sendiren
09.09.2007, 16:47
DARBELER,12 EYLÜL,YARATTIĞI TAHRİBAT VE MÜCADELE
Bu ülkede ordunun tüm dönemler boyunca özel bir rolü olmuştur.Her karışıklık ve kaosta ilk çağrılanlar ve davet edilenler olmuştur ordu.Ordunun Türk ve diğer Anadolu halkları nezdinde ve geleneğinde devletin algılanışından tutalım da siyasal hayatın içindeki rolü her zaman ağırlıklı bir yer tutmuştur.Tüm tarih boyunca bunun böyle olduğunu görebiliriz.Osmanlının son dönemleri özellikle bunun tarihsel örnekleriyle doludur.Meşrutiyetler sonrası ve ardından İttihat ve Terakkinin darbeleri ve girişimleri yakın tarihe de damgasını vuracak çeşitli gelişmelerinde önünü açmıştır.
Bu toplum geleneklerinde aşağıdan yukarıya bir şeylerin elde edilmesi yani demokratik toplumsal mücadele yoktur.Bugüne kadar süregelen iktidar değişimlerinin özü genellikle yukardan aşağıya inşa yoluyla olmuştur.Her köklü değişim yukardan aşağıya gerçekleşmiştir.Ve bu değişimlerin ya da dönüşüm hareketlerinin ezici çoğunluğu da aşağıdakilere rağmen yapıla gelmiştir ve zor bu noktada temel kullanım aracı olmuştur ne yazık ki.Devlet örgütlenmesinin temeli olan ordu bu gelişmelerde temel öneme sahip olmuştur hep.
Daha önceki birkaç makalemizde belirttiğimiz üzere devlet egemen sınıfların çıkarlarının koruyucusu ve kollayıcısıdır.Egemen sınıf hangisi ise onun çıkarlarının bekçisidir.Ordu ve diğer devlet kurumları bu anlamda mevcut iktidarlardan ya da egemen olan sınıf ya da onun çıkarlarından bağımsız düşünülemez.Şimdi darbeleri de bu çerçevede düşünmek gereklidir.Darbeleri örgütleyen ve yapan güç ordunun kendisi olsa da,ordu kendi başına buna karar veremez ve vermemiştir.Darbeleri esasta örgütleyen ve isteyen güç ve zeminlerdir.Güç iktidardaki egemen sınıftır,zemin ise egemen sınıfın ihtiyaçları ve sınıf mücadelesinin seyridir.Darbeler esasta ve öz olarak egemen sınıfların(gerçek iktidar) temsilcisi olan parlamento ve hükümetlere karşı yapılamaz zaten.Bunun da altını çizmekte yarar vardır.Hele de özellikle emperyalist kapitalizm döneminde.Zira genel bir kanı ve oluşturulmaya çalışılan bir yanlış var ki,o da hükümetlere karşı darbe yapıldığıdır.Hükümetler egemen sınıfların günlük politikalarını yürütmek,gerekli siyasal ortamı sağlamak ve de Türkiye gibi ülkelerde göstermelik bir demokrasi ortamı-havası yaratmak için basit birer piyonlardır.Şöyle bir göz atın gerilere bugüne kadar hangi hükümet programlarına uygun hareket edip ezilenler için vaatlerini yerine getirmiştir?Hiç biri.Bu anlamıyla darbelerin hükümetlere karşı geliştirildiği koca bir yalandır.
Cumhuriyet kurulalı beri moderne anlamda üç darbe vardır ülkede.27 Mayıs,12 Mart ve 12 Eylül.27 Mayıs darbesinin kısmen farklı bir kategoride ele alınması gereklidir.Aşağıdan gelen subay ve askerlerin örgütlediği ve de arkasından yukarıdakilerin müdahalesiyle istenilen potaya aktarıldığı söylenebilir.Başlangıçta ne ordu üst kademesi ve ne de Amerikan emperyalizminin yeri yoktur darbede.Ama başladığı andan itibaren gerek amerikan emperyalizmi ve de gerekse de üst kademe aracılığıyla burjuvazi darbeye el koymuşlar ve kendi rotalarında ilerlemesinin önünü açmışlardır.Ama beri yandan bu darbe ile birlikte cumhuriyet tarihinde darbeler zinciri başlamıştır.Darbe sopası egemenlerce sürekli bir biçimde ezilenlerin başında sallanmaya başlamıştır.
