Orijinalini görmek için tıklayınız : Uzaktaki Sevgiliye (Toprağa Attığın Ben)
Giderken sen, “Unutma!.. ben seni yeniden toprağa doğ diye bıraktım. Bir gün öyle bir filizlenip, dallanıp, olgunlaşacaksın ki, sen bile şaşıracaksın. Ben hiçbir kimseye böyle özenmedim, çocuğum gibisin ...” diyordun .
Evet papatyam, toprağa attığın filizin, yeniden doğdu, dallandı fakat ne kadar olgunlaştı bilmiyorum. “Kolay olmamalısın” diyordun, “Varsın ulaşılmaz görsünler” diyordun ... Bense kendi halimce acabalar içerisinde, yeniden çizmeye gayret gösterdiğin resmime, alışmaya çabalıyordum, şaşkınlık içerisinde ...
Kuşkusuz hayatıma kattıkların tartışılmaz gerçekler, “Gözlerin, saçların, sözlerin, duruşun, salınışın, ana sıcaklığında ki şefkatin, ya yüreğine ne demeli; bir anda hiç yoktan yere, öfkeyle ortalığı kasıp kavuran, diğer bir yanda, kor ateşler içerisinde yanarken bile, hiç düşünmeden, közlerin içine ellerini daldırıp, yanmacasına ateşleri avuçlayıp, sevgiyi kadife sıcaklığında insanlara sunan bir yürek. Duygusallığın, mantığın, ellerin, ruhun ve sayamadığım pek çok güzel yanların” şimdi düşünüyorum da keşke yanımda olsaydın neyse...
Evet hayatıma kattıkların tartışılmaz gerçekler. Peki ya benden götürdüklerin, hiç bunları düşündün mü? Poyraz eserdi başımın üzerinde, yel gibiydim, uçardım, esti mi alır başımı giderdim, enginlere sığmaz taşardım, fark etmez uzakmış yakınmış, yüreğimi dinler vururdum incemi yollara, sevda ağrı dağının tepesindeymiş, hiç umurumda olmaz, yalınayak tırmanırdım, gün yirmi dört saat derdim, sev sevebildiğin kadar, her saniye, her dakika; milim, milim yaşa sevgiyi, aşkı, hayatı ... her şeye rağmen insanları daha çok sevmeli, biz kardeşiz derdim, insanlığın sorunu benim sorunum yaralara merhem olmalı, çözmeli, anlamalı, korumalı derdim, ayırt etmeden insanları doğru bilirdim, bağışlardım, severdim, yüreğimin sarp yamaçlarında gezer dururdum, bıkmadan tükenmeden, şiirler yazardım, türküler söylerdim, dergahlarda molalar verirdim, dualar ederdim, yahu insanları çok severdim, merhaba derdim, beni anlarlar, benden asla zarar gelmez derdim ... derdimde bazen kızardın .
Ey!.. sevgili; zaman, zaman hasretin yüreğimin baş ucuna bağdaş kurup oturuyor, öylece beni seyre koyuluyor, uzanıyorum tutamıyorum. Seyretme, gel ne diyorsan söyle diyorum, mümkün değil aldırış etmiyor ... Senin hasret yanını hiç sevmedim ...
Şimdi dalkavuk zamanların, pişkin yansımaları ile karşılaşıyorum, çörek otu kokusundan uzak, yamaçlardan akan; şırıl, şırıl mutluluk şarkılarına hasret, tebessüm yüzüme kalleş, bilmek zorunda olanların bile bilmediği mekanlar kardeş, kendi içimde inceme bir yer arıyorum, bulamıyorum ...
Peki şimdi ne olacak? Yeniden filizlensin, yeni baştan oluşsun diye toprağa attığın ince ne yapacak? Kime akacak? Yüreğinin yoksulluğunda hangi limana sığınacak yada hangi karaya vuracak? Offf !.. Sevgili oldu mu şimdi ?...
Bazen anlattıklarına hak vermiyor değilim, haklısın anlayan anlasın ama olmuyor papatyam ... Sadece yüreğimi senin bilmen yetmiyor ki ... Yoksun ki ... Nasıl kaş kırarım, yüz çeviririm? Nasıl on adım uzakta kalırım? Nasıl memleketimde bunca insan haksız yere şehit düşerken, sessiz kalabilirim ki ?.. Ağlayan, iki satır yazıp yüreklerine bir hoş seda duymak isteyen gönüllere off!... diyebilirim ?.. bağışla be sevgili !.. yine sözlerine aldırış edemiyorum, yaşamak bana hep bir gömlek fazla geldi. Üzülme be sevgili !.. yazdıklarıma bakma, bu karamsar adam ne anlatıyor yine deme, biliyorsun ben hayatı hep ajitasyon ederdim, aşkın içinde bile hep keder arardım, maalesef tema ayrılıktan dem vururken, ölümü işlememem, biraz ölüme haksızlık olurdu. Biliyorum, yaşamak her şeye rağmen çok güzel ve şu satırları yazamayacak kadar çok kısa ...
Hasretinde söylediklerini aklımdan hiç çıkarmadım, zaman zaman, sana kızdım, hiddetlendim, uzaklarda oluşuna ağladım, lüzumsuz bir çok laf ettim. Sazların teline, türkülerin rengine, yamaçlardaki geçmişimize daldım, sızım sızım ağladım, merak etme kimse görmedi, görmeyecekte. Bir gün milyonların önünde, seni ne çok sevdiğimi haykırırsam, bil ki, o gün nergiste bir çiğ tanesiyim ...
Az kalsın unutuyordum, hani babamdan yıllar önce, bayram hediyesi olarak hatıra kalan radyom var ya, yadigara kilitli kalmışım bağışla. Şimdi O, pulsuz bir mektup yazıyor sanki kulaklarıma. “Söyle birbirimizi nasıl sevdik, saçları sırma gelincik, gözleri sürme gelincik, suçumuz neydi bizim ? Sevdik, birbirimizi deli sevdik, saçları sırma gelincik, gözleri sürme gelincik, suçumuz neydi bizim ?”
Toprağa attığın incen filizlenmişti, gürbüzleşmişti, dal yaprağa bezenmiş, en güzel çiçeklerini giyinmişti ki !.. Erken gelen yokluğunun fırtınasına kapılıp, doğduğu toprağın mistik diyarında, yağmur kokularıyla harmanlandı gitti ,maalesef üzgünüm .
Hiç Gönderilmeyen Mektuplar(Bilirmisin)Bilir misin?.. Sensiz gelen kuş sütü eksik sofranın, yüreğimdeki sancılarını... Bilir misin?.. Sensiz kararan günün bedenimdeki tarifsiz yangınlarını... Bilir misin?.. Sensiz atan şafakların ruhumdaki tahammülsüzlüğünü ve yine bilir misin?.. Sensiz aldığım nefesin, cehennem ateşini bile kavurduğunu...
Burada bir gün daha soldu takvimden, burada ömürden bir gün daha sensiz koptu gitti... Bilir misin?.. Ey!.. Sevgili, sensizliğin şehre akşam çöktüğünde ki öksüzlüğünü yada yitik bir yüreğin, yokluğunda Ankara�nın bulvarlarının, kaldırım taşlarına düşüp düşüp yerden nasıl kalktığını, ya tükenişimi bilir misin?..
Ankara bugün yine yetim, biçare... Tamamen mağlup, bir savaştan geriye ne kalırsa, ne kalmışsa aynen öyle... Yani görüntü birkaç talebenin, güzel kiralık bir vakti, birlikte geçirdikleri anın sonrasındaki bağbozumunun ta kendisi... Anlıyorsun değil mi?..
Aşk olsun bee!.. hayat, bir çift yüreğe bahşedilen kısa bir çizgideki, sayılı günlerimizin mutluluğunu çok gördün ya...
Açıklarda alabora olmuş küçük bir teknenin, asi yürekli kaptanı gibiyim, ben teknemi azgın suların koynuna hiç bırakmadım, bırakmamda, bu bana, bu benime mal olsa da... Şimdi Ankara kazan ben kepçe, birlikte çiğnediğimiz caddelerin üzerindeki ayak izlerini arıyorum, hem de pusulasız ve çizilmemiş yani rotasız... Nereye düşersem oraya doğru...
İçim sıkılıyor, en az yüreğinin şu anki ruhuna hükmettiği, arsız direniş kadar... ve düşünemeyeceğin kadar hayata yılgınım...
Bugün gazetede üçüncü sayfa haberlerine göz gezdirirken bir trajediye gözlerim takıldı. Genç daha on altısında bir kız, babasının silahı ile intihar etmiş, ilk kurşun sıyırmış, ikincisi beyninde infilak etmiş... Geride kalan birkaç satırlık mektup �SUÇUM SADECE SEVMEKTİ, HAKAN�A SORUN O BİLİR� demiş... ve geride gözü yaşlı bir aile... Tuhaf değil mi?.. Körpe bir yürek dayanamamış işte, yani biz can taşıyan iki yaban diyarın aşk çocukları nasırlaşmış bir canın yoksa yüreğin mi?.. kahramanlarıyız?.. Ne yani, biz taşmıyız?.. Ne yani ben... ben... ben... �İNSAN DEĞİLMİYİM?..�
Neyse, bilir misin?.. Ey!.. Sevgili, sensiz doğan güneşler, batan günler ne ızdıraplar içersinden geçiyor, yine sensiz günler doğar mı?.. Yine �UMUT UMUTLAR VARMI?.. YARIN DOĞARMI GÜNEŞ?..� Haa!.. Sevgili doğar mı?.. Söyleeeseenneee!... Susmaaasaaanaaa!..
Bilirim duvarlar, taşlar, dağlar gelirde dile, sen yine susar susar, susarsın... Peki öyle olsun, orda sen burada biten ben... Acep senede bir gün görmek nasip olur mu?..
Özlemimsin....
Sebebim Sensin Gitmeden Önce
Acılarımı yüreğimin bir kenarında bıraktım, unutmadım asla
Sarhoş gecelere yasladığım kopası başımı, yorgun sabahlarda zor ayılttım güne.
Kunduramın çivisi çıkmış, voltalarımın vuslatı yok. Sensiz sabahladığım gecelerin tırnakları yüzümde bir iz ve sensiz gelen günler ayrılığın katıksız şahitleridir
Şiirlerin, türkülerin ve bütün edebi sözlerin kifayeti, namlunun ucunda ki yaşamı söndüren mermiye kadar.
Dost nefesli kokan sözcükler şeytanın yancısı, kabristanlarda ayaklanan taşlar, vefasızlığın baş kaldırışı ve ruhun cesede büyük huzursuzluğudur.
Acı nedir?.. Bir kere tatsaydın, pamuk şeker helvalardan arındırılmış acı dediğin bütün şekerlerden sonra yaslasaydın kuduran gecelere başını, o zaman görürdüm yüreğinde ki asıl yaşı.
Acılarım her geçen gün yüreğimin bir kenarını daha doldurmakta, korkuyorum sevgili, umudumun gelmeyişine direnişinin tükeneceğinden. Umut nedir sevgili?.. Dayanmak nereye kadar?.. Ve ben taş mıyım sevgili?..
Sübyan DuygularSübyan duygularını benden alıp gideli, bir bardak çayın deminde iki laf etmeyeli ve sabahları arabesk bir şarkıda birlikte hüzünlenmeyeli çok oldu�
Yüzümüzü bir şişe şarap ile yıkamayalı, türkülerden fal tutmayalı ve ciğerlerimizi boğan dumanlarda sarhoş olmayalı sonra bir fincan kahve ile ayılmayalı çok oldu�
Evet arkadaş, sübyan duygularını benden alıp gittiğinden beri duvarlarla konuşur, odalar arası gelgitler de boğulur oldum.
Huzur halen yok arkadaş, teselli yine kalem ve kağıtta sonra çoğalttığım hüzün dolu yüreğimin içine kanamasında�
Şiir sesleten soluğumun küskün ifadesi halen devam etmekte, ayrılık şarkıları daha bir vurmak ta yüreğimi. Sular gün gibi bir karanlık, bir aydınlık, şemsiyem karanlığı yakalayamıyor ve ben çocuk duygularımı yitiriyorum�
Kaybettiklerimin hesabını tutmaya kalemim yetişemiyor arkadaş. Kim görse tiksiniyor yüzümden onsuz gelen sabahlarda. Kim duysa sesimi, boğup gidiyor karanlık suların altında ve kim görse gözlerimi kör edip sırtını dönüyor günün ortasında�
Anlayacağın kirletilmemiş tek bir noktam yok arkadaş. Acıya gark olan yüreğim yorgun ve parmak uçlarım hissetmiyor artık sıcağı, soğuğu, üşüyorum, gözlerim kapanmasın diye çabalamıyorum artık, günde gecede karanlık, değişen bir şey yok, yani kör olmakta bir, olmamakta arkadaş�
Perdeyi indireli çok oldu ve ben gibilere yaşayan ölü diyorlar metropollerde.
Şimdi teneke çalsan ağlarım, şimdi nasılsın?.. desen dağılırım ve şimdi sakın ne halde olduğumu sorma arkadaş, sübyan duygular benden gideli asır olmuş, antik çağdan kalma bir mumya gibiyim, kozamı çekiştirip durma, dünya bana göre değil, dokunsan doğmam, ölürüm arkadaş�
Mavi, iki hece ve tek sözcük
Mavi, bir kağıt aklığında
Mavi, doğmamış kızımın gözleri
Mavi, gelmeyecek kadınım
Ve o kadının rahminde ölü bir cenin
Mavi, keşfedilmemiş suların rengi
Mavi, kalemimin ucundan dökülen
Ve mavi dört harf
Birde sadece adı mavi
Yani maviyi çağrıştıran�
Anlayacağın mavi boğulalı çok oldu arkadaş ve ben hep siyahım, mavim öleli, sübyan duygularım gideli çook oldu çok ve iki bardak çayın deminde laflamayalı, arabesk bir şarkıda doyasıya hüzünlenmeyeli çok oldu çook arkadaş�
Uzaktaki Sevgiliye (Duygu Köşem)Şimdi yüreğim açık artırmada üç paraya satıldı. Ağladım, böyle olmak zorunda mı?.. Niçin diri diri kabre offf!.. bee kuzum, çok mu?.. bana haram mı?.. senli gelecek, offfff!...
Yolları gözlemekten, sesine kulak kesmekten, beynimde düşünmekten, ellerimde ellerini aramaktan, hiç usanmadım, uslanmadım da...
Soluveren koydum adını, hüsran belledim, ziyan serpeleştirdim, kara baht ektim, ne yaptımsa aşkımızı yeşertemedim. Sen hiç bitmedin ama ben çok öldüm...
Yaralıyım gönül bahçemin her yeri çorak, sahralarda kaybolalı çok oldu, vahaya ulaşmak imkansız gibi. Neyleyim vurulmuşum, bir kere esir düşmüşüm, acıları yaren, hicranları makbul bilmiş, güneşin altında üşümekten keyif almışım . Anlayacağın yine vakur, aklı başında bir adam resmi çizemiyorum. Dedim ya, bu yolda usanmadım, uslanmadım da...
Aldırma diyorsun, aldırmıyorum aldıracak bir halde değilim, üzülmüyorum, üzülmek geçmişte, o şarkı çalıyor �ÖPÜŞTÜM RESİMLERİNLE� ilk ayrılık ateşi gibi, yakıcı...
Lütfenler den usandım, haklısın belki de bıktım, bu savaştan yoruldum. Dilinde sözde gaziyim, haberin yok!... yüreğine şehit düşmüşüm. Her şeyden vazgeçtim, seni sevmekten asla!...
Ah!.. Nergisim ah!... Gönül yavru maraldır, dağda garip yabandır, aldırma bunlar geçmiş yaradır, Allah�a gönderdiğim dua gibisin.
Yine bir sürü saçmaladım, neyse duygular işte böyle, hayat akıp giderken, zamanlı zamansız duygu esnemeleri insanı bazen tutarsız bir ruh hali içerisine sokuyor... Gönül bültenimde ki duygu köşem, bugün biraz çalkantılı, yani alacalı, yani tuhaf, yani yine saçmalıyorum.
Nergisim bir başka duygu esnemesinde görüşene değin, şimdilik hoşça kal, sana yine yazarım...
