Cibalioğlu
12.01.2006, 05:08
SEYİT SÜLEYMAN
Alper ÇAĞLAYAN
Araştırmacı-Yazar
Anadolu'da gelmiş geçmiş pek çok Hakk âşığı bulunmaktadır. Bir çoğunun adı, yakın çevresi dışında pek bilinmez. Bilinmemesinin nedeni, âşığın yeteneksizliğinden ya da eserlerinin iyi olmayışından değil, yakın çevresinde yeterince anlaşılamamış ya da ozanın kendisini iyi tanıtamamış olmasındandır.
Seyit Süleyman da işte bu âşıklar grubundandır. Mütevazi yaşamı ve çevresi tarafından değerinin anlaşılamamış olması nedeniyle, eserleri sınırlı bir çevre tarafından bilinmektedir.
Sefalama, nefes, deyiş ve düvazimamları çok değerli ve derin anlamlı olmasına rağmen, tanıtılmadığı için hak ettiği ünü, gereğince kazanamamıştır.
Öyleyse, kimdir bu Seyit Süleyman?..
Seyit Süleyman; Fatih devrinde yaşamış, İstanbul'un fethine Bursa Subaşısı ve Cebeci Ağası olarak katılmış, Cibali kapısını kırarak şehre giren kuvvetlerin komutanı olan Cebe Ali Bey'in[1] soyundandır.
Cibâli Sultan ya da Cebe Ali Bey, Horasan erenlerinden olup soyu İmam Musa-i Kâzım’a dayanmaktadır. Kendisi evlenmediği ve çocuğu olmadığı için, Hakk'a yürümeden önce kardeşi Seyyit Murad'a el ve icazet vererek postuna oturtmuş ve soyu kardeşinden devam etmiştir.
Seyit Süleyman, Cibâli Sultan'ın el ve icazet verdiği kardeşi Seyit Murat’ın torunlarındandır. Dolayısıyla, hem soy olarak, hem de "yol" bakımından Cibâli Sultan ve dolayısıyla Peygamber neslindendir.
Cibâli Sultan'ın Hakk'a yürümesinden sonra, kardeşi Seyyit Murat ve soyundan gelenler, zaman içinde Bursa'dan önce Eskişehir'e, oradan da Yavuz Sultan Selim zulmünden kurtulmak için Ankara yöresine hicret etmişlerdir. Son olarak da Çubuk İlçesi Susuz Köyü'ne yerleşmişlerdir.
Seyit Süleyman, işte bu Susuz köyünde Hicri 1274 (M.1857) yılında doğmuş ve burada yaşamıştır. Babası Seyyit Abdullah'tır. Çok sâde bir yaşam sürmüştür. 1310'da (1893) aşk bâdesi içmiş, yedi yıl gibi kısa bir sürede pek çok deyiş, nefes ve düvazimam söylemiştir. Kendisinin okuyup yazma bilmeyişi, çevresindeki yakınlarının da onun gerçek değerini, gerektiği ve layık olduğu şekilde tam anlamıyla bilemedikleri için, eserlerinin tamamı zamanında maalesef yazılamamıştır. Daha sonraları ağızdan ağıza söylenerek geçen eserlerinden bir kısmı günümüze ulaşmıştır[2]. Deyiş ve düvazimamları cem âyinlerinde de söylenmektedir.
Seyit Süleyman, 1317'de (1900)[3] hiç değer vermediği bu fâni dünyadan gerçek âleme geçmiştir. Çok genç yaşta (43 yaşında) göçen Seyit Süleyman, eserlerinin tümünü yedi yıl gibi kısa bir sürede vermiştir.
"Yedi" sayısının Seyit Süleyman'ın yaşamında özel bir yeri bulunmaktadır:
1- Yedi yıl Hakk âşıklığı yapmıştır.