12 mart , 27 mayısın aksine ikili bir özelliğe sahiptir.Başlangıcı ve içeriği ile ürettiği ve içinde yer alan kadrolarında değişiklik olmuştur.Yine bağımsız bir örgütlenme olmamakla birlikte tam bir organizasyonla yapıldığı ya da muhtıra ile birlikte sürecin tam yerli yerine oturduğu söylenemez.Ama herkesin bildiği gibi yükselen gençlik ve işçi hareketinin muhtıra ve gelişmelere yön verdiği kesinlikle söylenebilir.Zira darbe ile birlikte gençlik önderlerinin katledilmesi ve sınıf hareketinin boğulmaya çalışılması çabasının hemencecik uygulamaya konulması aşikârdır.
Ama gerek 27 Mayıs ve gerekse de 12 Martta kurumsallaşmış bir faşist örgütlenme yoktur.Asıl faşizmin kurumsallaştırılması süreci daha sonraki darbeye,asıl öldürücü darbeye havale ve ihale edilmiştir.Yani 12 Eylüle.O güne kadar kimi devlet örgütlenmelerinin faşist kurumsallaşmanın önünü açtığı söylenebilirse de,gerek kontrgerilla,gerek ordu,gerek polis gerekse de Milli güvenlik Kurulu vs vs gibi devamlılığı olan ve de özel örgütlenmelerin içeriği tamamen faşist bir karakterde değildir.Bu arada iki farkı oturtmak gereklidir.Faşizan uygulama ile faşist kurumsallaşma.Faşizan uygulamalarda bir süreğenlik ve devamlılık yoktur.günün çıkarları öne çıkmaktadır.Yani havuç ile sopa nın zaman zaman güne göre devreye sokulması gibi.Yani kalıcı bir örgütlenme ve perspektif yoktur.Ama faşist bir kurumsallaşma da ya da faşist bir devlette tam bir kurumsallaşma vardır.Uygulama,anlayış ve kurumlar süreğendir.Politik-pratik uygulamalarda tam bir faşist hükümranlık vardır.
Bu anlamda 12 Eylül egemen sınıf işbirlikçi tekelci kapitalistler ve onların ağababası olan Amerikan emperyalizmi tarafından yükselen devrimci dalgayı-sınıf hareketini boğmak-yok etmek ve de meşhur 24 Ocak kararlarını süt liman bir ortamda uygulamaya geçirmek için planlandı ve örgütlenip yaşama geçirildi.Tamamen yukardan aşağıya tam bir ordu disipliniyle hayata geçirilen bu darbenin faşist kurumsallaşmayı kesinlikle tamamladığını ve hedeflediklerini başardığını söylemek gereklidir. 12 Eylül sınıf mücadelesinin her açıdan zirvesidir.Gerek egemenler ve gerekse de ezilenler açısından.Neler yapıldığını kısaca belirtmek gerekirse,sınıf hareketi tamamen boğulmuş,yüz binlerce insan işkence tezgâhlarından geçirilmiş,binlercesi yok edilmiş,yoksullar daha da yoksullaştırılmış,zengin daha da zenginleştirilmiş,günlük yaşama tam bir hâkimiyet sağlamıştır burjuvazi ve onun paralı uşakları.Bu fiili ezip geçmeye aynı zamanda beyinleri de ezip yıkma,dumura uğratma sürecide eşlik etmiştir.Zaten asıl tahribatta burada yaratılmıştır.İnsanlar,ezilenler ve sınıf korku imparatorluğunun da etkisiyle apolitik,sürü psikolojisiyle yönlendirilen,kimliksiz-kişiliksiz,insana uzak her türden tarzın hâkimiyetinin kollarına itilmiştir.Tüm imkânlar bunun için seferber edilmiştir.TV,radyolar,gazeteler vs bunun en önemli kaldıraçları olmuştur.Yabancılaşmanın sonuçları açık bir biçimde görülmeye başlamıştır.Gerek ulusal gerek uluslar arası gelişmelerinde etkisiyle bu süreç derinleştirilmiştir.(Aslında bu yaşananların sonuçlarının ne olduğu konusunda en açıklayıcı bilgiler YABANCILAŞMA VE SONUÇLARI adlı makalemizde mevcut.Bu sürecin neyi ifade ettiği,nasıl geliştiği,bu çürüme-yozlaşma-apolitizasyon-tükenişin nasıl oluştuğu ve nereye doğru gittiği noktasında bu makalenin yeniden okunmasında yarar var diye düşünüyorum.)Giderek tükenen değerler,insani yaşama kurallarından uzaklaşmış,kişiliksiz-kimliksiz bir toplum ve sosyolojik ve sos yo psikolojik anlamda tamamen kendine yabancılaşmış ve de insani olan her şeye uzak olan bu toplum elbette ki 12 Eylülün ürünlerinden biridir.12 Eylül genel olarak ortalığı toz duman etmesinin ötesinde bu tahribatın sonuçlarının kalıcı,kronik sorunlara ve de ciddi özgürleşme mücadelesi olmadan tükenişe doğru gidişinin önünü açmış ve bir bütün olarak yıkım yaşatmıştır.Ve ciddi bir sınıf mücadelesi ve özgürleşme atılımı olmadan bu tahribatın giderilmesi olanaksızdır.
