makaay2077
29.09.2007, 20:47
Karar verme sürecinde harcadığımız zaman ve enerjiyle, o kararın yaşamımızdaki önemini bağdaştırmakta çoğu kez dengeyi tutturamayız. Belki bu durum, dışımızdaki dünyanın ivmesinin sürekli değişmesi; kontrol edemediğimiz gelişmelerin umulmadık zamanlarda fırsatlar, olanaklar sunarken, beklenmedik anlarda da engeller çıkartıp, çelmeler takmasıyla açıklanabilir. Yine de geriye dönüp baktığımızda, yerine göre aculluğumuza-rahvanlığımıza kendimiz bile şaşarız. Kebapçıda döner mi yoksa şiş mi yeme, tuhafiyecide çorap rengi tercihinde, meslek belirleme kararlarından daha fazla düşünebilme olanağının yakalanması rastlanmadık durumlar değildir.
Türkiye’nin 24 Aralık’ta seçime sürüklenmesi kararı da böyle çabuk, hazırlıksız, koordinatsız alınmış gibi geliyor. Bu baskın seçimi kimin, ne gerekçeyle çabuklaştırdığını da, seçimin kime yarayacağını, baskını kimin yiyeceğini de tam kestirebilen yok gibi görünüyor. Tek bilinen, sonuçlarına uzun süre katlanacağımız, sonunda belki kıyameti boylayacağımız bir alamete binmiş olduğumuz.
Meclis’teki partilerden, bunca şikayet ettiğimiz sisteme karşı muhalefet açılımları geliştirme potansiyeli bir tek Refah Partisi’nde var. Onun da vaad ettiği dünyanın uygulanabilir, arzulanır olup olmaması bir yana, size yaşam hakkı tanınıp, tanınmayacağı bile şüpheliyse rahatça karamsarlığa kapılabilirsiniz. Hele kendinizi solda tanımlıyor, sol değerlerin bu seçim ortamında bir seçenek olarak bile önünüze gelmemesinden endişeleniyorsanız…
Kitlesel sol bir muhalefet hareketinin zamana meydan okurcasına bir anda gelişip güçlenmesi, düzenden şikayeti olan yığınları kucaklayabilmesi için tren kaçmamış olabilir. Aksi halde, böyle bir projeyi hayata geçirmek için en az dört sene beklemek, hem de daha olumsuz koşullara göğüs germek gerekebilir. En kötü olasılıkla, emek eksenli sol bir kuruculuğun hâlâ arzulanabilir ve uygulanabilir olduğunu, böyle bir dalganın kabarması için gerekli “meteorolojik” şartlar bulunduğunu, örgütsel karşılığını bulmamış olsa da vurgulayabilirsiniz. Aşağıda sıralanan 30 saptamayı ne âcil talepler listesi, ne de program önerileri olarak düşünmeyip, olası bir stratejinin dayanakları şeklinde algılamakta yarar var.
1 Solun liberalizme, hattâ politik İslâma karşı ideolojik üstünlüğünü kaybetmesi gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu nedenle iyi düşünülmüş, titizce hazırlanmış, bazı çevrelerce fazla “sofistike” bulunma tehlikesi göze alınmış bir programa ihtiyaç var. Kitlelerin içeriği doldurulamayan bir, “ekmek, aş, özgürlük” talebiyle hemen bütünleşecekleri yanılsamasına kapılmamak gerekir. Sol birikim, kapitalizmin sadece ekonomik değil, kültürel, ideolojik ve psikolojik hegemonyasını sarsabilecek potansiyele sahiptir.
2 Toplumsal örgütlenmenin her aşamasında, tüm kararların alınması ve uygulanmasında, yaşamı bu kararlardan etkilenenleri aktif kılacak bir toplum örgütlenmesini “uygulanabilir” kılmayı hedeflemek.
3 Eşitlik, özgürlük, dayanışma gibi sol değerleri eşitliğe özel bir vurgu yaparak yeniden canlandırmak.
4 Emperyalizm, sömürü, emek gibi kavramları kullanmaktan çekinmemek; buna karşın kelimelerden değil, fikirlerden güç almak; yukarıdakiler dahil hiçbir kelimeyi içeriğinden kopartıp, aşırı tüketerek etkili olunabileceğini vehmetmemek.