Seni Seviyorum(2)Vakit ömrüme dar ağacını çoktan kurdu, sen ne söyler söyle�
Dizginlenemeyen ben, dört taraftan gem vurulmuş gibiyim� Ağzım burnum kanlar içinde sen gideli�
Seni kaybedeli ne hissettiğimi bile bilmiyorum sevgilim. Benim güzel sevgilim, ömrümün manası asıl gerçeğim. İnan ki ben bende değil, İnce o bildiğin İnce değil.
Yıkılan sokakların sabahlarında, güneşin bunaltan yollarında, kan ter içindeyim. Sarhoşum sana sevgilim.
Ne zor şeymiş seni kaybetmek� Mutlu musun oralarda, yaban diyarlarda üşür müsün yoksa?.. Sesimi duymaz mısın?.. Beni gerçekten anlamaz mısın?.. Kıvır kıvır altın sarısı saçlarını sabahları yine tarar mısın?.. Yine ballı ceviz yer misin sevgili?..
Öff be sevgili, neden kavuşamadık ki?..
Ne vardı bu sokaklarda ve ne vardı aramızda çözemediğimiz?...
Aslında ne çok seviyordum seni�
Ama sen�
Neyse sevgili, sen bu havalara aldanma, üstünü sıkı giyin, geceleri ansızın serinleşir, battaniyeni sırtına almayı, camını kapatmayı sakın unutma�
Seni seviyorum sevgili�
Seni seviyorum�
Eskisinden daha deli�
GözlerinMevsimi yok zamansız solan çiçeklerin
İki gözümün önünden kayıp giden gözlerinin insafı yok, gözlerim kör oluyor, gözlerinin gördüğü yok.Bakmasaydı bir kez, bir kez görseydi, bir kez güneş gibi doğsaydı, karartmasaydı dünyamı son bir kez
Yürüdüğüm yolların altında yüreğim, üstünde bedenim ve gözlerimde görmeyen gözlerin çürüyor. Tütünsüz kaldığımdan bu yana ciğerlerimi içiyorum, her adımda biraz daha parçalayarak
Gitmeseydin keşke, kırmasaydın aşkın kalemini ve bir kez sarılsaydın kopası boynuma sonra düşmeseydim avare gönlümle yollara. Yollar Ah!.. Bu yollar, yönümü şaşırtan, ismimi unutturan, yüreğimi çürüten yollar. Hangi kapıya çıksa sen yoksun, yalancı, hilekar ve hal bilmez yollar.
Uçurtmamın adı ve ona yolladığım mektuplarımın bir anlamı yok artık. Gökyüzünün rengi maviymiş, siyahmış, beyazmış ve ben bin bir gecedir uykusuz kalmışım yedi dağın arkasında, hiçbir önemi yok. Sen gittin ya, mevsimsiz açan bir çiçek gibi soldun ya gözlerimde, inan yaşamışım, ölmüşüm hiçbir manası yok.
Soldurmasaydın keşke, o uçurumun kenarında bırakmasaydın ellerimi ve keşke, bakan değil, gören gözlerle dokunsaydın gözlerime bir kere...
Hep bu zamansız gidişlerin öldürüyor
Aşkla terk edişlerin
Bir sokağın tam ortasında gülüşlerin
Güldürüyor taş duvarları
Ve mevsimsiz açan bütün çiçekleri
bikana kadar okuyun
butun yazilarimizi buraya yazicam buradan takip edeiblirsiniz
heralde kimse okumamis:)
biraz başlarda üşendim okumaya ama..
baktımki okudukça kaybediyorum kendimi..
bütün yazıları okudum...
bu kadar etkileyici..
olacağını düşünmemiştim..
içimdeki durgun denizini bu kadar dalgalandıracağını..
hiç beklemiyordum..
çok teşekkürler paylaştığın için..
Seni kaybedeli ne hissettiğimi bile bilmiyorum sevgilim. Benim güzel sevgilim, ömrümün manası asıl gerçeğim. İnan ki ben bende değil, İnce o bildiğin İnce değil.
HEPSİ ÇOK GÜZELDİ AMA EN ÇOK BU MISRALAR DUYGULARIMI HAYLİ PERÇİNLEDİ GERÇEKTENDE ÇOK GÜZELDİ ANLATILMAYAN DUYGULAR DİLE GELMİŞ SANKİ
ELLERİNE SAĞLIK PAYLAŞIMIN İÇİN SAĞOL
baya duygu yüklüydü yine...
sagol, paylastigin icin. devamini takip edecegim.
Haziranlar Gelmedi
Deli bir rüzgar gibi esip yüreğimden geçsen bu gece ve bu gece güneş hiç doğmasa. Yıldızlara yükselsek, tepe taklak olsak sarılmaktan, şafak bu gece gelip çatmasa…
Uzun zamandır sana yazmıyorum. Biliyorum bana kırgınsın. Yazmaktan öte yanında olmayı ne çok isterdim, hüzün dolu gözlerinde ki yaşı silmeyi ve sana sımsıkı sarılıp, kollarında ölmeyi ne çok isterdim, ne çok…
Hasret biter derlerdi ama her hasret bir gün biter. Biten neydi ömrümüzde, hasret mi?.. Hayır asla!.. Bitmek bilmeyen vuslat anını görmeyen upuzun bir yoldu bizimkisi, kavuşamayan dikenli bir yol…
Kış günleri daha bir delirtirdi mesafeler. Hava kapalıysa mutsuzduk olanca ve olumsuzduk bir o kadar kavuşamayan akşamlara…
Enteresan şimdi hava açık, dışarıda gürül gürül bir bahar ve yazın müjdecisi kavuran bir güneş var ama biz yine hasret akşamlarına talimiz ve akşamlara yine olumsuz…
Köşe başlarında bağıra bağıra Atilla İlhan şiirlerini Ankara akşamlarına uyarlayarak okuyorum. “Ağaçlar yaza hazırlanıyor, bu şehir, o eski Ankara mıdır?.. Karanlıkta bulutlar parçalanıyor, sokak lambaları birden yanıyor, Ankara kaldırımlarında yağmur kokusu, ben sana mecburum, sen yoksun…”
Derken eski bir Türk Filmini hatırlıyorum, sen ne çok severdin, Ayhan IŞIK, Belgin DORUK filmlerini ve ne çok ağlardın o siyah beyaz film karelerine. Saatlerce baka kalırdın, omzumda uyuyana kadar ve ben saçlarını okşar, dökülen mısır tanelerini toplar, üstünü örterdim…
Soğuk kış günlerin de nasıl da sokulurdun bana, göğüs kafesimden ta yüreğime girecek gibi, üşüyen ayakların karnıma doğru yükselir, buz tutmuş burnun boynuma değerdi, ısıtırdım seni kendi halimce, üşüme ister, üzerine bir başka titrerdim.
Kırık ve küçük bir kanepe de, bekar evlerinin vazgeçilmeyen çok sesliliğinde, mutfaktan sinen yemek kokularıyla ve salonla iç içe olan antreden gelen ayakkabı kokularıyla uyur ve ne çok sarılırdık, o küçük, kırık kanepeden düşmeden birbirimize…
Gün Gelir Anlarsın O Zaman İnanırsın Gözlerime
Bir gün gelir. Bir insanı paylaşmak için yaratıldığını anlarsın. O insan yaş***** girer, kalbine, düşüncelerine, diline girer. Her şeyde onun iyiliği ve güzelliği için çırpınır durursun. Öyle bir savaşa girersin ki o insan için. Çünkü kendini paylaşmaz, sadece onu paylaşmak istersin, Çünkü senin paylaşımın söz konusu değildir. Bu aklına bile gelmez. O insanı paylaşmak için, o insan için göndermiştir seni Tanrı. Ve sen dönüp dolaşırsın o insanın kalp çemberinde, gönül evinde. Tek istediğin odur, ama bunu asla kendin için istemezsin; O insan için istersin. Ve senin uğruna ölebileceğin o insan farkına varmaz senin. Sense görmezsin bunu. Aldırmazsın ona. Elinden geldiği kadar yaşamaya çalışırsın o insanı. O insan görmez seni. Görmez, görmez, görmez...
Öyle çok görmez ki seni bırakıp gitmek zorunda kalırsın onu. Farkına varmadığı gibi senin etrafında olmanı da garipser, senin onu yaşamana engeller koyar. Seni ona terketmeye zorlar her haliyle. Sen ölürsün. Ölüp ölüp dirilirsin o zaman. Kendinle savaşım içindesindir. Ona en iyisini veremediğin için gücenirsin kendine, Tanrı'ya yalvarırsın o insan için. Acılarını yüklenirsin o insanın. Ama o insan acılarını yüklendiğini bilmez, kendi acılarında boğulup daha çok acı verir sana. Ve o kadar çok kapar ki kapılarını sana sen onu bırakmak zorunda kalırsın en nihayetinde...
Ve evet terketmek dışında bir şey yoktur sana düşen. Bir şeyin farkında değilsindir. O insana veremeyişinde boğulup kahrolurken o insan belki de sana dönmeye başlamıştır. Ve bir gün terkedip, gidersin onu. Belki de senin terkedip gittiğin gün o seni aramaya başlamıştır. Ve seni aradığı gün yanında bulamadığı için kahrolur, kızar insanlara. " İşte sen de onlardansın. Sen de bırakıp gittin. Hepiniz aynısınız" deyip küser insanlara. Oysa durumu bu konuma getiren tek şey onun seni zamanında görmemesi, gözlerini kapaması ve seni yanında istememesidir. Evet o insan terkedildiği için kahrolur ama bilmediği şey gidenin, terkedenin beraberinde götürdüğü kahırdır. Asıl o gidenin senin mutluluğun olmadığı için nasıl cebelleşmektedir kendisiyle bilmezsin. Senin onu görmemen onun için ne acıdır. Ve seni ardında bıraktığı için nasıl acı çeker bilmezsin. Evet yalnız terkedilenler değil terkedenler de acı duyarlar... Hatta belki daha çok acı duyarlar.
Ve sen sevgili... Sen beni seni terketmeye mecbur ediyorsun. Öyle çok yorgun düştüm ki seni ararken...
Evet hayatımı ve canımı koymuştum senin yoluna. Sense dönüp gittin. Sustun. Seni, paylaşmak için gönderildiğimi görmedin bile. Ben seni her halinle, her şeyinle sevmiştim.
Ama biliyorum. Gideceğim. Beni bunu yapmak zorunda bırakacaksın. Biz bir olmayacağız. Ve buna sen engel olmuş olacaksın. Gideceğim ama sanma ki sensiz gideceğim. Seni kendimle birlikte götüreceğim... Ve yaşayacağım her anımda senden olamadığım için acı duyacağım. Öylesi bir acı olacak ki bu, ölüp ölüp dirileceğim bunda. Ve sen bilmeyeceksin. Belki de sen içinden"O herkes gibiydi. Terketti beni" diyeceksin. Ben seni terketmedim. Ben seni seninle bıraktım yalnızca.
Acı duyuyorum ... çünkü ben senin ikinci senin olamadım. Ben senden bir parça olamadım. Seninle olmayı beceremedim. Sendin bana kendini yasaklayan...
Şimdi sensiz ne mi yapacağım?
Seni var oluduğundan daha çok seveceğim. Evet.. vazgeçmeyeceğim sevdamdan... Terkedilmiş olsam bile vazgeçmeyeceğim...
Bir BİR olamayacağız biliyorum...
Çünkü bunu istemiyorsun...
Öyleyse gidiyorum ben de...
Gidiyorum...
Uzaktaki Sevgiliye (Çatısız Hayaller)
Biz seninle maalesef yarınlara çatısız hayaller kurduk, gerçeklerin ortasında ne yazık ki, kanlı gibi ayrı düştük uzaklara...
Vuslata, bitimsiz, acımasız, siyah staplize yollar set çekti. Hiç yoktan ayrı düştük dağ ceylanım.
Gözlerin aklıma gelirken, gidişin her yanımda kan çiçekleri açmıştı, bütün bedenim, kökünden kesilmiş bir çınar misali , bir anda boylu boyunca uzanmıştı.
Şairin dediği gibi “ISRAR ETMEMİŞTİN KENDİNE, BENİ SEV DİYE” ve öylece de, garip nedenlerinle sırtını dönüp gitmiştin...
Geçen zaman aşkının tek bir anını bile unutturmadı, acının bir dirhemini bile silemedi, bilakis bütün devasal heybetiyle, üzerime üzerime kederleri, varil varil boşaltmakta...
Bir gün derdinin ıstırabından soyunmak istersem, bil ki ölmüşüm, yine bir gün, gül yüzünün kamaştıran ışığını söndürmek istersem, bil ki ölmüşüm ve yine bir gün, sevdanın dayanılmaz isyanına baş kaldırmak istersem, bil ki ölmüşüm, belki de ölüm daha beyazdır diye, bilinmeyen karanlık yollara, İnce’yi sürgün etmişimdir.
Artık birlikte adımladığımız Ankara’nın, taşlı, tozlu sokaklarının ve loş ışıklı bulvarlarının her karesini, bir köpek gibi eğilip eğilip öpmekten, gidişinin yollarına göz kesmekten, döner ümidiyle ufuklara dalmaktan bitap düştüğümü söyleyebilirim, fakat bu sana seni aramaktan yıldığım anlamına asla gelmesin, ben seni, şu gördüğün musalla taşında, bir gün bütün kötülüklerden ve acılardan yanarken dahi yine seveceğim ve yine seni bir başka dünyada bekleyeceğimi söylemek isterim, her şeyin daha beyaz olduğu yerde...
Özgürlüğümün Adını Ateş Koydum Anne
Özgürlüğümün adını ateş koydum anne
Ateş ki yüreğimi yakan, ömrümü hiçe sayan…
Aynaya baktığım yüzümün hüznünü
Ve kınalı ellerinin adını kül koydum…
Değişen ne var ki şu beyaz saçlarımdan
Ve geciken yaşımdan başka anne?..
Seni özlediğim her karenin adını; ateş koydum…
Rüyalarıma girdiğin gecelerin adını
Ve gözlerimden gitmeyen son bakışını
Yüreğimde çerçeveleyip ateş koydum adını…
Özlemimsin anne, yarım kalan duamsın
Damağımdaki tadım, dilimdeki türkümsün anne…
Ağlamak şu cihan sokak dedikleri yer mi olacaktı?..
Yoksa hüznümü gömdüğüm bir numaralı kapımı?..
Üstüme devrilen her akşam, özgürlüğüme
Ve yüksek rakımlı bir tepenin yüreğime zulmü anne…
Anlımda ki çizgiler ve yüzümdeki derin izler
Bu kadar anlamlı ve ben bu kadar yalnız mı olacaktım anne?..
Özgürlüğümün adını ateş koydum anne
Ateş ki anlımın seccadesi, yüz bin yıl
Ve bir yüz bin yıl daha eğilip kalksam
Özgürlüğümün dermanı yok anne…
Şimdi aklım Ege’de, yüreğim serin
Sular bu gece çok soğuk anne…
Gece mitolojiden kalma bir korku
Güneş hiç doğmuyor anne…
Cihan sokak özgürlüğümü hiçe sayıyor
Ve ben bir numaralı kapıda ölüyorum anne…
Özgürlüğümün adını ateş koydum anne
Ateş ki yüreğimi yakan, ömrümü hiçe sayan…
bi tanede siir iyi gider heralde buraya :)
İki Çay Söyle
Hadi bize iki çay söyle ...
Kalbimiz kadar kolay kırılan,
Bardaklarda olmasın ama ...
Bize iki çay söyle ...
Sana demlendiğim saatler kadar koyu
Kalbin kadar sıcak olsun
Dışarıda yeller eser aldırma
Buharı dudaklarımızda buğ****ır
Şekeri gözlerinden karışsın
Bize iki çay söyle ...
Özgürlüğümün adını ateş koydum anne
Ateş ki yüreğimi yakan, ömrümü hiçe sayan…
TEKRAR SAĞOL PAYLAŞTIĞIN İÇİN
BU SIIRI DIKKATLE OKUYU LUTFEN
Seni Seviyorum
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ?...
