Orijinalini görmek için tıklayınız : Sosyalist Ve Kemalist Sol Halk Cephesi Kurulmali
Sosyalist ve Kemalist sol
halk cephesi kurmalı
Uluslararası düzeyde içinde bulunduğumuz durum 12 Eylül’den sonra Özal’ın Başbakan olduğu vaziyete benziyor. Yani aynı plan uygulanmaya çalışılıyor. O zaman da Kürdistan’ı orada kuralım, siz de üzerinde fazla durmayın diyorlardı.
Meraklısı için bir bilgi vereyim hemen, Yunanlıların daha 1970’lerde ABD’de dağıttığı bir broşür var, yazan Yunan İstihbaratı’nda çalışmış General Tagaris. Burada Türkiye’nin pek çok etnik gruptan meydana geldiği, tüm bu etnik grupların devlet kurma hakkının olduğu söyleniyor ve hepsinin Türkiye haritasındaki yeri gösteriliyor.
Ben daha o zaman bu broşürü yayınladım. Bu adam bir istihbaratçı ve ABD’de bu broşürü yayınlıyor. Ve açık açık Pontus’un yeri şurası, Kürdistan’ın yeri şurası diye gösteriyor.
O günden bugüne hiçbir şey değişmiş değil. Uygulamanın gecikmesinin nedeni, Sevr Antlaşması’ndan bu yana, önce onları yenmemiz sonra da Sovyetler Birliği’nin varlığı.
Sovyetler’den öyle korkuyorlardı ki Türkiye’ye dokunamıyorlardı ve biz de kendimizi koruyacak şartlara sahiptik. Ama Sovyetler dağıldıktan hemen sonra bu planları uygulamaya koydular, şimdi Sykes-Picot Antlaşması’nı uygulamayı düşünüyorlar. Türkiye’ye bakışları bu.
Türkiye’de iktidara gelip de “Canım Kıbrıs’ı da veriverelim” diyen herkes tipik bir Tanzimat sadrazamı durumundadır. Biliyoruz o sadrazamlar “İngiltere’yle aramız bozulacağına bir Osmanlı vilayetini verelim” diyorlardı. Aynı mantık bugün Türkiye’de bir takım insanlarda mevcut.
Halk Avrupacıları barajın altına sürükledi
Bu seçimlerde halkın düşündüğüyle seçilenlerin düşündüğü arasındaki farka bakalım. Açık açık Tanzimatçıyız diyenler, yani Avrupa Birliği’yle anlaşalım, ABD’nin istediklerini yapalım diyenleri Türkiye Cumhuriyeti ahalisi barajın altına sürükledi. Yani bunları zararsız hale getirdi halk.
Halk bunu yaparken geçen seçimlerde yaptığını yaptı. O zaman halk, “ben sizden bıktım, Batıdan bıktım, artık dediklerinizi duymak bile istemiyorum, Türkiye kendi başının çaresine bakmalıdır” mantığı içerisinde o zamana kadar denenmemiş partileri iktidara getirmişti.
Fakat DSP ile MHP kötü bir sınav verdiler. Çünkü kendi içlerinde karşı tarafın virüslerini taşıyorlardı. Yani olacak iş değil, zora düşünce Kemal Derviş’i getiriyorlar. Ve sonunda başarısız oldular.
“Light” Yeşil Kuşak için Tayyip
Şimdi halk Tayyip’in bu işi temizleyeceğini düşünüyor, denenmemiş olan o, bunun için onu getiriyor. Halbuki Tayyip önceden pazarlığını yapmış, daha iktidara geldiği günden itibaren söylediği her laf, Mesut’un da, Çiller’in de söylediği laflar.
Öyle bir şey ki Fransız Le Monde gazetesi gibi bir gazete bile AK Parti iktidarını kötü bir olay gibi ele almıyor. Çünkü Tayyip daha seçim öncesi ziyaretlerinde Avrupa’ya tavizler verdi.
Benim gördüğüm, 1990’larda Graham Fuller’in tavsiye ettiği gibi Ilımlı İslam’ın iktidarı olacak. Yani Atatürk’ü bir kenara bırakıp İslam’la demokrasiyi bağdaştırmaya çalışan, yeni, “light” bir yeşil kuşak için Batının işine yarayacak bir adam iktidarda olacak.
Erbakan da o nedenle feda edilmiş oldu. Çünkü Erbakan’a, feda edilen başka bir tarafla yani Suudi Arabistan’la ilişkili diye bakılıyordu. Orada da bir prensi başa getirmeye çalışıyorlar. O prens onların tercih ettiği bir prens.
60’ların TİP’i bu seçimi alırdı
Şimdi soldaki duruma bakalım. İlk defa tüm sol partiler seçime girdi. Seçime giren işçi partileri var, komünist parti var, sosyalist parti var ama hiçbirinin arkasında işçi yok. O zaman da işçiler Tayyip’in arkasından gidiyor.
Neden böyle oluyor, çünkü kültürsüzleştirme operasyonuna aydınlar baş eğdikçe işçiler dahil halk onları yadırgıyor, yadırgayınca onların aleyhine oy vermek istiyor ve onların aleyhinde kimi bulursa ona oy veriyor.
Eğer 60’ların TİP’i olsaydı ona oy verirdi, çünkü o zaman dört dörtlük, ulusal, sosyalist, kültürsüzleşmemiş bir parti olacaktı.