5 Solun bir kimlik, bir dünya görüşü, bir değerler ve normlar bütünü olarak kitleler nezdinde yerini bulması için çaba göstermek.
6 Slogancılık, şablonculuktan kaçarken; ortak anlayışlara, sembollere, rituellere sahip çıkmak. Modern tanıtım olanaklarını kullanmaktan kaçınmamak.
7 Sistem dışı birikimleri kucaklayacak, kendini muhalefetin bir parçası gören insanlara şevk, yeni bir heyecan kazandıracak, kendilerini özgürce ifade edebilecekleri esnekliği yaratmak. Diğer taraftan kitlesellik kazanmak uğruna, temel ilkelerden, örneğin milliyetçiliğin her türüne karşı olmaktan geri adım atacak ölçüde tavizkâr olmamak. Bugün seferber edilebilen güçlerle, kendini emekten yana, anti-faşist, anti-militer, dinî yörüngesi dışında tanımlayan kişilerle yola çıkmayı göze almak.
8 Pozitif olmak. Emek ekseninde daha anlamlı bir dünya yaratılabileceği, ülkenin kaynaklarının daha verimli kullanılabileceği, toplumun daha etkin yönetilebileceğine vurgu yapmak.
9 Emek tanımını, üretim sürecine katılımında sermayesinin değil, emeğinin belirleyici olduğu tüm kesimleri içerecek bir genişlikte tutmak.
10 Sivil toplumculuğun mutlak bir devlet-sivil toplum ayırımı yapma, toplumsal talepleri medeni ve siyasî haklarla sınırlama perspektifinin piyasa düzenine güç kazandırdığını hatırlatmak. Yeni bir kamusallık tanımı yaparak, mal ile hizmet üretimi ve dağıtımını tamamen sivil topluma, dolayısıyla birey ve sermayeye indirgeyen anlayışın sol kesimde yarattığı kafa bulanıklığını dağıtmaya çalışmak.
11 Dünyada yaşanan geçiş sürecinin politik ayağı yeni dünya düzeni ve ekonomik ayağı globalleşmenin rüzgârına kapılmamak; yaşadığımız, askerî ve ekonomik güçlerin yoğunlaşması ve merkezileşmesi olgusunun genel tanımıyla emperyalizm olduğunu vurgulamak. Buna karşın, güçler dengesini, toplumsal dinamikleri olduğu gibi değil de, dilediği gibi algılayan ortodoks söylemden uzak durmak.
12 Gerek emeğiyle geçinenlerin ekonomik pastadan hakettikleri payı almaları, gerekse işletme bazında ve ekonominin genelinde karar alma süreçlerine katılmaları anlamında ekonomik demokrasiyi savunmak.
13 İnsanların hak ve özgürlüklerine, günlük yaşamlarına, ekonomik ve toplumsal taleplerine müdahale eden devlete karşı olmak. Kamunun ekonomik ve toplumsal fonksiyonlarının devamından yana tavır almak. Bu anlamda özelleştirmeyi reddetmek, çeşitli kollektif mülkiyet biçimlerini birarada barındıracak bir modeli gündeme getirmek.
14 Farklı etnik, dinî, kültürel kimliklerin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir toplum tasarlamak. Bu bağlamda, Kürt sorununda barışı, kayıtsız şartsız bir barışı savunmak; tüm demokratik çözüm yollarının tartışılabileceği koşulları oluşturmaya çalışmak. Kendini Kürtler’in temsilcisi olarak sunmamak, onlar adına irade beyanından kaçınmak.
15 Dini, devlet kontrolü dışına çıkaracak gerçek bir laiklik anlayışını geliştirme zorunluluğuna inanmak. İslâmi ve şeriatçı akımların güçlenmesinde kapitalizmin yarattığı dışlama ve yabancılaştırmanın rolünü gözardı etmeyip, dünyayı değiştirme idealini inandırıcı kılacak, paylaşımcı ve dayanışmacı bir seçenekle karşılarına dikilmek; modernizmin krizinin kaba bir Aydınlanmacılıkla çözülemeyeceğini görmek.