2- Yedi kez bu dünyaya geldiğini deyişlerinde söylemiştir. Bir deyişinde şöyle diyor:
Bilirsen tarîkım, oku künyemde
Menâref sırrıdır, söylenmez ya da
Yedi kere mihman oldum dünyada
Pîrim Hacı Bektaş Velî bu zaman.
Başka bir deyişinde de:
Seyit Süleyman'ım kaynadı yine
Dünyanın binası oynadı yine
Ağlayacak gündür, hem yana yana
Yedi kere don değişen bu tendir.
diyor.
3- "Yedi âşık"a dem verildiğinde, kendisinin de içtiğini, yani, yedi yaşamından birinde, yedi âşıktan biri olarak dünyaya geldiğini bir deyişinde belirtmektedir:
Eflak-ı semâda yedi kapı açtım
Kırk sekiz eflakta bir şara düştüm
Yed'âşıka dem verildi, ben de içtim
Kırkların ceminde coştum o zaman.
Başka bir sefer dünyaya gelişini de şöyle anlatmaktadır:
Hergiz zindancıyam Çin-i Maçin'de
Çok cenkler eyledim küffar içinde
Mülcem şehit etti kırk üç yaşımda
Yetmiş iki pâre olan bu tendir.
"Sene üç yüz onda düştüm bu sevdaya" dediği deyişinden 1310'da (1893) âşıklığa başladığını anlıyoruz. Yine aynı yıl, bu sevdaya düştüğü için kendisine deli dendiğini belirtmiştir:
Temam oldu dört duvarın temeli
Bundan sonra Hak lokması yemeli
Sene bin üç yüz on, tarih koymalı
Seyit Süleyman'a deli dediler.
1317'de (1900) dünya değiştireceğini bir deyişinde şöyle bildirmiştir:
Ârifler fehmeder dâr-ı fenâyı
Mü'minler al giysin, yaksın kınayı
Üç yüz on yedide seyret dünyayı
Mülkün sahibi var, kıla ne minnet.
Yine bir deyişinde:
Süleyman'ım büyütmüşler riyâyı
Kaldırmışlar edep, udu, hayâyı
Bin üç yüz on yedi derler bu ayı
Her cemalde nur kalmamış şimdilik
demektedir.
İlk deyişini (sefalama), Hacı Bektaş evlatlarından Cemalettin Efendi evine konuk geldiğinde söyler ve "himmet" aldığı için dili açılır[4]:
Sefa geldin dost bağının bülbülü
Merhaba sevdiğim hâne sizindir
Himmet et, açılsın ednânın dili
Merhaba sevdiğim hâne sizindir.
Şerîatte şu senindir, bu benim
Tarikatte ne senin var, ne benim
Ermişsin hakikate yoktur gümanım
Merhaba sevdiğini hâne sizindir.
Okuyup tarîkım görenim gelmiş
Şu garip halimden soranım gelmiş
Dört kitaptan dersim verenim gelmiş
Merhaba sevdiğim hâne sizindir.
İçip de katreden kananım gelmiş
Gevherin meydana dökenim gelmiş
Perdesiz cihanı görenim gelmiş
Merhaba sevdiğim hâne sizindir.
Seyit Süleyman'ım yel nerden attı
Halis usta imiş, gevherin sattı
Gökte ararken yerde elimden tuttu
Merhaba sevdiğim hâne sizindir.
Seyit Süleyman, Çorum'un Sarımbeyli köyünden Deli Baran ve deyişlerinde Sefil Ali mahlasını kullanan Âşık Ali ile çağdaştır. Üçünün, çok çeşitli muhabbetlerde karşılıklı söyledikleri ünlü deyişler vardır. Örneğin, Deli Boran evine konuk geldiğinde, Seyit Süleyman nefis bir sefâlama söylemiştir:
Dost gelip hâneye mihman olunca
Duman başımızdan kalkmaz da neyler
Bir can kuduretten ilmin alnca
Gevherin meydana dökmez de neyler?