Buradan ne çıkıyor?
Buradan şu çıkıyor: işçi partileri, sosyalist partiler ve ortanın sahiden solunda olduğunu söyleyen sosyal demokratlar eğer Türkiye’de iş yapmak istiyorlarsa mutlaka bir halk cephesi kurmak zorundalar.
Bu, Mustafa Kemal Paşa’nın Halk Fırkası’nı kurarken yaptığı şey. Çünkü bir araya gelmedikleri sürece seçilmeleri mümkün değildir. Fakat biraraya gelirken de mutlaka Batıcılıktan sıyrılmaları lazım.
Esas mesele laiklik değil, ekonomi
Çünkü demokratik solun, sosyalist solun en büyük meselesi laiklik değildir, üretici güçler ve bu güçlerin iktidarda dengeli bir biçimde söz sahibi olmasıdır. Eğer bütün süreci laikliğe indirgersen o zaman bir manada mason partisi olmuş olursun, çünkü laiklik masonların en büyük meselesidir: Laiklik üzerindeki ısrarlar aslında anti İslamcılıktır. Halk bunu sezgisiyle anlıyor. Bir insan laik bir toplum içinde dininin gereklerini uygulayabilir, buna hiçbir mani yok. Çünkü laiklik demek dinin ortadan kaldırılması değil, dinin bireyselleştirilmesi, toplumsallıktan çıkartılması demektir. Sen dini toplumsal alandan sürdükten sonra gerisine karışmayacaksın.
Esas mesele ekonomide, yani gelir dağılımının adalete uygun hale getirilmesinde. Çünkü sosyalizmde demokrasiye yönelik eleştiri nedir; burjuva toplumda demokrasi sadece hukuk alanında sağlanır oysa asıl mesele ekonomik anlamda demokrasinin, yani gelir dağılımında eşitliğin sağlanmasıdır.
Bunu nasıl sağlayacaksın, laiklikle mi? Hayır, bunu ancak sosyal politikalarla yani üretim gücüne hak tanıyarak sağlayabilirsin. Yani üretim gücünün partisi olacak. Siyasi ifadesini orada bulacak ve siyasete ağırlığını koyacak.
Demokratik sol, sosyalist sol ve Kemalist solun biraraya gelmesi ve bunların en azından bir işçi konfederasyonun desteğini arkasına alması lazım. Hatta bu arada merkez sağda yer alan temiz politikacılarla ve milliyetçi kesimlerle ittifak aramak gerekir.
Ama bunu hiçbiri yapmadı, seçimlere tek başına girdiler ve ortada kaldılar.
Çok örgütlü sağcılığa karşı
çok örgütlü solculuk
Bizde bütün politikacılar hatta ciheti askeriye dahil işçilerden korkuyor. Ve işçileri bir güç olarak bu işin içine sokmak istemiyorlar.
Halbuki demokrasi demek sermaye gücü ile üretim gücünün alternatif olarak birbirini iktidara taşıması demektir. Bunu halk yapar. Her seçimde birini başa getirir ve eğer başarısız olursa indirir. Ama bunun için üretim gücünün faal olması ve siyasi olarak ifade edilebilmesi lazım.
Ama bu böyle yürümez, karşınızdaki çok örgütlü sağcılığa çok örgütlü bir solculukla ve çok örgütlü bir ulusalcılıkla karşı çıkmak gerekir. Bu çok örgütlü ulusalcılıksa işçi konfederasyonları olmadan olmaz. Yalnız öğrencilerle, profesörlerle sosyalizm de olmaz, demokrasi de olmaz.
Mesela Fransız İhtilali’ni yapanlara bakın, onlara baldırıçıplaklar denir, yani fakir halk. Fakir halk olmadı mı, fakir halk devreye girmedi mi, fakir halk destek olmadı mı hep avcunu yalarsın.
Tanzimatçı kafadan kurtulmak lazım
Peki halkın desteğini nasıl alırsın? Kültürde onlara yabancılaşmayarak. Bunun için de önce Tanzimatçı kafadan kurtulmak lazım. Yani ilerici olacağım diye Batılı gibi giyinmek, Batılının müziğini dinlemek, Batılının kitabını okumak değil, o metodlarla ulusalı yaratmak gerek. Sanatta da yaratacaksın, politikada da, iktisatta da...
Bunun için de eğitim ve kültür politikalarının düzeltilmesi lazım. Kültür Bakanlığı, kültür politikaları için hiçkimsenin hiçbir şey anlamadığı ve hiçbir zaman gitmediği bir takım tiyatro oyunlarına ve sinema filmlerine para veriyorsa, yahut halkın hiçbir zaman ilgilenmeyeceği bir takım işleri finanse ediyorsa, Avrupa’ya benzeyeceğim diye, yanlış yapıyor. Böylelikle Tayyip’in değirmenine su taşıyor.
Bunun düzeltilebilmesi için eğitimde ve kültürde ulusallığı sağlamak lazım. Bunu sağlamayıp koleje gönderdiğin her çocuğu kaybediyorsun. Bugün kolejlere gönderdiğin her çocuk ya Batıya gidiyor ya da Tayyip’e. Yalnız İmam Hatipleri ortadan kaldırmak yetmez, bu şekilde Tayyip’in arkasından gidenleri kesmiyorsun, takviye gönderiyorsun. O nedenle öncelikle kolejleri çözmen lazım.