16 Emek eksenli bir hareket oluştururken, toplumsal muhalefet odaklarını birleştirici bir çekim merkezi olma iddiası taşımak. Sistem karşıtı hareketlere karşı sınıf indirgemeci bir tavır takınmamak; özerkliklerini korumaları teminatı vermek. Onlardan da eşitlikçi, dayanışmacı bir perspektifle projelerini ana projeyle uyumlaştırma gayreti beklemek.
17 Yukarıdan aşağı, bürokratik örgüt yapılarının sol değerlerle bağdaşmadığını kavramak. Yerel inisyatiflere kendi yaşam alanlarıyla ilgili politikalar geliştirme ve uygulama olanağı tanımak, buna karşın yerel ve bölgesel birimlerin çıkar ve pazarlık merkezlerine dönüşmesine izin vermeyen bir anlayışı benimsemek.
18 Bireyi reddetmemek. Diğer yandan, birey olmayı sadece maddi gereksinmelerin tatmininde değil, topluma yaptığı katkıda, inisyatif kullanmakta, yaratıcı etkinliklere katılımda arayan yeni bir birey tanımının kabul görmesine çalışmak.
19 Emekçilerin bilgi ve becerilerinin gelişen teknolojilere uyumlaştırılmasının sol bir proje için önemini kavramak. Takati olmayanları, örneğin yaşlıları, güçsüzleri sosyal yardımlarla destekleyip, toplumsal dışlanmaya set çekme vaadinde bulunmak.
20 Ahlâkçılığa kaçmadan, insanların yaşam biçimlerine müdahaleyi içermeyen yeni bir etik anlayış geliştirmek. Halkın, sol kesim için etik çıtasını her zaman yüksek tuttuğunu hatırlamak.
21 Feodal temalara, yiğitlik, cengaverlik, yılmazlık gibi kavramlara tutunmamak; uygar, hoşgörülü, barışçı insana vurgu yapmak.
22 Solun, sisteme en yetkin ve radikal eleştiriler yöneltmiş, rejimde önemli gedikler açmış geçmişine sahip çıkmak. O dönemlerin fikir ve tartışmalarını günün sorunlarının çözümüne katkıda bulunacağı ölçüde seferber ederken, kendini hiçbir hareketin devamı saymamak.
23 Sosyal demokrat partilere eleştiriyi reformist kimliklerini kaybetmeleri noktasında yoğunlaştırmak. Sosyal demokrasiye oy veren kitleyi doğal müttefik görüp, duygularını incitmekten kaçınmak.
24 Militan, kendini mücadeleye adamaya hazır bir tipolojiyi yüceltmemek. Herkesin bulunduğu konumdan gücü, enerjisi, birikimi, heyecanı ölçüsünde katkı yapabileceği ortamı yaratmaya çalışmak.
25 Demokrasinin aile, okul, işyeri, kışla gibi farklı sosyal kurumlara taşınmasını hedeflemek. Yurttaş inisyatiflerini, toplu itaatsizlik eylemlerini sadece bugünün değil, iktidarda bulunmanın umut edildiği geleceğin toplumunda da demokrasinin sigortası addetmek.
26 Tüm halkları kardeş, insanlık dünyasının eşit üyeleri gören bir evrensellik anlayışını benimsemek. Diğer yandan tüm ülkelere eşit ve onurlu ilişkiler kurmak anlamında bağımsızlıkçı olmak, evrenselliğin ulusal kazanımların körü körüne terki anlamına gelmediğini vurgulamak.
27 Dünyadaki gelişmeleri yakından izleyen, dinamik etkinlik çerçevesinde şekillenmiş, uluslararası arenada rekabet gücü olan, insan kaynaklarını geliştirmeye öncelik veren bir sanayileşme stratejisine sahip bulunmak.
28 Solun, geçmişteki toplumu sadece üretimden kurma anlayışını aşarak, bireylerin aynı zamanda bir tüketici olduğunu hatırlamak. Tüketicinin haklarını geliştirmeye olanak tanırken koşullandırıcı tüketime, gösteriş kültürüne, yanıltıcı reklamlara karşı çıkmak.
29 Toplumsal hiyerarşinin tüm biçimlerini; servetin, uzmanlığın, mevkiin sosyal statü kaynağı olmasını reddetmek. Üretim sürecindeki işbölümünden kaynaklanan işlevsel hiyerarşinin toplumsal hiyerarşiye tercümesini önlemek.
