Orijinalini görmek için tıklayınız : Ağaçlar


Kemal
02.01.2006, 23:23
AĞAÇLAR
Çünkü bizler karda ağaç gövdeleri gibiyiz. Görünürde hemen toprak üzerinde bulunur gövdeler ve ufak bir yüklenişte onları yerlerinden söküp atmamak için ortada bir neden yok sanılır. Ama hayır! Olacak şey değildir bu; çünkü gövdeler yere sımsıkı yapışmıştır. Ama bu da yalnız görünürde böyledir.
Franz KAFKA

Kemal
07.02.2006, 16:48
Güzel bir kıza rastlayıp: "Ne olur, benimle gel!" diye rica ederim de, kız yanımdan suskun geçip giderse, bu davranışıyla şöyle söylemek ister gibidir:

"Sen, görkemli bir isimle donanmış bir prens değilsin. Bir Kızılderilinin boyu bosuyla, dinginlik içinde yatay gözler, çimenlerin ve çimenler içinden akıp giden ırmakların havasına doymuş tenle geniş bedenli bir Amerikalı da değilsin. Sen, bilmem nerdeki buyuk göllere doğru bir geziye de çıkmadın; bu göller üzerinde dolaşmadın. O halde, niçin benim gibi güzel bir kız, seninle gelsin, rica ederim"

"Unutuyorsun ki, seni uzun soluklu atılımlarla sokaklar içinde yalpalar vurarak taşıyıp götüren bir araba yok altında; dar giysiler içinde tıkılmış, senin için mutluluk sözleri mırıldanan ve çevrende yarım ay yapmış yanıbaşında yürüyen beyler de görmüyorum. Göğüslerin korsa içinde güzelce yerleştirilmiş; ama bacakların ve kalçaların, göğüslerinin katlandığı yoksunluğun acısını çıkarır gibidir; geçen sonbahar hepimizi sevindirmiş taftadan plili giysi var üzerinde; ama yine de -vücutta bu büyük tehlike- gülümsüyorsun arada bir."

"Evet, ikimiz de haklıyız; bu yüzden en iyisi, böyle olduğunun kesinlikle bilincine varmamak için, her birimizin tek başına evine yollanmasıdır, öyle değil mi?"

Franz KAFKA

Yakapınarlı
07.02.2006, 17:09
kafkanın bu güzel ve anlamlı yazılarını paylaştığın için saol çok güzeller düşünülmesi gereken ve sonuçta mantıklı şeylerin olduğu bir yazı ben çok beğendim.

Aze
07.02.2006, 17:12
gerçektende çok dolu ve güzel yazılardı kemal ellerine sağlık

Kemal
07.02.2006, 17:21
kafkanın bu güzel ve anlamlı yazılarını paylaştığın için saol çok güzeller düşünülmesi gereken ve sonuçta mantıklı şeylerin olduğu bir yazı ben çok beğendim.

beğendiğine sevindim Fatma...
Kafka'nın bu yazıları <GÖZLEM>leri arasında yer alıyor. yazılabilecek kadar kısa olanları elimden geldiğince paylaşacağım burada...

Kafka ile ilgili başka bir konu daha açmıştım, onu tekrar buradan paylaşmak isterim...
http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=3157&highlight=kafka

Franz Kafka, bir dostuna yazdığı, 9 Kasım 1903 tarihli mektubunda insanın insana kopukluğunu şöyle dile getirir;

"...Ormanda yolunu yitirmiş çocuklar gibi terk edilmişlik içerisindeyiz. Önümde durup bana baktığında, ne sen benim içimdeki acıları anlayabiliyorsun, ne de ben seninkileri. Ve senin önünde kendimi yere atsam, ağlasam ve anlatsam bile, biri sana cehennemi sıcak ve korkunçtur diye anlattığında cehennem hakkında ne bilebilirsen, benim hakkımda da ancak o kadarını bilebilirsin..."

kavakli
07.02.2006, 17:24
guzel bi paylasim yuregine saglik kemal

Kemal
09.02.2006, 22:19
GELİP GEÇENLER

Geceleyin bir sokakta dolaşmaya çıkarız da, adamın biri uzata boy göstererek - çünkü önümüzde sokak bayır yukarı çıkmaktadır ve ayrıca dolunay vardır - karşıdan koşup bize doğru yaklaşırsa, ister güçsüz ve pejmürde kılıklı biri olsun, isterse ardı sıra seğirten biri yakalayın! diye bağırsın, onu tutmaya kalkmaz, koşarak yoluna devam etmesine karşı durmayız.