Ulusal canlanış
Tüm bunlara rağmen özellikle son beş yıldır bir ulusal canlanış var. Özellikle de gençlikte var. Bunun içine ülkücülerin bir kesimini hatta müslümanların bir kesimini de koyabiliriz. Olayın devletin kaderini, Türk milletinin kaderini ilgilendiren çok hassas bir yere gittiğini anladılar. Anladıkları için de, tüm bu kesimler içinde bir diyalog başladı. Ortak nokta Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığının devamı.
Şimdi Batılı devletler aynı şeyleri istiyorlar diye bırakacak mıyız? Biz Sykes-Picot’u 1919’da uygulamadık da şimdi mi uygulayacağız? O şartlar altında bile karşı çıktık, oysa şimdi çok daha güçlüyüz, çünkü Türkiye çok gelişti.
Sadece baştaki bir takım Batı yanlıları ve fırıldaklar yüzünden Türkiye bu noktaya sürüklenemez. Buna engel olunabilir. Buna halk engel olacaktır. Halkı harekete geçirecek olan da işçilerle gençlerdir. Bunun için işçilerle gençlerin birleşmesi lazım. Ve devletin bekasına dair sağlam tutumları varsa işçilerden korkmamak lazım.
Tayyip için turnusol kağıdı: Avrasya Protokolü
Bugün Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin çıkarlarıyla ne kadar ilgili olduğunu test etmek için turnusol kağıdı şu: Türkiye’nin parafe ettiği fakat henüz imzalanmamış Avrasya Protokolü’nün imzalanması. Putin bunun imzalanması için Türkiye’ye gelecekti ama seçimlerin sonrasına ertelendi.
Bu antlaşma imzalandığı andan itibaren Türkiye, savunmasını Avrasya’yla birleştirmiş olacak. Bu ise Mustafa Kemal Paşa’nın Batıya karşı savunma anlayışının uygulanması demek.
Böylelikle Türkiye Rusya ile stratejik ortak olmuş olacak. Türk devleti NATO üyesi olduğu halde bu projeye katıldı. Çünkü tehlikenin nereden geldiğini gördü. Şimdi Tayyip Erdoğan bunu imzalayacak mı yoksa Batının istediği gibi hayır mı diyecek göreceğiz.
Bu çok hassas bir nokta. Bugün Amerika ve BM Irak’a neden saldırıyor? Çünkü Saddam roket imal ediyor. Saddam’ın elinde bu roketlerin olmasını istemiyorlar.
Ancak gözden kaçan bir şey var, Türkiye de beş yıldır roket imal ediyor. Bu roketler karadan karaya 200 km menzilde hedefi vuruyorlar. Ve Türkiye bu roketleri yapacak teknolojiyi ABD’den değil Çin’den alıyor. Çünkü ABD Türkiye’nin bu teknolojiyi ele geçirmesini istemiyor.
Bugün roket imal ediyor diye Irak kötü devlet oldu. Peki yarın öbür gün aynı ABD’nin Türkiye’ye sen roket yapıyorsun diye saldırmayacağının garantisini kim verebilir? Herhalde bu garanti edilemeyeceği içindir ki Türkiye Avrasya’yla işbirliği yolu aramaktadır.
Fakat bugün Türkiye’de iktidara gelen parti de muhalefete gelen parti de Türkiye’nin hayati meselelerinden bahsetmiyor bile.
Batılı, dünyaya “nasıl yerim” diye bakar
Bugün Irak’ın parçalanması meselesini ya da Kıbrıs meselesini, Amerika’nın yani sistemin bakış açısıyla değerlendirmek lazım. Çünkü Batılıların bakışlarıyla Doğuluların bakışları başka anlama geliyor.
Batının gözünde beyaz, Hıristiyan emperyalizm ile onların dünyayı yemesi vardır. Onun dünyayı yemesi için neler lazım, bunu düşünüyorlar. ABD de bunu düşünüyor, Avrupa Birliği de hatta onların denetlediği Birleşmiş Milletler de bunu düşünüyor. Doğu Akdeniz arazisine veya Orta Asya’ya nasıl bakar bunlar?
Bunların enerji politikaları petrole dayalı. Ama petrol onlarda yok, Orta Doğu’da ve Orta Asya’da var. Şimdi bu arazinin şu veya bu şekilde onların kontrolüne geçmesi lazım. Eğer onların eline geçmezse Avrasya’nın eline geçer.
Yani Rusya, Çin, Pakistan, Hindistan, İran ve Türkiye. Bunların hepsi çok güçlü devletler ve Türkiye hariç hepsi de nükleer. Bu Batı için ne büyük bir tehdittir.
ABD Asya’ya Kürdistan’dan girmeye çalışıyor
ABD’nin başarısız olduğu şey de Asya’ya girmek. Çin’den girmeyi denedi başarısız oldu, Çin Hindi’nden, Vietnam’dan girmeye çalıştı başarısız oldu, Irak’tan girmeye çalıştı olmadı. Onun için 11 Eylül’den beri uğraşıyorlar ve Afganistan’dan biraz girer gibi oldular.