30 Güleryüzlü, esprili, hattâ yerine göre hınzırca bir dil tutturmaya çalışmak. Yükselen değerlere, aşırı para ve tüketim özlemlerine tüm yaşamı metalaştırma eğilimine karşı öfkeden çok alayı ve küçümsemeyi harekete geçirmek.
__________________
Türkiye’nin 24 Aralık’ta seçime sürüklenmesi kararı da böyle çabuk, hazırlıksız, koordinatsız alınmış gibi geliyor. Bu baskın seçimi kimin, ne gerekçeyle çabuklaştırdığını da, seçimin kime yarayacağını, baskını kimin yiyeceğini de tam kestirebilen yok gibi görünüyor. Tek bilinen, sonuçlarına uzun süre katlanacağımız, sonunda belki kıyameti boylayacağımız bir alamete binmiş olduğumuz.
Meclis’teki partilerden, bunca şikayet ettiğimiz sisteme karşı muhalefet açılımları geliştirme potansiyeli bir tek Refah Partisi’nde var. Onun da vaad ettiği dünyanın uygulanabilir, arzulanır olup olmaması bir yana, size yaşam hakkı tanınıp, tanınmayacağı bile şüpheliyse rahatça karamsarlığa kapılabilirsiniz. Hele kendinizi solda tanımlıyor, sol değerlerin bu seçim ortamında bir seçenek olarak bile önünüze gelmemesinden endişeleniyorsanız…
Kitlesel sol bir muhalefet hareketinin zamana meydan okurcasına bir anda gelişip güçlenmesi, düzenden şikayeti olan yığınları kucaklayabilmesi için tren kaçmamış olabilir. Aksi halde, böyle bir projeyi hayata geçirmek için en az dört sene beklemek, hem de daha olumsuz koşullara göğüs germek gerekebilir. En kötü olasılıkla, emek eksenli sol bir kuruculuğun hâlâ arzulanabilir ve uygulanabilir olduğunu, böyle bir dalganın kabarması için gerekli “meteorolojik” şartlar bulunduğunu, örgütsel karşılığını bulmamış olsa da vurgulayabilirsiniz. Aşağıda sıralanan 30 saptamayı ne âcil talepler listesi, ne de program önerileri olarak düşünmeyip, olası bir stratejinin dayanakları şeklinde algılamakta yarar var.
1 Solun liberalizme, hattâ politik İslâma karşı ideolojik üstünlüğünü kaybetmesi gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu nedenle iyi düşünülmüş, titizce hazırlanmış, bazı çevrelerce fazla “sofistike” bulunma tehlikesi göze alınmış bir programa ihtiyaç var. Kitlelerin içeriği doldurulamayan bir, “ekmek, aş, özgürlük” talebiyle hemen bütünleşecekleri yanılsamasına kapılmamak gerekir. Sol birikim, kapitalizmin sadece ekonomik değil, kültürel, ideolojik ve psikolojik hegemonyasını sarsabilecek potansiyele sahiptir.
2 Toplumsal örgütlenmenin her aşamasında, tüm kararların alınması ve uygulanmasında, yaşamı bu kararlardan etkilenenleri aktif kılacak bir toplum örgütlenmesini “uygulanabilir” kılmayı hedeflemek.
3 Eşitlik, özgürlük, dayanışma gibi sol değerleri eşitliğe özel bir vurgu yaparak yeniden canlandırmak.
4 Emperyalizm, sömürü, emek gibi kavramları kullanmaktan çekinmemek; buna karşın kelimelerden değil, fikirlerden güç almak; yukarıdakiler dahil hiçbir kelimeyi içeriğinden kopartıp, aşırı tüketerek etkili olunabileceğini vehmetmemek.
5 Solun bir kimlik, bir dünya görüşü, bir değerler ve normlar bütünü olarak kitleler nezdinde yerini bulması için çaba göstermek.
6 Slogancılık, şablonculuktan kaçarken; ortak anlayışlara, sembollere, rituellere sahip çıkmak. Modern tanıtım olanaklarını kullanmaktan kaçınmamak.
