ekinoks63
16.09.2007, 18:44
JÖNTÜRK İNTERNET SİTESİ FETHULLAHÇILARIN TALİMATINI ELE GEÇİRDİ
ABD'de 'para' takıyyesi
New York ve çevresinde ekonomik güç olma yolunda hızlı adımlar atan Fethullahçıların ABD yönetiminin ve Türkiye'nin yakın takibinden kurtulmak için ''takıyye''
ye başvurdukları ortaya çıktı. İnternet sitesi Jöntürk'ün ele geçirdiği bir belge, cemaatin, özellikle ABD'ye para transfer eden Fethullahçıların neler
yapması gerektiği konusundaki ''takıyye'' dolu talimatlardan oluşuyor.
Türkiye'de hakkında açılan davalardan kurtulmak üzere ABD'ye sığınan Fethullah Gülen 'e yakın olmak için Türkiye'den ABD'ye külliyetli miktarda para transferi
yapıldı.
Hem ''Hocaefendi'' ye yakın olmak hem de green card almak için cemaat üyelerinin kişi başına yaptıkları 3 milyon dolarlık transferler Türkiye'de istihbarat
birimlerinin dikkatini çekti. Bunun üzerine söz konusu transferleri araştırmak üzere özel bir birim ABD'ye gönderildi.
Fethullahçıların, özellikle New York ve yakın çevresindeki ticari faaliyetleri ABD'de FBI ve CIA tarafından da yakın takibe alındı. Fethullahçıların ABD'de
banka kurmaya yönelik girişimlerde bulunmaları, bu takibin en önemli faktörlerinden biri olarak gösteriliyor.
ABD yönetiminin 11 Eylül sonrasında İslami sermayeye yönelik kuşkulu yaklaşımı ve Türkiye'nin transfer edilen paralara ilişkin soruşturması üzerine Fethullahçılar,
çeşitli önlemler almaya başladılar.
İşte Jöntürk'ün ele geçirdiği New York ve çevresinde yaşayan Fethullahçılara gönderilen önlemler paketi:
1- Yaşanılan evlerden Risale-i Nur Külliyatları, ''Hocaefendi'' nin kaleme almış olduğu eserler kaldırılacak.
2- Evlerin giriş kısmına, dış kapı açıldığında görülebilecek şekilde ABD bayrağı ve Atatürk resimleri asılacak.
3- Zaman gazetesi, Sızıntı ve Aksiyon gibi dergilere başka isimler altında abone olunacak.
4- New York Times, New York Post gibi gazeteler okunacak. İşyerlerinde bu gazeteler Türkiye'den Hürriyet ve Milliyet gibi gazetelerle birlikte herkesin
görebileceği yerlere konulacak.
5- Telefonların dinlenebileceğinden hareketle kesinlikle dini konuşmalar yapılmayacak.
6- Buluşmalar için telefonlarda kodlu konuşulacak. Mesela ''Bu akşam maçı nerede seyrediyoruz'', ''Bu akşam bizde okey oynayalım mı?'' vb. cümlelerle haberleşilecek.
7- İşyerlerinde kesinlikle namaz kılınmayacak. Cem edilecek.
8- Erkekler sakal, bıyık uzatmayacak. Sürekli tıraşlı olunacak ve ABD'li işadamı gibi davranılacak. Amerikalılarla yakın ilişkide bulunan işadamlarının
eşlerinin başları kesinlikle açık olacak.
9- Sohbetlerde laiklik, demokrasi ve insan haklarını savunucu konuşmalar yapılacak.
10- Cemaat üyeleri servetlerinin kaynağı konusunda en yakın arkadaşlarına bile bilgi vermeyecek.
New York'ta yaşayan bir derviş
Fethullah Gülen'in Papa'yla görüştükten sonra prestiji daha da artmıştı.
Cumhuriyet Kitapları'nda yayımlanan M. Emin Değer'in, 'Bir Cumhuriyet Düşmanının Portresi' kitabında Fethullah Gülen'in İslami ilkelere dayalı bir sistem
kurma, dahası dünyaya yeni bir düzen verme tasarısını gözler önüne seriyordu.