Şafağın her söküşünde
Saçlarından hayata asılmamın tek nedeni sen varsın
Unutma!...sana tutku halinde bağlanmam için
Milyonlarca sebebim var....
Şu çirkef dünyada tek parıltı sensin
Ünlü bir heykeltıraşın ıspatulasından çıkmış gibi
Fakat...sönük bir parıltı değil..
Güneşin tüm ışıklarını silik bırakan bir parıltı
Şu kuru ayazda içimi yakan bir volkan gibisin
Cayır cayır esiyorsun
Yüreğime işleyerek..
Sonrada çekip gidiyorsun
Ne zaman yaktığını ne zaman geldiğini fark etmeden...
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ?...
Saçlarını gözlerini ....seni düşünmekten başka bir şey gelmiyor içimden..
İnan öyle tabi bir duygu ki...
Yüreğimin kuyularında
Sanki dünyaya gözümü açtığımdan buyana var..
Biliyorum bu duygu ortaya çıkmak için seni bekliyordu...
Olmadığın bir anı çektiğim nefesi önemseyemiyorum...
Sensiz...bu yalan çorak alemde olmaktansa
BİTİŞİMİN...soğukluğuna Asılmayı
ASLA!...saçlarından hayata asılmamaktansa
Şu iğrenç çirkef dünyaya sırtımı dönmeyi Akıl bilirim...
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ?...
Kulağımda ne zaman bir aşk şarkısı işitsem
Melodilerde sen akıyorsun
Ne zaman nostalji bir aşk şiiri okusam
Damlayan mısraları hep ama hep..
Saçlarını gözlerini getiriyor bana..
Bilmelisin...her an yanımdasın
Seni hissetmem görmem için bir an düşünmem yeterli..
Zannedersem ilk defa bir kızın kokusu yüreğimde fırtınalar estiriyor..
Kendi kendime Ferhat'ın aslıya aşkındaki gibi
O damı..bu tatlı ten kokusuyla avare olmuştu diyorum...
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ?...
Gözlerinde ki milyonlarca parıltı
Karanlığın zulüm yanını darmadağın edip geçiyor
Seni süzerken, kendimi güneşi yukarılardan seyrediyor gibi hissediyorum...
Ruhum sana ait
Hiçe sayıp kaldırıp bir kenara atabilirsin
Yüreğinin içine de alabilirsin
ALLAH'IM!...
Bebişimin yüreğinin en derin kuyusunda olmak istiyorum...
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ?....
Belli sen busun
Fakat sen beni
Ben olduğum...öyle yada böyle olduğum için seviyor musun...
Söyle bunu kim bilir
Saçlarını okşamayı
Saçlarımı okşamanı
Boynuma atılışlarını..buselerini
Tenini koklamayı
Sarılıp sarılıp kopmalarını
Seni seviyorum
Bir yıldız gibi gözlerimin önünden kayıp giderken
Sahte dünyada cennette gibiyim
Sadece bir vakit elimde tutuyorum o cenneti
Bilmem bir müddet sonra ne olacak
Kim bilir rezil edip kopup uçup gitmiş olacak
Seni SEVİYORUM
NEDEN Mİ?...
Bir çok kız için ısmarlama şiirler yazmıştım
Bu bana hep ters gelmişti..
Fakat şu an
Senin için binlerce dize yazsam az geliyor...
İçimde hep bir ülkü var
Bilmem...kim bilir bu şiiri yanından hiç ayırmazsın
Yada beraberinde kan kırmızısı bir gül goncasını..
ALLAH tüm güzellikleri yaratırken
Eminim seni en nadidesi olarak yaratmış
Kır çiçeklerinden güzel
Gülden narin
Menekşeden şeker
Kardelenden daha güzel kokulu
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ?..
Eşsiz haline huriler gıpta ediyor
Sahte alemde ise
Beşeriler arasında..
Zannedersem...bir ben...yada bir iki şanslı..
Bu güzelliği algılayabiliyor..
Ömür bitene kadar
Mahvolana kadar
Yanında kollarında saçlarında asılı kalsam
Bunu hissediyorum bu bir işkence olur
En çok yüreğinde senle olamadığım için
Seni Seviyorum
Neden mi?...
Hayal mayal olsa dahi
Düşüncelerimde aklımda seviliyorum fikri bile
Senin gibi eşsiz bir varlık tarafından beğenilmek sevilmek
Bu budalayı ömrü boyunca mutlu edebilecek kadar,
Muhteşem,eşsiz,güzel ve bir o kadarda ASİL...
Tatlım bebişim seni anlatmaya bak mısralar bile yetmiyor..
Düşünüyorum şu yalnızlığımı gün ışığına atmadığım odamda
Acaba kaç insan seni sana dünyaya anlatmak için
Milyonlarca dizeler yazdı....
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ?...
Bir tebessüm ay ışığında,tek aydınlığım
Bana her şeyi ama her şeyi bir kenara attırıyor
Gülüşünde,gözlerinde,takılıp kalıyorum
Sadece izleyip tadını çıkartma duygusu alevlendiriyor..
Ah!..bebeğim..seni seviyorum
Bak her şey yetersiz
Bu kadar nedenin ardına bile
Seni ne çok sevdiğimi
Ne çok saçlarında asılı kalmayı
Kollarında uyumayı
Sana dokunmayı...
Gözlerinde tutuklu kalmayı anlatamadım....
Sana Yalnız Sana
Sana karaladıklarım, bana en ait olandır aşkım, o yüzden sana her gün yazıyorum, hep de yazacağım..Seni en güzel bu zamanlarda yazarken anlatıyorum, o yüzden bana aitliğin artıyor, o yüzden sana daha çok yazıyorum yazılarımı.. benimle beraber yok olacak onlar da galiba.. çünkü yazarken kimsenin beni anlamasına ihtiyaç duymuyorum.. belki yarın bu yazdıklarımı okurken ben bile anlamayacağım ne yazdığımı..Beraber okuyoruz ya seni öperken:)
Bugün iyi değildim değil mi ?Öp de kendime geleyim..İyi oldum bak şimdi.. İnsanların kendi doğruları ve kendi yanlışları olmalı, gerektiğinde gözü kapalı girdiğin kavgadan, gerektiğinde özür dilemeyi bilerek çıkman gerekebilir.Bu duruma düşmek istemiyorum.. Bazen küçük bir su birikintisinde boğulabilir insan, ya da boğazına düğümlenen sözcükleri söyleyemez, hecelere böler, böler parçalar yutar. Oysa ki neler gizlidir o sözcükler de. Gücü yetmez, sınırları kısıtlıdır, yüreği kocamandır ama sözcükler yeterli gelmez, heceler izin vermez. Kimi zaman komedyen olur, kimi zaman dram oynar, orta yolu yoktur, ya da o bulamaz..İşte O benim.. Hayat benimle oyun oynuyor, kurduğu dengeleri yok etmek gibi…Sen olmasan …ben ne yaparım.. Umudumsun,yarınımsın,
tebessümümsün sen benim. Bir çift yürek,bizim yüreğimiz.Coşkulu, çekingen, ürkek,birazcık da ahlaksız.. Yarısı senin yatağımın ,gecemi paylaşıyorum yazdıklarımla tatlı kadınım..
Fırtınalar var yüreğimde D........yüreğim ellerimde.. Yüreğim seninle,yüreğim yorgun…Bugünkü suskunluğum yorgunluğumdandır birtanem. Bedenim durdu bugün bir köşede odamda ama ruhum seni izledi sessizce gün boyu..Farkettin mi giderken sessizce sevdamı bıraktım usulca avuçlarına..Seni öylesine seviyorum ki.. Sen istediğin müddetçe dudaklarım değecek dudaklarına… Sözlerimde sana olan sevdam ,yazdıklarım yüreğim olacak,yeter ki sen iste ben hep olacağım yanında ruh eşim benim.. Tutkunum bendeki sana....Ben her zaman dudaklarında isim,içinde can olmak istiyorum..Kabul edersen :)
Sahi bugün içimdeki kıpırtılar ulaştı mı tenine ?Seni o kadar istedim ki..Öpmek ,öpmek ,sarılmak sana doyasıya.. Bir umut, bir bekleyiş, bir anlam verememe vurdum duymazlığı, bir yalnızlık, bir hüzün, bir mutluluk tüm bunlar hayatımın içinde tam ortasında. İşte o ortanın en doruğundayken buldum seni ve bir daha da bırakamam D.......’m.Tam kenara gelmişken, hayatımı en sakin anındayken yine o ortama asla dayanamam. Senin sevgin, yeterde artar bile. Hep yanımda kal, hep benimle kal,benim ol..Kal ki baktığın zaman gözlerime yaprak gibi titrememi gör hergün..Çünkü seni sevmek sanki bir masal dinlemek gibi…Bir bakışınla, beni benden alıyorsun..Yarın sabah sen yüreğime yalnızca ve yalnızca sensizliği sor, özlemeyi sor... Ben de daha bir doyasıya öpeyim dudaklarımdaki dudaklarını. Sımsıkı sana sarılayım.. Herkese sırtımı dönerek sana sarılayım.. Çünkü sen benim için teksin , birtanemsin,anlatılamazımsın. Her şeyden ötesin,sen dünyalara bedelsin benim için..... Öyle bir geldin ki yüreğime gitmenin anlamını bile unuttum.Sen D.......’m düşlerim kadar gerçek olabilen tek kadınımsın ..
Ama nice şansızlıklar ve bir sürü karmaşıklığın içinde tebessüm etmeye çalışıyorum... Şu aralar hayattan yoruldum aşkım..iyi ki ellerimden ve yüreğimden tutuyorsun..Artık bekliyorum bitecek, gidecek ve yeni yeni yenidenlerle nice yollar alacağım günleri sabırla.HERGÜN AMA HERGÜN sana biraz daha yaklaşıyorum.. Canım benim, bana sevginden bahset, yüreğinden bahset. Bana seni anlat ve ne olur beni senden eksik bırakma.. Bari yazıların değsin yüreğime.. Düşündüm aylarca, düşledim ve binlerce sevdim seni.. Tut ellerimi ve asla bırakma deli sevdam.. Gel, deli rüzgarlarımın huzuru.Sev, sarmala ve asla bırakma.Seni asla kaybetmeyeceğim şekilde seviyorum...
Uzaktaki Sevgiliye (Bugün Değil)Hangi günü gördük ki, akşam olmamış, hangi geceyi yaşadık ki sabah olmamış. Sabah ezanları kulaklarımda ve dört bir yanımda. Hayatın satır aralarını, yaşanan acı tatlı anları paylaşamamak, bu kadar yakınken, bu kadar uzak kalmak reva mı?... Ey!.. Sevgili, yazdıklarımı yarın, posta kutunda yada bir gazetede, bilmem bir süre sonra bir kitapta okuma şansın olursa şayet, yazdıklarıma asla bir anlam yükleme, zira ben senin yaşantında, silinmiş silik bir iki satırım... Öyleyse neden?... bu satırları yazdığımı sorman şu an en doğal hakkın, sadece içim sıra beni bir nebze anlayacağını düşündüm. Belki de bir daha sana hiç yazamayacak, belki bir daha sana hiç sarılamayacağım, biliyorum hissettiklerimi hissediyorsun... İçim şu an birden çok kötü oldu, aklıma sana yakın bir zamanda yazdığım şiir geldi... hani şöyle başlıyordu... Ben senin dilinde, İki heceyim sadece, ...ve öylede kaldım, yüreğinde, Kül olmuş iki hece. Eminim şuan hatırlamışsındır, hani sonu ölümde yaşamda iki hece tek kelime diye biten şiir... ölüüümmmdddeee vaaaaarrrrrr... Yaz yüreğine, yaz mecburiyet caddene... Bilmiyorum ve düşünemiyorum ne olacak bu son, ne senli, nede sensiz. Bedava yürek kabadayılığı da, hani hiç çekilmiyor, hep başa dön, tekrar baştan, sil baştan, karma karışık, üff!.. hıyarsız cacık gibi hissediyorum kendimi ve bulanık... Neyse sevgili, bu mektupların sonu ne zaman gelir, gelmez, bilmiyorum, bildiğim tek bir şey var, ben seni başka bir dünyada, başka bir boyutta sonsuza dek düşlüyor ve seviyor olacağım... bugün değil sonsuz gibi bir şeysin, aşk değil aşk ötesi gibi bir şeysin... Yine yazarım demiyorum, yazacağımı biliyorsun... Hangi günü gördük ki, akşam olmamış, hangi geceyi yaşadık ki sabah olmamış.
Maviler bekliyorum senden birtanem
Canım benim ,
bugün biraz kırgınsın bana ...Yok deme biliyorum sarılamadım diye sana doya doya öpemedim diye..Basit şeyler bize göre olmamalı, basit kelimeler kurarak konuşmak, basit mutluluklar... Ben hiçbirşeyi hele ki hayatı ve sevgiyi basite alarak yaşamıyorum....ama bugün basittim..Ama neren bilirsin ki senin için öleceğimi,sanki gökyüzüm sen,yağmurlarım sensin,düşmeden içimdeki yalnızlığın kumsallarına. Denizleri senin için renklendirdim ben,bulutları senin için yakaladım küçüğüm benim...Bugün sen benim için gerçek ötesiydin bendeki her zamana.Tuttum ellerinden,saçlarının kokusunda büyülendim dudaklarına. Islatmalıydım seni yağmurlar gibi. Öpmeliydim içimden geldiğince belki de , olmadı.Ama yarın...
Şimdi ise Bir sessizliği kaldı eve kapanan yüreklerimizin birde seni bana özleten hayalin. Kendi yüreğimi senin ellerine bırakırken.Basit gelecek belki tüm anlatamadıklarım. Bir şeyi çok iyi biliyorum sen anlayacaksın günü gelecek.öyle masum, öyle güzel ki seni yaşamak...Ben seni öyle yaşıyorum..
En ihtiyacım olan şey bu aralar mavi... huzur...Yani sen..deli mavim..hem en yakınım, hem en uzağımsın..Bir akşam öncesi vakti... Ancak bu kadar yalnız olabilirim; daha fazlası tahammül edilmez olurdu. Şimdi bu rüzgarsın gecede beklentilerimin yitikliği, bu kaybolmuşların sebep verdiği arayışlarım; arayışların kilitlenmeleri; gölün deniz dalgalarına sahip oluşu ve yıllardır ilk defa derinden hissettiğim “özlemek” var seni.Bu gece uykum gelmiyor, çayla sevişmeliyim galiba..Yada hayalinle...
Yazmak ‘’Sen’’ demekmiş biraz..Senin için yazmak demekmiş,belki de daha yeni anlıyorum..Yazmak ‘’Sen ‘’ demekmiş çokça,senin için ‘’ölmek’’ demekmiş..Seni özlemek,özledikçe istemek,istedikçe daha da özlemek demekmiş..Bir çarkın içine girmek,aynı dönencede ivmelenerek gitmek,gittikçe hızlanmak,hızlandıkça daha çok sevmek demekmiş.. Ve sen güllerimin en güzel kokulusu,kara kızım,sana daha herşeyi anlatmadım..Sahil boyu bir şişe arayışımı senden..Herşeyi anlatmadım sana..Fırtınalı günlerde sana dair olan rüzgarın dalgasını bulmayı..Ve canım benim yataklara düşmeye inat, kokunu duymak adına, rüzgardan çarpılmalarımı anlatmadım sana..Bilmem sensizken neler çektiğimi anlatmış mıydım..
Kimsenin sevmediği gibi seviyorum seni, kimsenin özlemediği gibi özlüyorum seni. Öyle güzelsin ki yüreğim sende mutlu, yüreğim sende uyuşmuş.Ne senden vazgeçeceğim ne de seni yaşamaktan.Bazen sesimizsiz kalırız da farkına bile varmayız; ama bazen susmak haykırmak olur ağız dolusu. İşte ben bugün öyle oldum kadınım ,seni görünce kalakaldım..Güzel yürek, belki çok uzun konuşamadık bugün ama bana verdiğin, sihirli bir elle dokunmuşcasına yüreğimde açtığın o pencere, o gönüllerden gönüllere uzanan sevgi kıyıları gibi oldu..Seni çok seviyorum canım benim
Can Arkadaşım
O yıllarda her şey viran
O yıllarda her şey dağınıktı
Hayat hep siyah beyaz akardı....