12 Eylül her alanda ciddi sonuçlar üreten bir dönüm noktasıdır.Ekonomik-politik-sosyolojik-psikolojik-felsefi vs her açıdan tarihsel devrim mücadelesine vurulmuş en büyük darbelerden biridir.12 Eylül bir insanlık suçu dizgesidir.12 Eylül ile hesaplaşılmadan ya da darbeler ve egemenler ile hesaplaşılmadan bu insanlık ayıbı sürecinin tahribatları giderilemez.Bu noktada Güney Amerika örneği somut mücadelenin adresidir aslında.12 Eylül ve egemenler ve onların uşakları sanık sandalyesine oturtulmadan ve de devrimci mücadele verilmeden insan olunamaz.
Eylül 2006
MahmutHalilCan(Sendiren)
www.ateshirsizi.org
http://www.ateshirsizi.org/forum/index.php
BİR KARA MİLAT:12 EYLÜL 1980
Tarih 12 Eylül 2007.Ülkede bir çok bakımdan milat olarak kabul edilen,algılanan 12 Eylül askeri faşist darbesinin üzerinden tamı tamına 27 yıl geçmiş.Dile kolay tam 27 yıl.O gün doğanlar,yaşama gözünü açanlar şimdi orta yaşlara vardı,varacak.O karanlık miladın karanlık bulutları hala ülkemizin üzerinde dolanıp durmaktadır.27 yıl geçmesine rağmen,ülkede hala 12 Eylül her yerde varlığını sürdürmek bir yana,daha bir sağlamlaştırmıştır yerini.
O karanlık milatla hesaplaşılmadan,ülkede değişim-dönüşüm-ilerleme kesinlikle olanaklı değildir.Dünya üzerinde bir çok ülke bu karanlıklara maruz kalsa da,yıllar sonra bu karanlıkla hesaplaşarak,kendi yolunu ileriye doğru çizdiler.Portekiz,İspanya,Yunanistan,Şili,Arjantin vs sayamadığımız bir çoğu.Bir çoğu bu hesaplaşmayı başardığı için demokratik anayasal burjuva parlamentarizme vardılar.Bir çoğu hala tam da hesaplaşabilmiş değildir.”Muz cumhuriyetleri” diye anılan biz gibi ülkeler ise,hala hesaplaşmanın başlangıcına dahi adım atmış değiliz.Her karanlığın bir aydınlık yarını vardır.Tünelin ucundaki gerçek ışığa ulaşmak,ancak karanlığın sorgulanmasıyla başarılabilir.Sorgulama,sonuçlarını mutlaka üretecektir.
12 Eylül üstüne yazılıp çizilenler,bu ülkede rutinin önüne çıkmadı şu ana kadar.Kabaca rakamlar,uygulamalar ve sonuçları üzerinde yoğunlaşan kaba yorumlar,ayrıca gerek ulusal ve gerekse de uluslar arası anlamda öncesi-sırası-sonrası ile ele almayan yüzeysel vurguları öne çıkaran değerlendirmeler yapıldı.12 eylül ile hesaplaşmak sadece ,12 Eylülü yapanlar ile hesaplaşmak değildir,ki bu anlamda bile hesaplaşılmamıştır,bir bütün olarak 12 eylüller ve onları yaratan koşullar,sonuçları ve düzenle hesaplaşmaktır.12 eylülcülerin yargılanması ve onların kamu vicdanının ötesinde mahkumiyeti olsa olsa bu anlamda çok basit bir başlangıçtır sadece.
