Orijinalini görmek için tıklayınız : Yılmaz Güney ( 9 Eylül Ölüm YılDönümü)


LaDY
08.09.2007, 22:38
http://www.kizilbayrak.net/fileadmin/images/Kultur_Sanat/Yilmaz_gueney_cezaevi_102.jpg

Yılmaz Güney, (1 Nisan 1937, Adana - 9 Eylül 1984, Paris)Bir Hakimi, Yumurtalık hakimini tabanca ile öldürmekten 19 yıl hapse mahkum olmuş ve cezasını tamamlamadan hapisten kaçıp, ölünceye kadar yurtdışında yaşamıştır

YAŞAMI BİZE ÖRNEK OLSUN
ANISI YOLUMUZU AYDINLATSIN



Sinema Hayatı
Yılmaz Güneyin gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Şanlıurfa Siverek ilçesinin Desiman köyünde 1 Nisan 1937 yılında doğdu. 10 yaşındayken evden kaçarak Adana'daki akrabalarının yanına gitti. Bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere Ankara'ya gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçlerde bir yandan da hikayeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı.
1972'de, Mart'ın 16'sında hakkında açılan bir dava nedeniyle tutuklandı. Yapılan mahkeme sonucu 10 yıl ağır hapis ve sürgün cezasına çarptırıldı. 1974 Eylülü'nde, bir cinayet olayına adı karıştı ve on dokuz yıl mahkum edildi.Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. 13. sayıdan itibaren ülkede ilan edilen sıkıyönetimin sonrası dergisi kapatıldı ve hakkında yazdıklarından ötürü on ayrı dava açıldı. İstenen ceza toplamı yüzyıl idi. 1981 Ekiminde izinli olarak çıktığı İsparta Cezaevi'ne bir daha dönmeyerek yurt dışına çıktı.
Yılmaz Güney 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı Bu Vatanın Çocukları ve Alageyik isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hemde filmlerde rol alır ve oynar. Karacaoğlan'ın Karasevdası'nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkum olur.
İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli Lütfü Akadın yönettiği ve kendisinin yazdığı bir film olan Hudutların Kanunu'dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur.


http://pic1.resimupload.com/r7/thumb_891032302.jpg

SÜRGÜN HAYATI

Yılmaz Güney 1972 yılında "anarşistlere yardım ve yataklık yaptığı" gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkum edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini O dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır.1974'te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevide kalan Yılmaz Güney aynı yıl Arkadaş filmini çekti. Yine aynı yıl Endişe adlı filmi çekerken Yumurtalık hakimini öldürmekten tutuklandı ve yargılama sonucu 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde yazdığı Zeki Ökten tarafından çekilen Sürü ve yurt dışnda ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından Yol çekildi.
12 Eylül döneminde kendi dergisi olan Güney'de yazdığı yazılardan dolayı yaklaşık yüz yıla yakın ceza istemiyle yargılanıyordu. 1981'de Isparta yarı açık cezaevinden izinli olarak ayrıldı ve yurt dışına kaçtı. Cezaevinden kaçtıktan sonra Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivalinde ödül aldı. Yurt dışına çıktıktan sonra Duvar filmini Fransada çekti.
1984 mide kanserinden ölen Yılmaz Güney son yıllarını Paris'te geçirdi

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/d/df/YilmazGuneyMezar.JPG

LaDY
08.09.2007, 22:39
Çirkin Kral'a bir şiir....

http://img98.imageshack.us/img98/407/yilmazguneybycirkinkralrn7.jpg

LaDY
08.09.2007, 22:41
http://www.youtube.com/watch?v=4N4U3u_ERIA&eurl


Güneşe Gömülenler
Ölenler dövüşerek öldüler.
Güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya.
Akın var akın güneşe akın, güneşi zapt edeceğiz güneşin zaptı yakın.

ÇaKıL
08.09.2007, 22:45
Bir kıvılcım büyür önce,
Büyür yavaş yavaş,
Bir bakarsın volkan olmuş,yanmışsın arkadaş...
Dolduramaz boşluğunu ne ana,ne arkadaş,
Bu en güzel,bu en sıcak duygudur arkadaş...
Ortak olmak her sevince , her derde kedere,
Ve yürümek ömürboyu,
Beraberce elele...
Olmasın hiç,
O ta içten gülen gözlerde yaş,
Bir gün yollarımız ayrılsa bile arkadaş...


Yılmaz GÜNEY
Saygımla anıyorum.

LaDY
08.09.2007, 23:03
http://www.youtube.com/watch?v=8A_SIxXEnTA&mode=related&search=



http://www.youtube.com/watch?v=n_dVvip029Y&mode=related&search=



http://www.youtube.com/watch?v=rvutXyM5D-Y&mode=related&search=

alenya
08.09.2007, 23:09
Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin...
Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan...
Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,
Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır...
Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu.
Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.
Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim.
Damla damla birikiyor insan.
Damla damla sevgili...
Bir gün akıp gideceğiz hayata...
Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.
Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur...
Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde. yılmaz güneyin dizeleri.saygıyla anıyorum

pazarcıklı
08.09.2007, 23:13
MUTLU OLMA ŞANSI
Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili
biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını
acımız yaptık çünkü.
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın gözyaşı bile
içimizi parçaladı.
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...
Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...