Kuduretten dersin alır okursa
Bülbül olup gül dalında şakırsa
Yetmiş üçün gürühuna çıkarsa
Gevherin meydana dökmez de neyler?
Üç sünnetten yedi farza erince
Dört kapıdan kırk makama girince
Doksan bin kelama hâfız olunca
Kaynayıp kaynayıp coşmaz da neyler?
Şimdi insan Hakk'ı görse bağlanmaz
İblis igat etmiş, iman eylenmez
İlm-i ledün her yerlerde söylenmez
Îman kanat vurup uçmaz da neyler?
Seyit Süleyman'ım aradığım burası
Sızıladı şu sînemin yarası
"Ved'Duhâ, vel'Leyl'i, Amme" sûresi
Dostun tarîkına konmaz da neyler?
Cemalettin Efendi zamanında gittiği Hacı Bektaş Dergâhı’nda, huzurda söylediği şu deyiş onun değerini anlatmaya yeter sanırım:
Muhabbet argında seli olanın
Daim çağlar, akar Ali Hü deyi
Evlad-ı Resül'den eli olanın
Kokar burcu burcu gülü Hü deyi.
İhlâs ile binasını kuranlar
Nefsini öldürüp dâra duranlar
Nesl-i Muhammed'e ikrar verenler
Daima dür döker dili Hû deyi.
Ahidin, vahidin, bir tendir âlem
Kâğıtsız yazarız, sırdandır kalem
Bir Pîr e bağlıdır hep cümle âlem
Budur erenlerin yolu Hû deyi.
Hünkâr Hacı Bektaş ol bedr-i mâhım
Yetiş, bunda koyma gül yüzlü Şahım
Beş vakit salâtım, hem kıblegâhım
Cihan "Saddak" dedi beli Hû deyi.
Seyit Süleyman'ım zikrim hayıra
Yüzüm süre süre geldim bu Pîr'e
Sînem bölük bölük oldu bin pâre
İllâ bin bir ismin biri Hü deyi.
Devamı...
Alper ÇAĞLAYAN
Araştırmacı-Yazar
Anadolu'da gelmiş geçmiş pek çok Hakk âşığı bulunmaktadır. Bir çoğunun adı, yakın çevresi dışında pek bilinmez. Bilinmemesinin nedeni, âşığın yeteneksizliğinden ya da eserlerinin iyi olmayışından değil, yakın çevresinde yeterince anlaşılamamış ya da ozanın kendisini iyi tanıtamamış olmasındandır.
Seyit Süleyman da işte bu âşıklar grubundandır. Mütevazi yaşamı ve çevresi tarafından değerinin anlaşılamamış olması nedeniyle, eserleri sınırlı bir çevre tarafından bilinmektedir.
Sefalama, nefes, deyiş ve düvazimamları çok değerli ve derin anlamlı olmasına rağmen, tanıtılmadığı için hak ettiği ünü, gereğince kazanamamıştır.
Öyleyse, kimdir bu Seyit Süleyman?..
Seyit Süleyman; Fatih devrinde yaşamış, İstanbul'un fethine Bursa Subaşısı ve Cebeci Ağası olarak katılmış, Cibali kapısını kırarak şehre giren kuvvetlerin komutanı olan Cebe Ali Bey'in[1] soyundandır.
Cibâli Sultan ya da Cebe Ali Bey, Horasan erenlerinden olup soyu İmam Musa-i Kâzım’a dayanmaktadır. Kendisi evlenmediği ve çocuğu olmadığı için, Hakk'a yürümeden önce kardeşi Seyyit Murad'a el ve icazet vererek postuna oturtmuş ve soyu kardeşinden devam etmiştir.
Seyit Süleyman, Cibâli Sultan'ın el ve icazet verdiği kardeşi Seyit Murat’ın torunlarındandır. Dolayısıyla, hem soy olarak, hem de "yol" bakımından Cibâli Sultan ve dolayısıyla Peygamber neslindendir.