Akşamları langırt bilardo kavgalarını
Hep çalıkuşu kıraathanesi saklardı....
Çiçekli bakkal önündeki .... sohbetlerimize
Tek tanık...yıldızlar vardı..
Kuyruklusu...saman yolu olanı...
Ben hep.....tek başına olanları......
Silik duranları seçer.....sonrada....
Şiirler yazar...şiirler okurdum......
Dertlerimizi arşa çıkarır....
Ağlamaklı halimize naralar atar
Kahkahalarımızı yetmiş ikinci sokaktan
Yüzyirmialtıncı sokağa salardık...
Bu durumdan....
Kimileri şikayetçi..kimileri halimize imrenirdi...
İmrenirdi ,,ya,,,
Hatırlar mısın hayallerimizi
Cepte metelik yoktu.....
Yolda duran külüstür otomobillere
Kurduğumuz hayalleri
Hani ?...tavuklar bile kümes yapmazdı
Sağı solu altı üstü pas ve çürük içindeki
Kırmızı otomobili....
Yada ayaklarımızın içinin kar suyundan vıcık vıcık olduğunu
İliklerimize kadar donup titreye titreye dolaştığımızı
Hani bir sevda üstüne yazdıklarımızı
Sonrada üç beş bira ile seni esir aldığımı
Söyle koçum bir daha bir daha söyle diye hıçkırıklara boğulduğumu
Sonrası yüzyirmialtıncı sokaktaki hicran naralarımı
Kırdığım üstüme başıma dökülen o bira şişelerini...
Sabahlara dek voltaladığımız site yıldızın taşlı tozlu sokaklarını hatırlar mısın?....
Yollardaki maymunluklarımızı kahkahalarımızı
Ya köşedeki ağlamaklı hallerimizi
İçimize kan kustuğumuz o tatlı acı dolu acayip duygularımızı
Karlar altında ki şehrin ....sadece ay ışığında ki o muhteşem halinde
Kurduğumuz masmavi...bembeyaz o çok temiz masum hayallerimizi....
Hatırlamaz mısın....tabi ki hatırlarsın.....bunlar bizim en güzel yıllarımızdı.....
Arabesk bilir ama pek dinlemezdin......
ta ki....o yüreğinin ortasındaki yangın volkanlara dönüştüğü ana kadar...
ah!...kardeşim......biz bu yüzden mi hep dertler insanı olduk.....ha...
dertler insanı.....sen ben hep bu yüzden derdimizden olduk dertler insanı
dinmek bilmeden kanayan yürek yaralarımız bizi çok üzdü....
bu anlarda hep birlikte olur...birlikte sorgulardık....duygularımızı...
birden eserdi...bir gece yarısı yada sabaha karşı..hiç fark etmez..yürürdük..
az uzda değil iki saat sonra hep o mekan orası hep öyle kaldı.....
ulus heykel....civarı bizi iyi bilirdi....esasında....sadece telefon kulübeleri...tanırdı.
çok ağıtlarımıza tanık olmuşlar....telefonu sert kapamamıza alışmışlardı....
nede olsa onlar soğuk kış günlerinde sığındığımız küçük kulübeler
aşk fısıltıları söylediğimiz.....en şeker villalarımızdı.....kulübe palasJ
sonrası....hep aynı hikaye kırık kalpler sokağı yüzyirmialtıncı sokak.....L
bir aşağı bir yukarı.....ay ışığında ki türkülerimiz...şarkılarımız
türlü türlü masum hayallerimiz.....
Hatırlar mısın can arkadaşım birbirimize sığınışlarımızı...........
artık neredeyse şafak söker...biz ayrılmak istemezdik
ne tu af....şimdi bir çay içmeye vakit ayırmıyoruz...
o soğuk kış günlerinde önce beni eve bırakır...
sonra sen salınırdın....şirin tepeye doğru...
arkandan kaybolana kadar sana bakardım....
bilirdim aslan gibiydin..bir şey olmazdı...
ama ben yinede endişelenir....sabah ilk iş sana uğrardım.....
hemen tok olup olmamamı saymaz...ekmek kızartır yağ ve peynir sürerdin.....
üf!..ne güzel olurdu....valla hiç hayır demezdim.....
üstüne bir demlik çay az gelirdi...
sonrası malum...hayallerimiz başlardı...
aşklarımızı anlatır....garipliğimizi hiçe sayılmışlığımızı sorgular dururduk...
hiç ayrılmazdık....ben sende sen bende kendimizi unutur dururduk...
aslında en hoşumuza gidende buydu....
can kardeşim bu yanlarımızla...bu günlere geldik....
sadece biz biliriz...cidden zor geldik ..
öldük öldük dirildik.....
çok aç kaldık hep sustuk hiç söylemedik....
ne derin mevzudur bu ....
bunu bir sen bir de ben iyi biliriz....
yıllar böyle birbirini kovaladı gitti...
ben hercaice yaşarken...sen izdivaca çekilmiş...
kendi halinde..kendi doğrularınla....birlikte yaşıyordun...
biliyor musun bu halin...en sevdiğim...en doğru yanındı...
seninle ne çok şeyler paylaştık..duygu sellerinde ne çok boğulduk...
ne çok güldük..ne çok ağladık....ne çok yandık....
az isyan etmedik kadere......
yaşadıklarımızı...ne kalın romanlar anlatır..nede benim yazacağım.....binlerce dizeler.....
biliyorum..biliyorsun....yazsam....hayat yetmez...
ve yıllar bizi sürükledi...bugünlere getirdi....
hani az feleğin çemberinde,,,,
değirmen taşı misali ...un ufakta etmedi değil....
neyse can kardeşim...yaşadıklarımız ...bir tesadüften ibaret mi?..yoksa kaderin bir cilvesi mi?..bilmiyorum ..
tek bildiğim şu an yanımda olman.......
sana isyan kaldırıyor...sana kahrediyorum ...
böyle mi olmalıydık...Allah aşkına neredesin ya,,,
duysana sesimi kafamı taşlara duvarlara vuracağım...
söyle ..... buraları dağıtsam kaç yazar?....ha ..
ölüyorum ..ANLASANA?...
Eriyorum bitiyorum görsene
Dağıldım gidiyorum neredesin
Neredesin can arkadaşım
Koptum darmadağın oldum....
Bu kadar duyarsız olmana katlanamıyorum...
Hırsımdan şimdi..çatlayacağım
Görsene kardeşin kan kardeşin ölüyor
Sarılsana boynuma ağlama desene
Budala mahvoluyorum görmüyor musun
Beni senden başka kim anlar
Kim anlar gözyaşları mı yüreğimi
İçimdeki yangınlarımı söyleeee...kim kim ..?..anlar
Anlamıyor musun bu büyük...depremi..........
Bittim!!!BİTTİ!........
İçimdeki.....artçı sancıları anlamıyor musun...
Darmadağın perişanım şimdi...............
Ne soranım ne sırdaşım...nede teselli veren
Bu merhemsiz derdin...dermanı olan yok ..
Ay ışığında...yıldızları sayacağım...şiirler okuyup ağlayacağım kimsem yok......
Yalan insanlar.....gibi....yoksa..yoksa.......yok...yok. ...
Anla artık.......gözlerime bak....
Yürüyüşüme ,,sessizliğime
Karşında eriyişime...
Sesimin titrekliğine kulak ver
Bazen ani çıkışlarımdan....hiddetimden anla
Bitiyorum...kör....gör artık....kardeşin ölüyor...
Bak şimdi yoksun....bu sen olamazsın
Ne oldu sana?...
Hani beni anlayan tek sen vardın
Hani ilk adımdan sonrakini bir sen bilirdin
Neredesin?... kahretsin neredesin?.....
Bak bu duvarlar hafif kalıyor...un ufak oldular
İsyanım çılgınlığım bir türlü dinmiyor
Döksene kafamdan aşağı buz gibi suları
Gör bee ...artık ölüyorum gör artık
Biliyor musun.....kimseyi senden başka kimseyi yanımda istemiyorum
Bugün yanımda sen olmalısın evet sen...sen olmalısın
AMA YOKSUN YOKSUN KAHRETSİN
Duyarsız nedir senin sorunun
Bir derdin mi var
Benden önemlimi benden ilerimi
Bak yaşayan ceset gibiyim....
Mahvoluyorum.....mahvediyorsun...
Halen görmüyorsun....an çekiştiğimi
Sana olan düşkünlüğümü bilmiyor musun
Bu sen olamazsın....bu benim can kardeşim olamaz...
Yok yok sen bendende dertlisin....
Ben kendimi unuttum....
Söyle nedir derdin...anlat ben yanında olurum....
Vallahi billahi benim bir şeyim yok ..
Umursama...takma kafana...
Ben hep böyle ajitasyon takılan
Bunalım adamın tekiyim ..
Ben duyguların adamı
Yalnızın derbederin tekiyim...
Bitti bende duygular...
Artık yalnız acılar var...
Böyle iç çektiğime bakıp...öyle durma
Sana dayanamam...ağlama...ağlama
Bak bende ağlamıyorum...
İkimizde dimdik ayaktayız
Sonsuza dek birlikte omuz omuza yan yanayız...
Canız kanız kardeşiz kan kardeş.......
ALLAH,ALLAH dayanamıyorum......
(biraz uzundu ama sabrinizza deyicegine inaniyorum )
Duygusuz Sevişmeler Taciri
Artık çok iyi anlıyorum. Aşk varsa; o asıl, sevişmeden sonra başlayandır... Peki başlamıyorsa; bir uçurum açılıyor ve orada, seviştikten önce ve sonra yitirilenler özleniyorsa...
Seni yargıladığımı düşünme; ama hissediyorum, görüyorum ve buna engel olamıyorum ne yazık ki... Ve gördüklerim acı veriyor bana...
Çünkü buraya geldiğinden beri benimle sevişmeyi aklından geç
irdiğin için, bana öylesine uzak ve öylesine yabancısın ki... Hem nasıl da aceleci, hoyrat, nasıl da dikkatsizsin...
Söylediklerimin hiçbiri geçmiyor sana... Bana değil, sanki benden çok uzaktaki garip bir boşluğa bakıyorsun... Orada bütün yitirdiklerini, ertelediklerini, isteyip de elinden kaçan bütün fırsatları görüyorsun sanki...
Fırın gibi sımsıcak bir odada, başsız, kolsuz, ayaksız bedenler hayal ediyorsun sanki...
Tarihsiz, itaatkâr, kimliksiz, kimliksiz olduğu için sonsuz cömert, sonsuz dilsiz bedenler... Bana ya da bir başkasına ait olup olmadığı bile önemli olmayan bedenler... Şu an abartılı, zorlama bir yakınlığın var bana karşı...
Beni tarihsiz, kimliksiz ve ruhu olmayan bir beden olarak düşünürken aslında kendini de öyle hissetmeye zorluyorsun...
Benimle, kaybettiğin benliğini yeniden bulmak için sevişmek istediğine inandırıyorsun kendini...
Oysa şu an beni duymadığın, beni geçiştirdiğin gibi, kendini de duymuyor, kendini de geçiştiriyorsun...
Ve kendine bunu nasıl yapabildiğini düşünmek bile istemiyorsun şimdi...
Bir yanın yaşımı, göğüslerimi düşünürken; bir yanın bana sonsuza dek âşık olmayı, ruhumda erimeyi, bütün bu arayışların ve savrulmaların son bulmasını istiyor...
Aşkı istiyorsun, ama bunun koşulu güzelliğim, gençliğim, diriliğim oluyor yine de...
Hep, ama hep ayırıyorsun ruhumu bedenimden... Ruhumu güzelliğimden, gençliğimden...
Beni imkânsız bir şekilde ikiye bölüyorsun; beni umutsuz bir şekilde benden kopartıyorsun...
Ruhum üşüyor; üşüyor, çünkü sen sadece bedenimle ilgileniyorsun...
Sana heyecan veren, gözünü karartan, ruhum, duygularım değil, bedenim... Düşüncelerim değil güzelliğim... Düşlerim değil gençliğim, çekiciliğim...
Beni bedenime, güzelliğime, gençliğime rakip kılıyorsun...
İkimizin arasına giriyor bedenim, gençliğim, diriliğim... Seni tanımakta, anlamakta zorlanıyorum... Beni gerçekten sevip sevmediğini anlamakta zorlanıyorum... Çünkü güzelliğim seni iki yüzlü bir köle yapıyor...
Hazlar ve duygusuz sevişmeler taciri yapıyor...
Seni böyle hoyrat, seni böyle maskeli görmeye dayanamıyorum. Ruhumdan böyle uzak... Kayboluşunu kanıksamış... Niye böyle susuz ve niye böyle düşkün olduğunu unutmuş görmeye dayanamıyorum...
Seni şu an, hiç sevişmeden, gerçek sen olarak görmek için yüzlerce yıl yaşlanmak ve nasıl oluyorsa, işte öyle çirkinleşmek isterdim... Bedenim, güzelliğim değil, sadece ruhum, o dinmeyen özlemim, o öksüz acım sana acı versin, seni duygulandırsın isterdim...
Ama olmayacak biliyorum. Olmayacak ve birazdan sevişeceğiz... Sana karşı koymayacağım; çünkü seni yitirmekten korkuyorum. Her şeye rağmen korkuyorum... Bunu düşünmenin seni sonsuza dek yitirmek olduğunu bile bile korkuyorum bundan....
Biliyorum, sevişmemiz bittikten sonra o yapay nezaketin, o zorlama coşkun yerini hoyrat bir suskunluğa ve kayıtsızlığa bırakacak... Zaten başından beri aramızda var olan o derin uçurumun bu defa üstü açılacak... Bu oyunu hep oynadık biz... Sen, sana verilmesini çok istediğin aşkla karşılaşmaktan çok korktuğun için; ben, seni yitirmemek için, her şeyi görmezlikten geldiğim için hep oynadık bu oyunu... Ve her defasında önümüzde o karanlık uçurum açıldı... Her defasında çok sarsılsam da, yabancısı değilim bu duygunun, bu uçurumun...
Masken düştü şimdi... Yolunu tamamen kaybettin... Kendinlesin şimdi...
Benimse, senin için bedenim bitti... Bitti güzelliğim, bitti seni benden uzaklaştıran her şey... Ama biliyor musun bu halini, bu pişmanlığını seviyorum senin... Çünkü sensin bu... Çıplak, mahcup, yenik ve en dipte... Bana şimdi nasıl davranacağını bilemiyorsun...
Ansızın, şu an, içinde bir ateş yansa ve keşke böyle anlarda hiç olmadığın kadar cesur olsan ve bana neden o çok özlediğin aşkından bu denli korktuğunu anlatabilsen.
Bu korkunun sende nasıl bir inançsızlığa yol açtığını tanımlayabilsen... Nasılsa çok seversem karşılık göremem, kırılırım; çok seversem, bu aşka layık olmadığım, bana benden çok güçlü biri tarafından bir gün mutlaka söylenir, diye sadece fiziksel güzelliğe tapınmayı, içindeki o sonsuz aşk özlemine rağmen nasıl sürdürebildiğini bana itiraf edebilsen...
O zaman, ben de seni yitirmemek için seninle her seviştiğimde, seni nasıl yitirdiğimi itiraf ederim...
Ve neden senin şu anki pişmanlığının ve düştüğün boşluğun sebebinin benim o bin yıllık korkularımdan ve alışkanlıklarımdan kaynaklandığını anlatırım sana...
Biliyorum, bir an önce giyinip evinden gitmemi istiyorsun... Bir an önce içindeki dramla, içindeki kırgınlıkla yapayalnız kalmak istiyorsun.
Birazdan, çekip kapıyı çıkacağım evinden... Biliyorum, birazdan, ben gidince, işte asıl o zaman beni gerçekten düşünmeye başlayacaksın... Bütün geceyi... Ve bütün hayatını.
Ruhumu değil, sadece bedenimi ele geçirerek kaybolduğun çölde, yolunu bulacağını sanırken nasıl da yanıldığını... Ve kimse acı çekmesin derken ve bu yüzden aşktan kaçarken, ikimizi de nasıl sonsuz bir yalnızlığa ve sonsuz bir üşümeye terk ettiğini ürpererek düşüneceksin... Her sevişmemizden sonra, sefaleti bir kez daha kanıtlanan birlikteliğimizi bütün o sahipsiz yüzleriyle düşüneceksin...