(Başından belirtelim ki, bu makalenin ana amacı 12 eylülü bütün yönleriyle detaylandırmak ve her bir gerçeğin altının kalın çizgilerle çizilmesi değildir.Her ne kadar yüzeysel olsa da ,kimi belirgin başlıkları öne çıkarmak ve aslında başlı başına kitaplara konu olabilecek bağlantıların ve de sistemin ana noktalarının vurgulanmasıdır.Kimi gerçeklerin ve üstünde durulmadan geçilen kaba demagojik söylemin ötesine vurgulama yapmaktır.Bir anlamda da zihinsel jimnastikle,sürecin kavranması ve ulusal-uluslar arası stratejik ve taktik bütünlüğün parçalarına değinmek-bu anlamdaki paylaşımların önünü açmaya çalışmaktır.Beri yandan,şu vurgunun altını çizmektir:12 Eylül bir çok bakımdan milattır,dönüm noktasıdır,köklü dönüşüm ve değişimin adıdır…)
12 Eylüle gelinen sürece kısaca bakarsak,belki neden yapıldığının da altını çizmek için fırsat bulmuş oluruz.Ciddi bir devrimci-örgütlü muhalefet varlığı.düzen dışı hareketin yığınsal etkinlik ve gücü(Her ne kadar sonrası süreçte bu durum ciddi abartıların varlığına işaret etse de)Ekonomik-siyasal-sosyal anlamda nesnel devrimci durumun tüm unsurlarının egemenliği,Yönetenlerin eskisi gibi yönetememeleri.Ulusal ve uluslar arası anlamda ekonomik olarak dibe vurmuşluk-kriz.Uluslararası emperyalist politika ve uygulamaların eskisi gibi sürdürülebilir olmayışı.Ülkede buna eşlik eden ekonomik kriz vs.Tüm bunlar bir araya geldiğinde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı gerçeğinden hareketle,emperyalist-kapitalist metropoller ve onların kurum ve organizasyonları aracılığıyla darbe devreye sokuldu.Öncesinde hazırlanan,birebir devreye sokulan senaryolarla,provokasyon ortamıyla darbe meşru kılınmaya çalışıldı.12 Eylül 1980 gecesi start verildi.
Bu karanlık milatın amaç ve hedefleri:
Birincisi;sisteme egemen güçlerin yönetememe krizini çözmekti amaçları.12 Eylülle birlikte bu sorun adım adım çözüldü.Ama,şu gerçeğin altını çizmekte yarar var ki ,bu darbe ya da bundan sonra olacaklar mevcut kapitalizmin yapısal krizini çözemez.
İkincisi,ithal ikameci sanayileşme modelinden ihracata dönük sanayileşme modeline geçiş için alınan 24 Ocak kararlarının(IMF ve ABD emperyalizminin dayatmasıyla) uygulanması için süt liman bir ortam yaratmak.bu köklü ekonomik dönüşümün en uygun ortamdı darbe.Zira bu yıkım süreci ve tahribatının şimdiki sonuçlarına bakarak,12 Eylülün sisteme ne kadar yararlı ,verimli ,uygun bir ortam sunduğunu görmek olanaklıdır.
Üçüncüsü,1971 ile askeri faşizmin kurumsallaşması sürecinin 1980 darbesi ile tamamlanmış olması.Faşizmin tahkimi ve sağlamlaştırılması ve de devlet olarak örgütlenmesinin tamamlanmış-bitirilmiş olması.MGK,derin devlet ve kontrgerillanın rolü,askeri ve polisin devlet-kamu nezdindeki rolü ve durumu vs…
Dördüncüsü,düzen dışı-düzen içi tüm toplumsal muhalefetin bastırılması,ezilmesi.doğal olarak,uygulana gelecek ekonomik-sosyal-kültürel-siyasal politikalara muhalefet edecek kimsenin bırakılmaması,sindirilmesi.
Beşincisi,tamamen içi boşaltılmış,insani-sosyal-kültürel değerlerinden uzaklaştırılmış,yabancılaştırılmış-yozlaştırılmış-beyinleri dumura uğratılmış;geçmiş ve gelecekle bağları koparılmış bir güruh yaratmak.
Altıncısı,toplumsal ve devrimci-demokratik ve ekonomik mücadelelerle kazanılmış bir çok hakkın gaspı,tırpanlanması.Düşen kar oranlarının yükseltilmesi,mücadele odaklarının ortadan kaldırılması,tüm direnç merkezlerinin yok edilmesi.Tüm muhalefet odaklarının yasaklanması.
Yedincisi,ABD’nin yeşil kuşak projesi ve sonrasında BOP’un orta ve uzun vadede yaslanacağı ayakları yaratmak,gereken alt yapının döşemelerini sağlamak..