Şimdi bu defa Irak’tan, Kürdistan üzerinden girmeye çalışıyor. Çünkü Kürdistan ve Ermenistan onların eski emelleri.
Daha 1920 yılında Türk istihbaratçıları İngiltere’nin bir Kürdistan ve Ermenistan kurarak Orta Asya’ya geçişi kontrol altına almak istediğini Gazi’ye rapor ediyor. Zaten onlar da bunu saklamıyorlardı, Azerbaycan’ı ele geçirmişlerdi, Ermenistan’ı kurmuşlardı, Irak’ı Türkiye’den ayırmışlardı.
Ama Türkiye ve Sovyetler bunları bu bölgeden attı. Ancak Sovyetler’in dağılması ve Türkiye’de de Yeni Tanzimatçıların iktidarı ele geçirmesiyle eski planları uygulamak için düğmeye bastılar.
Kıbrıs’ta toprak demek vatan demek
Onların gözünde bizim devletimizin bulunduğu toprak Bizans. Burası Yunanlılara ait. Yunanlılar da onların kültürlerinin temeli. Ve Yunan topraklarını Müslüman barbarların elinden kurtarmak istiyorlar.
ABD de Avrupa Birliği de Türkiye toprakları üzerindeki Yunanistan haklarını hiçbir zaman reddetmemişlerdir. Ve el altından da her zaman desteklemişlerdir.
Şimdi Dışişleri Bakanı “Kıbrıs planını önceden Yunanlılara vermişler” diye bas bas bağırıyor. Bunda şaşıracak bir şey yok. İzmir’in işgalinde de aynısı olmuştu. İzmir İtalyanlara bırakılmıştı ama İngiltere son anda Venizelos’la anlaştı ve Yunan ordusu İzmir’e çıktı.
Yani hep onlardan yanadırlar. Kıbrıs’a Türklerin girmesi onların bir gafletine geldi. Türklerin Kıbrıs’a girmesi ve orada söz sahibi olması demek Doğu Akdeniz’de daimi bir uçak gemisinin olması demek.
Orada Türkler var, İngilizler var, Yunanlılar var fakat Avrupalılar yok. Şimdi Avrupalılar da girmek peşindeler. Yunanistan’ı almalarının nedeni bu, stratejik olarak Avrupa da orada asker bulundurmak istiyor. Türklerle ortak bir devlet olduğu sürece bu mümkün değil.
O nedenle Türkler oradan toptan atılmalı ama bunu bir türlü başaramıyorlar. Ne kadar zayıf hükümetler gelirse sonuçta bir şey engel oluyor.
Şimdi kimileri toprak o kadar önemli değil, mesele orada güçleri dengede tutmak diyor. Ama toprak çok önemli. Neden önemli? Çünkü bizim milletimiz topraktan anlar. Şimdi topraklarımız gidiyor dedin mi alır silahını gelir hemen. Çünkü o, vatan ne demektir biliyor. O nedenle toprak meselesinde ve hakimiyet meselesinde çok hassas olmak gerek.
ATİLLA İLHAN
Attila İlhan'ın yaşamı
Attila İlhan 15 Haziran 1925’te Menemen’de doğdu. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı kentlerde tamamladı.
http://www.tuncayozkan.com/thumbnail.php?gd=2&src=http://213.74.25.180/haberportal/images/haber/genel/11401_1.jpg&maxw=350
İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza Nazım Hikmet şiiri göndermesi nedeniyle 1941'de tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı.
CHP ŞİİR ARMAĞANI'NDA İKİNCİLİK ÖDÜLÜNÜ KAZANDI
Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi'ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanı'nda Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü kazandı. 1946'ta mezun oldu.
İstanbul Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Üniversite yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayınlanmaya başladı. 1948'de ilk şiir kitabı Duvar'ı yayınladı.
1949 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Paris'e gitti. Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan bir çok karakter ve olaya temel oluşturmuştur. Türkiye'ye geri dönüşünde sıklıkla başı polisle derde girdi. Bir kaç kez gözaltına alındı.
1950'Lİ YILLARDA ADINI DUYURDU
1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı kovuşturmaya uğrayınca tekrar Paris'e gitti. Fransa'daki bu dönem Attilâ İlhan'ın Fransızca'yı ve Marksizmi öğrendiği yıllardır. 1950'li yılları İstanbul - İzmir - Paris üçgeni içerisinde geçiren Attilâ İlhan, bu dönemde ismini Türkiye çapında duyurmaya başladı.
Yurda döndükten sonra, Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Ancak son sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda bıraktı. Sinemayla olan ilişkisi, yine bu dönemde, 1953'te Vatan gazetesinde sinema eleştirileri yazmasıyla başlar. 1957'de askerliğini yaptıktan sonra sinema çalışmalarına ağırlık verdi. Ali Kaptanoğlu adıyla onbeşe yakın senaryo yazdı.
'YASAK SEVİŞMEK' VE 'AYNANIN İÇİNDEKİLER'
1960'ta Paris'e geri döndü. Babasının ölmesiyle birlikte İzmir'e döndü. Sekiz yıl İzmir'de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler serisinden Bıçağın Ucu yayınlandı. 1968'te evlendi, 15 yıl evli kaldı.
1973'te Bilgi Yayınevi'nin danışmanlığını üstlenerek Ankara'ya taşındı. Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak'ı Ankara'da yazdı. 81'e kadar Ankara'da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını tamamladıktan sonra İstanbul'a yerleşti.