Ve şimdilik, ben seni en çok böyle anların için seveceğim... Böyle anların için özleyeceğim... Başka tutunacak bir şeyim yok bu hayatta...
Beni, en çok ben yanında yokken özleyişini özleyeceğim...
Mektuplar
Ayıramazdım virgülü,noktalı virgülden beyaz sayfalarda.
Seviyorum derken ıslak satırlara,noktayı bilemezdim virgülden sonra. Vurup kaçardım kelimelere,heceler dilime dolaşırdı ve sesim olurdu ölümsüz namelerde.
Hasretin, sevginin ve destansı düşlerin tek durağıydı mektuplar. O durak ki ne insanlar bekleşirdi telaş içinde meraklı gözlerle,ne yollar hasret bellerdi puslu havada,ne raylar uzanırdı bir sevgiliye,ne de bir dört tekerlinin motor gürültüsü karışırdı ana caddeye.
O durakta iki yürek çarpardı,tali yolları olmayan,dingin;ama tek heceyle sesleri gök gürültüsüne karışan.
Hece aşktı, iki yürek sen ve ben.Kelimeler hazır ola geçerdi,dünya susardı,iki yüreğin komutunu beklerdi aşk diyarında.
Oysa şimdi,gömülen sevdamı dost biliyorum düştüğüm derin kuyuda.Kalemimden kan damlıyor ve beyaz sayfalarım dost biliyor iki sayfa arasında kuruttuğum çiçekleri.
Solmuş çiçeklerim kanıyor, kelimeler yürek parçalıyor, ''seviyorum'' hecelerine ayrılıyor birer birer ve tek hece aşk ölüyor,mektuplar ölüyor ve gömülüyor sonsuzluğun derin sularına.
ben okudum ama henüz hepsini degil,karamsarliktan esintiler cok nedir bu,durum arkadasim,mutluluk la ilgili yazilarinda varda belki sira gelip okuyamadim,yoksada yaz,cünkü herseye ragmen o sevgili mutluluk yansitan yazilarinida ariyordur...
Paylasimin icin tsk ederim
Saglicakla kal...
burada bulunan butun siirler ve yazilarin sahibi Murat ince abimindir begendiginize sevindim isteyenlere kendisine ait kitaplari ucretsiz olarak gonderebilirim sadece ulasmaniz yeterli bana
Uzaktaki Sevgiliye Hiç Gönderilmeyen Mektuplar (Mutlu Çocuk)
--------------------------------------------------------------------------------
Hayat kargaşasında tutunacak bütün dallarımın kökünden budandığını, zaman zaman anlamak, akıntının tersine doğru yüzmeyi bırak, boğulmadan kalmaya çalışmak... güç...
Zar zor günü, günleri tüketmek ne demek, ömürden bir anı bile silmek, sonra kiralık buruk mutlulukların gölgesinde kavrulmadan yaşamak, ne demek iyi bilirsin...
Senki dört duvar arasındaki mutlu çocuk, çamur sürülmüş mutluluk pastasını yemek nasıldır?.. iyi bilirsin. İnanıyorsun ki balçıkla derin çatlaklar sıvanmıyor... Yine biliyorsun uyku ile örtülmüş geceler geçse de, güneş yürek ısıtmıyor. Gün yine çamur, gün yine kuzguni ve Ankara acının dört duvarı ve yaşadığın yerin diğer yarısı...
Her ne kadar geceleri bir yastığın soğuk yüzüne sarılmak içimi ısıtmasa da, buna da bir gün, geceyi hülyalı uykularıyla yarına geçirmeye alıştığım gibi alışacağım...
Duyumsadığını bilmek ve duyumsadığımı bilmen şu an tek durağım, yoksa istasyonunu, zamanını üç asır geride bir geceyle bırakan yedi uyuyanlardan farkım olmazdı...
Öyle anlar var ki ötelerde açamayan çiğdem çiçeğinin sararıp kuruması gibi, bir çiğ tanesi olsa yaşayacak ama ötelerde işte, ötelerde dağ yamaçlarında yoksa...
Ve öyle zamanlarımız var ki bizim bize bir lahza aç olduğumuz ve bizim bize tercüman olduğumuz. İşte öyle zamanların arasında dağlar taşlar ve mecburiyetler...
Sonra hayatın şartları, bir türlü özünmeyen yürekte taş gibi oturan meseleleri. Yaralar durur kanarsın işte, şu an gibi sağır ağlarsın. Bir ben duyarım ağlarsın ..
Sonra gece ve elde sigara, hasreti yürekte sindirmenin zorlukları ve birbiri ardına patlayan keş keleri, yalnızlığının kapı aralığında bütün odalara salarsın. Duvarlar kara, yürekte yara kanar kanarsın...
Biliyorsun bu mektuplar sana hiç ulaşmadı, bir gün okumak durumunda kalırsan, seni ne çok özlediğimi ve sana yazmaktan çok konuşmak, birkaç cümleni ne çok duymak istediğimi anlarsın umarım...
Dilerim bir daha sana yazabilirim ümidiyle, hoşça kal...
Uzaktaki Sevgiliye
--------------------------------------------------------------------------------
Uzaktaki Sevgiliye (Bugün Değil)
Hangi günü gördük ki, akşam olmamış, hangi geceyi yaşadık ki sabah olmamış.
Sabah ezanları kulaklarımda ve dört bir yanımda. Hayatın satır aralarını, yaşanan acı tatlı anları paylaşamamak, bu kadar yakınken, bu kadar uzak kalmak reva mı?...
Ey!.. Sevgili, yazdıklarımı yarın, posta kutunda yada bir gazetede, bilmem bir süre sonra bir kitapta okuma şansın olursa şayet, yazdıklarıma asla bir anlam yükleme, zira ben senin yaşantında, silinmiş silik bir iki satırım... Öyleyse neden?... bu satırları yazdığımı sorman şu an en doğal hakkın, sadece içim sıra beni bir nebze anlayacağını düşündüm. Belki de bir daha sana hiç yazamayacak, belki bir daha sana hiç sarılamayacağım, biliyorum hissettiklerimi hissediyorsun...
İçim şu an birden çok kötü oldu, aklıma sana yakın bir zamanda yazdığım şiir geldi... hani şöyle başlıyordu...
Ben senin dilinde,
İki heceyim sadece,
...ve öylede kaldım, yüreğinde,
Kül olmuş iki hece.
Eminim şuan hatırlamışsındır, hani sonu ölümde yaşamda iki hece tek kelime diye biten şiir... ölüüümmmdddeee vaaaaarrrrrr... Yaz yüreğine, yaz mecburiyet caddene...
Bilmiyorum ve düşünemiyorum ne olacak bu son, ne senli, nede sensiz. Bedava yürek kabadayılığı da, hani hiç çekilmiyor, hep başa dön, tekrar baştan, sil baştan, karma karışık, üff!.. hıyarsız cacık gibi hissediyorum kendimi ve bulanık...
Neyse sevgili, bu mektupların sonu ne zaman gelir, gelmez, bilmiyorum, bildiğim tek bir şey var, ben seni başka bir dünyada, başka bir boyutta sonsuza dek düşlüyor ve seviyor olacağım... bugün değil sonsuz gibi bir şeysin, aşk değil aşk ötesi gibi bir şeysin... Yine yazarım demiyorum, yazacağımı biliyorsun...
Hangi günü gördük ki, akşam olmamış, hangi geceyi yaşadık ki sabah olmamış.
aaaaaa bak ben okudum. ama bayağı bir zamanımı aldı. bıkana kadar demişsin ama ben bıkmam ki varsa eğer biraz daha yazabilirsin. ayrıca bunları sen mi yazıyorsun bunuda mrk ediyorum? hepsi gerçekten çok duygusal yazılar. "Toprağa attığın ben" özellikle bu çok hoşuma gitti. yazılarını takip edeceğim....:)
Sevgimi Kaybettim Hukumsuzdur!!
--------------------------------------------------------------------------------
Aslında Kaldım Ben Ona
Sevgilimi kaybettim hükümsüzdür.
Eylül'le güz düşmüştü; eylüle bir kaç gün vardı onu kaybettiğimde. Çatlamaya yüz tutmuş derimi parçalıyordum, “git” derken ona. Ellerime uzanıp “kal” derken derim parçalanıyordu. Kalmak istediğimi söyleyemiyordum, aslında ben kaldım ona, o bilmiyordu. Gittim sonra...
Önce türkülerim öldü sonra şiirlerim. Konuşmadım bir zaman kimseyle, sustum olabildiğince gürültüyle. Benden içeri sustum, benden dışarı güldüm, endişeli, hüzünlü, lakayt, acımasız, acınaklı sonra yine sustum gürültüyle.
Uğultularım başlamıştı sessiz gecelerde, kulaklarım patlıyordu, derim çatlıyordu ve onsuzluğun uğultuları kesilmiyordu. Hep şehrin sustuğu vakit başlıyordu ve ne zaman başımı başka yastıklara yaslasam, başım parçalanıyordu.
Üşümelerim en sıcaklarda bile geçmiyordu. Duygularım abarmış, gözlerimden aşağı doğru sallanıyorlar ve sicim gibi bir birbirlerini kovalıyorlar, yüreğime olan saldırıları bitmiyordu. Yaşamaya çalışmak, yorgun yüreğimi bir hayli zorluyordu.
“Kal” demişti, kal der gibi bir çok kez bakmıştı da ve bir fincan kahve daha uzatmıştı aslında. Bu defa kıydığım gözleri sele dönmüş ve yine kıyamadığım dudakları bir bağlamanın tellerinden beter olmuş, konuşmadan konuşurun uzun havasını yakmıştı yüreğime ama kıymıştım ben giderken bütün “kal” diyen, aşka yalvaran sözlerine.
Sevgilimi kaybettim hükümsüzdür.
Görenlerin yada yerini bilenlerin söylemesi, bir şeyi değiştirmeyecektir. Müjde için kimseye ödül verilmeyecektir, müjde değildir çünkü adı; çünkü o bahardır, çünkü o güz ortasında açan papatyadır, çitlembiktir dağ eteklerinde, çünkü o müjde değildir, bulunması bu dünyada bir şey değiştirmeyecektir, çünkü o yüreğimin hüzün mabedidir, çünkü o Eylül'e bir kaç gün kalası bir şehrin, ücra bir köşesinde ölmüştür.
Ölen bütün sevgililerin ruhları hükümsüzdür ve sevgi, sevgilim, bilmediğim bir diyarda beni beklemektedir. Ruhu halen beni sevmektedir. O “kal” demişti aslında ama ben gittim. Çatlamaya yüz tutmuş yüreğimle, bir şehrin her hangi bir noktasında sele dönen gözlerini silmeden, tir tir titreyen dudaklarına bir buse kondurmadan ve dönüp bir daha gül yüzüne bakmadan gitmiştim.
Aslında kaldım ben ona o bunu hiç bilmedi, o başka bir diyarda beni beklemekte. Şimdi gitmeliyim “kal” için, “gitme” için, hükümsüz kimliğini yeniden çıkartmak için.
Sevgilimi kaybettim hükmü kendinedir, o ölmüştür...
Sevenlerin başı sağ olsun...
begenmenize sevindim tesekkurler
"Mavi bir umut, kadın bir çocuk
Mavi bir uçurtma, kadın bir yol ayrımı
Ve kadın düşer, küçük bîr kadın ağlar ve bir adam bakar, Uzanamaz, dokunamaz...
Mavi, caddelere düşen hüzün, mavi, saçak altı soğuk geceler
Ve küçük bir kadının donduğu, mavisine ağlayıp saçlarını yolduğu,
Mavişiz bir yaşamın ayrımında,
Küçük bir kadının tiril tiril titrediği, tarifinin yastık altı edildiği,
Mavisinin katledildiği, adı mavi olan
Hüznün siyah rengi, mavi... "
Uzaktaki Sevgiliye (Unutma)
Sensizliğin bilmem ki kaçıncı saatine giriyorum, şimdi bu rutubetli şehirde hasrete katlan, can reçeteleri yazıyorum. Seni benden Allah’tan başka hiçbir kuvvet tüketemez . Ölüm bile ayıramaz .
Her şey çok komik ve anlamsız . Hayat manasını yitirmiş durumda, karşımda maymundan öte, padişahın soytarısı gibi, ama ben kuduruyorum . Sen yoksun!.. Anlıyor musun?...
Yokluğun öyle belli ki ruhumdaki açlığı anlatamam, bazen bir nefes can gibi, bazen bir yudum hayat gibi, ihtiyacım diz çöküyor tebessümüne. Bilirim bir sonu var bunun...
İçimin aynası sen, gönlümün davası sen, yiğit olsan çözemezsin akla zarardır, kurutulmuş bir sesim kulaklarında, duya gel...
Dağ ceylanım, gecenin derinliği, ay ışığı, yıldızlar ve hatta kainattaki her şey bir araya gelse sana olan sevgimi ifade edemezler. Her an her salise yüreğim sen diyor...
Suskunluğum, içimde açmadan soluşum, ya bezginliğim, ya nerede yitirdiğimi bilmediğim yaşam sevincim, artık sebep aramıyorum. Özleminin yansımaları, bezginlik her şeye...
Umut, umutlar, umutçuklar, bir pula satmak için, yarınlar bir şizofrenin kıl fırçasındaki kara lekelerde, düşündüm de, her şeye eyvallah, geçin anam babam geçin...
Uşak makamında göz yaşlarım kayıyor Ah!... bebeğim bağışla, yokluğunda ağlamak, dağıtmak yoktu. Nihavent makamlar şimdi çok uzak, ellerim ellerinde değil ki...
Bir şizofren gibi, unutma!.. başarırsam toprağımın üstünü papatyalarla süsle, göz yaşlarınla değil, unutma ilk kez sevmiştim... Allah’a emanetimsin papatyam bağışla ...
buda benden
Siyah Gözlerine Beni De Götür
daha dokunmadan kurudu irem
çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşuşun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür
artık bu yerlere sığamıyorum
pembe uçurtmalar yollandığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor; ben kalıyorum
avareyim, asûdeyim, yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
erzurum garında banklar üstünde
uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor; ben kalıyorum
binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor; ben gidiyorum
bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların
korku tûfanına yakalandığı
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat, ayrılığın boynunu vursun
usul usul intizârı çürüten
bu hercai diken, bu çılgın arzu
sürüklüyor imkânsız muştuların
eşiğine gönül vâdilerini
bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
düşüyorum tanyerine
ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefâsız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür
Nurullah GENÇ
kavakli aslinda uzun yazilari okumayi sevmem ama siirinden o kadar etkilendimki,hepsini okudum,kardesin (murat ince) yüregine saglik ve tesekkür sana bizimle paylastigin icin...
nesrincigim siirinlerin cok güzel keske sende bir sayfa üzerinde toplasan..bence güzel olur. tesekkürler paylasim icin.
skandinava 21.01.2006, 13:38 valla tam okuyamadım ama çok hoş ve çok güzel eline sağlık kardeş
skandinava 21.01.2006, 13:40 Ablam,a
ben senin küçük kardeşin
maviş gözlün
büyük hayalleri
kocaman düşleri olan
garip kardeşin...
hatırlıyorsun değil mi
küçükken hep kavga ederdik seninle
kızdırırdın beni
ben de o zaman basardım havayı;
“**** bir gün gelecek
kocaman adam olacağım
adam gibi adam
dev gibi adam
altımda makam arabam
özel şoförüm
yanımda fıstık gibi birisi...”
bir gün gelecek evlenecektin
gidecektin bizi köyde bırakıp
ben de dev gibi adam olacaktım ya
evinizin önünden geçecektim
bir selam bile vermeden...
şoföre “bas **** şu arabanın kornasına
basta adam gibi adam
dev gibi adam görsünler...”
o zaman çatlayacaktın
kriz geçirecektin kıskançlıktan...