Yılmaz Güney'in bu çok sevdiğim şiiriyle onu saygıyla anıyorum...

sir60
09.09.2007, 04:30
allah gani gani rahmet eylesin mekanı cennet olsun

meymana hızıre
09.09.2007, 10:43
yılmaz yoldaşı rahmetle anıyorum bize böyle insanlar lazım....

eldorado
09.09.2007, 11:35
herkes ona baktıkca kendinden birşeyler bulur...bu kadar çok yönlü kişiliği olan insanla savunduğu kavramları savunmak bizim için bir şanstır....

cafer-24
09.09.2007, 12:06
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

ankh
09.09.2007, 12:40
http://img476.imageshack.us/img476/4300/yilmazguneywp3qhmc9.jpg

Eskiden Bilmezdim Yalnızlığı

Eskiden bilmezdim yalnızlığı
Bir ağaç nasıl yalnız değilse ormanında
Bir çiçek kendi dalında
Eskiden bilmezdim yalnızlığı

Yalnızlığın içinde
Şimdi yalnız, yalnız mıyım
Kopuk muyum dalımdan
Uzağında mı kaldım ormanın

Yılmaz Güney

ankh
09.09.2007, 13:46
Neler söylenmediki onun için sanatçı duruşu çirkin krallığı ben onun gözleri kadar sıcak ve güzel bakan gözleri görmedim hayatımda ama sanırım en güzel cevabı kendisi vermiş yapılan bir söyleşide verdiği cevaplar onun yaşam duruşunu belirliyor.