Çünkü vakit gece olup sokak önümüz sıra dolunayda bayır yukarı çıkıyorsa, buna karşı elden ne gelir! Hem belki bu iki kişi söz konusu kovalamacayı kendileri için bir eğlence diye düzenlemişlerdir; belki her ikisi de bir üçüncü kişinin peşine düşmüştür; belki birincisi suçsuz yere kovalanmaktadır; belki arkadan gelen bir cinayet işler de biz suç ortağı oluruz; belki her ikisinin hiç haberi yoktur birbirinden ve her biri davranışının sorumluluğunu kendisi yüklenerek yatmak üzere evine yollanmaktadır; belki uyurgezer kimselerdir ikisi de; belki birincisinin üzerinde silah vardır.

Ve nihayet yorgun olamaz mıyız? Yorgun düşecek kadar şarap içmedik mi? Derken, arkadan gelen ikincisini de göremez olup seviniriz.

Franz KAFKA

Kemal
18.02.2006, 23:21
BEKARIN MUTSUZLUĞU

Öyle görülüyor ki, pek kötü şey bekar kalmak, bir akşam insanlar arasında geçirilmek istendi mi yaşlı bir adam olarak onurunu güçlükle koruyup başkalarından kendisine kapılarını açmasını beklemek, hastalanmak ve yatağın durduğu köşeden haftalar boyu boş odayı seyretmek, tanışlarla hep sokak kapısı önünde vedalaşmak, asla yanında eşiyle dar merdivenlerden çıkamamak, odasında hep başkalarının odalarına açılan ara kapılar bulunduğunu bilmek, akşam yiyeceğini elinde eve taşımak, başkalarının çocuklarına hayran hayran bakıp, boyuna "Benim yok!" diye yineleyememek, dış görünüş ve davranışında çocukluk anılarındaki bir ya da birkaç bekarı kendine örnek almak.

Ve böyle de olacak; şu farkla ki, gerçekte de bugün ve yarın bir vücut ve bir gerçek bir kafayla, yani elleriyle dövmek için bir alınla ortada kalacak insan.

Kemal
01.03.2006, 21:29
Sokağa Bakan Pencere

Kim terkedilmiş bir hayat yaşar, ama yine de bazen insanlar arasına karışmak isteğini duyarsa, kim günün değişik zamanlarını, havadaki, iş durumundaki vb. değişiklikleri dikkate alarak tutunabileceği bir insan kolu görmek isterse, sokağa bakan bir pencere olmadan uzun süre yapamaz. Ve böyle bir kimse hiçbir şey aramayarak, yalnızca bezgin bir adam gibi gözlerini dışardaki insanlarla gökyüzü arasında aşağı yukarı gezdirir, pencere pervazına doğru yönelir de sonra niyetinden cayar ve başını biraz geriye kaykılmış tutarsa, yine de aşağıdaki atlar, peşleri sıra sürükledikleri arabaların ve gürültünün içerisine çekip alır kendisini, hele şükür sonunda insanlarla bir uzlaşmaya götürür.

Kemal
20.03.2006, 22:54
DIŞARISINI DALGIN SEYREDİŞ

Artık hızla yaklaşan bu bahar günlerinde ne yapacağız? Sabah erken gri renkteydi gökyüzü; ama şimdi pencereye yaklaşmaya görsün, şaşırıyor insan ve yanağını pencerenin koluna dayıyor.

Henüz çocuk yaşta bir kız salınarak yürüyor aşağıda ve sağına soluna bakınıyor; batmakta olan güneşin parıltısı yüzüne vurmuş; arkadan hızlı adımlarla yaklaşan bir adamın gölgesi bu parıltının üzerine düşüyor.

Derken geçip gidiyor adam ve kızın yüzü yine apaydınlık ortaya çıkıyor.

Franz KAFKA

Ezo
21.03.2006, 00:17
çok güzel yazilar paylasim icin tsk

seheryeli
21.03.2006, 01:19
Kafka eserlerini yazarken okuyucuya ipucu vermeme ve yorum çeşitliliği sağlama adına kendi fikirlerini net bir şekilde yansıtabilecek cümlelere yer vermemekte.Bu nedenle eser hakkında yorum yapılırken kafalar karışabiliyor ve çok farklı sonuçlara ulaşılabiliniyor.yukarı da ki örnekler de olduğu gibi...

güzel gözlemler,güzel alıntılar.teşekkürler kemal..

