Orijinalini görmek için tıklayınız : Tekmelenen Cansız Bedenler ! Gazi Mahallesi......


Şoreş
22.09.2007, 02:46
Katliamları unutmamak için birkez daha !


http://www.youtube.com/watch?v=FA4eE-broIg&mode=related&search=



http://www.youtube.com/watch?v=MHWscQFrRJM&mode=related&search=

başkabirdünya
22.09.2007, 02:51
gazi olayları yaşandığında 10 yaşındaydım
ailelerimiz bizi eve kitleyip çatışmalara giderdi
bizlerde evden kaçar
okuldan kaçar çatışmalara giderdik
devlet
3 gün mahallede terör estirdi
halk oğullarını kızlarını kaybetti
ama halk direniyordu
gazinin sokakları halkın kanıyla sulandı
ve devlete teslim edilmedi.....





http://img257.imageshack.us/img257/175/20319018ps6.jpg

http://img146.imageshack.us/img146/498/51882230yr6.jpg

http://img257.imageshack.us/img257/8127/27534926oh9.jpg

http://img257.imageshack.us/img257/9505/10tz0.jpg

http://img146.imageshack.us/img146/2761/11gh3.jpg

http://img146.imageshack.us/img146/4943/31ip9.jpg

Şoreş
22.09.2007, 02:57
Faşişlere, Maraşın Çorumun Malatyanın Sivasın Katillerine karşı kinimiz bitmeyecektir !
Birgün güneş doğacaktır ! Yezitleri dökdükleri kanda boğacağız !

başkabirdünya
22.09.2007, 02:59
GAZİ KATLİAMI'NIN
SORUMLUSU DEVLETTİR

http://img301.imageshack.us/img301/8803/gazseharkapqq0.jpg

Gazi'yi sindirmek ve teslim almak için gerçekleştirilen saldırının üzerinden 12 yıl geçti. Gazi sokaklarının emekçilerin kanlarıyla kızıllaştığı, Gazililer'in bir yandan direnip bir yandan şehitlerini toprağa verdiği 1995 yılının Mart'ından bu yana, Gazi'yi teslim almak, sindirmek, yozlaştırmak politikalarından hiç vazgeçilmiş değildir. Vazgeçmesi, oligarşinin tabiatına aykırıdır. Görünürde gündemi her ne kadar şeriat-laiklik kavgaları dolduruyor gözükse de, herkes bilmektedir ki, Gazi'de, tüm Gaziler'de mayalanan sınıf kavgası, oligarşinin iktidarına yönelik en büyük tehlikeyi ve dolayısıyla da oligarşinin asıl gündemini oluşturmaktadır.
Gazi, halkın mücadelesinin ileri mevzilerinden biridir. "Örgütlü bir halk" olmaya yürüyen bir halktır Gazi. Gazi'yi susturmak, sindirmek, bütün gecekondu semtlerine, bütün halka bir gözdağı olacaktı. Siyasi ve sosyal konumundan dolayı, Gazi üzerinden tüm Alevilere, tüm gecekondululara mesaj vermek mümkündü. Gazi devrimcilere göre iyi bir örnek, çoğaltılması gereken bir örnekti; oligarşiye göre ise yokedilmesi gereken bir örnek! Ölüm mangaları, 12 Mart 1995'te, oligarşinin direnen, örgütlenen yoksul semtlere, direnmenin ve örgütlenmenin bedelinin katliam olduğu "mesajını" iletmek üzere Gazi'ye gönderildi.

Kontrgerilla saldırısı http://img139.imageshack.us/img139/7993/gazkatller1ji0.jpg

Yakın tarihin önemli olayları anılırken, onların içinde mutlaka "Gazi olayları"ndan da sözedilir. Birçok yazıda, "Gazi olayları" denilip iki kelimeye sığdırılan olaylar, 1995 yılının Mart'ında yaşanmıştı. Üzerinden 12 yıl geçti.
Türkiye'yi günlerce sarsacak olan ayaklanma ve katliam, 12 Mart'ta başladı. Gecenin ilerleyen saatlerinde Gazi'de dört kahvehane ve bir pastahane silahlarla tarandı.
İşyerlerini tarayanlar, ticari bir taksiyle gelmiş, saldırıyı gerçekleştirmiş ve hiçbir polis müdahalesiyle karşılaşmaksızın Gazi'den çıkmışlardı. Saldırıda bir kişi (67 yaşındaki Halil Kaya, Gazi'nin Halil Dedesi) öldü, onlarca Gazili de yaralandı.
Saldırıyı duyan kahvehaneler önünde toplanmaya başladı. Henüz saldırganlara ilişkin gözlemler, bilgiler biraraya getirilmemişti, ama Gazililer yine de saldıranın kontrgerilla olduğundan, "devletin yaptığından" emindi...
Saldırının ardından Gazi halkı, Cepheliler'in önderliğinde günlerce sürecek direnişini başlattı. İlk anda Gazi'nin dört bir yanından gelen bine yakın Gazili, katillerin kimliğini göstermek istercesine karakola doğru yürüyüşe geçti.
Karakola doğru yürüyen kitlenin sayısı bir anda 2000'i aşmıştı. Kontrgerilla Gazi'de terör estirirken ortada gözükmeyenler, şimdi karakolun güvenliğini almak için yığılmışlardı. Karakola takviye güç olarak getirilen panzerler eşliğindeki çevik kuvvet, halkın üzerine ateş açmakta tereddüt etmedi. Ama bu ateş de Gazi halkını dağıtamadı.
Barikatlar kurarak mahalleye çekilen Gazililer, kurdukları barikatların ardında dört gün boyunca direndiler. Yalnız değillerdi barikatlarda. Daha saldırının duyulduğu andan başlayarak İstanbul'un gecekondu semtlerinden binlerce, onbinlerce insan, Gazililer'le omuz omuza olmak için Gazi'ye aktı.
Dört gün boyunca polisle Gazi halkı arasında sayısız çatışma çıktı. Dört gün boyunca tüm düzen içi güçler, bir şekilde Gazi'de boy gösterip direnişi kırmaya soyundular.
Mesela... Gün 13 Mart'a dönerken, direnişçiler yeni barikatlar kurarken, katil polis şefi Hüseyin Kocadağ'la (ki sözkonusu polis şefi bir süre sonra faşist katil Abdullah Çatlı'yla aynı otomobildeyken bir kazada ölecekti), cemevi yöneticileri aynı masaya oturmuş, pazarlık yapıyorlardı; ki pazarlık, Kocadağ'ın, Cephe taraftarları tarafından kovulmasıyla son buldu... Mesela; sabaha karşı panzerler halka karşı saldırıya geçtiği anlarda, Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı'nda da bir toplantı vardı; SHP'li Milletvekili Mehmet Sevingen, bazı Alevi derneklerinin yöneticileri, halk düşmanı katiller Vali Hayri Kozakçıoğlu ve Emniyet Müdürü Necdet Menzir'in katıldığı toplantıda, katiller ve bezirganlar halkın direnişini nasıl kırarız diye tartışıyorlardı.
Ve aynı anlarda cemevi önüne toplanan halka kurşun yağdırılması sonucu direniş ilk şehidini verdi: Cephe taraftarı Mehmet Gündüz alnından vurulup düştü.