Bu ülkede ordunun tüm dönemler boyunca özel bir rolü olmuştur.Her karışıklık ve kaosta ilk çağrılanlar ve davet edilenler olmuştur ordu.Ordunun Türk ve diğer Anadolu halkları nezdinde ve geleneğinde devletin algılanışından tutalım da siyasal hayatın içindeki rolü her zaman ağırlıklı bir yer tutmuştur.Tüm tarih boyunca bunun böyle olduğunu görebiliriz.Osmanlının son dönemleri özellikle bunun tarihsel örnekleriyle doludur.Meşrutiyetler sonrası ve ardından İttihat ve Terakkinin darbeleri ve girişimleri yakın tarihe de damgasını vuracak çeşitli gelişmelerinde önünü açmıştır.
Bu toplum geleneklerinde aşağıdan yukarıya bir şeylerin elde edilmesi yani demokratik toplumsal mücadele yoktur.Bugüne kadar süregelen iktidar değişimlerinin özü genellikle yukardan aşağıya inşa yoluyla olmuştur.Her köklü değişim yukardan aşağıya gerçekleşmiştir.Ve bu değişimlerin ya da dönüşüm hareketlerinin ezici çoğunluğu da aşağıdakilere rağmen yapıla gelmiştir ve zor bu noktada temel kullanım aracı olmuştur ne yazık ki.Devlet örgütlenmesinin temeli olan ordu bu gelişmelerde temel öneme sahip olmuştur hep.
Daha önceki birkaç makalemizde belirttiğimiz üzere devlet egemen sınıfların çıkarlarının koruyucusu ve kollayıcısıdır.Egemen sınıf hangisi ise onun çıkarlarının bekçisidir.Ordu ve diğer devlet kurumları bu anlamda mevcut iktidarlardan ya da egemen olan sınıf ya da onun çıkarlarından bağımsız düşünülemez.Şimdi darbeleri de bu çerçevede düşünmek gereklidir.Darbeleri örgütleyen ve yapan güç ordunun kendisi olsa da,ordu kendi başına buna karar veremez ve vermemiştir.Darbeleri esasta örgütleyen ve isteyen güç ve zeminlerdir.Güç iktidardaki egemen sınıftır,zemin ise egemen sınıfın ihtiyaçları ve sınıf mücadelesinin seyridir.Darbeler esasta ve öz olarak egemen sınıfların(gerçek iktidar) temsilcisi olan parlamento ve hükümetlere karşı yapılamaz zaten.Bunun da altını çizmekte yarar vardır.Hele de özellikle emperyalist kapitalizm döneminde.Zira genel bir kanı ve oluşturulmaya çalışılan bir yanlış var ki,o da hükümetlere karşı darbe yapıldığıdır.Hükümetler egemen sınıfların günlük politikalarını yürütmek,gerekli siyasal ortamı sağlamak ve de Türkiye gibi ülkelerde göstermelik bir demokrasi ortamı-havası yaratmak için basit birer piyonlardır.Şöyle bir göz atın gerilere bugüne kadar hangi hükümet programlarına uygun hareket edip ezilenler için vaatlerini yerine getirmiştir?Hiç biri.Bu anlamıyla darbelerin hükümetlere karşı geliştirildiği koca bir yalandır.
Cumhuriyet kurulalı beri moderne anlamda üç darbe vardır ülkede.27 Mayıs,12 Mart ve 12 Eylül.27 Mayıs darbesinin kısmen farklı bir kategoride ele alınması gereklidir.Aşağıdan gelen subay ve askerlerin örgütlediği ve de arkasından yukarıdakilerin müdahalesiyle istenilen potaya aktarıldığı söylenebilir.Başlangıçta ne ordu üst kademesi ve ne de Amerikan emperyalizminin yeri yoktur darbede.Ama başladığı andan itibaren gerek amerikan emperyalizmi ve de gerekse de üst kademe aracılığıyla burjuvazi darbeye el koymuşlar ve kendi rotalarında ilerlemesinin önünü açmışlardır.Ama beri yandan bu darbe ile birlikte cumhuriyet tarihinde darbeler zinciri başlamıştır.Darbe sopası egemenlerce sürekli bir biçimde ezilenlerin başında sallanmaya başlamıştır.