Kemal
25.03.2006, 15:51
EN YAKIN KÖY

Dedem söylerdi hep: "Hayat, şaşılacak kadar kısadır. Şimdi belleğimi yokluyorum da, örneğin bir gencin ata atlayarak mutsuz rastlantılar bir yana, mutlu bir akış izleyecek normal bir yaşam süresinin böyle bir şey için yetmeyeceğinden korkmaksızın, en yakın köye gitmeye nasıl karar verebildiğini anlamıyorum."

Franz KAFKA

Kemal
09.04.2006, 13:29
PROMETHEUS

Prometheus'tan söz eden dört söylence bulunuyor elimizde:

Birincisine göre, Prometheus, tanrılara ihanet ederek sırlarını insanlara ilettiği için Kafkas dağlarındaki kayalıklara kıskıvrak zincirlenmiştir ve tanrıların yolladığı kartallar tarafından karaciğeri yenmektedir; ama Prometheus'un ciğeri yendikçe büyümekte, büyüdükçe yine kartallara yem olmaktadır.

İkinci söylenceye göre, Prometheus, kartalların acımasız gagalamasının acısıyla, zincirlendiği kayaların giderek daha içerisine gömülmüş, sonunda kendisi de bir kaya parçasına dönüşmüştür.

Üçüncü söylenceye göre, Prometheus'un tanrılara ihaneti aradan geçen binyıllar içinde unutulmuş, kartallar unutmuş, Prometheus'un kendisi unutmuştur.

Söylencenin dördüncüsüne göre, anlamını yitirip havada kalan olaydan bezilmiş, tanrılar bezmiş, kartallar bezmiş, yara bezgin, kapanmıştır.

Kala kala geriye açıklanamayan kayalar kalmıştır.
- Söylence, açıklanamayanı açıklamaya uğraşıyor. Bir gerçeklik temelinden çıkıp geldiği için, yine ister istemez açıklanamaz'da sonlanacaktır.

Franz KAFKA

Kemal
13.04.2006, 22:15
Taşrada Düğün Hazırlıkları - 102

Çevremizdeki acıları bizim de çekmemiz gerekmektedir. Hepimizin ortak bir vücudu yoktur, ama ortak bir büyümesi vardır: bu ise, şu ya da bu biçimde acılar içinden çekip götürür bizi. Nasıl ki çocuk belli bir gelişim sonucu yaşamın tüm evrelerinden geçer (her evrede, istek ve korku bakımından bir önceki için erişilmez görünür aslında), yaşlanır ve sonunda ölürse, biz de bunun gibi(insanlıkla aramızdaki bağ, kendimizle aramızdaki bağdan güçsüz değildir) yaşadığımız dünyanın tüm acılarından geçerek gelişiriz. Bu konuda adalete yer yoktur, acılardan ürkmeye ya da acıları üstünlük diye yorumlamaya yer yoktur.

Franz KAFKA

Kemal
16.04.2006, 19:12
Mahkemenin önünde bir görevli durur. Bu görevliye, ülkeden bir adam gelir ve ona mahkeme önüne çıkıp çıkamayacağını sorar.
Ama görevli, o anda kendisini kabul edemeyeceğini söyler. Adam bir an düşünür ve bunun daha sonradan kabul edilebileceği anlamına mı geldiğini sorar. “Olabilir,” der görevli, “ama şu anda değil”.

Mahkemelere giden kapı, her zamanki gibi açık olduğundan ve görevli kenara çekildiğinden, adam kapıdan içeriye bakmak için eğilir.

