Orijinalini görmek için tıklayınız : “Hizbullah’ı harekete geçirmek isteyenler var”


araknafobia
10.07.2007, 00:23
MİT Müsteşarı Emre Taner’in “Hizbullah’ı tekrardan harekete geçirmek isteyenler var” açıklamasından sonra İstanbul’da askeri kanat liderinin yakalanması ve sonrasında ortaya çıkan “Hizbullah partileşiyor mu, sivilleşiyor mu?” sorusu. Cevabı basit olan bu sorunun yanıtını herkes kendi açısından veriyor. Bölgede demokratikleşmeyle birlikte sivilleşmenin de yaşandığı gerçeğini görmek gerekiyor. Bölgede sivilleşme yaşanırken uzun süre silahtan uzak duran örgütün eski elemanları Aralık 2006 tarihinde silahı tamamen bırakma kararı aldılar. Başbakanlığın son yayımladığı “Hizbullah’ın sivilleştiğine dikkati çekmesi ve dikkat edilmesi” şeklindeki açıklama gözlerin bölgeye dolayısıyla da sivilleşen İslami yapılara çevrilmesine neden oldu.

Nokta Dergisi’nin ikinci sayısında “Kürt İslam’ında yeraltı dönemi bitti” kapak haberinde yer alan bütün bilgiler, legal – illegal çeşitli kurum ve güçlerce bir bir teyit edilmişti. Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) “Hizbullah sivil görünüm kazanmaya çalışıyor, çeşitli sivil toplum örgütlerinde çalışma yürütüyor” tespitinden sonra gözler 2003’de kurulan Mustazaf-Der’e çevrildi. Diyarbakır’da 150 bin kişinin katıldığı mitingler yapan dernek, akıllara “Doğuda radikal İslam yükseliyor mu?” sorusunu akla getirdi. Bölgenin tanınmış siyasilerinden Haşim Haşimi’nin Nokta’nın sekizinci sayısında yer alan söyleyişisinde sivilleşen bu yapıların en belirgin amaçlarının siyaset olduğunu belirtmiş “Meşru siyaset zemininde kalındığı müddetçe kimsenin bir itirazı olmamalı…” demişti.

Hizbullah konusunu yakından izleyen gazetecilerden Cumhuriyet Gazetesi Yurt Haberler Müdürü Mehmet Faraç ise Hizbullah’ın yeni rotasının PKK’da büyük rahatsızlığa yol açtığını belirtiyordu. Bu açıklamalardan sonra MİT Müsteşarı Emre Taner, “Devlet geçmişte Hizbullah’ı kullandı şimdi onu yeniden harekete geçirmek isteyenler var, izliyoruz” açıklaması yaptı.

Bunların ardından 17.12.2006 tarihinde İstanbul’da yapılan operasyonda, Hizbullah’ın üst düzey liderlerinden ve askeri kanaat sorumlusu İsa Altsoy’unda aralarında bulunduğu yedi kişinin tutuklanması akıllara “neden şimdi” sorusunu getirdi. Çünkü örgütün askeri kanat sorumlusu olan İsa Altsoy’un yurt dışında olduğu biliniyordu. Bir taraftan Hizbullah’ın sivilleştiğini iddia edenler diğer taraftan askeri kanat sorumlularının yakalanması… Bütün bunlarla birlikte seçimlere girdiğimiz bu günlerde başbakanlığın yayınladığı “Hizbullah sivilleşiyor” genelgesi…

PKK: “Hizbullah partileşiyor”
Bu operasyondan sonra, 29.12.2006 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan haftalık bilgilendirme toplantısı sonrası bir gazetecinin, Hizbullah Örgütü’nün partileşmeye yönelik çalışmaları olduğunu hatırlatması üzerine “Hizbullah Örgütü’nün partileşmesiyle ilgili duyumları olmadığını ancak bu tür örgütlerin güvenlik birimlerince yakın takip edildiğini” belirtti. Bu açıklamalardan kısa süre sonra Milli Güvenlik Kurulu’nda konu tartışıldı ve Hizbullah’ın sivil bir görünüm kazandığı tespiti yapıldı. Hizbullah’ın sivilleşmesi daha devletin bile bu kadar dikkatini çekmemişken PKK’ya yakın haber ajansı Fırat Haber Ajansı’nda Hizbullah’ın partileşip Diyarbakır merkezli bir gazete kurmak için çalışmalar yaptığı şu haberle vurgulanıyordu: “Hizbullah'ın son iki yıldır sürdürdüğü "sivilleşme" çalışmalarının yanı sıra, gerek yerel yönetimlerde, gerekse TBMM’de temsil edilme çabaları da son zamanlarda artarak devam ediyor. Hizbullah'ın, özellikle Diyarbakır'da kent merkezi, Silvan, Çınar ilçeleri ile Sur, Bağlar ve Çarıklı bölgelerinde yoğun çalışmalar yürüttüğü belirtiliyor. Hizbullah'ın ayrıca Batman ve Bingöl kent merkezleri ile ilçe ve köylerde de bağımsız aday çıkarma çalışması içinde olduğuna dikkat çekiliyor.”

Bu noktada Mehmet Ağar’ın “Hizbullah geliyor” açıklaması ise “gerçekten ne oluyor” sorusunu akıllara getirdi. Bu seçimlerde eski örgüt elemanlarının yerel seçimlere hazırlandıkları iddia ediliyor.

