Orijinalini görmek için tıklayınız : Bİr Kara Mİlat:12 Eylül 1980


sendiren
09.09.2007, 16:47
DARBELER,12 EYLÜL,YARATTIĞI TAHRİBAT VE MÜCADELE


Bu ülkede ordunun tüm dönemler boyunca özel bir rolü olmuştur.Her karışıklık ve kaosta ilk çağrılanlar ve davet edilenler olmuştur ordu.Ordunun Türk ve diğer Anadolu halkları nezdinde ve geleneğinde devletin algılanışından tutalım da siyasal hayatın içindeki rolü her zaman ağırlıklı bir yer tutmuştur.Tüm tarih boyunca bunun böyle olduğunu görebiliriz.Osmanlının son dönemleri özellikle bunun tarihsel örnekleriyle doludur.Meşrutiyetler sonrası ve ardından İttihat ve Terakkinin darbeleri ve girişimleri yakın tarihe de damgasını vuracak çeşitli gelişmelerinde önünü açmıştır.
Bu toplum geleneklerinde aşağıdan yukarıya bir şeylerin elde edilmesi yani demokratik toplumsal mücadele yoktur.Bugüne kadar süregelen iktidar değişimlerinin özü genellikle yukardan aşağıya inşa yoluyla olmuştur.Her köklü değişim yukardan aşağıya gerçekleşmiştir.Ve bu değişimlerin ya da dönüşüm hareketlerinin ezici çoğunluğu da aşağıdakilere rağmen yapıla gelmiştir ve zor bu noktada temel kullanım aracı olmuştur ne yazık ki.Devlet örgütlenmesinin temeli olan ordu bu gelişmelerde temel öneme sahip olmuştur hep.
Daha önceki birkaç makalemizde belirttiğimiz üzere devlet egemen sınıfların çıkarlarının koruyucusu ve kollayıcısıdır.Egemen sınıf hangisi ise onun çıkarlarının bekçisidir.Ordu ve diğer devlet kurumları bu anlamda mevcut iktidarlardan ya da egemen olan sınıf ya da onun çıkarlarından bağımsız düşünülemez.Şimdi darbeleri de bu çerçevede düşünmek gereklidir.Darbeleri örgütleyen ve yapan güç ordunun kendisi olsa da,ordu kendi başına buna karar veremez ve vermemiştir.Darbeleri esasta örgütleyen ve isteyen güç ve zeminlerdir.Güç iktidardaki egemen sınıftır,zemin ise egemen sınıfın ihtiyaçları ve sınıf mücadelesinin seyridir.Darbeler esasta ve öz olarak egemen sınıfların(gerçek iktidar) temsilcisi olan parlamento ve hükümetlere karşı yapılamaz zaten.Bunun da altını çizmekte yarar vardır.Hele de özellikle emperyalist kapitalizm döneminde.Zira genel bir kanı ve oluşturulmaya çalışılan bir yanlış var ki,o da hükümetlere karşı darbe yapıldığıdır.Hükümetler egemen sınıfların günlük politikalarını yürütmek,gerekli siyasal ortamı sağlamak ve de Türkiye gibi ülkelerde göstermelik bir demokrasi ortamı-havası yaratmak için basit birer piyonlardır.Şöyle bir göz atın gerilere bugüne kadar hangi hükümet programlarına uygun hareket edip ezilenler için vaatlerini yerine getirmiştir?Hiç biri.Bu anlamıyla darbelerin hükümetlere karşı geliştirildiği koca bir yalandır.
Cumhuriyet kurulalı beri moderne anlamda üç darbe vardır ülkede.27 Mayıs,12 Mart ve 12 Eylül.27 Mayıs darbesinin kısmen farklı bir kategoride ele alınması gereklidir.Aşağıdan gelen subay ve askerlerin örgütlediği ve de arkasından yukarıdakilerin müdahalesiyle istenilen potaya aktarıldığı söylenebilir.Başlangıçta ne ordu üst kademesi ve ne de Amerikan emperyalizminin yeri yoktur darbede.Ama başladığı andan itibaren gerek amerikan emperyalizmi ve de gerekse de üst kademe aracılığıyla burjuvazi darbeye el koymuşlar ve kendi rotalarında ilerlemesinin önünü açmışlardır.Ama beri yandan bu darbe ile birlikte cumhuriyet tarihinde darbeler zinciri başlamıştır.Darbe sopası egemenlerce sürekli bir biçimde ezilenlerin başında sallanmaya başlamıştır.
12 mart , 27 mayısın aksine ikili bir özelliğe sahiptir.Başlangıcı ve içeriği ile ürettiği ve içinde yer alan kadrolarında değişiklik olmuştur.Yine bağımsız bir örgütlenme olmamakla birlikte tam bir organizasyonla yapıldığı ya da muhtıra ile birlikte sürecin tam yerli yerine oturduğu söylenemez.Ama herkesin bildiği gibi yükselen gençlik ve işçi hareketinin muhtıra ve gelişmelere yön verdiği kesinlikle söylenebilir.Zira darbe ile birlikte gençlik önderlerinin katledilmesi ve sınıf hareketinin boğulmaya çalışılması çabasının hemencecik uygulamaya konulması aşikârdır.