Cibâli Sultan'ın Hakk'a yürümesinden sonra, kardeşi Seyyit Murat ve soyundan gelenler, zaman içinde Bursa'dan önce Eskişehir'e, oradan da Yavuz Sultan Selim zulmünden kurtulmak için Ankara yöresine hicret etmişlerdir. Son olarak da Çubuk İlçesi Susuz Köyü'ne yerleşmişlerdir.
Seyit Süleyman, işte bu Susuz köyünde Hicri 1274 (M.1857) yılında doğmuş ve burada yaşamıştır. Babası Seyyit Abdullah'tır. Çok sâde bir yaşam sürmüştür. 1310'da (1893) aşk bâdesi içmiş, yedi yıl gibi kısa bir sürede pek çok deyiş, nefes ve düvazimam söylemiştir. Kendisinin okuyup yazma bilmeyişi, çevresindeki yakınlarının da onun gerçek değerini, gerektiği ve layık olduğu şekilde tam anlamıyla bilemedikleri için, eserlerinin tamamı zamanında maalesef yazılamamıştır. Daha sonraları ağızdan ağıza söylenerek geçen eserlerinden bir kısmı günümüze ulaşmıştır[2]. Deyiş ve düvazimamları cem âyinlerinde de söylenmektedir.
Seyit Süleyman, 1317'de (1900)[3] hiç değer vermediği bu fâni dünyadan gerçek âleme geçmiştir. Çok genç yaşta (43 yaşında) göçen Seyit Süleyman, eserlerinin tümünü yedi yıl gibi kısa bir sürede vermiştir.
"Yedi" sayısının Seyit Süleyman'ın yaşamında özel bir yeri bulunmaktadır:
1- Yedi yıl Hakk âşıklığı yapmıştır.
2- Yedi kez bu dünyaya geldiğini deyişlerinde söylemiştir. Bir deyişinde şöyle diyor:
Bilirsen tarîkım, oku künyemde
Menâref sırrıdır, söylenmez ya da
Yedi kere mihman oldum dünyada
Pîrim Hacı Bektaş Velî bu zaman.
Başka bir deyişinde de:
Seyit Süleyman'ım kaynadı yine
Dünyanın binası oynadı yine
Ağlayacak gündür, hem yana yana
Yedi kere don değişen bu tendir.
diyor.
3- "Yedi âşık"a dem verildiğinde, kendisinin de içtiğini, yani, yedi yaşamından birinde, yedi âşıktan biri olarak dünyaya geldiğini bir deyişinde belirtmektedir:
Eflak-ı semâda yedi kapı açtım
Kırk sekiz eflakta bir şara düştüm
Yed'âşıka dem verildi, ben de içtim
Kırkların ceminde coştum o zaman.
Başka bir sefer dünyaya gelişini de şöyle anlatmaktadır:
Hergiz zindancıyam Çin-i Maçin'de
Çok cenkler eyledim küffar içinde
Mülcem şehit etti kırk üç yaşımda
Yetmiş iki pâre olan bu tendir.
"Sene üç yüz onda düştüm bu sevdaya" dediği deyişinden 1310'da (1893) âşıklığa başladığını anlıyoruz. Yine aynı yıl, bu sevdaya düştüğü için kendisine deli dendiğini belirtmiştir:
Temam oldu dört duvarın temeli
Bundan sonra Hak lokması yemeli
Sene bin üç yüz on, tarih koymalı
Seyit Süleyman'a deli dediler.
1317'de (1900) dünya değiştireceğini bir deyişinde şöyle bildirmiştir:
Ârifler fehmeder dâr-ı fenâyı
Mü'minler al giysin, yaksın kınayı
Üç yüz on yedide seyret dünyayı
Mülkün sahibi var, kıla ne minnet.