http://img365.imageshack.us/img365/870/ylmaz2pp8.png

Soru:... Proleter devrimci bir sanatçının görevlerini saptarken ölçümüz ne olmalıdır?
Cevap: Herhangi bir ülkede, devrimci bir sanatçının görevlerini ve sorumluluklarını saptarken, o ülkenin tarihi, toplumsal, ekonomik ve siyasi yapısını, o ülkedeki toplumsal kurtuluş mücadelesinin düzeyini, kitlelerin sanat ve kültür ilişkilerinin düzeyini doğru kavramak gerekir.
Devrimci sanatçı, devrimci tabiatı gereği militandır, yenileştirici ve değiştiricidir. Toplumsal kurtuluş mücadelesinden ayrı düşünülemez... Devrimci mücadeleye organik bir biçimde bağlı olmalıdır. Bu nedenle, devrimci bir sanatçı, o ülkenin devrimci mücadelesinin hedefleri ve görevleri doğrultusunda görevlerle yüklüdür. O herşeyden önce bir devrimcidir, militandır, sanatı devrimin bir aracıdır, bir silahıdır.
Genel olarak ifade etmek gerekirse, devrimci sanat, halkın yaşamını, halkı ezen sınıf baskılarını, bu baskılara karşı halkın mücadelesini, yeni bir topluma duyduğu özlemleri, ezen sınıflara duyulan kini, nefreti temel almalı, onların devrimci mücadele ruhunu geliştirmeli, halk kahramanlığını, halk için fedakarlık ruhunu derinleştirmeli, olumlu ve olumsuz insan örneklerini karakterize ederek mücadeleyi bütün boyutlarıyla konu edinmelidir.
Sanatın ana konusu, işçiler, köylüler, halk aydınları, devrimci militanlar, kısaca sosyalist mücadele süreci olmalıdır. Bu süreç içerisinde, olumlu olumsuz, sınıf dayanaklarıyla birlikte işlenmelidir. İşçiyi anlatırken patronu, köylüyü anlatırken toprak ağasını... toprak kapitalistini, devrimci militanı anlatırken kaypak küçük burjuva unsurları... polisi... bürokrasiyi ve devlet mekanizmasının işleyişini de birlikte, sınıf gerçeklerine bağlı olarak anlatmalıdır.
Sadece toplumun objektif tanımlanması, sadece eleştirel gerçeklik yeterli değildir. Devrimci sanat, toplumun gelişen güçlerinin sanatıdır, bu güçlerin gelişmesini ve mücadelesini sergilerken, aynı zamanda yol gösterici olmalı, fakat kuru slogancılığa düşülmemelidir, işi basite indirgememelidir.
Toplumun gelişen güçleri önündeki engelleri, engellerin ideolojik, siyasi, kültürel, toplumsal niteliklerini kavratmada devrimci sanata büyük görevler düşmektedir. Devrimci sanat, sosyalist ve ilerici olanı ele alırken, gerici ve olumsuz güçleri gerçeğe ters düşecek biçimde ele alırsa, küçümserse, ya da olduğundan çok önemserse hayalci olur, oportünizme kayar, devrimci görevleri yerine getiremez. Aynı zamanda, devrimin zaaflarını vurgularken, bu zaafları da ne abartmalı, ne de küçümsemelidir. Devrimci sanat, devrim güçlerinin yarına duydukları inancı pekiştirirken, devrimin önündeki zorlukları da objektif olarak belirtmelidir.
Sanat ve kültürde, yaratıcı çalışmamızın kaynağı halktır, halkın devrimci mücadelesidir. Devrimci sanat kaynağını halktan alır, ürünlerini halka götürür. Karşılıklı etkileme ve etkilenme süreci içerisinde halk sanatın... sanat da halkın gelişmesine yardımcı olur. önemli noktalardan biri de şudur:
Devrimci sanat, halkın ve özellikle gençliğin bilincini yozlaştıran, halka zararlı düşüncelere karşı verilen mücadelede etkin ve güçlü bir temizleme silahıdır. Kendinden olan şeyleri küçümseyen, kendinden olan hey şeye güvensizlik duyan, yabancı şeyler karşısında kölece eğilen, yabancı olan şeylere hayranlık duyan bir anlayışın yıkılmasında, bu anlayışın maddi temellerinin kavranmasında, kendine ve kendinden olanlara güven duygusunun geliştirilmesinde devrimci sanata büyük görevler düşmektedir. Yabancı sigara, yabancı damgalı giysiye, yabancı müziğe... sanata... edebiyata, körükörüne bağlanan, kendi sigarasını, giysisini, kendi sanat ve fikir adamlarını hor gören bir anlayış, emperyalizmin bilincimize yerleştirdiği organik ajanlardır.
Bu anlayış, kaynağı aynı olmakla birlikte, farklı biçimlerde siyaset ve devrimci mücadele alanında da belirgin biçimde kendini göstermektedir. Biçimsel olarak taklit etmek, benzemeye çalışmak. Hatta devrim yapmış ülkelerin halk deyimlerini kullanmak, onlardan örnekler vermek... Her ülkenin tarihi ve toplumsal koşulları kendi devrimini ve devrimcisini biçimler. Bu nedenle, şu ya da bu ülkenin devrimcilerine biçimsel olarak özenmek, taklit etmek, ezbercilik, kopyacılık gibi şeyler yanlıştır. Bir ağacın gölgesinde ağaç yetişmez. Yetişse bile o ağacın gölgesinde kalır, kendini bulamaz. Kendini küçük gören, kendi özgücüne, kendi işçisine, köylüsüne, kendi siyasetine ve siyasal önderliğine, kendi sanatçısına, kendi kültürüne dayanmayan, umudunu dıştan gelecek yardımlara bağlayan bir halk, kesinlikle ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal boyunduruktan kurtulamaz. Sözün kısası devrim yapamaz... yapsa bile devrimini yaşatamaz.
Köylümüz darda kaldığında elini havaya açar, havaya bakar, havaya konuşur. Ama ürünü topraktan, toprağı işleyerek, toprağın kahrını çekerek alır. Bitkilerin, ağaçların kökü topraktadır, havada değil. Din kitaplarında, kökü havada olan ağaç resimleri vardır. Oysa asıl dayanağımız kendi toprağımızdadır. Hava havadır. Umut dışta değil, içtedir. Umut kendi toprağımızda ve kendi halkımızdadır.
Her türlü olumsuz eğilimlere karşı yürütülecek ideolojik mücadelenin bir unsuru olarak devrimci sanat, doğru bir ideolojik ve teorik temellere dayanmalıdır. Sanatçı, sanatsal kaygı ve titizliğinin yanı sıra, bir devrimci olduğunu akıldan çıkartmamalıdır.
Soru: Sanatçının devrimci görevleri temel alması gerektiğini söylediniz. Bir devrimcinin görevleri nelerdir?
Cevap: Bir devrimcinin temel görevi, bilimsel sosyalizmin bilimini özümlemek ve öğretilerinin propagandasını yapmak ve bilimsel sosyalizmin ilkelerine uygun bir pratik içinde yaşamaktır. Yani, içinde bulunduğumuz toplumsal ve ekonomik yapıyı doğru kavramayı başarmak, buna bağlı olarak sınıflar arasındaki ilişkileri doğru biçimiyle değerlendirmek, sınıf mücadelesini günlük yaşayış içinde sürdürmek, sömüren sınıfları ve temsilcilerini, onların iç dış, maddi manevi toplumsal dayanaklarını, sömürülen kitlelere devrim hedefleri olarak göstermek, işçi sınıfının tarihi rolünü, yani devrimin önder ve itici gücü olduğunu anlatmak, kitlelerde devrim isteği ve heyecanını kabartacak propaganda ve ajitasyon çalışmaları yapmak, emekçi kitlelerin ekonomik, demokratik, siyasi hareketlerine katılmak, hem kendisini, hem de kitleleri örgütlemektir. Ayrıca emekçi kitlelerin dikkatini sınıf hedeflerinden şaşırtmak için girişilen gizli kapaklı oyunları bozmak, onlara günlük isteklerini en doğru bir biçimde ifade edebilmeleri için yardımcı olmak, bütün çalışanların, ulusal ve uluslararası planda çıkarlarının birliğini, devrimin dostlarını ve düşmanlarını kavratmak, bir devrimcinin genel görevleri arasında sayabileceğimiz çalışmalardır.
İşte, proleter devrimci sanatçı da çalışmalarını, devrimci mücadelenin organik bir unsuru olan sanatının araçlarıyla gerçekleştirecektir. Sanatın yaptığını herhangi bir bilim dalı gerçekleştirseydi, sanata gerek kalmazdı. Demek istediğim şudur: Sadece doğru fikirlerin kabaca aktarılması değil, yeni toplumsal süreç içerisinde insanın çalkantılarını, umutlarını, acılarını, coşkularını, sanatının hamuruyla yoğurarak anlakabilmek; yani sanatçı sezgi ve duyarlığını, yeteneğini katabilmek.
Soru: Size proleter devrimci bir sanatçı denebilir mi?
Cevap: Bir sanatçının kendisine "ben proleter devrimci bir sanatçıyım" demesi, ya da yakınlarının ona "proleter devrimci sanatçı" adını yakıştırması, onun proleter devrimci bir sanatçı olduğunu göstermez. Sanatçının niteliğini pratiği belirler. Amacım proleter devrimin bir savaşçısı olmaktır. Proleter devrimci saflardayım. Pratiğim adımı ve yerimi belirleyecektir.