Halkın büyük direnişi
http://img139.imageshack.us/img139/7540/gazayak1ng7.jpg

Devlet, dört gün boyunca faşist terörü hergün biraz daha tırmandırarak halkın haklı isyanını bastırmak istedi.
Dört gün boyunca ardarda şehitler verdi Gazi. Yılmadı, sinmedi, öyle ki, bir yandan şehitlerini toprağa verirken, barikatlarda direnmeye devam etti. Kahramanlık, cüret ve fedakârlık, barikatlarda dövüşen binlerce insan tarafından sıradanlaştırılmıştı.
Barikatların kurulduğu ilk geceden itibaren Gazi sokakları bir savaş alanı görüntüsündeydi. Hayır bu bir benzetme veya mübalağa değil, o gündüz ve gecelerde kelimenin tam anlamıyla bir savaş meydanıydı Gazi.
Oligarşiyle halkın savaşı...
13 Mart sabahından itibaren büyük çatışmalar oldu Gazi'de. Halkın taş ve sopalarla, bedenleriyle yürüttüğü bu çatışmada, katliamcılar gün boyu kurşun yağdırdılar halkın üzerine. Kortejlere silah sıktılar, ateş altında yürüyüşler yaptı İstanbul'un yoksul gecekondularından gelenler. 17 yaşındaki Cepheli Sezgin, 40 yaşındaki emekçi Fadime Bingöl, Hasan Gürgen o günkü çatışmalarda şehit düşenler arasındaydı.
Şehitler ayaklanmanın öfkesini ve kararlılığını daha da büyüttü.
Halkın öfkesi karşısında binlerce polisin aciz kalması üzerine, zırhlı tugay askerleri de devreye girdi.
Ayaklanma karşısında acizliği iyice açığa çıkan devlet, son bir umutla "sokağa çıkma yasağı" ilan etti Gazi'de. Ama barikatların ardında oligarşinin yasaları ve yasakları geçerli değildi. Oligarşinin kararı bir saniyeliğine de olsa uygulanmadı Gazi'de.
Direniş boyunca, geceyi barikatlar ardında geçirdi Gazi halkı. 20'den fazla barikat vardı sokaklarda. Direnişin organizasyonu için bir Halk Komitesi kurulmuştu.
Komite, 14 Mart'ta direnişin taleplerini açıkladı: "1-Asker ve polis çekilecek, sokağa çıkma yasağı kaldırılacak. 2-Gözaltındakiler serbest bırakılacak. 3-Cenazeler Gazi Mezarlığına defnedilmek üzere halka teslim edilecek. 4-Dışarıdan gelen halk engellenmeyecek."
Talepler kabul ediliyor. Gazi'nin şehitleri teslim ediliyor halka. O gün –14 Mart'ta– altı şehit verildi toprağa. Barikatların ardında toplanan 20 bini aşkın yoksul emekçi hesap soracağına and içti Gazi Mezarlığı'nda. Ama direniş ve savaş bitmemişti daha; Gazi'deki şehitler 12'ye ulaşacak ve başka yerlerden yeni şehit haberleri de gelecekti.
Gazi'de yapılan saldırıya karşı sesini ilk yükselten emekçi semtlerinden biri Ümraniye oldu. Daha o gün akşamdan çıktılar sokağa. Ertesi gün, 14 Mart sabahında esnaf kepenk kapattı. Öğlene doğru binlerce Ümraniyeli yürüyüşe geçti.
Ertesi gün, 15 Mart'ta Gazi'de katliama dönüşen saldırının hesabını sormak için yine meydandaydı Ümraniye halkı. 10 bini aşkın gecekondulu, E-5 Karayolu'na kadar yürüdü. Halk oradan semte dönerken, 30 Ağustos İlköğretim Okulu'nda pusuya yatan ölüm mangaları halka kurşun yağdırdılar. Dört yoksul emekçi orada katledildi. Bu saldırıda yaralanan Hakan Çabuk da 15 gün sonra şehit düşecekti.

Şoreş
22.09.2007, 03:07
Can ölen İnsanlarımızın hayatlarını anlatan bir Makale vardı.Hepsi hakkında bilgiler içeriyordu.. Memleketleri ve işleri.. Onu da paylaşabilir misin ?

başkabirdünya
22.09.2007, 03:13
]http://img220.imageshack.us/img220/5625/gazi95lb3.jpg



Türkiye halkı;
12 Mart 1995'i Unutmayın!