Görevli bunu gördüğünde güler ve şöyle der: “Eğer bu kadar çok istiyorsan, benim yasaklamama rağmen girmeye çalış. Ama dikkat et: Ben güçlüyüm. Ve ben, sadece en baştaki görevliyim. Bir holden diğerlerine geçişte, başka görevliler karşına çıkacak. Hepsi de bir öncekinden daha güçlü olacak. Üçüncünün sadece görünüşü bile, benim kaldırabileceğimden fazla.” Ülkeden gelen adam bu kadar zorlukla karşılaşmayı beklemiyordur. O, mahkemelerin herkese, her an açık olduğunu zannetmiştir; ama şimdi kalın paltosu içindeki görevliye, büyük, sivri burnuna, uzun, siyah sakalına daha yakından bakınca, giriş izni alana kadar beklemenin daha iyi olduğuna karar verir. Görevli ona bir tabure uzatır, ve kapının yanında oturmasına izin verir. Adam, orada günler ve yıllar boyunca oturur. İçeriye kabul edilmek için bir çok girişimde bulunur ve görevliyi yalvarışlarıyla yorar.

Görevli, sıklıkla onu, küçük sorgulamalara tabi tutar, evi ve başka konular hakkında sorular sorar; ama bunlar hep, rütbe sahibi kişilerin sordukları gibi, kişisel olmayan sorulardır. Bu sorgulamalar, her seferinde görevlinin, içeriye henüz alınamayacağını belirtmesiyle sona erer. Yolculuğu için kendini iyi donatmış adam, sahip olduğu her şeyi, ne kadar değerli olursa olsun, görevliye rüşvet vermek için kullanır. Görevli, verilen her şeyi kabul eder ama bunu yaparken de, “Bunları sadece, denemediğin bir yol kaldığını düşünmeyesin diye kabul ediyorum” der. Uzun yıllar boyunca, adam görevliyi , neredeyse aralıksız biçimde gözlemler. Diğer görevlileri unutur ve bu ilk görevliyi, mahkemelere kabul edilmesini engelleyen tek mani olarak görmeye başlar. İlk yıllarda, talihsizliğine sertçe ve yüksek sesle lanet okur; daha sonra, yaşlandıkça sadece kendisi için şikayet etmeye başlar.

Giderek çocuksulaşır ve görevliyi uzun uzun incelediği için, kalın kürk paltosundaki pireleri bile keşfedip, bu pirelere bile, görevlinin fikrini değiştirmesine yardım etmeleri için yalvarır. En sonunda gözleri zayıflamaya başlar. Etrafın gerçekten karardığına mı yoksa, gözlerinin artık kendisini yanılttığına mı karar veremez. Ama o hala, gerçekten de mahkeme kapısından, hiç sönmeyen bir ışığın sızdığını anlayabiliyordur. Şimdi artık fazla ömrü kalmamıştır. Ölümünden önce, uzun yılların bütün deneyimleri aklında toplanır ve o zamana kadar görevliye sormadığı bir soru oluşur kafasında. Artık katılaşmış vücudunu hareket ettiremediği için, görevliyi eliyle çağırır. Görevlinin artık eğilmesi gerekir, çünkü aralarındaki boy farkı, adamın aleyhine bir hayli açılmıştır. “Hala neyi bilmek istiyorsun?” diye sorar görevli, “sen doymak bilmiyorsun.” “Tabii ki herkes mahkemeye ulaşmayı arzular” der adam, “ama nasıl oldu da, bunca yıldır, benden başka kimse içeriye girmek istemedi?”.

Görevli adamın artık son dakikalarını yaşadığını anlar ve zayıflamış kulaklarına sesini duyurmak için eğilip yüksek sesle konuşur: “Buraya senden başka hiç kimse kabul edilemezdi, çünkü bu giriş sadece senin için açılmıştı. Şimdi burayı kapatacağım”.

Franz Kafka
Dava adlı romanından

izem
18.04.2006, 22:23
Franz Kafkaya çok duydum milletin dilinden..
Ama öyle bi cahilim ki böyle bi dahi adamı tanımadım..:yapmabe
Çok sağol kemal, ya sen olmasan ben kara cahilliğimle dolaşır dururdum etrafta..:ehyani

Yarın ilk iş bi Kafka kitabı almak..