çocukluk işte...
bilirsin; hayallerim vardı küçükken
dev gibi, kocaman hayallerim...
bilirsin; ne kadar kavga etsekte seninle
beş dakika sonra yine barışırdık...
gerçi her zaman ben suçluydum
ve tehditler savururdum sana;
“akşam babam gelirse...” diye...
ne istersem yapılırdı
evin son çocuğuydum ya, küçük bebeği, mavişi...
nazlı büyüttünüz beni
biliyorum çok severdiniz...
hatırlıyor musun?
bir defasında Sultan ablam;
“siz ikiniz bizim öz kardeşimiz değilsiniz,
siz bebekken Anneniz ile Babanız ölmüş
sizi biz evlatlık almışız.
inanmıyorsanız gözlerinize bakın
ikinizin gözü de mavi
bize hiç benziyor musunuz?” demişti de
birbirimize sarılıp saatlerce ağlamıştık...
akşamlar geçti
yıllar geçti o günlerin üstünden...
sen evlendin
çoluk çocuğa karıştın
belki tüm hayallerin gerçek olmadı ama
biliyorum...
biliyorum mutlusun...
oysa ben...
oysa ben
ne dediğim gibi altımda makam arabam oldu
ne büyük adam olabildim...
bildiğin gibi;
yorgun bir yürek
çaresiz bir insan...
gerçi babam hep söylerdi;
“bu çocuk adam olmaz”
şimdiki gibi...
ben hala senin küçük kardeşin
maviş gözlün
büyük hayalleri
kocaman düşleri olan
garip kardeşinim...
Ali CİHANGİR
kavakli ve süleyman kardes sagolun siirler icin,süperdi devamini bekleriz....duygu doluydu..
Yakapınarlı 22.01.2006, 23:01 açık söylemek gerkirse yazıları daha okumadım ama en yakın zmanda okuyacağım ben şiirlerden başladım mükemmel şiirler ellerine sağlık harika devamnı bekleriz.yazıları okuduktan sonra yorumumu yapacağım mutlaka tahmin ediyorum onlarda enaz şiirler kadar duygu yükldür.
kesinlikle siirleri goreceksiniz burada
Baba (1)
Köhne, tuzlu bir yaşamdan yazıyorum,
Merhaba diye başlamak istiyorum...
Gecenin berrak dökülüşü aklıma geliyor,
Usulca yanağıma kondurduğun busen
...ve yastığımın altına sıkıştırdığın gofret
Sonra, sonra annemden gizli bıraktığın harçlıklar...
Paylaşmanın buharı kızarmış bir tavukta,
Yeni fırından çıkmış birkaç pidede esiyor
...ve “Hadi oğlum kalk” diyen sesin
Kulaklarımda çınlıyor baba...
Yüreğimde yankılanıyor,
“Sizsiz boğazımdan geçmez” deyişin...
Elin midende, göğsün direksiyonda,
Bir gece yarısı mide kanaman
...ve bir sabaha karşı kaza haberin
Kulaklarımda çınlıyor
...ve ben daha beş yaşındayım baba
Yürek, kaşındaki derin izlerde boğuluyor...
Uzaklardan, ağların çekildiği derin mavilerden yazıyorum,
Pul pul hatıralar takılıyor gözlerime
Enginlerde kayboluyorum baba...
Şavkı vururken ayın, gecenin esrarına bir beyazlık düşüyor
Sen geliyorsun yüreğimin baş ucuna
...ve hiç gitmiyorsun baba...
Tuhaf, çok isterdin de, bir şiir yazamazdım sana,
Elim varmazdı kağıda, kaleme
Boğazıma bir şeyler sarılırdı,
Karabasanlar çökerdi yüreğime
Durur kalırdım taş gibi, kaskatı
Sonra, sonra içimden geçirirdim,
Bir gün, elbet bir gün yazarım diye...
Demek, gecenin dehlizlerinden ağlar çekilirken,
Ben deli divane sana susarken ,
Düşerken yıldızlar pul pul ellerime,
İçimde derin sancıları çekerken
...ve sen, hudutsuz özleminle, gönlüme çökerken
Bu gece sana yazacakmışım baba...
Bir bisiklet için kurduğum hayallerde
Hep sen suçluydun çocuk yüreğimde...
Nerden bilebilirdim, yokluk mertliği bozar baba,
Yoksa hangi baba istemez?.. bir çocuğa
Gökkuşağına çengel atıp, bir sal yapıp kaydırmayı...
Yıllar geçiyor baba, yaşlılık saçlarına düşüyor,
Derin izler yüzüne, dökülen dişlerine
Kalbine vuruyor ve dizlerine yıllar...
Ömrün en orta yerindeyim baba,
Yıllar önce sen gibi, bir bisikletin yükü sırtımda,
Nerden bilebilirdim?.. yokluk adamlığı bozar baba...
“Yara en çok kanarken yakışırmış adama” diyorlar,
İçim almıyor tükenişleri, gidişleri
Burada olsaydın şimdi, anlatırdım
“Bir kıza sevdalandım” derdim,
Ellerim yine çok üşüyor baba,
Martılar neden böyle siyah baba?..
Canım sıkılıyor, zırhlı birliklere teslim ettiğin gün,
“Yak bir sigara”, deyişin kulaklarımda ağrıyor,
Sen nasıl bir adamdın baba?..
Yüreğin ne kadar engin,
Baba yüreğim kanıyor,
Duman duman hasret tütüyor her yanım baba...
Şimdi düşsem şu dalgalara boğulur muyum?..
Yine tutar çıkartır mısın baba?..
Yoksa duymaz mısın sessiz çığlıklarımı tuzlu sularda?..
Martılar siyah baba, martılar siyah
Çığlıkları gecenin ahengini boğuyor baba
Baba, baba korkuyorum, tuzlu bir yaşamın arasında,
Martılar siyah baba, martılar siyah…
Özgürlüğümün Adını Ateş Koydum Anne
Özgürlüğümün adını ateş koydum anne
Ateş ki yüreğimi yakan, ömrümü hiçe sayan…
Aynaya baktığım yüzümün hüznünü
Ve kınalı ellerinin adını kül koydum…
Değişen ne var ki şu beyaz saçlarımdan
Ve geciken yaşımdan başka anne?..
Seni özlediğim her karenin adını; ateş koydum…
Rüyalarıma girdiğin gecelerin adını
Ve gözlerimden gitmeyen son bakışını
Yüreğimde çerçeveleyip ateş koydum adını…
Özlemimsin anne, yarım kalan duamsın
Damağımdaki tadım, dilimdeki türkümsün anne…
Ağlamak şu cihan sokak dedikleri yer mi olacaktı?..
Yoksa hüznümü gömdüğüm bir numaralı kapımı?..
Üstüme devrilen her akşam, özgürlüğüme
Ve yüksek rakımlı bir tepenin yüreğime zulmü anne…
Anlımda ki çizgiler ve yüzümdeki derin izler
Bu kadar anlamlı ve ben bu kadar yalnız mı olacaktım anne?..
Özgürlüğümün adını ateş koydum anne
Ateş ki anlımın seccadesi, yüz bin yıl
Ve bir yüz bin yıl daha eğilip kalksam
Özgürlüğümün dermanı yok anne…
Şimdi aklım Ege’de, yüreğim serin
Sular bu gece çok soğuk anne…
Gece mitolojiden kalma bir korku
Güneş hiç doğmuyor anne…
Cihan sokak özgürlüğümü hiçe sayıyor
Ve ben bir numaralı kapıda ölüyorum anne…
Özgürlüğümün adını ateş koydum anne
Ateş ki yüreğimi yakan, ömrümü hiçe sayan…
Sevmiyorum Seni
İffetsiz sevdalar,
Bakire umutlar,
Ve binlerce kez,
Irzına geçilmiş,
Yalancı hayatlar ...
Hayat ..
Yalancı aşklar,
Bitmez gece,
Tıpkı o gün gibi,
Ve tıpkı bu gün,
Ve gözlere haram edilmiş uyku ..
Ah! Hayat sevmiyorum seni,
Tıpkı senin beni sevmediğin gibi,
Sevmiyorum seni ..
Tıpkı, senin benimle uğraştığın gibi,
Uyku ertelenmiş gecelerde, uğraşıyorum ...
Bilmediğin, ama bir gün bileceğin gibi...
Esas sevgilerin, aşifte nazlanmaları değil,
Sevmiyorum seni ..
Tıpkı, senin beni sevmeyip, geçiştirdiğin gibi ...
Bak senin için yarına planlar yapmıyorum,
Üzerine hayaller kurmuyorum,
Tarumar bırakıyorum seni,
Tıpkı, senin beni bıraktığın gibi ...
Yarın ne giyeceğimin hesabını yapmıyorum,
...ve ne yiyeceğimin ....
Sana umutlar bağlamıyorum,
Çözeceğini bildiğim için değil ...
Uçurtma kuyruklarına, sevinçlerimi takmıyorum,
Koparacağını bildiğim için değil,
Sırf sana inat ve içinde barındırdıklarına ...
Ah! Hayat sevmiyorum seni
Tıpkı, senin beni sevmediğin gibi...
Bıraktığın Ben
Hayat yaşanırken
Öğretir...
Zaman başımızda gardiyan...
Saatler firar etmiş
Sicili dört duvardan...
Altında ben kaldım,
Ardında ben...
Sızan ağrıların...
Bahanesi hep sensizlik,
Çekip gittiğin şu sokak,
Bıraktığın ben,kapıda çaresiz ..
Herşeyimsin
Sen benim vazgeçilemezimsin
Geceler boyu düşlediğim
Rüyalarımı şiirlerle süslediğim
Su gibi aş gibi HERŞEYİMSİN....
Sen benim tek tutuklu yanım
Yıllar boyu sürgünlerim
İçimden söküp atamadığım mahpusluğum
Hürriyetim kana kana içtiğim suyum... HERŞEYİMSİN
Sen benim yüreğimde hiç bitmeden kanayan
Bir ömür dermanı bulunmayan
İçimde her an ağladığım yanım.....
Canım,kanım tek varlığım HERŞEYİMSİN....
Sen benim umutlarımın kadını
Düşlerimin tek sultanı
Unutamadığım atamadığım
Hayattaki en tatlı yanım HERŞEYİMSİN.....
Korkmuyorum
Boşluğun kendi tınısıyla,
Kendi ezgisinden korkan karanlık,
Söyle? Ne zaman aydınlık?
Artık senden korkmuyorum.
Gece elbisesi giyerek üstüne,
Binlerce ölüye mezar hazırladığını,
...ve binlerce doğana, beşik hazırladığını,
Bile bile, korkmuyorum senden ...
Geceyi soyunup, güneşi giyinmek,
Korkutuyor seni, biliyorum silinmek.
Kendi ezgilerinde oynatırken,
Binlerce yüreği, ağlatırken ...
Korkmuyorum senden ...
Senin güneşi giyinmekten,
Korktuğun, kaçtığın kadar ..
Kalsan Olmazmı?
Başlangıca üç gün kala,
Yoruldum küstüm hayata,
Yetmezmiş gibi çektiklerim,
Bırakıp gitmekte neyin nesi?..
Sende gidenlerden olmasan olmaz mı?..
Başlangıca yetmiş iki saat kalası,
Başlasak olmaz mı?..
Ağlamak yok can yarısı ...
Kuzum çekip gitmesen olmaz mı?..
Ömür bitirmekte neyin nesi?..
Ne yani şimdi ...
Cehennemin günlüğünü mü?.. tutacağım,
Kalsan da cennetin papatyalarını,
Saçlarına taç yapsam olmaz mı?..
Gitmesen kalsan olmaz mı?..
yeni siirleri yarin koyucam buraya bi aksilik cikmazsa tabi
http://www.muratince.net
bu yazi ve siirlerin sahibinin resmi web sitesi oradan daha detayli bilgi alabilrisiniz hakkinda vede kendisi su an ulusal kanalda program yapiyor
Murat İnce
ŞAİR VE ÖYKÜ YAZARI MURAT İNCE 01.06.1969 Yozgat/Sorgun doğumlu. Bütün hayatı Ankara'da geçti buna rağmen yaşantısında ara, ara güzel Türkiye'nin çeşitli illerinde bulundu. Dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini çeşitli okulları dolaşarak tamamladıktan sonra Ankara Aydınlık evler Ticaret Lisesini daha sonrada AÖF işletme bölümünü okudu. Okul yılları boyunca Taekwon do sporu ile ilgilendi, Türkiye ve Ankara Bölge şampiyonu oldu. (Hani bilgi olsun diye yoksa başka bir amacı olamaz.) Siyah kuşak ikinci dan lisanslı sporcu, uzun yıllar amatör olarak sporcu yetiştirdi. Hayatı hep çalışmakla geçti, ticaretin bir çok dalında görev aldı son altı yıldır insan sağlığı ile alakalı medikal bir firmanın başında finans yönetici olarak çalışmakta. İki kardeşten büyük olanı, kız kardeşi hayatımda tek kürekçisidir. Bugüne kadar bir çok düz yazısı ve şiirleri çeşitli yerel gazetelerde yayımlandı, Bugüne kadar dört kitabı yayımlandı ilki "ADI YALNIZLIK" İkincisi "ELVEDA" .....................hayatta en çok istediği şey yazdıklarının bir gün bir şekilde en azından Türkiye'de duyulması, yüreği sevgiden geçen tüm gönül dostları ile buluşmasıydı. ŞU AN HER CUMA TÜRKİYE POLİS RADYOSUNDA "MURAT İNCE'YLE ŞİİR ZAMANI" İSİMLİ PROGRAMIN YAPIMCISI VE YORUMCUSUDUR...ANKARA 95.5 İSTANBUL 94.1 http://www.muratince.net
burada yazan butun siir ve yazilarin sahibidir..
Aşk Adına
Kelimesi geçen tüm satırları kurşuna dizdim
Resimleri,mektupları,şiirleri...
İçimde yaşattığım o büyük sevgiyi..
Ve...kendimi...aşk adına YAKTIM!..Aşk adına İdam!.ettim.
Sende kalan nem varsa
İçimde bir kıvılcım dahi bırakmadım
Kor,kor yanan yüreğime
Buzları buz gibi suları bastım...Aşk adına
Bu canı dar ağacına ASTIM!...
Bıraktığın Ben
Hayat yaşanırken
Öğretir...
Zaman başımızda gardiyan...
Saatler firar etmiş
Sicili dört duvardan...
Altında ben kaldım,
Ardında ben...
Sızan ağrıların...
Bahanesi hep sensizlik,
Çekip gittiğin şu sokak,
Bıraktığın ben,kapıda çaresiz ..
SON DÖRTLÜK GERÇEKTENDE HARİKA
HEPSİ GERÇEKTENDE ÇOK GÜZELLLLLLLL
ELLERİNE YÜREĞİNE HİSLERİNE SAĞLIKKKKKKKKKKKKKKKKKK
SIZAN AĞRILARIN
BAHANESİ HEP SENSİZLİK
ÇEKİP GİTTİĞİN ŞU SOKAK
BIRAKTIĞIN BEN KAPIDA ÇARESİZZZ
YA BURASIII BENİ ÇOK ETKİLEDİİİ YAAAA
TEKRAAR TEKRAR TŞK CAN
1 subat 2006 saat 17:15 de Ulusal kanalda Murat ince nin programi vardir burada yadigim siirlerin sahibi merak edenlerin izlemesini rica ediyorum
yaraLiCeyLan 30.01.2006, 12:31 Izleme imkanim olursa ben izleyecegim.
Siirler güzel sairinin yüregine saglik.
Konuşma
Az önce ..
Hasretine kulaçlar attım,
ÖLÜMÜNE ..
Geri dönmemecesine avuçladım mavileri,
ÇILDIRASIYA ..
Özlemle tutundum yosunlara,
SUS!.. KONUŞMA!..
Boğulmaktan değil korkum,
Hasretinden kavrulmak değil,
Özleminden çıldırmak değil,
BİR DAHA DÖNMEYİŞİNDEN YANGINIM ..
Az önce ..
Adımladım sahili boydan boya,
ÖLÜRCESİNE ..
Hasretin bir yol çiğnedim,
İSYANKARCA ..
Özlemle bastım kızgın kumlara,
SUS!.. KONUŞMA!..