Önce kontrgerillanın ölüm mangalarıyla, ardından polis ve orduya bağlı resmi güçlerle saldırdılar Gazi'ye. Onlar direnişin en ön saflarındaydılar. Onlar namlunun ucundaydılar. Eğer, 12 Mart 1995'de ve ertesi gün ve daha ertesi gün ve o günlerden bu yana, eğer Gazi'yi, Ümraniye'yi ve İstanbul'un gecekondularını teslim alamadıysa oligarşi, kurduğumuz bu büyük barikatın harcı onların kanıyla karılmıştır.

18 şehit verdik o büyük ayaklanmada.

HALİL KAYA, saldırıda ilk şehit düşen oydu. Gazi'ye saldıran kontrgerillanın kurşunları onu bulduğunda kahvehanede her zamanki yerinde oturmuş çayını yudumluyordu. 70 yaşındaydı ak sakalı al kana bulandığında. Halil Dede'nin kanı yayıldı Gazi'nin sokaklarına. Kan öfkeye dönüştü.

SEZGİN ENGİN, en genç şehidiydi Gazi ayaklanmasının. Çocukluğunda tanıştı devrimci düşüncelerle. Liseli DEV-GENÇ'li bir devrimci olarak mücadeleye atıldı. Cepheli oldu. Ayaklanma boyunca kahramanca çatışarak şehit düştü.

FADİME BİNGÖL, Karslı, çocukluğundan beri bir emekçi; evli ve çocukları vardı ve Gazililer'in ablasıydı. Saldırıyı duyunca bir saniye bile evinde durmayıp katıldı ayaklanmaya.

DİNÇER YILMAZ, Tokat'lı, 19 yaşında konfeksiyon işçisi bir gençti, Cepheli'ydi. Katliama karşı ilk tepkinin örgütlenmesinde ve öfkenin ayaklanmaya dönüşmesinde canla başla çalışanlardandı. 13 Mart'ta katledildi.

HASAN GÜRGEN, 26 yaşında, Sivas Zaralı bir delikanlıdır Hasan. Emekçidir Gazi'deki hemen herkes gibi... Cephe taraftarıdır. Katliama karşı en önde koşup yiğitçe çarpışanlardandır. Panzerin üzerindeki üç kahramandan biridir.

ALİ YILDIRIM, 22 yaşındaydı aslen Sivas, Hafik ilçesinden Ali. Bağcılar Endüstri Meslek Lisesi'nde okurken Liseli DEV-GENÇ'li olmuştu. Gazi'deki saldırıyı duyar duymaz Okmeydanı'nda halkı toplayıp Gazi'ye doğru yürüyüşe geçirenlerden ve Gazi'de panzerin üzerine çıkan üç gençten biriydi.

MEHMET GÜNDÜZ, üç çocuk babası bir emekçiydi 1958 Erzurum doğumlu ve Cepheli Mehmet Gündüz. Katliamı duyar duymaz sokağa fırladı. Emekçi elleriyle kurdu barikatları. Polis panzerinden açılan bir ateşle ölümsüzleşti.

ZEYNEP POYRAZ, 1970'de doğdu. '80'li yıllarda devrimcilerle tanıştı. Katliamı duyduğunda oturdukları Derbent Mahallesi'nden koşup geldi Gazi'ye. Barikatlarda geçen günün sabahında kalleş bir kurşunla sırtından vuruldu.

DİLEK SEVİNÇ, yeni evliydi. İki aylık hamileydi ve bir konfeksiyon işçisiydi. Katliamı duyar duymaz fırladı dışarı. "Aman kızım bir yere gitme" dedi büyükleri. Oysa gitmeliydi, Gazi için, halk için, karnındaki bebesi için gitmeliydi faşizme karşı direnenlerin yanına.... Direnenlerin safında ölümsüzleşti karnındaki bebesiyle.

FEVZİ TUNÇ, 22 yaşındaydı. Askerden geleli daha 4 ay anca olmuştu. Her Gazili gibi saldırıyı duyunca Fevzi de koştu halkının yanına. Sloganlarıyla, öfkesiyle direnirken katledildi.

REİS KOPAL, o da henüz 20 yaşındaydı. Yedi kardeşi daha vardı Reis'in. Bir terlik fabrikasında işçiydi. Gazi ayaklanmasında ise bir savaşçı. Dövüşürken de tezgah başındaki kadar ustaydı. Bir emekçinin onuru ve cüretiyle ölümsüzleşti.

MÜMTAZ KAYA, 22 yaşında Gazili bir delikanlı daha. Alibeyköy'de tepenin yamacındaki tek katlı konduda anası, babası ve 1 yıldır evli olduğu eşi ile birlikte kalıyordu. Oligarşinin ordusunda askerdi. İzine gelmişti. Saldırıyı duyduğunda tereddütsüz Gazi'ye koştu. Halkın saflarında direndi ve şehit düştü.

GENCO DEMİR, Ümraniye'de şehit düşenlerdendi. 33 yaşında, üç çocuk babasıydı. Tek kolu yoktu Genco'nun. 15 Mart'ta Gazi katliamını protesto eden halkın içindeydi. Tek kolu öfkeyle havadaydı katillerin kurşunları vücuduna saplandığında.

HAKAN ÇUBUK, 22'sindeydi, inşaatlarda çalışıyor, su tesisatçılığı yapıyordu İki yıldır devrimcilerle ilişkisi vardı. Ekmek kavgasını sınıf kavgasıyla birleştirmişti. Polisin ateşiyle başından vuruldu. 15 gün boyunca ölüme direndi. 30 Mart'ta şehit düştü.

İSMİHAN YÜKSEL, katledildiğinde 52 yaşındaydı. Faşizmi Maraş'tan biliyordu. Maraş katliamını yaşamıştı. Gazi katliamını duyduğunda öfkesi ayağının kırık olduğunu bile unutturmuştu ona. Ümraniye'de Maraş'ın, Gazi'nin hesabını sormak için yürürken sırtından vuruldu.