7 Sistem dışı birikimleri kucaklayacak, kendini muhalefetin bir parçası gören insanlara şevk, yeni bir heyecan kazandıracak, kendilerini özgürce ifade edebilecekleri esnekliği yaratmak. Diğer taraftan kitlesellik kazanmak uğruna, temel ilkelerden, örneğin milliyetçiliğin her türüne karşı olmaktan geri adım atacak ölçüde tavizkâr olmamak. Bugün seferber edilebilen güçlerle, kendini emekten yana, anti-faşist, anti-militer, dinî yörüngesi dışında tanımlayan kişilerle yola çıkmayı göze almak.
8 Pozitif olmak. Emek ekseninde daha anlamlı bir dünya yaratılabileceği, ülkenin kaynaklarının daha verimli kullanılabileceği, toplumun daha etkin yönetilebileceğine vurgu yapmak.
9 Emek tanımını, üretim sürecine katılımında sermayesinin değil, emeğinin belirleyici olduğu tüm kesimleri içerecek bir genişlikte tutmak.
10 Sivil toplumculuğun mutlak bir devlet-sivil toplum ayırımı yapma, toplumsal talepleri medeni ve siyasî haklarla sınırlama perspektifinin piyasa düzenine güç kazandırdığını hatırlatmak. Yeni bir kamusallık tanımı yaparak, mal ile hizmet üretimi ve dağıtımını tamamen sivil topluma, dolayısıyla birey ve sermayeye indirgeyen anlayışın sol kesimde yarattığı kafa bulanıklığını dağıtmaya çalışmak.
11 Dünyada yaşanan geçiş sürecinin politik ayağı yeni dünya düzeni ve ekonomik ayağı globalleşmenin rüzgârına kapılmamak; yaşadığımız, askerî ve ekonomik güçlerin yoğunlaşması ve merkezileşmesi olgusunun genel tanımıyla emperyalizm olduğunu vurgulamak. Buna karşın, güçler dengesini, toplumsal dinamikleri olduğu gibi değil de, dilediği gibi algılayan ortodoks söylemden uzak durmak.
12 Gerek emeğiyle geçinenlerin ekonomik pastadan hakettikleri payı almaları, gerekse işletme bazında ve ekonominin genelinde karar alma süreçlerine katılmaları anlamında ekonomik demokrasiyi savunmak.
13 İnsanların hak ve özgürlüklerine, günlük yaşamlarına, ekonomik ve toplumsal taleplerine müdahale eden devlete karşı olmak. Kamunun ekonomik ve toplumsal fonksiyonlarının devamından yana tavır almak. Bu anlamda özelleştirmeyi reddetmek, çeşitli kollektif mülkiyet biçimlerini birarada barındıracak bir modeli gündeme getirmek.
14 Farklı etnik, dinî, kültürel kimliklerin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir toplum tasarlamak. Bu bağlamda, Kürt sorununda barışı, kayıtsız şartsız bir barışı savunmak; tüm demokratik çözüm yollarının tartışılabileceği koşulları oluşturmaya çalışmak. Kendini Kürtler’in temsilcisi olarak sunmamak, onlar adına irade beyanından kaçınmak.
15 Dini, devlet kontrolü dışına çıkaracak gerçek bir laiklik anlayışını geliştirme zorunluluğuna inanmak. İslâmi ve şeriatçı akımların güçlenmesinde kapitalizmin yarattığı dışlama ve yabancılaştırmanın rolünü gözardı etmeyip, dünyayı değiştirme idealini inandırıcı kılacak, paylaşımcı ve dayanışmacı bir seçenekle karşılarına dikilmek; modernizmin krizinin kaba bir Aydınlanmacılıkla çözülemeyeceğini görmek.
16 Emek eksenli bir hareket oluştururken, toplumsal muhalefet odaklarını birleştirici bir çekim merkezi olma iddiası taşımak. Sistem karşıtı hareketlere karşı sınıf indirgemeci bir tavır takınmamak; özerkliklerini korumaları teminatı vermek. Onlardan da eşitlikçi, dayanışmacı bir perspektifle projelerini ana projeyle uyumlaştırma gayreti beklemek.