Kitaptan bazı alıntılar şöyle:
''Amerika dünyanın dümeninde!'' Bu sözleri, 22 Temmuz 1997 günlü Yeni Yüzyıl gazetesinin 5'inci sayfasında okudum. Yıllardır ABD emperyalizmiyle ilgili
olayları ve gelişmeleri ilgiyle izlediğim için, şaşırmadım önce. Çünkü, Amerika kendini böyle görüyor, böyle göstermek istiyordu. Bu söylem bir söyleşinin
manşetindeydi. ''Fethullah Gülen ile New York Sohbeti'' adıyla yayımlanıyordu.
Söyleşi Fethullah Gülen 'leydi, ama o söylemiş olamazdı, böyle düşündüm; Amerikalıların kendilerini öven bir deyimi olarak yorumladım.
Bu söz Gülen'indi ve tümce şöyleydi: ''Amerika dünya gemisinin dümenindeki bir milletin adıdır.'' Merakım daha da artmıştı. Niçin söylensindi bu sözler.
Bir daha okudum, bir daha.. bir türlü anlam veremiyordum. Çünkü Hoca'nın ABD aleyhine yazılı çok sözleri vardı, ama bu başkaydı ve bir kutsama gibiydi!
Söyleşide yer yer, ABD, ölçüyü aşan bir söylemle övülüyor, ama asıl sığınma çabasıyla söylenenler, işte, şu Amerika dünyanın dümeninde, başlıklı bölümde!
Bakın Amerika neymiş: ''Amerika eski Babil gibi. Eğer burada Amerikalıların anladığı, tesis ettikleri, kutsadıkları manada bir demokrasi olmasa, zaten
buradaki bu birlik korunamaz. O demokrasinin yumuşak havası herkesi barındırıyor.''
Hoca'nın Amerika'ya 28 Şubat kararlarından sonra apar topar gittiğini düşünerek okuyalım bir kez daha. O gidişin gerekçesini yaratanlara söyleniyor bu sözler.
''Amerika bütün dünyaya kumanda ediyor, dikkat edin, öyle her istediğinizi yapamazsınız'' diyerek, bir yerlere mesaj yolluyor Hocaefendi!
Bu kutsamayla karışık gözdağını şu söylemle sürdürüyor: ''Amerika çökse de dünyada yine dengeler olacak. Ama şimdi dünyanın dengesinde önemli bir unsur
olarak ve demokratik felsefesiyle oturmuş bir ülke sarsılırsa, dünyada çok ciddi kargaşa yaşanır. Onun için, bakın Amerika'nın bize yarım arpa kadar sadece
bizim menfaatımıza (yani bizim okullarımıza maddi/ED) desteği yoktur. Buna rağmen şurada bulunmamıza izin veriyorsa, bu bizim için bir avantajsa, bu avantajı
sağlıyor demektir.''
Ne büyük nimet Hoca için. 28 Şubat kararlarından sonra sığındığı dünya jandarmasını başka nasıl övebilirdi? Özellikle şu tümceye dikkat çekmek isterim:
''Burada bulunmamıza izin veriyorsa bu bizim için avantajdir.''
Hoca avantaj sözcüğünü bilerek kullanıyor. Avantaj lütuf, bahşiş ve nimet anlamında kullanılır. Nimet sözcüğünün altını çizelim. Nimettir dese olmayacak,
çünkü İslam inancına göre, nimetin gerçek vereni, onun sahibi olan Tanrı'dır. Şimdi bir de nimet sözcüğünü koyarak okuyalım. ''Amerika'nın bizim burada
bulunmamıza izin vermesi bir lütuftur, nimettir.'' Gülen'in aslında demek istediği budur. Ama bunu açıktan söyleyemez. Burada söyleşinin çözümlemesine
ara verip, Hocaefendi'nin kimi kavramlara ve kurumlara; örneğin demokrasiye bakış açısını arayalım diyorum. Böylece onun gerçek yüzünü biraz daha aydınlatabiliriz!
Yapıtlarından anlaşıldığı kadarıyla Hoca, kendini, Mesih misyonuyla, dünyayı sapkınlıktan kurtarmak ve İ'lâ-yi Kelimetullah'ı gerçekleştirmek için hazırlamaktadır.