İSMAİL BALTACI, 1 Mayıs Mahallesi'nin kuruluş çalışmalarında yeralan bir emektardı. Devrimcilerden yanaydı. 40 yaşında üç çocuk babasıydı. 15 Mart'ta Ümraniye'de saldıran polise karşı gençlerle birlikte taş atmaktaydı. 5 kurşun saplandı bedenine.

HASAN PUYAN, iki çocuk babası, onurlu, faşizme karşı biriydi. Halkıyla birlikte Gazi katliamını lanetlemek için yürürken katledildi.

YAŞAR AYDIN, halktan biriydi. Hakan Çubuk vurulduğunda taksisine yerleştirip hızla hastaneye yetiştirdi. Geri dönerken geçirdiği trafik kazasında ölüm yakaladı onu.

Türkiye halkı onları unutmayacak.

Şoreş
22.09.2007, 03:18
Ben bulamamıştım.Aslında çok da özenerek hazırlamamışlardı ama yine de güzel bilgiler içeriyordu.

ilker_che
22.09.2007, 03:37
eline emeğine sağlık kardesim.ben ilkokul 2 deydim o zamanlar sanırım.ikinci gün okullar tatil edilmişti.kacar gibi eve gidişimizi silah seslerini hiç unutmam.polisin biri benimle arkadasımı okulun arka sokagında görmüştü.gidemiyorduk biz.bize gelip"cocuklar heryer terörist dolu,dikkatlice evinize gidin" demişti.oldum olası nefret ederim polislerden.acaba bu korkak iftiracı faşist polis yüzünden mi die düşünürüm arada...

CaNCa
22.09.2007, 07:54
Şu an sabah 7:30 foruma bir göz atmak istedim ve insanın yüreğini burkan bu görüntülerle, geçmiş ama geç(e)memiş anların acılarını tazeledim gönlümde..!

Birilerinin kurguladığı bir oyunun uğruna teker, teker evrenin sozsuzluğunda ölümsüzleşirken canlar, bu taraftan ana, baba, eş veya çocuklarının, yokluğunu tende hissedecek olan her canın ekran karşısında çaresiz yürek çırpınışlarını sezdirdi. Yine bir yanımda adeta kıyameti beklemeden kopan mahşerin ürpertisi ile lanetler yağdırdım yüzlerce yıllık bu çaresizliğimize..

Bu hatırlatma ile; onurlarıyla tenden öte ölümsüzlüğü, yaşamak için yaşamanın anlamsızlığını, hasreti, acıyı bizlere yeniden sezdiren canlara gönülden teşekürler..

lion12
22.09.2007, 09:01
Bunlar gerçektende unutulmaması gereken şeyler geçmişini bilmeyen bir toplum geleceğini bilemez çünkü.

RaP_erdinc
22.09.2007, 09:04
herşeyy için teşşekkürler...

dilan_7670
22.09.2007, 10:21
Dava, Ali Şimşek, Şaziment Şimşek, Dilay Şimşek, Erkan Şimşek, Gökhan Şimşek, Şenay Şimşek ve Hakkı Yılmaz, Hüseyin Kopal, Cemal Poyraz, Hacer Baltacı, Mustafa Tunç, Mahmut Engin, Arslan Bingöl, Veli Kaya, Mehmet Gürgen, Çiçek Yıldırım, Hüseyin Sel, Mukaddes Gündüz, Sabri Puyan, Zeynel Abit Çabuk, Aynur Demir ve Aligül Yüksel (“başvuranlar”) isimli yirmi iki Türk vatandaşı tarafından sırası ile 7 Şubat ve 12 Mayıs 1997 tarihlerinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) eski 25. maddesi kapsamında, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yaptıkları iki başvurudan (başvuru numaraları: 35072/97 ve 37194/97) kaynaklanmaktadır.

2.Kendilerine adli yardım temin edilmiş olan başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından S. Kuşkonmaz tarafından temsil edilmiştir. Bu davada Türk Hükümeti (“Hükümet”) AİHM’deki yargılama için herhangi bir Ajan tayin etmemiştir.

3.Başvuranlar, özellikle akrabalarının İstanbul’da gerçekleşen gösterilerde polisin gereğinden fazla güç kullanması sebebiyle öldürüldüğünü iddia etmişlerdir. Ayrıca, olaylara yönelik yerel soruşturmanın yetersizliği ve etkili olmamasından şikayetçi olmuşlardır. Şikayetleri bağlamında, başvuranlar, AİHS’nin 2., 6., 14. ve 17. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

4.Başvurular, AİHM’ye 1 Kasım 1998 tarihinde, 11 no’lu Protokol yürürlüğe girdiğinde iletilmiştir.(11 no’lu Protokol’ün 5 § 2. maddesi).

5.Başvurular, AİHM’nin Birinci Dairesi’ne tevzi edilmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü’nün 52 § 1. maddesi). Bu Daire içinde, davalara bakacak olan Bölüm, 26 § 1. maddenin gerektirdiği gibi oluşturulmuştur.

6.20 Nisan 1999 tarihinde, AİHM, başvuruları birleştirme ve Hükümet’e bildirme kararı almıştır (42 § 1. maddesi).

7.1 Kasım 2001 tarihinde, AİHM, Dairelerin kompozisyonunu değiştirmiştir (25 § 1. madde). Bu dava yeni oluşturulmuş olan Dördüncü Daire’ye tevzi edilmiştir (52 § 1. madde).

8. 4 Mayıs 2004 tarihinde, AİHM, başvuruları kısmen kabuledilebilir ilan etmiştir.

9.Başvuranlar ve Hükümet, esaslara ilişkin ek görüş bildirmiş (59 § 1. madde) birbirlerinin görüşlerine yazılı olarak cevap vermiştir.