Ama gerek 27 Mayıs ve gerekse de 12 Martta kurumsallaşmış bir faşist örgütlenme yoktur.Asıl faşizmin kurumsallaştırılması süreci daha sonraki darbeye,asıl öldürücü darbeye havale ve ihale edilmiştir.Yani 12 Eylüle.O güne kadar kimi devlet örgütlenmelerinin faşist kurumsallaşmanın önünü açtığı söylenebilirse de,gerek kontrgerilla,gerek ordu,gerek polis gerekse de Milli güvenlik Kurulu vs vs gibi devamlılığı olan ve de özel örgütlenmelerin içeriği tamamen faşist bir karakterde değildir.Bu arada iki farkı oturtmak gereklidir.Faşizan uygulama ile faşist kurumsallaşma.Faşizan uygulamalarda bir süreğenlik ve devamlılık yoktur.günün çıkarları öne çıkmaktadır.Yani havuç ile sopa nın zaman zaman güne göre devreye sokulması gibi.Yani kalıcı bir örgütlenme ve perspektif yoktur.Ama faşist bir kurumsallaşma da ya da faşist bir devlette tam bir kurumsallaşma vardır.Uygulama,anlayış ve kurumlar süreğendir.Politik-pratik uygulamalarda tam bir faşist hükümranlık vardır.
Bu anlamda 12 Eylül egemen sınıf işbirlikçi tekelci kapitalistler ve onların ağababası olan Amerikan emperyalizmi tarafından yükselen devrimci dalgayı-sınıf hareketini boğmak-yok etmek ve de meşhur 24 Ocak kararlarını süt liman bir ortamda uygulamaya geçirmek için planlandı ve örgütlenip yaşama geçirildi.Tamamen yukardan aşağıya tam bir ordu disipliniyle hayata geçirilen bu darbenin faşist kurumsallaşmayı kesinlikle tamamladığını ve hedeflediklerini başardığını söylemek gereklidir. 12 Eylül sınıf mücadelesinin her açıdan zirvesidir.Gerek egemenler ve gerekse de ezilenler açısından.Neler yapıldığını kısaca belirtmek gerekirse,sınıf hareketi tamamen boğulmuş,yüz binlerce insan işkence tezgâhlarından geçirilmiş,binlercesi yok edilmiş,yoksullar daha da yoksullaştırılmış,zengin daha da zenginleştirilmiş,günlük yaşama tam bir hâkimiyet sağlamıştır burjuvazi ve onun paralı uşakları.Bu fiili ezip geçmeye aynı zamanda beyinleri de ezip yıkma,dumura uğratma sürecide eşlik etmiştir.Zaten asıl tahribatta burada yaratılmıştır.İnsanlar,ezilenler ve sınıf korku imparatorluğunun da etkisiyle apolitik,sürü psikolojisiyle yönlendirilen,kimliksiz-kişiliksiz,insana uzak her türden tarzın hâkimiyetinin kollarına itilmiştir.Tüm imkânlar bunun için seferber edilmiştir.TV,radyolar,gazeteler vs bunun en önemli kaldıraçları olmuştur.Yabancılaşmanın sonuçları açık bir biçimde görülmeye başlamıştır.Gerek ulusal gerek uluslar arası gelişmelerinde etkisiyle bu süreç derinleştirilmiştir.(Aslında bu yaşananların sonuçlarının ne olduğu konusunda en açıklayıcı bilgiler YABANCILAŞMA VE SONUÇLARI adlı makalemizde mevcut.Bu sürecin neyi ifade ettiği,nasıl geliştiği,bu çürüme-yozlaşma-apolitizasyon-tükenişin nasıl oluştuğu ve nereye doğru gittiği noktasında bu makalenin yeniden okunmasında yarar var diye düşünüyorum.)Giderek tükenen değerler,insani yaşama kurallarından uzaklaşmış,kişiliksiz-kimliksiz bir toplum ve sosyolojik ve sos yo psikolojik anlamda tamamen kendine yabancılaşmış ve de insani olan her şeye uzak olan bu toplum elbette ki 12 Eylülün ürünlerinden biridir.12 Eylül genel olarak ortalığı toz duman etmesinin ötesinde bu tahribatın sonuçlarının kalıcı,kronik sorunlara ve de ciddi özgürleşme mücadelesi olmadan tükenişe doğru gidişinin önünü açmış ve bir bütün olarak yıkım yaşatmıştır.Ve ciddi bir sınıf mücadelesi ve özgürleşme atılımı olmadan bu tahribatın giderilmesi olanaksızdır.
12 Eylül her alanda ciddi sonuçlar üreten bir dönüm noktasıdır.Ekonomik-politik-sosyolojik-psikolojik-felsefi vs her açıdan tarihsel devrim mücadelesine vurulmuş en büyük darbelerden biridir.12 Eylül bir insanlık suçu dizgesidir.12 Eylül ile hesaplaşılmadan ya da darbeler ve egemenler ile hesaplaşılmadan bu insanlık ayıbı sürecinin tahribatları giderilemez.Bu noktada Güney Amerika örneği somut mücadelenin adresidir aslında.12 Eylül ve egemenler ve onların uşakları sanık sandalyesine oturtulmadan ve de devrimci mücadele verilmeden insan olunamaz.