(Yılmaz Güney, "Kayseri Konuşmaları",
Siyasal Yazılar I, sayfa 15-20, Mayıs Yayınları)

Findorin
09.09.2007, 13:58
Mücadelesinden ödün vermeden onurluca yaşadı ve onurlu bir şekilde öldü bu herkese nasip olmaz.Yapacak daha çok işi vardı ama faşist güçlerin egoman gücünde ancak onun ömrüde bu kadarına yapabilmesine yetti.Mekanı Cennet Olsun.

PAÜlü
09.09.2007, 14:35
Herşeye rağmen düşmana inat yaşayacağız.Yarın bizim çünkü... Biz öleceğiz ama çocuklarımız bırakacağımız mirasi taşıyacaklar yüreklerinde... Ve onların yürekleri bizim altında ezildiğimiz korkuları taşımayacak........

=>Yılmaz GÜNEY<=


Savunduğu düşünce; şiirleri, filmlerini, kitaplarını yaşatmak dileğiyle onu saygıyla anıyorum!!!!

AlininEvi
09.09.2007, 14:42
Sevgi Ve Dostluk

Sevgi ve dostluk

Kavgayı, bir yaprağın üzerine yazmak isterdim sonbahar gelsin yaprak dökülsün diye

Öfkeyi, bir bulutun üzerine yazmak isterdim yağmur yağsın bulut yok olsun diye

Nefreti, karların üzerine yazmak isterdim güneş açsın karlar erisin diye

...Ve dostluğu ve sevgiyi, yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye

Yılmaz Güney



Değerli büyüğümüzü Saygıyla anıyoruz... Toprağı bol oLSun...Allah mekanını Cennet eylesin...

gunisigi
09.09.2007, 20:13
çirkin kral seni unutmadık

http://www.guneydergisi.com/images/ygsw1.gif

Canım, Sevdiğim, Yüreğim

Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin...
Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan...
Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,
Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır...
Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu.
Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.
Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim.
Damla damla birikiyor insan.
Damla damla sevgili...
Bir gün akıp gideceğiz hayata...
Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.
Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur...
Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.

NiSAN_Rojda
09.09.2007, 20:45
http://img62.imageshack.us/img62/2299/ylmazac8.png



Asil hapishane insanin kafasinda yarattigi hapishanedir.Hayati sinirlayan hapishane odur ki,ilk firsatta yikilmalidir. Dünyayi
dahaiyi kavrayabilmek icin...






ON YIL SUSTUM ARTIK BAGIRMAK iSTiYORUM!

Ülkemden ayrilmisim, Özgür olmak, Yasamak istedigimden ötürü degil,
Özgürlük ve demokrasi kavgasina daha etkin ve aktif bir bicimde
katilabilmek icindir.






Bir köle olarak yasamaktansa ,
özgürlük savascisi
olarak ölmek daha iyidir...






Insanlari tas duvarlar, demir parmakliklar arasinda terbiye etmeyi, onlarin dusuncelerini onlemeyi dusunen anlayis yikilacaktir.

Yılmaz Güney







http://img61.imageshack.us/img61/6255/ylmazgju3.gif




köprü

Sevgili,

yetmiyor 'sevgili' sözü

tek başına.Karşılamıyor

içimi dolduran duyguyu.

Oysa ben 'sevgili'

derken neler

düşünüyorum bilsen.

Sonsuz,bir güneş,

bir yudum rakı,

çiçeğe durmuş ince bir

bahar dalı,

oğlumun sıcak yanağı,

anamın acılı gözleri,

babamın tütün kokan eli,

evimizde ki kuş,

yarının güzel günleri,

anlatılması güç binlerce

duygu ve SEN...

işte sen

beni hayata baglayan

en güzel köprüsün;

köprülerin en güzelisin.

sevgilim...güzelim...

insanı yaşatan

içimizdeki hayat böceğidir.

o ölürse

hayatımızında tadı biter.

o sakın ölmesin,

yaşat onu.