10. 1 Kasım 2004 tarihinde, AİHM, Dairelerinin kompozisyonunu tekrar değiştirmiştir (25 § 1. madde). Bu dava yeni oluşturulmuş İkinci Daire’ye tevzi edilmiştir. (52 § 1. madde).

OLAYLAR

I.DAVA OLAYLARI

11.Taraflarca sunulduğu şekliyle olaylar şu şekilde özetlenebilir:

A.Genel Bilgiler

12.Başvuranların tümü İstanbul’da ikamet etmektedir.

I. Başvuru no 35072/97

13.Ali Şimşek, Şaziment Şimşek, Dilay Şimşek, Erkan Şimşek, Gökhan Şimşek ve Şenay Şimşek isimli başvuranlar, Gazi olaylarında ölen Dilek Şimşek Sevinç’in akrabalarıdır. 2.Başvuru no. 37194/97

14.Aşağıdaki başvuranlar da, Gazi olaylarında hayatını kaybedenlerin akrabalarıdır:
- - Hakkı Yılmaz, (merhum) Dinçer Yılmaz’ın babasıdır;
- - Hüseyin Kopal, (merhum) Reis Kopal’ın babasıdır;
- - Cemal Poyraz, (merhum) Zeynep Poyraz’ın babasıdır;
- - Mustafa Tunç, (merhum) Fevzi Tunç’un babasıdır;
- - Mahmut Engin, (merhum) Sezgin Engin’in babasıdır;
- - Arslan Bingöl, (merhum) Fadime Bingöl’ün kocasıdır;
- - Veli Kaya, (merhum) Mümtaz Kaya’nın babasıdır;
- - Mehmet Gürgen, (merhum) Hasan Gürgen’in babasıdır;
- - Çiçek Yıldırım, (merhum) Ali Yıldırım’ın annesidir;
- - Hüseyin Sel, (merhum) Hasan Sel’in babasıdır; ve
- - Mukaddes Gündüz, (merhum) Mehmet Gündüz’ün karısıdır.
Diğer başvuranlar, Ümraniye olaylarında hayatını kaybedenlerin akrabalarıdır:
- - Hacer Baltacı, (merhum) İsmail Baltacı’nın karısıdır;
- - Sabri Puyan, (merhum) Hasan Puyan’ın kardeşidir;
- - Zeynel Abit Çabuk, (merhum) Hakan Çabuk’un babasıdır;
- - Aynur Demir, (merhum) Genco Demir’in karısıdır; ve
- - Aligül Yüksel, (merhum) İsmihan Yüksel’in oğludur.
(alıntı)

dilan_7670
22.09.2007, 10:22
Gazi olayları

15.Gazi, İstanbul Gaziosmanpaşa’da bir mahalledir. Gazi mahallesi sakinlerinin çoğu, Alevi mezhebine bağlıdır.

16. 12 Mart 1995’te saat yaklaşık olarak 21.00’da, bir taksi içinde bulunan kimliği belirsiz bir grup tarafından Gazi mahallesindeki beş kahvehaneye ateş açılmıştır. Ateş, yaklaşık olarak beş dakika kadar sürmüştür. Halil Kaya isimli yaşlı şahıs öldürülmüş ve yirmi beş kişi yaralanmıştır. Pek çok dükkan ciddi biçimde hasar görmüştür. Saldırının failleri, taksi şoförünü de öldürmüş ve kaçmıştır.

17.Bu olaydan sonra, mahalle sakinleri, açılan ateşten sonra polisin ilgisizliğini protesto etmek amacıyla caddeye çıkarak kahvehanelerin ve Cemevi’nin 1 [1 Alevilerin sosyal ve dini amaçlı toplantılarını düzenledikleri yer.] önünde toplanmıştır. Topluluk ayrıca, yaralıların tedavi edildiği hastanelerin önünde de toplanmıştır. Yaklaşık olarak gece yarısında, grup, mahalle karakoluna doğru ilerlemeye başlamıştır. Polis panzerlerle barikat kurmuş ve akabinde cop ve tüfek dipçikleriyle gruba saldırmıştır.

18.13 Mart 1995 tarihinde, saat 04.00’te, İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü, Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı’na gitmiş ve olaylara son vermeleri için topluluk liderleriyle bir toplantı yapmıştır. Göstericiler sakinleşmeye başlamıştır.

19. O esnada, iki panzer göstericilere yaklaşmış ve onlara ateş açmıştır. Akabinde ise Mehmet Gündüz olay yerinde öldürülmüş ve on kişi yaralanmıştır.

20. 13 Mart 1995 sabahı, çevre mahallelerden binlerce kişi göstericilere katılmıştır. Başvuranlara göre, hiçbir terörist provokasyon olmamıştır. Bazı göstericiler polis barikatlarına taş ve bozuk para atmaya başlamıştır.

21.Saat 11.00’de polis, barikatların arkasından ateşe başlamıştır. Göstericileri hedef alan nişancılar çevredeki binalara yerleştirilmiştir. Ateş sırasında, Fadime Bingöl ve Sezgin Engin öldürülmüş ve kimi göstericiler de yaralanmıştır.

22. Bu iki kişinin öldürülmesi, tansiyonu artırmış ve göstericiler saat 14.00’de polis barikatlarına doğru ilerlemeye başlamıştır. Barikatların arkasında, yolların kenarında ve bazı binaların üzerinde bulunan üniformalı ve sivil polisler yoğun ateşe başlamıştır. Yaklaşık yirmi dakika boyunca, polisler, olay yerinden kaçmaya çalışan birkaç göstericiyi kovalamış ve vurmuştur. Zeynep Poyraz, Dilek Şimşek Sevinç, Ali Yıldırım, Reis Kopal, Mümtaz Kaya, Fevzi Tunç, Hasan Sel, Hasan Gürgen, Dinçer Yılmaz ve Hasan Ersürer vurularak öldürülmüşlerdir. Yüzden fazla kişi yaralanmıştır. Polis, göstericilerin yaralıları hastaneye götürmesini engellemiştir.