Menzili bulmamaktan değil korkum,
Güneşle sarmaş dolaş olmaktan değil,
Arayıp sormayışından değil,
BİR HABER SALMAYIŞINDAN DİVANEYİM ..
Az önce ..
Balıkçıların ağlarına takıldım,
ÇIRPINDIM ..
Yokluğun kere aşkı paraladım,
AĞLADIM ..
İlmek, ilmek ağlara, ölümüne sarıldım ..
SUS!.. KONUŞMA!..
Korkum ölümümden değil,
Rüzgar dolanmış saçlarına,
Bir daha dokunamamaktan korkuyorum,
Unutulmaktan değil,
Yaprak yeşili gözlerini,
BİR DAHA GÖREMEDEN ÖLMEKTEN KORKUYORUM ..
.................................................. .................................................. ..
Korkar Oluyoruz
Yabancılaşıyor bir şeyler bize,
Mutluluk adına içimize aldıklarımız,
Kor gibi oturuyor yüreklerimize,
Gün gelip korkar oluyoruz...
En çok mutlu ettiğini sandığımız şeylerden...
Bir avuçluk yüreğimize sevgiyi...
Öfkeyi, aynı anda sığdırmaya çalışıyoruz...
Yüzler kostüm değiştirdikçe zorlaşıyor oyun...
Belki yüzler hep aynı kalıyor da...
OYUNU DEĞİŞTİRİYOR BİRİLERİ....
.................................................. .................................................. ....
Herşeyimsin
Sen benim vazgeçilemezimsin
Geceler boyu düşlediğim
Rüyalarımı şiirlerle süslediğim
Su gibi aş gibi HERŞEYİMSİN....
Sen benim tek tutuklu yanım
Yıllar boyu sürgünlerim
İçimden söküp atamadığım mahpusluğum
Hürriyetim kana kana içtiğim suyum... HERŞEYİMSİN
Sen benim yüreğimde hiç bitmeden kanayan
Bir ömür dermanı bulunmayan
İçimde her an ağladığım yanım.....
Canım,kanım tek varlığım HERŞEYİMSİN....
Sen benim umutlarımın kadını
Düşlerimin tek sultanı
Unutamadığım atamadığım
Hayattaki en tatlı yanım HERŞEYİMSİN.....
Seni Sevmiyorum
Bir aşkın daha kepenklerini kapadım,
Yağmurlara eyvallah dedim
Yarıştım...
Sevmelere doyamadığım şu ömrümde
Sevilmeler sahte
Yok,,ben bıraktım
Senide okyanusa saldım
Sanma ki senin için ağladım
Sanma ki sarhoşluğum sensin
Şiirlerimi sana yazdım
Adımlarıma seni sakladım
Bakma bana öyle,seni sevmiyorum
Yarım kalan bir öyküydü yine bende
Hiçbir masala da benzemiyordu sonu
Kaf dağına da çıkmamıştım zaten
Romayı da yakmamıştım ardına
Hiç sorma bana
Şarkılar bile yok olmakta
Sazının teli kopmuş banane
Bakma bana öyle,seni sevmiyorum
Senin bir farkın vardı
Var dı da ,yaşadığın gizli hikayende saklıydı
Sen nasıl yaşıyorsun aşkı,
Nasıl sığdırıyorsun yüreğine,
Yalan mı,doğru mu,nesin sen!
Ve yine başka yağıyor yağmur
Ve bambaşka benim hikayem
Bakma bana öyle,seni sevmiyorum
Suskunluğu al sen,hayatı boşver
Anlamı yokken mısraların
Dipsizliğinin karanlığında kal
Sen kaçağım kal
Ben gardiyanın
Bakma bana öyle,seni sevmiyorum
Sen gün vurumu kadar ağırsın bana
Yaşında geçmiş ,lafında,
Bana göre değilmiş bu sevda
Sen saz çalarsın teli eksik
Ben söz olurum eksiksiz
Ve olmam nağmen
Olmam yanında söz söyleyen
Bakma bana öyle
Dedim ya
Sevmiyorum seni ben
Sev-mi-yo-rum.........
Diyemedim
Gidiyorsun bilmedigim uzaklara
Bakarken ardindan gitme kal diyemedim
Bu ayrilik bir cok seyi
Aldi goturdu benden
Dostlarim sordular
O gitti diyemedim
Diyemedim Diyemedim Diyemedim
Bakarken ardindan gitme kal diyemedim
Simdi hersey anlamsiz
Yarim kaldi askimiz
Akarken goz yaslarim
Deli gibi zamansiz
Seviyorum Seviyorum Seviyorum
Gururum engel oldu
Seviyorum diyemedim...
Zafer Peker..
ASK
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmığtık
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuğ konmuğ parmaklarıma uzun uzun ötmüğtü
Bir seviğmek gelmiğ bir daha gitmemisti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluðumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim iste şuracıkta çarpıyordu
ğ urda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı
ı stanbullar
ğ urda da etin çoðalıyordu dokundukça lafların
dünyalarýn
öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yaðmur yaðarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordusaçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeðin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun bağladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.
Aşka Beyaz Güller
Ağlama belalım,ağıtlar yakma
Yürek paralayıp can parçalama
Umutları tavana asıp kadere çatma
Yaşadıklarını kırıp,olanları ziyan sayma
Sevgiyi bırakıp,acılara sarılma
Aşkı unutup dertlere dalma
Anıları silip,yarınları sorgulama
Kalan hatıraları yıkıp,geleceğe volta sallama
Kaçıp gidemezsin,gelmeyi denemelisin
Olmuyor deyip vazgeçemezsin
Bir daha bir daha baştan istemelisin
Ağlamayı ağıtı ahı unutup..tekrar sevmelisin
İsyan bayrağını yakıp,aşka beyaz güller derlemelisin..
Maviler bekliyorum senden birtanem
Canım benim ,
bugün biraz kırgınsın bana ...Yok deme biliyorum sarılamadım diye sana doya doya öpemedim diye..Basit şeyler bize göre olmamalı, basit kelimeler kurarak konuşmak, basit mutluluklar... Ben hiçbirşeyi hele ki hayatı ve sevgiyi basite alarak yaşamıyorum....ama bugün basittim..Ama neren bilirsin ki senin için öleceğimi,sanki gökyüzüm sen,yağmurlarım sensin,düşmeden içimdeki yalnızlığın kumsallarına. Denizleri senin için renklendirdim ben,bulutları senin için yakaladım küçüğüm benim...Bugün sen benim için gerçek ötesiydin bendeki her zamana.Tuttum ellerinden,saçlarının kokusunda büyülendim dudaklarına. Islatmalıydım seni yağmurlar gibi. Öpmeliydim içimden geldiğince belki de , olmadı.Ama yarın...
Şimdi ise Bir sessizliği kaldı eve kapanan yüreklerimizin birde seni bana özleten hayalin. Kendi yüreğimi senin ellerine bırakırken.Basit gelecek belki tüm anlatamadıklarım. Bir şeyi çok iyi biliyorum sen anlayacaksın günü gelecek.öyle masum, öyle güzel ki seni yaşamak...Ben seni öyle yaşıyorum..
En ihtiyacım olan şey bu aralar mavi... huzur...Yani sen..deli mavim..hem en yakınım, hem en uzağımsın..Bir akşam öncesi vakti... Ancak bu kadar yalnız olabilirim; daha fazlası tahammül edilmez olurdu. Şimdi bu rüzgarsın gecede beklentilerimin yitikliği, bu kaybolmuşların sebep verdiği arayışlarım; arayışların kilitlenmeleri; gölün deniz dalgalarına sahip oluşu ve yıllardır ilk defa derinden hissettiğim “özlemek” var seni.Bu gece uykum gelmiyor, çayla sevişmeliyim galiba..Yada hayalinle...
Yazmak ‘’Sen’’ demekmiş biraz..Senin için yazmak demekmiş,belki de daha yeni anlıyorum..Yazmak ‘’Sen ‘’ demekmiş çokça,senin için ‘’ölmek’’ demekmiş..Seni özlemek,özledikçe istemek,istedikçe daha da özlemek demekmiş..Bir çarkın içine girmek,aynı dönencede ivmelenerek gitmek,gittikçe hızlanmak,hızlandıkça daha çok sevmek demekmiş.. Ve sen güllerimin en güzel kokulusu,kara kızım,sana daha herşeyi anlatmadım..Sahil boyu bir şişe arayışımı senden..Herşeyi anlatmadım sana..Fırtınalı günlerde sana dair olan rüzgarın dalgasını bulmayı..Ve canım benim yataklara düşmeye inat, kokunu duymak adına, rüzgardan çarpılmalarımı anlatmadım sana..Bilmem sensizken neler çektiğimi anlatmış mıydım..
Kimsenin sevmediği gibi seviyorum seni, kimsenin özlemediği gibi özlüyorum seni. Öyle güzelsin ki yüreğim sende mutlu, yüreğim sende uyuşmuş.Ne senden vazgeçeceğim ne de seni yaşamaktan.Bazen sesimizsiz kalırız da farkına bile varmayız; ama bazen susmak haykırmak olur ağız dolusu. İşte ben bugün öyle oldum kadınım ,seni görünce kalakaldım..Güzel yürek, belki çok uzun konuşamadık bugün ama bana verdiğin, sihirli bir elle dokunmuşcasına yüreğimde açtığın o pencere, o gönüllerden gönüllere uzanan sevgi kıyıları gibi oldu..Seni çok seviyorum canım benim
Gözyaşlarıma Veda
Gözaşlarımla dostluğumu bozmak istiyorum. Gözlerimi kanatan, sürekli içime akan ve zamanlı zamansız ıslatan. Bana küssün ve bir daha yüzüme bakmasın istiyorum. Bir konakçı gibi yerleşti gözlerime, atamıyorum. Düşman diye tebessüm mü yaratmalıyım, yoksa yürek dilinden anlayabilecek kadar akıllı mı, hidrojen ve oksijeni tekeline almış, kimyanın bu kibirli molekülü? Bilmiyor simbiyoz yaşamın inceliklerini. Yüreğimde açtığı yaranın derinliğini bilmiyor. Belki de isteyerek, bencilce yapıyor ve oyunu kuralına göre oynamıyor. Kendine hüzün duvarı örmüş, yıkamıyor. Hoşuna gidiyor çağlamak ve sadece akıyor. Hüzzam makamında akıyor, eritircesine ruhumu, öldürürcesine ve buğulu. Yok mu kurtulmanın çaresi? Avuçlarımda toplayamam ki damla damla süzülürken. Göz kenarlarımdan parmak aralarıma kayarken engel olamam ki. İnanmayın bana, inanmayın. Aslında seviyorken onları, atmaya kıyamam ki.
Seni seviyorum tatlım.Çünkü bir kadını tutkuyla , beklentisiz , delice sevmenin ne olduğunu biliyorum.Birini böyle seveceksem,bu kadının sen olman gerektiğini biliyorum artık… Seninle yaşamak sonu hiç gelmeyecek bir şölene benziyor.Bu şölenin tadını çıkarıyorum. Böylesine keyifli,böylesine eğlenceli bir şöleni hiç yaşamadım ki.Sen var ya sen hayatımın uslanmaz ruhusun sen.Ben sevdayı çok yükseklerde yaşıyorum değil mi birtanem..? Bir damla sen istedim kül rengi bulutlardan seni sevdiğimi anladığım da..Tanrı seni verdi bana…Şimdi aklıma geliyor da, konuşuyorduk, üstü kapalı cümleler altında. Bu aşkın imkânsız olduğunu söyledikten sonra neler konuştuk tam hatırlamıyorum. Gözlerimden iki bülbül yavrusu kanatlanıp omuzlarına kondu. Duygularımda sendeydi artık, kalbim gibi D…..’m..
Gelişinle volkanlar patladı içimde,hala da patlıyor hergün. Sevgin hariç hiçbir şey yetmiyor söndürmeye. Bir tek sen varsın gönlümde.Bir damla sen yetiyor gönlümün ateşini yok etmeye. Umudunla, yüreğinle, sevdanla geldin, yıktın karanlığımı. Hayata dair kötü olan ne varsa yıktın onları, beni yeni umutlara sürükledin mavişim.Aşkın en koyusuna, en tutuklusuna götürdün beni. Bin yıldır bekliyor gibiyim seni biliyor musun? Bin yıldır karanlık bir odada tek başıma oturuyorum sanki. Kim girip çıkmışsa hayatıma, kim talan etmişse yüreğimi hepsini silmek için geldin. Bir tek sen varsın içimde. Sevdan yetiyor bana. Senin aşkınla yaşamak istiyorum artık. Seninle olmak, seni duymak, seni görmek, seni anlamak, seni yaşamak tarifsiz sevinçler yaratıyor içimde . Bu gün kuytu bir köşe buldum bahçede,her şey den uzak,herkesten uzak…
seni yazdım..Rüyalarımdan hayallerimden masalları kağıda döktüm
Sen hep en güzeldin tatlım benim...Senle geçen her bir saniyeyi özlüyorum…Unutamıyorum deli mavim ...Sana doyamıyorum.
Seni yazmak,her satırda sana dokunmak demek benim için.(terin tenim de hala). Seni yazmak kalemle kağıtla değil,taşla, toprakla , suyla seni yazmak ve sende kaybolmak demek benim için birtanem…. Keşke bir hayat boyu yapılabilecek hatalarımı boşu boşuna harcamayıp , sana ulaşmak için yapsaydım.. Bir gün ansızın hayatıma girivereceğini hep biliyordum D……..Zamansız gelecek bir bahardın sen.Beni allak bullak edecek.Hep korktum,hep teslim oldum.Şimdi seninleyim.Hayatıma giren bütün kadınların en güzel özelliklerinden oluşan bileşkeyle.Yani hep istediğim kadınla,şimdiye kadar sevmediğim kadar sevdiğimle…Ama yine de biliyorum ki senden hiçbir şey istemeye fazla hakkım yok ama vermeye var.Bu da benim seçimim… Suçlusu yok bu sevdamızın, pişmanlığı da.
Zamansızdır aşk.Bir yaprak gibi ansızın düştü parmak uçlarımıza…Seni seviyorum D….... Geldim..Sana geldim . Sadece sana. Ben dokunduğum her kadında senden bir parça bulmak yerine, her şeyimle sana geldim.. Sadece sana. Sen sadece beni sevdikçe ben sadece seni seveceğim…
Sana damla damla aşk getirdim deli mavim.Bana susadığını hissediyorum. Sana yenildikçe büyüyorum , büyüdükçe seviyorum ve sevdikçe,bana yaşattığın yaşanılır olan her şey için,sana aşkımla gülümsüyorumJ).Sana hergün sevgimi anlatıyorum ama aslında sana seni anlatıyorum. Sana aşkımı anlatmakla sana seni anlatmak,hiç bir fark yok ki arasında. Sana beni anlatmaya çalışıyorum. Sana yalnız dağların kartalını, sana beni ve aşkımı verebiliyorum ancak… Ellerimi tenine,gözlerimi bal gözlerine , yüreğimi yüreğine koy diyebiliyorum.
Nereye adım atsam sen çıkıyorsun karşıma.Her yanım sen, benden kaçamazsın.Sensiz olmamaya,bu sevdayı dolu dizgin yaşarken yarım bırakmamaya o kadar kararlıyım ki.. İNANAMAZSIN..Çünkü senden başka hiç kimse okşamayı bilmiyor,derin bir okyanusa dirseklerini daldırıp,gözlerime dokunmuyor.Bir pamuk tarlası ellerin,üstüne uzanıp yıldızları seyrettiğim. İdamlık bir suç değildir ki aşkım birini sevip,ona ömrünce emek vermek. Ne kadar çok seviyor ve D……ma ne kadar çok susuyorsam o kadar yaşıyorum artık. Öğreniyorum, nehrin iki ucunda da sen varsın.Ve ben sende boğulmayı da öğreniyorum canım benim..Seni canım,kanım, kadınım gibi seviyorum….
paylaşımın için teşekkür ederim.......
hepsi çok güzellll........!
Konuşma
Az önce ..
Hasretine kulaçlar attım,
ÖLÜMÜNE ..
Geri dönmemecesine avuçladım mavileri,
ÇILDIRASIYA ..
Özlemle tutundum yosunlara,
SUS!.. KONUŞMA!..