12 mart , 27 mayısın aksine ikili bir özelliğe sahiptir.Başlangıcı ve içeriği ile ürettiği ve içinde yer alan kadrolarında değişiklik olmuştur.Yine bağımsız bir örgütlenme olmamakla birlikte tam bir organizasyonla yapıldığı ya da muhtıra ile birlikte sürecin tam yerli yerine oturduğu söylenemez.Ama herkesin bildiği gibi yükselen gençlik ve işçi hareketinin muhtıra ve gelişmelere yön verdiği kesinlikle söylenebilir.Zira darbe ile birlikte gençlik önderlerinin katledilmesi ve sınıf hareketinin boğulmaya çalışılması çabasının hemencecik uygulamaya konulması aşikârdır.
Ama gerek 27 Mayıs ve gerekse de 12 Martta kurumsallaşmış bir faşist örgütlenme yoktur.Asıl faşizmin kurumsallaştırılması süreci daha sonraki darbeye,asıl öldürücü darbeye havale ve ihale edilmiştir.Yani 12 Eylüle.O güne kadar kimi devlet örgütlenmelerinin faşist kurumsallaşmanın önünü açtığı söylenebilirse de,gerek kontrgerilla,gerek ordu,gerek polis gerekse de Milli güvenlik Kurulu vs vs gibi devamlılığı olan ve de özel örgütlenmelerin içeriği tamamen faşist bir karakterde değildir.Bu arada iki farkı oturtmak gereklidir.Faşizan uygulama ile faşist kurumsallaşma.Faşizan uygulamalarda bir süreğenlik ve devamlılık yoktur.günün çıkarları öne çıkmaktadır.Yani havuç ile sopa nın zaman zaman güne göre devreye sokulması gibi.Yani kalıcı bir örgütlenme ve perspektif yoktur.Ama faşist bir kurumsallaşma da ya da faşist bir devlette tam bir kurumsallaşma vardır.Uygulama,anlayış ve kurumlar süreğendir.Politik-pratik uygulamalarda tam bir faşist hükümranlık vardır.
Bu anlamda 12 Eylül egemen sınıf işbirlikçi tekelci kapitalistler ve onların ağababası olan Amerikan emperyalizmi tarafından yükselen devrimci dalgayı-sınıf hareketini boğmak-yok etmek ve de meşhur 24 Ocak kararlarını süt liman bir ortamda uygulamaya geçirmek için planlandı ve örgütlenip yaşama geçirildi.Tamamen yukardan aşağıya tam bir ordu disipliniyle hayata geçirilen bu darbenin faşist kurumsallaşmayı kesinlikle tamamladığını ve hedeflediklerini başardığını söylemek gereklidir. 12 Eylül sınıf mücadelesinin her açıdan zirvesidir.Gerek egemenler ve gerekse de ezilenler açısından.Neler yapıldığını kısaca belirtmek gerekirse,sınıf hareketi tamamen boğulmuş,yüz binlerce insan işkence tezgâhlarından geçirilmiş,binlercesi yok edilmiş,yoksullar daha da yoksullaştırılmış,zengin daha da zenginleştirilmiş,günlük yaşama tam bir hâkimiyet sağlamıştır burjuvazi ve onun paralı uşakları.Bu fiili ezip geçmeye aynı zamanda beyinleri de ezip yıkma,dumura uğratma sürecide eşlik etmiştir.Zaten asıl tahribatta burada yaratılmıştır.İnsanlar,ezilenler ve sınıf korku imparatorluğunun da etkisiyle apolitik,sürü psikolojisiyle yönlendirilen,kimliksiz-kişiliksiz,insana uzak her türden tarzın hâkimiyetinin kollarına itilmiştir.Tüm imkânlar bunun için seferber edilmiştir.TV,radyolar,gazeteler vs bunun en önemli kaldıraçları olmuştur.Yabancılaşmanın sonuçları açık bir biçimde görülmeye başlamıştır.Gerek ulusal gerek uluslar arası gelişmelerinde etkisiyle bu süreç derinleştirilmiştir.(Aslında bu yaşananların sonuçlarının ne olduğu konusunda en açıklayıcı bilgiler YABANCILAŞMA VE SONUÇLARI adlı makalemizde mevcut.Bu sürecin neyi ifade ettiği,nasıl geliştiği,bu çürüme-yozlaşma-apolitizasyon-tükenişin nasıl oluştuğu ve nereye doğru gittiği noktasında bu makalenin yeniden okunmasında yarar var diye düşünüyorum.)Giderek tükenen değerler,insani yaşama kurallarından uzaklaşmış,kişiliksiz-kimliksiz bir toplum ve sosyolojik ve sos yo psikolojik anlamda tamamen kendine yabancılaşmış ve de insani olan her şeye uzak olan bu toplum elbette ki 12 Eylülün ürünlerinden biridir.12 Eylül genel olarak ortalığı toz duman etmesinin ötesinde bu tahribatın sonuçlarının kalıcı,kronik sorunlara ve de ciddi özgürleşme mücadelesi olmadan tükenişe doğru gidişinin önünü açmış ve bir bütün olarak yıkım yaşatmıştır.Ve ciddi bir sınıf mücadelesi ve özgürleşme atılımı olmadan bu tahribatın giderilmesi olanaksızdır.
