmiyan dünyamız için neler yaptılar? Bakdığımızda insanlığın bir çoğu ne yaptıklarını görüyoruz 'savaş,adeletsizlik,yolsuzluk,eşit olmayan paylaşım,saysak bitmez.
Tanrı insana verdigi özgür irade armağanı doğru şekilde yani Tanrı'nın rahberligin içinde kullanılmalıdır.Aksi taktirde yer çekimi yasasına aldırmayan bir yüksek binanın çatısından atladığında nasıl ciddi zarar görürse, Tanrı'nın rahberligine aldırış etmiyen biride öyle acı sonuçlarla karşılaşacaktır. İncilde şöyle yazar.Galatyalılar 6:7 Kimse sizi aldatmasın.Tanrı'yla alay edilmez.Çünkü insan ne ekerse onu biçer(8)Çünkü kendi günahkar bedenini hoşnut ederek eken bedeninden yozlaşma biçer fakat ruhu hoşnut ederek eken ruhtan sosuz yaşam biçer
Saygılar
devrim69 16.09.2007, 15:51 Benim için öleli çooooooook uzun zaman oldu.Yaşıyor diyenlerede ayrıca saygım var
Allah rahmet eylesin..
Mekanı cennet,Arkadaşı muhammed mustafa olsun..
Amin..
bu topik bana bir duvar yazısını hatırlattı şöyleydi:
Tanrı ölmüştür!
imza:Nietzsche
Nietzche ölmüştür!
imza:tanrı
eşittir şirk. bilinmeyenli denklemin sonu ölüm. ölümlünün saltanatı parcalanarak yokolacak!.
rus kozmonot: ben birçok kez uzaya çıktım.ama tek bir meleğe bile rastlamadım..
bir beyin cerrahı: ben de birçok akıllı insan beynini ameliyat ettim.ama tek bir düşünceye bile rastlamadım der. hadin şu denklemi çözünde sizin varlığınızın netliğini de anlayalım!.
eldorado 16.09.2007, 22:01 tanrılar ölmez..çünki insanın bir noktada insandan başka sığınacak kendi yarattığı yada düşlediği bir varlıktan medet umması kaçınılmaz bir son durak...yani benim tanrım zor günlerimde ortaya çıkar yada ben çıkarırım...öyle yada böyle...herkesin dileneceği bir tanrısı vardır mutlaka...
orontes31 17.09.2007, 10:51 rus kozmonot: ben birçok kez uzaya çıktım.ama tek bir meleğe bile rastlamadım..
bir beyin cerrahı: ben de birçok akıllı insan beynini ameliyat ettim.ama tek bir düşünceye bile rastlamadım der. hadin şu denklemi çözünde sizin varlığınızın netliğini de anlayalım!.
__________________
bence bu rus kozmonot adresi yalnış biliyo.UZAYDA(her ne demekse artık) aramaya devam etsin,kessin bulur.
bu beyin cerrahıda beyin ameliyatında düşünce aradığına göre bayaa bi akıllı olsa gerek.eee kendisi gibi akıllı insanları ameliyat ettiğine göre tabi ki bulamaz.gelsin benim gibi bir akılsızı(hatta beyinsiz bile olabilirim)ameliyat etsin.düşünce nasıl bir şeymiş.görsün.
sözün kısası;yalnış yerlerde(kişilerde),doğru şeyi aramayacaksın.
terranova 17.09.2007, 11:32 :komik :innocent:
Spartacus öldü!
TANRI
Tanrını varlıgı zaten sosyalist bilince ters ben kendimden üstün bir varlık asla kabul etmem; tanrı peygamber vs.
tanrı yaşıyor mu veya ölü mü bilmiyorum. ama eğer yaşıyor ise sanıldığı kadar büyük olmadığını biliyorum sadece belli bir kesim insanı görüyor.
|
|