Bu çalışmaların verimli bir aşamasında, 28 Şubat kararlarının engeliyle karşılaşır. 28 Şubat 1997'de toplanan Milli Güvenlik Kurulu'nun, siyasal İslamı
bir iç tehlike olarak saptaması ve Fethullah Hoca cemaatinin de bu karar kapsamında olduğunun yayılması, Gülen için tehlike çanlarının çalması anlamını
taşıyordu.
Gülen Hoca, kendisini ve cemaatini doğabilecek olası bir tehlikeden korumanın yollarını aradı. Söyleşilerle, Samanyolu TV'deki açıklamalarıyla mesajlar
yolladı. Ama sürecin etkisinden kurtulamayacaktı. Yolladığı mesajlar da yerine ulaşmış olmalı ki birden hastalandı ve Amerika'ya uçtu. Neden ABD'ye uçtuğunu
bir söyleşiden ve ABD'deki çalışmalarından öğreniyoruz. Burada şu soru geliyor gündeme; bu ''hicret'' (1) midir? Yanıt açık; Hocaefendi bunu, 'hicret saymamıştır'.
İlginçtir, 1923'ten, belki de 1919'dan bu yana ülkesinde, dini kendisi gibi anlayan Müslümanları, bu arada kendini ''hicrette'' sayan Hoca, Amerika yolculuğunu
ve oradaki yaşamını, nedense hicret yaşamı olarak nitelemiyor. Neden mi? Amacına ulaşmak için destek aldığından!
Hocaefendi'nin bu sözleri, İslami ilkelere dayalı bir sistem kurma, dahası dünyaya yeni bir düzen verme tasarısını bu ülkenin desteğiyle gerçekleştirebilme
umudunun ipuçlarını vermiyor mu? Amerika'yı, geçmişte olmadık yerde kötülemesine karşın bu kez böylesine övmesi bu kanıyı beslemektedir. Hoca'nın Mustafa
Kemal 'in kurduğu devrimci Türkiye Cumhuriyeti'nden nefret ettiği açıktır. Dahası, özellikle 1919-1923 arası ve 1950'ye değin geçen süreç, onun düşünce
ve tarih albümünde karanlıklar içindedir. Kazanılmış utkular yoktur! Lozan yoktur, Sakarya yoktur, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının İzmir'e girişi
yoktur. Kaldı ki o dönemi karanlık bir dönem, zulüm dönemi olarak niteler her sözünde ve her kitabında. O dönem kimileri için yeni ve umut dolu olabilir.
Ama kimileri için de ''insanların ruh ve mana kökünde sürgünler halinde yaşanan, ama korunarak, geçmişi geçmiş yapan dinamiklere saygılı olarak yaşanan
bir vetire'dir (süreç).'' Bir gün sona erecek bir zaman dilimi. Neden süreçtir, sonu gelecek olan bir devinimdir de ondan Amerikan demokrasisini kutsayan
Gülen için, demokrasi, gerçekte, salt vitrinlik bir sözdür. ''Sonsuz Nur'' adlı yapıtında der ki: ''Eğer demokrasi denilen sistem, bazılarının kabul ettiği
gibi, yeryüzünde en zirve sistem ise İslam bu zirveyi hem de asırlar önce yakalamıştır.'' (2)
Bin dört yüz sene evvel Medine'de kurulan Muhammedî devlettir zirve sistem!
(1) Hicret İslam dininde önemli bir kurumdur. Peygamber'in tebliğ ve irşad görevini yapmasını önleyen Mekke kenti müşriklerinin saldırıları karşısında,
görevini yapabilmesi için Medine kentine göçmesi olayı, bu sözcüğü kutsal kurum olarak anıtlaştırmıştır. Hicret bu tarihsel olaydır. İslâm müçtehitleri
(düşünce üreten ulema), Müslümanların bir beldede dinsel görevlerini rahatlıkla yapamamaları durumunda, bir başka beldeye güçebileceklerini karara bağlamışlardır.