23.Aynı gün saat 15.15’te, polis, Halil Kaya ve Mehmet Gündüz’ün cenazesine katılan kalabalığa saldırmıştır. Bölgeye askeri takviye gönderilmiştir. Başvuranlar, grubun askerlere karşı gösteride bulunmadığını belirtmiştir.

24.Saat 16.00’da bölgede sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir.

25. Bu olaylarda, kahvehanedeki Halil Kaya isimli şahıs ve ayrıca taksi şoförü dahil olmak üzere toplam on beş kişi öldürülmüş ve 276 kişi yaralanmıştır.

2. Ümraniye olayı

26.Gazi olayları, ülke çapında infiale sebep olmuş ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinde polisin davranışının kınandığı birkaç gösteri yapılmıştır.

27.15 Mart 1995 tarihinde, İstanbul Ümraniye’deki Mustafa Kemal Mahallesi’nde büyük bir grup toplanmıştır. Grup, Gazi olaylarında öldürülenlerin cenazelerine doğru ilerlemeye başlamıştır.

28. Aynı gün saat 14.30’da, kalabalık, bir ilkokulun dışında bulunan alanda polis tarafından kurulmuş olan barikatla karşılaşmıştır. Bazı göstericiler barikatlara taş atmaya başlamış, bunun üzerine herhangi bir uyarıda bulunmaksızın üniformalı ve sivil polisler kalabalığa ateş etmeye başlamıştır. Gruptan kimse ateşe karşılık vermemiştir. Polis memurlarından hiçbiri öldürülmemiş ya da yaralanmamıştır. Ateş esnasında Hasan Puyan, İsmihan Yüksel, İsmail Baltacı, Genco Demir ve Hakan Çabuk öldürülmüştür. Yirmiden fazla kişi yaralanmıştır

dilan_7670
22.09.2007, 10:22
Hükümet tarafından sunulduğu şekliyle olaylar

29.Gazi Mahallesi’nde beş kahvehaneye ateş açıldığı haberi üzerine, polisler olay yerine intikal ettirilmiştir. Polisler kahvehanelerin önüne geldiğinde, polis aleyhine slogan atan kırk kişilik bir kalabalıkla karşılaşmışlardır. Grup, polis araçlarına saldırmış ve polisler soruşturma yürütememiştir. Bunun üzerine takviye güç istemişlerdir. Takviye güvenlik güçlerinin gelmesini takiben, polis soruşturma yapmış ve yaralılar hastaneye gönderilmiştir. Aynı zamanda, çevreden bazı kişiler gösterici gruba katılmıştır. Birlikte slogan atmış ve polise taş ve bozuk para atmaya başlamışlardır. Bazı göstericilerin ellerinde yangın bombası bulunmaktaydı. Çevreden gelenlerin eklenmesiyle, kalabalık genişlemiş ve Gazi Karakolu’na ilerlemeye başlamıştır. Birçok işyeri ve araç ateşe verilmiştir. Gruptaki bazı maskeli adamlar tarafından polislere yangın bombaları atmaya başlamıştır. Kalabalığın daha ileri gitmesini engellemek amacıyla, polisler barikat kurmuştur. Güvenlik güçleri kalabalığa durmaları için sözlü uyarıda bulunmuştur. Daha sonra ise kalabalığı dağıtmak için tazyikli su ve cop kullanmıştır. Kalabalığı dağıtamayınca havaya uyarı ateşi açmışlardır. Ancak, kalabalık, güvenlik güçlerine doğru ilerlemeye devam etmiş ve yangın bombalarıyla panzerlere saldırmıştır. Gazi Mahallesi’ndeki isyan iki gün sürmüştür. İkinci günün sonunda bölgede sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. İsyan sırasında 13 kişi ölmüş ve 195 kişi (152 mahalle sakini, 36 polis memuru ve 7 asker) yaralanmıştır.

30. 12 Mart 1995 olaylarında sonra, güvenlik güçleri, Ümraniye’de olası isyan olaylarına ilişkin istihbarat raporları almıştır. İstenmeyen olayları önlemek amacıyla, 14 Mart 1995 tarihinde Ümraniye İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde bir toplantı yapılmıştır. İlçe Emniyet Müdürü, mahallenin bağlı olduğu Belediye Başkanı ve Pir Sultan Abdal Derneği Başkanı’nın katıldığı toplantıya Kaymakam başkanlık etmiştir. Toplantıda durum masaya yatırılmış ve mahalle sakinlerinden provokasyona gelmemeleri ricasında bulunulmuştur. 15 Mart 1995 sabahı, bir terör örgütünün tehditleri üzerine, mahalledeki bütün işyerleri protesto etmek amacıyla kepenk indirmiştir. Durumu tartışmak için ikinci bir toplantı yapılmıştır. Aynı gün saat 13.00 civarında Mustafa Kemal Mahallesi’nde bulunan Pir Sultan Abdal Derneği’nin önünde 1500 kişi toplanmış ve Örnek Mahallesi’ne doğru ilerlemeye başlamıştır. Güvenlik güçleri, yürüyüşün yasal olmadığını anons etmiş ve topluluğa dağılmasını söylemiştir. Grup, slogan atarak ilerlemeye devam etmiştir. Yürüyüşe katılanların sayısı binleri bulmuştur. Bazı göstericiler kırmızı bere ve atkı takmışlardı. Kalabalıktan bazı kişiler güvenlik güçlerine taş ve bozuk para atmışlardır. Tansiyon arttıkça, grup, güvenlik güçlerine tuğla ve taşla saldırmaya başlamıştır. Güvenlik güçleri önlemler almış ve bir güvenlik hattı belirlemişlerdir. Biraz sonra, gruptan silahlı kişiler, güvenlik güçlerine ve kalabalığa ateş açmıştır. Güvenlik güçleri havaya uyarı ateşi açmış ve saldırı durmuştur. Yaralılar derhal hastaneye kaldırılmıştır. Yaralılar götürülürken, kalabalık slogan atmaya ve sığınakların arkasında taş atmaya devam etmiştir. Ayrıca lastikler yakılarak trafik de engellenmiştir. Askeri güçler olay yerine intikal etmiş, sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve mahalleye giriş çok sıkı denetim altına alınmıştır.