Eylül 2006
MahmutHalilCan(Sendiren)

www.ateshirsizi.org

http://www.ateshirsizi.org/forum/index.php







BİR KARA MİLAT:12 EYLÜL 1980


Tarih 12 Eylül 2007.Ülkede bir çok bakımdan milat olarak kabul edilen,algılanan 12 Eylül askeri faşist darbesinin üzerinden tamı tamına 27 yıl geçmiş.Dile kolay tam 27 yıl.O gün doğanlar,yaşama gözünü açanlar şimdi orta yaşlara vardı,varacak.O karanlık miladın karanlık bulutları hala ülkemizin üzerinde dolanıp durmaktadır.27 yıl geçmesine rağmen,ülkede hala 12 Eylül her yerde varlığını sürdürmek bir yana,daha bir sağlamlaştırmıştır yerini.
O karanlık milatla hesaplaşılmadan,ülkede değişim-dönüşüm-ilerleme kesinlikle olanaklı değildir.Dünya üzerinde bir çok ülke bu karanlıklara maruz kalsa da,yıllar sonra bu karanlıkla hesaplaşarak,kendi yolunu ileriye doğru çizdiler.Portekiz,İspanya,Yunanistan,Şili,Arjantin vs sayamadığımız bir çoğu.Bir çoğu bu hesaplaşmayı başardığı için demokratik anayasal burjuva parlamentarizme vardılar.Bir çoğu hala tam da hesaplaşabilmiş değildir.”Muz cumhuriyetleri” diye anılan biz gibi ülkeler ise,hala hesaplaşmanın başlangıcına dahi adım atmış değiliz.Her karanlığın bir aydınlık yarını vardır.Tünelin ucundaki gerçek ışığa ulaşmak,ancak karanlığın sorgulanmasıyla başarılabilir.Sorgulama,sonuçlarını mutlaka üretecektir.
12 Eylül üstüne yazılıp çizilenler,bu ülkede rutinin önüne çıkmadı şu ana kadar.Kabaca rakamlar,uygulamalar ve sonuçları üzerinde yoğunlaşan kaba yorumlar,ayrıca gerek ulusal ve gerekse de uluslar arası anlamda öncesi-sırası-sonrası ile ele almayan yüzeysel vurguları öne çıkaran değerlendirmeler yapıldı.12 eylül ile hesaplaşmak sadece ,12 Eylülü yapanlar ile hesaplaşmak değildir,ki bu anlamda bile hesaplaşılmamıştır,bir bütün olarak 12 eylüller ve onları yaratan koşullar,sonuçları ve düzenle hesaplaşmaktır.12 eylülcülerin yargılanması ve onların kamu vicdanının ötesinde mahkumiyeti olsa olsa bu anlamda çok basit bir başlangıçtır sadece.
(Başından belirtelim ki, bu makalenin ana amacı 12 eylülü bütün yönleriyle detaylandırmak ve her bir gerçeğin altının kalın çizgilerle çizilmesi değildir.Her ne kadar yüzeysel olsa da ,kimi belirgin başlıkları öne çıkarmak ve aslında başlı başına kitaplara konu olabilecek bağlantıların ve de sistemin ana noktalarının vurgulanmasıdır.Kimi gerçeklerin ve üstünde durulmadan geçilen kaba demagojik söylemin ötesine vurgulama yapmaktır.Bir anlamda da zihinsel jimnastikle,sürecin kavranması ve ulusal-uluslar arası stratejik ve taktik bütünlüğün parçalarına değinmek-bu anlamdaki paylaşımların önünü açmaya çalışmaktır.Beri yandan,şu vurgunun altını çizmektir:12 Eylül bir çok bakımdan milattır,dönüm noktasıdır,köklü dönüşüm ve değişimin adıdır…)
12 Eylüle gelinen sürece kısaca bakarsak,belki neden yapıldığının da altını çizmek için fırsat bulmuş oluruz.Ciddi bir devrimci-örgütlü muhalefet varlığı.düzen dışı hareketin yığınsal etkinlik ve gücü(Her ne kadar sonrası süreçte bu durum ciddi abartıların varlığına işaret etse de)Ekonomik-siyasal-sosyal anlamda nesnel devrimci durumun tüm unsurlarının egemenliği,Yönetenlerin eskisi gibi yönetememeleri.Ulusal ve uluslar arası anlamda ekonomik olarak dibe vurmuşluk-kriz.Uluslararası emperyalist politika ve uygulamaların eskisi gibi sürdürülebilir olmayışı.Ülkede buna eşlik eden ekonomik kriz vs.Tüm bunlar bir araya geldiğinde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı gerçeğinden hareketle,emperyalist-kapitalist metropoller ve onların kurum ve organizasyonları aracılığıyla darbe devreye sokuldu.Öncesinde hazırlanan,birebir devreye sokulan senaryolarla,provokasyon ortamıyla darbe meşru kılınmaya çalışıldı.12 Eylül 1980 gecesi start verildi.