(2) F. Gülen, İnsanlığın İftihar Tablosu-Sonsuz Nur, Nil Yayınları C.1, 9. Baskı syf: 429 (FG. İİT)
Erdoğan'a destek ve büyük sağ projesi
Cumhuriyet gazetesinde 2 Aralık 2001 tarihinde "ANKARA (Cumhuriyet Bürosu)" mahreciyle yayımlanan haber Fethullah Gülen-Recep Tayyip Erdoğan ilişkisini
gözler önüne seriyordu. Haber şöyleydi:
ABD'de yaşayan Fethullah Gülen 'e bağlı cemaatin, Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP'ye verdiği desteğin altında Turgut Özal 'la temelleri atılan ''Büyük
Sağ'' projesinin yattığı belirtildi. Gülen'le doğrudan bağlantılı kişilerin yanı sıra Birlik Vakfı, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı gibi yan örgütlerin üstlendikleri
roller ve ticari ilişkiler, AKP kadrosu üzerinde büyük iktidar hesaplarını gündeme getiriyor. Gülen'in siyasi rolünü somutlayan bazı bağlantılar şöyle:
* Milli Görüş siyasetinde önemli rol oynayan Milli Türk Talebe Birliği'nin devamı olarak görülen Birlik Vakfı, AKP kadrosunun ''dergâhı'' olarak biliniyor.
Vakıf, 29 Mayıs 1985'te ''Büyük Sağ'' projesini yaşama geçirmek için kuruldu. İlk başkanı, Necmettin Erbakan 'ın bakanlarından İsmail Kahraman idi. Diğer
kurucular Tayyip Erdoğan, Hasan Kalyoncu, Ali Coşkun, Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu ve Zeki Ergezen . Bu kadrodan Kahraman ve Çiçek dışındakilerin tamamı
AKP'de etkin görevler aldı.
* Gülen-Erdoğan bağlantısında kilit isim, Zaman gazetesi yazarı Ali Ünal ..
* Fethullah Gülen'in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nca düzenlenen Abant Toplantıları'nın önemli isimlerinden Prof. Dr. Burhan Kuzu
da AKP'nin kurucuları arasında.
* İşadamı Cüneyd Zapsu , Erdoğan'ı TÜSİAD'a tanıtan kişi olmasının yanı sıra Gülen'e yakınlığıyla tanınıyor.
* Gülen'i ABD'de ziyaret eden ve onunla ''gönül bağları'' olduğunu söyleyen Asya Finans Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Kalkavan 'ın da AKP'nin finansörleri
arasında bulunduğu basında yer almıştı.
Fethullah Gülen cemaatinin onlarca yıla yayılan iktidar hesapları ve son olarak AKP'nin rolü, Milli Görüş kökenli yazar Nasuhi Güngör 'ün yeni yayımlanan
''Yenilikçi Hareket'' kitabında ayrıntılarıyla işlendi. Kitaptan bazı bölümler şöyle:
* Aslında Erdoğan'ın yola çıkmasına vesile olan isimler gerçekten birbirinden ilginç ve farklı portreler oluşturuyor. Örneğin Turgut Özal'ın yakınındaki
isimlerden olan avukat ve yayımcı Münci İnci de, Tayyip Erdoğan'ın kurduğu ilişkiler zincirinde önemli bir yer tutuyor. Bir dönem Inter-Medya Yayın Grubu'nun
sahibi olan İnci'nin, Samanyolu TV'nin ''gizli ortağı'' olduğu gündeme geldi. İnci, bu iddiayı yalanlamadı.
ABD'de Gülen ziyareti
* Erdoğan, 2000 yılı Mayıs ayında ABD'ye yaptığı gezide, uzun süredir orada yaşayan Fethullah Gülen'le de bir araya geldi.Gülen, Özal örneğini gündeme getirerek
Erdoğan'la uzun uzun sohbet etti. Bu, yenilikçi hareketle Gülen cemaati arasındaki ne ilk ne de son temas oldu. Gülen hareketinin tartışmasız yeni gözdesi,
Erdoğan'ın başını çektiği yenilikçi hareketti artık.
Hikmet ÇETİNKAYA/Cumhuriyet
--
haymatloslu
--
"Gözlerimizi bir pula satıp geçmişiz bir yana,
Ölmesini bilenlere yüz çevirmemiz bundan!
Körüz gözbebeklerimize mil çekilmiş mil…
Acımasız bir namlu şakağımızda soğuk,
Tetikte kendi parmağımız yabancının değil!"