12 Eylül her alanda ciddi sonuçlar üreten bir dönüm noktasıdır.Ekonomik-politik-sosyolojik-psikolojik-felsefi vs her açıdan tarihsel devrim mücadelesine vurulmuş en büyük darbelerden biridir.12 Eylül bir insanlık suçu dizgesidir.12 Eylül ile hesaplaşılmadan ya da darbeler ve egemenler ile hesaplaşılmadan bu insanlık ayıbı sürecinin tahribatları giderilemez.Bu noktada Güney Amerika örneği somut mücadelenin adresidir aslında.12 Eylül ve egemenler ve onların uşakları sanık sandalyesine oturtulmadan ve de devrimci mücadele verilmeden insan olunamaz.
Eylül 2006
MahmutHalilCan(Sendiren)
www.ateshirsizi.org
http://www.ateshirsizi.org/forum/index.php
BİR KARA MİLAT:12 EYLÜL 1980
Tarih 12 Eylül 2007.Ülkede bir çok bakımdan milat olarak kabul edilen,algılanan 12 Eylül askeri faşist darbesinin üzerinden tamı tamına 27 yıl geçmiş.Dile kolay tam 27 yıl.O gün doğanlar,yaşama gözünü açanlar şimdi orta yaşlara vardı,varacak.O karanlık miladın karanlık bulutları hala ülkemizin üzerinde dolanıp durmaktadır.27 yıl geçmesine rağmen,ülkede hala 12 Eylül her yerde varlığını sürdürmek bir yana,daha bir sağlamlaştırmıştır yerini.
O karanlık milatla hesaplaşılmadan,ülkede değişim-dönüşüm-ilerleme kesinlikle olanaklı değildir.Dünya üzerinde bir çok ülke bu karanlıklara maruz kalsa da,yıllar sonra bu karanlıkla hesaplaşarak,kendi yolunu ileriye doğru çizdiler.Portekiz,İspanya,Yunanistan,Şili,Arjantin vs sayamadığımız bir çoğu.Bir çoğu bu hesaplaşmayı başardığı için demokratik anayasal burjuva parlamentarizme vardılar.Bir çoğu hala tam da hesaplaşabilmiş değildir.”Muz cumhuriyetleri” diye anılan biz gibi ülkeler ise,hala hesaplaşmanın başlangıcına dahi adım atmış değiliz.Her karanlığın bir aydınlık yarını vardır.Tünelin ucundaki gerçek ışığa ulaşmak,ancak karanlığın sorgulanmasıyla başarılabilir.Sorgulama,sonuçlarını mutlaka üretecektir.
12 Eylül üstüne yazılıp çizilenler,bu ülkede rutinin önüne çıkmadı şu ana kadar.Kabaca rakamlar,uygulamalar ve sonuçları üzerinde yoğunlaşan kaba yorumlar,ayrıca gerek ulusal ve gerekse de uluslar arası anlamda öncesi-sırası-sonrası ile ele almayan yüzeysel vurguları öne çıkaran değerlendirmeler yapıldı.12 eylül ile hesaplaşmak sadece ,12 Eylülü yapanlar ile hesaplaşmak değildir,ki bu anlamda bile hesaplaşılmamıştır,bir bütün olarak 12 eylüller ve onları yaratan koşullar,sonuçları ve düzenle hesaplaşmaktır.12 eylülcülerin yargılanması ve onların kamu vicdanının ötesinde mahkumiyeti olsa olsa bu anlamda çok basit bir başlangıçtır sadece.