selimiye cezaevi



3.8.1972

yılmaz güney

Ceno
09.09.2007, 20:56
kimi insanlar ot gelir saman gider; kimi insanlar ot gelir ot gider; ama ot gelip ağaç olup dal dal perçinleşip meyve vermeyi başarabilenler ne kadar da azdır. Yılmaz Güney bu meyveyi ülkemiz insanına gösterip sunmuş ama kaçımız onun yaptıklarını iyi bir şekilde kavrayabildik. Yılmaz Güney'i saygıyla anıyorum umarım bir gün ülkem insanı onu anlamayı başarabilir...

gece ve mavi
09.09.2007, 23:27
Yılmaz GÜNEY'i saygıyla anıyorum mekanı cennet olsun

kolpa
09.09.2007, 23:40
o bu ülkeyi haketmedi daha iyisini haketti,ama bu ülkeyi sevdi.cannes'da ödül aldığında bile onu sahiplenemedik,ona vatan haini yaftasını yapıştıranları sahiplendik.O,türkiyenin sanatta katetmesi gereken koskoca "yol"da bir "umut"tu.ve hep öyle kalacak.

firariHH
09.09.2007, 23:51
13717


Fazla söze gerek yok Herkez Kim ve Nasil bir Insan oldugunu biliyor.Kendisini Saygiyla aniyorum.Huzur icinde yatsin.


KENDİM İÇİN YAŞAMIYORUM

hayatı kendim için yaşamıyorum. ve korkmuyorum
hiç birşeyden. başıma gelecekleri de biliyorum.
herşeye rağmen düşmana inat yaşayacağız.
Yarın bizim çünkü...

YILMAZ GÜNEY

anadolu75
10.09.2007, 21:13
yilmaz guneyi rahmetle aniyorum.nur icinde yatsin.

ankh
10.09.2007, 22:33
Ne kötü koca forumda 339 kişi konuyo okuyo ve 23 kişi birşeyler yazıyor onu anmak için üzüldüm hemde çok üzüldüm acaba Yılmaz Güney böylesi bir ölüm yıldönümünümü hakediyordu.

Deniz Gezmiş yakalandığında halk ona tepkili davranmış Jandarma komutanı sormuş ona bu halk içinmi evet demiş önümde veya arkamda bu halk için.
Evet eminim o da yaşasa öyle derdi. Yazıkki bizler onların verdikleri emeklere layık bir halk değiliz. Buda dün belli oldu bence. Bize yakışmadı.

Unutmak ihanettir.

spartacus
10.09.2007, 22:59
Aydınların, yurtseverlerin ve devrimci insanların kader mi sürgünde ölmek? Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya.
Tüm dünya halklarının onlara verdiği değeri biz Türkiyeli halklar olarak veremedik. Bu insanlar bazen batı Trakya'ya giderek, bazen Varna'da seslenerek veya bazen Rodos'a gidip ülkesinin karanlıkta kalan sülüetini uzaktan seyrederek hasret gideriyorlardı. Güya hepsi "vatan haini". Oysa bu insanlar ne yaptılar? Banka mı hortumladılar, ihalelere fesat mı karıştırdılar, yüz kızartıcı bir suçları mı var, ülkeyi gıdım-gıdım emperyalistlere mi peşkeş çektiler? Cevap kocaman hayır! Şerefiyle, onuruyla ülkelerinin bağımsızlığı uğruna kendi fikirlerini yaşatmak istediler ve uyguladılar hepsi bu.
Biz neden kendi değerlerimizi böyle yerin dibine batırırız? Orhan Pamuk nobel edebiyat ödülünü aldığında bu ülkenin cumhurbaşkanı onu köşkte kabul etme nezaketi gösteremedi. Esasen ya sev, ya terk ona da dayatıldı. Oysa insanlar yaşarken kıymeti bilinmek zorundadır. Sonrada verilen değer buruk bir saygıdır. Yılmaz Güney Cannes'de ödül alırken yüreği buruk bir şekilde ödülünü havaya kaldırıyordu. Oysa ne çok isterdi bu ödülü Türkiye halklarıyla paylaşmayı. Sonra Nazım Hikmet, dünya halklarının taptığı bu insana biz vatan haini demişiz. Böyle insanlar saksıda çiçek gib yetiştirilmezler. Onlar sağken onlara verilmesi gereken değeri vermedik, sanırım daha uzun bir süre bu devam edecek...

spartacus
10.09.2007, 23:23
Ne kötü koca forumda 339 kişi konuyo okuyo ve 23 kişi birşeyler yazıyor onu anmak için üzüldüm hemde çok üzüldüm acaba Yılmaz Güney böylesi bir ölüm yıldönümünümü hakediyordu.

Deniz Gezmiş yakalandığında halk ona tepkili davranmış Jandarma komutanı sormuş ona bu halk içinmi evet demiş önümde veya arkamda bu halk için.
Evet eminim o da yaşasa öyle derdi. Yazıkki bizler onların verdikleri emeklere layık bir halk değiliz. Buda dün belli oldu bence. Bize yakışmadı.

Unutmak ihanettir.

Sana içtenlikle katılıyorum. Dünya halklarının taptığı bu güzel insanlara biz gereken değeri veremiyoruz. Bu ülkede demokratikleşme, özgürlükler adına köklü adımlar atılmadığı müddetçe sakın onların naaşlarına dokunulmasın ve ülkeye getirilmesin. Hiç değilse bu şekilde ülkenin ayıbı olarak her ölüm yıldönümlerinde hatırlanıyor.