Rıfat ILGAZ
ABD'de 'para' takıyyesi
New York ve çevresinde ekonomik güç olma yolunda hızlı adımlar atan Fethullahçıların ABD yönetiminin ve Türkiye'nin yakın takibinden kurtulmak için ''takıyye''
ye başvurdukları ortaya çıktı. İnternet sitesi Jöntürk'ün ele geçirdiği bir belge, cemaatin, özellikle ABD'ye para transfer eden Fethullahçıların neler
yapması gerektiği konusundaki ''takıyye'' dolu talimatlardan oluşuyor.
Türkiye'de hakkında açılan davalardan kurtulmak üzere ABD'ye sığınan Fethullah Gülen 'e yakın olmak için Türkiye'den ABD'ye külliyetli miktarda para transferi
yapıldı.
Hem ''Hocaefendi'' ye yakın olmak hem de green card almak için cemaat üyelerinin kişi başına yaptıkları 3 milyon dolarlık transferler Türkiye'de istihbarat
birimlerinin dikkatini çekti. Bunun üzerine söz konusu transferleri araştırmak üzere özel bir birim ABD'ye gönderildi.
Fethullahçıların, özellikle New York ve yakın çevresindeki ticari faaliyetleri ABD'de FBI ve CIA tarafından da yakın takibe alındı. Fethullahçıların ABD'de
banka kurmaya yönelik girişimlerde bulunmaları, bu takibin en önemli faktörlerinden biri olarak gösteriliyor.
ABD yönetiminin 11 Eylül sonrasında İslami sermayeye yönelik kuşkulu yaklaşımı ve Türkiye'nin transfer edilen paralara ilişkin soruşturması üzerine Fethullahçılar,
çeşitli önlemler almaya başladılar.
İşte Jöntürk'ün ele geçirdiği New York ve çevresinde yaşayan Fethullahçılara gönderilen önlemler paketi:
1- Yaşanılan evlerden Risale-i Nur Külliyatları, ''Hocaefendi'' nin kaleme almış olduğu eserler kaldırılacak.
2- Evlerin giriş kısmına, dış kapı açıldığında görülebilecek şekilde ABD bayrağı ve Atatürk resimleri asılacak.
3- Zaman gazetesi, Sızıntı ve Aksiyon gibi dergilere başka isimler altında abone olunacak.
4- New York Times, New York Post gibi gazeteler okunacak. İşyerlerinde bu gazeteler Türkiye'den Hürriyet ve Milliyet gibi gazetelerle birlikte herkesin
görebileceği yerlere konulacak.
5- Telefonların dinlenebileceğinden hareketle kesinlikle dini konuşmalar yapılmayacak.
6- Buluşmalar için telefonlarda kodlu konuşulacak. Mesela ''Bu akşam maçı nerede seyrediyoruz'', ''Bu akşam bizde okey oynayalım mı?'' vb. cümlelerle haberleşilecek.
7- İşyerlerinde kesinlikle namaz kılınmayacak. Cem edilecek.
8- Erkekler sakal, bıyık uzatmayacak. Sürekli tıraşlı olunacak ve ABD'li işadamı gibi davranılacak. Amerikalılarla yakın ilişkide bulunan işadamlarının
eşlerinin başları kesinlikle açık olacak.
9- Sohbetlerde laiklik, demokrasi ve insan haklarını savunucu konuşmalar yapılacak.
10- Cemaat üyeleri servetlerinin kaynağı konusunda en yakın arkadaşlarına bile bilgi vermeyecek.
New York'ta yaşayan bir derviş
Fethullah Gülen'in Papa'yla görüştükten sonra prestiji daha da artmıştı.
Cumhuriyet Kitapları'nda yayımlanan M. Emin Değer'in, 'Bir Cumhuriyet Düşmanının Portresi' kitabında Fethullah Gülen'in İslami ilkelere dayalı bir sistem
kurma, dahası dünyaya yeni bir düzen verme tasarısını gözler önüne seriyordu.