Bu karanlık milatın amaç ve hedefleri:

Birincisi;sisteme egemen güçlerin yönetememe krizini çözmekti amaçları.12 Eylülle birlikte bu sorun adım adım çözüldü.Ama,şu gerçeğin altını çizmekte yarar var ki ,bu darbe ya da bundan sonra olacaklar mevcut kapitalizmin yapısal krizini çözemez.
İkincisi,ithal ikameci sanayileşme modelinden ihracata dönük sanayileşme modeline geçiş için alınan 24 Ocak kararlarının(IMF ve ABD emperyalizminin dayatmasıyla) uygulanması için süt liman bir ortam yaratmak.bu köklü ekonomik dönüşümün en uygun ortamdı darbe.Zira bu yıkım süreci ve tahribatının şimdiki sonuçlarına bakarak,12 Eylülün sisteme ne kadar yararlı ,verimli ,uygun bir ortam sunduğunu görmek olanaklıdır.
Üçüncüsü,1971 ile askeri faşizmin kurumsallaşması sürecinin 1980 darbesi ile tamamlanmış olması.Faşizmin tahkimi ve sağlamlaştırılması ve de devlet olarak örgütlenmesinin tamamlanmış-bitirilmiş olması.MGK,derin devlet ve kontrgerillanın rolü,askeri ve polisin devlet-kamu nezdindeki rolü ve durumu vs…
Dördüncüsü,düzen dışı-düzen içi tüm toplumsal muhalefetin bastırılması,ezilmesi.doğal olarak,uygulana gelecek ekonomik-sosyal-kültürel-siyasal politikalara muhalefet edecek kimsenin bırakılmaması,sindirilmesi.
Beşincisi,tamamen içi boşaltılmış,insani-sosyal-kültürel değerlerinden uzaklaştırılmış,yabancılaştırılmış-yozlaştırılmış-beyinleri dumura uğratılmış;geçmiş ve gelecekle bağları koparılmış bir güruh yaratmak.
Altıncısı,toplumsal ve devrimci-demokratik ve ekonomik mücadelelerle kazanılmış bir çok hakkın gaspı,tırpanlanması.Düşen kar oranlarının yükseltilmesi,mücadele odaklarının ortadan kaldırılması,tüm direnç merkezlerinin yok edilmesi.Tüm muhalefet odaklarının yasaklanması.
Yedincisi,ABD’nin yeşil kuşak projesi ve sonrasında BOP’un orta ve uzun vadede yaslanacağı ayakları yaratmak,gereken alt yapının döşemelerini sağlamak..

sendiren
09.09.2007, 16:47
12 Eylül Neler Yaptı?