Boğulmaktan değil korkum,
Hasretinden kavrulmak değil,
Özleminden çıldırmak değil,
BİR DAHA DÖNMEYİŞİNDEN YANGINIM ..
Az önce ..
Adımladım sahili boydan boya,
ÖLÜRCESİNE ..
Hasretin bir yol çiğnedim,
İSYANKARCA ..
Özlemle bastım kızgın kumlara,
SUS!.. KONUŞMA!..
Menzili bulmamaktan değil korkum,
Güneşle sarmaş dolaş olmaktan değil,
Arayıp sormayışından değil,
BİR HABER SALMAYIŞINDAN DİVANEYİM ..
Az önce ..
Balıkçıların ağlarına takıldım,
ÇIRPINDIM ..
Yokluğun kere aşkı paraladım,
AĞLADIM ..
İlmek, ilmek ağlara, ölümüne sarıldım ..
SUS!.. KONUŞMA!..
Korkum ölümümden değil,
Rüzgar dolanmış saçlarına,
Bir daha dokunamamaktan korkuyorum,
Unutulmaktan değil,
Yaprak yeşili gözlerini,
BİR DAHA GÖREMEDEN ÖLMEKTEN KORKUYORUM ..
Sebep
Sebep; gecelerin gölgesinde islenen yüzüm
Yalnızlığa tanık duvarlar
Konuşmayan mektuplar
Bitesiye yanan mumlar
Sebep; aşılamayan yollarda hüzün gözüm
Uzakta satılan canlar
Sebepsiz dökülen kanlar
Ölesiye istenen arzular
Sebep; sevgi çıkamazında yanan közüm
Birikip yakılan hatıralar
Aşkı anlatan satırlar
Söylenemeyen kahırlar
Sebep; yalan bilmeyen kanayan özüm
Ayrılığın koynunda kalanlar
Şeytanın kasığında yatanlar
Üçe alıp beşe satanlar
Sebep; bitti diyen dilim, son sözüm,
Bir anda bırakanlar
Gülüp kaçanlar
Haram yutanlar
Sebep; feleğin gözü kör olsun
Sebebinin çarkı toz olsun
Sebep olduğun zamana
Ve sebep; tanık olduğun her ana
Attığın bütün yalanlara
Yutturduğun yutanlara
Gülüp bırakanlara
Ve kaçanlara, arsızlara
Yalan mektuplarına
Aşılamayan yollarına
Şeytanın kasığında yatırdıklarına
Aşkı yalanlayanlara
Hatıraları yakanlara
Üçe alıp beşe satanlara
Sebep olduğun, sebebim olduğun için
Düzenin bozulsun, canın çıksın
Ölmeyesin sürüm sürüm sürünesin sebeb;
Ey sebep; dişlerin kırılsın
Ezim ezim ezilesin
Benden beter olasın
Başın alıp kaçasın
Yandığım gibi yanasın
Her bir parçan bir başka yana
Aç itlere kalasın
Yenmeyesin, içilmeyesin
Her bir azana kurt düşe
Kokasın ordan oraya atılasın
Ve sebep; kör olduğumdan
Kül olduğumdan
Dillerde yalan söz
Aynalarda param parça yüz
Ve koca aleme rezil rüsva olduğumdan
Daha çok olasın, beter olasın
Sebebiyin gözü kör olsun
Benden bin beter olasın sebep;
Ey!.. sebep; devranın yıkılsın
Canın çıksın, heder olasın
Beter olasın, kör olasın sebep
Ve sebep; iki gözüm sebep
Bazen özüm, bazen sözüm sebep
Beni böyle yaktığın için
Duvarlarda asılı bıraktığın için
Gecelerin gölgesinde islettiğin yüzüm
Ve bitesiye kanayan özüm için
Sende yanasın sebep
Sende islenesin, duvarlarda kalasın
Meydanlarda asılasın
Yollarda heder olasın sebep
Ve sebep kaderiyin beşiği kırılsın
Şeytanın kucağına düşüp
Senden doğacaklarına ateş kalasın
Yanasın sebep, özümün yandığı gibi
Sözümün kavrulduğu gibi
Yüzümün perişanlığı gibi
Her iki cihanda yanasın
Kanayasın beş beter olasın sebep
Dar ağaçlarında sallanasın
ÖLMEYESİN SÜRÜM SÜRÜM SÜRÜNESİN SEBEP
OCAĞIMA DÜŞTÜĞÜN GİBİ
OCAĞINA ATEŞ DÜŞE
ÖLMEYE SÜRÜM SÜRÜM SÜRENİSİN SEBEP;
Kadınlar
Bazen, parmak uçların donar,
Bazen burnunun ucu;
Bazen kulakların buz keser,
Bazen, yüreğinin kökü
Ve bazen de bir kadın, öyküsü ayaklarında;
Sonra; toprağa düşen yağmur tanelerinde,
Girip de çıkamayacağa bir düştedir
Ve bazen bir kadın, türküsü yüreğinde
Birde caddelere ram olmuş bedeniyle;
Bir kadın üşür, bir kadın donar,
Gözlerinde umut, yüreğinde sevgi
Ve bütün ruhunda hayat dururken
Bir kadının öyküsü, ellerinden düşer sokaklara...
Mavi bir umut, kadın bir çocuk
Mavi bir uçurtma, kadın bir yol ayrımı
Ve kadın düşer, küçük bir kadın ağlar
Ve bir adam bakar, uzanamaz, dokunamaz;
Mavi, caddelere düşen hüzün,
Mavi, saçak altı soğuk geceler
Ve küçük bir kadının donduğu,
Mavisine ağlayıp saçlarını yolduğu,
Mavisiz bir yaşamın ayrımında,
Küçük bir kadının tiril tiril titrediği,
Tarifinin yastık altı edildiği,
Mavisinin katledildiği, adı mavi olan
Hüznün siyah rengi, mavisi batasıca;
Kaldırım taşları uçuşuyor,
Mavi, sokak aralarında kayboluyor,
Küçük bir kadın yürüyor,
Dudakları kanamış, bir kadın ölüyor
Ve bir kadın bakıyor,
Gözlerinde bir kaç damla mavi,
Duvarlara maviyle hasret yazıyor
Sonra Küçük kadın yazıp karalıyor;
Kan benden kalan tek mavi
Ve sen giderken, düşen bu can
Maviyi özlemiyor artık;
Dizlerim kanasa da,
Düşsem de, sabahtan akşama,
Küçük bir kadın ağlasa da
Ve aralarda kaybolsa da,
Mavisiz bir yaşamın içerisinde
Güneşi bulamasa da,
Kalkacaktır düştüğü yerden
Ve küçük bir kadın yazacaktır,
Ağladığı yerden üste sıçrayacaktır,
Sonra, kadınlar haykıracaktır;
Ölmemeli maviler, ölmemeli düşler
Ölmemeli küçük kadınlar, kadınlarımız;
Özgürlüğümün Adını Ateş Koydum Anne
Özgürlüğümün adını ateş koydum anne
Ateş ki yüreğimi yakan, ömrümü hiçe sayan…
Aynaya baktığım yüzümün hüznünü
Ve kınalı ellerinin adını kül koydum…
Değişen ne var ki şu beyaz saçlarımdan
Ve geciken yaşımdan başka anne?..
Seni özlediğim her karenin adını; ateş koydum…
Rüyalarıma girdiğin gecelerin adını
Ve gözlerimden gitmeyen son bakışını
Yüreğimde çerçeveleyip ateş koydum adını…
Özlemimsin anne, yarım kalan duamsın
Damağımdaki tadım, dilimdeki türkümsün anne…
Ağlamak şu cihan sokak dedikleri yer mi olacaktı?..
Yoksa hüznümü gömdüğüm bir numaralı kapımı?..
Üstüme devrilen her akşam, özgürlüğüme
Ve yüksek rakımlı bir tepenin yüreğime zulmü anne…
Anlımda ki çizgiler ve yüzümdeki derin izler
Bu kadar anlamlı ve ben bu kadar yalnız mı olacaktım anne?..
Özgürlüğümün adını ateş koydum anne
Ateş ki anlımın seccadesi, yüz bin yıl
Ve bir yüz bin yıl daha eğilip kalksam
Özgürlüğümün dermanı yok anne…
Şimdi aklım Ege’de, yüreğim serin
Sular bu gece çok soğuk anne…
Gece mitolojiden kalma bir korku
Güneş hiç doğmuyor anne…
Cihan sokak özgürlüğümü hiçe sayıyor
Ve ben bir numaralı kapıda ölüyorum anne…
Özgürlüğümün adını ateş koydum anne
Ateş ki yüreğimi yakan, ömrümü hiçe sayan…
Özgürlüğümün adını ateş koydum anne
Ateş ki yüreğimi yakan, ömrümü hiçe sayan…
__________________
zampooo burası çook güzeldii ellerine sğlık
Ben Küçüğüm Annem
Orda mısın yürek yarım
Sessizliğinde kayboluyorum
Gün mü gecemi bilmiyorum
Ben bende beni....
Fermansız bu yalnızlığımda
Seni arıyorum
Kalbini demir mi yaptın bana?...
Çok mu acı tattırdım sana
Bilmem..bilir yanar mısın içimin şu ağrısına
Bilmem...affeder basar mısın bağrına
Orda mısın yürek yarım
Orda mısın ANNEM!....
Gönül sermayem bitti
Gözümde yaş
Canımda can tükendi.
Giden gün ömürden gitti
Kefen bezine bürünsem
Affedip sarar ağlar mısın annem
Viran değil...gül bahçende ..
Bende,Ötüyor baykuşlar
Bir zamanlardı hani o bülbüller
Onlar vuruldular
Kanı avuçlarımda yüreğime karıştı
İnsan doğdum senden
Temizdi alnım sütün kadar
Bak yazdı karayı yüzüme
Dost bildiğim kullar
Orda mısın yürek yarım
Sessizliğinde kayboluyorum
Ortada o kadar çok yalan var ki
Hangisine kanacağımı bilmiyorum
Eskiden üç yanlış bir doğruyu götürürdü
......gittiğim okul yıllarında
şimdi üç doğru bir yanlış etmiyor
kırdıysam affet ANNEM!...
yüreğimi gözlerine mühürlesem
salar mısın sulara
ellerime kelepçelesem bakışlarını
yürür müsün karanlıklara
YALAN DİYEMEM AFFET...BEN KÜÇÜĞÜM
AMA İNAN ANNEM
ACILARLA BABAMDAN BÜYÜĞÜM...
Elini Vermiyor Hayat!
Yerde kıvranan kalbimin üstünde acılar dansediyor
koparıp göğsümden yerlere fırlattığım kalbimin
kimse dönüp bakmıyor
görmüyor ateşler içinde yandığını kalbimin
eğilip almıyor kalbimi ateşler içinde
yanıyor kalbim!
kalbim ahhh!!!
Yaralı bir ceylanın gözlerinde inliyor sesim
ruhum bir cellâtınki kadar soğuk ve tedirgin
kirli bir hayatın karanlık odalarında
mil çekiliyor gözlerime
kör oluyorum!
dost bildiklerim hançerini saplıyor göğsüme
yaralanıyor canevim
kan damlıyor her yerimden
yüreğimden
ellerimden
gözlerimden
dudaklarımdan...
ahhh!!!
İhanetin acıları zaptetti ruhumu
sırtımdan vurdu beni hayat neylersin
ne güneş ısıtıyor üşüyen anılarımı artık
ne de insanlardan kaçıp sığındığım tenhalar
yitirdim yolumu şaşkınım şimdi bu çıkmaz sokaklarda
şimdi kış kadar soğuk bedenim
şimdi yüreğim çırpınan yaralı bir kuş
param parça her yerim
bir bulutun ihanet eşiğinde yitirdim herşeyimi
Ah!!! diyorum keşke,
bende duygusuz yaşamayı becerebilseydim ey dünya
yalanlar sıralayabilseydim, yalanların ardından
aç çocukların gözlerine bakıp utanmasaydım
yanmasaydım bu kadar insanın acısına
gözlerime perde çekip,
unutsabilseydim tüm olup bittileri
ihanetlerle incitmeseydim yüreğimi
Ey hayat ödedim borcumu, bırak gideyim
anladımki söz geçmiyor bu yüreğe artık
el yordamıyla yürüyorum şimdi yürüdüğüm yerde
yalanlardan örülmüş bir duvarın kenarından
onurlulara mahsus acılı taşlara tutunarak yürüyorum
bir sümüklüböceğin kabuğunu sürüklediği çaresizlikle
sürüklüyorum bölük pörçük hayatımı ardımdan.
ey kalbe saplanan hançer
ey ciğere işlenen kurşun
bu yürek artık ağlamamalı,
yanmamalı acılara bu kadar
ağır geliyor yaşamın yükü ey hayat
bir yanım deniz, bir yanım uçurum, bir yanım ateş
yalnız bir yolcuyum meçhule giden dümensiz bir gemide
gözlerimde kaç bin yetimlik ah
yüzme bilmediğini bile bile denize atıyorum kalbimi
alıp götürsün diye acılı rüzgarlar ulaşılmaz bir kıyıya
yaşama sevincimi yıllar önce
çiçekleri çiğnenen bir bahçede yitirdim
ağrılar içindeyim ah! mavi kuş
yorgunum, bitkinim, dargınım!
elini vermiyor hayat!
her gece bir yıldız kayıyor gözlerimden
yüreğimden bir dilek sönüyor her gece
bu yüzden hep yetimdir bir yanım
bir yanım aşka ve acıya ayarlı
enkaz oldum, toz oldum, duman oldum
(*)"ben bu kahrı çeke çeke yoruldum"
kara bir dumanla boğuluyorum şimdi
şimdi kara gecelerin kör kelebeği gözlerim
karanlıklar içindeyim dipsiz bir kuyuda
dolunay
bulutların arkasından
bakar
bakar
darılır...
ben
dolunaya
bakar
bakar
utanırım...
Çırılçıplak Bir Ruhun Karşısında Kaç Aşk Dimdik Durabilir.
Birtanem bu gece de yalnızım..Düşünüyorumda..Bazen acım oldu seni sevmek , bazen en güzel tebessümüm.. Bazen içimde bir sızı bazen mutluluğum...Bazen herşeyim bazen hiçbirşeyim oldu...ama vazgeçemedim! Seninleyken bazen kalabalıklar içinde bazen yapayalnız oldum...En umulmadık anda sevdim seni , en vurdumduymaz , en sağır ve en körleşmiş taraflarımla...O gece ay tutuldu ve güneş hiç yaklaşmadığı kadar çok yaklaştı dünyaya...Oysa benim çekim alanımda bir tek sen vardın bir de yalnızlığıma ortak sesin , vazgeçemediğim gözlerin vardı hemen yanıbaşımda...
Ve herşey seni sevmekle başladı...Hayat bazen herşeyden vazgeçmek oldu , bazen bir senden vazgeçememek... Tek zaafım sen oldun ömrümce , bir sana dönemedim sırtımı ve kapıyı çekip hızlıca gitmek hiç aklıma gelmedi! gelmeyecekte...Herşey seni sevmekle başladı... Dünya asla bir toz bulutu olmamıştı zaten.
Sevmek diye bir şey varmış ve sevince iliklerine kadar hissediyormuş insan varlığını , tüm acıları ve sevinçleri bir anda yaşayıp tüketiyormuş . Varlığın ve yokluğun... ikiside bazen öyle zor ki! Keşke biraz olsun anlatabilsem sana , paylaşabilsem acılarımı seninle , kıyamam ki... Hiç susma istiyorum yanımdayken , aklından geçen herşeyi bilmek istiyorum , hayallerini , korkularını , sakladığın kendini ve kendinden bile kıskandığın sevdanı anlat istiyorum.Zannederim ben seni seveli asırlar oluyor kara kızım ben yeni anlıyorum..
Unutma sevdiğim unutma hiçbir direnişimi ve teslimiyetimi unutma.Şimdi sana cevabını veriyorum aklındaki bütün sorularının...Her ayrıntım sende gizli benim.Sana verdiğimden başka ben yok ki bende..
Anla canımın içi çırılçıplak bir ruhun karşısında kaç aşk dimdik durabilir.Seni sen gibi seviyorum |