başkabirdünya
07.09.2007, 13:47
severek yazılarını takip ettiğimin ece temelkuran'dan bir yazı daha...
Bahar aylarında Milliyet gazetesinde yayımlandı, yoksulluk üzerine bir yazı dizisi yapmıştım. İstanbul'un varoşlarındaki hayata bakmıştık hep beraber. "Ne kadar korkunç koşullarda yaşıyorlar, görün ve ağlaşın" demek için değil, "Yoksul insanlar hangi koşullarda ayakta kalıyorlar" demek için yazmıştım. Yazı dizisinin bir bölümü de Küçükarmutlu'ya ayrılmıştı. Başlığı "Boğaza ekmek banıp yiyoruz" idi:
"Evet, Boğaz'a bakıyoruz. Denize ekmek banıp banıp yiyoruz!" demişlerdi.
Dizinin o bölümünde sol varoşlarda lümpenleşmeye karşı verilen mücadele anlatılıyordu. Ve yoksulluk içinde yaşanan çatışmaların ne kadar boğaz boğaza olduğu, öyle olmak zorunda kaldığı...
'Halk mahkemesi'?
İşte bu yazı dizisinde Küçükarmutlulu Muammer Bey'le yaptığım bir konuşma bugün Muammer Bey'e karşı açılan ve ağır hapis cezası istenen davanın iddianamesine girmiş. Muammer Bey bana mahalle olarak hırsızlığa karşı örgütlendiklerini anlatmış ve örgüt üyeliği suçlamasını içeren iddianamede benim yazımda söyledikleri onun itirafı olarak geçirilmiş.
Muammer Bey bana mahallenin dokusunun bozulmaması için buraya yerleşmeye gelen insanlar arasından seçim yapıldığını söylemiş, bu da iddianamede benim yazım üzerinden isnat edilen suçların kabulü olarak değerlendirilmiş. Benim tırnak içinde "halk mahkemesi" olarak adlandırdığım durum onun kabulü sayılmış.
Ben korkak mıyım?
Korkak bir insan sayılmam. Yazı yazabilmek için Kuzey Irak dağlarında zifiri gecelerde kayboldum, Güney Lübnan'da patlamamış bombaların olduğu yollarda mecburiyetten mihmandarsız gittim, Latin Amerika'da başıma türlü tuhaflık geldi, vesaire. Ama ben yaşadığım şehirde, örneğin Çarşamba semtine giremedim. Çünkü bir gece zikir dağılırken geçtiğimiz Çarşamba semtinde içinde bulunduğum Milliyet'in arabasının etrafı karanlık kalabalık tarafından çevrildi, çember giderek daralırken oradan güç bela uzaklaştık.
İran, Irak, Venezüela'nın, Brezilya'nın, Hindistan'ın varoşları dahil dünyanın hiçbir yerinde saldırının bu kadar yakınlaştığını hissetmemiştim. Çarşamba'da ev satın almak istiyorsanız, kiracı olmak istiyorsanız nasıl bir seçime tabi tutulmanız gerektiğini bile soramadım onlara. Ama Fatih'te yaşayan arkadaşlarımın anlattıklarından, orada yaşamak zorunda kalan insanların nasıl bir denetime tabi tutulduğunu biliyorum. Kendi ceza sistemleri olduğunu da... Yani bir "halk mahkemesi" de orada var.
Devlet de mi korkuyor?
Şimdi gelelim meseleye:
Çarşamba hakkında benzer bir iddianame hazırlanamıyorsa Küçükarmutlu hakkında da hazırlanması hak mıdır? Eşit midir? Adil midir? Bu bir.
İkincisi, benim yazımdan iddianame yapanlar Çarşamba veya benzeri bir semt hakkında iddianame hazırlamak için benden yararlanamıyorlarsa bunun sebebi o semtte benzeri bir röportajı gerçekleştiremiyor olmamdır.
Benimle birlikte başına gelmeyen bela kalmayan foto muhabir arkadaşım Yurttaş'ın da bir erkek olmasına rağmen onlar gibi giyinip onlar gibi görünmediği için oraya girmekten çekindiğini de ekleyeyim. Yani sadece kadınlar değil, erkeklerin de girmekten korktuğu bir yerden söz ediyorum. Tamam biz korkuyoruz. Ama devlet de mi korkuyor? Küçükarmutlu'ya girmeye cesaret edenler niye aynı cesareti Çarşamba'ya gösteremiyor? Çarşamba'ya cesaret edemeyenler Küçükarmutlu'yu mu ezmeli?
Bu sorulara cevap verecek cesur savcıların söyleyeceklerini merakla bekliyorum.