1.12 Eylülcülerin ekonomik anlamda ilk adımları 24 Ocak kararlarının uygulanması oldu.İthal ikameci modelden ihracata dönük sanayileşme modeline geçişte 12 Eylül milat olmuştur.Ve bu süreç taşeronlaştırma,özelleştirmeler,işçi kıyımları,sendikasızlaştırma,yoksullaşma,açlık-sefaleti vs getirdi.bugün emeğin en ucuz elde edildiği,”sosyal devlet” ya da “ kolektif kapitalist olan devletin” tamamen iğdiş edilip tamamen “ özel “ devlete geçildiği;sendikal ve demokratik örgütlülüğün dibe vurduğu,asgari ücret ve altında çalışanların toplam çalışan nüfusun en az %60 ‘ına denk geldiği,iş güvencesi ve “sosyal” güvenliğin tamamen ortadan kaldırıldığı ve tüm bu uygulamaların ”resmi” olmasa da meşru kılındığı bir ortam yaratıldı.Bu kapitalist sisteme “vahşi” ön eki bile az gelmektedir bizce…
2.Tüm bunları yaşama geçirmek için,tüm muhalif hareketin yok edilmesi,sindirilmesi,bitirilmesi gerekiyordu.O da yapıldı.Milyonlarca insan göz altına alındı,işkence gördü,fişlendi.Onbinlercesi cezaevlerine dolduruldu.Yüzlercesi işkencehanelerde,cezaevlerinde,sokaklarda vahşice katledildi.Onlarcası sahte mahkemelerin sahte yargılamalarıyla idam edildi.Milyonlarca insan her açıdan sakat bırakıldı.Tüm toplumsal muhalefet organları,dernekler,sendikalar,partiler kapatıldı,yasaklandı.Yüzlerce dergi,gazete kapatıldı,susturuldu,Onbinlerce insan işlerinden edildi,açlığa terk edildi.Kürtler üzerinde uygulanan sömürgeci faşist baskı daha sistematik-katmerli hala getirilip sürdürüldü.Asimilasyoncu ve ırkçı faşizan sömürgeci zulüm eşi benzeri görülmemiş uygulamaların altına imzasını attı.(dışkı yedirme vs.)
3.Faşist cunta,tüm bu uygulamalarını yasal ve anayasal zeminde resmileştirmeyi ihmal de etmedi.1982 faşist anayasasını metazori olarak,tamamen baskı,tehdit ve şantajla emekçilere onaylatmaya çalıştı ve onaylattı.Tüm demokratik-ekonomik kazanımlar,fiili mücadelenin tüm günlük-siyasal-demokratik-ekonomik mevziler anayasa ve yasalarla tırpanlandı.Ve tüm kurum ve kuruluşlarıyla faşist rejim tamamen kurumsallaştırıldı.Faşist rejim tahkim edildi.Tam bir asker-polis devleti yaratıldı.
4.Amerikancı yeşil kuşak projesinin(daha önceden planlanıp uygulamaya geçilen) ürün olarak,Türkçülük-Turancılık politikasının yerini,Türk-İslam sentezi devlet politikası ve felsefesi aldı.Zaten laik olmayan TC ,tamamen yeşil kuşatmanın egemenliğine bırakıldı.Günlük yaşamdan eğitime,sermayenin “yeşillendirilmesinden”,beyinlerin “afyonla” uyutulmasına kadar kaderci,geleceksiz,ufuksuz,günübirlik yaşayan,faşist-gerici beyinler yaratıldı.
5.Emek-insan-sol adına ne varsa yok edilerek,kapitalist vahşetin en boyutlusu yaşatılarak;emek yoğun-kadın ve çocuk emeğinin en uç düzeyde sömürülmesine kapılar ardına kadar açıldı.
6.İnsani tüm değerlerin ortadan kaldırıldığı,tipik 3 F (Futbol,Fuhuş,Fiesta kuralı-İspanyol faşist diktatörü Franco’nun iktidarının uzunluğunun nedeni olarak saydığı bütünlük)kuralının yaşamda tek hakim duruma getirildiği,dejenere-yoz-gerici bir yaşam tarzı temel alındı.Eğitim-günlük yaşam ve de kitle iletişim araçları bu kurala göre dizayn edildi.Her türlü ahlaksızlık,namussuzluk,hırsızlık,yolsuzluk,olumsu zluğun meşru sayıldığı ve övüldüğü ve de hatta resmileştirildiği bir toplumsal ortam yaratıldı.Değer erozyonu,kimliksizlik,geçmiş-gelecek bağlantılı kuşaklar arası olumlu aktarımlar için bağlar kesildi,yok edildi.
7.Faşist terör politikası ile birlikte emperyalist kapitalizm ve onun ekonomik-siyasal organlarına kölece bağımlılık,yaşamın tüm alanlarına sinmiş sömürgeci,kan emici ilişkilerin meşru-yasal ve fiili saldırılarının olağan karşılanması sonucunu doğurdu.