YoRuM78
11.09.2007, 00:30
http://img62.imageshack.us/img62/3055/eskiylmazqx7.jpg (http://imageshack.us)






Hayat Bize

...hayat bize
mutlu olma şansı
vermedi sevgili
biz kendimizden
başka herkesin
üzüntüsünü üzüntümüz,
acısını acımız yaptık
çünkü. Dünyanın öbür
ucunda hiç tanımadığımız
bir insanın göz yaşı bile
içimizi parçaladı. Kedilere
ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat
karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında
ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine
üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün
hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...Sevinerek,
severek, sevilerek, düşünerek... Ve o
vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...

Yılmaz Güney

asicvs
11.09.2007, 09:25
sevgi ve saygıyla anıyorum

eldorado
11.09.2007, 09:39
Ne kötü koca forumda 339 kişi konuyo okuyo ve 23 kişi birşeyler yazıyor onu anmak için üzüldüm hemde çok üzüldüm acaba Yılmaz Güney böylesi bir ölüm yıldönümünümü hakediyordu.

Deniz Gezmiş yakalandığında halk ona tepkili davranmış Jandarma komutanı sormuş ona bu halk içinmi evet demiş önümde veya arkamda bu halk için.
Evet eminim o da yaşasa öyle derdi. Yazıkki bizler onların verdikleri emeklere layık bir halk değiliz. Buda dün belli oldu bence. Bize yakışmadı.

Unutmak ihanettir.

bize yakışmayan çok şey varki;ama hala solcuyum demek ne kadar doğru bilmiyorum...sonuçta fikirleri için hayatını veren insanlara gereken saygıyı göstermek bir tarafa,dışarda isimlerinin gölgesi altında siyaset yapmaksa çok entarasan...sanırım yılmaz güneyin sol kimliği pek algılanamamış...

şebgeli che
13.09.2007, 13:36
yılmaz güneyi rahmetle anıyoruz yoldaşımıza selam olsun.....

spartacus
13.09.2007, 14:21
"Sanatçının niteliğini pratik belirler!"

