Orijinalini görmek için tıklayınız : Emperyalİst Kapİtalİzmİn Saldirilarina Yanit:devrİmcİ Mücade


sendiren
16.09.2007, 15:49
EMPERYALİST KAPİTALİZMİN SALDIRILARINA YANIT: DEVRİMCİ MÜCADELE


Emperyalist kapitalizmin yapısal krizi,artık periyodik krizler silsilesine dönüştü.Son kriz çalkantısında,bastırılmaya ve dizginlenmeye çalışılan kriz mali piyasalarda dünya ölçeğinde sarsıntılar yarattı.Ve krizlerin ertelenebilse de,tümüyle ortadan kaldırılamayacağını ve yapısal ekonomik krizlerin zamanla siyasal bunalımla derinleşip devrimlerin,emperyalist kapitalist burjuvazinin korkulu rüyası olduğunu ve bu devrim heyulasının sistemi ne kadar zora sokup kapıda hazır ve nazır beklediğini de açığa çıkardı ve çıkarmaya da devam edecek.Latin Amerika ülkelerindeki küçük burjuva devrimci girişimlerinin tedirginliği de buna eklenince,psikolojik-moral olarak bu zamana kadar üstün olan emperyalist kapitalizm giderek her sarsıntıda daha fazla etkilenmekte ve akıntıya karşı kürek çekmekte zorlanmaktadır.Emperyalist kapitalizm ve onun uşakları sıkıştıkça,sınıfa ve ezilenlere daha fazla saldırıyor,umarsızca ve çaresizce kendi sonunu daha fazla hazırlıyor ve yakınlaştırıyor.
Emperyalist kapitalizmin bu periyodik krizleri,derin ve içinden çıkılamaz bunalımın öncü dalgalarıdır.Bu öncü dalgaların ardından yıkıcı ve kesin vuruşlu depremler gelecektir.Bu süreci geciktirmek için,emperyalist kapitalist metropoller ve ona bağımlı sömürge rejimler,uşakları ;ellerindeki son kozları oynayarak nefes almaya çalışıyorlar.Bu amansız ve ölçüsüz terör demektir.Hukuksuz,adil olmayan savaş,sınırsız ve pervasız şiddet,sıcak çatışmaları beslemek ve ardından mevcudu koruma uğruna ekonomik-siyasal-kültürel kapsamlı saldırılar demektir.
Türk sömürgeci faşist rejimi ise,seçimlerin üzerinden fazla bir zaman geçmeden ,rejimi sağlamlaştırma adına genel olarak toplumsal bir savaş dayatmaktadır.Ekonomik-siyasal-kültürel kapsamlı bir saldırının içinde buldu kendini proletarya,emekçiler ve Kürt ulusu.Bir yandan sözüm ona yeni anayasa çalışmaları ile çeşitli hayaller beslenirken,beri yandan gerek proletarya ve emekçi yığınlara faşist açık terörün en azılı biçimiyle saldırmaktadır.Tersanelerde açıkça işçi sınıfının katliamı sürer ve rejim tarafından olağan ilan edilirken(ki bu durum sözüm ona “sınıflar üstü” devletin ne kadar sınıfların içinde ve tarafında olduğunun açık kanıtıdır,ayrıca tersane patronlarından ikisinin faşist ve gerici AKP ve MHP’den milletvekili olması da bu kadar “tesadüfün” olamayacağının kanıtıdır.),Tuzla’da evlerinin yıkımına karşı mücadele eden emekçilere dayatılan katliam ,demokratik-ekonomik talepli sokak gösterilerine iplerini koparmış itler misali saldırılması seçimler öncesindeki makalelerimizde ifade ettiğimiz ve savunduğumuz düşüncelerin adım adım yaşama geçirildiğini göstermektedir.Hatırlayınız biz bu seçimlerin normla-olağan-rutin bir parlamento seçimleri olmayıp faşist diktatörlüğün iç savaş stratejisinin gereği olarak,saldırılara zemin hazırlamak,meşruiyetini sağlamak amacı güttüğünü,rejimin giderek askeri bir biçime-şiddetin öne çıkacağı-saldırganlığın artacağını bu anlamda da faşizmin tahkimi ve sağlamlaştırılmasının tamamlanmasını koşullayacağını,gerek proletarya ve emekçilere ve gerekse de Kürt ulusuna azgınca saldıracağını makalelerimizde apaçık ifade etmiş ve uyarmıştık.Tüm bunlara dayanarak,sürecin özgünlüğünü de dikkate alarak ,seçimleri boykot etmek gerektiğini söylemiştik.Gelinen aşamada süreç bizi doğrulamış görünüyor.