17 Yukarıdan aşağı, bürokratik örgüt yapılarının sol değerlerle bağdaşmadığını kavramak. Yerel inisyatiflere kendi yaşam alanlarıyla ilgili politikalar geliştirme ve uygulama olanağı tanımak, buna karşın yerel ve bölgesel birimlerin çıkar ve pazarlık merkezlerine dönüşmesine izin vermeyen bir anlayışı benimsemek.
18 Bireyi reddetmemek. Diğer yandan, birey olmayı sadece maddi gereksinmelerin tatmininde değil, topluma yaptığı katkıda, inisyatif kullanmakta, yaratıcı etkinliklere katılımda arayan yeni bir birey tanımının kabul görmesine çalışmak.
19 Emekçilerin bilgi ve becerilerinin gelişen teknolojilere uyumlaştırılmasının sol bir proje için önemini kavramak. Takati olmayanları, örneğin yaşlıları, güçsüzleri sosyal yardımlarla destekleyip, toplumsal dışlanmaya set çekme vaadinde bulunmak.
20 Ahlâkçılığa kaçmadan, insanların yaşam biçimlerine müdahaleyi içermeyen yeni bir etik anlayış geliştirmek. Halkın, sol kesim için etik çıtasını her zaman yüksek tuttuğunu hatırlamak.
21 Feodal temalara, yiğitlik, cengaverlik, yılmazlık gibi kavramlara tutunmamak; uygar, hoşgörülü, barışçı insana vurgu yapmak.
22 Solun, sisteme en yetkin ve radikal eleştiriler yöneltmiş, rejimde önemli gedikler açmış geçmişine sahip çıkmak. O dönemlerin fikir ve tartışmalarını günün sorunlarının çözümüne katkıda bulunacağı ölçüde seferber ederken, kendini hiçbir hareketin devamı saymamak.
23 Sosyal demokrat partilere eleştiriyi reformist kimliklerini kaybetmeleri noktasında yoğunlaştırmak. Sosyal demokrasiye oy veren kitleyi doğal müttefik görüp, duygularını incitmekten kaçınmak.
24 Militan, kendini mücadeleye adamaya hazır bir tipolojiyi yüceltmemek. Herkesin bulunduğu konumdan gücü, enerjisi, birikimi, heyecanı ölçüsünde katkı yapabileceği ortamı yaratmaya çalışmak.
25 Demokrasinin aile, okul, işyeri, kışla gibi farklı sosyal kurumlara taşınmasını hedeflemek. Yurttaş inisyatiflerini, toplu itaatsizlik eylemlerini sadece bugünün değil, iktidarda bulunmanın umut edildiği geleceğin toplumunda da demokrasinin sigortası addetmek.
26 Tüm halkları kardeş, insanlık dünyasının eşit üyeleri gören bir evrensellik anlayışını benimsemek. Diğer yandan tüm ülkelere eşit ve onurlu ilişkiler kurmak anlamında bağımsızlıkçı olmak, evrenselliğin ulusal kazanımların körü körüne terki anlamına gelmediğini vurgulamak.
27 Dünyadaki gelişmeleri yakından izleyen, dinamik etkinlik çerçevesinde şekillenmiş, uluslararası arenada rekabet gücü olan, insan kaynaklarını geliştirmeye öncelik veren bir sanayileşme stratejisine sahip bulunmak.
28 Solun, geçmişteki toplumu sadece üretimden kurma anlayışını aşarak, bireylerin aynı zamanda bir tüketici olduğunu hatırlamak. Tüketicinin haklarını geliştirmeye olanak tanırken koşullandırıcı tüketime, gösteriş kültürüne, yanıltıcı reklamlara karşı çıkmak.
29 Toplumsal hiyerarşinin tüm biçimlerini; servetin, uzmanlığın, mevkiin sosyal statü kaynağı olmasını reddetmek. Üretim sürecindeki işbölümünden kaynaklanan işlevsel hiyerarşinin toplumsal hiyerarşiye tercümesini önlemek.
30 Güleryüzlü, esprili, hattâ yerine göre hınzırca bir dil tutturmaya çalışmak. Yükselen değerlere, aşırı para ve tüketim özlemlerine tüm yaşamı metalaştırma eğilimine karşı öfkeden çok alayı ve küçümsemeyi harekete geçirmek.
__________________