'SEKİZ SÜTUNA MANŞET', 'KARTALLAR YÜKSEK UÇAR' VE 'YARIN ARTIK BUGÜNDÜR'
İstanbul'da gazetecilik serüveni Milliyet ve Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları arasında Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1996 yılından beri köşe yazılarını Cumhuriyet gazetesi'nde sürdürmekteydi. 1970'lerde Türkiye'de televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da senaryo yazmaya geri dönüş yaptı. Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür senaryosunu yazdığı dizilerdi.
ATTİLÂ İLHAN KİTAPLARI
ŞİİR
Duvar
Sisler Bulvarı
Yağmur Kaçağı
Ben Sana Mecburum
Belâ Çiçeği
Yasak Sevişmek
Tutuklunun Günlüğü
Böyle Bir Sevmek
Elde Var Hüzün
Korkunun Krallığı
Ayrılık Sevdaya Dâhil
Kimi Sevsem Sensin
ROMAN
Sokaktaki Adam
Zenciler Birbirine Benzemez
Kurtlar Sofrası
Aynanın İçindekiler
Bıçağın Ucu
Sırtlan Payı
Yaraya Tuz Basmak
Dersaadet'te Sabah Ezanları
O Karanlıkta Biz
Fena Halde Leman
Haco Hanım Vay
Allahın Süngüleri-Reis Paşa
ÖYKÜ
Yengecin Kıskacı
DENEME-ANI
Abbas Yolcu
Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler
ANILAR VE ACILAR
Hangi Sol
Hangi Batı
Hangi Seks
Hangi Sağ
Hangi Atatürk
Hangi Edebiyat
Hangi Laiklik
Hangi Küreselleşme
ATTİLÂ İLHAN'IN DEFTERİ
Gerçekçilik Savaşı
'İkinci Yeni' Savaşı
Faşizmin Ayak Sesleri
Batı'nın 'Deli Gömleği'
Sağım Solum Sobe
Ulusal Kültür Savaşı
Sosyalizm Asıl Şimdi
Aydınlar Savaşı
Kadınlar Savaşı
CUMHURİYET SÖYLEŞİLERİ
Bir Sap Kırmızı Karanfil
Ufkun Arkasını Görebilmek
Sultan Galiyef
Dönek Bereketi
Yıldız, Hilâl ve Kalpak
ÇEVİRİLERİ
Kanton'da İsyan (Malraux)
Umut (Malraux)
Basel'in Çanları (Aragon)
AN GELİR
an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür
şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür
an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür
son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür
görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
Attila İlhan ölür
izmirksk 09.01.2006, 00:52 attila ilhan iyi idi ,bilgili adamdı ama yer yer çok statükoya kayıyordu
Adı malum "başkan" ve onun yalnız partisi adına sağda solda yazılmış ve hepsi birbirinden beter bir Türkçe'ye sahip, anlamını çözmenin hayli güç olduğu cümlelerle bezenmiş yazılara raslamışsınızdır.Öylesine yalnızdırki bu şahıs sağda solda bulduğu her foruma üye olmuş ve hatta bu üyeliğin tamamen elktronik bir prosedürden ibaret olduğunu bilmezden gelip
"beni üye yaptığınız için teşekkür ederim"
türünden yazılar yazarak tamamen komikize bir durumun yaratıcısı olmuştur.Hatta öyle durumlar varki "ne olur sizin sitenizi kendi sitemize ekleyelim" yada "valla biz her düşünceye saygılıyız ne olur sitenizi sitemize ekleyelim" daha buna benzer onlarca yazıyla kendine zorla da olsa bir yer edinme çabasında, ender bulunan bir tavrın öncüsü durumundadır.Ne idüğü belirsiz bir siyasi çizginin ve yine belirli bir geleneği yansıtmayan günü birlik "siyasi çözümler" üretmeye çalışan "bu günüde politik kapattık" edasında mutlu olmaya çalışan bir bunalım teorisyeni.
Bilinçli bir sataşma politikasıyla her açtığım konunun yanına bir yazı yazan bu şahıs öylesine bukalemundurki kimi zaman kendini
"..şitlik Partisi" kimiş zaman "..ektaş ÇELEBİ"
Kimi zaman "Mardin sorumlusu" kimi zaman "boş gezenin dal-kavuğu"
olarak karşınıza çıkabilir.Ama siz onu yine o bozuk Türkçesinden rahatlıkla tanırsınız.Tanımanız çok önemli değil zaten.
Şimdi bu öyle bi adamdır ki, kimin Devrimci,kimin Atatürkçü olabileceğine hatta kimin ABD ajanı olduğuna,kimin PKK ile bağlaşık olduğuna karar vermek için kendisine muhalefet etmeniz ile doğru orantılı olarak karar verebilir.Sizi karşısında küçük bir insan olarak göstermek için çeşitli komplolar yapmayı,ukala ukala yaşına yakışmaz "espriler" yapmayı,oturup kalkıp çeşitli fobilerinden bahsetmeyi marifet sayar.
Biz kendisini bu fikirleriyle başbaşa bıraktığımızı söylediğimiz halde bizi teşhir etmek adına kendi cehaletini ortaya dökmeye devam etmekte oldukça ısrarlıdır.