Gerek hazırlanan anayasa taslağında ve gerekse de pratik yaşamda sendikal hakların kısılmaya çalışıldığı,Halit Narin gibi tescilli proleter düşmanının sınıfı açıktan hedef alan açıklamaları ve sözcülüğü,sürece ilişkin ifadeleri,işçi sağlığı ve iş güvenliğinin tartışılabileceği özgün gelişmelere rağmen egemenler ve onların uşaklarını sessizliği,yoksullaşma ve açlığın artık sıradanlaşması,yoksullaştırma-açlıkla tehdit etme ve de hemen ardından ,aş evi çadırları,erzak paketleri,yardım paketleri vs ile onursuzlaştırma ve teslim alam süreci almış başını gidiyor.Kamu proleterleri olan “memurlara” dayatılan komik %2’ lik zamlar ,sınıfın değişik bölüklerinin toplu sözleşmelerinin sarı sendikalar aracılığıyla satılması,seçimler dönemi göz yumulup hemen ardından yıkılmaya çalışılan emekçi ve yoksul gecekonduları vs vs hep bu kapsamlı saldırıların başlangıcıdır sadece.Yine DTP li vekillere yasal yoldan ve anti yasal yoldan saldırılar ve Kürt ulusal mücadelesine karşı girişilen imha siyasetini de ayrıca ele almalıyız.
Kürt ulusal mücadelesi ve hareketine karşı girişilmiş inkâr ve imha siyaseti derinleştirilmiştir ve giderek daha fazla derinleştirilecektir.Irak Kürdistan’ı hariç-zira ABD açısından oranın varlığı çok önemlidir-diğer parçalarda da bu imha siyasetinin aynı anda derinleştirilmiş olması,Kürt ulusunun ne kadar kapsamlı bir saldırı,yok edim ve imha tehdidinde olduğu daha iyi açığa çıkacaktır.Kuzey Kürdistan’da yürütülen ve bu aşamada giderek derinleştirilen savaş,tamamen bu amacı gütmektedir.Gül’ün Kürdistan gezisi,karşılıklı açıklamalarla süslenmiş günlük burjuva siyaseti-havuçla beslenmiş sopa siyasetinin klasik anlamda yeniden gündemde olduğunun işaretlerin vermektedir.Son Kürt serhıldanı,yine kırmızı güller eşliğinde kanla bitirilmek istenmektedir.30 yıldır süren direniş ve özgürleşme hareketi ,bu anlamda ciddi bir kırılma noktasındadır.Kürt hareketi mevcut durumda,ulusal anlamda da varlık-yokluk arasındadır.Üçüncü bir seçenek kesinlikle yoktur.
Parlamentoda grup kurmuş reformist Ulusal Kürt burjuvazisinin temsilcileri bu süreci algılayamamaktan kaynaklı olarak şaşkınlık içindedirler.DTP’ yi meclisten ve günlük politikadan yalıtma ve elimine etme taktiği çoktan uygulama alanına konmuştur.Demoklesin kılıcı gibi sallanıp duracak bu eliminasyon tehdidi ile teslim alınarak ve susturularak bu kürsü-meclis ve açık alandaki ifade olanakları-Kürt ulusunun imha pratiği yaşama geçirilmek isteniyor.Parlamentoya beslenen ve ya beslendirilen umutlar,bu anlamda bir biri suya düşmüş olacaktır.Reformizmin Kürt ulusuna vereceği hiçbir şeyin olamayacağı,zaten buna faşist sömürgeci rejim ve onun ağa babalarının müsaade edemeyeceği çıplak biçimde açığa çıkmış bulunmaktadır.Bu anlamda,Ulusal hareketin reformist yoldan-uzun zamandır girdiği yoldan- yeniden ulusal devrim yoluna girmesi kaçınılmaz olarak dayatılmaktadır ve tek yoldur.
Sömürgeci faşist rejimin bu imha siyaseti ile PKK’ yi normalde