31.Olayları takiben, yerel merciler olayları derhal soruşturmaya başlamıştır. Birkaç görgü tanığı ifadesi alınmış, otopsi yapılmış ve yaralı ve ölü kişilerin vücutlarından çıkarılmış kurşunlar balistik incelemeye gönderilmiştir. 26 ve 31 Temmuz, 11 Eylül ve 15 Kasım 1995, 27 Ekim 1997 ve 12 Ekim 1999 tarihlerinde İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından yedi balistik inceleme raporu hazırlanmıştır. Bu raporlara göre, kurbanların vücutlarından çıkarılan kurşunların hiçbiri, iki olay esnasında görev yapan güvenlik güçlerinin silahlarından çıkmamıştır.

32. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca, merhumların ailelerine Nisan 1995’te, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’ndan 2.800 Euro karşılığı olan 150.000.000 TL tazminat ödenmiştir.

dilan_7670
22.09.2007, 10:23
Gazi ve Ümraniye olaylarına ilişkin yerel işlemler

1.Gazi olaylarına ilişkin işlemler

33.11 Nisan 1995 tarihinde, Arslan Bingöl, Celal Sevinç, Çiçek Yıldırım, Mukaddes Gündüz, Sabahat Engin ve Cemal Poyraz isimli başvuranlar, İçişleri Bakanlığı, İstanbul Valisi, İstanbul Emniyet Genel Müdürü ile Gaziosmanpaşa’da 12-13 Mayıs 1995 tarihlerinde görev yapan polisler aleyhine, Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcısı’na şikayette bulunmuştur. Akrabalarının, gereğinden fazla güç kullanan polislerce öldürüldüğünü ileri sürmüşlerdir. Ayrıca, polisi protesto eden kalabalığın ateşli silah kullanmadığını ve polisin kalabalığa uyarı yapmaksızın ateş açtığını iddia etmişlerdir. Polisin göstericileri dağıtmak için önce tazyikli su, daha sonra ise göz yaşartıcı gaz veya plastik mermi kullanması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Müştekilere göre, polis, Alevi mezhebine bağlı Gazi Mahallesi sakinlerinden oluşan göstericilere karşı kasten ateşli silah kullanmıştır.

34.Bu şikayeti takiben, Cumhuriyet Savcısı, olaylara ilişkin soruşturma başlatmıştır. 19 Nisan 1995 tarihinde, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu aleyhine olan şikayeti incelemek amacıyla görevsizlik kararı çıkarmıştır. İleri soruşturma yapılması amacıyla Cumhuriyet Savcısı, dosyayı İçişleri Bakanlığı’na göndermiştir.

35. 4 Temmuz 1995 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, İstanbul Emniyet Genel Müdürü Necdet Menzir hakkında takipsizlik kararı çıkarmıştır.

36. 5 Temmuz 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe aleyhine cezai kovuşturma başlatılmamasına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, İçişleri Bakanı olarak Menteşe’nin, iddia edilen olaylara ilişkin yasal sorumluluğu olmadığını belirtmiştir.

37. Aynı gün, Cumhuriyet Savcısı, Dinçer Yılmaz, Sezgin Engin, Mümtaz Kaya, Hasan Gürgen, Hasan Sel ve Hasan Ersürer’in ölümüne ilişkin soruşturmayı, diğerlerinden ayırmaya karar vermiştir. Buna paralel olarak bu dosya, 1995/6570 olarak numaralandırılmıştır.

38. 10 Temmuz 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, 12 ve 13 Mayıs 1995 tarihleri arasındaki gösterilerde görev yapan yirmi polis hakkında Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’ne iddianame sunmuştur. İddianame, Dilek Şimşek Sevinç, Reis Kopal, Zeynep Poyraz, Fevzi Tunç, Fadime Bingöl, Ali Yıldırım ve Mehmet Gündüz’ün ölümü ile ilgili idi. Cumhuriyet Savcısı, iddianamesinde, görgü tanıklarının ifadesine, sağlık raporlarına, polis ve otopsi raporlarına, video kayıtlarına ve gazete kupürlerine atıfta bulunmuştur. Gazi Mahallesi’ndeki kahvehanelere yapılan saldırının ve yasadışı örgütün provokasyonunun ardından, mahalle sakinlerinin polise karşı direniş gösterdiğini ifade etmiştir. Kalabalık, slogan, taş ve yangın bombaları atarak mahalle karakoluna ilerlemiştir. Gruptan bazı kişiler polislere ateş etmiştir. Kalabalık, Aleviler ve Sünniler arasında nefret yaratmak amacıyla slogan atmıştır. Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, göstericileri dağıtmak amacıyla polis panzerlerinden ateş açıldığını ve bunun sonucunda Mehmet Gündüz’ün vurularak öldürüldüğünü belirtmiştir. Adem Albayrak isimli bir polis, Ali Yıldırım, Dilek Şimşek Sevinç ve Fadime Bingöl’ü vurarak öldürmüştür. Kimliği belirlenemeyen başka bir polis memuru ise, Reis Kopal’ı vurarak öldürmüştür. Adem Albayrak’la birlikte Mehmet Gündoğan, Zeynep Poyraz’ı vurarak öldürmüştür. Cumhuriyet Savcısı, polis memuru Gündoğan ile birlikte, panzerdeki polis memurlarının, Feviz Tunç’u vurarak öldürdüğünü iddia etmiştir. Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun 448. maddesi uyarınca adı geçen polis memurlarının kasten adam öldürmekten yargılanmalarını talep etmiştir.