izem
27.04.2006, 15:05
Milena Jesenska


SEVGILI MILENA Genç bir çek kadinina atesli oldugu kadar hüzünle de dolu mektuplar gönderirken,Franz Kafka,dünyaya o güne kadar pek ilgilenilmeyen yeni bir kültüre dogru giden yolu da açmakta oldugundan emindi.Gerçekten de iki büyük savas arasinda ki çek entellektüealizminin önde gelen bir adi olan Milena jesenska'nin adini tuhaf ve ayni zamanda trajik sartlar altinda dünyaya tanitmis oluyordu. Kolayca anlasilacagi gibi,o siralarda dünyayi sarsmakta olan krizin temsilcisi olarak Kafka'yi kabul edersek,Milena da sorunlarla dolu çek insani'nin tipik bir temsilcisi olarak karsimiza çikar.Milena'nin Ravensbrück kampinda ki talihsiz arkadasi Buber-neumann'in kitabi bu durumu daha da vurgular.Ölümünden sonra Milena jesenska batili okuyucularinen fazla ilgi duyduklari kahramanlardan bir olmustur. Bugün Milena konusu güncelligini korumaktadir.Hakkinda bilgi toplanmakta,makaleler yazilmakta,doktora tezlerine konu edilmekte,çesitli filmler çevrilmektedir. Gerçek su ki Milena Alman dilinde yazan büyük prag'li yazar için geçici bir tutku olmaktan çok daha önemliydi.Ayni sekilde,bu ilski bir Kafka hayrani tarafindan France Culture'de kullanilmis olan ''uç bir marjnalite'' tabiri ile ifade edilemeyecek kadar farkli bir seydi.Herseyden önce ,Milena göz kamastiran ancak karmasik ve zengin ,fakat xx.asrin çek intelligentasia'sinin sinirlandirilmasi ile trajiklesmis bir yazgiya sahipti. Arzulari ile hayal yikimlari,inançlari ile yanlislari,kendisi'nin yasamis oldugu zaman ve milletinin yazgisi ile ayrilmazcasina baglidirlar.Çek topraklari'nin Avusturya-Macaristan topraklarin'dan kopartilmasindan sonra,Milena'nin yasami demokrasi laborotuarinda fransiz etkileri ve ekim ihtilali ile çakismis olmakla alabildigine karmasik bir sekil alan yeni Çek rönesansi ile amalgamlasmis bulunmaktadir. Evet 1.ve 2. dünya savaslari aralarinda Avrupa'da belirsizlik,kusku,hüzün,çikisi olmayan sosyal çalkantilar,irkçi bagnazlik altindakötü günler yasamakta...Böyle bir ortamda,orta avrupa'da entellektüel ve hümanist bir gurup,bir çikis yolu olarak varolusçuluk'a dört elle sarilmis...Ve iste böyle bir orta avrupa entelektüelizmi içinde bir kadin!Milena! Milena ne yazik ki genelde ''Kafka'nin sevgilisi'' gibi dar bir çerçevede taniniyor.Ancak...o,çok...ama çok daha genis ve derin...Ogerçek bir varolusçu olarak yasamis...ve en önemlisi bir varolusçu olarak ölmüs... Franz Kafka'nin Milena'ya yazdigi mektuplardan bir kaç örnegi asagida bulabilirsiniz; ...Ve sonunda aldim mektuplarinizi,Milena.Arada ki ayrimi nasil dile getirsem bilmem ki?Biri vardir,ölüm döseginde yatar pislikler,pis kokular içinde.Derken Azrail,meleklerin bu en kutsali çikip gelerek adami süzmeye baslar;Adam bakalim ölmeyi göze alabilecekmidir?Azraili gören adam öbür tarafina döner,asil simdi iyice gömer kendisini yatagin içine,bir türlü ölmeye yanasmaz.Sözün kisasi:Bana yazdiklariniza inanmiyorum,Milena.Ve bunlarin dogrulugunu asla bana kanitliyamassiniz. ...Hem bir düsünün Milena ne durumda size geliyorum!38 yillik bir yolculugu geride biraktim.(ve bir yahudi oldugum için daha da uzun sureli bir yolculuk)Ve asla görmeyi beklemezken,hele simdi bu kadar geç hiç ummazken böyle bir seyi,sizi tesadüfen yasam yolu'nun bir dönemecinde görünce o zaman Milena bagirmak gelmez elimden,o zaman içimden de bir bagirti duyulmaz,binlerce sersemce seyde agzimdan çikmazdi.Bunlara yer yok içimde (bende ki obir sürü sersemligi saymiyorum)ve dize geldigimi ,belkide gözlerimin önünde ayaklarini görerek anlayacagim ancak. ...Kafka Milena ile ilgili bir mektubunda söyle yazar Max Brod'a;''Simdiye kadar görmedigim canli bir ates...Beri yandan alabildigince narin,gözüpek,zeki,varini yogunu özverilerde elden çikaran biri,özverilerle kazanmista denebilir. ...Çarsamba ve persembe günü yazdigim mektuplardan sonra beni hala görmeyi istiyor musun bilemem.Ama sana nasil bir ilskiyle bagli oldugunu biliyorum.(Bir daha seni hiç görmesem bile sen benimsin Milena)biliyorum bu iliskiyi ,yeter ki korkunun o basi sonu olmayan egemenlik kapsami içine girmesin.Ne var ki sen bana nasil bir ilskiyle baglisin,hiç bildigim yok... ...Sanirim mektuplasmaktan vazgeçsek iyi olacak.Yanildigimida hiç sanmiyorum(1920 güzü) ...Yazmamak ve bir daha bulusmamizi önlemek,yalnizca bu ricami yerine getir sessiz sedasiz.Ileride söyle yada böyle yasamami olanakli kilacak tek sey varsa budur,bundan baskasi yikmaya devam eder beni...