“Mitinglerde Hizbullah propagandası yapıldı”

Hizbullah’la ilgili olarak bu gelişmeler yaşanırken 4 Şubat 2007 tarihinde Adana’da yapılan operasyonla ilk defa Hizbullah ve Mustazaf-Der arasında bir bağ kuruldu. Hürriyet Gazetesi’nin verdiği operasyon haberine göre “Adana’da Mustazaflar Derneği çatısı altında düzenledikleri mitingiler ve toplantılarda terör örgütü Hizbullah'ın propagandasını yaptıkları iddia edilen 8 kişi yakalandı. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, eski Hizbullah örgütü üyeleri tarafından kurulduğu iddia edilen Mustazaflar Derneği’nin örgütsel faaliyetlerde bulunduğu ihbarını aldı. Adana’nın Aydınlar, Gürselpaşa, Uçak, Gülbahçesi, Başak ve Gülpınar mahallelerinde eş zamanlı yapılan operasyonlarda, Hizbullah Örgütü üyesi oldukları öne sürülen H.B., H.K., M.D., A.Ş., A.A., M.Y., M.Ş. ve E.D. yakalandı. Bu kişilerin evlerinde ve işyerlerinde yapılan aramada, Mustazaflar Derneği’nin ülke genelindeki şubeleri, yöneticileri ile telefonlarını gösteren belgeler, Mustazaflar Dernekleri'ne ait kartvizitler, örgütsel kitaplar, dokümanlar, düzenledikleri mitinglerin görüntülerini içeren kasetler ve CD’ler ile bir bilgisayar ele geçirildi.

Mustazaf-Der’in yaptığı çalışmalardan devletin belirli organları gibi seküler Kürt milliyetçileri de rahatsızdı. Çünkü Hizbullah’ın Hamas tarzı yeni bir örgütlemeye gittiği ve kendilerine güvenmediklerini Nokta’nın ikinci sayısında belirtiyorlardı. Nokta Dergisi’nin İkinci sayısındaki kapak konusu “Yer altında Kürt İslam’ı bitti” dosyasında konuşan DTP Diyarbakır il başkanı Hilmi Aydoğdu bu yapıların elbise değiştirdiklerini iddia ederken AK Parti Diyarbakır İl Başkanı Abdurahman Kurt ise bu yapıların kendilerini siyasi yelpazede ifade etmelerinin önemli olduğunu ve bu yapılara fırsat tanınması gerektiğini belirtmişti.

Ne yapılmak isteniyor?

Adana’daki operasyon sonrası görüştüğümüz Mustazaf-Der Başkanı Avukat İshak Sağlam, operasyonun derneklerine yapılmadığını, gözaltına alınan bir kişinin dernek delegesi olduğunu belirtip kamuoyunun yanlış bilgilendirildiğini belirtiyordu. Silahların sustuğu ve faili meçhullerin yaşanmadığı bölgede İslami hassasiyetleri yüksek olan kimi dernek ve vakıfların meclise temsilci göndermek istedikleri biliniyor. Özellikle seçim barajı nedeniyle zorlanan bu yapılar öncelikli olarak ya mevcut partilerin biriyle ittifak yapmayı ya da bağımsız adaylarla seçimlere gitmek için zemin arıyorlardı ama bu ülkedeki kamplaşmadan dolayı gerçekleşmedi ve bu yapıların büyük bir kısmı İslami geleneği olan partileri tercih edecek gibi.

Tabanı aynı olan DTP ve bu yapılar arasındaki siyasi çekişmenin farklı bir alana yönlendirilmesi herkesin en büyük korkusu. Çünkü geçmişteki hatalardan ders aldığını iddia eden ve “sivilleşen” yapılar demokratik haklarını kullanarak kendilerini halka anlatmak istediklerini belirtiyorlar. Aslında 2000 yılından sonrasına bakıldığında bu büyük oranda gerçekleşmiş. Yapılan mitingler, gösteriler, her konudaki basın açıklamaları, sosyal projeler Kürt Sorunu etrafındaki tartışmalarda artık seslerinin daha gür ve net çıkması olumlu gelişmeler olarak değerlendiriliyor. Diyarbakır’da DTP’li bir belediye meclis üyesinin de belirttiği gibi belediyenin ilk defa bu sene kurduğu iftar çadırları bu derneklerin çalışması neticesinde oldu.

Bölgede yaptığımız görüşmelerde hemen herkes “devletin bu sivilleşmeye ne kadar izin vereceği”ni sorguluyordu. Anlaşılan devletin izin vermesinin tek başına yetmeyecek. Başta DTP olmak üzere bir kısım siyasi parti ve derneklerin de bunu içlerine sindirmesi gerekiyor. Çünkü dikkat edilirse bütün bu derneklerin kurulma tarihi PKK’nın tek taraflı olarak ilan ettiği ateşkes süreci sonrasına dayanıyor. Görüştüğümüz eski bir Hizbullah militanının da belirttiği gibi “Biz eskiden beraber hareket ettiğimiz kardeşimizi bile tanımazdık. Şimdi artık birbirimizi tanıyoruz” sözlerini dikkate almak gerekiyor. Çünkü bölgede eski görüntülerin ve çatışma ortamının getireceği yıkımdan bu sefer kimse nemalanamaz.