Kitaptan bazı alıntılar şöyle:
''Amerika dünyanın dümeninde!'' Bu sözleri, 22 Temmuz 1997 günlü Yeni Yüzyıl gazetesinin 5'inci sayfasında okudum. Yıllardır ABD emperyalizmiyle ilgili
olayları ve gelişmeleri ilgiyle izlediğim için, şaşırmadım önce. Çünkü, Amerika kendini böyle görüyor, böyle göstermek istiyordu. Bu söylem bir söyleşinin
manşetindeydi. ''Fethullah Gülen ile New York Sohbeti'' adıyla yayımlanıyordu.
Söyleşi Fethullah Gülen 'leydi, ama o söylemiş olamazdı, böyle düşündüm; Amerikalıların kendilerini öven bir deyimi olarak yorumladım.
Bu söz Gülen'indi ve tümce şöyleydi: ''Amerika dünya gemisinin dümenindeki bir milletin adıdır.'' Merakım daha da artmıştı. Niçin söylensindi bu sözler.
Bir daha okudum, bir daha.. bir türlü anlam veremiyordum. Çünkü Hoca'nın ABD aleyhine yazılı çok sözleri vardı, ama bu başkaydı ve bir kutsama gibiydi!
Söyleşide yer yer, ABD, ölçüyü aşan bir söylemle övülüyor, ama asıl sığınma çabasıyla söylenenler, işte, şu Amerika dünyanın dümeninde, başlıklı bölümde!
Bakın Amerika neymiş: ''Amerika eski Babil gibi. Eğer burada Amerikalıların anladığı, tesis ettikleri, kutsadıkları manada bir demokrasi olmasa, zaten
buradaki bu birlik korunamaz. O demokrasinin yumuşak havası herkesi barındırıyor.''
Hoca'nın Amerika'ya 28 Şubat kararlarından sonra apar topar gittiğini düşünerek okuyalım bir kez daha. O gidişin gerekçesini yaratanlara söyleniyor bu sözler.
''Amerika bütün dünyaya kumanda ediyor, dikkat edin, öyle her istediğinizi yapamazsınız'' diyerek, bir yerlere mesaj yolluyor Hocaefendi!
Bu kutsamayla karışık gözdağını şu söylemle sürdürüyor: ''Amerika çökse de dünyada yine dengeler olacak. Ama şimdi dünyanın dengesinde önemli bir unsur
olarak ve demokratik felsefesiyle oturmuş bir ülke sarsılırsa, dünyada çok ciddi kargaşa yaşanır. Onun için, bakın Amerika'nın bize yarım arpa kadar sadece
bizim menfaatımıza (yani bizim okullarımıza maddi/ED) desteği yoktur. Buna rağmen şurada bulunmamıza izin veriyorsa, bu bizim için bir avantajsa, bu avantajı
sağlıyor demektir.''
Ne büyük nimet Hoca için. 28 Şubat kararlarından sonra sığındığı dünya jandarmasını başka nasıl övebilirdi? Özellikle şu tümceye dikkat çekmek isterim:
''Burada bulunmamıza izin veriyorsa bu bizim için avantajdir.''
Hoca avantaj sözcüğünü bilerek kullanıyor. Avantaj lütuf, bahşiş ve nimet anlamında kullanılır. Nimet sözcüğünün altını çizelim. Nimettir dese olmayacak,
çünkü İslam inancına göre, nimetin gerçek vereni, onun sahibi olan Tanrı'dır. Şimdi bir de nimet sözcüğünü koyarak okuyalım. ''Amerika'nın bizim burada
bulunmamıza izin vermesi bir lütuftur, nimettir.'' Gülen'in aslında demek istediği budur. Ama bunu açıktan söyleyemez. Burada söyleşinin çözümlemesine
ara verip, Hocaefendi'nin kimi kavramlara ve kurumlara; örneğin demokrasiye bakış açısını arayalım diyorum. Böylece onun gerçek yüzünü biraz daha aydınlatabiliriz!
Yapıtlarından anlaşıldığı kadarıyla Hoca, kendini, Mesih misyonuyla, dünyayı sapkınlıktan kurtarmak ve İ'lâ-yi Kelimetullah'ı gerçekleştirmek için hazırlamaktadır.