olması gerektiği yöne doğru zoraki sürüklediğini ifade etmeliyiz.Gerek ulusal ve gerekse de uluslar arası durum ve gelişmeler,emperyalist kapitalist metropollerden elde edilmeye çalışılan icazetlerin yerine getirilememesi vs ister istemez devrimci savaş yolunu PKK’nin gündemine metazori ve fiilen koymuş olmaktadır.Kendisine uzatılan reformist-barışçıl eli sürekli biçimde elinin tersiyle iten rejim açısından,ne dün ne de bugün özel bir politika değişimi söz konusu olmadı ve görünen o ki kısa ve orta vade de bu olmayacaktır.Kapsamlı bir yok etme hareketi,kontrgerilla taktikleri de devreye sokularak sürdürülüyor,sürdürülecektir.Bu arada,Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri de bu iç savaş ve yok edim savaşına taraf haline getirilmeye çalışılacaktır kaçınılmaz olarak.Nitekim kontrgerilla tarafından tezgâhlandığı açıkça belli bomba yüklü araçlar provokasyonların yeniden yoğunlaşacağına işaret etmektedir.Terörize ortam,terörize olmuş bir toplumsal paranoyalı toplum inşa işine devam edilecektir;görünen budur.
Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi ve onun önderlerine karşı girişilecek imha hareketinde,elbette ki Türkiye komünist devrimci hareketi taraftır ve olacaktır.Bu kirli savaşta,Kürt ulusu ve onun temsilcilerine destek olmak,omuz vermek ve birlikte karşı devrimci saldırıları püskürtmek temel görevlerindendir hareketin.Teorik olarak,ulusların kaderlerini tayin hakkından yana olmak değildir , taraf olmak.Taraf olmak,tam da günün şartlarında devrimci-komünist yola girebilecek ve olasıdır ki güçlenecek eğilime destek olmanın ötesinde ,cephesel omuz omuza savaşın gereklerini yerine getirmektir aslolan.
KUKM’de yıllardır yürüdüğü reformist yoldan umar olmadığını,devrimci bir ulusal kurtuluş hareketinin yürütülmesinin zorunlu olduğunu kavramak ve yaşama geçirmek zorundadır.Eski hata ve zaaflar yinelenmemelidir.KUKM,bir kırılma noktasındadır.Düzen içinde bir çıkış olmadığını,sömürgeci faşist rejimin kısmi de olsa demokratik ve reformal açılımları yapamayacağını net biçimde görmek zorundadır.Kürt ulusunun özgürlüğünün ulusal-sınıfsal bir devrim ve sosyalizmde olduğunun altı çizilerek,Bağımsız-birleşik –devrimci-sosyalist Kürdistan şiarıyla devrimci bir yola girmesi gerekmektedir.Kırılma noktası burasıdır:Devrim ve kesin çözüm mü?Reformist-düzen içi-icazetli ve imhayı-inkârı kabul eden yol mu?KUKM,bu süreçte kendi yolunu net biçimde çizmelidir.Türkiye İşçi sınıfı ve emekçileri ve onların siyasal öncüleriyle birlikte ve ortak mücadelesi,KUK hareketinin ve Kürtlerin biricik çıkar yoludur.
Süreç,keskinleşerek ilerleyecektir.Bu kaçınılmaz bir durumdur.Karşı devrim,devrimi boğmak ve iktidarını sağlamlaştırmak açısından yürüttüğü çetin mücadele de devrim cephesini de büyüterek-birleştirerek-ayrıştırarak ve devrimci mücadeleyi çetinleştirerek ilerleyecektir.Bu tarihsel ve maddi bir gerçekliktir.Karşı-devrim,devrimi geliştirerek ilerleyecektir.Sorun,bu çatışmada tutulan yerdir.
Sistemin kapsamlı ve yok edici saldırıları(ekonomik-sendikal-demokratik ve devrimci mücadeleye karşı) artarak sürecek ve yoğunlaşacaktır.Pratik tüm gelişmeler,ABD ve onun yerli işbirlikçisi faşist rejimin iç savaş stratejisi bunun kanıtıdır.Artık fal açma ve süreci yeniden ve yeniden değerlendirme zamanı değildir.Gün,devrimci komünist proleter ve Kürt hareketini birleştirme yaratma geliştirme ve mücadele günüdür.Emperyalist kapitalizmin kapsamlı inkâr,imha,yok etme politikalarına karşı en iyi ve devrimci yanıt:DEVRİMDİR.


MahmutHalilCan(Sendiren)

http://www.ateshirsizi.org

http://www.ateshirsizi.org/forum/index.php