Sonuç :

12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi hala sonuçlarıyla birlikte orta yerde durmakta olup,hala canlı bir cenazedir.Bu cenazeyi kaldırmak lazımdır.Bu cenaze ancak ve ancak nihai olarak,devrimle kaldırılabilinir.
12 Eylül generalleri bırakın yargılanmayı,hala “bir bilen” olarak anılmaktadırlar,hala onlara “dokunulamamaktadır”.12 Eylülün öz evlatları sermaye-partiler-siyasal ve ekonomik egemenler hala generalleri “şükranla,saygıyla” anmaktadırlar.Onlara “ minnetlerini” sunmaktadırlar.ABD’nin “bizim çocukları” darbeyi yaptıklarından bu yana halen,her alanda egemenliklerini sürdürdüğü için,ABD emperyalizmi ve onun yerli uşakları ne kadar övünse azdır.
Halklar ve emekçi sınıflar üzerine serilen ölü toprağı ve giydirilen deli gömleğini ilk parçalayıp atan Kürt ulusal mücadelesi oldu.Ekonomik içerikli proleter hareket,öncü güçlerin yetersizliğinden dolayı mücadelesini ileriye taşıyamadı.Her adımdan daha da geriye savrularak ,daha ağır koşullara boyun eğmek zorunda kaldı.Doğru çıkışlar yapamayan devrimci-demokrat ve komünist devrimci hareket,her ne kadar kimi kalkışları olsa da 12 eylülü parçalayıp paçavraya çevirmeye gücü yetmedi,yetiremedi ve de gerçek bir hareket halini alamadı.
Hala 12 Eylül anayasası,yasaları ve onun faşist devleti egemendir.Hala Demoklesin kılıcı gibi emekçi sınıfların kafasında yeni 12 Eylül tehditleri sallanıp durmaktadır.Öcülerle tehdit edilip ;yığınlar -emekçi sınıflar göbekten düşmanları olan ordu-bürokrasi ve egemen sınıfların kucağına itilmeye çalışılıp ;aynı zamanda karşı devrimci darbelerle ürkütülmeye çalışılmaktadır.
Proleter devrimci hareket,hala kendi kanalını yaratmış durumda değildir.Öncü hareket ve gruplar,hala 12 Eylülü doğru değerlendirmiş olmayıp;eleştirel ve öz eleştirel bakışla hesaplaşma yapılmış değildir.
Belirtmeliyiz ki,12 Eylül hesaplaşmasının başlangıcı 12 Eylül generallerinin yargılatılmasından başlayıp,tüm sonuçlarını ortadan kaldıracak devrimle taçlandırılarak bitecektir.12 Eylüllerin ortadan kaldırılması,karanlıkların tümüyle tarihsel arenadan kopartılıp aydınlık geleceğin kurulmasından geçtiği açık ve alenidir.Her 12 Eylülde geriye bakıldığında,devrim-özgürlük ve sosyalizm mücadelesinin daha da güçlü-ileri ve somut düzeylere ulaşmış olduğu görülmeli ve gözlenmelidir.Bugüne kadar başarılamayan,yapılamayan bir şey için hem felsefi,hem kafa yapısı,hem de teorik-ideolojik-pratik olarak 12 Eylül 2007 tarihi de devrimci-demokrat ve komünist devrimci hareket için milat kabul edilmelidir.12 Eylül 1980 ve 12 Eylüller ile hesaplaşmak,devrimci mücadeleyi yükseltmekle olanaklıdır.HAYDİ MÜCADELEYE.

Eylül 2007
MahmutHalilCan(Sendiren)

www.ateshirsizi.org

http://www.ateshirsizi.org/forum/index.php