Ece Temelkuran
Bahar aylarında Milliyet gazetesinde yayımlandı, yoksulluk üzerine bir yazı dizisi yapmıştım. İstanbul'un varoşlarındaki hayata bakmıştık hep beraber. "Ne kadar korkunç koşullarda yaşıyorlar, görün ve ağlaşın" demek için değil, "Yoksul insanlar hangi koşullarda ayakta kalıyorlar" demek için yazmıştım. Yazı dizisinin bir bölümü de Küçükarmutlu'ya ayrılmıştı. Başlığı "Boğaza ekmek banıp yiyoruz" idi:
"Evet, Boğaz'a bakıyoruz. Denize ekmek banıp banıp yiyoruz!" demişlerdi.
Dizinin o bölümünde sol varoşlarda lümpenleşmeye karşı verilen mücadele anlatılıyordu. Ve yoksulluk içinde yaşanan çatışmaların ne kadar boğaz boğaza olduğu, öyle olmak zorunda kaldığı...
'Halk mahkemesi'?
İşte bu yazı dizisinde Küçükarmutlulu Muammer Bey'le yaptığım bir konuşma bugün Muammer Bey'e karşı açılan ve ağır hapis cezası istenen davanın iddianamesine girmiş. Muammer Bey bana mahalle olarak hırsızlığa karşı örgütlendiklerini anlatmış ve örgüt üyeliği suçlamasını içeren iddianamede benim yazımda söyledikleri onun itirafı olarak geçirilmiş.
Muammer Bey bana mahallenin dokusunun bozulmaması için buraya yerleşmeye gelen insanlar arasından seçim yapıldığını söylemiş, bu da iddianamede benim yazım üzerinden isnat edilen suçların kabulü olarak değerlendirilmiş. Benim tırnak içinde "halk mahkemesi" olarak adlandırdığım durum onun kabulü sayılmış.
Ben korkak mıyım?
Korkak bir insan sayılmam. Yazı yazabilmek için Kuzey Irak dağlarında zifiri gecelerde kayboldum, Güney Lübnan'da patlamamış bombaların olduğu yollarda mecburiyetten mihmandarsız gittim, Latin Amerika'da başıma türlü tuhaflık geldi, vesaire. Ama ben yaşadığım şehirde, örneğin Çarşamba semtine giremedim. Çünkü bir gece zikir dağılırken geçtiğimiz Çarşamba semtinde içinde bulunduğum Milliyet'in arabasının etrafı karanlık kalabalık tarafından çevrildi, çember giderek daralırken oradan güç bela uzaklaştık.
İran, Irak, Venezüela'nın, Brezilya'nın, Hindistan'ın varoşları dahil dünyanın hiçbir yerinde saldırının bu kadar yakınlaştığını hissetmemiştim. Çarşamba'da ev satın almak istiyorsanız, kiracı olmak istiyorsanız nasıl bir seçime tabi tutulmanız gerektiğini bile soramadım onlara. Ama Fatih'te yaşayan arkadaşlarımın anlattıklarından, orada yaşamak zorunda kalan insanların nasıl bir denetime tabi tutulduğunu biliyorum. Kendi ceza sistemleri olduğunu da... Yani bir "halk mahkemesi" de orada var.
Devlet de mi korkuyor?
Şimdi gelelim meseleye:
Çarşamba hakkında benzer bir iddianame hazırlanamıyorsa Küçükarmutlu hakkında da hazırlanması hak mıdır? Eşit midir? Adil midir? Bu bir.
İkincisi, benim yazımdan iddianame yapanlar Çarşamba veya benzeri bir semt hakkında iddianame hazırlamak için benden yararlanamıyorlarsa bunun sebebi o semtte benzeri bir röportajı gerçekleştiremiyor olmamdır.
Benimle birlikte başına gelmeyen bela kalmayan foto muhabir arkadaşım Yurttaş'ın da bir erkek olmasına rağmen onlar gibi giyinip onlar gibi görünmediği için oraya girmekten çekindiğini de ekleyeyim. Yani sadece kadınlar değil, erkeklerin de girmekten korktuğu bir yerden söz ediyorum. Tamam biz korkuyoruz. Ama devlet de mi korkuyor? Küçükarmutlu'ya girmeye cesaret edenler niye aynı cesareti Çarşamba'ya gösteremiyor? Çarşamba'ya cesaret edemeyenler Küçükarmutlu'yu mu ezmeli?
Bu sorulara cevap verecek cesur savcıların söyleyeceklerini merakla bekliyorum.
Ece Temelkuran