-YILMAZ GÜNEY-

Soru: ... Proleter devrimci bir sanatçının görevlerini saptarken ölçümüz ne olmalıdır?
Cevap: Herhangi bir ülkede, devrimci bir sanatçının görevlerini ve sorumluluklarını saptarken, o ülkenin tarihi, toplumsal, ekonomik ve siyasi yapısını, o ülkedeki toplumsal kurtuluş mücadelesinin düzeyini, kitlelerin sanat ve kültür ilişkilerinin düzeyini doğru kavramak gerekir.
Devrimci sanatçı, devrimci tabiatı gereği militandır, yenileştirici ve değiştiricidir. Toplumsal kurtuluş mücadelesinden ayrı düşünülemez... Devrimci mücadeleye organik bir biçimde bağlı olmalıdır. Bu nedenle, devrimci bir sanatçı, o ülkenin devrimci mücadelesinin hedefleri ve görevleri doğrultusunda görevlerle yüklüdür. O herşeyden önce bir devrimcidir, militandır, sanatı devrimin bir aracıdır, bir silahıdır.
Genel olarak ifade etmek gerekirse, devrimci sanat, halkın yaşamını, halkı ezen sınıf baskılarını, bu baskılara karşı halkın mücadelesini, yeni bir topluma duyduğu özlemleri, ezen sınıflara duyulan kini, nefreti temel almalı, onların devrimci mücadele ruhunu geliştirmeli, halk kahramanlığını, halk için fedakarlık ruhunu derinleştirmeli, olumlu ve olumsuz insan örneklerini karakterize ederek mücadeleyi bütün boyutlarıyla konu edinmelidir.
Sanatın ana konusu, işçiler, köylüler, halk aydınları, devrimci militanlar, kısaca sosyalist mücadele süreci olmalıdır. Bu süreç içerisinde, olumlu olumsuz, sınıf dayanaklarıyla birlikte işlenmelidir. İşçiyi anlatırken patronu, köylüyü anlatırken toprak ağasını... toprak kapitalistini, devrimci militanı anlatırken kaypak küçük burjuva unsurları... polisi... bürokrasiyi ve devlet mekanizmasının işleyişini de birlikte, sınıf gerçeklerine bağlı olarak anlatmalıdır.
Sadece toplumun objektif tanımlanması, sadece eleştirel gerçeklik yeterli değildir. Devrimci sanat, toplumun gelişen güçlerinin sanatıdır, bu güçlerin gelişmesini ve mücadelesini sergilerken, aynı zamanda yol gösterici olmalı, fakat kuru slogancılığa düşülmemelidir, işi basite indirgememelidir.
Toplumun gelişen güçleri önündeki engelleri, engellerin ideolojik, siyasi, kültürel, toplumsal niteliklerini kavratmada devrimci sanata büyük görevler düşmektedir. Devrimci sanat, sosyalist ve ilerici olanı ele alırken, gerici ve olumsuz güçleri gerçeğe ters düşecek biçimde ele alırsa, küçümserse, ya da olduğundan çok önemserse hayalci olur, oportünizme kayar, devrimci görevleri yerine getiremez. Aynı zamanda, devrimin zaaflarını vurgularken, bu zaafları da ne abartmalı, ne de küçümsemelidir. Devrimci sanat, devrim güçlerinin yarına duydukları inancı pekiştirirken, devrimin önündeki zorlukları da objektif olarak belirtmelidir.
Sanat ve kültürde, yaratıcı çalışmamızın kaynağı halktır, halkın devrimci mücadelesidir. Devrimci sanat kaynağını halktan alır, ürünlerini halka götürür. Karşılıklı etkileme ve etkilenme süreci içerisinde halk sanatın... sanat da halkın gelişmesine yardımcı olur. önemli noktalardan biri de şudur:
Devrimci sanat, halkın ve özellikle gençliğin bilincini yozlaştıran, halka zararlı düşüncelere karşı verilen mücadelede etkin ve güçlü bir temizleme silahıdır. Kendinden olan şeyleri küçümseyen, kendinden olan hey şeye güvensizlik duyan, yabancı şeyler karşısında kölece eğilen, yabancı olan şeylere hayranlık duyan bir anlayışın yıkılmasında, bu anlayışın maddi temellerinin kavranmasında, kendine ve kendinden olanlara güven duygusunun geliştirilmesinde devrimci sanata büyük görevler düşmektedir. Yabancı sigara, yabancı damgalı giysiye, yabancı müziğe... sanata... edebiyata, körükörüne bağlanan, kendi sigarasını, giysisini, kendi sanat ve fikir adamlarını hor gören bir anlayış, emperyalizmin bilincimize yerleştirdiği organik ajanlardır.
Bu anlayış, kaynağı aynı olmakla birlikte, farklı biçimlerde siyaset ve devrimci mücadele alanında da belirgin biçimde kendini göstermektedir. Biçimsel olarak taklit etmek, benzemeye çalışmak. Hatta devrim yapmış ülkelerin halk deyimlerini kullanmak, onlardan örnekler vermek... Her ülkenin tarihi ve toplumsal koşulları kendi devrimini ve devrimcisini biçimler. Bu nedenle, şu ya da bu ülkenin devrimcilerine biçimsel olarak özenmek, taklit etmek, ezbercilik, kopyacılık gibi şeyler yanlıştır. Bir ağacın gölgesinde ağaç yetişmez. Yetişse bile o ağacın gölgesinde kalır, kendini bulamaz. Kendini küçük gören, kendi özgücüne, kendi işçisine, köylüsüne, kendi siyasetine ve siyasal önderliğine, kendi sanatçısına, kendi kültürüne dayanmayan, umudunu dıştan gelecek yardımlara bağlayan bir halk, kesinlikle ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal boyunduruktan kurtulamaz. Sözün kısası devrim yapamaz... yapsa bile devrimini yaşatamaz.
Köylümüz darda kaldığında elini havaya açar, havaya bakar, havaya konuşur. Ama ürünü topraktan, toprağı işleyerek, toprağın kahrını çekerek alır. Bitkilerin, ağaçların kökü topraktadır, havada değil. Din kitaplarında, kökü havada olan ağaç resimleri vardır. Oysa asıl dayanağımız kendi toprağımızdadır. Hava havadır. Umut dışta değil, içtedir. Umut kendi toprağımızda ve kendi halkımızdadır.
Her türlü olumsuz eğilimlere karşı yürütülecek ideolojik mücadelenin bir unsuru olarak devrimci sanat, doğru bir ideolojik ve teorik temellere dayanmalıdır. Sanatçı, sanatsal kaygı ve titizliğinin yanı sıra, bir devrimci olduğunu akıldan çıkartmamalıdır.
Soru: Sanatçının devrimci görevleri temel alması gerektiğini söylediniz. Bir devrimcinin görevleri nelerdir?
Cevap: Bir devrimcinin temel görevi, bilimsel sosyalizmin bilimini özümlemek ve öğretilerinin propagandasını yapmak ve bilimsel sosyalizmin ilkelerine uygun bir pratik içinde yaşamaktır. Yani, içinde bulunduğumuz toplumsal ve ekonomik yapıyı doğru kavramayı başarmak, buna bağlı olarak sınıflar arasındaki ilişkileri doğru biçimiyle değerlendirmek, sınıf mücadelesini günlük yaşayış içinde sürdürmek, sömüren sınıfları ve temsilcilerini, onların iç dış, maddi manevi toplumsal dayanaklarını, sömürülen kitlelere devrim hedefleri olarak göstermek, işçi sınıfının tarihi rolünü, yani devrimin önder ve itici gücü olduğunu anlatmak, kitlelerde devrim isteği ve heyecanını kabartacak propaganda ve ajitasyon çalışmaları yapmak, emekçi kitlelerin ekonomik, demokratik, siyasi hareketlerine katılmak, hem kendisini, hem de kitleleri örgütlemektir. Ayrıca emekçi kitlelerin dikkatini sınıf hedeflerinden şaşırtmak için girişilen gizli kapaklı oyunları bozmak, onlara günlük isteklerini en doğru bir biçimde ifade edebilmeleri için yardımcı olmak, bütün çalışanların, ulusal ve uluslararası planda çıkarlarının birliğini, devrimin dostlarını ve düşmanlarını kavratmak, bir devrimcinin genel görevleri arasında sayabileceğimiz çalışmalardır.
İşte, proleter devrimci sanatçı da çalışmalarını, devrimci mücadelenin organik bir unsuru olan sanatının araçlarıyla gerçekleştirecektir. Sanatın yaptığını herhangi bir bilim dalı gerçekleştirseydi, sanata gerek kalmazdı. Demek istediğim şudur: Sadece doğru fikirlerin kabaca aktarılması değil, yeni toplumsal süreç içerisinde insanın çalkantılarını, umutlarını, acılarını, coşkularını, sanatının hamuruyla yoğurarak anlakabilmek; yani sanatçı sezgi ve duyarlığını, yeteneğini katabilmek.
Soru: Size proleter devrimci bir sanatçı denebilir mi?
Cevap: Bir sanatçının kendisine "ben proleter devrimci bir sanatçıyım" demesi, ya da yakınlarının ona "proleter devrimci sanatçı" adını yakıştırması, onun proleter devrimci bir sanatçı olduğunu göstermez. Sanatçının niteliğini pratiği belirler. Amacım proleter devrimin bir savaşçısı olmaktır. Proleter devrimci saflardayım. Pratiğim adımı ve yerimi belirleyecektir.