Bu çalışmaların verimli bir aşamasında, 28 Şubat kararlarının engeliyle karşılaşır. 28 Şubat 1997'de toplanan Milli Güvenlik Kurulu'nun, siyasal İslamı
bir iç tehlike olarak saptaması ve Fethullah Hoca cemaatinin de bu karar kapsamında olduğunun yayılması, Gülen için tehlike çanlarının çalması anlamını
taşıyordu.
Gülen Hoca, kendisini ve cemaatini doğabilecek olası bir tehlikeden korumanın yollarını aradı. Söyleşilerle, Samanyolu TV'deki açıklamalarıyla mesajlar
yolladı. Ama sürecin etkisinden kurtulamayacaktı. Yolladığı mesajlar da yerine ulaşmış olmalı ki birden hastalandı ve Amerika'ya uçtu. Neden ABD'ye uçtuğunu
bir söyleşiden ve ABD'deki çalışmalarından öğreniyoruz. Burada şu soru geliyor gündeme; bu ''hicret'' (1) midir? Yanıt açık; Hocaefendi bunu, 'hicret saymamıştır'.
İlginçtir, 1923'ten, belki de 1919'dan bu yana ülkesinde, dini kendisi gibi anlayan Müslümanları, bu arada kendini ''hicrette'' sayan Hoca, Amerika yolculuğunu
ve oradaki yaşamını, nedense hicret yaşamı olarak nitelemiyor. Neden mi? Amacına ulaşmak için destek aldığından!
Hocaefendi'nin bu sözleri, İslami ilkelere dayalı bir sistem kurma, dahası dünyaya yeni bir düzen verme tasarısını bu ülkenin desteğiyle gerçekleştirebilme
umudunun ipuçlarını vermiyor mu? Amerika'yı, geçmişte olmadık yerde kötülemesine karşın bu kez böylesine övmesi bu kanıyı beslemektedir. Hoca'nın Mustafa
Kemal 'in kurduğu devrimci Türkiye Cumhuriyeti'nden nefret ettiği açıktır. Dahası, özellikle 1919-1923 arası ve 1950'ye değin geçen süreç, onun düşünce
ve tarih albümünde karanlıklar içindedir. Kazanılmış utkular yoktur! Lozan yoktur, Sakarya yoktur, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının İzmir'e girişi
yoktur. Kaldı ki o dönemi karanlık bir dönem, zulüm dönemi olarak niteler her sözünde ve her kitabında. O dönem kimileri için yeni ve umut dolu olabilir.
Ama kimileri için de ''insanların ruh ve mana kökünde sürgünler halinde yaşanan, ama korunarak, geçmişi geçmiş yapan dinamiklere saygılı olarak yaşanan
bir vetire'dir (süreç).'' Bir gün sona erecek bir zaman dilimi. Neden süreçtir, sonu gelecek olan bir devinimdir de ondan Amerikan demokrasisini kutsayan
Gülen için, demokrasi, gerçekte, salt vitrinlik bir sözdür. ''Sonsuz Nur'' adlı yapıtında der ki: ''Eğer demokrasi denilen sistem, bazılarının kabul ettiği
gibi, yeryüzünde en zirve sistem ise İslam bu zirveyi hem de asırlar önce yakalamıştır.'' (2)
Bin dört yüz sene evvel Medine'de kurulan Muhammedî devlettir zirve sistem!
(1) Hicret İslam dininde önemli bir kurumdur. Peygamber'in tebliğ ve irşad görevini yapmasını önleyen Mekke kenti müşriklerinin saldırıları karşısında,
görevini yapabilmesi için Medine kentine göçmesi olayı, bu sözcüğü kutsal kurum olarak anıtlaştırmıştır. Hicret bu tarihsel olaydır. İslâm müçtehitleri
(düşünce üreten ulema), Müslümanların bir beldede dinsel görevlerini rahatlıkla yapamamaları durumunda, bir başka beldeye güçebileceklerini karara bağlamışlardır.