DEVAM EDİN BAŞARACAKSINIZ.KURUCU ÜYELERİNİZDE BU YAZILARI OKUYORSA ONLARDA SİZİN BU BOZUKLUĞUNUZA FAZLA TAHAMMÜL EDEMEZLER SANIRIM.
..ŞİTLİK PARTİSİ NİN ROBİNSON'U
Size Cuma olamıcam kusura bakmayın.
attila ilhan iyi idi ,bilgili adamdı ama yer yer çok statükoya kayıyordu
Sevgili izmirsk
Atilla ilhan ve daha bir çok insan iyi idi elbette.Ben başlığa sadık kalarak düşüncelerini yazmanı beklerdim.Ayrıca "statikocu" tanımlaman için biraz daha açık bir şeyler yazarsan belki bizler Atilla İlhan'ın yanlışlarınıda görüp onların üzerinden atlarız.Yani onu aşabiliriz belki?
izmirksk 09.01.2006, 21:50 aslında şunu demek istedim.
bilgili bir insandı,solcu kişiliğe sahipti ,aydındı vs...yani bunlar kabul.
ama hani olur ya kimi zaman ya bu arkadaş çok iyi ama keşke şu tarz davranışlarıda olmasa idi daha iyi olurdu dediğimiz olmuştur benim yaklaşımım o manada idi.
fakat ne bileyim avrupa birliğine olan karşı çıkışlarını çok üstünkörü görüyordum
kimi zaman ise yer yer milliyetçilere taş çıkartabilkecek söylemleride oluyordu.
eğitim konusunda ingilizce eğitime karşı olan çıkışını desteklememle beraber yurt dışına master ve doktora yapmaya giden öğrencilere yönelik(biraz fazla şovence) yanlış yapıyorsunuz masterınızı ülkenizde yapın gibi söylemelride rahatsız ediyordu yani batıyı fazlaca aşağılamak yada küçük görmek gibi gördüm vs...
bu ve bunun gibi söylemleri/davranışları az da olsa rahatsız etmişti beni.
aslında bu göreceli bir şey tabi bunlar bir başka solcuyu rahatsız etmeyebilir ben kendi adıma duygularımı ifade etmek için söyledim.elbette beni bağlar
...Türk milliyetçiliği perspektifinden baktığımızda, inişler ve çıkışlar şeklinde görünebilir.Fakat bizim için, Atilla İlhan’ın son durduğu yer, bilhassa emperyalizme karşı olması ve ulusalcılığı savunması açısından, bizim durduğumuz yerden çok uzak değildir...
bir türkçü sitenin atila ilhan ile ilgili düşüncelerinden bölüm.
Ben atila ilhanın gençliğini bilmem. son dönemde ise kanaltürkteki programını izlerdim rastgeldikçe. Bizim klasik milliyetçilerden pek bir farkını göremedim açıkçası. sadece biraz solcu olması olabilir farkları.
Evet meseleye Anti Emeperyalizm yönünden bakmak mecburi,gerekli,olmazsa olmazdır.
Her yönden kuşatılmış bir Türkiye
Her yönden gelişen gericilik karşısında sahip olduğumuız yerel değerleri mücadelemize eklemleyerek daha güçlü olmanın koşuludur Atilla İlhan,Uğur Mumcu,M.Kemal Atatürk.Bu değerlerdirki Emperyalizmin korkulu rüyası olmuş ölüm tarihlerinde derin bir oohhh çekilmiştir.
ACİL ACİL ACİL...
Halkımız;
Her tür inanıştan ve milliyetlerden halklar ulusal ve evrensel boyutta birleşmenin koşullarını yaratmak ve bu konulara ehemmiyet vermeyi birincil görev saymalıdır.Gerekçeye bilmem gerek varmı?
Bu doğrultuda bilimsel kanıt ve yöntem arayışına gerek yok.Yeterince örgütlülük var.Hadi birleşmeye,savaşmaya ve kazanmaya.Kime karşı,nereden,nasıl,neyle savaşılacağını kararlaştırmak için yıllarca yorulan çenelerimizle beraber pratik çabalarıda yoğunlaştırmak gerekmezmi?
Sizce bu pratikte ilk adım nedir?
Pratiklerin sonuncunda Aleviler yada tüm insanlık gerçek ereğine yakınlaşmış olmazmı?
Atilla ilhanın yanlışlarındanmı,doğrularındanmı hareket edeceğiz (kaldıki ne kadar yanlışı varsa hepsindende en fazla etkilenen sömürücüler olmuşken)
ya bu arkadaş çok iyi ama keşke şu tarz davranışlarıda olmasa idi daha iyi olurdu
Temel değerler etrafında bir birleşmeyi gerekli gören Atilla İlhan ve daha niceleri ile yine bu temel değerler çerçevesinde anlaşamayacağımız hiç bir şey yok.Yani sizn de vurguladığınız gibi onlar öncelikle arkadaşlarımız.