(Yılmaz Güney, "Kayseri Konuşmaları",
Siyasal Yazılar I, sayfa 15-20, Mayıs Yayınları)

akoo
13.09.2007, 22:36
Yılmaz güney hepimizin gıpta ile baktıgı bi insandı onu iyi anlamak ve onun izinden ayrılmadan bu yolda devam etmek gerekir LÜTFEN arkadaşlar kişilik sahibi , bir ideoloji sahibi insanlar olalım kendi düşüncemizi sonuna kadar savunalım

rozerin62
13.09.2007, 23:16
ÇOCUKLUĞU
Çocukluk günlerim anamın acıklı türkülü hikayeleriyle doludur.Yenicede o uzun kış geceleri,masal anlatsın diye zengin evlerine çağırırlardı anamı.Anam beni ve benden iki yaş küçük bacımıda götürürdü.Kadınlar,çocuklar bir odaya doluşur anamı dinlerdik.Herkesi ağlatırdı anam.Bizde ağlardık.Masal kahramanlarının ağzından türküler söylerdi anam dokunaklı ve etkili...Çocukluk arkadaşım vardı,adı İsmail.Sekiz yaşlarındaydık.Yüreğir ovasında,Yenicenin iki küçük atıydık .Varlıklı çocukların atı olurduk ikimiz.İpleri renkli kağıtlarla süslenmiş gemlerimiz vardı.Akşamları okuldan çıkınca,at olur uçardık ben ve İsmail.ÇOcuklar yorulup evlerine gidince ikimiz kalırdık.Ben onun atı,o benim atım olurdu,sırayla.Birgün sonuncu geldiğim için,atı olduğum çocuk beni dövdü.Çok dokunmuştu bu İsmaile.Ben ağlıyordum sümüğümü çekerek.Çocuklar bırakıp gitmişti bizleri.Duvarın dibinde,akşamın serinliğinde yalnızdık.İsmail gözlerini uzaklara dikmiş,suskun bekliyordu.Bir daha kimsenin atı olmayalım,dedi bana.Birbirimize söz verdik.Ama sözümüzde duramadık.Bizi dövdü çocuklar...Korkumuzdan yine at olduk.Şimdi çocuğuz büyüyünce kimsenin atı olmayacağız dedi İsmail.Bir yıl sonra İsmail öldü.Karnı su topladı,öküz arabasıyla acele Adanaya götürdüler.Öküz arabasıyla getirdiler ölüsünü.Onu köyümüzün küçük mezarlığına gömdüler.Eski bir tahta diktiler mezarının başucuna.Anası çok ağladı İsmailin.Bende çok ağladım.Ve ona söz verdim.Büyüyünce kimsenin atı olmayacaktım.İşte benim asıl savaşım İsmailin ölümüyle başlar.Yoksul çocuklar kimsenin atı olmasın diye sürer gider.Ve İsmail dünyanın ezilmiş,yoksul çocukları adına yaşar büyür içimde...YILMAZ GÜNEY


Yılmaz Güneyin hayatında beni en çok etkileyen çocukluğunu paylaşmak istedim sizlerle halada aklıma bunlar gelince içim dolar.

Elenorin
14.09.2007, 13:18
"Dost ve düşman herkes bilsin ki kazanacağız, mutlaka kazanacağız." Yılmaz Güney

Onun ağzından bu sözleri duyup da davadan vazgeçmek mümkün değil. Evet onun da inandığı gibi bir gün mutlaka ki "KAZANACAĞIZ!"

http://img518.imageshack.us/img518/3830/12081gv1.jpg (http://imageshack.us)