Kemal
12.05.2006, 20:45
GİYSİLER

Çok vakit türlü pliler, dantel ve süslerle güzel bir bedene güzelce oturmuş giysiler gördüm mü, uzun süre öyle kalmayacaklarını, bir daha düzlenemeyecek kırışıklıklarla örtüleceklerini, süslerin içine dolacak parmak kalınlığında tozun bir daha oradan uzaklaştırılamayacağını, kimsenin bu zengin giysiyi her sabah giyip akşam çıkaracak kadar kendini üzüntüye ve gülünç duruma sokmak istemeyeceğini düşünürüm.

Öyleyken kızlar görürüm, güzel olmaya güzeldirler; zarif kasları, kemikçikleri, gergin tenleri, ipek gibi gür saçları vardır; gelgelelim, her Allahın günü bu bir tek karnaval giysisiyle boy gösterir, hep aynı yüzü aynı avuçları içine yatırır ve aynada yansıtırlar.

Ancak kimi akşamlar bir eğlenceden eve döndüler mi, aynada yüzleri pörsümüş, şişmiş, herkes tarafından yeterince görülmüş ve artık taşınacak yanı kalmamış gibi gelir kendilerine.

Franz KAFKA

Kemal
10.06.2006, 01:12
KIZILDERİLİ OLMAK İSTEĞİ

Bir Kızılderili olsa insan! Hemencecik hazır, koşan bir at üzerinde, boşlukta eğilmiş, sarsılan yer üzerinde kısa sürelerle sarsılıp dursa, üzengilerden çekse ayağını, yani üzengi diye bir şeyin varlığını unutsa ve önünde uzayıp giden araziye dümdüz biçilmiş bir kır gözüyle baksa, derken atın bir boynu ve bir başı olduğunu unutsa!


Franz Kafka

rinda
10.06.2006, 01:34
Güzel paylaşımlar sağol..bu son yazdığında, fransz kafkanın ne demek istediğni doğrusu ben tam olarak anlayamadım...

Kemal
17.07.2006, 17:52
DAĞLARA DOĞRU GEZİNTİ

"Bilmiyorum!" diye bağırdım kof bir sesle. "Zorla mı, bilmiyorum. Kimse gelmiyorsa, kimse gelmiyor işte. Kimseye bir kötülükte bulunmadım, kimse de bana kötülükte bulunmadı, ama kimse bana yardım etmek istemiyor. Bitip tükenmeyen kimseler. Ama öyle de değil pek. Bana kimsenin yardım elini uzatmayışı fena ancak, yoksa bu hiçkimseler güzel; böyle bir hiçkimseler topluluğuyla bir gezinti yapmayı - niçin olmasındı hani - ne çok isterdim. Elbet dağlara doğru, başka nereye? Bu hiçkimseler nasıl da birbirine sokulurdu; bir sürü çapraz uzanmış ya da iç içe geçmiş kollar, birbirinden minicik adımlarla ayrılan bir sürü ayak! Kuşkusuz, hepsi de fraklı. Şöyle böyle yürüyüp gidiyoruz; bizim ve kollarımızla bacaklarımızın arasındaki boşluklardan bir rüzgar esiyor. Dağda boyunlarımız özgürlüğe kavuşur. Bir türkü çağırmayışımız şaşılacak şey!"

Franz KAFKA