39.Mukaddes Gündüz (Mehmet Gündüz’ün karısı), Mustafa Tunç (Fevzi Tunç’un babası), Çiçek Yıldırım (Ali Yıldırım’ın annesi), Cemal Poyraz (Zeynep Poyraz’ın babası), Celal Sevinç (Dilek Şimşek Sevinç’in kocası), Ali Şimşek (Dilek Şimşek Sevinç’in babası), Hüseyin Kopal (Reis Kopal’in babası) ve Aslan Bingöl (Fadime Bingöl’ün kocası), işlemlere müdahil olmuştur.

40. 13 Temmuz 1995 tarihinde, Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi güvenlik gerekçesiyle davayı başka bir şehre nakletmeye karar vermiştir; zira davanın görüldüğü yer olayın meydana geldiği yere çok yakın idi.

41. 15 Ağustos 1995 tarihinde Yargıtay, Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını onamış ve davayı İstanbul’a yaklaşık olarak 1000 km uzaklıkta olan Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakletmiştir.

42. 11 Eylül 1995 tarihinde, Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi tensip duruşması yapmıştır. Birkaç mahkemeye, elli görgü tanığının ifadesinin alınması amacıyla istinabe müzekkeresi göndermeye karar vermiştir. Ayrıca, diğer 250 görgü tanığının sözlü ifadesinin alınmasının daha sonraki bir safhada mütalaa edilebileceğine karar vermiştir. Son olarak, Cumhuriyet Savcısı’ndan, olaydan sonra ülkede başka yerlere gönderilmiş olan yirmi polis memurunun mevcut adreslerini bulmasını talep etmiştir. Davanın incelenmesini 15 Kasım 1995 tarihinde kadar ertelemiştir.

43. 15 Kasım 1995 tarihinde, Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi, polis memurlarına yönelik cezai işlem başlatılması için iddianamede İstanbul İl İdare Kurulu’nun izni olmadığı gerekçesiyle yargılamayı durdurmuştur. Dolayısıyla, dava dosyasını Memurin Muhakematı Hakkında Kanun uyarınca İstanbul Valiliği’ne göndermiştir. Başvuranlar, bu kararla ilgili olarak Yargıtay’a itiraz dilekçesi vermişlerdir.

44. 8 Ekim 1996 tarihinde, Yargıtay, Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nin yargılamayı durdurma kararının nihai karar olmadığına ve şu halde,Yargıtay’ın bu temyiz başvurusunu inceleme yetkisinin bulunmadığına karar vermiştir. 15 Ekim 1996 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, bu karara itiraz etmiştir

dilan_7670
22.09.2007, 10:24
Dava, Ali Şimşek, Şaziment Şimşek, Dilay Şimşek, Erkan Şimşek, Gökhan Şimşek, Şenay Şimşek ve Hakkı Yılmaz, Hüseyin Kopal, Cemal Poyraz, Hacer Baltacı, Mustafa Tunç, Mahmut Engin, Arslan Bingöl, Veli Kaya, Mehmet Gürgen, Çiçek Yıldırım, Hüseyin Sel, Mukaddes Gündüz, Sabri Puyan, Zeynel Abit Çabuk, Aynur Demir ve Aligül Yüksel (“başvuranlar”) isimli yirmi iki Türk vatandaşı tarafından sırası ile 7 Şubat ve 12 Mayıs 1997 tarihlerinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) eski 25. maddesi kapsamında, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yaptıkları iki başvurudan (başvuru numaraları: 35072/97 ve 37194/97) kaynaklanmaktadır.

dilan_7670
22.09.2007, 10:26
işte devletin Alevilere bakış açısı.daha fazla söze gerek varmı.ölenlerin hiçbirinin vucudundan çıkan kurşunlar görevli polislere ait değilmiş.bunlar işte bu kadar yüzsüz bu kadar .....

MısriKız
22.09.2007, 15:47
okurken bir kez daha arttı kinim nefretim sorarlar bir gün sorarlar

sausen
22.09.2007, 16:01
Merhaba,

Gün gelecek bütün katliamların hesabı sorulacak.
Ve direnen halklar elbet kazanacak...

Her şeye rağmen;

Urfalı
22.09.2007, 16:33
Nefretle, öfkeyle kınadığım bu olayların sürekli anılarda canlı tutulması için yapılan bu açıklamalar çok önemli.
Teşekkürü bir borç biliyorum.
Ayrıca,
Gazi mahallesindeki mezarlık, benim zaman zaman ziyaret ettiğim, bilmeyenleri alıp götürdüğüm önemli yerlerdendir.
Gitmeyen, görmeyen varsa mutlaka ziyaret etmeli. Devrim yolunda can verenleri unutmayalaım. Unutturmayalım dostlar.

ulasirmola
22.09.2007, 18:37
geçmişteki yaşadığımız katliamların hatırlamak birbirimize bağlılığımız ve mücadelenin ruhu açısından değerli.ama kendi adıma iki şey acı veriyor.birincisi bunları hatırladığımda tüm insani duygularımı unutup kin ve nefretim katlanıyor.ikincisi ise bunların hesabını soramadığımız için çektiğim acı.
bu insanların canına kıyanlar aramızda dolaşıyo üstelik vatan kahramanı olarak.neden böyle neden gerçek vatanseverler hain ilan edilirken pislikler ve gerçek hainler kahraman oluyo bu ülkede.ama umudunuz umudumdur ve bu faşist zihniyetten ve onların uygulayıcısı faşistlerden bir gün ama bir gün hesap sorulacaktır.onlarında geberdiği günleri görürsem ölüm hoş geldi sefa geldi