Yine bir deyişinde:
Süleyman'ım büyütmüşler riyâyı
Kaldırmışlar edep, udu, hayâyı
Bin üç yüz on yedi derler bu ayı
Her cemalde nur kalmamış şimdilik
demektedir.
İlk deyişini (sefalama), Hacı Bektaş evlatlarından Cemalettin Efendi evine konuk geldiğinde söyler ve "himmet" aldığı için dili açılır[4]:
Sefa geldin dost bağının bülbülü
Merhaba sevdiğim hâne sizindir
Himmet et, açılsın ednânın dili
Merhaba sevdiğim hâne sizindir.
Şerîatte şu senindir, bu benim
Tarikatte ne senin var, ne benim
Ermişsin hakikate yoktur gümanım
Merhaba sevdiğini hâne sizindir.
Okuyup tarîkım görenim gelmiş
Şu garip halimden soranım gelmiş
Dört kitaptan dersim verenim gelmiş
Merhaba sevdiğim hâne sizindir.
İçip de katreden kananım gelmiş
Gevherin meydana dökenim gelmiş
Perdesiz cihanı görenim gelmiş
Merhaba sevdiğim hâne sizindir.
Seyit Süleyman'ım yel nerden attı
Halis usta imiş, gevherin sattı
Gökte ararken yerde elimden tuttu
Merhaba sevdiğim hâne sizindir.
Seyit Süleyman, Çorum'un Sarımbeyli köyünden Deli Baran ve deyişlerinde Sefil Ali mahlasını kullanan Âşık Ali ile çağdaştır. Üçünün, çok çeşitli muhabbetlerde karşılıklı söyledikleri ünlü deyişler vardır. Örneğin, Deli Boran evine konuk geldiğinde, Seyit Süleyman nefis bir sefâlama söylemiştir:
Dost gelip hâneye mihman olunca
Duman başımızdan kalkmaz da neyler
Bir can kuduretten ilmin alnca
Gevherin meydana dökmez de neyler?
Kuduretten dersin alır okursa
Bülbül olup gül dalında şakırsa
Yetmiş üçün gürühuna çıkarsa
Gevherin meydana dökmez de neyler?
Üç sünnetten yedi farza erince
Dört kapıdan kırk makama girince
Doksan bin kelama hâfız olunca
Kaynayıp kaynayıp coşmaz da neyler?
Şimdi insan Hakk'ı görse bağlanmaz
İblis igat etmiş, iman eylenmez
İlm-i ledün her yerlerde söylenmez
Îman kanat vurup uçmaz da neyler?
Seyit Süleyman'ım aradığım burası
Sızıladı şu sînemin yarası
"Ved'Duhâ, vel'Leyl'i, Amme" sûresi
Dostun tarîkına konmaz da neyler?
Cemalettin Efendi zamanında gittiği Hacı Bektaş Dergâhı’nda, huzurda söylediği şu deyiş onun değerini anlatmaya yeter sanırım:
Muhabbet argında seli olanın
Daim çağlar, akar Ali Hü deyi
Evlad-ı Resül'den eli olanın
Kokar burcu burcu gülü Hü deyi.
İhlâs ile binasını kuranlar
Nefsini öldürüp dâra duranlar
Nesl-i Muhammed'e ikrar verenler
Daima dür döker dili Hû deyi.
Ahidin, vahidin, bir tendir âlem
Kâğıtsız yazarız, sırdandır kalem
Bir Pîr e bağlıdır hep cümle âlem
Budur erenlerin yolu Hû deyi.
Hünkâr Hacı Bektaş ol bedr-i mâhım
Yetiş, bunda koyma gül yüzlü Şahım
Beş vakit salâtım, hem kıblegâhım
Cihan "Saddak" dedi beli Hû deyi.
Seyit Süleyman'ım zikrim hayıra
Yüzüm süre süre geldim bu Pîr'e
Sînem bölük bölük oldu bin pâre
İllâ bin bir ismin biri Hü deyi.
Devamı...