Onların yanlışlarının olması bunu kasıtlı olarak yaptıkları anlamına gelmez.Yanlışları olarak gördüğünüz konulşar ise kendi dönemleri içinde değerlendirildiklerinde hiç de öyle durmuyorlar.Yani dönemsel doğruları savunmak ile bilimsel doğruları savunmak arasında kesin bir ayrım vardır ama dönemsel olarak bilime ters olmayan doğrular günümüzde aşılmış olabilir.Çünkü bilim kendini yenilemekten başka ne olabilir.
avrupa birliğine olan karşı çıkışlarını çok üstünkörü görüyordum
Birliğin teorik olarak ortaya çıkış sürecine ve uygulamadaki durumuna ilişkin bir analizin olmalı.Eğer varsa bizimle paylaşırsan sevinirim.Avrupa birliğine yandaş olanların gerekçeleri "muhasır medeniyet" meselesinde çözümlenirken,birliğe karşı olanlar bu birlik üyelerinin medeniyet seviyesinden ve Dünya üzerindeki pratiklerinden pek memnun olmayanlardan müteşekkil.Birlik üyelerinin Irak sınavında yada geçmişteki Bosna ve Balkanlar öznelinde verdikleri sınavları başarısız bulanları eleştirmek hatta bu dramlardan etkilenip tamamen reddetmek bilimsel değilmidir?Duyarlı ve sosyal yönü güçlü bir Devrimci için yada insan olmanın etiğini yaşatanlar için dram yaşatanlarla yolunu ayırmak yanlışmıdır?
Yada "muhasır medeniyet" batıdamıdır?
rockçı turna 10.01.2006, 01:13 atilla ilhan ın en cok eleştiri alan düsünceleri harf devrimi ve laikliği hafife alması ve onları yer yer eleştirmesiydi.
tabii ki kendisi sol degerlerin geçmişteki önemli temsilcilerindendi. ama özellikle son dönemlerindeki fikirlerine baktıgımızda bir bbp linin bir mhp linin rahatlıkla savunacagı şeylerdi ki bu grup kızıl elma koalisyonu olarak degerlendirilmektedir.
yani gercekten merak ettiğim bir seydir; kendisine solcu diyen bir insan, gecmişte yaptklarından en ufak bir pişmanlık duymayan,özür dilemeyen milliyetçi-mukaddesatçı-muhafazakar v.s. gruplarla nasıl yan yana gelir ve bundan rahatsız duymaz?:3D_NG (23
ı ıııııııııyyy söylemesi bile tiksinti veriyor...
izmirksk 10.01.2006, 01:28 .
tabii ki kendisi sol degerlerin geçmişteki önemli temsilcilerindendi. ama özellikle son dönemlerindeki fikirlerine baktıgımızda bir bbp linin bir mhp linin rahatlıkla savunacagı şeylerdi ki bu grup kızıl elma koalisyonu olarak degerlendirilmektedir.
yani gercekten merak ettiğim bir seydir; kendisine solcu diyen bir insan, gecmişte yaptklarından en ufak bir pişmanlık duymayan,özür dilemeyen milliyetçi-mukaddesatçı-muhafazakar v.s. gruplarla nasıl yan yana gelir ve bundan rahatsız duymaz?:3D_NG (23
ı ıııııııııyyy söylemesi bile tiksinti veriyor...
+1
attila ilhan ın ölümüne en çok milliyetçilerin üzüldüğüne eminim.çünkü milliyetçiler pek fazla entellektüel çıkaramaz bizden çıkıpta ileriki yaşlarda düşünce yalpalanması yaşayanlardan besleniyorlar
tabiki attila ilhan için söyleyeceğim şey bilgili bir insandı sol değerlerle yoğrulmuştu ama yaşlılık yıllarında rotayı biraz fazla değiştirdi
Alevimen 10.01.2006, 01:48 YOZCAY: Siyasi organlarda yayımlanan haberleri buraya kopyalarken doğru bölümde olduğunuzu kontrol edin ve daha önemlisi kaynak belirtin.
Forumda genel olarak anonim şekilde siyasi propaganda yasaktır, sizin içinde geçerlidir.
Ayrıca başka bir üyemiz hakkında yapmış olduğunuz yorum beni üzdü, saygıyı kaybediyorsunuz bunuda belirtmeden edemicem ayrıntıları özel mesaj ile yolluyorum çünkü kişisel tartışmaları mümkün olduğu kadarıyla özel mesaj sistemi veya email aracıyla yapılması hoş görülür. O yüzden bu mesajıma direk olarak cevap hakkınızı kullanmak istiyorsanız özel mesajla iletmenizi rica ediyorum.
Evet meseleye Anti Emeperyalizm yönünden bakmak mecburi,gerekli,olmazsa olmazdır.
gereklimidir bilmem ama yeter koşul değildir. :3D_NG: bir sürü fraksiyon var. sırf anti emperyalist diye sağcı ve solcu biraraya gelemez, gelse de sonu kötü olur...
YOZCAY: Siyasi organlarda yayımlanan haberleri buraya kopyalarken doğru bölümde olduğunuzu kontrol edin ve daha önemlisi kaynak belirtin.
Forumda genel olarak anonim şekilde siyasi propaganda yasaktır, sizin içinde geçerlidir.
Ayrıca başka bir üyemiz hakkında yapmış olduğunuz yorum beni üzdü, saygıyı kaybediyorsunuz bunuda belirtmeden edemicem ayrıntıları özel mesaj ile yolluyorum çünkü kişisel tartışmaları mümkün olduğu kadarıyla özel mesaj sistemi veya email aracıyla yapılması hoş görülür. O yüzden bu mesajıma direk olarak cevap hakkınızı kullanmak istiyorsanız özel mesajla iletmenizi rica ediyorum.