(Başından belirtelim ki, bu makalenin ana amacı 12 eylülü bütün yönleriyle detaylandırmak ve her bir gerçeğin altının kalın çizgilerle çizilmesi değildir.Her ne kadar yüzeysel olsa da ,kimi belirgin başlıkları öne çıkarmak ve aslında başlı başına kitaplara konu olabilecek bağlantıların ve de sistemin ana noktalarının vurgulanmasıdır.Kimi gerçeklerin ve üstünde durulmadan geçilen kaba demagojik söylemin ötesine vurgulama yapmaktır.Bir anlamda da zihinsel jimnastikle,sürecin kavranması ve ulusal-uluslar arası stratejik ve taktik bütünlüğün parçalarına değinmek-bu anlamdaki paylaşımların önünü açmaya çalışmaktır.Beri yandan,şu vurgunun altını çizmektir:12 Eylül bir çok bakımdan milattır,dönüm noktasıdır,köklü dönüşüm ve değişimin adıdır…)
12 Eylüle gelinen sürece kısaca bakarsak,belki neden yapıldığının da altını çizmek için fırsat bulmuş oluruz.Ciddi bir devrimci-örgütlü muhalefet varlığı.düzen dışı hareketin yığınsal etkinlik ve gücü(Her ne kadar sonrası süreçte bu durum ciddi abartıların varlığına işaret etse de)Ekonomik-siyasal-sosyal anlamda nesnel devrimci durumun tüm unsurlarının egemenliği,Yönetenlerin eskisi gibi yönetememeleri.Ulusal ve uluslar arası anlamda ekonomik olarak dibe vurmuşluk-kriz.Uluslararası emperyalist politika ve uygulamaların eskisi gibi sürdürülebilir olmayışı.Ülkede buna eşlik eden ekonomik kriz vs.Tüm bunlar bir araya geldiğinde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı gerçeğinden hareketle,emperyalist-kapitalist metropoller ve onların kurum ve organizasyonları aracılığıyla darbe devreye sokuldu.Öncesinde hazırlanan,birebir devreye sokulan senaryolarla,provokasyon ortamıyla darbe meşru kılınmaya çalışıldı.12 Eylül 1980 gecesi start verildi.
Bu karanlık milatın amaç ve hedefleri:
Birincisi;sisteme egemen güçlerin yönetememe krizini çözmekti amaçları.12 Eylülle birlikte bu sorun adım adım çözüldü.Ama,şu gerçeğin altını çizmekte yarar var ki ,bu darbe ya da bundan sonra olacaklar mevcut kapitalizmin yapısal krizini çözemez.
İkincisi,ithal ikameci sanayileşme modelinden ihracata dönük sanayileşme modeline geçiş için alınan 24 Ocak kararlarının(IMF ve ABD emperyalizminin dayatmasıyla) uygulanması için süt liman bir ortam yaratmak.bu köklü ekonomik dönüşümün en uygun ortamdı darbe.Zira bu yıkım süreci ve tahribatının şimdiki sonuçlarına bakarak,12 Eylülün sisteme ne kadar yararlı ,verimli ,uygun bir ortam sunduğunu görmek olanaklıdır.
Üçüncüsü,1971 ile askeri faşizmin kurumsallaşması sürecinin 1980 darbesi ile tamamlanmış olması.Faşizmin tahkimi ve sağlamlaştırılması ve de devlet olarak örgütlenmesinin tamamlanmış-bitirilmiş olması.MGK,derin devlet ve kontrgerillanın rolü,askeri ve polisin devlet-kamu nezdindeki rolü ve durumu vs…
Dördüncüsü,düzen dışı-düzen içi tüm toplumsal muhalefetin bastırılması,ezilmesi.doğal olarak,uygulana gelecek ekonomik-sosyal-kültürel-siyasal politikalara muhalefet edecek kimsenin bırakılmaması,sindirilmesi.
Beşincisi,tamamen içi boşaltılmış,insani-sosyal-kültürel değerlerinden uzaklaştırılmış,yabancılaştırılmış-yozlaştırılmış-beyinleri dumura uğratılmış;geçmiş ve gelecekle bağları koparılmış bir güruh yaratmak.
Altıncısı,toplumsal ve devrimci-demokratik ve ekonomik mücadelelerle kazanılmış bir çok hakkın gaspı,tırpanlanması.Düşen kar oranlarının yükseltilmesi,mücadele odaklarının ortadan kaldırılması,tüm direnç merkezlerinin yok edilmesi.Tüm muhalefet odaklarının yasaklanması.
Yedincisi,ABD’nin yeşil kuşak projesi ve sonrasında BOP’un orta ve uzun vadede yaslanacağı ayakları yaratmak,gereken alt yapının döşemelerini sağlamak..