(2) F. Gülen, İnsanlığın İftihar Tablosu-Sonsuz Nur, Nil Yayınları C.1, 9. Baskı syf: 429 (FG. İİT)
Erdoğan'a destek ve büyük sağ projesi
Cumhuriyet gazetesinde 2 Aralık 2001 tarihinde "ANKARA (Cumhuriyet Bürosu)" mahreciyle yayımlanan haber Fethullah Gülen-Recep Tayyip Erdoğan ilişkisini
gözler önüne seriyordu. Haber şöyleydi:
ABD'de yaşayan Fethullah Gülen 'e bağlı cemaatin, Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP'ye verdiği desteğin altında Turgut Özal 'la temelleri atılan ''Büyük
Sağ'' projesinin yattığı belirtildi. Gülen'le doğrudan bağlantılı kişilerin yanı sıra Birlik Vakfı, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı gibi yan örgütlerin üstlendikleri
roller ve ticari ilişkiler, AKP kadrosu üzerinde büyük iktidar hesaplarını gündeme getiriyor. Gülen'in siyasi rolünü somutlayan bazı bağlantılar şöyle:
* Milli Görüş siyasetinde önemli rol oynayan Milli Türk Talebe Birliği'nin devamı olarak görülen Birlik Vakfı, AKP kadrosunun ''dergâhı'' olarak biliniyor.
Vakıf, 29 Mayıs 1985'te ''Büyük Sağ'' projesini yaşama geçirmek için kuruldu. İlk başkanı, Necmettin Erbakan 'ın bakanlarından İsmail Kahraman idi. Diğer
kurucular Tayyip Erdoğan, Hasan Kalyoncu, Ali Coşkun, Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu ve Zeki Ergezen . Bu kadrodan Kahraman ve Çiçek dışındakilerin tamamı
AKP'de etkin görevler aldı.
* Gülen-Erdoğan bağlantısında kilit isim, Zaman gazetesi yazarı Ali Ünal ..
* Fethullah Gülen'in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nca düzenlenen Abant Toplantıları'nın önemli isimlerinden Prof. Dr. Burhan Kuzu
da AKP'nin kurucuları arasında.
* İşadamı Cüneyd Zapsu , Erdoğan'ı TÜSİAD'a tanıtan kişi olmasının yanı sıra Gülen'e yakınlığıyla tanınıyor.
* Gülen'i ABD'de ziyaret eden ve onunla ''gönül bağları'' olduğunu söyleyen Asya Finans Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Kalkavan 'ın da AKP'nin finansörleri
arasında bulunduğu basında yer almıştı.
Fethullah Gülen cemaatinin onlarca yıla yayılan iktidar hesapları ve son olarak AKP'nin rolü, Milli Görüş kökenli yazar Nasuhi Güngör 'ün yeni yayımlanan
''Yenilikçi Hareket'' kitabında ayrıntılarıyla işlendi. Kitaptan bazı bölümler şöyle:
* Aslında Erdoğan'ın yola çıkmasına vesile olan isimler gerçekten birbirinden ilginç ve farklı portreler oluşturuyor. Örneğin Turgut Özal'ın yakınındaki
isimlerden olan avukat ve yayımcı Münci İnci de, Tayyip Erdoğan'ın kurduğu ilişkiler zincirinde önemli bir yer tutuyor. Bir dönem Inter-Medya Yayın Grubu'nun
sahibi olan İnci'nin, Samanyolu TV'nin ''gizli ortağı'' olduğu gündeme geldi. İnci, bu iddiayı yalanlamadı.
ABD'de Gülen ziyareti
* Erdoğan, 2000 yılı Mayıs ayında ABD'ye yaptığı gezide, uzun süredir orada yaşayan Fethullah Gülen'le de bir araya geldi.Gülen, Özal örneğini gündeme getirerek
Erdoğan'la uzun uzun sohbet etti. Bu, yenilikçi hareketle Gülen cemaati arasındaki ne ilk ne de son temas oldu. Gülen hareketinin tartışmasız yeni gözdesi,
Erdoğan'ın başını çektiği yenilikçi hareketti artık.
Hikmet ÇETİNKAYA/Cumhuriyet
--
haymatloslu
--
"Gözlerimizi bir pula satıp geçmişiz bir yana,
Ölmesini bilenlere yüz çevirmemiz bundan!
Körüz gözbebeklerimize mil çekilmiş mil…
Acımasız bir namlu şakağımızda soğuk,
Tetikte kendi parmağımız yabancının değil!"
Rıfat ILGAZ