BAŞINDAN BERİ YAZDIĞIM YAZILARI TAKİP EDEN VE BUNLARI İZLEYEN SAYIN MODERATÖRLER
Anladığım o ki artık daha bir mercek altında tutuluyor ve daha ayrıntılı takip ediliyorum.Özelde Alevimen tarafından sürekli uyarılar alıyorum ve dahası özelden mesajlaşmayı önermiş.Kah siyasi propaganda kah,seviyesizlik,kah hakaret,kah yanlış yere mesaj yazma bahsiyle ya kazan yada kilit gerçeğiyle karşı karşıya kalıyorum.Ancak ne yazı yazmaktan ne düşüncelerimden nede yazdığım yazılardan geri adım atmadım atmayıda düşünmüyorum.Eğer amaç beni geliştirmek ise saygıyla karşılarım.Ama değiştirmek için yanlış biriyle uğraşmaktasınız.Yani zaten sizin gibi düşünüyorum bazı farklara rağmen.
Alevimen in üzüntüsüne katılamıcam.Söz konusu üye ile ilgili tartışmalarımızda kendisine bir taraf seçmiş ve tarafı benim yanım değil bunu anlıyorum ama taraftarı olduğu kişi yada düşüncenin yanlışlarınada bişiler demeli diye düşünüyorum.Mesela bu tartışmada müdahil olan CCGUNAL kardeşimiz bu konuda gerekli müdahaleyi yapmış ve tabi bununla yetinmiş ve kimseye kin bilememiştir YADA KONULARINI KAPATIP KİLİTLER VURMAMIŞTIR.
Alevimen bir moderatör ve belirleyicidir.Normal bir site üyesi olsa kayle almadan saygı çerçevesinde kendi düşüncelerimi yazmaya devam ederim ancak sitede moderatörlük ile hapihane gardiyanlığı arasındaki farkı anlatmak zorundayız.İnsan diyorum gerekli uyarıyı yapar ve öyle uygulama yapar.Uyarı yapmadan yanlşışlar cezalandırılamaz.En azından bizim üzerinde kafa yorduğumuz ALEVİ DÜŞÜNCESİNDE BU BÖYLEDİR.
sosyalist halk cephesi olurdu ...ama
kemalist sol dokunuyor çok demode olmuş almayalım ama malesef çok ta zararı olmuştur. bugun sol bu hale gelmişse kemalizm den dolayıdır malesef kemalizm sol ilgili hiç bir bağlantısı yoktur..
promethe 04.02.2008, 00:25 sosyalist halk cephesi olurdu ...ama
kemalist sol dokunuyor çok demode olmuş almayalım ama malesef çok ta zararı olmuştur. bugun sol bu hale gelmişse kemalizm den dolayıdır malesef kemalizm sol ilgili hiç bir bağlantısı yoktur..
"Cephe"nin kuruluş amacı üzerinden bileşenlerini belirleyerek daha doğru bir bakış geliştirilebilir.
Emperyalizme karşı,ondan zarar gören tüm kesim ve bunların temsilcisi kuvvetler oluşturulacak cephenin potansiyel bileşeni olabilirler.Tabi durum ,bunların alacakları tavırla da ilgili.
Ülkemizde emperyalizme karşı oluşturulacak bir cephede "sosyalistler" kendilerini ne kadar asli sayıyorsa ,kemalistler de bu sıfatı o kadar hak ediyorlar.
"Demode olmak" durumu aradan geçen zamandan çok ihtiyaçların belirlediği bir şey olsa gerek.Bu açıdan,Kemalistler ülkemizde emperyalizme karşı sağlanacak bir ittifakın vazgeçilmez bir unsurudur.
Saygılar...
alican19 05.02.2008, 21:01 sosyalist halk cephesi olurdu ...ama
kemalist sol dokunuyor çok demode olmuş almayalım ama malesef çok ta zararı olmuştur. bugun sol bu hale gelmişse kemalizm den dolayıdır malesef kemalizm sol ilgili hiç bir bağlantısı yoktur..
bakın benim gerçekten sol görüşü destekleyen ve siyasi düşüncesi bu yönde olanlara lafım yok ama birşeyide yazmak istiyorum bu ülkeyi bölmek isteyenler solculuğu kullanarak pratiğe geçiyorlar dehap dhkpc pkk ve buna benzer gruplar
kemalizm de sol görüşe benzerliklerin yanı sıra mhp ye benzer görüşlerde bulunmaktadır örneğin tek vatan tek bayrak tek devlet tek dil düşüncesi mhpyle aynı doğrultudadır
kemalizmin vazgeçilmez koşullarından biride devrimciliktir.kemalizm kısacası vatanın bütünlüğü ,milletin, bağımsızlığı ,refahı için ne gerekliyse o yapılır
şuan hiçbir parti kemalist çizgide değildir bu yüzden ülke bu haldedir üstelik türkiyede sol can çekişiyor doğrudur ama bu kemalizmle alakalı değil kim halka ben solcuyum ben özgürlükçüyüm ben halkım için çalışıyorum dese mecliste halkı unutuyor bunun örnekleri çıoktur(shp dsp chp ...)
|
|